

Better Call Saul — Season 3 Episode 4
Kelimeler ve anlamları
513 kelime
Seviye
asla
Sahnedehiçbir zaman
I never eat meat
Asla et yemem
oyuncak
Sahnedeçocukların oynaması için yapılan nesne
This is a new toy
Bu yeni bir oyuncak
oyalanmak
bir şeyle ciddiyetsizce oynamak
He was toying with his food
Yemeğiyle oyalanıyordu
göstermek
Sahnedebir şeye dikkat veya saygı yöneltmek
Please pay attention to the teacher
Lütfen öğretmene dikkat edin
ödemek
Sahnedebir şey için para vermek
I have to pay the bill
Faturayı ödemem gerekiyor
işe yaramak
iyi bir sonuç veya avantaj getirmek
Honesty will pay in the end
Dürüstlük sonunda işe yarayacak
kazançlı olmak
zaman veya çaba harcamaya değmek
It pays to arrive on time
Zamanında gelmek kazançlıdır
ödemek
yapılan işin karşılığında para vermek
They pay the workers every week
İşçilere her hafta ödeme yaparlar
ücretli
yapılan iş karşılığında parası verilmiş
This is a paid position
Bu ücretli bir pozisyon
ücret
yapılan iş için verilen para
He received his pay yesterday
Ücretini dün aldı
dikkat etmek
birine veya bir şeye özen göstermek
Please pay attention to the teacher
Lütfen öğretmene dikkat edin
para kazanmak
yapılan iş karşılığında para elde etmek
This job pays well
Bu iş iyi para kazandırıyor
maaş
bir işte çalışmanın karşılığı olarak alınan para
My pay is deposited monthly
Maaşım her ay yatıyor
borcu ödemek
birine olan borcu geri vermek
I need to pay my credit card debt
Kredi kartı borcumu ödemem gerekiyor
cezasını çekmek
yapılan yanlışın kötü sonucunu yaşamak
You will pay for what you did
Yaptığının cezasını çekeceksin
hiç
Sahnedeherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
o zamandan beri
geçmiş bir zamandan bugüne kadar
I have loved it ever since
O zamandan beri bunu seviyorum
Sorun değil
Sahnedeteşekkürlere yanıt olarak veya bir durumun sorun olmadığını belirtmek için kullanılır
Thanks for your help. No problem.
Yardımın için teşekkürler. Sorun değil.
kolayca
herhangi bir zorluk yaşamadan
I solved the puzzle with no problem
Bulmacayı kolayca çözdüm
düzenli
Sahnedeher şeyin yerli yerinde olduğu
She keeps her desk very tidy
Masasını çok düzenli tutuyor
düzenli
her şeyin yerli yerinde ve temiz olması
She likes to keep her room tidy
Odasını düzenli tutmayı sever
toparlamak
bir yeri temiz ve düzenli hale getirmek
I need to tidy my room
Odamı toparlamam gerekiyor
göz
Sahnedegörmeyi sağlayan vücut bölümü
I have two eyes
İki gözüm var
yetenek
bir şeyi fark etme veya ona dikkat etme becerisi
She has a good eye for art
Sanat konusunda iyi bir yeteneği var
merkez
fırtınanın tam ortasındaki sakin bölge
The eye of the storm is calm
Fırtınanın merkezi çok sakindir
gözlemek
birine veya bir şeye dikkatlice bakmak
He eyed the stranger suspiciously
Yabancıyı şüpheyle gözledi
göz
görmemizi sağlayan vücut organı
I have two eyes
İki gözüm var
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
hatırlamak
bir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
dahi
Sahnedeolağanüstü zeka veya yeteneğe sahip kişi
Albert Einstein was a true genius
Albert Einstein gerçek bir dahiydi
dâhilik
üstün zihinsel yetenek
Her musical genius is obvious
Onun müzikal dâhiliği ortada
dâhi
üstün zihinsel yeteneğe sahip kişi
Einstein was a genius
Einstein bir dâhiydi
üstün zekalı
olağanüstü zihinsel yeteneklere sahip kimse
She is a genius when it comes to science
Bilim konusunda o üstün zekalıdır
dahi
olağanüstü zeka yeteneğine sahip kimse
Einstein was a genius
Einstein bir dahiydi
kanıt
Sahnedebir gerçeğin doğru olduğunu gösteren şey
Do you have any proof
Hiç kanıtın var mı
geçirmez
bir şeye karşı dayanıklı olan
This watch is waterproof
Bu saat su geçirmez
düzeltmek
hataları bulmak için dikkatlice okumak
You should proof your essay
Kompozisyonunu gözden geçirmelisin
yazmak
Sahnedebir metin meydana getirmek
I will write a book
Bir kitap yazacağım
çek yazmak
bankaya para ödemesi için verilen yazılı belge
I need to write a check for the rent
Kira için bir çek yazmam gerekiyor
yazmak
bir belgeye veya alana bilgi eklemek
Write your name here
Adını buraya yaz
yazmak
bilgiyi bir belgeye veya kayda geçirmek
Please write your name on the form
Lütfen adınızı forma yazın
yazmak
bir kağıt veya ekran üzerine kelimeler oluşturmak
She wants to write a letter
O bir mektup yazmak istiyor
kaleme almak
bir konu hakkında metin üretmek
He will write a report tomorrow
Yarın bir rapor kaleme alacak
oluşturmak
bir yüzeyde yazı meydana getirmek
She writes content for the website
Web sitesi için içerik oluşturuyor
betimlemek
bir şeyi yazarak anlatmak
The author wrote his appearance in detail
Yazar onun dış görünüşünü detaylıca betimledi
harf dizmek
bir yüzeye harfler yerleştirmek
Children learn to write letters early
Çocuklar erken yaşta harf dizmeyi öğrenir
metin yazmak
bir yüzey üzerinde yazı oluşturmak
You should write the text clearly
Metni açık bir şekilde yazmalısın
yazı bırakmak
bir yüzeye semboller veya kelimeler koymak
Please write your name on the list
Lütfen listeye ismini yaz
yazı yazmak
bir yüzeye harf veya kelimeler oluşturmak
It is hard to write on glass
Camın üzerine yazı yazmak zordur
baş harf
Sahnedebir kişinin isimlerinin ilk harfleri
His initials are J.D.
