

Better Call Saul — Season 4 Episode 4
Kelimeler ve anlamları
445 kelime
Seviye
nefes alma
Sahnedevücuda hava alıp verme işlemi
He is breathing deeply
Derin nefes alıyor
nefes alma
havayı akciğerlere alıp dışarı verme süreci
Deep breathing helps you relax
Derin nefes almak rahatlamana yardımcı olur
çekmek
Sahnedebir şeyi kendine doğru hareket ettirmek
He pulled the door open
Kapıyı çekerek açtı
kas çekilmesi
kasın aşırı gerilmesi sonucu oluşan yaralanma
I have a muscle pull in my leg
Bacağımda kas çekilmesi var
oyun oynamak
dürüst olmayan veya muzip bir şey yapmak
He tried to pull a trick on me
Bana bir oyun oynamaya çalıştı
geri çekmek
bir şeyi geri almak veya çıkarmak
He decided to pull his request
İsteğini geri çekmeye karar verdi
çekim
birine veya bir şeye gitme isteği uyandıran güçlü duygu
I felt a strong pull towards him
Ona karşı güçlü bir çekim hissettim
nüfuz
bir durum üzerinde güç veya etki sahibi olmak
He has a lot of pull in the company
Şirkette büyük bir nüfuzu var
incitmek
vücudun bir kısmını çok fazla gererek sakatlamak
I pulled a muscle in my leg
Bacağımdaki kası incittim
çekmek
bir şeyi kendine doğru hareket ettirmek
Pull the chair closer to the table
Sandalyeyi masaya doğru çek
oyun oynamak
birine şaka yapmak
He pulled a trick on his friend
Arkadaşına bir oyun oynadı
asılmak
bir şeyi kendine doğru hareket ettirmek için güç kullanmak
The dog pulled on the leash
Köpek tasmasına asıldı
uygun
Sahnedebir durum için doğru veya yerinde olan
You should wear proper clothes for the meeting
Toplantı için uygun kıyafetler giymelisin
uygun
durum için doğru veya uygun olan
Please use the proper tools
Lütfen uygun araçları kullanın
terbiyeli
toplumsal kurallara uyan ve nazik olan
He is a very proper young man
O çok terbiyeli bir genç adam
uygun
bir durum için doğru veya yerinde olan
Please wear proper shoes for the hike
Lütfen yürüyüş için uygun ayakkabılar giyin
haberleşme
Sahnedebaşkalarıyla bilgi paylaşma eylemi
We use phones for communication
Haberleşme için telefon kullanırız
iletişim
bilgi veya fikir paylaşımı eylemi
Good communication is essential
İyi iletişim esastır
duruşma öncesi
Sahnedemahkeme duruşmasından önce gerçekleşen
They held a pre trial meeting
Duruşma öncesi bir toplantı yaptılar
akşam yemeği
Sahnedegünün genellikle akşam saatlerinde yenen ana öğünü
We are having chicken for dinner
Akşam yemeğinde tavuk yiyoruz
akşam yemeği
günün ana öğünü, genellikle akşam yenir
What's for dinner?
Akşam yemeğinde ne var?
akşam yemeği
günün genellikle akşam yenen ana öğünü
We are having dinner at seven
Akşam yemeğini saat yedide yiyoruz
beklemek
Sahnedebir şey olana kadar bir yerde kalmak
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
sabırsızlanmak
bir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
beklemek
kısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
beklemek
bir şeyin gerçekleşmesini beklemek
Please wait for me
Lütfen beni bekle
kalmak
bir yerden ayrılmadan durmak
I will wait in the car
Arabada kalacağım
yerinde durmak
hareket etmeden olduğu yeri korumak
Wait right there for me
Tam orada yerinde dur
durmak
kısa bir süreliğine hareket etmemek
Cars must wait at the red light
Arabalar kırmızı ışıkta durmalı
ara vermek
bir işe kısa süreliğine ara vermek
We will wait with the decision
Karar vermeye ara vereceğiz
olmak
Sahnedemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
meydana gelmek
bir şeyin gerçekleşmesi
Something strange happened
Tuhaf bir şey oldu
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi
görüşmek
Sahnedebiriyle buluşmak veya ziyaret etmek
I will see you tomorrow
Yarın seninle görüşeceğim
bak
birinin dikkatini çekmek için kullanılır
See here
Buraya bak
görmek
bir şeyi fark etmek için gözlerini kullanmak
I can see you
Seni görebiliyorum
anlamak
bir şeyi kavramak veya fark etmek
I see what you mean
Ne demek istediğini anlıyorum
ısrar etmek
