

Black Mirror — 1. Sezon Bölüm 1
Kelimeler ve anlamları
638 kelime
Seviye
işe gitmek
Sahnedeçalışmak için iş yerine gitmek
I go to work every morning
Her sabah işe giderim
alternatif
Sahnedebaşka bir seçenek sunan veya farklı olan
We need an alternative plan
Alternatif bir plana ihtiyacımız var
alternatif
başka bir seçenek veya imkan
We need an alternative plan
Alternatif bir plana ihtiyacımız var
minnettar
Sahnedeşükran duyan veya teşekkür eden
I am grateful for your help
Yardımın için minnettarım
eleştirmen
Sahnedesanat veya performanslar hakkında görüş bildiren kişi
The movie critic liked the film
Film eleştirmeni filmi beğendi
posta kodu
Sahnedeposta teslimatı için belirli bir alanı tanımlayan harf ve rakam dizisi
You need to add your postcode to the address
Adrese posta kodunuzu eklemeniz gerekiyor
ülke çapında
Sahnedetüm ülkeyi kapsayan
There is a nationwide search for the missing child
Kayıp çocuk için ülke çapında bir arama var
katılmak
Sahnedebir etkinliğe veya faaliyete dahil olmak
Please participate in the class discussion
Lütfen sınıf tartışmasına katılın
katılmak
bir etkinlikte yer almak
I want to participate in the competition
Yarışmaya katılmak istiyorum
korkunç
Sahnedeçok kötü veya nahoş
The weather is horrible
Hava korkunç
aşırı
çok büyük bir derecede
There was a horrible amount of work
Dehşet verici miktarda iş vardı
berbat
çok kötü veya rahatsız edici
This is a horrible smell
Bu berbat bir koku
korkunç
çok kötü veya nahoş olan
The food was horrible
Yemek korkunçtu
deniz
Sahnededünya yüzeyinin çoğunu kaplayan büyük tuzlu su kütlesi
They swam in the sea today
Bugün denizde yüzdüler
deniz
dünyanın büyük bir kısmını kaplayan tuzlu su kütlesi
I love swimming in the sea
Denizde yüzmeyi severim
yığın
bir şeyin çok büyük miktarı veya sayısı
I saw a sea of faces
Bir insan yığını gördüm
televizyon
Sahnedeprogram izlemeye yarayan cihaz veya sistem
I watch television every evening
Her akşam televizyon izlerim
televizyon
programları izlemek için kullanılan alet veya sistem
I am watching television
Televizyon izliyorum
televizyon
programları izlememizi sağlayan cihaz
I am watching television
Televizyon izliyorum
televizyon
hareketli görüntü ve sesin iletilip alınmasını sağlayan sistem
I watch the news on television
Haberleri televizyondan izliyorum
ilerlemek
Sahnedeileriye doğru gitmek
The army continued to advance
Ordu ilerlemeye devam etti
avans
kazanılmadan önce verilen para
I asked for a salary advance
Maaş avansı istedim
kur yapma
birine romantik veya cinsel olarak yakınlaşma girişimi
He made a romantic advance
Romantik bir yakınlaşma girişiminde bulundu
önceden
bir şey gerçekleşmeden önce
Please book the tickets in advance
Lütfen biletleri önceden ayırtın
kurala uymama
Sahnedekurallara veya yasalara uymama durumu
The company faced fines for non-compliance with safety regulations
Şirket güvenlik düzenlemelerine uymadığı için para cezasıyla karşılaştı
inanılmaz
Sahnedeçok iyi veya etkileyici
The view is incredible
Manzara inanılmaz
aşağı inmek
Sahnededaha alçak bir konuma geçmek
Get down from the table
Masadan aşağı in
coşkuyla dans etmek
enerjik bir şekilde dans etmek veya eğlenmek
Let's get down on the dance floor
Hadi dans pistinde coşalım
çömelmek
vücudu daha alçak bir konuma getirmek
Please get down so I can see
Görebilmem için lütfen çömel