Onun baş harfleri J.D.
baş harflerini atmak
Sahnedebir belgenin üzerine isminin baş harflerini yazmak
Please initial the form here
Lütfen formu buraya baş harflerinizle imzalayın
ilk
başlangıçta olan
The initial reaction was surprise
İlk tepki şaşkınlıktı
tişört
Sahnedeyakasız ve kısa kollu günlük üst giysisi
I am wearing a white t shirt
Beyaz bir tişört giyiyorum
tişört
kısa kollu, gündelik bir üst giysi
I am wearing a white t-shirt
Beyaz bir tişört giyiyorum
tişört
kısa kollu ve yakasız gündelik gömlek
He bought a new t-shirt
Yeni bir tişört satın aldı
tişört
gündelik, kısa kollu bir gömlek
Do you have a blue t-shirt?
Mavi bir tişörtün var mı?
tişört
kısa kollu ve yakasız gündelik bir üst
This t-shirt is too big
Bu tişört çok büyük
tişört
kısa kollu ve yakasız gündelik üst giysi
I bought a new white t shirt
Yeni bir beyaz tişört aldım
uğramak
Sahnedebirinin evine veya bulunduğu yere gitmek
Do you want to come over tonight?
Bu akşam uğramak ister misin?
etkisine almak
birinin duygu veya davranışlarını aniden değiştirmek
I do not know what came over her
Ona ne olduğunu bilmiyorum
aniden hissetmek
ani bir fiziksel veya duygusal durum yaşamak
I came over faint in the heat
Sıcaktan aniden başım döndü
gibi görünmek
başkalarına belirli bir izlenim vermek
She comes over as a very kind person
Çok kibar biri gibi görünüyor
uğramak
bir yere veya birinin evine gelmek
Why don't you come over to my place tonight
Neden bu akşam bana uğramıyorsun
yaklaşmak
birine veya bir şeye doğru hareket etmek
He came over when I called
Seslendiğimde bana doğru geldi
uğramak
bir yeri ziyaret etmek
Come over to my place later
Daha sonra bize uğra
yanına gelmek
birinin bulunduğu yere ilerlemek
Please come over and sit here
Lütfen buraya yanıma gel ve otur
özür dilemek
Sahnedeyaptığı bir şey için birinden özür dilemek
I apologise for my mistake
Hatam için özür dilerim
dedikodu yapmak
Sahnedebaşkaları hakkında özel bilgileri paylaşmak
They met to dish the dirt about their boss
Patronları hakkında dedikodu yapmak için buluştular
tombul
Sahnedesevimli bir şekilde hafiften kilolu
The baby has chubby cheeks
Bebeğin tombul yanakları var
dışarı
Sahnedeiçinden dışına doğru
He ran out of the house
Evden dışarı koştu
dışında
aynı seviye veya kategoride olmayan
This is out of my league
Bu benim ligimin dışında
-den yapılmış
bir malzemeden veya kaynaktan üretilmiş
It is made out of wood
Bu ahşaptan yapılmış
bitmiş
bir şeyin artık kalmaması
We are out of milk
Sütümüz bitti
uzak
bir şeyden kaçınmak veya girmemek
Stay out of trouble
Beladan uzak dur
kalmadı
bir şeyin elinde tükenmiş olması
We are out of sugar
Şekerimiz kalmadı
-den yapılmış
bir şeyin imalatında kullanılan maddeyi belirtir
This table is made out of wood
Bu masa ahşaptan yapılmış
dışında
bir yerin veya durumun içinde olmayan
She stepped out of the room
O odadan dışarı çıktı
vazgeçirmek
birini bir şey yapmamaya ikna etmek
She talked him out of quitting
Onu işten ayrılmaktan vazgeçirdi
dışında
bir grubun veya kapsamın dışında olan
It is out of his control
Bu onun kontrolünün dışında
dışarı
bir yerin içinden dışına doğru hareket etmek
She ran out of the room
Odadan dışarı koştu
nedeniyle
bir şeyin sonucu olarak
I did it out of curiosity
Bunu meraktan yaptım
dışında
bir şeyin içinde olmamak
They left me out of the game
Beni oyunun dışında bıraktılar
kurtulmuş
bir durumdan kurtulmuş olmak
He is finally out of debt
Sonunda borçtan kurtuldu
içinden
bir bütünü oluşturan parçalardan biri
Two out of five students passed
Beş öğrenciden ikisi geçti
arasından
bir grubun içinden seçilmiş
Pick one out of many
Birçoğunun arasından bir tane seç
içeriden
kapalı bir yerin içinden dışarı çıkmak
Take the cake out of the oven
Keki fırından çıkar
çıkmak
bir yerden ayrılmak
Get out of here right now
Buradan hemen çık
üretilmiş
bir malzemeden yapılmış
The table is made out of wood
Masa ahşaptan yapılmış
içinde değil
bir yerin veya şeyin içinde bulunmamak
She is out of the office today
O bugün ofiste değil
dışarıda
bir şeyin sınırları dışında olmak
He is out of the building
O binanın dışında
çıkarmak
bir şeyi içinden almak
He took the keys out of his pocket
Anahtarları cebinden çıkardı
yerinden çıkarmak
bir şeyi olduğu yerden uzaklaştırmak
The book was taken out of the shelf
Kitap raftan çıkarıldı
bırakmak
bir şeyi yapmayı sona erdirmek
He got out of the habit
O bu alışkanlığı bıraktı
bitmiş
bir şeyin tükenmesi
We are out of milk
Sütümüz bitti
beraber
Sahnedeaynı yerde veya aynı zamanda
We study together
Birlikte çalışıyoruz
barışmış
bir ayrılığın ardından tekrar sevgili olmak
They got back together recently
Yakın zamanda tekrar barıştılar
