

Better Call Saul — Season 3 Episode 1
Kelimeler ve anlamları
444 kelime
Seviye
önem
Sahnedeönem veya değer
It does not matter
Önemli değil
konu
tartışılan konu veya durum
This is a private matter
Bu özel bir konudur
süre
kısa bir zaman dilimi
It happened in a matter of days
Bu birkaç gün içinde oldu
madde
eşyaların yapıldığı fiziksel temel
Everything is made of matter
Her şey maddeden yapılmıştır
önemli olmak
bir şeyin değer veya önem taşıması
It does not matter to me
Bu benim için önemli değil
ilgilendirmek
bir durumun birini alakadar etmesi
Does this matter to him
Bu onu ilgilendiriyor mu
mesele
ele alınması gereken önemli bir konu
This is a private matter
Bu özel bir mesele
sorun
bir kimsenin sıkıntısı veya yanlış giden bir şey
What is the matter
Sorun nedir
kısa süre
çok kısa zaman dilimi
It ended in a matter of minutes
Bu birkaç dakika içinde bitti
durum
karşılaşılan olay veya vaziyet
We have to settle this matter
Bu durumu çözmemiz gerekiyor
şey
ele alınan veya hakkında konuşulan nesne
She has a matter to discuss
Konuşacak bir şeyi var
konu
üzerinde durulan veya tartışılan başlık
Let us return to the matter
Şimdi konumuza geri dönelim
fark etmek
Sahnedebir şeyin farkına varmak
I didn't realise you were here
Burada olduğunu fark etmemiştim
fark etmek
Sahnedebir şeyin farkına varmak
I realised I was late
Geç kaldığımı fark ettim
yanlış anlama
Sahnedebir şeyi doğru şekilde anlayamama durumu
There was a misunderstanding between them
Aralarında bir yanlış anlama oldu
yanlış anlaşılma
insanların birbirini doğru anlamadığı durum
It was a simple misunderstanding
Basit bir yanlış anlaşılmaydı
yanlış anlamak
bir şeyi hatalı biçimde yorumlamak
Do not misunderstand my intentions
Niyetlerimi yanlış anlama
anlaşmazlık
fikir ayrılığı veya küçük tartışma
There was a misunderstanding between them
Aralarında bir anlaşmazlık vardı
yanlış yorumlama
bir şeyi hatalı şekilde yorumlama
This was a misunderstanding of the instructions
Bu talimatların yanlış yorumlanmasıydı
yanlış anlama
bir konuyu doğru kavrayamama
It was just a simple misunderstanding
Sadece basit bir yanlış anlamaydı
hatalı kavrama
bir durumu yanlış şekilde zihne yerleştirme
The error was caused by a misunderstanding
Hata hatalı kavramadan kaynaklandı
yardım etmek
Sahnedebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
kendini tutmak
bir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
güller
Sahnededikenleri olan, güzel kokulu bir bahçe çiçeği
Roses are beautiful flowers
Güller güzel çiçeklerdir
güller
hoş kokulu bir çiçek türü
Roses are my favorite flowers
Güller en sevdiğim çiçeklerdir
gölet
Sahnededurgun sudan oluşan küçük göl
There are fish in the pond
Gölette balıklar var
gölet
gölden daha küçük durgun su birikintisi
The ducks are swimming in the pond
Ördekler gölette yüzüyor
erkek torun
Sahnedeoğlunun veya kızının oğlu
My grandson is five years old
Erkek torunum beş yaşında
torun
çocuğun oğlu
He is my grandson
O benim torunum
erkek torun
oğlunuzun veya kızınızın erkek çocuğu
My grandson loves to play soccer
Erkek torunum futbol oynamayı seviyor
erkek torun
oğlunuzun veya kızınızın erkek çocuğu
My grandson is playing in the garden
Erkek torunum bahçede oynuyor
karar vermek
Sahnedebir seçim yapmak
I cannot decide
Karar veremiyorum
belirlemek
bir şeye karar kılıp seçmek
We decided the date
Tarihi belirledik
karar vermek
bir seçim yapmak
I decided to eat pizza
Pizza yemeye karar verdim
karar vermek
bir konu hakkında seçim yapmak
I need to decide what to eat
Ne yiyeceğime karar vermem lazım
kararlaştırmak
bir şey üzerinde anlaşmaya varmak
We decided the time of the meeting
Toplantının zamanını kararlaştırdık
tabii ki
Sahnedeonaylamak veya evet demek için kullanılır
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