üzmek
birini depresif veya cesaretsiz hissettirmek
This bad weather gets me down
Bu kötü hava beni üzüyor
yazmak
bilgiyi kağıda geçirmek
Get down everything the teacher says
Öğretmenin söylediği her şeyi yaz
moralini bozmak
birinin kendisini üzgün hissetmesine neden olmak
This bad weather gets me down
Bu kötü hava moralimi bozuyor
kavramak
bir şeyi öğrenmeyi ve akılda tutmayı başarmak
It is hard to get down the rules of this game
Bu oyunun kurallarını kavramak zor
not etmek
bir şeyi kağıt üzerine yazmak
She tried to get down all the details of the meeting
Toplantıdaki tüm detayları not etmeye çalıştı
dans
bir tür dans veya eğlence
The party had a real get-down
Partide gerçekten harika bir dans vardı
aşağı inmek
yüksek bir yerden alçak bir yere hareket etmek
Get down from the chair
Sandalyeden aşağı in
idam etmek
Sahnedebirini ceza olarak öldürmek
The prisoner was executed
Mahkum idam edildi
uygulamak
bir planı veya eylemi hayata geçirmek
They executed the plan well
Planı iyi bir şekilde uyguladılar
aracılığıyla
Sahnedebir şey yoluyla veya aracılığıyla
I sent the document via email
Belgeyi e-posta aracılığıyla gönderdim
yol
şehir içinde bir yol veya patika
They walked along the via
Yol boyunca yürüdüler
son teslim tarihi
Sahnedebir işin tamamlanması gereken son tarih veya saat
The deadline is tomorrow
Son teslim tarihi yarın
son teslim tarihi
bir işin tamamlanması gereken en son zaman
I have to finish this report before the deadline
Bu raporu son teslim tarihinden önce bitirmem gerekiyor
son teslim tarihi
bir şeyin bitirilmesi gereken zaman
The deadline is tomorrow
Son teslim tarihi yarın
telefon görüşmesi
Sahnedetelefon üzerinden yapılan konuşma
I have a phone call
Bir telefon görüşmem var
telefon araması
telefonla birini arama eylemi
I received a phone call
Bir telefon araması aldım
telefon görüşmesi
iki kişi arasında telefonla yapılan konuşma
We had a long phone call
Uzun bir telefon görüşmesi yaptık
affetmek
Sahnedebirinin hatası nedeniyle ona kızmayı bırakmak
Please forgive me
Lütfen beni affet
affetmek
birinin yaptığı bir şey için ona kızmayı bırakmak
You should forgive him for his mistake
Onun hatası için onu affetmelisin
tartışmak
Sahnedefarklı görüşlerle bir konuyu konuşmak
They debated the new laws for hours
Yeni yasaları saatlerce tartıştılar
tartışma
bir konu hakkında yapılan resmi tartışma
They had a long debate about the new law
Yeni yasa hakkında uzun bir tartışma yaptılar
ilginç
Sahnedemerak uyandıran
The book is very interesting
Kitap çok ilginç
ilgi çekici
bir şeyi merak etme veya öğrenme isteği uyandıran
This book is very interesting
Bu kitap çok ilgi çekici
ilgi çekici
merak veya dikkat uyandıran
This is an interesting story
Bu ilgi çekici bir hikaye
tükenmek
Sahnedesona ermek veya bitmek
We are running out of time
Zamanımız tükeniyor
dışarı koşmak
bir yerden aceleyle ayrılmak
He ran out of the room
Odadan dışarı koştu
götürmek
bir şeyi birine ulaştırmak
He ran out the food to the table
Yemeği masaya götürdü
bitirmek
bir şeyi tamamen kullanıp tüketmek
They ran out of all their money
Tüm paralarını bitirdiler
tükenmek
bir şeyin tamamının kullanılıp bitmesi
We ran out of milk
Sütümüz tükendi
bitirmek
eldeki miktarı tamamen kullanmak
I ran out of time to finish the exam
Sınavı bitirmek için zamanımı tükettim
uzanmak
Sahnedevücudunu yatay duruma getirmek
