

Better Call Saul — Season 2 Episode 2
Kelimeler ve anlamları
634 kelime
Seviye
bir şey anlamamış
Sahnedeönceki durumdan daha fazla bilgi sahibi olmamış
I explained it clearly but he was none the wiser
Ona açıkça anlattım ama o hiçbir şey anlamadı
şikayet etmek
Sahnedebir durumdan memnuniyetsizliğini dile getirmek
I want to complain about the service
Servis hakkında şikayet etmek istiyorum
karıştırmak
Sahnedebir yeri gizlice araştırmak veya kurcalamak
He was nosing around my desk
Masamı karıştırıyordu
kurcalamak
gizlice bilgi veya bir şey aramak
He was nosing around in my drawers
Çekmecelerimi kurcalıyordu
işaret
Sahnedeözel bir anlamı olan sembol
It is a sign of respect
Bu bir saygı işaretidir
işaret
bir anlamı olan vücut hareketi
He made a sign to be quiet
Sessiz olması için bir işaret yaptı
imza atmak
kabul ettiğini göstermek için bir belgeye ismini yazmak
Please sign the contract here
Lütfen sözleşmeyi buraya imzalayın
cana yakın
Sahnedenezaket ve sıcaklık gösteren
She is a very friendly person
O çok cana yakın biridir
dost canlısı
Sahnedeinsanlarla iyi geçinen ve nazik olan
The neighbors are very friendly
Komşular çok dost canlısı
dost
kendi tarafınızdan olan ve zarar verilmesi istenmeyen
We must avoid friendly fire
Bu durumda dost ateşinden kaçınmalıyız
krema
Sahnedesütten elde edilen koyu beyaz sıvı
I put cream in my coffee
Kahveme krema koyarım
krem
cilt bakımı için kullanılan yumuşak madde
I use hand cream
El kremi kullanırım
seçkinler
bir grubun en iyi veya en önemli üyeleri
He is the cream of the team
O takımın en iyisidir
kendinden geçmek
aşırı derecede heyecanlanmak veya heveslenmek
I almost creamed when I heard the news
Haberi duyduğumda neredeyse kendimden geçtim
karmaşık
Sahnedeçok parçalı ve anlaşılması zor olan
This is a complex problem
Bu karmaşık bir problem
kompleks
kişinin kendisi hakkında sahip olduğu fikir ve duygular bütünü
He has an inferiority complex
Onun aşağılık kompleksi var
kompleks
bir arada bulunan bina grubu
The sports complex is huge
Spor kompleksi çok büyük
bir
Sahnede1 sayısı
I have one apple in my bag
Çantamda bir elma var
bölüm
bir dizinin parçası
I watched episode one last night
Dün gece dizinin ilk bölümünü izledim
an
çok kısa bir süre
Wait for one moment please
Lütfen bir an bekleyin
biraz
küçük bir derecede
This is one better than that
Bu ondan biraz daha iyi
karar vermek
Sahnedebir konu hakkında seçim yapmak
I need to decide what to eat
Ne yiyeceğime karar vermem lazım
asmak
Sahnedebir şeyi düşmemesi için yüksek bir yere tutturmak
I will hang the painting on the wall
Tabloyu duvara asacağım
takılmak
birileriyle boş vakit geçirmek
I like to hang with my friends
Arkadaşlarımla takılmayı seviyorum
kavrayış
bir işin nasıl yapılacağını anlama becerisi
I finally got the hang of this game
Sonunda bu oyunun inceliğini kavradım
asarak öldürmek
birinin boynuna ip geçirerek yaşamına son vermek
The killer hanged his victim
Katil kurbanını asarak öldürdü
ortada bırakmak
birini zor bir durumda yardımsız bırakmak
They hung me out to dry
Beni ortada bıraktılar
asmak
bir şeyi yüksek bir yere sabitlemek
Hang the coat on the hook
Montu kancaya as
asılı durmak
görülebilmesi için bir yüzeye tutturulmuş olmak
The painting hangs on the wall
Tablo duvarda asılı duruyor
takılmak
boş zamanı rahat bir şekilde geçirmek
Let us hang out tonight
Bu gece takılalım
asmak
boynuna ip geçirip kendini aşağı bırakarak yaşamına son vermek
He tried to hang himself
Kendini asmaya çalıştı
ekip
Sahnedebirlikte çalışan insan grubu
The film crew worked hard
Film ekibi çok çalıştı
mürettebat
birlikte çalışan insan grubu
The crew is ready
