

Black Mirror — Season 1 Episode 3
Kelimeler ve anlamları
526 kelime
Seviye
sıkıcı şey
Sahnedesıkıcı veya can sıkıcı durum
This meeting is such a drag
Bu toplantı çok sıkıcı
nefes
sigaradan çekilen duman
He took a long drag
Uzun bir nefes çekti
sürüklemek
bir şeyi yüzey üzerinde çekmek
Drag the chair across the room
Sandalyeyi oda boyunca sürükle
drag performansı
erkeklerin eğlence amacıyla kadın kıyafetleri giyerek yaptığı gösteri
He is famous for his drag performance
O drag performansıyla ünlüdür
mantıklı
Sahnedemakul veya anlaşılabilir olmak
It makes sense
Bu mantıklı
anlam
belirli bir mana veya yorum
This word has another sense
Bu kelimenin başka bir anlamı var
duyu
vücudun dünyadan bilgi almasını sağlayan beş yoldan biri
Sight is a sense
Görme bir duyudur
hissetmek
bir şeyin farkına varmak
I sense that something is wrong
Bir şeylerin yanlış olduğunu hissediyorum
his
bir duygu veya farkındalık
I have a sense of relief
Bir rahatlama hissi içindeyim
mantık
açık veya makul olma özelliği
What you said makes sense
Söylediklerin mantıklı geliyor
hissetmek
bir şeyin farkına varmak
I can sense his fear
Onun korkusunu hissedebiliyorum
bebek bakıcısı
Sahnedeçocuklara geçici olarak bakan kişi
I need a baby sitter for tonight
Bu akşam için bir bebek bakıcısına ihtiyacım var
devasa
Sahnedeboyut veya miktar olarak çok büyük
The building is massive
Bina devasa
altı
Sahnede6 sayısı
I have six apples
Altı elmam var
geçersiz kılmak
Sahnedebir kararı veya işlemi yetki kullanarak durdurmak
You can override the automatic settings
Otomatik ayarları geçersiz kılabilirsiniz
kontrolü devralmak
bir şeyin yönetimini zorla veya yetkiyle ele geçirmek
The pilot had to override the computer
Pilot bilgisayarın kontrolünü devralmak zorunda kaldı
ağır basmak
bir şeyden daha önemli veya baskın duruma gelmek
Safety must always override speed
Güvenlik her zaman hızdan ağır basmalıdır
geçersiz kılmak
bir şeyin yerine geçerek onu etkisiz bırakmak
You can override the default settings
Varsayılan ayarları geçersiz kılabilirsiniz
aptalca
Sahnedeakıl ve mantıktan yoksun
That was a silly mistake
Bu aptalca bir hataydı
sarhoş
Sahnedeçok fazla alkol aldığı için kendinde olmayan
He is too drunk to drive
Araba sürmek için çok sarhoş
ayyaş
çok fazla alkol tüketen kişi
He is a drunk
O bir ayyaş
içilmiş
içilerek tüketilmiş
I have drunk all the water
Tüm suyu içtim
sarhoş
birine karşı çok güçlü bir çekim hissetmek
She was drunk with love
Aşkla sarhoş olmuştu
cinsel ilişki
Sahnedecinsel birleşme eylemi
They were fucking in the room
Odada cinsel ilişkiye giriyorlardı
lanet
Sahnedekelimeyi kaba bir şekilde vurgulamak için kullanılır
It is fucking cold outside
Dışarısı lanet soğuk
berbat
Sahnedebir şeyi vurgulamak için kullanılan güçlü küfür
This is a fucking mess
Burası berbat bir karmaşa
lanet
bir şeyi güçlü bir şekilde vurgulamak için kullanılır
Get this fucking thing away
Bu lanet şeyi uzaklaştır
berbat
ne kadar kötü veya sinir bozucu olduğunu vurgulamak için kullanılır
This is a fucking mess
Bu berbat bir karmaşa
kahrolası
olumsuz bir kelimeyi vurgulamak için kullanılan çok kaba ifade
He is a fucking idiot
O kahrolası bir aptal
aşırı
son derece anlamında kullanılan kaba zarf
It is fucking cold
Hava aşırı soğuk
açık
Sahnedegörülmesi veya anlaşılması kolay
The answer is obvious
Cevap açık
tuhaf
Sahnedealışılmadık veya garip
This is a weird smell
Bu tuhaf bir koku
garip hissettirmek
birine kendini garip veya rahatsız hissettirmek
He weirded me out
Beni garip hissettirdi
garip
normal veya alışılmış olmayan
He had a weird dream last night
Dün gece garip bir rüya gördü
garip hissettirmek
birini tuhaf veya tedirgin hissettirmek
His comment really weirded me out
Yorumu beni gerçekten garip hissettirdi
ayrılmak
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
They left the house early
Evden erkenden ayrıldılar
bırakmak
bir şeyi olduğu yerde tutmak
Leave your coat on the chair
Ceketini sandalyede bırak
bırakmak
birine bir şey devretmek
He left his money to his son
Parasını oğluna bıraktı
izin
bir şey yapma müsaadesi
He asked for leave to visit his family
Ailesini ziyaret etmek için izin istedi
başarmak
Sahnedebir hedefe ulaşmak veya başarılı olmak
She finally made it
Sonunda başardı
gerçekleştirmek
bir şeyin meydana gelmesini sağlamak
We will make it happen