You should lay down if you feel tired
Yorgun hissediyorsan uzanmalısın
koymak
resmi bir kural veya kanun belirlemek
The committee laid down new rules
Komite yeni kurallar koydu
feda etmek
önemli bir şeyi gözden çıkarmak
He laid down his life for his country
Ülkesi için hayatını feda etti
kaydetmek
stüdyoda müzik kaydı yapmak
We will lay down the vocals tomorrow
Yarın vokalleri kaydedeceğiz
uzanmak
vücudunu düz bir konuma getirmek
I need to lay down for a while
Biraz uzanmam gerekiyor
feda etmek
önemli bir şeyi bırakmak veya vazgeçmek
He will lay down his life for his country
O ülkesi için hayatını feda edecek
fotoğraf
Sahnedefotoğraf makinesi ile çekilen görüntü
That is a great shot
Bu harika bir fotoğraf
atış
silahla ateş etmek
He fired a shot
Bir el ateş etti
mahvolmuş
tamamen bozulmuş veya yok olmuş
My car engine is shot
Arabamın motoru mahvolmuş
tek
küçük miktarda güçlü alkollü içecek
He ordered a shot of tequila
Bir tek tekila sipariş etti
ton
Sahnedeözellikle bir sinyal olan ses
The phone made a high tone
Telefon tiz bir ton çıkardı
ses tonu
Sahnedebirinin konuşurken çıkardığı sesin niteliği
He spoke in a firm tone
Kararlı bir ses tonuyla konuştu
ton
bir rengin sahip olduğu koyuluk ya da açıklık derecesi
The walls were painted in a soft tone of blue
Duvarlar yumuşak bir mavi tonuna boyanmıştı
ses tonu
bir sesin veya konuşmanın niteliği
She speaks with a gentle tone
Nazik bir ses tonuyla konuşuyor
kargaşa
Sahnededüzensiz ve karışık bir durum
The meeting turned into a kick bollock scramble
Toplantı tam bir kargaşaya dönüştü
orijinal
Sahnedebir şeyin ilk veya başlangıç hali
This is the original version
Bu orijinal versiyon
özgün
yeni ve yaratıcı bir şekilde farklı
His ideas are very original
Fikirleri çok özgün
uzak durmak
Sahnedebir şeyden kaçınmak veya yaklaşmamak
Stay away from the fire
Ateşten uzak dur
uzakta
birinden veya bir şeyden mesafeli olmak
He lives away from the city
Şehirden uzakta yaşıyor
az kalmış
belirli bir duruma ulaşmaya çok yakın
It is weeks away from being ready
Hazır olmasına haftalar kaldı
uzakta
bir yerden belli bir mesafede olma durumu
He is away from home
O evden uzakta
öğretmek
Sahnedebirine bilgi veya eğitim vermek
He instructed the students in art
Öğrencilere sanat öğretti
talimat vermek
birine bir şey yapmasını söylemek
The teacher instructed the students to start
Öğretmen öğrencilere başlamaları için talimat verdi
matematik
Sahnedesayıların ve şekillerin incelenmesi
Maths is my favorite subject
Matematik en sevdiğim derstir
depolamak
Sahnedebir şeyi sonra kullanmak için bir yere koymak
Store the grain in the barn
Tahılları ahıra depola
mağaza
ürünlerin satıldığı yer
I am going to the store
Mağazaya gidiyorum
bekleyen
gelecekte olması beklenen
There is a surprise in store for you
Seni bir sürpriz bekliyor
mağaza
eşyaların satıldığı bir yer
I went to the store
Mağazaya gittim
daha iyi
Sahnededaha yüksek kaliteli veya daha sağlıklı
This is a better plan
Bu daha iyi bir plan
daha iyi
daha yüksek bir ölçüde
I understand it better now
Onu şimdi daha iyi anlıyorum
iyileştirmek
bir şeyi veya birini daha iyi hale getirmek
He wants to better his English
İngilizcesini iyileştirmek istiyor
iyi olur
bir şeyin yapılması gerektiğini veya mantıklı olduğunu belirtmek için kullanılır
You had better leave now
Şimdi gitsen iyi olur
