

Black Mirror — Season 2 Episode 3
Kelimeler ve anlamları
737 kelime
Seviye
derinden etkilemek
Sahnedebir durumu veya gerçeği tam olarak hissettirmek
His words really hit home
Söyledikleri beni gerçekten derinden etkiledi
tarif etmek
Sahnedebir şeyin nasıl olduğunu anlatmak
Can you describe your house?
Evini tarif edebilir misin?
tarif etmek
birinin veya bir şeyin nasıl olduğunu anlatmak
Can you describe him
Onu tarif edebilir misin
tarif etmek
bir şeyin neye benzediğini söylemek
Can you describe your house
Evini tarif edebilir misin
betimlemek
bir şeyi ayrıntılarıyla anlatmak
The author describes the scene well
Yazar manzarayı güzel betimliyor
ekran
SahnedeGörüntü veya bilgi gösteren düz yüzey
The phone screen is broken
Telefon ekranı kırık
perde
Arka plan veya görüntüleme için kullanılan düz yüzey
They put a screen in the room
Odaya bir perde koydular
taramak
Bir şeyi tespit etmek için incelemek veya test etmek
Doctors screen patients for the virus
Doktorlar hastaları virüs için tarıyor
sineklik
pencere veya kapılarda kullanılan delikli ince ağ
The screen keeps bugs out
Sineklik böcekleri dışarıda tutar
elemek
bir şeyin kabul edilip edilmeyeceğine karar vermek için incelemek
They screen all applicants for the job
İşe başvuran herkesi eliyorlar
çocuk teşhircisi
Sahnedecinsel organlarını çocuklara gösteren kişi
The kiddy flasher was caught by police
Çocuk teşhircisi polis tarafından yakalandı
haber
Sahnedebir olay veya durum hakkında yeni bilgi
I have some good news
Bazı iyi haberlerim var
mesaj
Sahnedebirine gönderilen bilgi veya ileti
I sent you a message
Sana bir mesaj gönderdim
mesaj atmak
birine bilgi iletmek
I will message him later
Ona daha sonra mesaj atacağım
mesaj
birine iletilen haber veya bilgi
She left a message for you
Sana bir mesaj bıraktı
kısa mesaj
telefona yazılı olarak gönderilen metin
He sent a message by phone
Telefondan bir mesaj gönderdi
zaman harcamak
Sahnedebir iş için zaman ayırmak
Don't spend too much time on this
Buna çok fazla zaman harcama
vakit geçirmek
bir şeyi yaparak zaman harcamak
I spend my weekends reading
Hafta sonlarımı kitap okuyarak geçiririm
harcamak
bir şey satın almak için para vermek
I spend too much money
Çok fazla para harcıyorum
harcamak
bir şeyi satın almak için para kullanmak
I spend all my money on books
Tüm paramı kitaplara harcıyorum
harcamak
bir şey için para vermek
I spend money on food
Yiyeceğe para harcıyorum
harcamak
bir amaç için para zaman veya emek kullanmak
I spent all my money
Tüm paramı harcadım
ürkütmek
Sahnedebirini aniden korkutmak
The loud noise spooked the horse
Yüksek ses atı ürküttü
casus
gizli görev yapan kişi
He is a government spook
O bir hükümet casusu
olgu
Sahnedegözlemlenebilen veya bilinebilen bir gerçek veya olay
This is a strange phenomenon
Bu tuhaf bir olgu
çalmak
Sahnedealarm gibi cihazların ses çıkarmaya başlaması
The alarm went off at six
Alarm saat altıda çaldı
ayrılmak
bir yerden ayrılmak veya gitmek
He went off to work
İşe gitti