elbette
birini onaylamak veya beklendik bir durumu belirtmek için kullanılan ifade
Can you help me? Of course
Bana yardım edebilir misin? Elbette
belirli
Sahnedebilinen ancak belirtilmemiş
Certain animals live in the desert
Belirli hayvanlar çölde yaşar
emin
hiç şüphesi olmayan
I am certain that he is right
Onun haklı olduğundan eminim
kesin
gerçekleşmesi kaçınılmaz olan
Success is certain
Başarı kesindir
emin
bir durumdan şüphe duymayan
I am certain he is honest
Onun dürüst olduğundan eminim
kesin
şüpheye yer bırakmayan gerçek
It is certain that we are ready
Hazır olduğumuz kesin
muhakkak
hiç şüphesiz ve kaçınılmaz
Success is certain
Başarı muhakkak
belirli
özel veya net bir şey
She has a certain charm
Kendine has belirli bir cazibesi var
açıklamak
Sahnedebir şeyi anlaşılır hale getirmek
Can you explain this
Bunu açıklayabilir misin
açıklamak
bir şeyi anlaşılır kılmak için bilgi vermek
Please explain the rules to me
Lütfen kuralları bana açıkla
açıklamak
bir şeyi kolay anlaşılır kılmak için nedenlerini veya detaylarını vermek
Can you explain this rule
Bu kuralı açıklayabilir misin
açıklamak
bir şeyi anlaşılır hale getirmek
Can you explain this math problem to me
Bu matematik problemini bana açıklayabilir misin
periyodik olarak
Sahnededüzenli zaman aralıklarıyla gerçekleşen
He checks the machine periodically
Makineyi periyodik olarak kontrol eder
bu arada
Sahnedeyeni bir konuya geçmek veya ek bilgi vermek için kullanılır
By the way, what is your name?
Bu arada, adın ne?
bu arada
konu dışı veya ek bir yorum yaparken kullanılan ifade
By the way I like your shoes
Bu arada ayakkabılarını beğendim
yeri gelmişken
yeni veya ek bir konuyu açarken kullanılan ifade
By the way have you finished the report
Yeri gelmişken raporu bitirdin mi
aklıma gelmişken
yeni veya ilgili bir konuyu belirtirken kullanılan ifade
By the way did you call Mom
Aklıma gelmişken anneni aradın mı
başlamak
Sahnedebir şeye başlamak
Let's begin the lesson
Hadi derse başlayalım
hasar
Sahnedebir şeyin değerini veya kullanışlılığını azaltan fiziksel zarar
The storm caused a lot of damage
Fırtına çok fazla hasara yol açtı
hesap
ödenmesi gereken para miktarı
How much is the damage for the meal
Yemeğin hesabı ne kadar
yüksek sıcaklık
Sahnedeçok yüksek ısı derecesine sahip olma
This engine works at a high temperature
Bu motor yüksek sıcaklıkta çalışır
konuşmak
Sahnedebiriyle konuşmak
I need to speak to you
Seninle konuşmam gerekiyor
konuşmak
birisiyle sohbet etmek amacıyla konuşmak
I need to speak to you
Seninle konuşmam gerekiyor
azarlamak
birisinin kötü davranışı veya hatası hakkında ciddi şekilde konuşmak
The teacher had to speak to the student
Öğretmen öğrenciyi azarlamak zorunda kaldı
etkilemek
birisiyle duygusal düzeyde bağ kurmak veya hitap etmek
This song really speaks to me
Bu şarkı beni gerçekten etkiliyor
hitap etmek
birinin duygularına veya düşüncelerine seslenmek
This movie really speaks to me
Bu film gerçekten duygularıma hitap ediyor
hitap etmek
bir konu veya duygu ile ilgilenmek ya da onu ele almak
This document speaks to the needs of the students
Bu belge öğrencilerin ihtiyaçlarına hitap ediyor
biriyle konuşmak
bir kişiyle iletişim kurmak
I need to speak to my manager
Müdürümle konuşmam gerekiyor
işaret etmek
bir durum veya nitelikle bağlantılı olmak
His success speaks to his hard work
Başarısı sıkı çalışmasına işaret ediyor
seslenmek
birine söz söylemek
The teacher spoke to the class
Öğretmen sınıfa seslendi
görüşmek
bir kişiyle karşılıklı konuşmak
I will speak to him about the plan
Plan hakkında onunla görüşeceğim
saç
Sahnedekafa derisinde yetişen teller
I cut my hair
Saçımı kestirdim
kıl payı
çok küçük bir miktar veya mesafe
He won by a hair
Kıl payı kazandı
kıl
insan vücudunda yetişen ince teller