belirlemek
Sahnedebir şeyi bir amaç için resmen seçmek veya adlandırmak
They designated this area as a park
Burayı park olarak belirlediler
içermek
Sahnedebir şeyin içinde başka bir şeyin bulunması
The box contains books
Kutu kitap içeriyor
kontrol altına almak
bir şeyi belirli bir alan içinde tutmak
The firemen tried to contain the fire
İtfaiyeciler yangını kontrol altına almaya çalıştı
içeride
Sahnedebir yerin veya nesnenin içi
It is very hot inside
İçerisi çok sıcak
içinde
bir şeyin iç kısmı veya içinde
The keys are inside the bag
Anahtarlar çantanın içinde
içeriden
sadece sınırlı sayıda kişinin bildiği
She has inside knowledge
Onun içeriden bilgisi var
iç
bir yerin iç kısmı veya oraya girme imkanı
The key lets you inside the room
Anahtar odaya girmenizi sağlar
bakış açısı
Sahnedebir duruma bakış tarzı
Try a different angle
Farklı bir bakış açısı dene
açı
iki doğrunun kesiştiği noktadaki açıklık
This is a right angle
Bu bir dik açıdır
eğmek
bir şeyi belli bir yöne doğru yatırmak
Please angle the camera down
Lütfen kamerayı aşağı doğru eğin
kurnazca çabalamak
bir şeyi dolaylı veya akıllıca yollarla elde etmeye çalışmak
He is angling for a promotion
Terfi almak için kurnazca çabalıyor
oluşmak
Sahnedebir şeyden meydana gelmek
The team consists of ten members
Takım on üyeden oluşur
köken
Sahnedebir şeyin başlangıcı veya nedeni
What is the origin of this tradition?
Bu geleneğin kökeni nedir?
köken
birinin geldiği yer veya ülke
His origin is Turkey
Onun kökeni Türkiye
alt etmek
Sahnedebirini veya bir şeyi yenmek ya da etkisiz hale getirmek
The boxer took down his opponent
Boksör rakibini alt etti
sökmek
bir yapıyı parçalarına ayırmak ya da duvardan bir şeyi indirmek
They will take down the tent
Çadırı sökecekler
yazmak
bilgiyi kağıda kaydederek not almak
Please take down his phone number
Lütfen onun telefon numarasını yazın
yere sermek
birini yere düşürmek
The wrestler tried to take down his opponent
Güreşçi rakibini yere sermeye çalıştı
indirmek
yüksek bir yerden aşağıya getirmek
Please take down the decorations
Lütfen süsleri indir
tehdit etmek
Sahnedebirini korkutmak veya tehlikede olduğunu hissettirmek
He threatened to call the police
Polisi aramakla tehdit etti
tehdit etmek
birini veya bir şeyi tehlikeye sokmak
Smoking threatens your health
Sigara içmek sağlığını tehdit eder
tehdit etmek
birine zarar vereceğini söyleyerek gözdağı vermek
He threatened to quit his job
İşinden istifa etmekle tehdit etti
utanç verici
Sahnedeinsanı utandıran veya mahcup eden
It was a humiliating experience
Utanç verici bir deneyimdi
küçük düşürücü
birini utandıran veya aptal hissettiren
That was a humiliating experience for him
O onun için küçük düşürücü bir deneyimdi
seks yapmak
Sahnedecinsel aktivitede bulunmak
They decided to have sex
Seks yapmaya karar verdiler
cinsel ilişkiye girmek
cinsel ilişki kurmak
They had sex for the first time
İlk kez cinsel ilişkiye girdiler
cinsel birliktelik yaşamak
cinsel birliktelik kurmak
It is safe to have sex
Cinsel birliktelik yaşamak güvenlidir
kesinlikle
Sahnedehiç şüphe olmadan
He will surely win
Kesinlikle kazanacak
faturalandırma
Sahnedeödeme için fatura gönderme işlemi
We are currently invoicing our clients
Şu anda müşterilerimize fatura kesiyoruz
etkinlik
Sahnedeplanlanmış toplumsal veya sosyal bir organizasyon
The music event was great