sert çıkışmak
birine öfkeyle bağırmak veya şikayet etmek
He went off on me for being late
Geç kaldığım için bana sert çıktı
aniden gitmek
bir yerden çabucak veya haber vermeden ayrılmak
She went off without saying goodbye
Veda etmeden aniden gitti
kontrolden çıkmak
aniden kontrolü kaybedip taşkınlık yapmak
He went off when he heard the news
Haberleri duyunca kontrolden çıktı
patlamak
aniden şiddetli bir ses çıkarmak veya infilak etmek
The alarm will go off at seven
Alarm saat yedide çalacak
bozulmak
eski olduğu için yiyecek veya içeceklerin tüketilmeyecek hale gelmesi
The milk went off in the fridge
Süt buzdolabında bozuldu
kesilmek
çalışmayı durdurmak özellikle elektrik veya ışıklar için
The lights went off during the storm
Fırtına sırasında elektrikler kesildi
sapmak
belirlenen plandan uzaklaşmak
They went off the plan
Planın dışına çıktılar
sapmak
belirlenmiş bir plandan veya yoldan uzaklaşmak
We decided to go off the plan
Plandan sapmaya karar verdik
devreye girmek
bir sistemin veya alarmın çalışmaya başlaması
The security system went off
Güvenlik sistemi devreye girdi
patlamak
bir şeyin gürültüyle infilak etmesi
The bomb went off suddenly
Bomba aniden patladı
gürültü çıkarmak
ani ve yüksek sesler oluşturmak
The fireworks went off loudly
Havai fişekler yüksek sesle gürültü çıkardı
ses çıkarmak
bir cihazın aniden gürültü üretmesi
The warning siren went off
Uyarı sireni ses çıkardı
çalmak
alarmın ses çıkarmaya başlaması
The alarm clock went off early
Çalar saat erkenden çaldı
kapanmak
bir makinenin çalışmayı durdurması
The heater went off at night
Isıtıcı gece kapandı
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah I agree
Evet katılıyorum
evet
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Yeah I agree with you
Evet sana katılıyorum
evet
bir şeyi onaylamak için kullanılan söz
Yeah that sounds great
Evet kulağa harika geliyor
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
dikkat sesi
Sahnedebirini uyarmak veya sözünü kesmek için çıkarılan ses
She used an ahem to interrupt him
Onu durdurmak için dikkat sesi çıkardı
öhö
boğazı temizlemek için çıkarılan ses
Ahem she cleared her throat
Öhö diyerek boğazını temizledi
giyinmiş
Sahnedekıyafetlerini giymiş
He is dressed for the party
O parti için giyinmiş
giyinik
üzerinde kıyafetleri olan
She is already dressed
O şimdiden giyinik
giyimli
kıyafet kuşanmış
She is smartly dressed
O şık giyimli
lisans
Sahnedebir şeyi yapmaya izin veren resmi belge
I have a license
Lisansım var
ruhsat vermek
bir şeye resmi izin vermek
The city licensed the new cafe
Şehir yeni kafeye ruhsat verdi
defol
Sahnedebirine kaba şekilde gitmesini söylemek
Just fuck off and leave me alone
Sadece defol ve beni yalnız bırak
defolup gitmek
bir yerden ayrılmak veya birisiyle uğraşmayı bırakmak
I told him to fuck off
Ona defolup gitmesini söyledim
benimsemek
Sahnedebir şeyi isteyerek kabul etmek
She decided to embrace the new culture
Yeni kültürü benimsemeye karar verdi
kucaklamak
