

Black Mirror — Season 1 Episode 1
Kelimeler ve anlamları
638 kelime
Seviye
öngörmek
Sahnedebir şeyin olacağını düşünmek
We anticipate a large crowd
Büyük bir kalabalık bekliyoruz
beklemek
bir şeyin olacağını önceden düşünmek
I anticipate problems
Sorunlar bekliyorum
öngörmek
bir şeyin gerçekleşmesinden önce onu düşünmek veya beklemek
We anticipate a busy day tomorrow
Yarın yoğun bir gün olacağını öngörüyoruz
olay
Sahnedegenellikle kötü veya sıra dışı olan bir hadise
It was a strange incident
Tuhaf bir olaydı
aptal
Sahnedeaptal kimse
He is a complete idiot
O tam bir aptal
aptal
çok aptal veya budala kimse
Do not be an idiot
Aptal olma
kenar
Sahnedebir şeyin dış kısmı
He lived on the fringe of the city
Şehrin kenarında yaşadı
kahkül
alnın üzerine düşen saç kısmı
She cut her fringe yesterday
O dün kahkülünü kesti
kahkül
alnın üzerine bırakılan saç modeli
This new fringe suits you
Bu yeni kahkül sana yakışıyor
marjinal
ana veya kabul görmüş grubun parçası olmayan
He is part of a fringe group
O marjinal bir grubun parçası
kütüphaneler
Sahnedekitapların okunduğu veya ödünç alındığı yerler
There are many libraries in the city
Şehirde birçok kütüphane var
teşekkür ederim
Sahnedeminnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
minnettarlık ifade eden söz
I sent a thank-you to my teacher
Öğretmenime bir teşekkür gönderdim
benzeri görülmemiş
Sahnededaha önce hiç yaşanmamış veya yapılmamış
The city experienced unprecedented growth
Şehir benzeri görülmemiş bir büyüme yaşadı
eşi benzeri görülmemiş
daha önce hiç gerçekleşmemiş veya yaşanmamış olan
This is an unprecedented event
Bu eşi benzeri görülmemiş bir olay
takip etme
Sahnedebirinin arkasından gitme
The dog is following me
Köpek beni takip ediyor
takip eden
bir şeyden sonra gelen
Read the following sentence
Takip eden cümleyi okuyun
hayran kitlesi
birini destekleyen kişilerden oluşan grup
She has a large following online
İnternette büyük bir hayran kitlesi var
takip etmek
birinin aktivitelerine dikkat etmek
I am following his progress
Onun gelişimini takip ediyorum
kıç
Sahnedevücudun üzerine oturulan kısmı
He fell on his arse
Kıçının üzerine düştü
saat
Sahnede60 dakikaya eşit süre
I will be there in one hour
Bir saat içinde orada olacağım
saat
bir günün yirmi dört parçasından biri
We will leave in one hour
Bir saat içinde ayrılacağız
saat
60 dakikalık zaman dilimi
I will be there in an hour
Bir saat içinde orada olacağım
domuz
Sahnedehortumlu ve kıvrık kuyruklu bir çiftlik hayvanı
The pig is pink
Domuz pembedir
domuz
çok dağınık olan veya çok yemek yiyen kişi
Stop eating like a pig
Domuz gibi yemek yemeyi bırak
obur
çok fazla yemek yiyen veya açgözlü kimse
You are such a pig for eating the whole cake
Tüm pastayı yediğin için tam bir obursun
polis
polislere yönelik kullanılan hakaret içerikli bir söz
Calling an officer a pig is disrespectful
Bir memura bu şekilde hitap etmek saygısızlıktır
fotoğraf
Sahnedefotoğraf makinesi ile çekilen görüntü
That is a great shot
Bu harika bir fotoğraf
atış
silahla ateş etmek
He fired a shot
Bir el ateş etti
mahvolmuş
tamamen bozulmuş veya yok olmuş
My car engine is shot
Arabamın motoru mahvolmuş
tek
küçük miktarda güçlü alkollü içecek
He ordered a shot of tequila
Bir tek tekila sipariş etti
sınırında olmak
Sahnedeneredeyse bir şey haline gelmek veya ona çok benzemek
His behavior borders on madness
Davranışları deliliğin sınırında
sınırında olmak
bir şey olmaya çok yakın olmak