toplamda
sayıların toplamını hesaplamak
How much is it all together
Hepsi toplamda ne kadar
düzenli
mantıklı ve planlı bir şekilde
She is a very together person
O çok düzenli bir insandır
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
tamam
anlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
gelişmek
Sahnedebaşarılı olmak ve refaha ermek
The company continued to prosper
Şirket gelişmeye devam etti
ısrar etmek
Sahnedebir şeyin olması gerektiğini kesin bir dille söylemek
I insist on paying for dinner
Akşam yemeğini ödemek için ısrar ediyorum
bir kez
Sahnedetek bir sefer
I visited Paris once
Paris'i bir kez ziyaret ettim
bir zamanlar
geçmişte bir zamanda
I once lived here
Bir zamanlar burada yaşadım
olduğunda
olduğu zaman veya olur olmaz
Once you finish, we can go
Bitirdiğinde gidebiliriz
derhal
hemen hiç gecikmeden
Do it at once
Bunu derhal yap
işaret
Sahnedebilgi veren sembol veya uyarı
A red flag is a sign of danger
Kırmızı bayrak tehlike işaretidir
imza atmak
Sahnedekabul ettiğini göstermek için bir belgeye ismini yazmak
Please sign the contract here
Lütfen sözleşmeyi buraya imzalayın
işaret
bir anlamı olan vücut hareketi
He made a sign to be quiet
Sessiz olması için bir işaret yaptı
oturum açmak
bir bilgisayar sistemine veya hesaba bilgileri vererek girmek
I need to sign into my account
Hesabıma oturum açmam gerekiyor
imzalamak
bir anlaşmayı onaylamak için belgeye isim yazmak
I need to sign this contract
Bu sözleşmeyi imzalamam gerekiyor
imza vermek
hatıra olarak bir yere ismini yazmak
The actor agreed to sign my book
Oyuncu kitabımı imzalamayı kabul etti
işe almak
sözleşme yaparak birini görevlendirmek
The club will sign a new player
Kulüp yeni bir oyuncuyla sözleşme imzalayacak
tabela
bilgi veren yazılı veya resimli levha
Look at the sign on the road
Yoldaki tabelaya bak
kaydolmak
bir yere katılmak için isim yazmak
You need to sign up for classes
Derslere kaydolman gerekiyor
işaret
özel bir anlamı olan sembol
It is a sign of respect
Bu bir saygı işaretidir
imza atmak
bir belgeye onay vermek için ismini yazmak
You must sign the form here
Formu buraya imzalamalısın
adını yazmak
bir yüzeye kendi ismini yazmak
Please sign your name on the list
Lütfen listeye adını yaz
imza koymak
bir yere ismini eklemek
She signed her name on the card
Kartın üzerine imzasını koydu
onaylamak
bir şeyi doğrulamak için imza atmak
Please sign your name on this line
Lütfen bu satıra ismini yaz
yeterli
Sahnedeihtiyaç duyulduğu kadar olan
We have plenty of food for everyone
Herkes için yeterli yemeğimiz var
bolca
yeterince veya çok miktarda olan
We have plenty of time
Bolca vaktimiz var
oldukça
büyük ölçüde veya çok
That room is plenty big for our needs
O oda ihtiyaçlarımız için oldukça büyük
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
içeride beklemek
Sahnedebir yerin içinde kalmak veya beklemek
I will wait in the lobby
Lobide bekleyeceğim
evde beklemek
birinin gelmesini beklemek için dışarı çıkmamak
I must wait in for the package
Paketi beklemek için evde beklemeliyim
içeride durmak
bir yere girip orada ayrılmadan beklemek
Please wait in while I get the key
Ben anahtarı alana kadar lütfen içeride durun
sırada beklemek
bir şey için insanların oluşturduğu kuyrukta durmak
We waited in to buy the tickets
Bilet almak için sırada bekledik
belki
Sahnedebir şeyin doğru olabileceğini belirtmek için kullanılır
This is possibly the best way
Bu muhtemelen en iyi yol
kalça
Sahnedeüzerine oturulan vücut bölümü
He fell on his butt
Kalçasının üzerine düştü
dipçik
bir aletin veya silahın tutulan kalın ucu
He held the rifle by the butt
Tüfeği dipçiğinden tuttu
alay konusu
dalga geçilen kişi veya şey
He is the butt of the joke
Şakanın alay konusu o
toslamak
baş ile sertçe vurmak
The goat butted the fence
Keçi çite tosladı
popo
oturduğunuz vücut kısmı
He fell on his butt
Poposunun üzerine düştü
dosyalamak
Sahnederesmî makamlara belge teslim etmek
You must file your report today
Raporunu bugün dosyalamalısın
dosya
belgelerin veya dijital verilerin toplandığı yer
I opened the file
Dosyayı açtım
sıra
insanların birbiri ardına dizildiği sıra
The students walked in a file
Öğrenciler tek sıra halinde yürüdü
törpü
bir şeyi düzeltmek veya şekillendirmek için kullanılan pürüzlü alet
She used a nail file
Tırnak törpüsü kullandı
dosya
kağıtları saklamak için kullanılan klasör
I put the reports in the file
Raporları dosyaya koydum
ikmal hattı
Sahnedemal veya kaynakların bir yere ulaştırılmasını sağlayan sistem
The army protected its supply line
Ordu ikmal hattını korudu
hey
Sahnededikkat çekmek veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Hey, look at this!
