

Better Call Saul — 2. Sezon Bölüm 4
Kelimeler ve anlamları
599 kelime
Seviye
tavsiye etmek
Sahnedebir şeyin iyi veya yararlı olduğunu söylemek
I recommend this book
Bu kitabı tavsiye ederim
çatal ayak
Sahnedeiki ayağı olan destek aparatı
He attached a bipod to his rifle
Tüfeğine bir çatal ayak taktı
fiberglas
Sahnedecam liflerinden yapılan güçlü ve hafif bir malzeme
This boat is made of fiberglass
Bu tekne fiberglastan yapılmıştır
bahçe
Sahnedebir binanın yanındaki çevrili arazi alanı
The children are playing in the yard
Çocuklar bahçede oynuyor
yarda
3 feet'e eşit olan uzunluk birimi
The fabric is one yard long
Kumaş bir yarda uzunluğunda
bahçe
evin çevresindeki açık alan
The children are playing in the yard
Çocuklar bahçede oynuyor
uygulama
Sahnedebir şeyin pratik kullanımı
This tool has a useful application
Bu aracın yararlı bir uygulaması var
uygulama
bilgisayar veya telefondaki bir yazılım
I downloaded a new application
Yeni bir uygulama indirdim
başvuru
bir şey için yapılan resmi yazılı talep
She sent her job application
İş başvurusunu gönderdi
bilinmesi gereken
Sahnedeişini yapmak veya güvende kalmak için şart olan bilgi
This safety procedure is a need to know
Bu güvenlik prosedürü bilinmesi gereken bir bilgidir
bilinmesi gereken
bilinmesi zorunlu olan bilgi
This information is need to know
Bu bilgi bilinmesi gereken bir şey
kısıtlı erişim
sadece yetkili kişilerin erişebildiği özel bilgi
Access is on a need to know basis
Erişim sadece yetkili kişilerle sınırlıdır
bilmesi gerekenler
erişimin sadece yetkili kişilerle sınırlandırılması kuralı
Access is restricted to a need to know
Erişim sadece bilmesi gerekenler ile sınırlıdır
bilmesi gereken
sadece bilgiye erişim zorunluluğu olan kişilere verilmesi
Access is limited to a need to know basis
Erişim bilmesi gerekenler esasına göre sınırlandırılmıştır
bilmesi gereken
sadece yetkili kişilerin ulaşabileceği gizli bilgi
This information is need to know only
Bu bilgi sadece bilmesi gerekenler içindir
yayın
Sahnedebir televizyon veya radyo programının gösterimi
The show had its first airing last night
Programın ilk yayını dün gece yapıldı
amaç
Sahnedebir şeyin yapılma nedeni
What is the purpose of this meeting?
Bu toplantının amacı nedir?