His behavior borders on rudeness
Davranışları kabalık sınırında
kapmak
Sahnedebir şeyi hızlıca almak
He snatched the keys
Anahtarları kaptı
aniden çekip almak
bir şeyi aniden almak
The thief snatched her bag
Hırsız çantasını aniden çekip aldı
bağlamak
Sahnedeiki şeyi birbirine birleştirmek
Please connect the wires
Lütfen kabloları bağlayın
bağlamak
iki şeyi birbirine birleştirmek
Connect the printer to the computer
Yazıcıyı bilgisayara bağla
bağ kurmak
biriyle iletişim veya yakınlık kurmak
I like to connect with new people
Yeni insanlarla bağ kurmak hoşuma gidiyor
ısrar etmek
Sahnedebir şeyi kesinlikle istemek
I insist on a refund
Para iadesi konusunda ısrar ediyorum
ısrar etmek
bir şeyin mutlaka yapılması gerektiğini kesin bir dille söylemek
He insists on paying the bill
O hesabı ödemekte ısrar ediyor
toplamak
Sahnedeinsanları veya nesneleri bir araya getirmek
The farmer rounded up the sheep
Çiftçi koyunları topladı
yukarı yuvarlamak
bir sayıyı en yakın tam sayıya yükseltmek
Please round up the total amount
Lütfen toplam tutarı yukarı yuvarlayın
izini sürmek
Sahnedebir şeyin kökenini veya gelişimini bulmak
She traced the family history
Aile tarihinin izini sürdü
iz
geride bırakılan küçük bir işaret veya belirti
There was no trace of the thief
Hırsızdan hiçbir iz yoktu
kopyalamak
bir nesnenin şeklini takip ederek çizmek
I traced the flower on the paper
Kağıttaki çiçeği kopyaladım
iz
bir şeyden geriye kalan çok küçük miktar
There is a trace of perfume on her
Üzerinde parfüm izi var
yok etmek
Sahnedebir şeyi tamir edilemeyecek kadar ağır hasara uğratmak
The storm destroyed the village
Fırtına köyü yok etti
ezip geçmek
Sahnedebir oyunda veya yarışmada birini çok kolay bir şekilde yenmek
We destroyed the other team in the game
Oyunda diğer takımı ezip geçtik
yok etmek
bir şeyi tekrar kullanılamayacak hale getirmek
The storm destroyed the old house
Fırtına eski evi yok etti
öldürmek
bir canlının yaşamına son vermek
They had to destroy the sick dog
Hasta köpeği öldürmek zorunda kaldılar
elde taşınabilir
Sahnedekullanılırken elde tutulan
This is a handheld device
Bu elde taşınabilir bir cihaz
köpekdişi
Sahnedeuzun ve keskin diş
The snake has sharp fangs
Yılanın keskin köpek dişleri vardır
ödül
Sahnedebaşarı karşılığında verilen ödül
She won an award for her painting
Resmi için bir ödül kazandı
ödül vermek
birine başarı karşılığında ödül vermek
They awarded her a prize
Ona bir ödül verdiler
köklü
Sahnedealışılmışın dışında ve çok farklı olan
They made radical changes to the plan
Plana köklü değişiklikler yaptılar
tartışmak
Sahnedefarklı görüşlerle bir konuyu konuşmak
They debated the new laws for hours
Yeni yasaları saatlerce tartıştılar
tartışma
bir konu hakkında yapılan resmi tartışma
They had a long debate about the new law
Yeni yasa hakkında uzun bir tartışma yaptılar
incelemek
Sahnedebir şeyi ayrıntılı olarak gözden geçirmek
We need to analyse the problem
Sorunu incelememiz gerekiyor
sergi
Sahnedebir şeylerin halka açık olarak sergilendiği etkinlik
I visited an art exhibition
Bir sanat sergisini ziyaret ettim
kapalı
Sahnedeaçık olmayan
The book is closed
Kitap kapalı
kapalı
girişlere izin verilmeyen
The shop is closed
Mağaza kapalı
bitirmek
bir işi veya durumu sona erdirmek
He closed the meeting
Toplantıyı bitirdi
kapalı
başkalarına açık olmayan
The group is closed to new members
Grup yeni üyelere kapalı
var olmak
Sahnedegerçekte mevcut olmak
Do you think aliens exist?