Hey, şuna bak!
gerekli
Sahnedeyapılması veya olması gereken
Sleep is necessary for health
Uyku sağlık için gereklidir
gerekli
yapılması gereken veya ihtiyaç duyulan şey
It is necessary to drink water every day
Her gün su içmek gereklidir
bütün
Sahnedeeksiksiz ve tam olan
She read the entire book
Bütün kitabı okudu
bütün
tamamı veya eksiksiz olan
I read the entire book
Kitabın tamamını okudum
tüm
bir şeyin tamamı
The entire team arrived early
Tüm takım erken geldi
kovuşturmak
Sahnedebirine karşı yasal işlem başlatmak
The state decided to prosecute him
Devlet onu kovuşturmaya karar verdi
dava açmak
birini mahkemede resmi olarak suçlamak
They will prosecute him for the crime
Onu bu suçtan dolayı dava edecekler
yürütmek
bir işi çaba göstererek devam ettirmek
He prosecuted the plan with diligence
Planı titizlikle yürüttü
doğru
Sahnedehaklı veya gerçek olan
Your answer is correct
Cevabın doğru
düzeltmek
Sahnedebir şeyi doğru hale getirmek
Please correct my mistakes
Lütfen hatalarımı düzeltin
dava öncesi
Sahnederesmi suçlamalar yapılmadan önceki süreç
The evidence was collected during the pre-prosecution stage
Deliller dava öncesi aşamada toplandı
duruşma öncesi
Sahnedeceza davası başlamadan önceki süreye ait
Lawyers often meet during the pre-prosecution period
Avukatlar genellikle duruşma öncesi dönemde buluşurlar
kovuşturma öncesi
cezai kovuşturmanın başlatılmasından önceki dönem
The suspect is in the pre-prosecution phase
Şüpheli kovuşturma öncesi aşamadadır
iki buçuk
Sahnedesaat ikiyi otuz geçiyor
It is two thirty now
Şimdi saat iki buçuk
doğru
Sahnedetam olarak doğru veya gerçek
The information is accurate
Bilgiler doğru
dost canlısı
Sahnedeinsanlarla iyi geçinen ve nazik olan
The neighbors are very friendly
Komşular çok dost canlısı
cana yakın
nezaket ve sıcaklık gösteren
She is a very friendly person
O çok cana yakın biridir
dost
kendi tarafınızdan olan ve zarar verilmesi istenmeyen
We must avoid friendly fire
Bu durumda dost ateşinden kaçınmalıyız
takip etmek
Sahnedebir şeyin hareketini veya gelişimini izlemek
The police are tracking the suspect
Polis şüpheliyi takip ediyor
yol
bir şeyin hareket ettiği hat
The train is on the track
Tren rayın üzerinde
avantaj
başarıya ulaşmaya yardımcı olan özel bir imkan
He has the inside track for the job
O bu iş için öncelikli konuma sahip
parça
bir albümde yer alan kayıtlı müzik eseri
This is my favorite track on the album
Bu albümdeki en sevdiğim parça
tutarlı olmak
bilinen bilgilerle mantıklı veya uyumlu olmak
This story tracks with the facts
Bu hikaye gerçeklerle tutarlı
kayıt
bir şeyi hatırlamak için tutulan yazılı bilgi
I keep a track of my expenses
Harcamalarımın kaydını tutuyorum
atletizm
insanların koşu pistinde yarıştığı bir spor dalı
She runs track at school
O okulda atletizm yapıyor
yönlendirmek
Sahnedebirini yardım veya karar için bir kişiye ya da yere göndermek
My doctor referred me to a specialist
Doktorum beni bir uzmana yönlendirdi
bahsetti
birinden veya bir şeyden söz etmek
He referred to the report in his speech
Konuşmasında rapordan bahsetti
vay be
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Wow, this is beautiful
Vay be, bu çok güzel
hayran bırakmak
birini çok etkilemek
Her performance wowed the audience
Performansı izleyicileri hayran bıraktı
Vay
şaşkınlık veya hayranlık ifade eden söz
Wow, what a nice view
Vay, ne kadar güzel bir manzara
şekerleme yapmak
Sahnedekısa bir süre uyumak
She likes to snooze after lunch
Öğle yemeğinden sonra şekerleme yapmayı sever
kestirmek
kısa süreyle hafifçe uyumak
I will snooze for ten minutes
On dakika kestireceğim
kısa bir uyku çekmek
özellikle gündüzleri kısa süreli uyumak
He took a quick snooze on the sofa
Kanepede kısa bir uyku çekti
derece
Sahnedebir şeyin miktarı veya düzeyi
I agree to a certain extent
Belirli bir dereceye kadar katılıyorum
tehdit etmek
Sahnedebirini korkutmak veya tehlikede olduğunu hissettirmek
He threatened to call the police
Polisi aramakla tehdit etti
tehdit etmek
birini veya bir şeyi tehlikeye sokmak
Smoking threatens your health
Sigara içmek sağlığını tehdit eder
mesele
Sahnedeçok önemli olan durum
It is a big deal
Bu büyük bir mesele
başa çıkmak
bir sorunu çözmek için harekete geçmek
I can deal with this
Bununla başa çıkabilirim
çok miktar
bir şeyin büyük miktarı
This task takes a great deal of time
Bu görev çok fazla zaman alıyor
yasa dışı ticaret yapmak
yasa dışı ürünlerin alım satımını yapmak
He was arrested for dealing drugs