amaç
yapmayı planladığınız şey
What is the purpose of this meeting
Bu toplantının amacı nedir
varsaymak
Sahnedekanıt olmadan bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I assume you are tired
Yorgun olduğunu varsayıyorum
üstlenmek
bir görev veya sorumluluğu üzerine almak
He assumed the role of manager
Yönetici rolünü üstlendi
dün gece
Sahnedebugünden önceki gece
I went to the cinema last night
Dün gece sinemaya gittim
dün gece
bugünden önceki gece
I slept well last night
Dün gece iyi uyudum
sadece
Sahnedebasit bir şekilde veya sadece
It is simply a matter of time
Bu sadece bir zaman meselesi
basitçe
basit veya anlaşılır bir biçimde
She explained it simply
Bunu basitçe anlattı
sadece
sadece veya kolay bir şekilde
I simply wanted to help
Sadece yardım etmek istedim
kesinlikle
bir ifadeyi vurgulamak için kullanılır
It is simply amazing
Bu kesinlikle harika
yalan söyleme
Sahnededoğru olmayan bir şeyi bilerek söylemek
He is lying to his parents
Ailesine yalan söylüyor
boş boş yatmak
faydalı hiçbir şey yapmadan vakit geçirmek
Stop lying around all day
Bütün gün boş boş yatmayı bırak
uzanma
bir yüzey üzerinde yatay konumda bulunma
He is lying on the sofa
Koltukta uzanıyor
uzanmak
yatay bir konumda bulunmak
He is lying on the bed
O yatakta uzanıyor
tamam
Sahnededinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
tamam
onay veya kabullenme belirtmek için kullanılan ifade
All right I will go to the store
Tamam markete gideceğim
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz durum
Everything is all right
Her şey yolunda
hadi gel
Sahnedebirini bir şeye katılmaya veya gelmeye ikna etmek
Come on down and join the fun
Hadi gel ve eğlenceye katıl
buyrun gelin
birini dostça bir yere davet etmek
Come on down to our party tonight
Bu akşam partimize buyrun gelin
sorumluluk
Sahnedeyapmanız gereken işler
Doing homework is his responsibility
Ödev yapmak onun sorumluluğudur
sorumluluk
yerine getirilmesi gereken görev
It is my responsibility to finish the work
İşi bitirmek benim sorumluluğum
hurda araba
Sahnedekötü durumdaki eski ve ucuz araba
He drives an old beater to work
İşe eski bir hurda araba ile gidiyor
çırpıcı
yiyecekleri karıştırmak veya çırpmak için kullanılan alet
Use the beater to mix the eggs
Yumurtaları karıştırmak için çırpıcıyı kullan
dayakçı
başkalarına fiziksel şiddet uygulayan kimse
He is a known beater
O bilinen bir dayakçıdır
vurucu
bir spor oyununda vuruş yapan oyuncu
The beater scored a point
Vurucu bir sayı yaptı
konuşmak
Sahnedebiriyle sözlerle iletişim kurmak
I can speak English
İngilizce konuşabiliyorum
konuşabilmek
bir dilde iletişim kurma becerisi
Do you speak Spanish
İspanyolca konuşabilir misin
konuşmak
tam şu anda bir şeyler ifade etmek
I am speaking right now
Şu anda konuşuyorum
konuşmak
birine sözcükler söylemek
Please speak slowly
Lütfen yavaş konuşun
hitap etmek
birine sözcükler söylemek
He speaks to the crowd
Kalabalığa hitap ediyor
yanında
Sahnedebir şeye veya birine çok yakın
He sat next to me
O benim yanımda oturdu
neredeyse
bir durumun gerçekleşmesine çok az kalması
It is next to impossible
Bu neredeyse imkansız
sıradaki
mevcut olandan sonra gelen
Who is next to go
Gitmek için sıradaki kim
yanında
bir şeyin çok yakınında
The book is next to the lamp
Kitap lambanın yanında
yoldan geçen
Sahnedebir yerin önünden yürüyerek geçen kimse
A passerby helped the lost child
Yoldan geçen biri kayıp çocuğa yardım etti
yoldan geçen
bir yerin önünden yürüyerek geçen kişi
A passerby saw the accident
Yoldan geçen biri kazayı gördü
burnunu sokmak
Sahnedebirinin özel hayatı hakkında bilgi edinmeye çalışmak
Stop nosing into my personal business
Özel işlerime burnunu sokmayı bırak
gerekçelendirmek
Sahnedebir durum için geçerli bir neden sunmak
He tried to justify his late arrival
Geç kaldığı için bir gerekçe sunmaya çalıştı
haklı çıkarmak
bir şeyin doğru veya adil olduğunu göstermek ya da kanıtlamak
How can you justify this decision?