Sahnedebir şeyin olması gerektiğini kesin bir dille söylemek
I insist on paying for dinner
Akşam yemeğini ödemek için ısrar ediyorum
altı aylık
Sahnedealtı ay süren
It was a six month course
Altı aylık bir kurstu
altı aylık
altı ay süren
I have a six-month contract
Altı aylık bir sözleşmem var
o zamandan beri
Sahnedegeçmişteki bir zamandan şimdiye kadar
I have lived here ever since I was a child
Çocukluğumdan beri burada yaşıyorum
o zamandan beri
geçmişteki bir noktadan şu ana kadar sürekli olarak
I have lived here ever since
O zamandan beri burada yaşıyorum
diş fırçası
Sahnedediş temizliği için kullanılan fırça
Put your toothbrush in the cup
Diş fırçanı bardağa koy
diş fırçası
dişleri temizlemek için kullanılan araç
I need a new toothbrush
Yeni bir diş fırçasına ihtiyacım var
düzeltmek
Sahnedebir hatayı veya problemi gidermek
We must set the situation right
Durumu düzeltmeliyiz
imkansız
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesinin mümkün olmadığını belirtmek için kullanılır
No way he can win
Onun kazanması imkansız
hadi canım
şaşkınlık ifade etmek veya bir şeye inanmakta güçlük çekmek
No way you won the lottery
Hadi canım piyangoyu kazandığına inanamıyorum
asla
kesin bir dille reddetmek veya bir şeyi kabul etmemek
No way am I doing that
Asla bunu yapmayacağım
asla
bir şeyi yapmayı reddetmek için kullanılan ifade
No way I am doing that
Bunu asla yapmam
karşıt
Sahnedebir şeye karşı olan
They have opposing views
Karşıt görüşleri var
kısıtlı
Sahnedeçok az boş zamanı olan
I have a tight schedule
Yoğun bir programım var
yakın
güçlü bir ilişkiye sahip olan
They are a tight family
Onlar yakın bir ailedir
sıkı
sıkıca tutulmuş veya sabitlenmiş
Hold the rope tight
İpi sıkı tut
dar
iki tarafı arasında çok az boşluk bulunan
The hallway is very tight
Koridor çok dar
dar
vücuda çok sıkı oturan
This shirt is too tight
Bu gömlek çok dar
tayt
bacakları ve alt vücudu saran bir giysi
She wears black tights
O siyah tayt giyiyor
sıkıca
rahat ve güvenli bir şekilde
You will sleep tight
Mışıl mışıl uyuyacaksın
işe almak
Sahnedebirine iş vermek
They want to hire a new manager
Yeni bir yönetici işe almak istiyorlar
kiralamak
bir şeyi belirli bir süre kullanmak için para ödemek
We decided to hire a car for our holiday
Tatilimiz için bir araba kiralamaya karar verdik
işe alınan kişi
şirketin işe aldığı kimse
They welcomed the new hire
Yeni işe alınan kişiyi karşıladılar
işe almak
birine ücretli bir iş vermek
We need to hire more staff
Daha fazla personel işe almamız gerekiyor
gözlemleme
Sahnedebir şeyi dikkatlice incelemek
He is observing the birds in the park
O parktaki kuşları gözlemliyor
keyif almak
Sahnedebir şeyden zevk almak
I enjoy reading books
Kitap okumaktan keyif alırım
doğum
Sahnedebir bebeğin dünyaya getirilmesi süreci
The delivery went smoothly
Doğum sorunsuz geçti
teslimat
malların bir kişiye veya yere ulaştırılması
Your delivery is here
Teslimatınız geldi
teslimat
malların insanlara getirilmesi süreci
I am waiting for the delivery
Teslimatı bekliyorum
ulaştırma
malların bir yere taşınması eylemi
The delivery took three days
Ulaştırma üç gün sürdü
teslimat
malların insanlara ulaştırılması eylemi
The delivery arrived this morning
Teslimat bu sabah geldi
çoğunlukla
Sahnedebüyük oranda veya esas olarak
I mainly eat vegetables
Çoğunlukla sebze yerim
bile
Sahnedeşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
iki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
çabalamak
bir şeyi başarmak için gayret göstermek
You should even to reach your goal
Hedefine ulaşmak için çabalamalısın
çift
ikiye tam bölünebilen sayı
Four is an even number
Dört çift bir sayıdır
sonuç
Sahnedebir şeyin sonucunda meydana gelen durum
The result was surprising
Sonuç şaşırtıcıydı
yol açmak
bir şeyin meydana gelmesine neden olmak
Heavy rain resulted in flooding
Şiddetli yağmur sele yol açtı
paylaşmak
Sahnedebir şeyin bir kısmını başkalarına vermek
I share my toys