He has hair on his arms
Kollarında kıl var
saç
insanın başında büyüyen ince teller
She has long brown hair
Onun uzun kahverengi saçları var
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya gerçek dışı
This statement is false
Bu ifade yanlıştır
sahte
gerçek olmayan
She used a false passport
Sahte bir pasaport kullandı
inmek
Sahnedeaşağıya doğru hareket etmek
The elevator is going down
Asansör aşağı iniyor
yenilmek
mağlup olmak veya başarısız olmak
The team went down in the final
Takım finalde yenildi
olmak
meydana gelmek veya gerçekleşmek
What is going down here
Burada neler oluyor
hapse girmek
hapishaneye gönderilmek
He went down for five years
Beş yıl hapse girdi
yenilmek
bir yarışma veya çatışmada mağlup olmak
Our team went down in the final match
Takımımız final maçında yenildi
hatırlanmak
belirli bir şekilde kayıtlara geçmek ya da anımsanmak
This day will go down in history
Bugün tarihe geçecek
azalmak
miktar veya boyut olarak daha az hale gelmek
The prices went down
Fiyatlar düştü
çökmek
bir sistemin veya web sitesinin çalışmayı durdurması
The server went down at midnight
Sunucu gece yarısı çöktü
inmek
bir yerden daha alçak bir seviyeye doğru hareket etmek
We go down the stairs to the basement
Bodruma gitmek için merdivenlerden iniyoruz
batmak
suyun içine gömülmek veya dibe çökmek
The ship started to go down
Gemi batmaya başladı
kaydedilmek
bir kayda geçirilmek veya hatırlanmak
This event will go down in history
Bu olay tarihe geçecek
yenilmek
yenilgiye uğramak veya başarısız olmak
The team went down in the final match
Takım final maçında yenildi
gitmek
bir yere doğru hareket etmek
I am going down to the office
Ofise gidiyorum
inmek
yukarıdan aşağıya doğru hareket etmek
The elevator is going down
Asansör aşağı iniyor
dışarı çık
Sahnedebir yerden dışarı gelmek
Come on out and play
Dışarı gel ve oyna
normalde
Sahnedeolağan şekilde
I normally wake up at 7 AM
Normalde sabah 7'de uyanırım
normal şekilde
alışılmış bir biçimde
She is behaving normally today
Bugün normal şekilde davranıyor
genellikle
çoğu durumda
I normally go to work by bus
Genellikle işe otobüsle giderim
dünya çapında
Sahnededünyadaki en iyiler arasında olan
This is a world class hotel
Bu dünya çapında bir otel
dünya standartlarında
dünyadaki en yüksek kalitede olan
This hotel is world class
Bu otel dünya standartlarındadır
dünya çapında
dünyadaki en iyiler arasında olan
He is a world class athlete
O dünya çapında bir sporcudur
lanet olsun
Sahnedeöfke veya hayal kırıklığı ifadesi
Damn, I forgot my keys
Lanet olsun, anahtarlarımı unuttum
çok
Sahnedebüyük bir derecede
It is damn hot today
Bugün hava feci sıcak
önemsemek
bir şeyi önemsemek veya değer vermek
I don't give a damn about it
Bunu hiç umurumda değil
lanetlemek
birinin cezayı hak ettiğini söylemek
The priest damned the sinner
Rahip günahkarı lanetledi
kahretsin
kızgınlık veya rahatsızlığı ifade etmek için kullanılan bir söz
Damn I forgot my keys
Kahretsin anahtarlarımı unuttum
vadi
Sahnedetepeler veya dağlar arasındaki alçak arazi
The village is in a beautiful valley
Köy güzel bir vadide
gizlice
Sahnedebaşkaları tarafından bilinmeyecek şekilde
He secretly left the room
Odadan gizlice ayrıldı
endişeli
Sahnedehuzursuz veya kaygılı hissetmek
I am worried about the exam
Sınav hakkında endişeliyim
de değil
Sahnedeolumsuz bir ifadenin başkası için de geçerli olduğunu belirtir
I don't like it. Neither do I
Sevmiyorum. Ben de sevmiyorum
hiçbiri
iki seçenekten hiçbirini değil
Neither book is good
İki kitap da iyi değil
hiçbiri
iki kişiden veya şeyden hiçbiri
Neither of the students is here
Öğrencilerin hiçbiri burada
ikisi de değil
iki durumdan hiçbiri
The box is neither big nor small
Kutu ne büyük ne de küçük
bağlı olmak