Bunu gerçekleştireceğiz
hızlandırmak
bir işi çabuklaştırmak
Please make it fast
Lütfen hızlandır
ölmek
birinin yaşamını yitirmesi
The patient did not make it
Hasta hayata tutunamadı
toparlamak
bir yeri temiz ve düzgün hale getirmek
I need to make it tidy
Onu toparlamam gerek
yetişmek
planlanan bir etkinliğe veya yere gitmeyi başarmak
I cannot make it to the party tonight
Bu akşam partiye yetişemem
hayatta kalmak
zor bir deneyimden sağ çıkmak veya dayanmak
Many people did not make it through the storm
Fırtınada birçok insan hayatta kalamadı
katılabilmek
bir etkinliğe veya toplantıya gelebilmek
I cannot make it to the party
Partiye katılamayacağım
garipleştirmek
bir durumu utanç verici hale getirmek
Do not make it awkward
Durumu garipleştirme
iyileştirmek
bir şeyi daha iyi hale getirmek
You can make it better
Bunu iyileştirebilirsin
gerçekleştirmek
bir şeyin olmasını sağlamak
We can make it happen
Bunu gerçekleştirebiliriz
az kalorili yapmak
normalden daha az kalori içerecek şekilde hazırlamak
Can you make it low calorie
Bunu az kalorili yapabilir misin
mümkün kılmak
bir şeyin gerçekleşmesini sağlamak
You made it possible
Bunu sen mümkün kıldın
gibi duyurmak
bir şeyin belirli bir nitelikte duyulmasını sağlamak
Do not make it sound bad
Kötü duyulmasını sağlama
kötüleştirmek
bir şeyi daha tatsız hale getirmek
Do not make it worse
Durumu kötüleştirme
başarmak
bir şeyi başarıyla tamamlamak
You will make it eventually
Sonunda başaracaksın
ayarlamak
bir şeyin olması için plan yapmak
Let us make it for tomorrow
Onu yarına ayarlayalım
yetişmek
bir yere zamanında ulaşmak
I will make it to the concert
Konsere yetişeceğim
hale getirmek
bir şeyi belirli bir duruma sokmak
Please make it easy
Lütfen bunu kolay bir hale getir
dönüştürmek
bir şeye yeni bir özellik kazandırmak
He made it a garden
Orayı bir bahçeye dönüştürdü
iyileştirmek
bir durumu daha iyi bir duruma getirmek
Let us make it better
Hadi onu iyileştirelim
katılabilmek
bir etkinliğe gitme fırsatı bulmak
I cannot make it tonight
Bu akşam katılamayacağım
harika
Sahnedeçok iyi veya etkileyici
This is a brilliant idea
Bu harika bir fikir
zeki
çok zeki veya akıllı
He is a brilliant student
O zeki bir öğrenci
harika
çok iyi veya etkileyici
That is a brilliant idea
Bu harika bir fikir
zeki
son derece akıllı veya kurnaz
She is a brilliant scientist
O zeki bir bilim insanı
dahi
aşırı derecede zeki
He is a brilliant mathematician
O dahi bir matematikçi
ay
Sahnedeotuz gün civarındaki zaman dilimi
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
ay
Sahnedeyılın on iki bölümünden biri
February is the second month of the year
Şubat yılın ikinci ayıdır
aylık
bir ay süren veya kapsayan
It was a six-month project
Bu altı aylık bir projeydi
ay
yılın on iki bölümünden her biri
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
bir
Sahnede1 sayısı
I have one apple in my bag
Çantamda bir elma var
bölüm
bir dizinin parçası
I watched episode one last night
Dün gece dizinin ilk bölümünü izledim
an
çok kısa bir süre
Wait for one moment please
Lütfen bir an bekleyin
biraz
küçük bir derecede
This is one better than that
Bu ondan biraz daha iyi
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak veya fark etmek
I see what you mean
Ne demek istediğini anlıyorum
bak
birinin dikkatini çekmek için kullanılır
See here
Buraya bak
görmek
bir şeyi fark etmek için gözlerini kullanmak
I can see you
Seni görebiliyorum
görüşmek
biriyle buluşmak veya ziyaret etmek
I will see you tomorrow
Yarın seninle görüşeceğim
ürkütücü
Sahnedekorku veya huzursuzluk hissi veren
This old house is creepy
Bu eski ev ürkütücü
tüyler ürpertici
korkutucu veya rahatsız edici
He is a creepy man
O tüyler ürpertici bir adam
ürpertici
hafif bir korku veya rahatsızlık hissi veren
That old house looks really creepy
O eski ev gerçekten ürpertici görünüyor
geri dönmek
Sahnedebir yere veya bir aktiviteye tekrar gitmek
I will get back to work
İşe geri döneceğim
geri almak
kaybedilen bir şeyi yeniden elde etmek
I want to get back my book
Kitabımı geri almak istiyorum
barışmak
bir sorun yaşadıktan sonra biriyle arayı düzeltmek
They decided to get back together
Tekrar bir araya gelmeye karar verdiler
geri almak
bir şeyi veya birini tekrar elde etmek
I need to get back my book
Kitabımı geri almam gerekiyor