Bu kararı nasıl haklı çıkarabilirsin?
ağaç
Sahnedegövdesi ve dalları olan uzun bir bitki
The tree is tall
Ağaç uzun
ağaç
gövdesi odunsu ve çok yıllık olan büyük bitki
There is a tall tree in the garden
Bahçede uzun bir ağaç var
ağaca tırmandırmak
bir hayvanı ağaca çıkmaya zorlamak
The dog treed the cat
Köpek kediyi ağaca tırmandırdı
karşı
Sahnedebir görüşe veya plana karşı olma durumu
He is against the plan
O bu plana karşı
karşı
Sahnedebir şeye veya birine muhalif olma durumu
He is against the new plan
O yeni plana karşı
dayalı
bir şeye temas eden veya yaslanmış durumda olan
He leaned against the wall
Duvara yaslandı
aykırı
bir duruma veya fikre zıt olan
It is against the rules
Bu kurallara aykırı
yönetim
Sahnedebir şeyi idare etme veya kontrol etme eylemi
Good management is important for success
Başarı için iyi yönetim önemlidir.
yönetim
bir işletmeyi veya organizasyonu yöneten kişiler
The management decided to hire more staff
Yönetim daha fazla personel almaya karar verdi
yöneticilik
bir görev için birini uygun kılan nitelikler
His management is perfect for this role
Onun yöneticiliği bu rol için mükemmel
yönetim
bir işletmeyi veya kuruluşu idare eden kişiler
The management decided to change the policy
Yönetim politikayı değiştirmeye karar verdi
kariyer
Sahnedezaman içinde sürdürülen iş veya meslek
She wants a career in medicine
Tıp alanında bir kariyer istiyor
kariyer
kişinin uzun süre boyunca yaptığı iş veya meslek
She has a successful career in medicine
Tıpta başarılı bir kariyeri var
çalışma dönemi
bir kişinin belirli bir alanda geçirdiği zaman
The athlete ended her career after ten years
Sporcu çalışma dönemini on yılın sonunda bitirdi
doğru yol
Sahnedebir işi yapmanın en uygun veya kabul edilebilir şekli
This is the right way to do it
Bunu yapmanın doğru yolu bu
coşku
Sahnedeçok yüksek enerji ve sevinç duyma durumu
She spoke about the trip with great exuberance
Gezi hakkında büyük bir coşkuyla konuştu
geri almak
Sahnedekaybedilen veya alınan bir şeyi geri bulmak
I hope to recover my lost bag
Kayıp çantamı geri almayı umuyorum
iyileşmek
hastalık veya zorluktan sonra normal durumuna dönmek
He will recover soon
Yakında iyileşecek
niyetinde olmak
Sahnedebir şeyi yapmaya kararlı olmak
He is out to win the game
Oyunu kazanmaya niyetli
kararlı
bir şeyi yapmaya niyetli veya azimli olmak
He is out to prove everyone wrong
O herkesi haksız çıkarmaya kararlı
yüz yüze
Sahnedetelefon veya internet yerine doğrudan biriyle olmak
They had a face to face meeting
Yüz yüze bir toplantı yaptılar
yüz yüze
insanların birbirine çok yakın olduğu durum
We spoke face to face
Yüz yüze konuştuk
yüz yüze
internet üzerinden değil şahsen görüşmek
Let's meet face to face
Yüz yüze buluşalım
yüz yüze
insanların aynı ortamda bulunduğu görüşme
We had a face-to-face meeting today
Bugün yüz yüze bir görüşme yaptık
ay
Sahnedeotuz gün civarındaki zaman dilimi
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
aylık
bir ay süren veya kapsayan
It was a six-month project
Bu altı aylık bir projeydi
ay
yılın on iki bölümünden biri
February is the second month of the year
Şubat yılın ikinci ayıdır
ay
yılın on iki bölümünden her biri
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
yıllar
Sahnedeçok uzun bir zaman süreci
It has been years since I saw her