birini kollarıyla sarmak
They embraced each other warmly
Birbirlerini sıcak bir şekilde kucakladılar
sarılmak
birini kollarıyla tutmak
Please embrace your friend
Lütfen arkadaşına sarıl
benimsemek
bir düşünceyi veya durumu isteyerek kabul etmek
We should embrace new ideas
Yeni fikirleri benimsemeliyiz
şaşırmış
Sahnedebeklenmedik bir durum karşısında hissedilen şok veya hayret
He was surprised to see her
Onu gördüğüne şaşırdı
beklenmedik
Sahnedeönceden haber verilmeyen veya şaşırtmak amacıyla yapılan
The visit was a surprised event
Ziyaret beklenmedik bir etkinlikti
şaşırmış
beklenmedik bir durum karşısında hayret hissetmek
I was surprised to see her
Onu gördüğüme şaşırdım
şaşırtmak
birinin hayret etmesine neden olmak
The result surprised me
Sonuç beni şaşırttı
şaşırmış
bir şeye karşı duyulan hayret veya şaşkınlık hissi
I am surprised by your success
Başarına şaşırdım
şoke olmuş
beklenmedik bir durum karşısında hissedilen şaşkınlık
He was shocked by the bad news
Kötü haber karşısında şoke oldu
irkilmiş
aniden gelen şok veya şaşkınlık tepkisi
The loud noise startled the dog
Yüksek ses köpeği irkiltti
mağara
Sahnedeyerin altında veya kayalıkta bulunan doğal boşluk
They found a dark cave
Karanlık bir mağara buldular
boyun eğmek
direnmeyi bırakmak veya teslim olmak
He finally caved to the pressure
Sonunda baskıya boyun eğdi
sertçe vurmak
birine veya bir şeye büyük bir kuvvetle darbe indirmek
He caved the wall with one punch
Duvara tek bir yumrukla sertçe vurdu
mağara
yerin veya kayaların içindeki büyük doğal boşluk
The bear sleeps in a cave
Ayı mağarada uyuyor
muhtemelen
Sahnedebüyük olasılıkla
It will probably rain today
Bugün muhtemelen yağmur yağacak
skeç programı
Sahnedekısa komik sahnelerden oluşan televizyon veya sahne gösterisi
He loves watching a funny sketch show
O komik bir skeç programı izlemeyi seviyor
yine de
Sahnedeher durumda
It's raining, but I'll go anyway
Yağmur yağıyor ama yine de gideceğim
neyse
konuyu değiştirmek veya bir duraksamadan sonra devam etmek için kullanılan söz
Anyway let us continue with the lesson
Neyse derse devam edelim
ezgi
Sahnedebir dizi müzikal nota veya bir müzik parçası
That is a beautiful tune
Bu güzel bir ezgi
ayarlamak
bir şeyi daha iyi çalışması için hafifçe değiştirmek
He needs to tune the guitar
Gitarı ayarlaması gerekiyor
tutar
bir durumda söz konusu olan toplam para miktarı
They paid a large tune for the repairs
Onarımlar için büyük bir tutar ödediler
melodi
bir şarkıyı oluşturan müzikal notalar dizisi
She hummed a nice tune
Güzel bir melodi mırıldandı
görüş
bir kişinin bir konu hakkındaki düşünce veya hissetme biçimi
He changed his tune when he saw the results
Sonuçları görünce görüşünü değiştirdi
inanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
aksine
Sahnedebirine veya bir şeye benzemeyen
Unlike her sister, she is shy
Kız kardeşinin aksine, o utangaçtır
iyilik
Sahnedeyardımcı veya nazik bir davranış
Can you do me a favour?
Bana bir iyilik yapabilir misin?