Oyuncaklarımı paylaşırım
paylaşmak
Sahnedebir özelliği başkasıyla aynı şekilde taşımak
We share the same hobby
Aynı hobiyi paylaşıyoruz
pay
bir şeyin bir parçası veya bölümü
This is your share
Bu senin payın
ortak kullanmak
bir nesneyi başkalarıyla birlikte kullanmak
I share a room with him
Odamı onunla ortak kullanıyorum
paylaşmak
bir şeyi başkalarıyla kullanmak ya da onlara vermek
I will share my food with you
Yemeğimi seninle paylaşacağım
bölüşmek
bir şeyi parçalara ayırıp başkalarına vermek
We shared the cake equally
Pastayı eşit şekilde bölüştük
paylaştırmak
bir şeyi başkaları arasında dağıtmak
She shared the candy among the children
Şekeri çocuklar arasında paylaştırdı
fikir belirtmek
bir konu hakkındaki düşüncelerini söylemek
I would like to share my opinion
Fikrimi belirtmek istiyorum
hisse
bir şirketteki mülkiyet birimi
He owns a share in the company
Şirkette bir hissesi var
ortak kullanmak
bir şeyi aynı anda başkalarıyla kullanmak
We share a bedroom
Yatak odasını ortak kullanıyoruz
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
uygun olmayan veya iyi bir eşleşme sağlamayan
This is the wrong key for the door
Bu kapı için yanlış anahtar
kötülük etmek
birine adil olmayan veya zarar verici şekilde davranmak
He wronged her by taking the money
Parayı alarak ona kötülük etti
yanlış
doğru olmayan bir biçimde
You answered the question wrong
Soruyu yanlış cevapladın
hata
doğru veya ahlaki olmayan eylem
It is a mistake to lie
Yalan söylemek bir hatadır
hatalı
doğru olmayan veya gerçeğe uymayan
That is the wrong answer
Bu hatalı bir cevap
ters
düzgün çalışmayan veya iyi gitmeyen
Something is wrong with the engine
Motorda bir terslik var
sorun
yolunda gitmeyen bir durum
Tell me what is wrong
Bana ne sorun olduğunu söyle
sürü
Sahnedebir arada bulunan canlılar grubu
A pack of dogs
Bir köpek sürüsü
yerleştirmek
eşyaları bir kabın içine doldurmak
Pack the boxes
Kutuları doldur
yumruk atmak
bir şeye kuvvetle vurmak
He packs a hard punch
O çok sert yumruk atar
silah taşımak
yanında silah bulundurmak
He used to pack a gun
Eskiden silah taşırdı
paket
bir şeyleri içine koymaya yarayan küçük kutu
I bought a pack of gum
Bir paket sakız aldım
doldurmak
bir yeri çok sayıda insanla tıklım tıklım etmek
The fans packed the stadium
Taraftarlar stadyumu doldurdu
apar topar gitmek
bir yeri aceleyle terk etmek
We should pack and leave soon
Yakında apar topar gitmeliyiz
eşya hazırlamak
gezi için eşyaları bavula veya çantaya yerleştirmek
Have you packed your suitcase yet
Bavulunu hazırladın mı
sorgulamak
Sahnedebir şey hakkında şüphe belirtmek
I question his honesty
Onun dürüstlüğünü sorguluyorum
Soru
SahnedeBilgi edinmek için sorulan cümle
He asked me a difficult question
Bana zor bir soru sordu
Söz konusu
Üzerinde tartışılan konu
This is the issue in question
Söz konusu olan mesele budur
sorgulamak
birine resmi olarak soru sormak
The police questioned the suspect
Polis şüpheliyi sorguladı
Soru sormak
birinden bilgi almak amacıyla bir şey sormak
She wanted to question him about the project
Proje hakkında ona soru sormak istedi
vakit geçirmek
Sahnedezamanı rahat bir şekilde harcamak
I whiled away the afternoon reading a book
Öğleden sonrayı kitap okuyarak geçirdim
zaman öldürmek
hiçbir şey yapmadan rahat bir şekilde vakit geçirmek
I like to while away the afternoon reading
Öğleden sonrayı kitap okuyarak zaman öldürmeyi severim
hamle
Sahnedeyapılan bir eylem veya adım
It was a smart move
Akıllıca bir hamleydi
hareket etmek
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
Please move your car
Lütfen arabanızı hareket ettirin
film
sinemada veya televizyonda gösterilen bir hikaye
I watched a great movie last night
Dün gece harika bir film izledim
duygulandırmak
birini güçlü duygular hissetmeye yöneltmek
Her story really moved me
Hikayesi beni gerçekten duygulandırdı
hareket etmek
bir yerden başka bir yere gitmek
He started to move to the door
