

Better Call Saul — 2. Sezon Bölüm 1
Kelimeler ve anlamları
601 kelime
Seviye
yükümlülük
Sahnedebir kural veya söz nedeniyle yapılması gereken şey
It is my obligation to help
Yardım etmek benim yükümlülüğüm
suçlu
Sahnedesuç işleyen kişi
The police caught the perp
Polis suçluyu yakaladı
suçlu
bir suç işlediğinden şüphelenilen kişi
The police finally caught the perp
Polis sonunda suçluyu yakaladı
stok
Sahnedesatılmak veya kullanılmak için bekletilen ürünler
The store has a large stock of books
Mağazada büyük bir kitap stoğu var
hisse
bir şirketteki sahiplik birimi
He bought stock in a tech company
Bir teknoloji şirketinden hisse aldı
et suyu
yemek yapımında kullanılan et veya sebze haşlama suyu
I used chicken stock for the soup
Çorba için tavuk suyu kullandım
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
tamam
Sahnedeanlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
diş fırçası
Sahnedediş temizliği için kullanılan fırça
Put your toothbrush in the cup
Diş fırçanı bardağa koy
diş fırçası
dişleri temizlemek için kullanılan araç
I need a new toothbrush
Yeni bir diş fırçasına ihtiyacım var
bikini
Sahnedeiki parçalı kadın mayosu
She wore a blue bikini
Mavi bir bikini giydi
beyzbol kartı
Sahnedeüzerinde bir beyzbol oyuncusunun resmi bulunan koleksiyon kartı
He collects old baseball cards
O eski beyzbol kartları topluyor
teşekkür
Sahnedeminnet veya şükran ifadesi
Many thanks for the help
Yardım için çok teşekkürler
teşekkür etmek
birine minnettarlığını bildirmek
I want to thank you
Sana teşekkür etmek istiyorum
ciddiyetle
Sahnedeiçtenlikle veya ciddi bir tavırla
He spoke seriously about his future
Geleceği hakkında ciddiyetle konuştu
ciddi bir şekilde
çok ağır veya aşırı bir durumda
He was seriously injured in the accident
Kazada ciddi bir şekilde yaralandı
ciddiyetle
içten ve ciddi bir biçimde
He spoke seriously about his future
Geleceği hakkında ciddiyetle konuştu
harika
Sahnedeçok iyi veya etkileyici
That is a neat trick
Bu harika bir numara
sek
buz veya karıştırıcı olmadan servis edilen
He drinks his whiskey neat
Viskisini sek içer
düzenli
temiz ve düzenli
Her desk is always neat
Masası her zaman düzenlidir
düzenli
temiz ve düzenli olan
Please keep your desk neat
Lütfen masanı düzenli tut
farmasötik
Sahnedeilaç üretimiyle ilgili olan
It is a pharmaceutical product
Bu farmasötik bir üründür
ilaç şirketi
ilaç üreten şirket
This pharmaceutical is very large
Bu ilaç şirketi çok büyüktür
normalde
Sahnedeolağan şekilde
I normally wake up at 7 AM
Normalde sabah 7'de uyanırım
normal şekilde
alışılmış bir biçimde
She is behaving normally today
Bugün normal şekilde davranıyor
genellikle
çoğu durumda
I normally go to work by bus
Genellikle işe otobüsle giderim
normalde
alışılmış olan şekilde
I normally go to work by bus
Normalde işe otobüsle giderim
bulmak
Sahnedebir şeyi görmek veya yerini tespit etmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
biri veya bir şey hakkında fikir sahibi olmak
I find it easy
Onu kolay buluyorum
hükmetmek
mahkemede resmen bir karara varmak
The jury found him guilty
Jüri onun suçlu olduğuna hükmetti
yanıt
bir soruya verilen cevap
What is your find to the question
Soruya verdiğin yanıt nedir
bile
Sahnedeşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
iki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
çabalamak
bir şeyi başarmak için gayret göstermek
You should even to reach your goal