Onu görmeyeli yıllar oldu
yaş
bir kişinin hayatta kaldığı süre miktarı
He is ten years old
O on yaşındadır
yıl
on iki aylık bir süre
It has been five years
Beş yıl oldu
yıl
üç yüz altmış beş günlük süre
I have lived here for two years
İki yıldır burada yaşıyorum
yıllar
uzun bir zaman dilimi
It has been years since we met
Görüşmeyeli yıllar oldu
sene
on iki aylık bir süre
The project will take one year
Proje bir sene sürecek
içeren
Sahnedebir parça veya özellik olarak sahip olmak
The job involved a lot of hard work
İş çok fazla zorlu çalışma gerektirdi
dahil olmak
bir şeye katılmak
He got involved in the project
Projeye dahil oldu
karmaşık
birçok parçası veya detayı birbirine bağlı olan
This is an involved process
Bu karmaşık bir süreç
ilişkili
romantik bir ilişki içerisinde olmak
They are involved with each other
Birbirleriyle romantik bir ilişki içerisindeler
birisi
Sahnedebilinmeyen veya belirtilmemiş bir kişi
Somebody is at the door
Kapıda biri var
biri
bilinmeyen bir kişi
I need somebody to help me
Bana yardım edecek birine ihtiyacım var
önemli biri
önemli veya yüksek statüye sahip kimse
She acts like she is really somebody
Gerçekten önemli biriymiş gibi davranıyor
tropikal orman
Sahnedesıcak bölgelerdeki yoğun orman
Many animals live in the jungle
Birçok hayvan tropikal ormanda yaşar
takip
Sahnededaha önceki bir eylemden sonra yapılan işlem
We sent a follow up email
Bir takip e-postası gönderdik
devamı
daha önceki bir şeyden sonra gelen şey
This meeting is a follow up to the first one
Bu toplantı birincisinin devamıdır
takip eden
başka bir şeyden sonra gelen
We need a follow up plan
Takip eden bir plana ihtiyacımız var
takip
daha önce yapılan bir işin devamı niteliğindeki ek çalışma veya bilgi
I will send a follow-up email
Bir takip e-postası göndereceğim
araştırmak
bir şey hakkında daha fazla bilgi bulmaya çalışmak
The police will follow up on the leads
Polis ipuçlarını araştıracak
tekrar iletişime geçmek
bilgi almak için biriyle yeniden konuşmak
You should follow up with the client
Müşteriyle tekrar iletişime geçmelisin
takip etmek
daha fazla bilgi almak için bir şeyi devam ettirmek
I will follow up on your request
İsteğini takip edeceğim
bölüm
Sahnedebir organizasyonun bir parçası
He works in the sales department
Satış bölümünde çalışıyor
reyon
bir mağazanın veya organizasyonun bir kısmı
This is the clothing department
Burası giyim reyonu
bölüm
büyük bir kurumun belirli bir işi yapan parçası
She works in the marketing department
Pazarlama bölümünde çalışıyor
bölüm
belirli bir faaliyet veya ilgi alanı
He works in the sales department
O satış bölümünde çalışıyor
dört
Sahnede4 sayısı
I have four apples
Dört elmam var
gizler
Sahnedebir şeyi görülmeyecek bir yere koymak
She hides her diary in the drawer
O günlüğünü çekmecede saklar
saklar
bir şeyi görünmeyecek bir yere koymak
She hides her diary under the bed
Günlüğünü yatağın altına saklar
yalanlamak
Sahnedebir ifadenin doğru olmadığını söylemek
She denied the rumors about her
Hakkındaki söylentileri yalanladı
reddetmek
birinden gelen bir isteği kabul etmemek
The manager denied my request for time off
Müdür izin talebimi reddetti
inkar etmek
bir şeyin doğru olmadığını söylemek
He tried to deny the facts
Gerçekleri inkar etmeye çalıştı
reddetmek