Müzik etkinliği harikaydı
olay
Sahnedegerçekleşen herhangi bir şey özellikle önemli bir durum
This event changed my life
Bu olay hayatımı değiştirdi
sertçe eleştirmek
Sahnedebirini veya bir şeyi çok sert bir şekilde eleştirmek
The critics bash the new movie
Eleştirmenler yeni filmi sertçe eleştiriyor
sertçe vurmak
bir şeye çok güçlü bir şekilde vurmak
He bashed the door open
Kapıyı sertçe vurarak açtı
büyük parti
büyük ve gürültülü bir kutlama veya etkinlik
They are throwing a huge birthday bash
Kocaman bir doğum günü partisi veriyorlar
duyuru
Sahnedebilgi veya uyarı veren yazılı beyan
There is a notice on the wall
Duvarda bir duyuru var
fark etmek
bir şeyi görmek veya dikkat etmek
I noticed a new sign
Yeni bir tabela fark ettim
dikkat
bir şeye dikkatini verme durumu
His new car caught my notice
Yeni arabası dikkatimi çekti
hiç
Sahnedeçok küçük bir miktarda
It is not remotely possible
Bu hiç mümkün değil
uzaktan
uzak bir yerden
I work remotely from my home
Evimden uzaktan çalışıyorum
ortak
Sahnedebir gruba ait olan veya grup tarafından yapılan
It was a collective effort
Bu ortak bir çabaydı
düşünmek
Sahnedebirini veya bir şeyi zihninde tutmak
I am thinking of my friends
Arkadaşlarımı düşünüyorum
aklına gelmek
bir fikir üretmek ya da bir şeyi hatırlamak
I can think of a better name
Daha iyi bir isim aklıma geliyor
düşünmek
bir konu hakkında görüş sahibi olmak veya bir eylemi değerlendirmek
What do you think of this movie
Bu film hakkında ne düşünüyorsun
akla getirmek
bir konudan bahsetmeye başlamak
Can you think of any good movies
Aklına iyi bir film geliyor mu
düşünmek
bir konu hakkında fikir veya görüş sahibi olmak
What do you think of this book
Bu kitap hakkında ne düşünüyorsun
doğal
Sahnededoğada kendiliğinden var olan ve insan yapımı olmayan
We prefer natural food
Biz doğal yiyecekleri tercih ederiz
doğal
beklenen veya alışılmış olan
It is natural to feel nervous
Gergin hissetmek doğaldır
doğuştan yetenekli
bir konuda doğuştan yeteneği olan kimse
He is a natural at playing piano
O piyano çalmakta doğuştan yetenekli
kesip ayırmak
Sahnedebir şeyi tamamen keserek ayırmak
He severed the rope
İpi kesti
vazgeçmek
Sahnedebir hak veya güçten feragat etmek
He refused to concede control of the project
Projenin kontrolünden vazgeçmeyi reddetti
kabul etmek
bir şeyin doğru olduğunu kabul etmek
He finally conceded that he was wrong
Sonunda hatalı olduğunu kabul etti
gerçekleştirmek
Sahnedebir görevi veya işi yerine getirmek
They performed the experiment in the lab
Deneyi laboratuvarda gerçekleştirdiler
sergilemek
bir durumda belirli bir başarı veya davranış göstermek
The car performs well on the road
Araba yolda iyi performans sergiliyor
sahne almak
bir seyirci topluluğu önünde oynamak veya şarkı söylemek
The dancers perform every Friday
Dansçılar her cuma sahne alıyor
tehlikede
Sahnedekaybedilme veya zarar görme riski altında olan
My job is at stake
İşim tehlikede
risk altında
bir şeyin kaybedilme ihtimalinin olduğu durum
His job is at stake
Onun işi risk altında
diyalog
Sahnedekişiler arasındaki karşılıklı konuşma
They had a long dialogue about the problem
Sorun hakkında uzun bir diyalog kurdular
diyalog
karşılıklı yapılan konuşma
We had a productive dialogue
Verimli bir diyalog kurduk
kasvetli
Sahnedeciddi, soğuk veya korkutucu
The news was grim
Haberler kasvetliydi