Uyuşturucu ticaretinden tutuklandı
buluşmak
Sahnedebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
benzemek
bir şeye benzer olmak
His words meet his actions
Sözleri davranışlarına benziyor
karşılamak
bir gereksinimi yerine getirmek
We must meet the requirements
Gereksinimleri karşılamalıyız
Buluşmak
Birisiyle veya bir şeyle bir araya gelmek
Let us meet at the park tomorrow
Yarın parkta buluşalım
tanışmak
biriyle ilk defa bir araya gelmek
I want you to meet my friend
Arkadaşımla tanışmanı istiyorum
görünmek
gözle görülür veya fark edilir olmak
A strange scene met my eyes
Gözüme garip bir manzara göründü
birleşmek
bir araya gelip bütün oluşturmak
The two rivers meet here
İki nehir burada birleşiyor
müsabaka
insanların spor dallarında yarıştığı etkinlik
The swimming meet was exciting
Yüzme müsabakası heyecan vericiydi
buluşmak
bir yerde bir araya gelmek
We will meet at the park
Parkta buluşacağız
toplantı
insanların konuşmak veya çalışmak için bir araya geldiği planlı etkinlik
We have a business meet today
Bugün bir iş toplantımız var
meydana gelmek
bir şeyin vuku bulması veya ortaya çıkması
New challenges met him
Karşısına yeni zorluklar meydana geldi
karşılamak
bir ihtiyacı veya gerekliliği gidermek
This solution meets all requirements
Bu çözüm tüm gereksinimleri karşılıyor
girişmek
Sahnedebir işe büyük bir enerji veya güçle başlamak
He went at the task with energy
Göreve enerjiyle girişti
konumlanmak
belirli bir yerde bulunmak
Where does this part go at
Bu parça nereye konumlanıyor
ilerlemek
belirli bir hızla hareket etmek
He goes at a steady rate
O sabit bir hızla ilerliyor
ilerlemek
belirli bir hızda veya tempoda hareket etmek
They are going at a fast pace
Hızlı bir tempoda ilerliyorlar
eşlik etmek
Sahnedebirinin yanına gitmek
Join us for lunch
Öğle yemeği için bize katılın
katılmak
bir grubun parçası olmak
I want to join the club
Kulübe katılmak istiyorum
evlendirmek
evlilik yoluyla birleştirmek
The priest joined them in marriage
Rahip onları evlilikle birleştirdi
birleştirmek
iki şeyi birbirine bağlamak
Please join these two pieces of rope
Lütfen bu iki ip parçasını birleştirin
minyatür
Sahnedeboyut olarak çok küçük
She has a teacup poodle
Onun minyatür bir kaniş köpeği var
çay fincanı
çay içmek için kullanılan küçük fincan
She poured tea into the teacup
Çayı çay fincanına doldurdu
uyuşturucu kuryesi
Sahnedeyasa dışı uyuşturucu taşıyan kişi
The police caught the drug mule at the airport
Polis havaalanında uyuşturucu kuryesini yakaladı
katır
at ile eşeğin çiftleşmesinden doğan hayvan
The mule carries the heavy bags
Katır ağır çantaları taşıyor
terlik
arkası açık bir ayakkabı
She wears mules in the summer
Yazın terlik giyer
yansıtmak
Sahnedebir şeyi göstermek veya temsil etmek
His eyes reflect his sadness
Gözleri üzüntüsünü yansıtıyor
düşünmek
bir konu üzerinde derinlemesine kafa yormak
You should reflect on your actions
Davranışların üzerinde düşünmelisin
yansıtmak
ışığı ısıyı veya sesi bir yüzeyden geri göndermek
The mirror reflects the sunlight
Ayna güneş ışığını yansıtır
gün
Sahnede24 saatlik zaman dilimi
There are seven days in a week
Bir haftada yedi gün vardır
program
televizyon yayını
I watched Days yesterday
Dün Days programını izledim
günler
24 saatlik süreler
I have been waiting for two days
İki gündür bekliyorum
kalan gün
tamamlanması gereken süre
There are five days left
Beş gün kaldı
gün
yirmi dört saatlik süre
There are seven days in a week
Bir haftada yedi gün vardır
dönem
belirli bir çağ veya zaman dilimi
Those were the glory days
Onlar görkemli dönemlerdi
zamanlar
birinin hayatındaki özel bir dönem
I miss my school days
Okul zamanlarımı özlüyorum
gündüz
güneşin doğuşu ile batışı arasındaki zaman
The days are getting longer
Gündüzler uzuyor
süre
bir şeyin devam ettiği zaman aralığı
These days are very busy
Bu süreler çok yoğun
tarih
takvimdeki belirli bir zaman noktası
What are the days of the trip
Gezinin tarihleri nelerdir
günler
yirmi dört saatlik periyotlar
The days go by quickly
Günler çabuk geçiyor
yalnızca
Sahnedebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
tek
Sahnedeeşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
sadece
daha fazlası olmayan
I have only two dollars
Sadece iki dolarım var
tanımak
Sahnedebirini veya bir şeyi daha önceden bildiği için hatırlamak
I did not recognise him with a beard
Sakallı haliyle onu tanıyamadım
zorla girmek
Sahnedebir binaya yasa dışı şekilde girmek