Sahnedebir şeye göre belirlenmek
It depends on the weather
Hava durumuna bağlı
fırsat
Sahnedeuygun bir zaman veya durum
This is a great opportunity
Bu harika bir fırsat
fırsat
bir şeyi yapabilme imkanı sağlayan iyi durum
This job is a great opportunity
Bu iş harika bir fırsat
yeğen
Sahnedekardeşin kızı
She has a little niece
Onun küçük bir yeğeni var
kız yeğen
erkek veya kız kardeşinizin kızı
My niece is five years old
Kız yeğenim beş yaşında
kız yeğen
erkek veya kız kardeşinizin kızı
My niece is coming over today
Kız yeğenim bugün bize geliyor
başarmak
Sahnedebir şeyi başarıyla tamamlamak
I want to accomplish my goals
Hedeflerimi başarmak istiyorum
otomobil
Sahnedearabalarla ilgili
He loves auto racing
Otomobil yarışlarını sever
geri dönmek
Sahnedebir yere veya birine yeniden gitmek
I am coming back tomorrow
Yarın geri dönüyorum
savunmak
Sahnedebir fikri veya politikayı desteklemek
She advocates for climate action
O, iklim eylemini savunuyor
sözümona
Sahnedeaslında öyle olmadığı halde öyle olduğu söylenen
He is a so-called friend
O sözümona bir arkadaş
sözde
gerçekte öyle olmadığı ima edilen
His so called friend lied to him
Sözde arkadaşı ona yalan söyledi
sözde
henüz kanıtlanmadan öyle olduğu iddia edilen
The so-called expert made a mistake
Sözde uzman bir hata yaptı
sözde
bir ismin veya tanımın doğru olmadığını belirtmek için kullanılır
His so called expert opinion was wrong
Onun sözde uzman görüşü yanlıştı
sözde
genellikle bir şeyi adlandırmak için kullanılan ifade
This is a so-called smart phone
Bu sözde akıllı telefon
tutmak
Sahnedebelirli bir miktar para gerektirmek
It costs ten dollars
On dolar tutuyor
mal olmak
Sahnedebir şeye mal olmak
This mistake cost him his job
Bu hata ona işine mal oldu
mal olmak
bir şey için ödenmesi gereken para miktarı
This jacket costs fifty dollars
Bu ceket elli dolara mal oluyor
ruhsat
Sahnedebir şey yapma izni veren resmi belge
He has a valid fishing licence
Geçerli bir balıkçılık ruhsatı var
tozlu
Sahnedetozla kaplı
The old book is dusty
Eski kitap tozlu
binmek
Sahnedebir yere veya araca girmek
Get in the car
Arabaya bin
Engel olmak
Birinin yolunu kapatmak
Don't get in my way
Yoluma çıkma
dahil olmak
bir durumun veya faaliyetin parçası olmaya başlamak
I want to get in the game
Oyuna dahil olmak istiyorum
aklına girmek
birinin zihnine veya düşüncelerine yerleşmek
That tune got in my head
O melodi aklıma girdi
kabul edilmek
bir okula veya gruba girmeye hak kazanmak
I want to get in that university
O üniversiteye kabul edilmek istiyorum
girmek
bir araca veya binaya giriş yapmak
Get in the car now
Şimdi arabaya bin
varmak
bir yolculuktan sonra bir yere ulaşmak
What time does your train get in
Treniniz saat kaçta varacak
cinsel ilişkiye girmek
birisiyle cinsel birliktelik yaşamak
He tried to get in with her
Onunla cinsel ilişkiye girmeye çalıştı
etki etmek
birinin düşünce veya duygularını etkilemek
Do not let his negative comments get in
Olumsuz yorumlarının seni etkilemesine izin verme
üzerine yürümek
birine agresif bir şekilde yaklaşmak
Don't get in my face when you are angry
Sinirliyken üzerime gelme
bulaşmak
zor veya istenmeyen bir duruma girmek
I do not want to get in trouble
Başımın derde girmesini istemiyorum
önünü kesmek
birinin hareket etmesini engellemek için önünde durmak
Please do not get in my way
Lütfen yoluma çıkma
hasat etmek
olgunlaşan ürünleri toplamak
They will get in the wheat today
Bugün buğdayı hasat edecekler
fırsat bulmak
bir şeyi yapmak için zaman yaratmak
I managed to get in some exercise
Biraz egzersiz yapmaya fırsat buldum
iletmek
bir şeyi göndermek veya sunmak
We must get in our application by Friday
Başvurumuzu cumaya kadar iletmeliyiz
geri gelmek
Sahnedebir yere veya bir kişiye geri dönmek
When will you come back?
