

Black Mirror — 2. Sezon Bölüm 3
Kelimeler ve anlamları
733 kelime
Seviye
başka
Sahnedebelirtilenlerin dışında veya ek olarak
Who else is coming?
Başka kim geliyor?
başka
farklı bir kişi veya şey
I want to go somewhere else
Başka bir yere gitmek istiyorum
başka türlü
farklı bir biçimde
How else can I do this
Bunu başka türlü nasıl yapabilirim
zaman
Sahnedeolayların gerçekleştiği ölçülebilir süre
I need more time
Daha fazla zamana ihtiyacım var
vakit
belirli bir deneyim veya yaşam tarzı
We had a great time
Harika vakit geçirdik
an
bir şeyin gerçekleştiği nokta
At that time I was tired
O an yorgundum
kalan süre
başka her şey gittikten sonra geriye kalan vakit
We have very little time left
Çok az zamanımız kaldı
önemsiz
Sahnedeciddi veya önemli olmayan
It was a minor mistake
Bu önemsiz bir hataydı
reşit olmayan
yasal yetişkinlik yaşının altındaki kişi
He is still a minor
O hâlâ reşit değil
minör
hüzünlü veya ciddi bir tınısı olan müzik dizisi
This song is in a minor key
Bu şarkı minör tonda
beton
Sahnedebina yapımında kullanılan sert ve dayanıklı malzeme
The building is made of concrete
Bina betondan yapılmış
beton
çimentodan yapılan sert bir yapı malzemesi
The wall is made of concrete
Duvar betondan yapılmıştır
somut
belirsiz olmayan açık ve net olan
They need concrete evidence
Somut kanıtlara ihtiyaçları var
gerçek
Sahnedebir şey hakkındaki gerçekler
Tell me the truth
Bana gerçeği söyle
skeç programı
Sahnedekısa komik sahnelerden oluşan televizyon veya sahne gösterisi
He loves watching a funny sketch show
O komik bir skeç programı izlemeyi seviyor
pek çok
Sahnedebüyük bir sayı veya miktar
I have lots of friends
Pek çok arkadaşım var
sık sık
birçok kez veya sıklıkla
I visit her lots
Onu sık sık ziyaret ederim
kura
bir şeyi şans eseri belirleme yöntemi
We decided by drawing lots
Kura çekerek karar verdik
grup
insanların oluşturduğu topluluk
I saw lots of people
Birçok insan gördüm
pek çok
bir şeyin büyük bir miktarı
I have lots of friends
Pek çok arkadaşım var
başarı
Sahnedebir hedefe ulaşmanın sonucu
Hard work leads to success
Sıkı çalışma başarıya götürür
sohbet etmek
Sahnedebirisiyle karşılıklı konuşmak
They converse in English
İngilizce sohbet ediyorlar
converse
popüler bir günlük spor ayakkabı markası
I bought a pair of Converse
Bir çift Converse aldım
herkes
Sahnedebütün insanlar
Everyone is here
Herkes burada
herkes
her bir kişi
Everyone likes music
Herkes müziği sever
herkes
tüm kişiler
Everyone is happy
Herkes mutlu
olgu
Sahnedegözlemlenebilen veya bilinebilen bir gerçek veya olay
This is a strange phenomenon
Bu tuhaf bir olgu
ifade etmek
Sahnedebir şeyi belirli bir şekilde söylemek
How should I put this
Bunu nasıl ifade etmeliyim
koymak
Sahnedebir şeyi bir yere yerleştirmek
Put the book on the table
Kitabı masanın üzerine koy
sokmak
Sahnedebirini zor bir duruma düşürmek
The mistake put him in a difficult situation
Hata onu zor bir duruma soktu
yöneltmek
dikkat veya çabayı bir şey üzerine çevirmek
She put all her energy into the project
Tüm enerjisini projeye yöneltti
pislik
Sahnedekaba veya hoş olmayan kişi
He is such a twat
O tam bir pislik
aptal
Sahnedeaptal veya sevimsiz bir kimse
Don't be such a twat
Bu kadar aptal olma
am
kadın cinsel organı
He used the word twat
O am kelimesini kullandı
gerizekalı
aptal veya sevimsiz kişi
Stop acting like a twat
Bir gerizekalı gibi davranmayı bırak
ağaç kütüğü
Sahnedeağacın gövdesi kesildikten sonra yerde kalan kısmı
I sat on the tree stump