Hedefine ulaşmak için çabalamalısın
çift
ikiye tam bölünebilen sayı
Four is an even number
Dört çift bir sayıdır
ödül
Sahnedeiyi bir davranış veya çalışma karşılığında verilen şey
He got a reward for his hard work
Sıkı çalışması için bir ödül aldı
ödüllendirmek
birine yaptığı bir iş karşılığında bir şey vermek
Teachers reward students for hard work
Öğretmenler öğrencileri sıkı çalışmaları için ödüllendirir
sorun
Sahnedebaşa çıkması zor olan şey
I have a problem with my car
Arabamla ilgili bir sorunum var
problem
zorluk çıkaran bir soru veya durum
This math problem is hard
Bu matematik problemi zor
sorun değil
bir teşekkür veya özür sonrasında önemli olmadığını belirtmek için kullanılan ifade
Thanks for the help, it was no problem
Yardım için teşekkürler, hiç sorun değildi
sorun
çözülmesi gereken mesele
This is a big problem
Bu büyük bir sorun
coğrafi
Sahnedeyeryüzü şekilleri veya coğrafya ile ilgili
The region has diverse geographic features
Bölgenin çeşitli coğrafi özellikleri var
kalça
Sahnedebel ile üst uyluk arasındaki yan bölge
She put her hand on her hip
Elini kalçasına koydu
havalı
modern ve modaya uygun
This is a very hip cafe
Burası çok havalı bir kafe
yedek
Sahnedeihtiyaç duyulduğunda kullanılabilecek fazladan şey
I have a backup plan
Bir yedek planım var
destek
ek yardım veya kaynak
The police called for backup
Polis destek çağırdı
yedek
bir şeyin güvenli tutulan ikinci kopyası
Always keep a backup of your files
Dosyalarınızın her zaman bir yedeğini tutun
yedek
ihtiyaç duyulduğunda kullanılabilecek ekstra yardım
We need a backup plan
Bir yedek plana ihtiyacımız var
seçim
Sahnedebir şeyi seçme eylemi veya seçilen şey
It was a difficult choice
Zor bir seçimdi
seçkin
çok iyi kalitede olan
We were served choice wine
Bize seçkin bir şarap ikram edildi
seçim
birinin en çok tercih ettiği şey
This blue dress is my choice
Bu mavi elbise benim seçimim
kutsal
SahnedeTanrı veya din ile ilgili olan
This is a holy place
Burası kutsal bir yer
aman
öfke veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Holy cow, look at that
Vay canına, şuna bak
nefret etmek
Sahnedebirinden veya bir şeyden hiç hoşlanmamak
I hate cold weather
Soğuk havadan nefret ederim
itiraf etmek
bir şeyin doğru olduğunu söylemek
He confessed the truth
Gerçeği itiraf etti
nefret
birine veya bir şeye karşı duyulan çok güçlü hoşlanmama duygusu
They have so much hate in their hearts
Kalplerinde çok fazla nefret var
nefret etmek
birinden veya bir şeyden yoğun bir şekilde hoşlanmamak
I hate spiders
Örümceklerden nefret ederim
hediyelik eşya dükkanı
Sahnedehediye ve hatıra eşyaları satan dükkan
I bought a postcard at the gift shop
Hediyelik eşya dükkanından bir kartpostal aldım
ara sıra
Sahnedezaman zaman; sık olmayan
I go to the cinema once in a while
Ara sıra sinemaya giderim
arada sırada
bazen veya ara sıra yapılan
We visit our parents once in a while
Ailemizi arada sırada ziyaret ederiz
dinlemek
Sahnedeseslere dikkat etmek
Listen to the music
Müziği dinle
dinlemek
konuşan birine veya bir sese dikkatini vermek
Please listen to me
Lütfen beni dinle
boşa harcamak
Sahnedebir şeyi gereksiz yere kullanmak
Do not waste your time
Zamanını boşa harcama
kafası güzel
çok sarhoş veya uyuşturucu etkisinde olmak
He was totally wasted
Tamamen kafası güzeldi
atık
istenmeyen malzemeler
Industrial waste is a problem
Endüstriyel atıklar bir sorundur
ezip geçmek