Uzaylıların var olduğunu düşünüyor musun?
var olmak
bir şeyin gerçek olması veya bulunması
Do ghosts really exist
Hayaletler gerçekten var mı
müzakere
Sahnedebir anlaşmaya varmak için yapılan görüşme süreci
The negotiation took several hours
Müzakere birkaç saat sürdü
video
Sahnedehareketli görüntülerin kaydedilmiş hali
I watched a funny video
Komik bir video izledim
videoya çekmek
hareketli görüntüleri kaydetmek
He wants to video the event
O etkinliği videoya çekmek istiyor
hareket
Sahnedehareket etme veya konum değiştirme eylemi
The car is in motion
Araba hareket halinde
önerge
bir toplantıda resmi olarak bir şey önermek
He made a motion to end the meeting
Toplantıyı bitirmek için bir önerge verdi
önerge
mahkemede sunulan resmi teklif
The lawyer filed a motion
Avukat bir önerge sundu
görünme
Sahnedebir kişinin belirli bir yerde olma durumu
She made a brief appearance at the party
Partide kısa bir süre göründü
görünüş
birinin veya bir şeyin nasıl göründüğü
She has a professional appearance
Profesyonel bir görünüşü var
bulantı
Sahnedekusma hissi
I have some nausea
Biraz bulantım var
haber kapsamı
Sahnedehaberlerin veya olayların raporlanması
The media coverage was extensive
Medya kapsamı genişti
kapsam
Sahnedebir hizmetin veya korumanın sağladığı alan
My insurance provides good coverage
Sigortam iyi bir kapsam sağlıyor
dakika
Sahnede60 saniyelik zaman birimi
It takes ten minutes
On dakika sürer
dakika
bir derecenin altmışta birine eşit açı birimi
One degree contains sixty minutes
Bir derece altmış dakika içerir
çok küçük
boyutu son derece ufak olan
The scientist studied the minute particles
Bilim insanı çok küçük parçacıkları inceledi
tutanak
bir toplantıda konuşulanların resmi yazılı kaydı
They read the minutes of the meeting
Toplantı tutanaklarını okudular
tam o an
bir şeyin gerçekleştiği an
Call me the minute you arrive
Vardığın an beni ara
dakika
altmış saniyelik zaman dilimi
I will be back in a minute
Bir dakika içinde geri döneceğim
detay
Sahnedeküçük bir bilgi parçası
Tell me every detail
Bana her detayı anlat
görevli ekip
belirli bir görev için atanan küçük bir grup
A security detail guarded the building
Binayı bir güvenlik ekibi koruyordu
detaylı temizlemek
bir aracı çok dikkatli ve tamamen temizlemek
I will detail my car today
Bugün arabamı detaylı temizleyeceğim
detaylandırmak
bir şey hakkında ayrıntılı bilgi vermek
He detailed his plan to us
Planını bize detaylıca anlattı
borç
Sahnedeödenecek olan para miktarı
I have a large debt
Büyük bir borcum var
minnet borcu
birine karşı duyulan yoğun minnettarlık hissi
I owe you a debt of gratitude for your help
Yardımınız için size minnet borçluyum
almaya gelmek
Sahnedebirini bulunduğu yerden alıp götürmek için gelmek
I came for my son at school
Okuldan oğlumu almaya geldim
saldırmak
birini eleştirmek veya agresif bir şekilde yüzleşmek
Why did he come for you
Neden sana saldırdı
ziyarete gelmek
birini veya bir yeri ziyaret etmek için gelmek
She came for a quick visit
Kısa bir ziyarete geldi
yönelmek
birine veya bir şeye doğru hareket etmek
The dog is coming for the ball
Köpek topa doğru yöneliyor
zorlayarak çıkarmak
Sahnedebir şeyi bir yerden zorla hareket ettirmek
He managed to prise the lid off