Ağaç kütüğünün üzerine oturdum
şaşırtmak
birini şaşırtmak veya cevap veremez hale getirmek
The hard question stumped me
Zor soru beni şaşırttı
kampanya yürütmek
seçimlerde oy toplamak için konuşmalar yaparak dolaşmak
The candidate is stumping for votes
Aday oy toplamak için kampanya yürütüyor
yüksek faiz
Sahnedekredi veya yatırımda uygulanan yüksek oran
This credit card has a high interest rate
Bu kredi kartının faiz oranı yüksek
tekrar
Sahnedebir kez daha
Please try again
Lütfen tekrar dene
soyadı
Sahnedebir ailenin tüm üyeleri tarafından paylaşılan isim
What is your surname
Soyadınız nedir
efendim
Sahnedebirinin söylediğini tekrarlamasını istemek için kullanılır
Pardon? I didn't hear you
Efendim? Sizi duymadım
affetmek
birini resmi olarak cezadan kurtarmak
The king pardoned the prisoner
Kral mahkumu affetti
af
bir hata veya kaba davranışın mazur görülmesi
He asked for a pardon for his mistake
Hatası için af diledi
oyuncaklar
Sahnedeçocukların oynamak için kullandığı eşyalar
The children love their toys
Çocuklar oyuncaklarını çok seviyor
dış yüzey
Sahnedebir şeyin dış kısmı veya yüzeyi
The outside of the box is blue
Kutunun dışı mavidir
dışarıdan
Sahnedebir grubun veya yerin dışından gelen
He is an outside consultant
O dışarıdan bir danışmandır
dışarıda
Sahnedebina dışında olan yer
The kids are playing outside
Çocuklar dışarıda oynuyor
hariç
bir şeyin veya bir kimsenin dahil olmadığı durum
Outside of this small issue the project is complete
Bu küçük mesele haricinde proje tamamlandı
stil
Sahnedebir şeyin yapılış veya görünüş biçimi
I like the style of this house
Bu evin stilini seviyorum
tarz
Sahnedebir şeyi yapma veya ifade etme biçimi
He has a unique style of writing
Onun kendine özgü bir yazım tarzı var
şekillendirmek
birinin saçını belirli bir şekilde düzenlemek veya biçimlendirmek
She likes to style her hair every morning
Her sabah saçını şekillendirmeyi seviyor
adlandırmak
birine ad veya unvan vermek
He was styled the leader of the group
Grubun lideri olarak adlandırıldı
seçim bölgesi
Sahnedemilletvekili seçimi yapılan idari bölge
The politician visited his constituency
Politikacı seçim bölgesini ziyaret etti
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
bu arada
Sahnedeyeni bir konuya geçmek veya ek bilgi vermek için kullanılır
By the way, what is your name?
Bu arada, adın ne?
bu arada
konu dışı veya ek bir yorum yaparken kullanılan ifade
By the way I like your shoes
Bu arada ayakkabılarını beğendim
yeri gelmişken
yeni veya ek bir konuyu açarken kullanılan ifade
By the way have you finished the report
Yeri gelmişken raporu bitirdin mi
aklıma gelmişken
yeni veya ilgili bir konuyu belirtirken kullanılan ifade
By the way did you call Mom
Aklıma gelmişken anneni aradın mı
bu arada
konuyu değiştirmek veya ek bilgi vermek için kullanılır
By the way I saw your brother yesterday
Bu arada kardeşini dün gördüm
bekle
Sahnedekısa bir süre beklemek
Hang on a minute
Bir dakika bekle
bağlı olmak
bir durumun veya sonucun başka bir şeye dayalı olması
Success hangs on your hard work
Başarı senin sıkı çalışmana bağlı
asmak
bir şeyi bir yere sabitlemek
Hang on the poster here
Posteri buraya as
elinde tutmak
bir şeyi kaybetmeden saklamak
Please hang on to this receipt
Lütfen bu fişi elinde tut
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
elbette
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
tamam
bir öneriyi veya fikri onaylamak için kullanılan ifade
We can meet later. Sure.