Kapıya doğru hareket etmeye başladı
ertelemek
bir etkinliğin tarihini veya saatini değiştirmek
They moved the meeting to Friday
Toplantıyı cumaya ertelediler
hareket halinde
yer değiştiren veya kımıldayan
The train is finally moving
Tren sonunda hareket ediyor
teklif etmek
bir planı veya fikri tartışma için resmi olarak sunmak
I move that we end the meeting
Toplantıyı bitirmeyi teklif ediyorum
taşınmak
bir yerden başka bir yere yerleşmek
We are going to move to a new house
Yeni bir eve taşınacağız
hızla satılmak
genellikle düşük fiyata hızlıca elden çıkarılmak
These cheap goods move very fast
Bu ucuz ürünler hızla satılıyor
yerini değiştirmek
bir şeyi bir yerden başka bir yere nakletmek
Can you move your chair please
Lütfen sandalyenin yerini değiştirebilir misin
öpmek
Sahnedesevgi veya selamlaşma belirtisi olarak dudakları değdirmek
She kissed her baby
Bebeğini öptü
hafifçe dokunmak
bir şeye yavaşça temas etmek
The ball kissed the table edge
Top masanın kenarına hafifçe dokundu
öpmek
sevgi göstergesi olarak dudaklarıyla temas etmek
She kissed her baby on the forehead
Bebeğini alnından öptü
Kiss müzik grubu
birlikte müzik yapan müzisyen grubu
I love the band Kiss
Kiss grubunu seviyorum
kendinden yapışkanlı
Sahnedeekstra yapıştırıcıya ihtiyaç duymadan kendi kendine yapışan
This self pasting label sticks easily
Bu kendinden yapışkanlı etiket kolayca yapışır
kayış
Sahnedebağlamak veya taşımak için kullanılan uzun ve dar malzeme parçası
The shoulder strap is broken
Omuz kayışı kırık
bağlamak
bir şeyi kayış yardımıyla tutturmak
Strap the luggage to the roof
Bagajı tavana bağla
meteliksiz kalmak
hiç veya çok az parası bulunma durumu
I am strapped for cash
Meteliksiz kaldım
yer almak
Sahnedebelirli bir yerde bulunmak
The house sits on a hill
Ev bir tepenin üzerinde yer alıyor
uymak
kabul edilebilir olmak
That decision doesn't sit well with me
Bu karar bana pek uymadı
oturmak
ağırlığı kalçaya vererek sandalye veya zemin üzerinde durma eylemi
Please sit on this chair
Lütfen bu sandalyeye otur
yer almak
bir kurul veya komisyonda görevli bulunmak
She sits on the jury
O jüride yer alıyor
oturmak
bir yerde bulunmak veya kalmak
Please sit on that chair
Lütfen o sandalyeye otur
oturur durumda olmak
oturma pozisyonunda bulunmak
She is sitting in the library
O kütüphanede oturuyor
yerleşmek
bir koltuğu veya yeri işgal etmek
I sat in the front row
Ön sıraya yerleştim
oturtmak
birini bir yere yerleştirmek
Please sit the child down
Lütfen çocuğu oturt
oturmak
dizler bükülü halde kalça üzerinde dinlenmek
I like to sit on the grass
Çimlerde oturmayı severim
oturmak
bir sandalye veya yüzey üzerinde bulunmak
He sat on the bench
Banka oturdu
oturtmak
birinin oturmasını sağlamak
I will seat the guests
Misafirleri oturtacağım
oturmak
sandalyeye veya yere yerleşmek
Take a seat please
Lütfen otur
şaka yapmak
Sahnedeciddi olmayan bir şey söylemek
I am just kidding
Sadece şaka yapıyorum
çocuk
genç bir kişi
The kid is playing
Çocuk oyun oynuyor
bank
Sahnedeiki veya daha fazla kişinin oturabileceği uzun koltuk
He sat on the park bench
Park bankına oturdu
bench press yapmak
bir bank üzerinde ağırlık kaldırmak
He likes to bench at the gym
O spor salonunda bench press yapmayı seviyor
yedek bırakmak
bir sporcuyu maçta oynatmayıp kenara almak
The coach decided to bench the star player
Antrenör yıldız oyuncuyu yedek bırakmaya karar verdi
adına
Sahnedebiri adına veya onun çıkarına
I am writing on behalf of my company
Şirketim adına yazıyorum
anlaşıldı
Sahnedebir şeyin doğru veya gerçek olduğunu kavramak
I understood the lesson
Dersi anladım
anlamak
söylenen ya da belirtilen bir şeyi zihinsel olarak kavramak
I understood the main point
Ana noktayı anladım
dış avukat
Sahnedekurum dışından hizmet veren hukuk danışmanı
The company hired outside counsel for the case
Şirket dava için dış avukat tuttu
çekmek
Sahnedealet yardımıyla sıvı veya havayı dışarı almak