Kapağı zorlayarak çıkardı
ödül
başarı karşılığında verilen şey
She won first prize in the competition
Yarışmada birincilik ödülünü kazandı
etkinlik
Sahnedeplanlanmış toplumsal veya sosyal bir organizasyon
The music event was great
Müzik etkinliği harikaydı
olay
Sahnedegerçekleşen herhangi bir şey özellikle önemli bir durum
This event changed my life
Bu olay hayatımı değiştirdi
dolu
Sahnedebir şeyin içinde çok miktarda bulunan
The room is full of people
Oda insanlarla dolu
cevap vermek
Sahnedebir soruya veya duruma karşılık olarak bir şey söylemek veya yapmak
Please respond to my question
Lütfen soruma cevap verin
yanıtlamak
bir yazıya veya mesaja karşılık olarak bir şey yazmak veya söylemek
He didn't respond to the email
E-postaya yanıt vermedi
tepki vermek
bir şeye karşılık olarak bir şey yapmak
How did he respond to the news
Habere nasıl tepki verdi
cevap vermek
bir soruya veya söze karşılık olarak bir şey söylemek
Please respond to my question
Lütfen soruma cevap ver
halka açık
Sahnedeherkesin kullanımına açık olan
This park is public
Bu park halka açık
halk
Sahnedesıradan insanlardan oluşan grup
The public loves the new law
Halk yeni yasayı sevdi
halka açık
herkesin kullanımına sunulmuş olan
This is a public park
Bu halka açık bir park
topluluk önünde
birçok insanın görüp duyabileceği bir ortam
She spoke in public about the problem
O sorun hakkında topluluk önünde konuştu
kapsamak
Sahnedebir parçası veya özelliği olarak bulundurmak
The job involves a lot of travel
İş çok fazla seyahat gerektiriyor
dahil etmek
bir şeye katılmasını sağlamak
We want to involve everyone in the project
Herkesi projeye dahil etmek istiyoruz
ilişki yaşamak
romantik bir ilişki içinde olmak
They are romantically involved
Romantik bir ilişki yaşıyorlar
önceden
Sahnedebir şey gerçekleşmeden önce
I booked the hotel beforehand
Oteli önceden ayırttım
neredeyse
Sahnedetamamen değil ama çok yakın
It is nearly time to go
Neredeyse gitme vakti
peşinden gitmek
Sahnedebirinin veya bir şeyin ardından gitmek
The dog followed me home
Köpek eve kadar peşimden geldi
uymak
birinin söylediklerini yerine getirmek
You should follow the instructions
Talimatlara uymalısın
ardından gelmek
bir şeyden sonra meydana gelmek
Night follows day
Günden sonra gece gelir
izlemek
birinin faaliyetlerini dikkatle gözlemlemek
Follow the latest news
En son haberleri izle
kullanmak
Sahnedebir şeyden yararlanmak
Can I use your pen
Kalemini kullanabilir miyim
yarar
bir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
eskiden yapmak
geçmişte düzenli yapılan ama artık yapılmayan eylem
I used to swim every morning
Eskiden her sabah yüzerdim
ihtiyaç duymak
bir şeye gerek duymak
I could really use some help
Gerçekten biraz yardıma ihtiyacım var
istismar etmek
birini kendi çıkarı için kandırmak
He used me for his benefit
Kendi çıkarı için beni istismar etti
kullanmak
bir şeyi işleme koymak
Use your brain to solve this
Bunu çözmek için beynini kullan
küfür etmek
kaba veya saldırgan bir dil kullanmak
Do not use bad words here
Burada kötü kelimeler kullanma
yararlanmak
bir şeyden fayda sağlamak
You can use these tools for work
İş için bu araçlardan yararlanabilirsin
gerekçe göstermek
bir durum için geçerli bir sebep sunmak