Ne zaman geri geleceksin?
geri dönmek
bir dönem sonra yeniden popüler veya başarılı hale gelmek
Vintage clothes are coming back
Vintage kıyafetler yeniden popüler oluyor
dedi
Sahnedesözle ifade etmek
He said no
Hayır dedi
söyledi
Sahnedebir düşünceyi veya bilgiyi kelimelerle ifade etmek
He said that he was busy
Meşgul olduğunu söyledi
bahsi geçen
daha önce değinilmiş olan
The said document is missing
Bahsi geçen belge kayıp
söyledi
bir düşünceyi sözlü olarak ifade etmek
She said she was tired
Yorgun olduğunu söyledi
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
kararsız
bir şey hakkında kesinliği olmayan
He is sure about the plan
Plan hakkında kararsız
elbette
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
elbette
bir durumu kesinlikle kabul ettiğini belirtmek için kullanılan ifade
Can I help you? Sure.
Size yardım edebilir miyim? Elbette.
tamam
bir öneriyi veya fikri onaylamak için kullanılan ifade
We can meet later. Sure.
Daha sonra buluşabiliriz. Tamam.
düzenleyici
Sahnedebir sistemi veya süreci kontrol eden kişi veya cihaz
The regulator controls the system
Düzenleyici sistemi kontrol eder
yarıda kesmek
Sahnedebir şeyi kısa bir süreliğine aniden durdurmak
Please do not interrupt me
Lütfen sözümü kesmeyin
toplamak
Sahnedebir yeri temiz ve düzenli hale getirmek
I need to clean up my desk
Masamı toplamam gerekiyor
temizlik
bir yeri düzenli hale getirme işlemi
The cleanup was fast
Temizlik hızlıydı
temizlemek
bir yerdeki kirliliği veya dağınıklığı gidermek
Please clean up your room
Lütfen odanı temizle
temizlik
bir yeri temiz ve düzenli hale getirme eylemi
We started the clean up after the party
Partiden sonra temizliğe başladık
şık görünmek
temiz ve düzgün görünmek
He cleaned up well for the party
Parti için çok şık görünüyordu
temizlemek
bir bölgedeki suç veya ahlak dışı davranışları ortadan kaldırmak
The police want to clean up the city
Polis şehri temizlemek istiyor
köşeyi dönmek
büyük miktarda para kazanmak veya elde etmek
They cleaned up at the casino
Kumarhanede köşeyi döndüler
suçtan arındırmak
bir bölgedeki yasadışı faaliyetleri durdurmak veya azaltmak
The police want to clean up the city
Polis şehri suçtan arındırmak istiyor
temizlemek
bir yeri düzenli veya temiz hale getirmek
I need to clean up my room
Odamı temizlemem gerekiyor
temizlik
bir yeri düzenli veya kirden arınmış hale getirme eylemi
The beach clean-up starts at noon
Sahil temizliği öğlen başlıyor
yani
Sahnedesöylenenleri açıklamak veya duraksamak için kullanılır
I mean, it is a bit expensive
Yani, biraz pahalı
görünmek
Sahnedebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
çekmek
Sahnedebir şeyi kendine doğru hareket ettirmek
He pulled the door open
Kapıyı çekerek açtı
kas çekilmesi
kasın aşırı gerilmesi sonucu oluşan yaralanma
I have a muscle pull in my leg
Bacağımda kas çekilmesi var
oyun oynamak
dürüst olmayan veya muzip bir şey yapmak
He tried to pull a trick on me
Bana bir oyun oynamaya çalıştı
geri çekmek
bir şeyi geri almak veya çıkarmak
He decided to pull his request
İsteğini geri çekmeye karar verdi
çekim
birine veya bir şeye gitme isteği uyandıran güçlü duygu
I felt a strong pull towards him
Ona karşı güçlü bir çekim hissettim
nüfuz
bir durum üzerinde güç veya etki sahibi olmak
He has a lot of pull in the company
Şirkette büyük bir nüfuzu var
incitmek
vücudun bir kısmını çok fazla gererek sakatlamak
I pulled a muscle in my leg
Bacağımdaki kası incittim
çekmek
bir şeyi kendine doğru hareket ettirmek
Pull the chair closer to the table
Sandalyeyi masaya doğru çek
oyun oynamak
birine şaka yapmak
He pulled a trick on his friend
Arkadaşına bir oyun oynadı
asılmak
bir şeyi kendine doğru hareket ettirmek için güç kullanmak
The dog pulled on the leash
Köpek tasmasına asıldı