Daha sonra buluşabiliriz. Tamam.
en iyi
Sahnedeen yüksek kalitede veya en uygun
This is the best book
Bu en iyi kitap
yenmek
bir yarışmada birini mağlup etmek
He bested his opponent
Rakibini yendi
iyi olur
birine güçlü bir tavsiye veya uyarı vermek için kullanılır
You had best leave now
Şimdi gitsen iyi olur
en iyi dilekler
birine sunulan iyi niyet ve güzel temenniler
Please give her my best
Lütfen ona en iyi dileklerimi ilet
potansiyel
Sahnedebir şeyin gerçekleşme veya gelişme olasılığı
This student has a lot of potential
Bu öğrencinin büyük bir potansiyeli var
potansiyel
bir şeyin daha iyi hale gelme veya bir şeyi başarma olasılığı
He has great potential as a leader
Lider olarak büyük bir potansiyeli var
bırakıp gitmek
Sahnedebir yeri veya durumu terk etmek
It is hard to walk away from a bad job
Kötü bir işi bırakıp gitmek zordur
uzak durmak
bir şeyden kaçınmak veya uzaklaşmak
You should walk away from trouble
Beladan uzak durmalısın
vazgeçmek
bir şeyi kabul etmeyi reddetmek
You should walk away from this bad deal
Bu kötü anlaşmadan vazgeçmelisin
getirmek
Sahnedebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
bir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
peşinden gelmek
birinin arkasından yakın bir şekilde yürümek
The dog likes to bring behind me
Köpek peşimden gelmeyi sever
suçlamak
birinin yasa dışı bir şey yaptığını resmen ifade etmek
The police decided to bring charges against him
Polis ona karşı suçlamada bulunmaya karar verdi
oy vermek
Sahnedebir seçimde veya toplantıda tercihini belirtmek
I will vote tomorrow
Yarın oy vereceğim
oy
Sahnedebir seçimde veya kararda belirtilen resmi tercih
He cast his vote for the candidate
Aday için oyunu kullandı
tam olarak belirlemek
Sahnedebir şeyi kesin olarak bulmak veya tanımlamak
We need to pinpoint the problem
Sorunu tam olarak belirlememiz gerekiyor
hariç
Sahnededahil etmeden
Aside from the weather it was a great trip
Hava durumu dışında harika bir geziydi
kenara
yan tarafa doğru
Please step aside
Lütfen kenara çekilin
yan yorum
asıl konu dışındaki kısa açıklama
He made a quick aside during the speech
Konuşması sırasında kısa bir yan yorum yaptı
halletmek
Sahnedebir sorunu çözmek veya bir durumu düzeltmek
I will sort out this problem soon
Bu sorunu yakında halledeceğim
halletmek
bir problemi çözmek veya zor bir durumla başa çıkmak
I will sort out the problem
Problemi halledeceğim
halletmek
birinin sorununu veya ihtiyacını gidermek
I will sort out your problem soon
Sorununu yakında halledeceğim
düzenlemek
eşyaları düzenli veya doğru bir şekilde yerleştirmek
I need to sort out my desk
Masamı düzenlemem gerekiyor
porno
Sahnedecinsel içerikli materyal
Porn is banned on this website
Bu web sitesinde porno yasaktır
porno
cinsel eylemleri gösteren materyal
The website contains adult porn
Web sitesi yetişkin pornosu içeriyor
imza sahibi
Sahnedebir belgeyi imzalayan kişi
The undersigned agrees to the terms
İmza sahibi şartları kabul eder
baloncuk
Sahnedesıvı veya gaz içinde oluşan ince yuvarlak hava küresi
Soap creates many bubbles
Sabun birçok baloncuk oluşturur
köpürmek
hava kabarcıkları oluşturmak
The water began to bubble
Su köpürmeye başladı
balon
güvenli veya izole edilmiş bir ortam
He lives in a protected bubble
O korunaklı bir balonun içinde yaşıyor
hayal dünyası
bir kişinin sahip olduğu yanlış inanç
She lives in a bubble
O bir hayal dünyasında yaşıyor
çizgi film karakteri
Sahnedeanimasyon film veya dizisindeki karakter
My favorite toon is Mickey Mouse
En sevdiğim çizgi film karakteri Mickey Mouse
cilt
Sahnedevücudun dış tabakası
She has soft skin
Cildi çok yumuşak
ağır cezalandırmak
birini çok sert şekilde cezalandırmak
They will skin him for this
Bunun için onu ağır cezalandıracaklar
derisini yüzmek
bir şeyin dış tabakasını çıkarmak
He skinned the rabbit
Tavşanın derisini yüzdü
dalga geçmek