Someone tried to break in last night
Dün gece biri zorla girmeye çalıştı
sözünü kesmek
bir konuşmayı veya etkinliği bölmek
Please do not break in while I am speaking
Ben konuşurken lütfen sözümü kesmeyin
alıştırmak
yeni ayakkabı veya giysileri giyerek rahat hale getirmek
It takes time to break in these new shoes
Bu yeni ayakkabıları alıştırmak zaman alıyor
zorla girmek
bir binaya güç kullanarak girmek
Someone tried to break in last night
Dün gece birisi zorla girmeye çalıştı
alıştırmak
bir hayvanı binilmeye veya insan etkileşimine alıştırmak
He is trying to break in the young horse
Genç atı alıştırmaya çalışıyor
zorla girmek
bir binaya veya araca genellikle çalmak için zor kullanarak girmek
Someone tried to break in last night
Dün gece birisi zorla girmeye çalıştı
alıştırmak
yeni bir eşyayı rahat hale gelene kadar kullanmak
You need to break in these new shoes
Bu yeni ayakkabıları alıştırman gerekiyor
zorla girmek
bir binaya yasa dışı yollarla girmek
Someone tried to break in last night
Dün gece biri zorla girmeye çalıştı
zorla girme
bir binaya yasa dışı yollarla girme eylemi
There was a break-in at the store last night
Dün gece mağazaya zorla girildi
işi öğretmek
birine yeni bir görevin nasıl yapıldığını göstermek
It takes time to break in a new employee
Yeni bir çalışana işi öğretmek zaman alır
alıştırmak
bir şeyi veya birini yeni duruma uyumlu hale getirmek
It takes time to break in new shoes
Yeni ayakkabıları alıştırmak zaman alır
zorla girmek
bir yere kapı veya pencereyi kırarak girmek
Someone tried to break in through the window
Birisi pencereden zorla girmeye çalıştı
yasa dışı girmek
bir binaya yetkisiz yollarla girmek
Thieves often break in through the back door
Hırsızlar genellikle arka kapıdan yasa dışı girerler
hırsızlık için girmek
bir yere hırsızlık amacıyla güç kullanarak girmek
They break in to steal jewelry
Mücevher çalmak için içeri zorla girerler
duyuru
Sahnedebilgi veya uyarı veren yazılı beyan
There is a notice on the wall
Duvarda bir duyuru var
fark etmek
bir şeyi görmek veya dikkat etmek
I noticed a new sign
Yeni bir tabela fark ettim
fark etmek
bir şeyin varlığını algılamak
I did not notice the door was open
Kapının açık olduğunu fark etmedim
ihtar
bir şeyi hemen yapmaya yönelik istek veya işaret
The eviction notice was on the door
Tahliye ihtarı kapıdaydı
dikkat
bir şeye dikkatini verme durumu
His new car caught my notice
Yeni arabası dikkatimi çekti
fark etmek
bir şeyin varlığını algılamak
I noticed a small mistake
Küçük bir hata fark ettim
merhaba
Sahnedeselam vermek için kullanılır
Hello, how are you
Merhaba, nasılsın
yahu
şaşkınlık veya inanmazlık belirtmek için kullanılır
Hello? Are you kidding
Yahu, şaka mı yapıyorsun
her seferinde
Sahnedebir şey her gerçekleştiğinde
Every time I see him I smile
Onu her gördüğümde gülümsüyorum
hikaye
Sahnedeolayların anlatımı
I read a long story
Uzun bir hikaye okudum
kat
bir binanın seviyesi veya katı
The house has two stories
Evin iki katı var
durum
belirli bir durum veya olaylar dizisi
That is a different story
Bu farklı bir durum
müdür yardımcısı
Sahnedemüdüre yardım eden ve o yokken işlerden sorumlu olan kişi
The assistant manager is in charge today
Müdür yardımcısı bugün görevli
müdür yardımcısı
bir ekibi veya işletmeyi yöneten kişiye yardım eden görevli
The assistant manager prepared the report
Müdür yardımcısı raporu hazırladı
yine de
Sahnedeher durumda
It's raining, but I'll go anyway
Yağmur yağıyor ama yine de gideceğim
neyse
konuyu değiştirmek veya bir duraksamadan sonra devam etmek için kullanılan söz
Anyway let us continue with the lesson
Neyse derse devam edelim
kapı
Sahnedebina veya oda girişindeki hareketli panel
Close the door please
Lütfen kapıyı kapat
kapı
girişe izin vermek için açılıp kapanan hareketli panel
The door is open
Kapı açık
kapı
bir odaya girmek için açılan panel
He is at the door
O kapıda
kapı
bir odaya veya binaya girişi kapatmaya yarayan hareketli engel
Please close the door
Lütfen kapıyı kapat
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
birine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
durdurmak
bir şeyin gerçekleşmesini engellemek
We must stop the spread of the virus
Virüsün yayılmasını durdurmalıyız
durdurmak
bir şeyin devam etmesini engellemek
Please stop the noise
Lütfen gürültüyü durdur
bitirmek
bir eylemi sona erdirmek
We have to stop our work
İşimizi bitirmek zorundayız
durmak
hareketin veya işin sona ermesi
You should stop here
Burada durmalısın