Mürettebat hazır
mürettebatta yer almak
bir teknenin veya geminin ekibinde görev yapmak
He likes to crew on sailing boats
O yelkenli teknelerde mürettebat olarak çalışmayı sever
ekip
film veya gösteri setinde oyunculardan ayrı olarak çalışan grup
The film crew set up the cameras
Film ekibi kameraları kurdu
konuşabilmek
Sahnedekonuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
konuşmak
bir konu hakkında karşılıklı konuşmak
They need to talk about their plans
Planları hakkında konuşmaları gerekiyor
sağır
Sahnedeişitemeyen
He is deaf
O sağır
sağlamak
Sahnedeihtiyaç duyulan bir şeyi vermek
The company supplies electricity
Şirket elektrik sağlıyor
malzeme
belirli bir amaç için gereken şeyler
We need more school supplies
Daha fazla okul malzemesine ihtiyacımız var
stok
kullanım için mevcut olan miktar
We have a large supply of water
Büyük bir su stoğumuz var
müzik grubu
müzik yapan topluluk
The supply performed at the concert
Müzik grubu konserde sahne aldı
evet
Sahnedeevet demenin gayri resmi yolu
Yep, I can help you
Evet, sana yardım edebilirim
evet
evet anlamında kullanılan gayriresmi kelime
Yep I will be there
Evet orada olacağım
tamam
bir şeyi onaylamak için kullanılan ifade
Yep that sounds right
Tamam bu doğru görünüyor
basit
Sahnedezor veya karmaşık olmayan
This is a simple task
Bu basit bir görev
sade
gösterişsiz veya karmaşık olmayan
She wore a simple dress
Sade bir elbise giydi
basitçe
basit veya anlaşılır bir biçimde
I like to keep things simple
İşleri basit tutmayı severim
karşı çıkmak
Sahnedebir fikre veya argümana ters bir görüş belirtmek
She decided to counter his claim
Onun iddiasına karşı çıkmaya karar verdi
sayıcı
nesneleri sayan kişi
He is a fast counter
O hızlı bir sayıcıdır
tezgah
yemek hazırlanan veya hizmet verilen düz yüzey
Put the keys on the counter
Anahtarları tezgaha koy
sayaç
sayıları sayan veya gösteren bir cihaz
The electric counter shows how much energy we use
Elektrik sayacı ne kadar enerji kullandığımızı gösteriyor
doğru yolda olmak
Sahnedeönemli bir şeyi fark etmek veya bulmak
I think we are on to something
Sanırım doğru yoldayız
hareket etmek
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
Please move your car
Lütfen arabanızı hareket ettirin
hamle
yapılan bir eylem veya adım
It was a smart move
Akıllıca bir hamleydi
film
sinemada veya televizyonda gösterilen bir hikaye
I watched a great movie last night
Dün gece harika bir film izledim
duygulandırmak
birini güçlü duygular hissetmeye yöneltmek
Her story really moved me
Hikayesi beni gerçekten duygulandırdı
hareket etmek
bir yerden başka bir yere gitmek
He started to move to the door
Kapıya doğru hareket etmeye başladı
ertelemek
bir etkinliğin tarihini veya saatini değiştirmek
They moved the meeting to Friday
Toplantıyı cumaya ertelediler
hareket halinde
yer değiştiren veya kımıldayan
The train is finally moving
Tren sonunda hareket ediyor
teklif etmek
bir planı veya fikri tartışma için resmi olarak sunmak
I move that we end the meeting
Toplantıyı bitirmeyi teklif ediyorum
taşınmak
bir yerden başka bir yere yerleşmek
We are going to move to a new house
Yeni bir eve taşınacağız
hızla satılmak
genellikle düşük fiyata hızlıca elden çıkarılmak
These cheap goods move very fast
Bu ucuz ürünler hızla satılıyor
yerini değiştirmek
bir şeyi bir yerden başka bir yere nakletmek
Can you move your chair please
Lütfen sandalyenin yerini değiştirebilir misin
ikna etmek
birinin fikrini veya hareketini değiştirmesine neden olmak
Nothing could move him to change his mind
Hiçbir şey onu fikrini değiştirmeye ikna edemedi
öneride bulunmak
bir toplantıda resmi olarak bir şey önermek