She used the rain as a reason for being late
Yağmuru geç kalmak için gerekçe gösterdi
kötüye kullanmak
bir şeyi yanlış veya zararlı bir şekilde kullanmak
He misused his power
Yetkisini kötüye kullandı
koşmak
Sahnedeyürümekten daha hızlı hareket etmek
I run every morning
Her sabah koşarım
yönetmek
bir işin veya kurumun başında olmak
She runs a small business
Küçük bir işletme yönetiyor
sürmek
bir şeyin belirli bir süre devam etmesi
The play runs for two hours
Oyun iki saat sürüyor
on dakika uzunluğunda
Sahnedeon dakika süresi olan
This is a ten minute walk
Bu on dakika uzunluğunda bir yürüyüş
on dakikalık
on dakika boyunca süren
We took a ten minute break
On dakikalık bir mola verdik
on dakikalık
on dakika süren
We had a ten-minute break
On dakikalık bir mola verdik
yönetmen
Sahnedefilmlerin çekimini yöneten kişi
The director shouted at the actors
Yönetmen oyunculara bağırdı
müdür
bir organizasyonu veya projeyi yöneten kişi
He is the director of the company
O şirketin müdürüdür
yönetmen
bir film veya projeyi yöneten kişi
The director filmed a new movie
Yönetmen yeni bir film çekti
yönetmen
bir filmin yapım sürecini denetleyen kişi
The director yelled cut
Yönetmen kes diye bağırdı
yaymak
Sahnedebir şeyin daha fazla kişiye ulaşmasını sağlamak
They spread the news quickly
Haberi hızla yaydılar
yaymak
bir bilgiyi veya haberi pek çok kişiye ulaştırmak
They spread the news to everyone
Haberi herkese yaydılar
yemek sofrası
bir öğün için hazırlanmış çok çeşitli yemekler
They prepared a huge spread for the party
Parti için büyük bir yemek sofrası hazırladılar
açmak
bir şeyin parçalarını birbirinden ayırmak
He spread his fingers wide
Parmaklarını genişçe açtı
bilgilendirmek
Sahnedebirine önemli bilgileri vermek
The boss briefed the team
Patron ekibi bilgilendirdi
kısa
Sahnedekısa süren
It was a brief meeting
Kısa bir toplantıydı
özet
kısa yazılı rapor veya özet
I read the brief before the meeting
Toplantıdan önce özeti okudum
külot
dar kesim erkek iç çamaşırı
He bought a new pair of briefs
Yeni bir külot aldı
teknik
Sahnedebelirli bir konu veya alanla ilgili
This is a technical problem
Bu teknik bir sorun
ardına kadar
Sahnedetamamen veya büyük ölçüde
He opened his eyes wide
Gözlerini ardına kadar açtı
geniş
yanlardan genişliği fazla olan
The road is very wide
Yol çok geniş
geniş
bir kenardan diğer kenara uzaklığı fazla olan
The river is very wide here
Nehir burada çok geniş
yayın ağı
Sahnedeprogramları paylaşan televizyon veya radyo istasyonları grubu
This is a national television network
Bu ulusal bir televizyon ağıdır
ağ kurmak
bilgisayarları veya insanları birbirine bağlamak
I need to network with other professionals
Diğer profesyonellerle ağ kurmam gerekiyor
ağ
birbirine bağlı şeylerin oluşturduğu grup
The city has a good road network
Şehrin iyi bir yol ağı var
çevre bilincine sahip
Sahnedeçevreyi korumaya özen gösteren
She makes eco conscious choices
O çevre bilincine sahip tercihler yapıyor
en önemli nokta
Sahnededikkate alınması gereken en önemli şey
The bottom line is that we need more money
Asıl mesele daha fazla paraya ihtiyacımız olması
özetlemek
bir şeyin ana fikrini veya sonucunu kısaca belirtmek
Can you bottom-line the results for me