birini bir yarışmada veya kavgada kolayca yenmek
They wasted their opponents in the game
Onlar oyunda rakiplerini ezip geçti
aşağıda
Sahnededaha alçakta veya uzakta bulunan bir yer
The station is down there
İstasyon aşağıda
aşağısı
vücudun alt kısmı
It hurts down there
Aşağısı acıyor
o zamandan beri
Sahnedegeçmişteki bir zamandan şimdiye kadar
I have lived here ever since I was a child
Çocukluğumdan beri burada yaşıyorum
o zamandan beri
geçmişteki bir noktadan şu ana kadar sürekli olarak
I have lived here ever since
O zamandan beri burada yaşıyorum
o zamandan beri
geçmişteki bir noktadan şu ana kadar
I have lived here ever since
Buraya taşındığımdan beri burada yaşıyorum
o günden beri
geçmişteki belirli bir zamandan itibaren
She has been happy ever since
O günden beri çok mutlu
iş arkadaşı
Sahnedebirlikte çalışılan kişi
He is my associate
O benim iş arkadaşım
ilişkilendirmek
iki şey arasında zihinsel bir bağ kurmak
I associate summer with the beach
Yazı plajla ilişkilendiririm
uzak
Sahnedebir noktadan veya yerden büyük mesafede
The store is too far
Mağaza çok uzak
şimdiye kadar
şu ana kadar
So far everything is good
Şimdiye kadar her şey iyi
ilerleme
yapılması veya tamamlanması gereken kısım
How far are you with your homework
Ödevinde ne kadar ilerledin
çok daha
önemli ölçüde veya büyük derecede
This car is far better
Bu araba çok daha iyi
ücret talep etmek
Sahnedebir mal veya hizmet karşılığında para istemek
The hotel charges for breakfast
Otel kahvaltı için ücret talep ediyor
şarj etmek
bir cihaza elektrik enerjisi yüklemek
I need to charge my phone
Telefonumu şarj etmem gerekiyor
suçlamak
birini yasal olmayan bir şey yapmakla resmen itham etmek
The police charged him with robbery
Polis onu soygunla suçladı
sorumluluk
birinin bakmakla yükümlü olduğu kişi veya şey
The children were in her charge
Çocuklar onun sorumluluğundaydı
ücret talep etmek
bir hizmet veya ürün için para istemek
They charge a high price
Bunun için yüksek ücret talep ediyorlar
hücum emri
ileri atılmayı veya saldırmayı bildiren komut
The general gave the order to charge
General hücum emrini verdi
hücum etmek
bir yöne doğru hızla ve güç kullanarak hareket etmek
The bull charged at the matador
Boğa matadora hücum etti
suçlamak
birinin yasa dışı bir şey yaptığını resmi olarak söylemek
The police will charge him with robbery
Polis onu soygunla suçlayacak
saldırmak
birine veya bir şeye hızlıca ve saldırganca hareket etmek
The soldiers charge the enemy position
Askerler düşman mevzisine saldırıyor
sorumluluk
kontrol veya mesuliyet sahibi olma durumu
She is in charge of the team
Ekibin sorumluluğu onda
yönetmek
bir şey üzerinde kontrol veya mesuliyet sahibi olmak
The manager charges the department
Müdür departmanı yönetiyor
sorumlu
bir şeyi idare etmekten veya kontrol etmekten yükümlü
Who is in charge of this project
Bu projenin sorumlusu kim
web sitesi
Sahnedeinternette bilgi veya hizmet sunan yer
I found this information on a website
Bu bilgiyi bir web sitesinde buldum
web sitesi
internette bilgi içeren sayfa veya sayfalar topluluğu
Visit our website for more information
Daha fazla bilgi için web sitemizi ziyaret edin
web sitesi
internette belirli bir konu veya kişi hakkında bilgi içeren sayfalar bütünü
I visited the company website
Şirketin web sitesini ziyaret ettim
bırak şunu
Sahnedebir eylemi yapmayı durdurmak
Please quit it and be quiet