She moved that the meeting be adjourned
Toplantının ertelenmesi için öneride bulundu
elektronik
Sahnedebilgisayar teknolojisini kullanan
I read electronic books
Elektronik kitaplar okurum
elektronik cihaz
çalışmak için elektrik kullanan bir makine
He bought a new electronic device
Yeni bir elektronik cihaz satın aldı
mükemmel
Sahnedeçok iyi
This cake is excellent
Bu kek mükemmel
kıl
Sahnedeinsan vücudunda yetişen ince teller
He has hair on his arms
Kollarında kıl var
saç
kafa derisinde yetişen teller
I cut my hair
Saçımı kestirdim
kıl payı
çok küçük bir miktar veya mesafe
He won by a hair
Kıl payı kazandı
saç
insanın başında büyüyen ince teller
She has long brown hair
Onun uzun kahverengi saçları var
müşteri
Sahnedebir işletmenin hizmetlerinden yararlanan kimse
He is a regular patron of this cafe
O bu kafenin müdavim bir müşterisidir
destekçi
Sahnedebir gruba veya davaya yardım sağlayan kimse
The museum relies on its wealthy patrons
Müze zengin destekçilerine bel bağlıyor
farmasötik
Sahnedeilaç üretimiyle ilgili olan
It is a pharmaceutical product
Bu farmasötik bir üründür
ilaç şirketi
ilaç üreten şirket
This pharmaceutical is very large
Bu ilaç şirketi çok büyüktür
uğramak
Sahnedekısa süreliğine ziyaret etmek
Please come by tomorrow
Lütfen yarın uğra
elde etmek
bir şeyi edinmek veya bulmak
How did you come by this book
Bu kitabı nasıl elde ettin
uğramak
bir yere veya birine kısa süreliğine ziyaret gerçekleştirmek
Come by my office later
Daha sonra ofisime uğra
haydi
Sahnedebir öneride bulunmak için kullanılır
Let us go
Haydi gidelim
izin vermek
birinin bir şey yapmasına müsaade etmek
Please let us play outside
Lütfen dışarıda oynamamıza izin ver
seçim
Sahnedebir şeyi seçme eylemi veya seçilen şey
It was a difficult choice
Zor bir seçimdi
seçkin
çok iyi kalitede olan
We were served choice wine
Bize seçkin bir şarap ikram edildi
seçim
birinin en çok tercih ettiği şey
This blue dress is my choice
Bu mavi elbise benim seçimim
alır
Sahnedebir şeyi elde etmek veya kabul etmek
He takes the key
Anahtarı o alır
götürmek
bir şeyi bir yerden başka bir yere taşımak
She takes her umbrella to school
O şemsiyesini okula götürür
gerektirmek
bir şeyin gerekli olması
It takes time to learn a language
Bir dil öğrenmek zaman gerektirir
gerektirmek
bir şeyin gerçekleşmesi için ihtiyaç duyulmak
It takes courage to try new things
Yeni şeyler denemek cesaret gerektirir
terlemek
Sahnedeciltten ter çıkarmak
I sweat a lot in summer
Yazın çok terlerim
endişelenmek
bir şey hakkında kaygılanmak veya gerilmek
Don't sweat the small stuff
Küçük şeyleri dert etme
sorguya çekmek
birini yoğun veya agresif bir şekilde sorgulamak
The detectives sweated the suspect for information
Dedektifler bilgi almak için şüpheliyi sorguya çekti
endişelenmek
bir konu hakkında kaygılı veya stresli hissetmek
Do not sweat the small details
Küçük detaylar için endişelenme
Eşofman
Egzersiz yaparken veya dinlenirken giyilen rahat kıyafetler
I wear my sweats to the gym
Spor salonuna eşofmanlarımı giyiyorum
Terletmek
Yiyeceği az yağda esmerleşmeden yavaşça pişirmek
Sweat the onions in a pan
Soğanları tavada terletin
Terli
Vücuttan çıkan sıvı ile kaplı olma durumu
I am damp with sweat
Ter içindeyim
güzel
Sahnedegöze veya zihne hoş gelen
She has a beautiful voice
Onun güzel bir sesi var
güzel
göze hitap eden ve hoş görünen
She is a beautiful woman
O güzel bir kadın
şikayetçi olmak
Sahnedebirinin bir suç işlediğini resmen beyan etmek
The victim decided to press charges against the thief
Mağdur hırsıza karşı şikayetçi olmaya karar verdi
şikayetçi olmak
birine karşı resmi olarak yasal suçlamada bulunmak