kasvetli
ciddi soğuk veya korkutucu
The future looks grim
Gelecek kasvetli görünüyor
baygın
Sahnedebilinci kapalı
He was unconscious for ten minutes
On dakika boyunca baygındı
duyurma
Sahnedebir şeyi halka veya ilgililere açıkça bildirme
The company is announcing a new product
Şirket yeni bir ürün duyuruyor
uymak
Sahnedeistenen şeyi veya kuralları yapmak
You must comply with the rules
Kurallara uymalısın
sertleşmek
Sahnedekatılaşmak veya sert hale gelmek
The cement will harden quickly
Çimento hızla sertleşecek
sertleştirmek
bir şeyi katı veya sert hale getirmek
The cold will harden the clay
Soğuk kili sertleştirecek
terörizm
Sahnedesiyasi hedeflere ulaşmak için şiddet kullanılması
Terrorism is a major global problem
Terörizm büyük bir küresel sorundur
doğa
Sahnedebir şeyin temel nitelikleri veya kişiliği
It is his nature to be kind
Kibar olmak onun doğasında var
doğa
Sahnedefiziksel dünya ve yaşayan varlıklar
We must protect nature
Doğayı korumalıyız
doğa
fiziksel dünya ve tüm canlılar
I love spending time in nature
Doğada vakit geçirmeyi seviyorum
doğa
yeryüzündeki bitkiler hayvanlar ve doğal ortam
I love spending time in nature
Doğada vakit geçirmeyi seviyorum
bütün
Sahnedebir şeyin tamamı
I ate the whole pizza
Bütün pizzayı yedim
bütün
hiçbir parçası eksik veya hasarlı olmayan
I ate the whole apple
Bütün elmayı yedim
liste
Sahnedebirbiri ardına yazılmış şeyler dizisi
I have a shopping list
Bir alışveriş listem var
listelemek
maddeleri bir sıra ile yazmak veya söylemek
List the items you need
İhtiyacın olan maddeleri listele
seçkinler
en başarılı veya ünlü kişilerden oluşan grup
They are on the A-list of Hollywood actors
Onlar Hollywood oyuncularının seçkinleri arasında
sağlamak
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini kesinleştirmek
Make sure you arrive on time
Zamanında geldiğinden emin ol
emin olmak
bir şeyin doğru olduğunu kontrol etmek
Make sure the door is locked
Kapının kilitli olduğundan emin ol
emin olmak
hiçbir şüphe duymamak
Make sure of the facts
Gerçeklerden emin ol
garantiye almak
bir şeyin doğru olduğundan emin olmak için kontrol etmek
Make sure the door is locked
Kapının kilitli olduğundan emin ol
uyarı
Sahnedesize tehlikeyi bildiren bir mesaj
I got a weather alert
Bir hava durumu uyarısı aldım
uyanık
tamamen uyanık ve net düşünebilen
He is very alert
O çok uyanık
uyarmak
birini bir tehlike veya durum hakkında haberdar etmek
The alarm alerted everyone to the fire
Alarm herkesi yangına karşı uyardı
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
bildirmek
birine bir şeyi haber vermek
Let me know your answer
Cevabını bana bildir
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
The manager had to let him go
Müdür onu işten çıkarmak zorunda kaldı
hayal kırıklığına uğratmak
beklentileri karşılayamamak
I will not let you down
Seni hayal kırıklığına uğratmayacağım
kampüs
Sahnedebir üniversite veya kolejle ilgili binaların ve arazinin bulunduğu alan
The campus is very large
Kampüs çok büyük
izleyici
Sahnedebir performansı izleyen veya dinleyen kişiler
The audience cheered after the song
İzleyiciler şarkıdan sonra tezahürat yaptı
huzura kabul
önemli bir kişiyle yapılan resmi görüşme
He requested an audience with the King
Kral ile bir görüşme talep etti
seyirci
bir şeyi izleyen dinleyen veya okuyan insan grubu