desteklemek
bir fikri veya durumu desteklemek
I favour this new plan
Bu yeni planı destekliyorum
yavanlık
Sahnedeilginç olmama veya canlılıktan yoksun olma durumu
The movie was criticized for its vapidity
Film yavanlığı nedeniyle eleştirildi
gözlük
Sahnedegörmek için kullanılan çerçeveli lensler
I wear glasses for reading
Okumak için gözlük takıyorum
bardaklar
su veya içecek içmek için kullanılan nesneler
We need more glasses for the party
Parti için daha fazla bardağa ihtiyacımız var
cam kaplar
içecek koymaya yarayan şeffaf malzemeden yapılmış gereçler
These glasses are made of thick glass
Bu cam kaplar kalın camdan yapılmıştır
bardaklar
içinde içecek içilen kaplar
Please put the glasses on the table
Lütfen bardakları masanın üzerine koy
gözlük
daha iyi görmeye yardımcı olmak için gözlerin önüne takılan mercekler
I wear glasses to read
Okumak için gözlük takıyorum
ara seçim
Sahnedeboşalan siyasi koltuğu doldurmak için yapılan seçim
A by-election was held after the resignation
İstifadan sonra bir ara seçim yapıldı
ara seçim
Sahnededüzenli zamanı dışında boş koltuğu doldurmak için yapılan oylama
We voted in the by-election yesterday
Dün ara seçimde oy kullandık
ara seçim
Sahnedegenel seçimden bağımsız olarak yapılan boş koltuk seçimi
The party won the by-election
Parti ara seçimi kazandı
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
engel olmak
bir şeyin gerçekleşmesini durdurmak
He moved without let or hindrance
Hiçbir engel olmaksızın hareket etti
hayal kırıklığına uğratmak
birinin beklentilerini karşılayamamak
I do not want to let my family down
Ailemi hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum
bildirmek
birine bir şeyi haber vermek
Let me know your answer
Cevabını bana bildir
serbest bırakmak
birinin sorumluluktan veya cezadan kurtulmasına izin vermek
The police let him go without any punishment
Polis onu hiçbir ceza vermeden serbest bıraktı
etkilemek
birinin duyguları veya ruh hali üzerinde etki yaratmak
The sad song let me feel nostalgic
Hüzünlü şarkı beni nostaljik hissettirdi
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
The manager had to let him go
Müdür onu işten çıkarmak zorunda kaldı
izin vermek
birinin bir şey yapmasına müsaade etmek
Please let me go home
Lütfen eve gitmeme izin ver
serbest bırakmak
tutulan veya hapsedilen birini ya da bir şeyi salmak
They let the bird fly away
Kuşu serbest bıraktılar
küçük
Sahnedeboyutu büyük olmayan
This is a small cat
Bu küçük bir kedi
emek
Sahnedebir işi yapmak için sarf edilen fiziksel veya zihinsel çaba
It took a lot of labour to build the house
Evi inşa etmek çok emek gerektirdi
doğum
bebeğin dünyaya gelme süreci
She went into labour this morning
Bu sabah doğumu başladı
işçi partisi
işçilerin haklarını savunan bir siyasi parti
She supports the Labour Party
O İşçi Partisini destekliyor
viral olmak
Sahnedeinternette çok kısa sürede çok popüler hale gelmek
That video went viral yesterday
O video dün viral oldu
saçmalık
Sahnedemantıksız veya gerçek olmayan sözler veya fikirler
Stop talking nonsense
Saçmalamayı bırak
suikastçı
Sahnedepara veya siyasi nedenlerle birini öldüren kişi
The assassin was caught by the police
Suikastçı polis tarafından yakalandı
şaşkın
Sahnedeçok şaşırmış veya şok olmuş olma durumu
He was stunned by the news
Haber onu şaşkına çevirdi
cevap
Sahnedebir soruya verilen yanıt
I am waiting for your answer