The victim decided to press charges against the thief
Mağdur hırsızdan şikayetçi olmaya karar verdi
ayıklamak
Sahnedebir şeyi düzenlemek veya gruplara ayırmak için incelemek
I need to sort through these papers
Bu kağıtları ayıklamam gerekiyor
izini sürüp bulmak
Sahnedebirini veya bir şeyi arayarak bulmak
I finally tracked down the book
Sonunda kitabın izini sürüp buldum
izini bulmak
birini veya bir şeyi arayarak bulmak
The police tracked down the thief
Polis hırsızın izini buldu
başarısızlık
Sahnedeistenen sonucun elde edilememesi durumu
He learned from his failure
Başarısızlığından ders çıkardı
arıza
bir makinenin veya cihazın düzgün çalışmaması durumu
The engine failure stopped the car
Motor arızası arabayı durdurdu
ilaç veya uyuşturucu
Sahnedevücudu etkileyen kimyasal madde
This drug helps you sleep
Bu ilaç uyumanıza yardımcı olur
arkadaş
çok sevilen bir kişi
He is a good drug
O iyi bir arkadaş
ilaç vermek
birine vücudunu etkileyen bir madde vermek
They drug the patient
Hastaya ilaç veriyorlar
manşet
Sahnedebir haberin başlığı
I read the headline in the newspaper
Gazetedeki manşeti okudum
baş sanatçı olmak
bir etkinlikte en önemli veya öne çıkan gösteriyi yapmak
The band will headline the concert tonight
Grup bu akşamki konserde baş sanatçı olacak
fazla satın almak
Sahnedeihtiyaçtan daha fazlasını satın almak
We overbought food for the party
Parti için fazla yiyecek satın aldık
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
hatırlamak
bir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
adamlar
Sahnedeerkekler için kullanılan samimi ifade
Those guys are tall
Şu adamlar uzun
arkadaşlar
bir grup insan için kullanılan samimi ifade
Hi guys
Selam arkadaşlar
adam
bir erkek için kullanılan samimi ifade
He is a nice guy
O iyi bir adam
millet
bir grup insan için kullanılan gayriresmi ifade
Listen guys
Dinleyin millet
iş birliği yapmak
Sahnedeberaber çalışmak veya istenileni yapmak
If you want the promotion, you have to play ball
Terfi istiyorsan iş birliği yapmalısın
en iyi
Sahnedeen yüksek kalitede veya en uygun
This is the best book
Bu en iyi kitap
yenmek
bir yarışmada birini mağlup etmek
He bested his opponent
Rakibini yendi
iyi olur
birine güçlü bir tavsiye veya uyarı vermek için kullanılır
You had best leave now
Şimdi gitsen iyi olur
en iyi dilekler
birine sunulan iyi niyet ve güzel temenniler
Please give her my best
Lütfen ona en iyi dileklerimi ilet
göz kırpmak
Sahnedegözleri hızla kapatıp açmak
He blinked his eyes
Gözlerini kırptı
göz kırpmak
gözlerin hızlıca kapanıp açılması
Don't blink
Gözlerini kırpma
yardım etmek
Sahnedebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
kendini tutmak
Sahnedebir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
ilgilendirmek
Sahnedebirinin bir şeye merak duymasını veya dikkat etmesini sağlamak
This book interests me
Bu kitap ilgimi çekiyor
faiz
ödünç alınan para için ödenen ek ücret
The bank charges a high interest rate
Banka yüksek bir faiz oranı uyguluyor
hobi
boş zamanlarda yapmaktan hoşlanılan etkinlik
Reading is one of my interests
Okumak hobilerimden biridir
pay
bir işteki ortaklık veya hisse durumu
He has an interest in the company
Şirkette bir payı var
kutsamak
SahnedeTanrı'dan birini korumasını veya ona yardım etmesini istemek
God bless you
Tanrı seni kutsasın
şanslı hissetmek
kendini çok şanslı veya minnettar hissetmek
I feel blessed to have such a great family
Harika bir aileye sahip olduğum için kendimi şanslı hissediyorum
kutsamak
birini zarardan korumak için kutsamak
May God bless you and keep you safe
Tanrı seni kutsasın ve güvende tutsun