Lütfen bırak şunu ve sessiz ol
hemen
Sahnedebekletmeden, şu anda
Come here immediately
Hemen buraya gel
durumda olmak
Sahnedebelirli bir konumda veya durumda bulunmak
How do things stand now
Şu an durumlar nasıl
tahammül etmek
hoş olmayan bir durumu kabul edebilmek
I can stand the noise
Gürültüye tahammül edebiliyorum
dik durmak
vücudun dik olacak şekilde ayaklarının üzerinde bulunmak
She stood straight to show respect
Saygı göstermek için dik durdu
destek
bir şeyi tutmak için kullanılan yapı
The camera is on a stand
Kamera bir desteğin üzerinde
müşteri
Sahnedemal veya hizmet satın alan kişi
The customer is always right
Müşteri her zaman haklıdır
müşteri
mal veya hizmet satın alan kişi
The customer is always right
Müşteri her zaman haklıdır
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
birine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
uğramak
bir yere kısa süreliğine gitmek
I will stop by your house later
Daha sonra evine uğrayacağım
hızlı
Sahnedekısa sürede gerçekleşen veya yapılan
She gave a quick answer
Hızlı bir cevap verdi
tırnak eti
tırnakların altındaki hassas deri dokusu
He cut his nail too short and reached the quick
Tırnağını çok kısa kesti ve tırnak etine ulaştı
kavrayışlı
bir şeyleri hızlı düşünebilen veya anlayabilen
She has a quick mind
O hızlı kavrayan bir zihne sahip
olmak
Sahnedemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
meydana gelmek
bir şeyin gerçekleşmesi
Something strange happened
Tuhaf bir şey oldu
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi
bar
Sahnedeinsanların alkol içmek için gittiği yer
The pub is their favorite watering hole
Pub onların en sevdiği içki mekanıdır
su kaynağı
hayvanların su içmek için gittikleri yer
Many animals gather at the watering hole
Birçok hayvan su kaynağında toplanır
bar
insanların içki içmek ve sosyalleşmek için buluştukları yer
They met at the local watering hole
Yerel barda buluştular
su içme yeri
hayvanların su içmek için gittiği yer
Many animals gather at the watering hole
Birçok hayvan su içme yerinde toplanır
dışarı çıkmak
Sahnedebir yerden yürüyerek ayrılmak
She decided to walk out of the room
Odadan çıkıp gitmeye karar verdi
terk etmek
birini veya bir şeyi aniden terk etmek
He walked out on his family
Ailesini terk etti
protesto etmek
kızgınlık veya anlaşmazlık belirtisi olarak bir yeri terk etmek
Many workers walked out of the meeting
Birçok işçi toplantıyı protesto ederek terk etti
çıkıp gitmek
bir yeri veya durumu aniden terk etmek
She decided to walk out of the meeting early
Toplantıdan erken çıkıp gitmeye karar verdi
terk etmek
bir protesto veya öfke nedeniyle bir yeri aniden bırakmak
Workers decided to walk out due to low wages
İşçiler düşük ücretler nedeniyle işi terk etmeye karar verdi
aniden ayrılmak
bir yeri veya kişiyi habersizce bırakmak
He did not expect his partner to walk out
Partnerinin aniden ayrılacağını beklemiyordu
hoş
Sahnedekeyifli veya zevkli
We had a nice day
Hoş bir gün geçirdik
güzel
göze hitap eden
That is a nice dress
O güzel bir elbise
iyi
nazik veya dost canlısı
She is a nice person
O iyi bir insan
bilgisayar
Sahnedeveri işleyen elektronik makine
I use my computer every day
Bilgisayarımı her gün kullanıyorum
bilgisayar
veri işlemek için kullanılan elektronik cihaz
I use a computer for work
İş için bilgisayar kullanıyorum
bilişim cihazı
programları çalıştıran veri işleme makinesi
This computer runs many programs