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
bak
dikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
teşekkür ederim
Sahnedeminnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
Sahnedebir takdir ifadesi
A big thank you to all
Herkese büyük bir teşekkür
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan sözler
Thank you for your help
Yardımın için teşekkür ederim
teşekkür ederim
minnettarlığı göstermek için kullanılan kibar bir söz
I say thank you to my teacher
Öğretmenime teşekkür ederim diyorum
teşekkürler
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan nezaket ifadesi
Thank you for the coffee
Kahve için teşekkürler
teşekkür
minnettarlık ifade eden söz
I sent a thank-you to my teacher
Öğretmenime bir teşekkür gönderdim
Eski popüler şarkı
SahnedeGeçmişten gelen popüler bir şarkı
They played an oldie on the radio
Radyoda eski bir şarkı çaldılar
yaşlı biri
yaşlı kişi
He is a bit of an oldie
O biraz yaşlı biri
vay canına
Sahnedeşaşkınlık veya şok belirtmek için kullanılan bir ifade
Holy crap, look at that car
Vay canına, şu arabaya bak
heh
Sahnedegülmeyi temsil eden bir ses
Heh, you are right
Heh, haklısın
çok
Sahnedebüyük ölçüde
He is far better than me
O benden çok daha iyi
uzak
mesafesi çok olan
The station is far
İstasyon uzak
şimdiye kadar
şu ana kadar
So far everything is good
Şimdiye kadar her şey iyi
ilerleme
yapılması veya tamamlanması gereken kısım
How far are you with your homework
Ödevinde ne kadar ilerledin
uzak
bir noktadan veya yerden büyük mesafede
The store is too far
Mağaza çok uzak
çok daha
önemli ölçüde veya büyük derecede
This car is far better
Bu araba çok daha iyi
yalnızca
Sahnedebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
tek
eşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
sadece
daha fazlası olmayan
I have only two dollars
Sadece iki dolarım var
hoş karşılanan
Sahnedememnuniyetle karşılanan veya istenen
You are welcome here
Burada isteniyorsunuz
serbest
Sahnedebir şeyi yapmasına izin verilen
Questions are welcome
Sorular serbesttir
karşılamak
varan birini selamlamak
They welcomed the guests
Misafirleri karşıladılar
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
duymak
bir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
yanlış duymak
bir sesi doğru olmayan bir şekilde işitmek
I think I heard you wrong
Sanırım seni yanlış duydum
adamlar
Sahnedeerkekler için kullanılan samimi ifade
Those guys are tall
Şu adamlar uzun
arkadaşlar
bir grup insan için kullanılan samimi ifade
Hi guys
Selam arkadaşlar
adam
bir erkek için kullanılan samimi ifade
He is a nice guy
O iyi bir adam
millet
bir grup insan için kullanılan gayriresmi ifade
Listen guys
Dinleyin millet
suçlamak
Sahnedebirinin yanlış bir şey yaptığını söylemek
Do not accuse him without proof
Kanıt olmadan onu suçlama
suçlamak
birinin yanlış bir şey yaptığını söylemek
They accuse him of stealing
Onu hırsızlıkla suçluyorlar
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak veya anlamak
I don't get it
Anlamıyorum
azarlanmak
başı dertte olmak ve ceza almak üzere olmak
You will get it when your father comes home
Baban eve geldiğinde azarlanacaksın
ceza almak
yanlış bir davranışın sonucunda cezalandırılmak
You will get it if you do that
Bunu yaparsan cezanı çekersin
anlamak
bir şeyin ne anlama geldiğini kavramak
I do not get it
Bunu anlamadım
ulaştırmak
bir şeyi birine iletmek
Please get it to her by noon
Lütfen bunu ona öğlene kadar ulaştır
gidip getirmek
bir şeyi bulunduğu yerden alıp geri dönmek
Can you get it for me
Benim için gidip getirebilir misin
elde etmek
bir şeye sahip olmak veya onu kazanmak
I hope I get it soon
Umarım onu yakında elde ederim
almak
bir şeyi satın alarak veya bularak edinmek
I need to get it at the store