geri dönmek
birine mesaj veya haber yollayarak yanıt vermek
I will get back to you soon
Sana kısa süre içinde geri döneceğim
öcünü almak
birine yaptığı kötülüğe karşılık zarar vermek
He wanted to get back at her
Ondan öcünü almak istedi
suçlamak
Sahnedebirinin bir yanlıştan sorumlu olduğunu söylemek
Do not blame me for this mistake
Bu hata için beni suçlama
ayıplamak
birinin yaptığı davranışı onaylamadığını belirtmek
They blamed him for his selfish behavior
Bencil davranışından dolayı onu ayıpladılar
sorumlu tutmak
bir olayın sonucunu birinin üzerine yıkmak
I blame the rain for the delay
Gecikmeden dolayı yağmuru sorumlu tutuyorum
suç
kötü bir durumdan dolayı sorumlu tutulma durumu
He accepted the blame for the accident
Kazanın suçunu üstlendi
tek eşli
Sahnedeaynı anda yalnızca bir romantik partneri olan kimse
He is a dedicated monogamist
O sadık bir tek eşlidir
tek eşli biri
Sahnedeyaşamında sadece bir cinsel veya romantik partner tercih eden kişi
They are both strict monogamists
İkisi de katı tek eşli kişilerdir
sürtük
Sahnedebir kadın veya kişi için kullanılan kaba bir kelime
He called her a bitch
Ona sürtük dedi
sızlanmak
memnuniyetsizliğini veya rahatsızlığını dile getirmek
Stop bitching about the weather
Hava hakkında sızlanmayı bırak
dişi köpek
dişi köpek
The bitch is guarding her puppies
Dişi köpek yavrularını koruyor
zorlu iş
zor ve can sıkıcı durum veya görev
Solving this problem is a real bitch
Bu problemi çözmek çok zorlu bir iş
hemen şimdi
Sahnedetam olarak bu anda
I must go right now
Hemen şimdi gitmem gerekiyor
şu anda
Sahnedetam şu an veya bulunulan an
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
tamam mı
karşıdaki kişinin anlayıp anlamadığını kontrol etme
You understand right now
Anladın tamam mı
şu an
içinde bulunulan zaman dilimi
Right now is the best time
Şu an en iyi zaman
şu anda
içinde bulunulan an
I am busy right now
Şu anda meşgulüm
hemen
tam şu anda gerçekleşen
I need to leave right now
Hemen ayrılmam gerekiyor
şu anda
tam bu anda
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
hemen şimdi
bu anda
Come home right now
Hemen şimdi eve gel
üzmek
Sahnedebirini üzgün veya endişeli hale getirmek
I didn't want to upset her
Onu üzmek istemedim
sürpriz galibiyet
daha güçlü bir rakibe karşı kazanılan beklenmedik zafer
The small team caused a major upset
Küçük takım büyük bir sürpriz galibiyet elde etti
sinirlendirmek
birini kızdırmak veya huzursuz etmek
His behavior upset everyone
Davranışları herkesi sinirlendirdi
üzgün
mutsuz veya endişeli hissetme durumu
She felt upset after the argument
Tartışmadan sonra üzgün hissetti
üzgün
mutsuz veya endişeli hissetme durumu
She felt upset after the argument
Tartışmadan sonra kendini üzgün hissetti
üzmek
birini üzgün veya endişeli hissettirmek
Please do not upset her
Lütfen onu üzme
eğlenmek
Sahnedesevilen bir şeyi yapmak
We always have fun at the park
Parkta her zaman eğleniriz
iyi vakit geçirmek
yapılan şeyden mutlu olmak ve keyif almak
Have fun at the party
Partide iyi vakit geçir
eğlenmek
keyifli vakit geçirmek
We had fun at the party
Partide eğlendik
beyin
Sahnededüşünce ve duyguları kontrol eden, kafanın içindeki yumuşak organ
The brain controls the body
Beyin vücudu kontrol eder
zeka
düşünme ve öğrenme yeteneği
He has a great brain
Onun harika bir zekası var
muayene
bir sağlık durumunu kontrol etme işlemi
The doctor performed a medical examination
Doktor bir muayene yaptı
kafasına vurmak
birinin kafasına çok sert şekilde vurmak
He threatened to brain his enemy with a club
Düşmanının kafasına sopayla vurmakla tehdit etti
retrospektif
Sahnedebir sanatçının geçmiş çalışmalarının sergilendiği sergi
The museum is hosting a retrospective of the artist
Müze, sanatçının retrospektifine ev sahipliği yapıyor
geriye dönük
Sahnedegeçmiş olayları değerlendiren veya geçmişe ait olan
We did a retrospective analysis of the results
Sonuçların geriye dönük bir analizini yaptık
net
Sahnedeanlaşılması kolay
The answer is clear
Cevap net
aklamak
birinin bir suçtan suçsuz olduğuna karar vermek
The evidence helped to clear him of the crime
Kanıtlar onu suçtan aklamaya yardımcı oldu
şeffaf
ışığın geçmesine izin vererek arkasındakilerin görünmesini sağlayan
The water in the lake is clear
Göldeki su çok şeffaf
açık
önünde engel veya sorun bulunmayan