Sonuçları benim için özetleyebilir misin
net kâr
bir şirketin tüm giderleri ödedikten sonra kalan toplam kâr miktarı
We need to improve our bottom line
Net kârımızı artırmamız gerekiyor
nihai sonuç
bir konudaki en önemli veya temel nokta
The bottom line is that we must start now
Nihai sonuç şimdi başlamamız gerektiğidir
talimat
Sahnedebirine ne yapacağını söyleyen yönergeler
Follow the instructions carefully
Talimatları dikkatlice izleyin
öğretim
becerilerin öğrenilmesi veya öğretilmesi süreci
The school provides quality instruction
Okul kaliteli öğretim sağlıyor
eğitim
birine bir şeyin nasıl yapılacağının öğretilmesi eylemi
He received instruction in piano
Piyano eğitimi aldı
siktir
Sahnedeöfke veya şaşkınlık belirtmek için kullanılan kaba söz
fuck I missed the bus
siktir otobüsü kaçırdım
sikişmek
cinsel ilişkiye girmek
they decided to fuck
sikişmeye karar verdiler
sıkmak
Sahnedebir şeyi kuvvetle bastırmak
Squeeze the lemon
Limonu sık
sevgili
romantik bir ilişki içinde olduğunuz kişi
She is my main squeeze
O benim sevgilim
sıkıştırmak
birini bir şey yapmaya zorlamak için baskı uygulamak
They tried to squeeze him into signing the contract
Onu sözleşmeyi imzalamaya zorlamak için sıkıştırdılar
nefes
Sahnedeakciğerlere alınan hava
Take a deep breath
Derin bir nefes al
içecek
Sahnedeiçilebilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
içmek
Sahnedesıvı bir maddeyi yutmak
I drink water every day
Her gün su içerim
içecek
tüketilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
beklemek
Sahnedebir şey olana kadar bir yerde durmak
I am waiting for the bus
Otobüsü bekliyorum
beklemek
birinin gelmesini veya bir şeyin olmasını bekleyerek bir yerde durmak
I wait for the bus
Otobüsü bekliyorum
sabırsızlıkla beklemek
bir şeyin olmasını heyecanla istemek
I am waiting for my vacation
Tatilimi sabırsızlıkla bekliyorum
ilgilendirmek
Sahnedebir konuyla ilgili veya bağlantılı olmak
This problem concerns all of us
Bu sorun hepimizi ilgilendiriyor
endişe
sizi huzursuz hissettiren şey
My main concern is the weather
Temel endişem hava durumu
firma
büyük bir iş yeri veya şirket
It is a large manufacturing concern
Bu büyük bir üretim firmasıdır
mesele
ele almanız gereken iş veya görev
That is none of your concern
Bu senin meselen değil
olmak
Sahnedemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
meydana gelmek
bir şeyin gerçekleşmesi
Something strange happened
Tuhaf bir şey oldu
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi
oyalamak
Sahnedebir şeyin planlanandan daha geç gerçekleşmesini sağlamak
He tried to stall for time
Zaman kazanmaya çalıştı
tezgah
küçük, kapalı bir satış alanı veya bölme
He sells fruit at the market stall
Pazar tezgahında meyve satıyor
duraksamak
bir sürecin veya işin ilerlemesinin durması
The negotiations stalled after the disagreement
Görüşmeler anlaşmazlıktan sonra duraksadı
havada hız kaybetmek
bir uçağın yeterli hızı kaybedip uçamaz hale gelmesi
The plane stalled during the flight
Uçak uçuş sırasında hız kaybetti
kabul etmek
Sahnedesunulan bir şeyi almak
I will take it
Onu kabul edeceğim
öyle varsaymak
kanıt olmadan bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I take it you agree