Cevabını bekliyorum
çözüm
Sahnedebir sorunu çözmenin doğru yolu
I found the answer to the puzzle
Bulmacanın çözümünü buldum
cevap
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
The answer is not correct
Cevap doğru değil
yanıt
bilgi almak için kullanılan cümle veya ifade
I need an answer to this question
Bu soruya bir yanıt bekliyorum
cevap
bir sorguya verilen yanıt
I have the answer to your inquiry
Sorguna bir cevabım var
cevaplamak
bir telefon çağrısına veya mesaja karşılık vermek
Please answer the phone
Lütfen telefonu cevapla
yanıt
bir soruya verilen karşılık
This is the correct answer
Bu doğru yanıt
görmezden gelmek
Sahnedebirini görmezden gelerek kaba davranmak
She snubbed him at the party
Partide onu görmezden geldi
teşekkür
Sahnedeminnettarlık ifadesi
He sent his thanks
Teşekkürlerini gönderdi
teşekkürler
birine minnettar olduğunu söylemek
Thanks for the help
Yardım için teşekkürler
teşekkürler
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan kısa bir ifade
Thanks for your help
Yardımın için teşekkürler
oturma yeri
Sahnedeüzerine oturulan yer
Please take your seat
Lütfen yerinize oturun
kapasitesi olmak
belirli sayıda kişiyi ağırlayabilmek
The room seats ten people
Oda on kişiyi alır
yerleştirmek
birine nereye oturacağını göstermek
The host seated us
Ev sahibi bizi yerleştirdi
koltuk
birine hak veya ödül olarak verilen yer
She won a seat in parliament
O parlamentoda bir koltuk kazandı
koltuk
bir grupta veya organizasyonda özellikle mecliste veya konseyde ayrılan yer
He won a seat in parliament
Parlamentoda bir koltuk kazandı
favori
Sahnedediğerlerinden daha çok sevilen
Blue is my favourite colour
Mavi benim favori rengim
bebek arabası
Sahnedebebekleri taşımak için kullanılan tekerlekli ve katlanabilir araç
The baby is sleeping in the pushchair
Bebek bebek arabasında uyuyor
puset
Sahnedebebekleri gezdirmek için kullanılan küçük tekerlekli oturak
We took the pushchair to the park
Parka gitmek için bebek arabası kullanıyoruz
ana
Sahnedeen önemli veya merkezi olan
The main goal is to win
Ana hedef kazanmaktır
ana hat
su veya gaz taşıyan büyük boru hattı
They fixed the water main
Su ana hattını tamir ettiler
ana cadde
kasabalardaki başlıca yol adı
She lives on Main Street
O Ana Caddede yaşıyor
harika
Sahnedehayranlık veya şaşkınlık uyandıran
The view is amazing
Manzara harika
inanılmaz
büyük bir şaşkınlık veya hayranlık yaratan
It was an amazing sight
İnanılmaz bir manzaraydı
harika
çok iyi veya olumlu şekilde şaşırtıcı
You did an amazing job
Harika bir iş çıkardın
çalıntı mal satmak
Sahnedehırsızlık malı başkalarına satmak
He was arrested for trying to fence stolen goods
Çalıntı malları satmaya çalıştığı için tutuklandı
çit
insanların veya hayvanların bir yere girmesini engelleyen yapı
The garden has a white fence
Bahçenin beyaz bir çiti var
eskrim yapmak
spor olarak ince uzun kılıçlarla dövüşmek
He likes to fence
Eskrim yapmayı sever
eskrim
iki kişinin uzun ince kılıçlarla yaptığı spor dalı
They enjoy practicing fencing
Eskrim yapmaktan hoşlanıyorlar
maskot
Sahnedebir grubu temsil eden kişi veya nesne
The team has a tiger as their mascot
Takımın maskotu bir kaplandır
maskot
bir grubu veya etkinliği temsil eden kişi veya hayvan
The team has a funny mascot
Takımın komik bir maskotu var
kullanmak
Sahnedebir şeyden yararlanmak
Can I use your pen
Kalemini kullanabilir miyim