Onu mağazadan almam lazım
durumu kavramak
bir olaydaki gerçekleri veya durumu anlamak
Now I get it
Şimdi durumu kavradım
devam et
Sahnedebir şeye başlamak veya devam etmek
Please go ahead
Lütfen devam et
onay
bir işe başlamak için verilen resmi izin
We got the go ahead to start
Başlamak için onay aldık
yöntem
Sahnedebir şeyi yapma adımları
Follow the standard procedure
Standart yöntemi izleyin
prosedür
bir şeyi yapmak için izlenen işlem sırası
Follow the safety procedure
Güvenlik prosedürünü takip edin
taklit
Sahnedebir şeyin kalitesiz kopyası
This song is a rip off
Bu şarkı bir taklit
kazıklamak
bir şey için çok fazla para istemek
They ripped me off
Beni kazıkladılar
hızla koparmak
bir şeyi hızla ve sertçe yerinden çıkarmak
He ripped off the bandage
Bandajı hızla kopardı
kazık
değerine göre çok pahalı olan şey
This taxi fare is a rip off
Bu taksi ücreti tam bir kazık
çalmak
başkasına ait olan bir şeyi izinsiz almak
He ripped off my wallet
Cüzdanımı çaldı
kazık
değerinden çok daha pahalı olan şey
That shirt was a total rip-off
O gömlek tam bir kazıktı
kazıklamak
birini haksız yere kandırıp parasını almak
He ripped me off with that fake watch
O sahte saatle beni kazıkladı
yırtıp koparmak
bir şeyi zor kullanarak yerinden ayırmak
He ripped off the cover of the book
Kitabın kapağını yırtıp kopardı
dört gözle beklemek
Sahnedegelecekte olacak bir şeyi heyecanla beklemek
I look forward to meeting you
Sizinle tanışmayı dört gözle bekliyorum
dört gözle beklemek
gelecekte olacak bir şey için heyecan duymak
I look forward to meeting you
Sizinle tanışmayı dört gözle bekliyorum
ihtiyaç duymak
Sahnedegerekli olduğu için bir şeye gereksinim duymak
I need some help
Biraz yardıma ihtiyacım var
ihtiyaç
gerekli veya zorunlu olan şey
There is a need for water
Suya ihtiyaç var
sertçe çekmek
Sahnedebir şeyi hızlıca ve güçlü bir şekilde çekmek
He yanked the door open
Kapıyı sertçe çekerek açtı
bak
Sahnedebirinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
görünmek
belirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
bakmak
gözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
iyi
Sahnedeyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
tahmin etmek
Sahnedekesin bilgi sahibi olmadan bir fikir yürütmek
I guess that he is at home
Onun evde olduğunu tahmin ediyorum
tahmin
emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz bir fikir
It was just a guess
Sadece bir tahmindi
tahmin etmek
emin olmadan bir fikir oluşturmak
Can you guess my age
Yaşımı tahmin edebilir misin
tahmin
kesin olarak bilmeden bir cevap verme çabası
I made a guess about the answer
Cevap hakkında bir tahminde bulundum
tahmin
tam olarak emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz fikir
My guess was wrong
Tahminim yanlıştı
mahkeme
Sahnedeyasal davaların görüldüğü yer
He must appear in court
Mahkemeye çıkmak zorunda
saha
belirli sporların oynandığı alan
They are playing on the tennis court
Tenis kortunda oynuyorlar
kur yapmak
birine romantik amaçla yaklaşmak
He is trying to court her
Ona kur yapmaya çalışıyor
saray
kral veya imparatorun ailesiyle yaşadığı ve çalıştığı yer
The queen lives at the court
Kraliçe sarayda yaşıyor
orkide
Sahnedegösterişli ve sıradışı çiçekleri olan bir bitki
She grows orchids in her garden
O bahçesinde orkide yetiştiriyor
iyi
Sahnedeyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
ince
kalın olmayan
The pen has a fine tip
Kalemin ince bir ucu var
iyi
sağlığı yerinde veya zarar görmemiş olan
I am feeling fine today
Bugün kendimi iyi hissediyorum
iyi
yeterince iyi veya tatmin edici
The weather is fine today
Bugün hava iyi
kabul edilebilir
yeterli veya uygun
This plan is fine with me
Bu plan benim için kabul edilebilir
kaliteli
çok iyi nitelikli