The road ahead is clear
İlerideki yol açık
konuşma
Sahnedebir topluluğa yapılan resmi hitap
He gave a great speech
Harika bir konuşma yaptı
konuşma
konuşma eylemi
Speech is a basic human ability
Konuşma temel bir insan yeteneğidir
konuşma
bir topluluğa hitaben yapılan resmi konuşma
The politician gave a short speech
Politikacı kısa bir konuşma yaptı
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak veya zihninde canlandırmak
I don't get this math problem
Bu matematik problemini anlamıyorum
bak şimdi
karşıdakinin dikkatini çekmek için kullanılan ifade
Get this, he actually apologized
Bak şimdi, gerçekten özür diledi
orta
Sahnedemerkezdeki nokta veya bölüm
He is in the middle of the room
Odanın ortasında
milyoner
Sahnedebir milyon dolar veya daha fazla servete sahip olan kişi
He is a millionaire
O bir milyoner
milyoner
bir milyon doları veya sterlini olan kişi
She became a millionaire
Milyoner oldu
yerel
Sahnedebelirli bir bölgeye veya yere ait olan
I like local food
Yerel yemekleri severim
yerel otobüs
güzergah üzerindeki tüm duraklarda duran otobüs
I take the local bus to work
İşe gitmek için yerel otobüsü kullanıyorum
yerli
belirli bir bölgede yaşayan kimse
Ask a local for directions
Yön tarifi için bir yerliye sorun
yerli
belirli bir bölgede yaşayan kişi
The locals are very friendly here
Buradaki yerliler çok cana yakın
sendika şubesi
bir işçi sendikasının yerel kolu
She attended the meeting at the local
O sendika şubesindeki toplantıya katıldı
yerel
belirli bir bölge veya topluluk ile ilgili olan
We buy our food from a local market
Yiyeceklerimizi yerel bir pazardan alıyoruz
yerel mekan
belirli bir amaç için kullanılan bina veya alan
He met his friends at his local
Arkadaşlarıyla yerel mekanında buluştu
pah
Sahnedetiksinme veya küçümseme belirten ünlem
Pah! I don't believe him
Pah! Ona inanmıyorum
giymek veya takmak
Sahnedevücudunda bir şey bulundurmak
I wear a watch
Saat takıyorum
aşınmak
zamanla kalınlığın veya yoğunluğun azalması
The carpet began to wear
Halı aşınmaya başladı
taşımak
yüzünde veya davranışında bir duygu veya özellik sergilemek
She wears a happy expression
Yüzünde mutlu bir ifade taşıyor
yormak
birini aşırı derecede yormak
The hard work began to wear him
Zor iş onu yormaya başladı
giysi
vücudu örtmek için kullanılan eşyalar
This shop sells sports wear
Bu mağaza spor giysileri satıyor
giymek
üzerinde kıyafet bulunması
I wear a coat in winter
Kışın palto giyerim
giymek
vücudun kıyafetle kaplı olması
She wears a beautiful dress
O güzel bir elbise giyiyor
giymek
üzerinde bir giysi bulundurmak
He wears a blue shirt
O mavi bir gömlek giyiyor
takmak
vücudunda aksesuar veya benzeri bir şey taşımak
You should wear a mask
Bir maske takmalısın
giymek
bir kıyafeti üzerine geçirmek
Wear your jacket before leaving
Çıkmadan önce ceketini giy
giymek
vücuduna kıyafet geçirmek
She wears her new shoes
O yeni ayakkabılarını giyiyor
boncuk gibi
Sahnedeküçük yuvarlak ve parlak
He has beady eyes
Boncuk gibi gözleri var
sahte
Sahnedegerçek olmayan
He used a phoney name to book the hotel
Oteli ayırtmak için sahte bir isim kullandı
seçmek
Sahnedebir şeyi almaya veya yapmaya karar vermek
I will go for the cake
Keki seçeceğim
satılmak
belirli bir fiyata sahip olmak
These shoes go for fifty dollars
Bu ayakkabılar elli dolara satılıyor
geçerli olmak
bir durumun birisi veya bir şey için geçerli olması
The same rule goes for everyone
Aynı kural herkes için geçerlidir
dışarı çıkmak
bir aktivite yapmak amacıyla evden ayrılmak
I go for a run in the morning
Sabahları koşuya çıkarım
saldırmak
birini yaralamak veya yakalamak için aniden üzerine gitmek
The dog went for the intruder
Köpek davetsiz misafirin üzerine saldırdı
tercih etmek
bir şeyi seçmek veya bir hedefe ulaşmaya çalışmak
I will go for the red dress
Kırmızı elbiseyi tercih edeceğim
hoşlanmak
bir tarzdan veya kişiden etkilenmek
I really go for his sense of humor
Onun mizah anlayışından gerçekten hoşlanıyorum
hedeflemek
bir amaca ulaşmaya çalışmak
I will go for the win
Galibiyeti hedefliyorum
lehine olmak
birinin yararına veya avantajına olmak
Your honesty goes for you
Dürüstlüğün senin lehine
geçerli olmak
birisi için geçerli olmak
That goes for you too
Bu senin için de geçerli
hedeflemek
bir şeye ulaşmayı amaçlamak
I will go for the gold medal