Sahnedebiriyle eğlenmek için gülmek
Don't laugh at him
Onunla dalga geçme
karşılaşma
Sahnedeiki takım arasındaki spor müsabakası
Everyone is excited about the big clash
Herkes büyük karşılaşma için heyecanlı
uyumsuz olmak
renklerin veya desenlerin birbirine yakışmaması
Your shirt and tie clash
Gömleğin ve kravatın birbirine uymuyor
belirsizlik
Sahnedebir sonraki adımın bilinmediği durum
My plans are in limbo
Planlarım belirsizlik içinde
limbo
belini bükerek bir çubuğun altından geçme oyunu
They are playing limbo at the party
Partide limbo oynuyorlar
güçlendirmek
Sahnedebir şeyi daha güçlü hale getirmek
Exercise helps strengthen your muscles
Egzersiz kaslarınızı güçlendirmeye yardımcı olur
sorgulamak
Sahnedebir şey hakkında şüphe belirtmek
I question his honesty
Onun dürüstlüğünü sorguluyorum
Soru sormak
Sahnedebirinden bilgi almak amacıyla bir şey sormak
She wanted to question him about the project
Proje hakkında ona soru sormak istedi
Söz konusu
Üzerinde tartışılan konu
This is the issue in question
Söz konusu olan mesele budur
ikram etmek
Sahnedebirine bir şeyi alma şansı vermek
He offered me some water
Bana biraz su ikram etti
teklif
bir şeyin yapılması veya verilmesi yönündeki öneri
He accepted the job offer
İş teklifini kabul etti
aşağıdaki gibi
Sahnedebir listeyi veya maddeleri tanıtmak için kullanılır
The rules are as follows
Kurallar aşağıdaki gibidir
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
fikrini belirtmek
bir düşünceyi ifade etmek
She says it is a good idea
O bunun iyi bir fikir olduğunu söylüyor
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
gerçekçi şekilde
Sahnedegerçeklere uygun bir biçimde
We need to look at the situation realistically
Duruma gerçekçi bir şekilde bakmamız gerekiyor
buluşmak
Sahnedebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
Buluşmak
Birisiyle veya bir şeyle bir araya gelmek
Let us meet at the park tomorrow
Yarın parkta buluşalım
müsabaka
insanların spor dallarında yarıştığı etkinlik
The swimming meet was exciting
Yüzme müsabakası heyecan vericiydi
karşılamak
bir ihtiyacı veya gerekliliği gidermek
This solution meets all requirements
Bu çözüm tüm gereksinimleri karşılıyor
müsabaka
sporcuların yarıştığı organizasyon
The swim meet is tomorrow
Yüzme müsabakası yarın
toplantı
insanların bir araya gelmek için planladığı görüşme
We have a meet at noon
Öğlen bir toplantımız var
yakışıklı
Sahnedeiyi görünümlü
He is very handsome
O çok yakışıklı
Hazretleri
Sahnedebir soylu kişiye veya yargıca hitap ederken kullanılan saygı unvanı
He addressed the judge as Your Lordship
Yargıca Hazretleri diye hitap etti
arkasında
Sahnedebir şeyin arka kısmında
The cat is behind the sofa
Kedi kanepenin arkasında
arkasında
Sahnedebirini desteklemek
We are behind you
Senin arkandayız
gerisinde
zaman olarak daha sonra
He is behind schedule
Programın gerisinde kaldı
popo
vücudun üzerine oturulan arka kısmı
He fell on his behind
Poposunun üzerine düştü
arkasında
bir şeyin arka tarafındaki yer
The ball is behind the chair
Top sandalyenin arkasında
arkasındaki
bir olayın gerçekleşmesine sebep olan kişi veya şey
She is the force behind this project
O bu projenin arkasındaki güç
gizlice
birinin haberi olmadan
He did it behind my back
Bunu benim arkamdan yaptı
geride
bir yerden ayrılırken bir yerde bırakılan
He left his keys behind
Anahtarlarını geride bıraktı
indirmek
Sahnedebir şeyin değerini veya miktarını azaltmak
They knocked ten dollars off
Fiyattan on dolar indirdiler
vurmak
bir şeye, örneğin kapıya vurmak
Knock on the door
Kapıyı çal
hamile bırakmak
bir kadının gebe kalmasına neden olmak
He knocked her up
Onu hamile bıraktı
etkilemek
birini derin bir şekilde hayran bırakmak
Her performance knocked them out
Performansı onları çok etkiledi
uğramak
Sahnedebir yeri ziyaret etmek
Come over to my place later
Daha sonra bize uğra