The doctor will aspirate the fluid from the area
Doktor bölgedeki sıvıyı çekecek
dakika
Sahnede60 saniyelik zaman birimi
It takes ten minutes
On dakika sürer
dakika
bir derecenin altmışta birine eşit açı birimi
One degree contains sixty minutes
Bir derece altmış dakika içerir
çok küçük
boyutu son derece ufak olan
The scientist studied the minute particles
Bilim insanı çok küçük parçacıkları inceledi
tutanak
bir toplantıda konuşulanların resmi yazılı kaydı
They read the minutes of the meeting
Toplantı tutanaklarını okudular
tam o an
bir şeyin gerçekleştiği an
Call me the minute you arrive
Vardığın an beni ara
dakika
altmış saniyelik zaman dilimi
I will be back in a minute
Bir dakika içinde geri döneceğim
puf
Sahnedeaniden çıkan yumuşak bir ses
And then poof it disappeared
Ve sonra puf diye yok oldu
yok olmak
aniden ortadan kaybolmak
He said poof and disappeared
O puf dedi ve kayboldu
yerleştirmek
Sahnedebirine nereye oturacağını göstermek
The host seated us
Ev sahibi bizi yerleştirdi
kapasitesi olmak
belirli sayıda kişiyi ağırlayabilmek
The room seats ten people
Oda on kişiyi alır
oturma yeri
üzerine oturulan yer
Please take your seat
Lütfen yerinize oturun
koltuk
birine hak veya ödül olarak verilen yer
She won a seat in parliament
O parlamentoda bir koltuk kazandı
koltuk
bir grupta veya organizasyonda özellikle mecliste veya konseyde ayrılan yer
He won a seat in parliament
Parlamentoda bir koltuk kazandı
ödemek
Sahnedebir şey için para vermek
I have to pay the bill
Faturayı ödemem gerekiyor
işe yaramak
iyi bir sonuç veya avantaj getirmek
Honesty will pay in the end
Dürüstlük sonunda işe yarayacak
göstermek
bir şeye dikkat veya saygı yöneltmek
Please pay attention to the teacher
Lütfen öğretmene dikkat edin
kazançlı olmak
zaman veya çaba harcamaya değmek
It pays to arrive on time
Zamanında gelmek kazançlıdır
ödemek
yapılan işin karşılığında para vermek
They pay the workers every week
İşçilere her hafta ödeme yaparlar
ücretli
yapılan iş karşılığında parası verilmiş
This is a paid position
Bu ücretli bir pozisyon
ücret
yapılan iş için verilen para
He received his pay yesterday
Ücretini dün aldı
dikkat etmek
birine veya bir şeye özen göstermek
Please pay attention to the teacher
Lütfen öğretmene dikkat edin
para kazanmak
yapılan iş karşılığında para elde etmek
This job pays well
Bu iş iyi para kazandırıyor
maaş
bir işte çalışmanın karşılığı olarak alınan para
My pay is deposited monthly
Maaşım her ay yatıyor
borcu ödemek
birine olan borcu geri vermek
I need to pay my credit card debt
Kredi kartı borcumu ödemem gerekiyor
cezasını çekmek
yapılan yanlışın kötü sonucunu yaşamak
You will pay for what you did
Yaptığının cezasını çekeceksin
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah I agree
Evet katılıyorum
evet
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Yeah I agree with you
Evet sana katılıyorum
evet
bir şeyi onaylamak için kullanılan söz
Yeah that sounds great
Evet kulağa harika geliyor
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
yol göstermek
Sahnedeyolu göstermek veya yönetmek
She will lead the group
Gruba o yol gösterecek
kurşun
ağır ve yumuşak bir metal
Lead is a heavy metal
Kurşun ağır bir metaldir
ipucu
bir problemi veya gizemi çözmeye yardımcı olan bilgi parçası
The police followed a new lead in the case
Polis vakada yeni bir ipucunu takip etti
başrol
bir film veya tiyatro oyunundaki ana karakter
She played the lead in the movie
Filmde başrolü o oynadı
iyi
Sahnedeyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
sıra
Sahnedebaşkalarından sonra bir şeyi yapabileceğiniz zaman
It is your turn now
Şimdi senin sıran
dönüştürmek
bir şeyi başka bir şeye dönüştürmek
She turned the room into a gym
Odayı bir spor salonuna dönüştürdü
vermek
bir şeyi başkasına uzatmak
Please turn the book to him
Lütfen kitabı ona ver
çevirmek
bir cihazı çalıştırmak için düğmeyi hareket ettirmek
Turn the knob to start the machine
