

Black Mirror — 3. Sezon Bölüm 1
Kelimeler ve anlamları
684 kelime
Seviye
kafiye
Sahnedebenzer seslerle biten kelime veya kısa şiir
This poem has a rhyme
Bu şiirin bir kafiyesi var
kafiye yapmak
kelimelerin sonunda benzer sesleri kullanmak
Words like cat and bat rhyme
Kedi ve yarasa gibi kelimeler kafiyelidir
kafiyelenmek
bir kelimeyle aynı son sese sahip olmak
Cat and hat rhyme
Kedi ve şapka kafiyelenir
kutsal
SahnedeTanrı veya din ile ilgili olan
This is a holy place
Burası kutsal bir yer
aman
öfke veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Holy cow, look at that
Vay canına, şuna bak
karşılıklı
Sahnedebir şeyin karşılığında yapılan veya verilen
We have a reciprocal agreement
Karşılıklı bir anlaşmamız var
binmek
Sahnedebir yere veya araca girmek
Get in the car
Arabaya bin
Engel olmak
Birinin yolunu kapatmak
Don't get in my way
Yoluma çıkma
dahil olmak
bir durumun veya faaliyetin parçası olmaya başlamak
I want to get in the game
Oyuna dahil olmak istiyorum
aklına girmek
birinin zihnine veya düşüncelerine yerleşmek
That tune got in my head
O melodi aklıma girdi
iletişim kurmak
biriyle haberleşmek veya irtibat sağlamak
I need to get in touch with my boss
Patronumla iletişim kurmam gerekiyor
katılmak
bir grubun veya etkinliğin parçası haline gelmek
I hope to get in the team
Takıma katılmayı umuyorum
pantolon
Sahnedebacaklara giyilen bir kıyafet parçası
These pants are too long
Bu pantolon çok uzun
nefes nefese kalmak
hızlı ve zorlukla nefes almak
He began to pant after the run
Koşudan sonra nefes nefese kalmaya başladı
açısından
Sahnedebir konu göz önüne alındığında
The job is good in terms of salary
İş maaş açısından iyi
kaldırmak
Sahnedebir şeyi daha yüksek bir konuma taşımak
Can you lift this box
Bu kutuyu kaldırabilir misin
arabayla bırakmak
bir araçla ücretsiz olarak bir yere götürmek
He gave me a lift
Beni arabayla bıraktı
asansör
bir binada insanları veya eşyaları katlar arasında aşağı yukarı taşıyan cihaz
The lift is broken so we must take the stairs
Asansör bozuk olduğu için merdivenleri kullanmalıyız
iyileştirmek
bir şeyi daha iyi veya daha çekici hale getirmek
This paint will lift the look of the room
Bu boya odanın görünümünü iyileştirecek
temsil etmek
Sahnedebir kişi veya kurum adına konuşmak ya da davranmak
He will rep our team at the conference
O, konferansta takımımızı temsil edecek
itibar
bir kişi veya şey hakkında sahip olunan fikir
He has a bad rep in this town
Bu kasabada kötü bir itibarı var
repertuvar tiyatrosu
kısa sürede birçok farklı oyun sahneleyen tiyatro
They perform plays in rep
Oyunları repertuvar düzeninde sahneliyorlar
tekrar
bir egzersiz hareketinin bir kez tam olarak yapılması
I did ten reps of this exercise
Bu egzersizden on tekrar yaptım
temsilci
bir grup veya kurum adına konuşan veya hareket eden kişi
She is our sales rep
O bizim satış temsilcimiz
benzemek
Sahnededış görünüş olarak birine veya bir şeye benzer olmak
You look like your father
Babana benziyorsun
gibi görünmek
Sahnedebir durumun öyle olduğu izlenimini vermek
It looks like it will rain
Yağmur yağacak gibi görünüyor
benzemek
bir şeye benzer bir dış görünüşe sahip olmak
You look like your father
Babana benziyorsun
benzemek
dış görünüşü birine veya bir şeye benzemek
You look like your brother
Erkek kardeşine benziyorsun
favori
Sahnedediğerlerinden daha çok sevilen
Blue is my favourite colour