aniden hissetmek
ani bir fiziksel veya duygusal durum yaşamak
I came over faint in the heat
Sıcaktan aniden başım döndü
gibi görünmek
başkalarına belirli bir izlenim vermek
She comes over as a very kind person
Çok kibar biri gibi görünüyor
uğramak
birini evinde ziyaret etmek
Please come over to my house tonight
Lütfen bu akşam evime uğra
yüksek sesle
Sahnedegüçlü ve kolay duyulabilir bir şekilde
Please speak loud
Lütfen yüksek sesle konuş
yüksek sesli
Sahnedekolayca duyulan bir ses çıkaran
The music is too loud
Müzik çok yüksek sesli
yüksek sesli
çok ses çıkaran
The music is too loud
Müzik çok yüksek sesli
gürültülü
çok ses çıkaran
The party was very loud
Parti çok gürültülüydü
saf
Sahnedetecrübesiz ve kolay kandırılan
She was too naive to see the trick
Hileyi fark edemeyecek kadar saftı
saçmalık
Sahnedeyalan veya kalitesiz şeyler için kullanılan kaba bir ifade
That is total bollocks
Bu tamamen saçmalık
taşaklar
erkek üreme organları için kaba bir kelime
He got kicked in the bollocks
Ona taşaklarına tekme attı
mahvetmek
bir işi veya durumu berbat etmek
He bollocksed up the project
Projeyi mahvetti
bebek arabası
Sahnedebebekleri taşımak için kullanılan tekerlekli ve katlanabilir araç
The baby is sleeping in the pushchair
Bebek bebek arabasında uyuyor
puset
Sahnedebebekleri gezdirmek için kullanılan küçük tekerlekli oturak
We took the pushchair to the park
Parka gitmek için bebek arabası kullanıyoruz
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
tamam
Sahnedeanlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
inlemek
Sahnedeacı veya haz nedeniyle alçak sesle ses çıkarmak
He let out a low moan of pain
Acıyla alçak bir inilti çıkardı
sızlanmak
memnuniyetsizliği veya mutsuzluğu ifade etmek
He is always moaning about his job
İşinden sürekli sızlanıyor
emzirmek
Sahnedebebeği anne sütüyle beslemek
She wants to breastfeed her baby
Bebeğini emzirmek istiyor
soru-cevap programı
Sahnedepolitikacıların halktan gelen soruları cevapladığı yayın
The minister appeared on question time last night
Bakan dün gece soru-cevap programına katıldı
sürüklemek
Sahnedebir şeyi yüzey üzerinde çekmek
Drag the chair across the room
Sandalyeyi oda boyunca sürükle
sıkıcı şey
sıkıcı veya can sıkıcı durum
This meeting is such a drag
Bu toplantı çok sıkıcı
nefes
sigaradan çekilen duman
He took a long drag
Uzun bir nefes çekti
drag performansı
erkeklerin eğlence amacıyla kadın kıyafetleri giyerek yaptığı gösteri
He is famous for his drag performance
O drag performansıyla ünlüdür
bak
Sahnedebirinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
görünmek
belirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
bakmak
gözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
aptal
Sahnedezeki olmayan veya iyi düşünemeyen
That was a dumb question
O aptalca bir soruydu
basitleştirmek
bir şeyi anlaşılması daha kolay hale getirmek
They had to dumb down the manual
Kılavuzu basitleştirmek zorunda kaldılar
dilsiz
konuşma yetisi olmayan
The man was born dumb
Adam dilsiz doğmuştu
önde
Sahnedebaşkalarından daha iyi bir konumda olmak
She is ahead in the race
Yarışta o önde
ileride
ön tarafta
Go straight ahead
Dosdoğru ilerleyin
vaktinden önce
planlanandan veya beklenenden daha erken
We arrived ahead of schedule
Vaktinden önce geldik
ileride
gelecek zamanda olan veya gerçekleşecek
There are many challenges ahead
İleride birçok zorluk var
cesaret
Sahnedetehlike veya zorluklarla yüzleşme yeteneği
He showed great courage
Büyük bir cesaret gösterdi
kurgusal
Sahnedegerçek olmayan uydurulmuş
Sherlock Holmes is a fictional character
Sherlock Holmes kurgusal bir karakterdir
vakit geçirmek
Sahnedebir şeyi yaparak zaman harcamak
I spend my weekends reading
Hafta sonlarımı kitap okuyarak geçiririm
harcamak
bir şey için para vermek
I spend money on food
Yiyeceğe para harcıyorum
harcamak