bir şeyin gerçekleştiğini kabul etmemek
She denies any involvement in the accident
Kazaya karıştığını reddediyor
birinci gün
Sahnedebir işin veya sürecin başladığı ilk gün
He was helpful from day one
Birinci günden itibaren yardımcı oldu
ilk gün
bir dönem veya faaliyetin en başı
I have worked here since day one
Burada ilk günden beri çalışıyorum
yakalamak
Sahnedebirinin kaçmasını önlemek
The police caught the thief
Polis hırsızı yakaladı
yakalanmak
bir duruma maruz kalmak
I got caught in the rain
Yağmura yakalandım
yakaladı
hareket halindeki bir nesneyi elinle tutup durdurmak
He caught the ball
Topu yakaladı
yakalanmış
kaçamama durumunda olmak
The thief was caught by the police
Hırsız polis tarafından yakalandı
atlatma
Sahnedebir engelden veya kuraldan kaçınmak için yapılan stratejik hamle
They performed an end run around the new policy
Yeni politikayı atlatmak için bir hamle yaptılar
kılıf
Sahnedeeşyaları saklamak veya taşımak için kullanılan kutu veya çanta
He put the phone in its case
Telefonu kılıfına koydu
durum
belirli bir durum veya örnek
This is a special case
Bu özel bir durum
vaka
polisin araştırdığı olay
The police are working on the case
Polis vaka üzerinde çalışıyor
benziyor
Sahnedebir şeyin görünüşünün başka bir şeye benzemesi
That cloud looks like a rabbit
O bulut bir tavşana benziyor
benziyor
görünüş olarak benzer olmak
He looks like his father
Babasına benziyor
benzemek
bir şeyin dış görünüşüne sahip olmak
She looks like her mother
O annesine benziyor
gibi görünmek
bir durumun öyle olduğu izlenimini vermek
It looks like it will rain
Yağmur yağacak gibi görünüyor
benziyor
bir şeyin dış görünüşünün başka bir şeye benzemesi
It looks like rain
Yağmur yağacak gibi görünüyor
otoyol girişi
Sahnedeotoyola bağlanan yol
Take the next onramp to get on the highway
Otoyola girmek için bir sonraki bağlantı yolunu kullan
inanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
durumda olmak
Sahnedebelirli bir konumda veya durumda bulunmak
How do things stand now
Şu an durumlar nasıl
tahammül etmek
hoş olmayan bir durumu kabul edebilmek
I can stand the noise
Gürültüye tahammül edebiliyorum
dik durmak
vücudun dik olacak şekilde ayaklarının üzerinde bulunmak
She stood straight to show respect
Saygı göstermek için dik durdu
destek
bir şeyi tutmak için kullanılan yapı
The camera is on a stand
Kamera bir desteğin üzerinde
yalnızca
Sahnedebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
tek
eşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
sadece
daha fazlası olmayan
I have only two dollars
Sadece iki dolarım var
en son teknoloji
Sahnedeen yeni ve en iyi teknolojiyi kullanan
This lab is state of the art
Bu laboratuvar en son teknolojiye sahip
en son teknoloji
en yeni ve en gelişmiş teknolojiyi kullanan
This computer system is state of the art
Bu bilgisayar sistemi en son teknolojidir
izlemek
Sahnedebir şeye dikkatle bakmak
I like to watch movies
Film izlemeyi severim
gözetmek
bir şeyi korumak veya kontrol etmek
Please watch my bag
Lütfen çantamı kolla
kol saati
bileğe takılan küçük saat
My watch is broken
Saatim bozuk
dikkat etmek
bir şeyi yaparken özenli ve dikkatli olmak
Watch your step on the stairs
Merdivenlerde adımına dikkat et
iki yüzlü
Sahnedesöyledikleriyle yaptıkları birbirini tutmayan kişi