yarar
bir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
eskiden yapmak
geçmişte düzenli yapılan ama artık yapılmayan eylem
I used to swim every morning
Eskiden her sabah yüzerdim
ihtiyaç duymak
bir şeye gerek duymak
I could really use some help
Gerçekten biraz yardıma ihtiyacım var
istismar etmek
birini kendi çıkarı için kandırmak
He used me for his benefit
Kendi çıkarı için beni istismar etti
kullanmak
bir şeyi işleme koymak
Use your brain to solve this
Bunu çözmek için beynini kullan
küfür etmek
kaba veya saldırgan bir dil kullanmak
Do not use bad words here
Burada kötü kelimeler kullanma
yararlanmak
bir şeyden fayda sağlamak
You can use these tools for work
İş için bu araçlardan yararlanabilirsin
görünmek
Sahnedebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
tabii ki
Sahnedeonaylamak veya evet demek için kullanılır
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
elbette
birini onaylamak veya beklendik bir durumu belirtmek için kullanılan ifade
Can you help me? Of course
Bana yardım edebilir misin? Elbette
haberci
Sahnedemesaj taşıyan kişi
The messenger brought a letter
Haberci bir mektup getirdi
mesajlaşma uygulaması
mesaj veya bilgi göndermeye yarayan araç
I sent the photo via messenger
Fotoğrafı mesajlaşma uygulamasıyla gönderdim
haberci
haber veya paket götüren kişi
The messenger delivered a package
Haberci bir paket teslim etti
haberci
mesaj taşıyan veya ileten kişi
He acted as a messenger for the king
Kral için haberci olarak görev yaptı
kurye
paket veya belge teslim eden kişi
The messenger arrived with my package
Kurye paketimle geldi
zonklayan
Sahnedeağrıyla atan veya çarpan
I have a throbbing headache
Zonklayan bir baş ağrım var
zonklayan
güçlü bir şekilde atan veya titreşen
I have a throbbing headache
Zonklayan bir baş ağrım var
beton
Sahnedebina yapımında kullanılan sert ve dayanıklı malzeme
The building is made of concrete
Bina betondan yapılmış
beton
çimentodan yapılan sert bir yapı malzemesi
The wall is made of concrete
Duvar betondan yapılmıştır
somut
belirsiz olmayan açık ve net olan
They need concrete evidence
Somut kanıtlara ihtiyaçları var
seçim toplantısı
Sahnedesiyasetçilerin seçmenlere konuşma yaptığı etkinlik
The candidate spoke at the husting
Aday seçim toplantısında konuştu
protesto
Sahnedegüçlü bir şikayet veya itiraz
The decision met with a loud protest
Karar sert bir protestoyla karşılandı
protesto etmek
bir şeye karşı olduğunu söylemek veya göstermek
They protest against the new law
Yeni yasayı protesto ediyorlar
çocuklar
Sahnedeçocuk yaştaki kişiler
The children are playing
Çocuklar oyun oynuyor
zor
Sahnedeyapılması veya baş edilmesi kolay olmayan
This is a tough question
Bu zor bir soru
dayanıklı
çok güçlü veya cesur olan
He is a tough man
O dayanıklı bir adamdır
kötü şans
kötü bir durumu önemsemediklerini belirtmek için kullanılır
Tough luck for you
Senin için kötü şans
sert
insanlara karşı zorlayıcı veya katı olan
The teacher is very tough
Öğretmen çok sert
benzemek
Sahnededış görünüş olarak birine veya bir şeye benzer olmak
You look like your father
Babana benziyorsun
gibi görünmek
Sahnedebir durumun öyle olduğu izlenimini vermek
It looks like it will rain
Yağmur yağacak gibi görünüyor
benzemek
bir şeye benzer bir dış görünüşe sahip olmak
You look like your father
Babana benziyorsun
benzemek
dış görünüşü birine veya bir şeye benzemek