Makineyi çalıştırmak için düğmeyi çevir
romantik
Sahnedesevgi gösteren veya ifade eden
He is a romantic man
O romantik bir adamdır
satış
Sahnedebir şeyin para karşılığında devredilmesi işlemi
The sale of the house was quick
Evin satışı hızlı oldu
indirim
malların daha düşük fiyatlarla satıldığı durum
This shirt is on sale
Bu gömlek indirimde
indirim dönemi
mağazaların ürünleri ucuza sattığı zaman
The winter sale starts tomorrow
Kış indirimi yarın başlıyor
indirim
ürünlerin daha düşük fiyatlarla satıldığı dönem
There is a big sale at the store today
Bugün mağazada büyük bir indirim var
indirim
ürünlerin indirimli fiyatlarla satıldığı etkinlik
The store is having a big sale
Mağazada büyük bir indirim var
satış
malların para karşılığında verilmesi eylemi
The store made a big sale
Mağaza büyük bir satış yaptı
hazırlamak
Sahnedekendini veya bir şeyi hazır hale getirmek
I need to prepare for the exam
Sınava hazırlanmam gerekiyor
mesaj
birine gönderilen bilgi
Please send me a message
Lütfen bana bir mesaj gönder
hazırlamak
başlangıçta gerçekleşen
I prepared the list
Listeyi hazırladım
hazırlamak
bir şeyi kullanıma hazır hale getirmek
I need to prepare dinner
Akşam yemeğini hazırlamam gerekiyor
hazırlamak
bir şeyi kullanıma hazır hale getirmek
Please prepare the dinner
Lütfen akşam yemeğini hazırla
izin almak
Sahnedebelirli bir süre işten uzak kalmak
I want to take off next Friday
Gelecek Cuma izin almak istiyorum
havalanmak
hızla ayrılmak veya uçağın yükselmesi
The plane will take off soon
Uçak yakında havalanacak
çıkarmak
kıyafet gibi bir şeyi üzerinden çıkarmak
Please take off your shoes
Lütfen ayakkabılarınızı çıkarın
popülerleşmek
hızla başarılı veya tanınır hale gelmek
The new software really took off this year
Yeni yazılım bu yıl gerçekten çok tuttu
dikkatini dağıtmak
birinin bir şeyi düşünmeyi bırakmasını sağlamak
This hobby helps take off the stress from your mind
Bu hobi zihnindeki stresi uzaklaştırmaya yardımcı olur
yükselişe geçmek
başarılı veya popüler olmaya başlamak
Her career really started to take off
Kariyeri gerçekten yükselişe geçmeye başladı
izin almak
işten bir süre uzak kalmak
I will take off next week
Gelecek hafta izin alacağım
fırlayıp gitmek
aniden ve hızlıca bir yerden ayrılmak
He took off as soon as the bell rang
Zil çalar çalmaz fırlayıp gitti
izin almak
işe ara vererek çalışmamak
I will take off next week
Gelecek hafta izin alacağım
hızla uzaklaşmak
bir yerden aniden gitmek
He took off suddenly
O aniden hızla uzaklaştı
havalanmak
yerden göğe doğru yükselmek
The plane will take off now
Uçak şimdi havalanacak
merhaba
Sahnedeselam vermek için kullanılır
Hello, how are you
Merhaba, nasılsın
yahu
şaşkınlık veya inanmazlık belirtmek için kullanılır
Hello? Are you kidding
Yahu, şaka mı yapıyorsun
düşünmek
Sahnedefikir oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think about it
Bunu düşünmem gerekiyor
üzerinde düşünmek
bir konuyu dikkatle zihninden geçirmek
I need to think about your offer
Teklifin üzerinde düşünmem gerekiyor
üzerinde düşünmek
bir şeyi dikkatlice değerlendirmek
I need to think about your offer
Teklifin üzerinde düşünmem gerekiyor
dikkatli olmak
Sahnedetehlikelere karşı dikkatli olmak
Beware of the dog
Köpeğe dikkat edin
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
tanımak
birini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
trafik
Sahnedeyoldaki araçlar
There is a lot of traffic today
Bugün çok trafik var
trafik
yoldaki araç veya insan akışı
There is a lot of traffic on the road
Yolda çok trafik var
kaçakçılık yapmak
yasa dışı malların alım satımını yapmak
Criminals traffic stolen goods
Suçlular çalıntı malların kaçakçılığını yapıyor
eğitmek
Sahnedebirine bir beceri kazandırmak için hazırlamak
They train dogs to help people
Köpekleri insanlara yardım etmesi için eğitiyorlar
doğrultmak
bir silahı hedefe yöneltmek
He trained the rifle at the target