kutsamak
birine mutluluk veya iyilik vermek
Her kindness blesses those around her
Onun nezaketi çevresindekileri mutlu eder
rapor
Sahnedebir olay veya durum hakkındaki anlatım
She gave a detailed report
Detaylı bir rapor verdi
bildirmek
Sahnedebir konu hakkında bilgi vermek
She reported the news to her boss
Haberleri patronuna bildirdi
bildirmek
talimat üzerine bir yere gitmek
Report to the manager immediately
Derhal müdüre başvurun
oynamak
Sahnedeeğlenmek için bir şeyler yapmak
The children play in the garden
Çocuklar bahçede oynuyor
rol yapmak
bir filmde veya oyunda rol üstlenmek
He plays a doctor in the movie
Filmde bir doktoru canlandırıyor
çalmak
bir cihazdan veya enstrümandan müzik sesi çıkarmak
Can you play a song
Bir şarkı çalabilir misin
oynamak
bir durumu belirli bir şekilde yönetmek
You should play it safe
Garanti oynamalısın
mütevazı
Sahnedekibirli veya gururlu olmayan
He is a humble man
O mütevazı bir adamdır
mütevazılaştırmak
birinin kendisini daha az önemli hissetmesini sağlamak
The loss humbled the champion
Mağlubiyet şampiyonu mütevazılaştırdı
alçakgönüllü yapmak
birinin kendini daha az önemli veya gururlu hissetmesini sağlamak
The defeat humbled him
Yenilgi onu alçakgönüllü yaptı
gururunu kırmak
birinin kendisini daha az önemli veya gururlu hissetmesini sağlamak
The defeat humbled him
Yenilgi onun gururunu kırdı
biraz
Sahnedeaz miktarda veya bir dereceye kadar
I am kind of tired
Biraz yorgunum
tür
benzer nitelikleri olan grup
What kind of book do you want
Ne tür bir kitap istiyorsun
tür
belirli bir çeşit veya tip
This is a new kind of fruit
Bu yeni bir tür meyve
lafı açılmışken
Sahnedebahsetmişken
Speaking of movies, have you seen the new one?
Filmlerden bahsetmişken, yenisini izledin mi?
lafı açılmışken
bir konudan bahsetmeye başlarken kullanılan ifade
Speaking of the party, are you going?
Partinin lafı açılmışken gidiyor musun?
bahsi açılmışken
daha önce bahsedilen konuyla bağlantılı olarak
Speaking of movies have you seen the new one
Filmlerden bahsetmişken yenisini izledin mi
basılı kopya
Sahnededijital bir dosyanın kağıda basılmış hali
Please send me a hard copy of the report
Lütfen raporun basılı bir kopyasını bana gönder
basılı kopya
dijital bir belgenin kağıda basılmış hali
Please send me a hard copy of the report
Lütfen raporun basılı bir kopyasını gönderin
basılı kopya
dijital ortamda olmayan kağıt üzerindeki belge
Please provide a hard copy of the report
Lütfen raporun basılı bir kopyasını verin
çıktı
bilgisayar dosyasının fiziksel basılmış hali
I need to take a hard copy of this file
Bu dosyanın bir çıktısını almam gerekiyor
başlamak
Sahnedebir işe girişmek
We will get to the main topic soon
Ana konuya yakında başlayacağız
fırsatı olmak
Sahnedebir şeyi yapma şansı bulmak
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma fırsatın var
etkilemek
güçlü bir duygu uyandırmak
His words got to me
Sözleri beni etkiledi
varmak
bir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
rahatsız etmek
birini kızdırmak veya üzmek
His constant talking really gets to me
Onun sürekli konuşması beni gerçekten rahatsız ediyor
dosyalamak
Sahnederesmî makamlara belge teslim etmek
You must file your report today
Raporunu bugün dosyalamalısın
dosya
belgelerin veya dijital verilerin toplandığı yer
I opened the file
Dosyayı açtım
sıra
insanların birbiri ardına dizildiği sıra
The students walked in a file
Öğrenciler tek sıra halinde yürüdü
törpü
bir şeyi düzeltmek veya şekillendirmek için kullanılan pürüzlü alet
She used a nail file
Tırnak törpüsü kullandı
kesinti
Sahnedebir faaliyetin veya olayın duraklaması