durak
otobüs veya trenin yolcu aldığı yer
Wait for me at the bus stop
Beni otobüs durağında bekle
son durak
yolculuğun sona erdiği yer
This is the final stop
Burası son durak
kusursuzca
Sahnedehiçbir hata veya kusur olmadan
She was impeccably dressed for the interview
Mülakat için kusursuzca giyinmişti
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
olmak
meydana gelmek veya gerçekleşmek
What is going on here
Burada neler oluyor
çıkmak
bir yolculuğa veya tatile gitmek
They go on a vacation every summer
Her yaz tatile çıkarlar
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
katılmak
bir etkinliğe veya faaliyete dahil olmak
We decided to go on the tour
Tura katılmaya karar verdik
açılmak
bir cihazın veya ışığın çalışmaya başlaması
The heater goes on at night
Isıtıcı gece açılır
sürülmek
bir maddenin bir yüzeye uygulanması
The paint goes on easily
Boya kolayca sürülür
uzatmak
bir konuyu sıkıcı olacak şekilde uzun uzun anlatmak
He likes to go on about his job
İşi hakkında uzun uzun konuşmayı sever
yayınlanmak
radyo veya televizyonda gösterilmek
The show will go on tonight
Gösteri bu gece yayınlanacak
çıkmak
biriyle romantik bir randevuya gitmek
Are you going on a date tonight
Bu gece bir randevuya mı çıkıyorsun
binmek
lunaparktaki bir eğlence aracına binmek
Let us go on the roller coaster
Hız trenine binelim
başlamak
bir işe veya geziye başlamak
It is time to go on our trip
Gezimize başlama zamanı
girmek
dijital bir platforma erişmek
I often go on social media
Sık sık sosyal medyaya girerim
bozulmak
düzgün çalışmayı bırakmak
The machine went on suddenly
Makine aniden bozuldu
randevuya çıkmak
romantik bir partnerle buluşmak
They will go on a date tonight
Bu akşam randevuya çıkacaklar
eklenmek
bir şeyin üzerine yerleştirilmesi veya bir bütüne dahil edilmesi
These labels go on the boxes
Bu etiketler kutuların üzerine konur
yaklaşıyor olmak
belirli bir yaşa gelmek üzere olmak
She is going on twenty
Yirmi yaşına yaklaşıyor
harcanmak
para veya zamanın bir şey için kullanılması
Most of my money goes on rent
Paramın çoğu kiraya harcanıyor
dırdır etmek
bir şey hakkında rahatsız edici şekilde uzun süre konuşmak
He keeps going on about his problems
Sürekli sorunları hakkında dırdır ediyor
flört etmek
biriyle romantik bir şekilde buluşmaya gitmek
They have been going on dates lately
Son zamanlarda flört ediyorlar
katılmak
bir gezi veya etkinliğe iştirak etmek
Are you going on the tour
Tura katılıyor musun
yer almak
bir faaliyetin parçası olmak
Many people went on the protest
Protestoda birçok kişi yer aldı
sahneye çıkmak
bir gösteri veya etkinlikte görünmek
The band will go on at nine
Grup saat dokuzda sahneye çıkacak
kullanmaya başlamak
düzenli olarak ilaç almaya başlamak
The doctor told me to go on this medication
Doktor bu ilacı kullanmaya başlamamı söyledi
dahil olmak
bir aktiviteye veya geziye katılmak
We decided to go on the trip together
Geziye birlikte dahil olmaya karar verdik
iştirak etmek
bir organizasyon veya etkinliğe katılmak
She will go on the marathon next week
Gelecek hafta maratona iştirak edecek
konuşup durmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
Don't go on about it anymore
Artık bu konuda konuşup durma
devamlı konuşmak
hiç durmadan uzun süre konuşmaya devam etmek
She went on for an hour about the movie
Film hakkında bir saat devamlı konuştu
tekrar tekrar anlatmak
bir şeyi sürekli yineleyerek konuşmak
He went on about his childhood again
Çocukluğunu tekrar tekrar anlattı
devam etmek
bir işi veya etkinliği sürdürmek
We must go on with our work
İşimizi devam ettirmeliyiz
karşıya
Sahnedebir taraftan diğer tarafa doğru
He walked across the street
Caddenin karşısına yürüdü
soldan sağa
bulmacadaki yatay ipucu
Look at five across
Beş soldan sağaya bak
haberdar
bir konu hakkında bilgi sahibi olan
Are you across the project details
Proje detaylarından haberdar mısın
genelinde
bir şeyin tamamını kapsayacak şekilde
The news spread across the country
Haber ülke genelinde yayıldı
karşıya
bir taraftan diğer tarafa
He walked across the street
Yolun karşısına yürüdü
elektrik
Sahnedeışık ve makineler için kullanılan bir enerji türü
The electricity went out during the storm
Fırtına sırasında elektrik kesildi
elektrik
ışık ve ısı üretmek için kullanılan enerji
We use electricity at home
Evde elektrik kullanırız
önermek
Sahnedebir fikri değerlendirilmesi için sunmak
I suggest we go home
Eve gitmemizi öneririm
işaret etmek
bir şeyi göstermek veya ima etmek