He is such a hypocrite
O çok iki yüzlü biri
satmak
Sahnedebir şeyi para karşılığında vermek
They are selling fruit here
Burada meyve satıyorlar
pazarlamak
bir ürünü veya fikri kabul ettirmek için sunma eylemi
He is good at selling his ideas to everyone
Fikirlerini herkese pazarlama konusunda başarılıdır
satış
bir şeyi para karşılığında vermek
She is selling her car
O arabasını satıyor
hoşça kal
Sahnedeayrılırken kullanılan bir kelime
Bye, see you tomorrow
Hoşça kal, yarın görüşürüz
bay bay
veda etmenin kısa ve gayriresmi yolu
Bye, mom
Bay bay anne
kesinlikle
Sahnedeşüphe olmadan veya kesin olarak
I will certainly help you
Sana kesinlikle yardım edeceğim
oyun oynamak
Sahnededürüst olmayan veya muzip bir şey yapmak
He tried to pull a trick on me
Bana bir oyun oynamaya çalıştı
çekmek
Sahnedebir şeyi kendine doğru hareket ettirmek
He pulled the door open
Kapıyı çekerek açtı
geri çekmek
bir şeyi geri almak veya çıkarmak
He decided to pull his request
İsteğini geri çekmeye karar verdi
çekim
birine veya bir şeye gitme isteği uyandıran güçlü duygu
I felt a strong pull towards him
Ona karşı güçlü bir çekim hissettim
mesele
Sahnedeçok önemli olan durum
It is a big deal
Bu büyük bir mesele
başa çıkmak
bir sorunu çözmek için harekete geçmek
I can deal with this
Bununla başa çıkabilirim
çok miktar
bir şeyin büyük miktarı
This task takes a great deal of time
Bu görev çok fazla zaman alıyor
yasa dışı ticaret yapmak
yasa dışı ürünlerin alım satımını yapmak
He was arrested for dealing drugs
Uyuşturucu ticaretinden tutuklandı
ölçü
Sahnedebir şeyin belli bir miktarı veya derecesi
Success is not just a measure of money
Başarı sadece paranın bir ölçüsü değildir
önlem
belirli bir amaca ulaşmak için atılan adım
They took measures to improve safety
Güvenliği artırmak için önlemler aldılar
mevki
bir kişinin toplumdaki yeri veya rütbesi
He holds a high measure in the community
Toplumda yüksek bir mevkisi var
değerini belirlemek
bir şeyin miktarını veya değerini tespit etmek
We need to measure the progress
İlerlemeyi belirlememiz gerekiyor
yazılı
Sahnedeyazı ile oluşturulmuş
The rules are written here
Kurallar burada yazılı
yazılı
metin veya kelimelerden oluşturulmuş
This is a written document
Bu yazılı bir belgedir
yazılmış
bir yüzey üzerine harf veya kelimelerle işlenmiş
Her name is written on the note
Adı notun üzerine yazılmış
yazılı
sözlü olmayan yazıyla ifade edilmiş
This is a written contract
Bu yazılı bir sözleşmedir
yerine
Sahnedebir şeyin yerine başka bir şey geçmesi
I drank tea instead of coffee
Kahve yerine çay içtim
yerine
bir şeyin yerine başka birini veya bir şeyi tercih etmek
I drank water instead of coffee
Kahve yerine su içtim
yerine
bir şeyden ziyade başka bir şey
You should study instead of sleeping
Uyumak yerine ders çalışmalısın
yerini almak
bir şeyin yerine geçmek
I used butter instead of oil
Yağ yerine tereyağı kullandım
yerine
bir şeyin yerine başkasını koymak
I drank tea instead of coffee
Kahve yerine çay içtim
uyum sağlamak
Sahnedebir grubun veya çevrenin parçası olarak kendini rahat ve kabul görmüş hissetmek
He fits in well with his new team
Yeni ekibiyle iyi bir uyum sağlıyor
uyum sağlamak
Sahnedebir gruba veya ortama ait hissetmek
She does not fit in with her classmates
O sınıf arkadaşlarına uyum sağlayamıyor
yer açmak