Tüfeği hedefe doğrulttu
tren
raylar üzerinde hareket eden ulaşım aracı
I go to work by train
İşe trenle gidiyorum
kuyruk
resmi bir kıyafetin arkasından yere sarkan uzun kısım
The bride wore a dress with a long train
Gelin uzun kuyruklu bir elbise giydi
antrenman yapmak
bir sporda veya beceride gelişmek için çalışmak
I train hard for the race
Yarış için sıkı antrenman yapıyorum
tren
raylar üzerinde giden birbirine bağlı araçlar dizisi
The train is very crowded today
Tren bugün çok kalabalık
demiryolu aracı
raylar üzerinde hareket eden uzun ulaşım aracı
That train is very long
O demiryolu aracı çok uzun
acı çekmek
Sahnedeacı veya sıkıntı hissetmek
He suffered from a bad headache
Şiddetli bir baş ağrısı çekti
yönelmek
Sahnedebir yere doğru hareket etmek
They made for the exit
Çıkışa doğru yöneldiler
uygun olmak
bir şey için çok uygun veya elverişli olmak
Her patience makes for a good teacher
Sabrı onu iyi bir öğretmen yapar
yol açmak
bir duruma veya sonuca sebep olmak
This situation makes for a difficult decision
Bu durum zor bir karara yol açıyor
katkıda bulunmak
bir şeyin oluşmasına yardımcı olmak
Hard work makes for success
Çok çalışmak başarıya katkıda bulunur
için yapmak
bir kişi için bir şey üretmek
She made for her son a meal
Oğlu için bir yemek yaptı
yönelmek
belirli bir yere doğru ilerlemek
They decided to make for the nearest exit
En yakın çıkışa yönelmeye karar verdiler
hazırlanmak
bir durum için hazırlık yapmak
We must make for the coming storm
Gelecek fırtına için hazırlanmalıyız
yol açmak
bir durumun gerçekleşmesine neden olmak
This design makes for a great result
Bu tasarım harika bir sonuca yol açar
ortaya çıkmak
Sahnedebeklenmedik bir durumun oluşması
A problem came up
Bir sorun çıktı
yaklaşmak
yakında gerçekleşecek olmak
A holiday is coming up
Bir tatil yaklaşıyor
gündeme gelmek
bir konudan bahsedilmeye başlanması
The topic came up again
Konu tekrar gündeme geldi
yukarı çıkmak
yukarıya doğru hareket etmek
He came up the stairs
Merdivenlerden yukarı çıktı
yetersiz kalmak
bir şeyin eksik veya yeterli olmaması
We came up short on money for the trip
Gezi için paramız yetersiz kaldı
gündeme gelmek
bir konunun konuşulmaya başlanması
The issue came up in our meeting
Konu toplantımızda gündeme geldi
ortaya çıkmak
beklenmedik bir şekilde bahsedilmek veya meydana gelmek
A new problem came up today
Bugün yeni bir sorun ortaya çıktı
yükselmek
güneş veya gelgit gibi yukarı doğru hareket etmek
The sun comes up early in summer
Yazın güneş erken yükselir
yukarı gelmek
özellikle güneyden bir yere seyahat etmek
They are coming up to visit us
Bizi ziyarete yukarı geliyorlar
gündeme gelmek
bir konunun konuşulmaya başlanması
This topic will come up in the meeting
Bu konu toplantıda gündeme gelecek
yanına gelmek
birinin olduğu yere doğru ilerlemek
Please come up to my office
Lütfen ofisime gel
hazırlanmak
bir şeyin yakın zamanda servise sunulması
The food will come up in a minute
Yemek birazdan hazırlanacak
yaklaşmak
yakın bir zamanda gerçekleşecek olmak
The final match is coming up soon
Final maçı yaklaşıyor
yukarı çıkmak
yüksek bir yere doğru hareket etmek
Come up and see my room
Yukarı gel ve odamı gör
ortaya çıkmak
beklenmedik bir şekilde meydana gelmek
An error came up on the screen
Ekranda bir hata ortaya çıktı
izinsiz girmek
Sahnedebirinin arazisine izinsiz olarak girmek
Do not trespass on this property
Bu mülke izinsiz girmeyin
kadar
Sahnedebir zamana kadar
Wait until tomorrow
Yarına kadar bekle
kadar
Sahnedebir eylem gerçekleşene dek
Do not leave until I return
Ben dönene kadar ayrılma
kadar
belirli bir zamana kadar
We stayed until noon
Öğlene kadar kaldık
dördüncü
Sahnedesıralamada dördüncü sırada olan
He finished in fourth place
Yarışı dördüncü sırada bitirdi
beş parasız
Sahnedehiç parası olmamak
I am broke
Beş parasızım
kırdı
parçalara ayırmak
He broke the vase
Vazoyu kırdı
yıkmak
birini duygusal olarak çok üzmek