I had an interruption during my work
Çalışmam sırasında bir kesinti oldu
sınıflandırmak
Sahnedeşeyleri gruplara ayırmak
I need to categorize these files
Bu dosyaları sınıflandırmam gerekiyor
genel durum
Sahnedebir durumun tamamı veya ana fikri
You need to understand the whole picture
Genel durumu anlaman gerekiyor
resim
görsel bir temsil
I drew a picture
Bir resim çizdim
hayal etmek
zihinde canlandırmak
I can't picture it
Bunu hayal edemiyorum
film
sinemada gösterilen hareketli görüntü
We saw a funny picture at the cinema
Sinemada komik bir film izledik
hafife almak
Sahnedebirinin yeteneklerini olduğundan daha az görmek
Never underestimate your opponent
Rakibini asla hafife alma
hafife almak
Sahnedebirini veya bir şeyi olduğundan daha az önemli görmek
Do not underestimate your abilities
Yeteneklerini hafife alma
hafife almak
bir şeyin gerçekte olduğundan daha küçük veya daha az önemli olduğunu düşünmek
Never underestimate your own potential
Kendi potansiyelini asla hafife alma
iyi
Sahnedeyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
olmak
Sahnedemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
meydana gelmek
bir şeyin gerçekleşmesi
Something strange happened
Tuhaf bir şey oldu
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi
tartışma
Sahnedebir konu hakkında yapılan resmi tartışma
They had a long debate about the new law
Yeni yasa hakkında uzun bir tartışma yaptılar
tartışmak
farklı görüşlerle bir konuyu konuşmak
They debated the new laws for hours
Yeni yasaları saatlerce tartıştılar
şüpheli
Sahnedebir şeylerin yanlış olduğunu veya birinin dürüst olmadığını hissetme durumu
He looked very suspicious
Çok şüpheli görünüyordu
şüpheli
bir şeyin yanlış veya yasa dışı olduğunu düşündüren
He saw a suspicious car near the house
Evin yakınında şüpheli bir araba gördü
çözmek
Sahnedebir problemi çözmek veya bir şeyi anlamak
I need to figure out this puzzle
Bu bulmacayı çözmem gerekiyor
anlamak
düşünerek bir şeyi kavramak
I can't figure out how this works
Bunun nasıl çalıştığını anlayamıyorum
çözmek
bir sorunun cevabını bulmak veya bir şeyin nasıl çalıştığını anlamak
I will figure out how to fix this
Bunu nasıl tamir edeceğimi çözeceğim
sıfat
Sahnedebirinin sahip olduğu rol veya işlev
He is acting in the capacity of a manager
O yönetici sıfatıyla hareket ediyor
kapasite
bir şeyin alabileceği veya yapabileceği maksimum miktar
The stadium has a capacity of 50,000 people
Stadyumun 50.000 kişilik kapasitesi var
kapasite
bir şeyin alabileceği maksimum miktar veya sayı
The stadium has a large capacity
Stadyumun büyük bir kapasitesi var
hırsız
Sahnedeeşyaları çalan kişi
The thief stole my wallet
Hırsız cüzdanımı çaldı
hırsız
başkasının eşyasını izinsiz alan kimse
The thief stole my phone
Hırsız telefonumu çaldı
adamak
Sahnedebir işe zaman veya emek vermek
He decided to dedicate his life to science
Hayatını bilime adamaya karar verdi
adamak
bir amaca zaman veya çaba harcamak
He dedicated his life to science
Hayatını bilime adadı
ayırmak
bir şeyi belirli bir amaç için kullanmak üzere kenara koymak
He dedicated this room to his work
Bu odayı çalışması için ayırdı
insanlar
Sahnedebir grup insan, özellikle aile veya arkadaşlar
My folks are coming to visit
Ailem ziyarete geliyor
aile
aile bireyleri
I am visiting my folks this weekend
Bu hafta sonu ailemi ziyarete gidiyorum
halk
sıradan insanların geleneksel kültürüyle ilgili
She likes to listen to folk music
O halk müziği dinlemeyi sever
geçmiş
Sahnedezaten yaşanmış olan zaman
We should learn from the past
Geçmişten ders almalıyız
geçe
saatin tam vaktinden sonraki zaman
It is ten past five
Saat beşi on geçiyor