yoğun bir programda veya kısıtlı alanda birine ya da bir şeye zaman veya yer bulmak
I can fit in a quick meeting
Hızlı bir toplantı için yer açabilirim
uyum sağlamak
bir grubun parçası olarak kabul edildiğini ve rahat hissetmek
He tries to fit in with his new colleagues
O yeni çalışma arkadaşlarına uyum sağlamaya çalışıyor
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
bildirmek
birine bir şeyi haber vermek
Let me know your answer
Cevabını bana bildir
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
The manager had to let him go
Müdür onu işten çıkarmak zorunda kaldı
hayal kırıklığına uğratmak
beklentileri karşılayamamak
I will not let you down
Seni hayal kırıklığına uğratmayacağım
menzil
Sahnedebir silahın veya kişinin ulaşabileceği alan
The missile has a long range
Füzenin uzun bir menzili var
yelpaze
Sahnedefarklı şeylerden oluşan grup
We offer a wide range of products
Geniş bir ürün yelpazesi sunuyoruz
mera
hayvanların otladığı geniş açık arazi
Cattle roam on the range
Sığırlar merada otluyor
dolaşmak
geniş bir alan içerisinde hareket etmek
Wild horses range across the plains
Vahşi atlar ovalarda dolaşır
dar
Sahnedegenişliği az olan
This is a narrow street
Bu dar bir sokak
aptal
Sahnedeaptal kimse
He is a complete idiot
O tam bir aptal
aptal
çok aptal veya budala kimse
Do not be an idiot
Aptal olma
itiraf etmek
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu söylemek
He admitted his mistake
Hatasını itiraf etti
kabul etmek
bir yere girmeye izin vermek
The club admits members only
Kulüp sadece üyeleri kabul eder
kıkırdamak
Sahnedesessizce gülmek
He chuckled at the joke
Şakaya kıkırdadı
kıkırdamak
sessiz ve yumuşak bir şekilde gülmek
He gave a little chuckle
Hafifçe kıkırdadı
kıkırdamak
alçak sesle gülmek
She chuckled at the joke
Şakaya kıkırdayarak güldü
kıkırdamak
kısa ve sessiz sesler çıkararak gülmek
He started to chuckle at the funny video
Komik videoya kıkırdamaya başladı
imaj
Sahnedeinsanların bir kişi veya şirket hakkında sahip olduğu fikir
The company wants to improve its public image
Şirket kamuoyundaki imajını düzeltmek istiyor
görüntü
bir şeyin görsel temsili
The image is very clear
Görüntü çok net
görüntülemek
bir şeyin görsel bir kopyasını oluşturmak
Doctors can image the body with this machine
Doktorlar bu makineyle vücudu görüntüleyebilir
yalan makinesi
Sahnedebir kişinin doğruyu söyleyip söylemediğini kontrol eden cihaz
He took a lie detector test
Yalan makinesi testine girdi
yalan makinesi
yalanları tespit etmek için fiziksel tepkileri ölçen bir cihaz
The suspect had to take a lie detector test
Şüpheli yalan makinesi testine girmek zorundaydı
otopark
Sahnedearaçların geçici olarak bırakıldığı yer
Is there a parking nearby
Yakınlarda bir otopark var mı
park etmek
bir taşıtı belirli bir yere bırakmak
I am parking the car
Arabayı park ediyorum
otopark
araçların bırakıldığı yer
This parking is full
Bu otopark dolu
park etme
bir aracı belirli bir yere bırakma
Parking is forbidden here
Burada park etmek yasaktır
beceri
Sahnedepratik bilgi veya yetenek
He has the know-how to fix the car
Arabayı tamir edecek becerisi var
manşet
Sahnedebir haberin başlığı
I read the headline in the newspaper
Gazetedeki manşeti okudum
baş sanatçı olmak
bir etkinlikte en önemli veya öne çıkan gösteriyi yapmak