The bad news broke her
Kötü haber onu yıktı
ayrılmak
bir ilişkiyi sona erdirmek
They broke up yesterday
Dün ayrıldılar
yayılmak
bir haberin duyulması
The news broke yesterday
Haber dün yayıldı
kırmak
bir şeyi parçalara ayırmak
She broke the vase
O vazoyu kırdı
bozulmak
bir şeyin çalışmayı bırakması
My watch broke
Saatim bozuldu
teşekkür ederim
Sahnedeminnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
Sahnedebir takdir ifadesi
A big thank you to all
Herkese büyük bir teşekkür
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan sözler
Thank you for your help
Yardımın için teşekkür ederim
teşekkür ederim
minnettarlığı göstermek için kullanılan kibar bir söz
I say thank you to my teacher
Öğretmenime teşekkür ederim diyorum
teşekkürler
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan nezaket ifadesi
Thank you for the coffee
Kahve için teşekkürler
teşekkür
minnettarlık ifade eden söz
I sent a thank-you to my teacher
Öğretmenime bir teşekkür gönderdim
cep telefonu
Sahnedeküçük taşınabilir bir telefon
I have a new cellphone
Yeni bir cep telefonum var
teşekkür
Sahnedeminnet veya şükran ifadesi
Many thanks for the help
Yardım için çok teşekkürler
teşekkür etmek
birine minnettarlığını bildirmek
I want to thank you
Sana teşekkür etmek istiyorum
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
tatil
Sahnedeişe veya okula ara verilen dinlenme süresi
I am on vacation
Tatildeyim
iyilik
Sahnedeyardımsever veya nazik bir davranış
Can you do me a favor
Bana bir iyilik yapabilir misin
desteklemek
bir şeyi onaylamak veya ona razı olmak
Most people favor the new law
Çoğu insan yeni yasayı destekliyor
kayırmak
birine avantaj sağlamak veya ona daha nazik davranmak
The teacher favors some students
Öğretmen bazı öğrencileri kayırıyor
iyilik
birinden rica edilen yardım
Could you do me a favor
Bana bir iyilik yapabilir misin
iyilik
birine yapılan yardım veya nezaket
Could you do me a favor?
Bana bir iyilik yapabilir misin?
desteklemek
birini veya bir şeyi kayırmak ya da tutmak
Many people favor this new policy.
Birçok insan bu yeni politikayı destekliyor.
asla
Sahnedehiçbir zaman
I never eat meat
Asla et yemem
hikaye
Sahnedeolayların anlatımı
I read a long story
Uzun bir hikaye okudum
kat
bir binanın seviyesi veya katı
The house has two stories
Evin iki katı var
durum
belirli bir durum veya olaylar dizisi
That is a different story
Bu farklı bir durum
şefkatli
Sahnedesevgi ve şefkat gösteren
He gave her a loving hug
Ona şefkatli bir şekilde sarıldı
sevgi dolu
sevgi ve ilgi gösteren
She is a loving mother
O, sevgi dolu bir anne
sevmek
bir şeyi çok beğenmek veya ondan zevk almak
I am loving this music
Bu müziği çok seviyorum
tamam
Sahnedeonaylamak veya bir şeyin yolunda olduğunu belirtmek için kullanılır
Alright, I will go
Tamam, gideceğim
Mesa Verde
SahnedeAmerika Birleşik Devletleri'nde bulunan tarihi bir milli park
We visited Mesa Verde last summer
Geçen yaz Mesa Verde'yi ziyaret ettik
ile birlikte
Sahnedebirine veya bir şeye eşlik ederek
He came along with his friend
Arkadaşıyla birlikte geldi
ile birlikte
bir kişinin veya nesnenin eşliğinde
She came along with her friend
O arkadaşı ile birlikte geldi
yanı sıra
bir şeyin ek olarak veya yanında bulunması
I need a pen along with this paper
Bu kağıdın yanı sıra bir kaleme de ihtiyacım var
bütün
Sahnedebir şeyin tamamı
I ate the whole pizza
Bütün pizzayı yedim
bütün
hiçbir parçası eksik veya hasarlı olmayan
I ate the whole apple
Bütün elmayı yedim
gözleri yaşlı
Sahnedegözleri yaşla dolmuş
She felt misty eyed while watching the movie
Filmi izlerken gözleri yaşlıydı
buzlu çay
Sahnedeçay ve buzdan yapılan soğuk bir içecek
I would like an iced tea
Bir buzlu çay istiyorum
buzlu çay
buz ve çay ile yapılan soğuk içecek
I would like an iced tea
Bir buzlu çay istiyorum
soğuk çay
çay yapraklarının demlenip soğutulmasıyla hazırlanan içecek
This iced tea is delicious
Bu soğuk çay çok lezzetli