hamur işi
fırında pişmiş bir tür hamur işi veya tuzlu yemek
He bought a fresh past
Taze bir hamur işi satın aldı
sunmak
birine incelemesi veya onaylaması için vermek
Please pass this document to the manager
Lütfen bu belgeyi yöneticiye sunun
sürpriz
Sahnedebeklenmedik şekilde gerçekleşen olay
That party was a big surprise
O parti büyük bir sürprizdi
sürpriz
beklenmedik bir durum anında söylenen söz
Surprise! I am here
Sürpriz! Buradayım
sürpriz
beklenmedik şekilde gerçekleşen
It was a surprise visit
Sürpriz bir ziyaretti
şaşırmak
beklenmedik bir durum karşısında hayrete düşmek
I am surprised by the gift
Hediyeye şaşırdım
adlandırmak
Sahnedebir şeye isim vermek
Let's call it a success
Hadi buna bir başarı diyelim
paydos etmek
bir etkinliği şimdilik durdurmak
Let us call it a day
Hadi bugünlük paydos edelim
doğru tahmin etmek
bir şeyi önceden isabetli şekilde bilmek
You called it when you said it would rain
Yağmur yağacağını söylediğinde doğru tahmin ettin
adlandırmak
bir şeye belirli bir isim vermek
What do you want to call it
Ona ne isim vermek istiyorsun
mesele
Sahnedeele almanız gereken iş veya görev
That is none of your concern
Bu senin meselen değil
endişe
sizi huzursuz hissettiren şey
My main concern is the weather
Temel endişem hava durumu
firma
büyük bir iş yeri veya şirket
It is a large manufacturing concern
Bu büyük bir üretim firmasıdır
ilgilendirmek
bir konuyla ilgili veya bağlantılı olmak
This problem concerns all of us
Bu sorun hepimizi ilgilendiriyor
daha önce
Sahnedeşimdiden önceki bir zamanda
I met her previously
Onunla daha önce tanıştım
daha önce
daha önceki bir zamanda
She previously worked here
O daha önce burada çalışmıştı
yeniden kaplamak
Sahnedebir mobilyanın kumaşını ve iç dolgusunu yenisiyle değiştirmek
I need to reupholster this chair
Bu sandalyeyi yeniden kaplatmam gerekiyor
döşemesini yenilemek
mobilyaların veya araç koltuklarının kumaş kaplamasını değiştirmek
We decided to reupholster our old sofa
Eski kanepemizin döşemesini yenilemeye karar verdik
çaldı
Sahnedebaşkasına ait bir şeyi izinsiz almak
He stole my phone
Telefonumu çaldı
şal
omuzlara veya boyna sarılan uzun şal
She wore a silk stole with her dress
Elbisesiyle birlikte ipek bir şal taktı
söz hakkı
Sahnedekarar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
fikrini belirtmek
bir düşünceyi ifade etmek
She says it is a good idea
O bunun iyi bir fikir olduğunu söylüyor
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
neon ışık
Sahnedeparlak ve renkli gazlı lamba
The street is full of neon lights
Sokak neon ışıklarla dolu
neon
çok parlak ve dikkat çekici renk
She wore a neon yellow shirt
Neon sarı bir gömlek giydi
fikir
Sahnedebir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
fikir
Sahnedezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
unutmak
Sahnedebir şeyi hatırlayamamak
I often forget my keys
Anahtarlarımı sık sık unuturum
hatırlamak
bir şeyi tekrar akla getirmek
I remember this song
Bu şarkıyı hatırlıyorum
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I often forget where I put my keys
Anahtarlarımı nereye koyduğumu sık sık unuturum
boşvermek
bir şeyi düşünmeyi veya ona önem vermeyi bırakmak
Just forget the argument
Tartışmayı boşver
şirketler
Sahnedemal veya hizmet satan kurum
Many companies are hiring now
Birçok şirket şu an işe alım yapıyor
turta
Sahnedeiçi meyve veya etle doldurulmuş hamur işi
She made two delicious pies for dinner
Akşam yemeği için iki lezzetli turta yaptı
doğrulamak
Sahnedebir şeyin doğru veya geçerli olduğunu onaylamak
Please validate your email address
Lütfen e-posta adresinizi doğrulayın