The band will headline the concert tonight
Grup bu akşamki konserde baş sanatçı olacak
baş sanatçı olmak
bir gösterideki en önemli veya ana sanatçı konumunda bulunmak
She will headline the music festival tonight
O bu gece müzik festivalinde baş sanatçı olacak
beraber
Sahnedeaynı yerde veya aynı zamanda
We study together
Birlikte çalışıyoruz
barışmış
bir ayrılığın ardından tekrar sevgili olmak
They got back together recently
Yakın zamanda tekrar barıştılar
toplamda
sayıların toplamını hesaplamak
How much is it all together
Hepsi toplamda ne kadar
düzenli
mantıklı ve planlı bir şekilde
She is a very together person
O çok düzenli bir insandır
işin aslı
Sahnedebir durumun en önemli gerçekleri
We must get down to brass tacks
İşin aslına inmeliyiz
asıl konu
bir konunun en önemli gerçekleri veya ayrıntıları
Let's get down to brass tacks
Hadi asıl konuya gelelim
işin özü
bir durumu ele almanın en temel yolu
Let's get down to brass tacks
Hadi işin özüne gelelim
işin özü
bir durumun en önemli noktaları veya gerçekleri
Let us get down to brass tacks
Hadi işin özüne gelelim
sanma
Sahnedebir görüşe veya fikre sahip olma
I am thinking it will rain
Yakında yağmur yağacağını sanıyorum
düşünme
zihni bir şey üzerinde kullanma veya akıl yürütme eylemi
Deep thinking helps us learn
Derin düşünme öğrenmemize yardımcı olur
düşünmek
zihinde fikirler barındırmak
I am thinking about the answer
Cevap hakkında düşünüyorum
sanmak
bir fikir veya görüşe sahip olmak
I am thinking he is tired
Onun yorgun olduğunu sanıyorum
düşünme
zihni kullanma eylemi
Deep thinking helps solve problems
Derin düşünme sorunları çözmeye yardımcı olur
yola çıkmak
Sahnedebir yolculuğa veya işe başlamak
They set out on their trip at dawn
Yolculuğa şafak vaktinde çıktılar
niyetlenmek
bir şeyi yapmaya kararlı olmak
She set out to become a doctor
Doktor olmaya niyetlendi
ortaya koymak
bir şey hakkındaki bilgileri konuşarak veya yazarak sunmak
The report sets out the facts
Rapor gerçekleri ortaya koyuyor
sonra
Sahnededaha sonraki bir zamanda
We had dinner and went for a walk afterwards
Akşam yemeği yedik ve sonrasında yürüyüşe çıktık
gün ışığı
Sahnedegündüz güneşten gelen doğal ışık
The room is filled with daylight
Oda gün ışığıyla dolu
güneş ışığı
gündüz güneşten gelen doğal ışık
We need more daylight
Daha fazla güneş ışığına ihtiyacımız var
cüzdan
Sahnedepara ve kartların konulduğu küçük katlanabilir kılıf
I lost my wallet
Cüzdanımı kaybettim
cüzdan
para ve kart taşımaya yarayan küçük eşya
I keep my money in my wallet
Paramı cüzdanımda taşıyorum
kadın cinsel organı
kadın dış cinsel organı için kullanılan argo bir terim
Some people use the word wallet as a slang term for female genitalia
Bazı insanlar wallet kelimesini kadın cinsel organı için argo bir terim olarak kullanır
cüzdan
para ve kart taşımak için kullanılan katlanabilir yassı kap
I keep my money in my wallet
Paramı cüzdanımda tutuyorum
kazanmak
Sahnedeçalışarak para veya ödül elde etmek
He earns a good salary
İyi bir maaş kazanıyor
kazanmak
çalışarak para elde etmek
I need to earn money
Para kazanmam gerekiyor
para kazanmak
emek karşılığında gelir sahibi olmak
She earns a salary
O maaş kazanıyor
ücret almak
yapılan işin bedelini tahsil etmek
He earns payment for his work
Yaptığı iş için ücret alıyor