Altın madalyayı hedefleyeceğim
geçerli olmak
bir kuralın veya durumun birisi için geçerli olması
This rule goes for everyone
Bu kural herkes için geçerli
denemek
bir işi yapmaya kalkışmak
I will go for this challenge
Bu mücadeleyi deneyeceğim
hoşlanmak
birine karşı romantik ilgi duymak
He really goes for her
O gerçekten ondan hoşlanıyor
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I go for starting early
Erken başlamaya niyetleniyorum
ayrılmak
bir yerden hareket etmeye hazırlanmak
I have to go for today
Bugün için ayrılmalıyım
peşinden gitmek
bir şeyin gerçekleşmesi için çabalamak
You should go for your dreams
Hayallerinin peşinden gitmelisin
aramak
bir şeyi bulmak veya elde etmek istemek
I will go for a new job
Yeni bir iş aramaya başlayacağım
desteklemek
birini veya bir tarafı tutmak
I will go for the home team
Ev sahibi takımı destekleyeceğim
elde etmeye çalışmak
bir şeyi kazanmaya gayret etmek
He will go for the record
Rekoru elde etmeye çalışacak
istemek
bir şeye arzu duymak
I could go for a pizza now
Şimdi bir pizza isteyebilirim
ulaşmak
Sahnedebir yere varmak
We arrived at the hotel
Otele ulaştık
gecikmek
planlanan zamandan sonra varmak
The train will arrive late
Tren geç varacak
varmak
bir yere ulaşmak
We will arrive at the station soon
İstasyona yakında varacağız
gecikmek
bir yere vaktinde ulaşamamak
Do not arrive late for the class
Derse geç kalmayın
ulaşmak
bir noktaya varmak
They arrived at the city at noon
Şehre öğleyin ulaştılar
oy
Sahnedeseçimde verilen karar
I cast my vote
Oyumu kullandım
oy vermek
Sahnedebir seçimde veya toplantıda tercihini belirtmek
I will vote tomorrow
Yarın oy vereceğim
oy
seçim veya toplantıda bir tercih yapma eylemi
She cast her vote in the election
Seçimde oyunu kullandı
daha mutlu
Sahnededaha fazla mutluluk hisseden veya bunu gösteren
I am happier now
Şimdi daha mutluyum
silme
Sahnedebir şeyi ortadan kaldırma eylemi
The accidental deletion of files is bad
Dosyaların yanlışlıkla silinmesi kötüdür
eskiden yapmak
Sahnedegeçmişte düzenli olarak yapılan ama artık yapılmayan eylemler için kullanılır
I used to swim every day
Eskiden her gün yüzerdim
alışkın
bir durumu önceden deneyimlediği için ona aşina olma
I am used to the cold weather
Soğuk havaya alışkınım
alışkın olmak
bir şeyi sık sık yaptığın için ona alışmış olmak
I am used to waking up early
Erken uyanmaya alışkınım
aşina olmak
bir şeyi önceden bildiğin için ona yabancılık çekmemek
I am familiar with these rules
Bu kurallara aşinayım
gamalı haç
SahnedeNazi partisi tarafından kullanılan sembol
The swastika is a symbol of the Nazi party
Gamalı haç Nazi partisinin bir sembolüdür
grup
Sahnedebirlikte bir şeyler yapan insan topluluğu
We are meeting with the other parties today
Bugün diğer gruplarla buluşuyoruz
partiler
insanların eğlenmek veya sosyalleşmek için toplandığı etkinlikler
I love going to parties
Partilere gitmeyi severim
mümkün kılmak
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini sağlamak
The warm weather enables us to swim
Sıcak hava yüzmemizi mümkün kılar
imkan vermek
birine bir şey yapma fırsatı sunmak
Technology enables him to work from home
Teknoloji onun evden çalışmasına imkan verir
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
fikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
beraber
Sahnedeaynı yerde veya aynı zamanda
We study together
Birlikte çalışıyoruz
barışmış
bir ayrılığın ardından tekrar sevgili olmak
They got back together recently
Yakın zamanda tekrar barıştılar
toplamda
sayıların toplamını hesaplamak
How much is it all together
Hepsi toplamda ne kadar
düzenli
mantıklı ve planlı bir şekilde
She is a very together person
O çok düzenli bir insandır
bekle
Sahnedekısa bir süre beklemek
Hang on a minute
Bir dakika bekle
bağlı olmak
bir durumun veya sonucun başka bir şeye dayalı olması
Success hangs on your hard work
Başarı senin sıkı çalışmana bağlı
asmak
bir şeyi bir yere sabitlemek
Hang on the poster here
Posteri buraya as
elinde tutmak
bir şeyi kaybetmeden saklamak
Please hang on to this receipt
Lütfen bu fişi elinde tut
sıkıca tutunmak
bir şeyi güçlü bir şekilde kavramak
Hang on to the rail tightly
Tırabzana sıkıca tutun
terapi
Sahnedezihinsel veya fiziksel bir durum için uygulanan tedavi
She goes to therapy once a week
Haftada bir kez terapiye gidiyor