The evidence suggests he is guilty
Kanıtlar onun suçlu olduğunu gösteriyor
kova
Sahnedeeşya taşımak için kullanılan kulplu ve ağzı açık kap
Fill the bucket with water
Kovayı suyla doldur
normal
Sahnedealışılmış, sıradan veya garip olmayan
It is normal to feel nervous
Gergin hissetmek normaldir
normal
alışılagelmiş veya tuhaf olmayan
It is normal to feel nervous
Gergin hissetmek normaldir
ortaya çıkmak
Sahnedebirinin bir yerde görünmesi veya gelmesi
He finally showed up at the party
Sonunda partide göründü
gelmek
bir yere varmak veya görünmek
He didn't show up for the meeting
Toplantıya gelmedi
rezil etmek
birini başkalarının önünde utandırmak
She showed him up in front of the team
Onu takımın önünde rezil etti
belirmek
bir arka plan üzerinde kolayca fark edilmek
The stain does not show up on this dark shirt
Bu koyu renkli gömlekte leke belli olmuyor
gölgede bırakmak
birinden daha iyi performans göstererek onu kötü duruma düşürmek
He tried to show up his rival during the match
Maç sırasında rakibini gölgede bırakmaya çalıştı
gölgede bırakmak
birinden daha iyi performans göstererek onu geride bırakmak
He showed up his rival with a better performance
Rakibini daha iyi bir performansla gölgede bıraktı
gelmek
bir etkinliğe katılmak veya bir yere varmak
He did not show up for the party
O partiye gelmedi
eksiklik
Sahnedebir şeyin olmaması durumu
There is a lack of water
Su eksikliği var
eksik olmak
gerekli olan bir şeye sahip olmama
We lack the money to buy a car
Araba almak için paramız eksik
eksiklik
bir şeyin yeterli miktarda bulunmaması
There is a lack of food
Yiyecek eksikliği var
hızlı
Sahnedeyüksek hızda
He runs very fast
O çok hızlı koşar
oruç tutmak
belirli bir süre boyunca yemek yememek
He decided to fast for a day
Bir gün boyunca oruç tutmaya karar verdi
ileri
saatin gerçek zamandan daha ileride olması
My watch is five minutes fast
Saatim beş dakika ileri
derince
genellikle uyku için kullanılan derin bir şekilde
The baby is fast asleep
Bebek derin uykuda
kaçmak
Sahnedebir yerden uzaklaşmak veya kurtulmak
He managed to get away with the bag
Çantayı alıp kaçmayı başardı
yanına kâr kalmak
yanlış veya yasa dışı bir şey yaptıktan sonra ceza almamak
He managed to get away with the crime
Suç onun yanına kâr kaldı
yanına kâr kalmak
yanlış bir şey yapıp ceza almamak
He thought he would get away with it
Bunun yanına kâr kalacağını düşündü
cezasız kalmak
bir suçu veya hatayı ceza almadan yapmak
He cheated on the test and got away with it
Sınavda kopya çekti ve cezasız kaldı
Yunan
SahnedeYunanistan ülkesi veya kültürü ile ilgili
I love Greek food
Yunan yemeklerini severim
yunan
Yunanistan ülkesine veya kültürüne ait olan
She is a Greek student
O Yunan bir öğrenci
Yunan
Yunanistandan gelen kimse
He is Greek
O bir Yunan
ciddi
Sahnedeşaka yapmayan, söylediklerinde samimi olan
Are you serious?
Ciddi misin?
ciddi
dikkatli düşünme veya eylem gerektiren
This is a serious problem
Bu ciddi bir problem
ağır
çok kötü veya büyük
She has a serious injury
Ağır bir yaralanması var
ciddi
zarar veya tehlikeye neden olan
He had a serious accident
O ciddi bir kaza geçirdi
ciddi
miktarı veya derecesi yüksek olan
It is a serious problem
Bu ciddi bir problem
ciddi
dikkatle ele alınması gereken önemli durum veya konu
This is a serious matter
Bu ciddi bir mesele
söz
Sahnedebir şeyi kesinlikle yapacağınızı bildiren ifade
I will keep my promise
Sözümü tutacağım
salıverme
tutulan birini veya bir şeyi serbest bırakma
He gave his promise to let them go
Onları serbest bırakmaya söz verdi
söz vermek
birine bir şeyi yapacağına dair güven vermek
I promise to be there on time
Zamanında orada olacağıma söz veriyorum
söz vermek
bir şeyi kesinlikle yapacağını söylemek
I promise to call you later
Seni sonra arayacağıma söz veriyorum
işaret etmek
bir şeyin olacağına dair belirtiler göstermek
Dark clouds promise rain
Kara bulutlar yağmura işaret ediyor
gelecek vaadi
gelecekte başarılı olacağını gösteren nitelik
The young student shows great promise
Genç öğrenci büyük gelecek vaat ediyor
yemin etmek
bir şeyi kesinlikle yapacağına dair ant içmek
I promise to keep your secret
Sırrını saklamaya yemin ederim
yönlendirme
Sahnedesuçluları ceza infaz sistemi dışına çıkaran program
He participated in a diversion program instead of going to jail
Hapse girmek yerine bir yönlendirme programına katıldı
dikkat dağıtıcı
dikkati başka yöne çeken şey
The noise was a diversion
Gürültü bir dikkat dağıtıcıydı