Bu bilişim cihazı birçok programı çalıştırıyor
sonunda
Sahnedeuzun bir süre veya gecikmeden sonra
He finally finished the project
Projeyi sonunda bitirdi
sonunda
uzun bir süre sonra veya nihayet
He finally arrived home
Sonunda eve vardı
sonunda
uzun bir zaman veya çabadan sonra
I finally finished my homework
Ödevimi sonunda bitirdim
son olarak
bir listenin veya konuşmanın sonunu belirtmek için
Finally we will look at the budget
Son olarak bütçeye bakacağız
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak veya zihninde canlandırmak
I don't get this math problem
Bu matematik problemini anlamıyorum
bak şimdi
karşıdakinin dikkatini çekmek için kullanılan ifade
Get this, he actually apologized
Bak şimdi, gerçekten özür diledi
dinle
şaşırtıcı bir şey söylemeden önce dikkat çekmek için kullanılır
Get this he actually won the race
Dinle yarışmayı gerçekten o kazandı
içeri girmek
Sahnedebir odaya veya binaya girmek
Please come in
Lütfen içeri girin
dahil olmak
Sahnedebir durumda rol veya görev üstlenmek
Where does the expert come in
Uzman nerede devreye giriyor
mevcut olmak
belirli bir formda satılmak veya bulunmak
This dress comes in red
Bu elbisenin kırmızısı var
gelmek
bir ürünün belirli seçenekleri veya çeşitleri ile sunulması
These shirts come in three sizes
Bu gömlekler üç bedende gelir
dereceye girmek
bir yarışmada belirli bir sırada bitirmek
She came in second in the race
Yarışta ikinci geldi
gelmek
bir yere ulaşmak veya bir sırada yer almak
She came in first in the race
Yarışta birinci geldi
işe yaramak
bir durumda kullanışlı hale gelmek
This tool will come in handy later
Bu alet sonra işe yarayacak
dahil olmak
bir duruma katılmak veya rol almak
They asked me to come in on the project
Benden projeye dahil olmamı istediler
neredeyse
Sahnedehemen hemen veya fiilen
It is practically finished
Neredeyse bitti
neredeyse
hemen hemen ya da büyük oranda
He has practically finished the work
İşi neredeyse bitirdi
ayrılmak
Sahnedebir yerden veya birinden uzaklaşmak
She left the office at five
Ofisten saat beşte ayrıldı
bırakmak
Sahnedebir şeyin belirli bir durumda olmasını sağlamak
He left the door open
Kapıyı açık bıraktı
sol
sağın karşı tarafı
Turn left here
Buradan sola dön
kalmak
diğerleri gittikten sonra orada olmaya devam etmek
Only two cookies are left
Sadece iki kurabiye kaldı
muhtemelen
Sahnedebüyük olasılıkla
It will probably rain today
Bugün muhtemelen yağmur yağacak
kalmadı
Sahnedebir şeyin elinde tükenmiş olması
We are out of sugar
Şekerimiz kalmadı
dışarı
Sahnedebir yerin içinden dışına doğru hareket etmek
She ran out of the room
Odadan dışarı koştu
nedeniyle
Sahnedebir şeyin sonucu olarak
I did it out of curiosity
Bunu meraktan yaptım
dışında tutmak
birini veya bir şeyi dahil etmemek
They kept me out of the meeting
Beni toplantının dışında tuttular
-den
bir yerden veya kaynaktan gelmek
I got the water out of the tap
Suyu musluktan aldım
arasından
bir grubun içinden seçilmek
Choose one out of these three
Bu üçünün arasından bir tane seç
içinden
bir şeyin iç kısmından gelmek
He came out of the room
Odanın içinden geldi
yoksun
bir şeye sahip olmamak
We are out of bread
Ekmeksiz kaldık
uzaklaşarak
bir yerden ayrılmak
Please get out of my house
Lütfen evimden çık
dışında
artık bir grubun parçası olmamak
He is out of the team
O artık takımın dışında
tükenmiş
bir şeyin bitmiş olması
We are out of gas