tedavi
bir hastalığın veya yaralanmanın iyileşmesine yardımcı olan uygulama
She is starting physical therapy today
O bugün fizik tedaviye başlıyor
dört gözle beklemek
Sahnedegelecekte olacak bir şeyi heyecanla beklemek
I look forward to meeting you
Sizinle tanışmayı dört gözle bekliyorum
dört gözle beklemek
gelecekte olacak bir şey için heyecan duymak
I look forward to meeting you
Sizinle tanışmayı dört gözle bekliyorum
işsiz
Sahnedebir işi olmayan
He is currently unemployed
O şu anda işsiz
işsiz
işi olmayan insanlar
Many unemployed people are looking for jobs
Birçok işsiz insan iş arıyor
cevap
Sahnedebir soruya verilen yanıt
I am waiting for your answer
Cevabını bekliyorum
çözüm
bir sorunu çözmenin doğru yolu
I found the answer to the puzzle
Bulmacanın çözümünü buldum
cevap
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
The answer is not correct
Cevap doğru değil
yanıt
bilgi almak için kullanılan cümle veya ifade
I need an answer to this question
Bu soruya bir yanıt bekliyorum
cevap
bir sorguya verilen yanıt
I have the answer to your inquiry
Sorguna bir cevabım var
cevaplamak
bir telefon çağrısına veya mesaja karşılık vermek
Please answer the phone
Lütfen telefonu cevapla
yanıt
bir soruya verilen karşılık
This is the correct answer
Bu doğru yanıt
arkadaş grubu
Sahnedebirlikte vakit geçiren insan grubu
The whole gang is here
Tüm grup burada
çete
yasa dışı işler yapan bir grup insan
The police arrested the gang
Polis çeteyi tutukladı
yanında kalmak
Sahnedebiriyle veya aynı yerde kalmaya devam etmek
I will stay with my friend tonight
Bu gece arkadaşımın yanında kalacağım
yanında kalmak
birinin yanında bulunmaya devam etmek
I will stay with my grandfather until he feels better
Kendini daha iyi hissedene kadar dedemin yanında kalacağım
evinde kalmak
bir süre için birinin evinde ikamet etmek
You can stay with us while you look for an apartment
Daire ararken bizim evimizde kalabilirsin
geçici olarak kalmak
kısa süreliğine birinin evinde barınmak
She is staying with her friends for the summer
Yaz boyunca arkadaşlarıyla geçici olarak kalıyor
birlikte yaşamak
aynı yerde biriyle beraber oturmak
They decided to stay with their parents after graduation
Mezuniyetten sonra ebeveynleriyle birlikte yaşamaya karar verdiler
aynı evde kalmak
başka biriyle aynı mekanda ikamet etmek
I stay with my sister in a small apartment
Kız kardeşimle küçük bir dairede aynı evde kalıyorum
akılda kalmak
birinin hafızasında yer etmeye devam etmek
That movie will stay with me for a long time
O film uzun süre aklımda kalacak
beraber kalmak
birinin yanından ayrılmamaya devam etmek
I want to stay with you during this difficult time
Bu zor zamanlarda seninle beraber kalmak istiyorum
misafir olmak
kısa bir süre için birinin evinde konaklamak
We will stay with our aunt for the weekend
Hafta sonu teyzemize misafir olacağız
sürekli artan
Sahnedesürekli büyüyen veya miktarı artan
The cost of living is ever inflating
Yaşam maliyeti sürekli artıyor
sıkıca tutmak
Sahnedebir şeyi sıkıca kavramak
Hold on to the rail
Korkuluğa sıkıca tutun
beklemek
kısa bir süre beklemek veya durmak
Please hold on a moment
Lütfen bir an bekleyin
hakimiyet
birisi üzerindeki güç veya etki
He has a firm hold on the team
Takım üzerinde sıkı bir hakimiyeti var
tutunmak
bir şeye sıkıca tutunmak
Hold on to the railing
Korkuluğa tutunun
tutmak
bir şeyi bulunduğu konumda bırakmamak
Hold on to your ticket
Biletinizi elinizde tutun
dayanmak
pes etmeden mücadeleye devam etmek
Just hold on a little longer
Sadece biraz daha dayan
birlikte uyumak
Sahnedebiriyle aynı yatakta uyumak
The child sleeps with his parents
Çocuk ebeveynleriyle birlikte uyur
biriyle yatmak
birisiyle cinsel ilişkiye girmek
He slept with her
Onunla yattı
aynı yatağı paylaşmak
başka bir kişiyle aynı yatakta uyumak
She sleeps with her brother
O erkek kardeşiyle aynı yatağı paylaşıyor
biriyle yatmak
biriyle cinsel ilişki kurmak
They decided to sleep with each other
Birbirleriyle yatmaya karar verdiler
cinsel ilişkiye girmek
biriyle cinsel münasebette bulunmak
He has slept with many women
Birçok kadınla cinsel ilişkiye girdi
kum midyesi
Sahnedeyenilebilen, sert kabuklu bir deniz hayvanı
He found a clam on the beach
Kumsalda bir kum midyesi buldu
gerçekten
Sahnedegerçek ve doğru olan
Are you for real?