This is a fine cloth
Bu kaliteli bir kumaş
üstün
çok yüksek nitelikte
They have fine taste in art
Sanat konusunda üstün bir zevkleri var
sağlıklı
iyi bir sağlık veya durum içinde
I am fine thank you
İyiyim teşekkür ederim
ceza
ceza olarak ödenmesi gereken para
He had to pay a fine
Bir ceza ödemek zorunda kaldı
ince yazılı
bir belgede küçük puntoyla yazılanlar
Read the fine print carefully
İnce yazıları dikkatlice oku
seçkin
çok yüksek kalitede
A fine specimen of the plant
Bitkinin seçkin bir örneği
zinde
iyi bir sağlık durumu içinde
She is feeling fine today
Bugün kendini zinde hissediyor
geri çekilmek
Sahnedegeriye doğru hareket etmek veya geri çekilmek
Please step back from the edge
Lütfen kenardan geri çekilin
uzaklaşmak
bir duruma objektif bakmak için ara verip düşünmek
I need to step back and look at the problem
Soruna objektif bakmak için biraz uzaklaşmam lazım
geri adım atmak
zıt yönde kısa bir mesafe ilerlemek
Please step back from the edge
Lütfen kenardan geri adım atın
çekilmek
sorumluluk gerektiren bir işten ayrılmak
He decided to step back from his leadership role
Liderlik görevinden çekilmeye karar verdi
aklına gelmek
Sahnedebir fikir üretmek ya da bir şeyi hatırlamak
I can think of a better name
Daha iyi bir isim aklıma geliyor
düşünmek
bir konu hakkında fikir yürütmek
I need to think of a solution
Bir çözüm düşünmem gerekiyor
hatırlamak
birini veya bir şeyi zihne getirmek
I often think of my home
Sık sık evimi hatırlarım
hatırlamak
bir anıyı kişiyi veya bilgiyi akla getirmek
I often think of my childhood
Sık sık çocukluğumu hatırlarım
bulmak
yeni bir fikir veya plan icat etmek
Can you think of a better solution
Daha iyi bir çözüm bulabilir misin
düşünmek
bir konu hakkında görüş sahibi olmak veya bir eylemi değerlendirmek
What do you think of this movie
Bu film hakkında ne düşünüyorsun
akla getirmek
bir konudan bahsetmeye başlamak
Can you think of any good movies
Aklına iyi bir film geliyor mu
düşünmek
birini veya bir şeyi zihninde bulundurmak
I often think of my old friends
Sık sık eski arkadaşlarımı düşünürüm
düşünmek
bir şey hakkında görüş sahibi olmak
What do you think of this plan
Bu plan hakkında ne düşünüyorsun
düşünmek
birini veya bir şeyi zihninde tutmak
I am thinking of my friends
Arkadaşlarımı düşünüyorum
hakkında düşünmek
birisi veya bir şey hakkında belirli bir görüşe sahip olmak
What do you think of this
Bunun hakkında ne düşünüyorsun
aklına getirmek
yeni bir fikir veya plan üretmek
I thought of a new plan
Yeni bir plan aklıma geldi
papatyalar
Sahnedebeyaz yapraklı ve sarı göbekli küçük çiçekler
I picked some daisies in the field
Tarladan biraz papatya topladım
ağır suç
Sahnedeçok ciddi bir suç
He was convicted of a felony
Ağır suçtan hüküm giydi
ağır suç
ciddi bir suç
He was charged with a felony
Ağır bir suçla suçlandı
bulmak
Sahnedebir şeyi görmek veya yerini tespit etmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
Sahnedebiri veya bir şey hakkında fikir sahibi olmak
I find it easy
Onu kolay buluyorum
hükmetmek
mahkemede resmen bir karara varmak
The jury found him guilty
Jüri onun suçlu olduğuna hükmetti
yanıt
bir soruya verilen cevap
What is your find to the question
Soruya verdiğin yanıt nedir
herhangi biri
Sahnedeherhangi bir kişi
Is anybody here
Burada kimse var mı
herhangi biri
herhangi bir kişi
Does anybody want cake?
Herhangi biri kek ister mi?
kimse
belirli olmayan bir kişi
I didn't see anybody
Kimseyi görmedim
bahsetmek
Sahnedebir şeyden kısaca söz etmek
He didn't mention the price
Fiyattan bahsetmedi
değinmek
bir konuya kısaca değinmek
Please mention your experience in the letter
Lütfen mektupta deneyiminizden değinin
bahsetmek
birinden veya bir şeyden söz etmek
He mentioned the book to me
Kitaptan bana bahsetti