You look like your brother
Erkek kardeşine benziyorsun
görünürlük
Sahnedeçok sayıda insan tarafından görülme durumu
The movie gave her a lot of exposure
Film ona büyük bir görünürlük sağladı
maruz kalma
korumasız bir şekilde açıkta kalma durumu
Exposure to cold is dangerous
Soğuğa maruz kalmak tehlikelidir
tıklatmak
Sahnedebir şeye hafifçe ve art arda vurmak
Tap the glass gently
Cama hafifçe vurun
tap dansı
özel ayakkabılarla yapılan bir dans türü
She likes tap dance
Tap dansını seviyor
musluk
suyun akışını kontrol eden düzenek
Turn off the tap please
Lütfen musluğu kapat
seçmek
birini belirli bir iş veya görev için seçmek
They tapped her to lead the project
Projenin başına onu seçtiler
telefonu dinlemek
birinin özel telefon görüşmelerini gizlice dinlemek
The detective tapped the criminal's phone
Dedektif suçlunun telefonunu dinledi
anket yapmak
Sahnedeinsanların fikirlerini öğrenmek için onlara sorular sormak
The company decided to poll its employees
Şirket çalışanlarına anket yapmaya karar verdi
oy verme yeri
Sahnedeinsanların seçimlerde oy kullanmaya gittiği yer
She went to the poll to cast her vote
Oyunu kullanmak için oy verme yerine gitti
bağımsız
Sahnedebaşkalarının yardımına veya desteğine ihtiyaç duymayan
She is a very independent person
O çok bağımsız bir insandır
bağımsız
başkalarının yardımına veya desteğine ihtiyaç duymayan
She is an independent woman
O bağımsız bir kadın
daha fazla
Sahnededaha büyük bir ölçüde veya derecede
We need further information
Daha fazla bilgiye ihtiyacımız var
daha uzak
daha büyük bir mesafede olan
The park is further than I thought
Park düşündüğümden daha uzak
ilerletmek
bir sürecin veya işin gelişimini sağlamak
She took the course to further her career
Kariyerini ilerletmek için kursa gitti
desteklemek
bir amacı veya girişimi katkıda bulunarak büyütmek
They want to further their shared goals
Ortak amaçlarını desteklemek istiyorlar
arkadaş
Sahnedebir arkadaş için kullanılan gayriresmi kelime
He is my best mate
O benim en iyi arkadaşım
mat etmek
rakibin şahını kıstırarak satranç oyununu kazanmak
I can mate the king in two moves
Şahı iki hamlede mat edebilirim
kaptan yardımcısı
gemi kaptanına yardım eden görevli
The mate checked the ship supplies.
Kaptan yardımcısı gemi malzemelerini kontrol etti.
çiftleşmek
üremek için cinsel birleşme yapmak
Animals mate in the spring
Hayvanlar ilkbaharda çiftleşir
çöp
Sahnededüşük değerli veya kalitesiz şeyler
This movie is total crap
Bu film tamamen çöp
kaka
vücudun attığı katı atık
The dog left some crap on the carpet
Köpek halıya kaka yaptı
umursama
bir şeye gösterilen ilgi veya kaygı
I do not give a crap
Umurumda değil
kötülemek
birisi veya bir şey hakkında çok olumsuz konuşmak
Do not crap on my work
Çalışmamı kötüleme
güçsüz
Sahnedegüç veya kuvvetten yoksun
The old man had a feeble voice
Yaşlı adamın güçsüz bir sesi vardı
en tepesi
Sahnedebir şeyin en yüksek yeri veya konumu
The cat is on top of the roof
Kedi çatının en tepesinde
ek olarak
bir şeye ek olarak
On top of the rain, it started to snow
Yağmura ek olarak kar yağmaya başladı
canlı yayına geçmek
Sahnedegerçek zamanlı olarak izleyicilere video veya ses iletmeye başlamak
The streamer decided to go live on YouTube
Yayıncı YouTube'da canlı yayına geçmeye karar verdi
gerçek
Sahnededoğru veya gerçek olan bir şey
It is a fact that the earth is round