Gerçekten mi?
diş
Sahnedeısırmak için ağızda bulunan sert beyaz yapılar
He has a loose tooth
Onun bir dişi sallanıyor
bir ara
Sahnedebelirlenmemiş bir zamanda
Let's meet sometime next week
Gelecek hafta bir ara buluşalım
eski
geçmişte bir dönem olan
He is a sometime actor
O eski bir oyuncudur
ara sıra
sadece belirli zamanlarda gerçekleşen
We visit them sometime
Onları ara sıra ziyaret ederiz
bir ara
belirli olmayan bir zaman
Let's meet for coffee sometime
Bir ara kahve içmek için buluşalım
lütfen
Sahnedenazik bir ricada bulunurken kullanılan kelime
Please come here
Lütfen buraya gel
memnun etmek
birini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
anlaşıldı
telsiz mesajını almak ve kavramak
Please the transmission
İletiyi anladım
istediğini yapmak
birinin kendi keyfine göre hareket etmesi
You can do as you please
İstediğini yapabilirsin
lütfen
nazik bir ricada bulunmak için kullanılır
Please help me
Lütfen bana yardım et
lütfen
bir ricayı daha nazik hale getirmek için kullanılır
Close the door please
Lütfen kapıyı kapat
lütfen
nazik bir şekilde bir şey istemek için kullanılır
Please wait here
Lütfen burada bekle
lütfen
birinden kibarca bir şey talep etmek için kullanılır
Please listen to me
Lütfen beni dinle
memnun etmek
birini mutlu veya tatmin etmek
It is hard to please everyone
Herkesi memnun etmek zordur
biliyor musun
Sahnededinleyicinin dikkatini çekmek veya düşünürken vakit kazanmak için kullanılan ifade
Know what I have a better idea
Biliyor musun daha iyi bir fikrim var
malum şeyler
konuşmacının adını açıkça söylemek istemediği bir şeye atıfta bulunan ifade
They are doing know-what
Malum şeyleri yapıyorlar
şey
adı belirtilmeyen şey
I need to buy the know what for the car
Araba için gereken şeyi almam gerekiyor
pislik
Sahnedekaba veya sinir bozucu erkekler için kullanılan kaba bir tabir
He is such a prick
O tam bir pislik
batırmak
sivri bir uçla küçük bir delik açmak
I pricked my finger with a needle
Parmağıma iğne battı
sivri uç
bir bitki veya nesne üzerindeki küçük keskin nokta
The tool has a small sharp prick at the end
Aletin ucunda küçük keskin bir nokta var
penis
erkek cinsel organı
He injured his penis
O penisini incitti
hayal etmek
Sahnedezihinde bir resim veya görüntü oluşturmak
Imagine a beautiful beach
Güzel bir plaj hayal et
hayal etmek
zihninde bir görüntü oluşturmak
Just imagine a world without war
Sadece savaşsız bir dünya hayal et
hayal etmek
zihninde bir görüntü oluşturmak
Imagine you are on a beach
Sahilde olduğunu hayal et
lamba
Sahnedeışık üreten cihaz
The lamp is on the table
Lamba masanın üzerinde
ilginç
Sahnedemerak uyandıran
The book is very interesting
Kitap çok ilginç
dikkat çekici
bir şey hakkında daha fazla bilgi edinme isteği uyandıran
This discovery is very interesting
Bu keşif çok dikkat çekici
dikkat çekici
ilgi ve merak uyandıran
He gave an interesting performance
Dikkat çekici bir performans sergiledi
ilginç
dikkat çeken veya merak uyandıran bir şey
That is an interesting idea
Bu ilginç bir fikir
merak uyandırıcı
daha fazla öğrenme isteği yaratan
The findings were very interesting
Bulgular çok merak uyandırıcıydı
ilgi çekici
dikkatleri üzerinde tutan
It was an interesting conversation
İlgi çekici bir konuşmaydı
istemek
Sahnedebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
birini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
detay
Sahnedeküçük bir bilgi parçası
Tell me every detail
Bana her detayı anlat
görevli ekip
belirli bir görev için atanan küçük bir grup
A security detail guarded the building
Binayı bir güvenlik ekibi koruyordu
detaylı temizlemek
bir aracı çok dikkatli ve tamamen temizlemek
I will detail my car today
Bugün arabamı detaylı temizleyeceğim
detaylandırmak
bir şey hakkında ayrıntılı bilgi vermek
He detailed his plan to us
Planını bize detaylıca anlattı
rol yapmak
Sahnedebir gösteride veya filmde karakter canlandırmak
He is acting in a new movie
O yeni bir filmde rol yapıyor
vekaleten
bir görevi geçici bir süreliğine yürütmek
He is the acting manager
O vekaleten müdürlük yapıyor
davranma
belirli bir şekilde hareket etme
Stop acting like a child
Çocuk gibi davranmayı bırak
oyunculuk
tiyatro film veya gösterilerde rol yapma sanatı
He studied acting in college
Üniversitede oyunculuk okudu
oynamak
bir tiyatro oyununda veya filmde rolü canlandırmak
She is acting in a new movie
O yeni bir filmde oynuyor
sıcak
Sahnedeyüksek sıcaklıkta olan
The coffee is hot