Benzinimiz bitti
dışarıda
bir yerin içinde olmamak
She is out of the office
Ofisin dışında
dışarı
bir yerin içerisi olmaması
Stay out of the rain
Yağmurun dışında kal
çıkararak
bir şeyi bir yerden almak
Take the keys out of your pocket
Anahtarları cebinden çıkar
alınarak
birini veya bir şeyi bir yerden uzaklaştırmak
They took the boy out of school
Çocuğu okuldan aldılar
kalmamış
bir şeyin tamamen bitmiş olması
We are out of sugar for the tea
Çay için şekerimiz kalmadı
şaka yapmak
Sahnedeciddi olmayan bir şey söylemek
I am just kidding
Sadece şaka yapıyorum
çocuk
genç bir kişi
The kid is playing
Çocuk oyun oynuyor
havalı
Sahnedeçok iyi veya etkileyici
That car is so cool
O araba çok havalı
sakin
heyecanlı veya kızgın olmayan
Keep cool during the test
Sınav sırasında sakin kal
serin
sıcak veya ılık olmayan
The weather is cool today
Bugün hava serin
ayrılmak
Sahnedebirbirinden uzaklaşmak
They parted at the airport
Havalimanında ayrıldılar
rol
film veya tiyatrodaki karakter
He played a small part
Küçük bir rol oynadı
parça
bütünün bir kısmı
The engine has many parts
Motorun birçok parçası var
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
hani
konuşurken dikkat çekmek veya düşünürken kullanılan bir ifade
You know, I am not sure about this
Hani, bu konuda emin değilim
bilmek
bir şey hakkında bilgi sahibi olmak
Do you know the answer
Cevabı biliyor musun
neyse
Sahnedeönemsemediğini belirtmek için kullanılır
Whatever, I don't care
Neyse, umurumda değil
her ne olursa olsun
her ne olursa olsun
Do whatever you want
Ne istersen onu yap
herhangi bir şey
belirli olmayan bir şey
You can eat whatever you want
İstediğin herhangi bir şeyi yiyebilirsin
ne olursa olsun
sonucun fark etmediğini ifade eder
I will stay whatever happens
Ne olursa olsun kalacağım
ortaya çıkarmak
Sahnedebir şeyi görünür veya bilinir hale getirmek
The report will expose the truth
Haber bülteni gerçeği ortaya çıkaracak
açıkta bırakmak
Sahnedebir şeyi örtüsüz veya korumasız bırakmak
Do not expose your skin to the sun
Cildini güneşte açıkta bırakma
ortaya çıkarmak
gizli olan bir şeyi görünür hale getirmek
The report will expose the truth
Rapor gerçeği ortaya çıkaracak
her zamanki
Sahnedenormal olan veya düzenli olarak gerçekleşen
I'll have my usual coffee
Her zamanki kahvemi alacağım
yaygın
çoğu zaman gerçekleşen durum
It is usual to see rain
Burada yağmur görmek yaygındır
normal
standart ve alışılmış olan
It was just a normal day
Sadece normal bir gündü
her zamanki
kişinin genellikle tercih ettiği şey
I will order my usual
Her zamankinden sipariş edeceğim
gerektirmek
Sahnedebir şeyin zorunlu olduğunu belirtmek
This job requires experience
Bu iş tecrübe gerektiriyor
gerektirmek
bir şeyin olması için gerekli olmak
This job requires a lot of patience
Bu iş çok sabır gerektiriyor
gerektirmek
bir şeyin olmasını zorunlu tutmak
This job requires a lot of experience
Bu iş çok fazla deneyim gerektirir
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
çalıntı mal satmak
Sahnedehırsızlık malı başkalarına satmak
He was arrested for trying to fence stolen goods
Çalıntı malları satmaya çalıştığı için tutuklandı
çit
insanların veya hayvanların bir yere girmesini engelleyen yapı
The garden has a white fence
Bahçenin beyaz bir çiti var
eskrim yapmak
spor olarak ince uzun kılıçlarla dövüşmek
He likes to fence
Eskrim yapmayı sever
eskrim
iki kişinin uzun ince kılıçlarla yaptığı spor dalı