bir amaç için para zaman veya emek kullanmak
I spent all my money
Tüm paramı harcadım
harcamak
bir şey karşılığında para vermek
I spend money on food
Yemek için para harcıyorum
geçirmek
bir şeyi yaparak zaman kullanmak
We spend time together
Birlikte zaman geçiriyoruz
görünmek
Sahnedebelli bir izlenim vermek
He appears to be tired
Yorgun görünüyor
belirmek
görünür hale gelmek veya görülmek
A ghost appeared in the room
Odada bir hayalet belirdi
rol almak
bir oyunda filmde veya gösteride yer almak
She will appear in the new movie
O yeni filmde rol alacak
belirmek
görüş alanına girmek veya görünür olmak
The stars appear at night
Yıldızlar gece belirir
yalnızca
Sahnedebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
tek
eşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
sadece
daha fazlası olmayan
I have only two dollars
Sadece iki dolarım var
siyaset karşıtlığı
Sahnedesiyasi sistemlerin ve faaliyetlerin zararlı veya gereksiz olduğuna inanma
Anti politics is gaining popularity among young people
Siyaset karşıtlığı gençler arasında popülerlik kazanıyor
akılda kalıcı söz
Sahnedebir kişi veya grup tarafından kullanılan popüler söz
The character has a famous catchphrase
Karakterin ünlü bir akılda kalıcı sözü var
ana
Sahnedeen önemli veya merkezi olan
The main goal is to win
Ana hedef kazanmaktır
ana hat
su veya gaz taşıyan büyük boru hattı
They fixed the water main
Su ana hattını tamir ettiler
ana cadde
kasabalardaki başlıca yol adı
She lives on Main Street
O Ana Caddede yaşıyor
bitmiş
Sahnedetükenmiş veya artık mevcut olmayan
The milk is gone
Süt bitmiş
hale gelmiş
bir duruma veya koşula dönüşmüş
He has gone mad
Çıldırdı
gitmiş
bir yerden başka bir yere gitmiş
She has gone home
Eve gitti
yok
bir yerde artık bulunmayan
She is gone for the day
O bugünlük gitti
kaybolmuş
artık mevcut olmayan
The cookies are all gone
Kurabiyelerin hepsi bitti
tükenmiş
artık varlığını sürdürmeyen
The milk is gone
Süt bitti
gitmiş
bir yerden uzaklaşmış olan
They have gone to the cinema
Onlar sinemaya gitti
kayıp
artık bulunamayan veya mevcut olmayan
My phone is gone
Telefonum kayıp
eksik
yerinde olmayan
My keys are gone
Anahtarlarım yerinde yok
geçmiş
zamanı sona ermiş olan
The summer is gone
Yaz mevsimi bitti
şeyler
Sahnedegenel olarak nesneler veya eşyalar
I have too much stuff
Çok fazla şeyim var
eşyalar
kişisel eşyalar veya sahip olunanlar
Put your stuff in the car
Eşyalarını arabaya koy
doldurmak
bir şeyi bir yere sıkıca yerleştirmek
She stuffed the bag
Çantayı doldurdu
tıkıştırmak
bir şeyi bir kaba veya boşluğa sıkıca yerleştirmek
I stuffed my clothes into the suitcase
Kıyafetlerimi bavula tıkıştırdım
inşa etmek
Sahnedeparçaları bir araya getirerek bir şey yapmak
They build a new house
Yeni bir ev inşa ediyorlar
vücut yapısı
bir kişinin vücudunun şekli ve boyutu
He has a strong build
Güçlü bir vücut yapısı var
artmak
bir şeyin zamanla daha büyük veya güçlü hale gelmesi
The excitement began to build
Heyecan artmaya başladı
oluşturmak
zamanla bir şeyi meydana getirmek veya kurmak
We want to build a strong team
Güçlü bir ekip oluşturmak istiyoruz
haricinde
Sahnedebir şeyi dahil etmeden
Apart from you no one knows
Sen haricinde kimse bilmiyor
zehirlemek
Sahnedebirine zehirli bir madde vermek
He tried to poison the king
Kralı zehirlemeye çalıştı
zehir
hastalığa veya ölüme neden olabilen madde
The snake's poison is strong
Yılanın zehri güçlüdür
zehir
hastalığa veya ölüme neden olabilen madde
The snake had a deadly poison
Yılanın ölümcül bir zehri vardı
içki
birinin tercih ettiği alkollü içecek için kullanılan gayriresmi terim
What is your poison tonight
Bu gece ne içersin
vize
Sahnedeokul döneminin ortasında yapılan önemli sınav
I have a midterm tomorrow
Yarın vizem var
ara seçim
başkanlık döneminin ortasında yapılan seçim
The midterm elections are coming up
Ara seçimler yaklaşıyor