Kahve sıcak
popüler
Sahnedeşu an çok ilgi gören
This game is hot
Bu oyun çok popüler
hevesli
bir şeyi yapmaya çok istekli olan
He is hot to start his new job
Yeni işine başlamak için çok hevesli
harika
çok iyi veya etkileyici olan
This new movie is hot
Bu yeni film harika
ateşli
hastalık sebebiyle vücut ısısının yüksek olması
I feel hot because I have a fever
Ateşim olduğu için kendimi sıcak hissediyorum
öfkeli
güçlü bir kızgınlık veya hoşnutsuzluk gösterme durumu
He has a hot temper
Onun öfkeli bir mizacı var
popüler
çok beğenilen veya talep gören
That game is very hot right now
O oyun şu an çok popüler
başarılı
çok rağbet gören veya sonuçları iyi olan
This is a hot new product
Bu başarılı yeni bir ürün
sıcak
ısısı yüksek olan
The soup is very hot
Çorba çok sıcak
ılık
orta derecede sıcak olan
The water is nice and warm
Su güzel ve ılık
gündeme gelmek
Sahnedebir konunun konuşulmaya başlanması
The issue came up in our meeting
Konu toplantımızda gündeme geldi
yaklaşmak
yakında gerçekleşecek olmak
A holiday is coming up
Bir tatil yaklaşıyor
gündeme gelmek
bir konudan bahsedilmeye başlanması
The topic came up again
Konu tekrar gündeme geldi
yukarı çıkmak
yukarıya doğru hareket etmek
He came up the stairs
Merdivenlerden yukarı çıktı
ortaya çıkmak
beklenmedik bir durumun oluşması
A problem came up
Bir sorun çıktı
yetersiz kalmak
bir şeyin eksik veya yeterli olmaması
We came up short on money for the trip
Gezi için paramız yetersiz kaldı
ortaya çıkmak
beklenmedik bir şekilde bahsedilmek veya meydana gelmek
A new problem came up today
Bugün yeni bir sorun ortaya çıktı
yükselmek
güneş veya gelgit gibi yukarı doğru hareket etmek
The sun comes up early in summer
Yazın güneş erken yükselir
yukarı gelmek
özellikle güneyden bir yere seyahat etmek
They are coming up to visit us
Bizi ziyarete yukarı geliyorlar
gündeme gelmek
bir konunun konuşulmaya başlanması
This topic will come up in the meeting
Bu konu toplantıda gündeme gelecek
yanına gelmek
birinin olduğu yere doğru ilerlemek
Please come up to my office
Lütfen ofisime gel
hazırlanmak
bir şeyin yakın zamanda servise sunulması
The food will come up in a minute
Yemek birazdan hazırlanacak
yaklaşmak
yakın bir zamanda gerçekleşecek olmak
The final match is coming up soon
Final maçı yaklaşıyor
yukarı çıkmak
yüksek bir yere doğru hareket etmek
Come up and see my room
Yukarı gel ve odamı gör
ortaya çıkmak
beklenmedik bir şekilde meydana gelmek
An error came up on the screen
Ekranda bir hata ortaya çıktı
hızlı
Sahnedekısa sürede gerçekleşen veya yapılan
She gave a quick answer
Hızlı bir cevap verdi
tırnak eti
tırnakların altındaki hassas deri dokusu
He cut his nail too short and reached the quick
Tırnağını çok kısa kesti ve tırnak etine ulaştı
kavrayışlı
bir şeyleri hızlı düşünebilen veya anlayabilen
She has a quick mind
O hızlı kavrayan bir zihne sahip
çürük
Sahnedebozulmuş veya düşük kaliteli
The apple is rotten
Elma çürük
berbat
çok nahoş veya şanssız
I had a rotten day today
Bugün berbat bir gün geçirdim
hasar
Sahnededeğerini azaltan fiziksel zarar
The storm caused damages to the house
Fırtına evde hasara yol açtı
tazminat
zarar veya kayıp için ödenen para
He received damages for the accident
Kaza için tazminat aldı
masraf
ödenmesi gereken tutar
The damages for the repair were high
Tamiratın masrafı yüksekti
bebek bakıcısı
Sahnedebir çocuğa bakan kişi
My babysitter is very kind
Bebek bakıcım çok nazik
bebek bakıcısı
çocuklara kısa süreliğine bakan kişi
We hired a babysitter for tonight
Bu gece için bir bebek bakıcısı tuttuk
gece içkisi
Sahnedeyatmadan önce içilen alkollü içecek
Would you like a nightcap before bed?
Yatmadan önce bir gece içkisi ister misin?
kene
Sahnedekan emen küçük bir parazit
The dog has a tick
Köpeğin üzerinde bir kene var
kızdırmak
birini sinirlendirmek veya rahatsız etmek
It really ticks me off
Bu beni gerçekten kızdırıyor
tıkırtı
saat gibi kısa ve keskin bir ses
I can hear the clock tick
Saatin tıkırtısını duyabiliyorum
tik
bir şeyin doğru olduğunu veya yapıldığını göstermek için kullanılan işaret
Put a tick next to the correct answer
Doğru cevabın yanına bir tik koy
birisi
Sahnedebilinmeyen veya belirtilmemiş bir kişi
Somebody is at the door
Kapıda biri var
biri
bilinmeyen bir kişi
I need somebody to help me
Bana yardım edecek birine ihtiyacım var
önemli biri
önemli veya yüksek statüye sahip kimse
She acts like she is really somebody
Gerçekten önemli biriymiş gibi davranıyor