They enjoy practicing fencing
Eskrim yapmaktan hoşlanıyorlar
gözbebeği
Sahnedebir grubun veya koleksiyonun en değerli parçası
This museum is the crown jewel of the city
Bu müze şehrin gözbebeğidir
derece
Sahnedesıcaklık ölçü birimi
It is twenty degrees today
Bugün hava yirmi derece
diploma
eğitim programı tamamlandığında alınan unvan
She has a university degree
Üniversite diploması var
derece
bir şeyin miktarı veya seviyesi
There is a high degree of risk
Yüksek bir risk derecesi var
derece
sıcaklığı ölçmek için kullanılan bir birim
It is 20 degrees outside
Dışarısı 20 derece
başarısız kişi
Sahnedebaşarılı olamamış kişi
Don't be such a loser
Bu kadar başarısız biri olma
kötü kaybeden
kaybettiğinde üzülen veya sinirlenen kişi
He acts like a sore loser when he plays games
Oyun oynarken kötü bir kaybeden gibi davranır
kaybeden
bir oyunda veya yarışmada yenilen kişi
The loser of the game was sad
Oyunun kaybedeni üzgündü
tanıma sırası
Sahnedeteşhis için yan yana dizilmiş kişiler
The witness picked him out of the lineup
Tanık onu tanıma sırasından seçti
çocuk oyuncağı
Sahnedeyapması çok kolay
Fixing this bike is easy peasy
Bu bisikleti tamir etmek çocuk oyuncağı
çocuk oyuncağı
yapılması çok kolay olan
The test was easy peasy
Sınav çocuk oyuncağıydı
banka
Sahnedeparanın saklandığı finansal kurum
I have a bank account
Bir banka hesabım var
nehir kıyısı
bir nehrin yanındaki toprak alan
We sat on the river bank
Nehir kıyısında oturduk
yana yatmak
bir yana doğru eğilmek
The plane banked to the left
Uçak sola doğru yattı
biriktirmek
bir şeyi daha sonra kullanmak üzere saklamak
You should bank your savings for later
Birikimlerini daha sonrası için saklamalısın
dışarıda
Sahnedebina dışında olan yer
The kids are playing outside
Çocuklar dışarıda oynuyor
dış yüzey
bir şeyin dış kısmı veya yüzeyi
The outside of the box is blue
Kutunun dışı mavidir
dışarıdan
bir grubun veya yerin dışından gelen
He is an outside consultant
O dışarıdan bir danışmandır
hariç
bir şeyin veya bir kimsenin dahil olmadığı durum
Outside of this small issue the project is complete
Bu küçük mesele haricinde proje tamamlandı
beklemek
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini beklemek
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
sabırsızlanmak
bir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
beklemek
kısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
beklemek
bir şeyin olmasını ya da birinin gelmesini umarak durmak
Please wait for me
Lütfen beni bekle
soruşturma
Sahnedegerçekleri veya bilgileri ortaya çıkarmak için yapılan dikkatli çalışma
The police started an investigation
Polis bir soruşturma başlattı
yeri doldurulamaz
Sahnedeyerine başka bir şey konulamayacak kadar özel
This ring is irreplaceable
Bu yüzüğün yeri doldurulamaz
kesinlikle
Sahnedekesinlik veya güçlü bir vurgu ifade etmek için kullanılır
I am sure as hell going to win
Kesinlikle kazanacağım
gerçekten de
öfke veya güçlü bir vurgu belirtmek için kullanılır
He was sure as hell angry
Gerçekten de çok kızgındı
kesinlikle
bir şeyin doğruluğunu vurgulamak için kullanılan ifade
You are sure as hell going to regret this
Buna kesinlikle pişman olacaksın
üzgün
Sahnedepişmanlık duyan veya özür dileyen
I am sorry for being late
Geç kaldığım için üzgünüm
nefes alma
Sahnedevücuda hava alıp verme işlemi
He is breathing deeply
Derin nefes alıyor
nefes alma