Katıldığını varsayıyorum
başa çıkmak
bir sorunla veya durumla mücadele etmek
Can you take it
Bununla başa çıkabilir misin
taşımak
bir şeyi bir yerden başka bir yere yer değiştirmek
Please take it to the kitchen
Lütfen bunu mutfağa taşı
ifade etmek
Sahnedebir şeyi belirli bir şekilde söylemek
How should I put this
Bunu nasıl ifade etmeliyim
koymak
Sahnedebir şeyi bir yere yerleştirmek
Put the book on the table
Kitabı masanın üzerine koy
sokmak
Sahnedebirini zor bir duruma düşürmek
The mistake put him in a difficult situation
Hata onu zor bir duruma soktu
yöneltmek
dikkat veya çabayı bir şey üzerine çevirmek
She put all her energy into the project
Tüm enerjisini projeye yöneltti
faturalandırma
Sahnedeödeme için fatura gönderme işlemi
We are currently invoicing our clients
Şu anda müşterilerimize fatura kesiyoruz
hafta
Sahnedeyedi günlük süre
I will see you next week
Seni haftaya göreceğim
adres
Sahnedebirinin yaşadığı veya çalıştığı yer
What is your home address
Ev adresin nedir
ele almak
bir sorunu veya soruyu düşünmek ve çözmeye başlamak
We need to address the issue
Bu sorunu ele almamız gerekiyor
hitap etmek
birine konuşmak veya bir şeyi birine göndermek
He addressed the crowd
Kalabalığa hitap etti
konuşma
bir dinleyici kitlesine yapılan resmi konuşma
The president gave an address
Başkan bir konuşma yaptı
düşünmek
Sahnedefikir oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think about it
Bunu düşünmem gerekiyor
üzerinde düşünmek
bir konuyu dikkatle zihninden geçirmek
I need to think about your offer
Teklifin üzerinde düşünmem gerekiyor
üzerinde düşünmek
bir şeyi dikkatlice değerlendirmek
I need to think about your offer
Teklifin üzerinde düşünmem gerekiyor
kargaşa
Sahnededüzensiz ve karışık bir durum
The meeting turned into a kick bollock scramble
Toplantı tam bir kargaşaya dönüştü
puan
Sahnedekaliteyi veya seviyeyi belirten sayı
The movie has a high rating
Filmin yüksek bir puanı var
ülke çapında
Sahnedetüm ülkeyi kapsayan
There is a nationwide search for the missing child
Kayıp çocuk için ülke çapında bir arama var
vakit öldürmek
Sahnedesaçma veya yararsız şeylerle zaman harcamak
Stop pissing around and get to work
Vakit öldürmeyi bırak ve işine bak
işaret etmek
Sahnedebir şeyi göstermek veya ima etmek
The evidence suggests he is guilty
Kanıtlar onun suçlu olduğunu gösteriyor
önermek
bir fikri değerlendirilmesi için sunmak
I suggest we go home
Eve gitmemizi öneririm
liste
Sahnedebirbiri ardına yazılmış şeyler dizisi
I have a shopping list
Bir alışveriş listem var
listelemek
maddeleri bir sıra ile yazmak veya söylemek
List the items you need
İhtiyacın olan maddeleri listele
seçkinler
en başarılı veya ünlü kişilerden oluşan grup
They are on the A-list of Hollywood actors
Onlar Hollywood oyuncularının seçkinleri arasında
odaklanmak
Sahnedebir şeye dikkatini vermek
Please focus on your work
Lütfen işine odaklan
odaklanmak
dikkati veya çabayı belirli bir şey ya da etkinlik üzerinde toplamak
Focus on your studies
Derslerine odaklan
odaklanmak
bir konuya zihnini vermek
Focus on the road while driving
Araba sürerken yola odaklan
dikkatini vermek
bir şeyle yakından ilgilenmek
You should focus on the important details
Önemli detaylara dikkatini vermelisin