The audience enjoyed the show
Seyirci gösteriden keyif aldı
somut
Sahnedebelirsiz olmayan açık ve net olan
They need concrete evidence
Somut kanıtlara ihtiyaçları var
beton
çimentodan yapılan sert bir yapı malzemesi
The wall is made of concrete
Duvar betondan yapılmıştır
beton
bina yapımında kullanılan sert ve dayanıklı malzeme
The building is made of concrete
Bina betondan yapılmış
müzakere
Sahnedebir anlaşmaya varmak için yapılan görüşme süreci
The negotiation took several hours
Müzakere birkaç saat sürdü
blog
Sahnedebelirli konular hakkında yazıların paylaşıldığı kişisel web sitesi
I read a travel blog
Bir gezi bloğu okuyorum
blog
düzenli güncellenen gayriresmi tarzda web sitesi
I read a technology blog
Teknoloji hakkında bir blog okuyorum
internet günlüğü
kişinin deneyimlerini veya fikirlerini yazdığı site
She writes a personal blog
Kişisel bir internet günlüğü yazıyor
blog yazmak
bir web sitesinde içerik yayınlamak
They blog about their travels
Gezileri hakkında blog yazıyorlar
hareket etmek
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
Please move your car
Lütfen arabanızı hareket ettirin
hamle
yapılan bir eylem veya adım
It was a smart move
Akıllıca bir hamleydi
duygulandırmak
birini güçlü duygular hissetmeye yöneltmek
Her story really moved me
Hikayesi beni gerçekten duygulandırdı
hızla satılmak
genellikle düşük fiyata hızlıca elden çıkarılmak
These cheap goods move very fast
Bu ucuz ürünler hızla satılıyor
hareket etmek
bir yerini değiştirmek veya yeni bir yere gitmek
We will move to a new house
Yeni bir eve taşınacağız
taşınmak
yaşanılan yeri değiştirmek
We will move to a new house next month
Gelecek ay yeni bir eve taşınacağız
müzik
Sahnedekulağa hoş gelen seslerin düzenlenmesi
I love listening to music
Müzik dinlemeyi severim
sıkıntı
zor veya hoş olmayan bir durum
He had to face the music for his actions
Yaptıkları yüzünden hesap vermek zorunda kaldı
müzik
dinlenmek için oluşturulmuş düzenli sesler
I listen to music every day
Her gün müzik dinlerim
yönelmek
Sahnedebir yere doğru hareket etmek
We should head for the exit now
Şimdi çıkışa yönelmeliyiz
yatkınlık
bir alandaki doğal yetenek veya beceri
He has a head for numbers
Sayılara karşı doğal bir yatkınlığı var
yönelmek
bir yere doğru hareket etmek
I am heading for the station
İstasyona yöneliyorum
çok
Sahnedebüyük ölçüde
I am super tired
Çok yorgunum
harika
çok iyi veya muhteşem
This cake is super
Bu kek harika
bina yöneticisi
bir binayı yöneten kişi
Call the super for the leak
Sızıntı için bina yöneticisini ara
üst
bir şeyin konum olarak yukarısı
The prefix super indicates a position above
Super öneki yukarıdaki bir konumu belirtir
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Yeah I agree with you
Evet sana katılıyorum
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
evet
bir şeyi onaylamak için kullanılır
Yeah that sounds like a good plan
Evet bu kulağa iyi bir plan gibi geliyor
önceden
Sahnedebir şey gerçekleşmeden önce
I booked the hotel beforehand
Oteli önceden ayırttım
üçüncü dünya
Sahnedeekonomik gelişimi düşük ülkeler grubu
The term third world refers to developing nations
Üçüncü dünya terimi gelişmekte olan ulusları ifade eder
üçüncü dünya
en az gelişmiş ülkelerle ilgili olan
They studied the economy of third world countries
Üçüncü dünya ülkelerinin ekonomisini incelediler