Dünyanın yuvarlak olduğu bir gerçektir
aslında
bir şeyin doğru olduğunu vurgulamak veya ek bilgi vermek için kullanılır
In fact, it is very cold
Aslında hava çok soğuk
gerçek
doğru olduğu bilinen şey
This is a known fact
Bu bilinen bir gerçektir
gerçek
doğru olan bir şey
It is a fact that the earth is round
Dünyanın yuvarlak olması bir gerçektir
utandırmak
Sahnedebirini utangaç veya rahatsız hissettirmek
Don't embarrass me
Beni utandırma
utanmak
Sahnedeutangaç veya rahatsız hissetmek
I felt embarrassed
Utandım
utandırmak
birini mahcup etmek veya kendini kötü hissettirmek
Don't embarrass me in front of my friends
Arkadaşlarımın önünde beni utandırma
utandırmak
birini mahcup veya rahatsız hissettirmek
I did not want to embarrass you
Seni utandırmak istemedim
utandırmak
birini rahatsız veya mahcup hissettirmek
He did not want to embarrass his friend
Arkadaşını utandırmak istemedi
dahil etmek
Sahnedebirini bir şeye katmak veya ilgilendirmek
We need to engage the local community
Yerel topluluğu dahil etmemiz gerekiyor
nişanlı
evlenmek üzere söz vermiş
They are engaged
Onlar nişanlı
çalıştırmak
bir makineyi veya sistemi çalışır duruma getirmek
You need to engage the machine
Makineyi çalıştırman gerekiyor
tutmak
birine bir işi yapması için ödeme yapmak
They engaged a private tutor
Özel bir öğretmen tuttular
koçan
Sahnedemısırın tanelerinin üzerinde bulunduğu sert orta kısım
The corn is on the cob
Mısır koçanda
şşş
Sahnedebirine sessiz olmasını söylemek için kullanılır
Shh, be quiet
Şşş, sessiz ol
şşş sesi
birine sessiz olmasını söylemek için çıkarılan ses
He made a shh sound
Şşş sesi çıkardı
şşş
birinden sessiz olmasını istemek için çıkarılan ses
Shh the movie has started
Şşş film başladı
kısıtlı
Sahnedeherkese izin verilmeyen
This is a restricted area
Burası kısıtlı bir bölgedir
kısıtlı
belirli sınırların içinde tutulan
Access to this area is restricted
Bu bölgeye erişim kısıtlıdır
hatırlatmak
Sahnedebirine bir şeyi hatırlamasını sağlamak
Please remind me to call him
Lütfen ona telefon etmemi hatırlat
aktif bir şekilde
Sahnedeenerji veya çaba kullanarak
He is actively looking for a job
Aktif bir şekilde iş arıyor
dalga geçme
Sahnedebirisiyle veya bir şeyle alay etme eylemi
He loves a bit of piss taking
O biraz dalga geçmeyi sever
budala
Sahnedeaptal veya sersem kimse
He is such a pillock for forgetting his keys
Anahtarlarını unuttuğu için tam bir budala
tür
Sahnedebenzer özelliklere sahip grup
What kind of music do you like
Ne tür müzik seversiniz
nazik
dost canlısı ve cömert
She is a kind person
O nazik bir insandır
biraz
küçük bir ölçüde
I am kind of tired
Biraz yorgunum
nazik
başkalarına karşı iyi ve yardımsever olan
She is a kind person
O nazik bir insan
varsayarak
Sahnedebir durumun doğru olduğunu kabul ederek
Assuming you are right, I will help you
Haklı olduğunu varsayarak sana yardım edeceğim
varsayarak
Sahnedebir şeyin kesin olduğundan emin olmadan doğru olduğunu düşünmek
I am assuming he is coming
Onun geleceğini varsayıyorum
hiç kimse
Sahnedehiçbir kişi
No one knows the answer
Cevabı hiç kimse bilmiyor
hiç kimse
hiçbir kişi
No one is home
Evde kimse yok
hiç kimse
tek bir kişi bile değil
No one is at home
Evde hiç kimse yok
aniden
Sahnedebeklenmedik bir şekilde
Suddenly, it started to rain
Aniden yağmur yağmaya başladı
aniden
beklenmedik bir anda gerçekleşen
The rain started suddenly
Yağmur aniden başladı