havayı akciğerlere alıp dışarı verme süreci
Deep breathing helps you relax
Derin nefes almak rahatlamana yardımcı olur
nefes alma
havayı ciğerlerine çekme eylemi
Deep breathing helps you relax
Derin nefes alma rahatlamana yardımcı olur
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
sürülmek
bir maddenin bir yüzeye uygulanması
The paint goes on easily
Boya kolayca sürülür
yayınlanmak
radyo veya televizyonda gösterilmek
The show will go on tonight
Gösteri bu gece yayınlanacak
çıkmak
biriyle romantik bir randevuya gitmek
Are you going on a date tonight
Bu gece bir randevuya mı çıkıyorsun
katılmak
bir gezi veya etkinliğe iştirak etmek
Are you going on the tour
Tura katılıyor musun
konuşup durmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
Don't go on about it anymore
Artık bu konuda konuşup durma
yayına çıkmak
bir televizyon veya radyo programında yer almak
The actor will go on the show tonight
Oyuncu bu gece programa çıkacak
katılmak
bir etkinlik veya faaliyete dahil olmak
She will go on the trip with us
O bizimle geziye katılacak
olmak
gerçekleşmek veya meydana gelmek
Tell me what is going on here
Burada neler olduğunu bana söyle
devam etmek
sürmek veya ilerlemek
We must go on with our work
İşimizi yapmaya devam etmeliyiz
başlamak
bir faaliyete girişmek
I will go on a diet tomorrow
Yarın diyete başlayacağım
uzun uzun konuşmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
He went on about his old job
Eski işi hakkında uzun uzun konuştu
girmek
bir web sitesini veya hizmeti kullanmak
I go on the internet every day
Her gün internete girerim
uzakta
Sahnedebirinden veya bir şeyden mesafeli olmak
He lives away from the city
Şehirden uzakta yaşıyor
uzak durmak
bir şeyden kaçınmak veya yaklaşmamak
Stay away from the fire
Ateşten uzak dur
az kalmış
belirli bir duruma ulaşmaya çok yakın
It is weeks away from being ready
Hazır olmasına haftalar kaldı
uzakta
bir yerden belli bir mesafede olma durumu
He is away from home
O evden uzakta
hesap
Sahnedeödenmesi gereken miktarı gösteren belge
Can I have the check please
Hesabı alabilir miyim lütfen
kontrol etmek
Sahnedebir şeye dikkatlice bakmak
Please check your answers
Lütfen cevaplarınızı kontrol edin
kareli
kumaş üzerindeki küçük kareli desen
He wore a check shirt
Kareli bir gömlek giydi
hesap
bir hizmet veya yemek için ne kadar borcunuz olduğunu gösteren kağıt parçası
Could we have the check please
Hesabı alabilir miyiz lütfen
özgür
Sahnedekısıtlanmamış veya kontrol edilmeyen
The bird is free
Kuş özgür
ücretsiz
bedava olan veya ücret ödenmeyen
This water is free
Bu su ücretsiz
serbest bırakmak
birini veya bir şeyi tutulduğu ya da sıkıştığı yerden kurtarmak
They decided to free the bird from the cage
Kuşu kafesten serbest bırakmaya karar verdiler
müsait
yapacak işi veya zorunluluğu olmayan
I am free this afternoon
Bu öğleden sonra müsaitim
hay aksi
Sahnedeküçük bir hata yapıldığında söylenen ünlem
Oops, I dropped the pen
Hay aksi, kalemi düşürdüm
vardı
Sahnedebir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
edinmek
Sahnedebir şeye sahip olmak
He got a new car
Yeni bir araba edindi
haline gelmek
değişip yeni bir duruma girmek
It got dark outside
Dışarısı karardı
anlamak
bir şeyi doğru şekilde kavramak veya duymak
I finally got the message
Sonunda mesajı anladım
egzotik
Sahnededünyanın başka bir yerinden gelen ve alışılmadık olan
She likes exotic fruits
Egzotik meyveleri sever