Mavi benim favori rengim
tam
Sahnedetüm parçaları içeren
Please write your full name
Lütfen tam adınızı yazın
dolu
Sahnedemümkün olduğunca çok şeyle doldurulmuş
The glass is full of water
Bardak suyla dolu
tam
mümkün olan en yüksek derecede
He has full control
O tam kontrole sahip
tok
yeterince yemek yemiş olma durumu
I am full after that meal
O yemekten sonra tokum
kokusunu almak
Sahnedebir kokuyu fark etmek veya tanımak
I can smell smoke
Duman kokusunu alabiliyorum
kokmak
bir koku yaymak
The fish smells bad
Balık kötü kokuyor
koku
burunla algılanan özellik
I love the smell of rain
Yağmurun kokusunu seviyorum
geri dönmek
eski bir konuma veya popülariteye yeniden kavuşmak
The trend began to smell again
Moda tekrar geri dönmeye başladı
aura
Sahnedebir kişiyi veya şeyi çevreleyen belirgin nitelik veya his
She has a positive aura
Onun pozitif bir aurası var
aura
bir kişiyi çevrelediğine inanılan enerji alanı
He believes in the aura
O, auraya inanır
ölmek
Sahnedeyaşamın kalıcı olarak sona ermesi
Everyone will die one day
Herkes bir gün ölecek
zar
oyunlarda kullanılan üzerinde sayılar olan küçük küp
Roll the die
Zarı at
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am dying for a coffee
Bir kahve için can atıyorum
ölmek üzere
ölüme çok yakın olmak
The plant is going to die soon
Bitki yakında ölmek üzere
çok istemek
bir şeyi yapmayı çok arzulamak
I am dying to see the show
Gösteriyi görmeyi çok istiyorum
tecrübesiz kişi
belirli bir aktiviteyi daha önce hiç yapmamış kimse
He is still a die here
O burada hala tecrübesiz biri
ölmek
yaşamın sona ermesi
The old tree died yesterday
Yaşlı ağaç dün öldü
bozulmak
çalışmayı veya işlemeyi bırakmak
My laptop died suddenly
Dizüstü bilgisayarım aniden bozuldu
ölmek
canlılığın sona ermesi
All living things will eventually die
Tüm canlılar sonunda ölecek
büyük ölçüde
Sahnedebüyük oranda veya çoğunlukla
The project was largely successful
Proje büyük ölçüde başarılıydı
ahit
Sahnederesmi bir söz veya anlaşma
They signed a sacred covenant
Kutsal bir ahit imzaladılar
olasılık oyunu
Sahnedebaşarıdan ziyade olasılığa dayanan durum
The business is just a numbers game
Bu iş sadece bir olasılık oyunu
görüşürüz
Sahnedevedalaşırken söylenen bir söz
I have to leave so catch you later
Gitmem gerekiyor bu yüzden görüşürüz
sonra görüşmek
gelecekte biriyle buluşmak
I will catch you later at the office
Ofiste sonra görüşürüz
getirmek
Sahnedebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
Sahnedebir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
peşinden gelmek
birinin arkasından yakın bir şekilde yürümek
The dog likes to bring behind me
Köpek peşimden gelmeyi sever
suçlamak
birinin yasa dışı bir şey yaptığını resmen ifade etmek
The police decided to bring charges against him
Polis ona karşı suçlamada bulunmaya karar verdi
toplantı
Sahnedebelirli bir amaçla bir araya gelen insan grubu
The gathering started on time
Toplantı zamanında başladı
toplama
bir yerde bir araya gelme veya getirme
We are gathering all the information
Tüm bilgileri topluyoruz
içinden çıkarmak
Sahnedebir şeyi bir yerin içinden almak
Take the money out of it
Parayı içinden çıkar
kendinde değil
ne olduğunu fark etmeyen veya bilinci yerinde olmayan
I am a bit out of it today
Bugün biraz kendimde değilim
dışlanmış
bir durumun veya grubun dışında kalmış
She feels out of it today
Bugün kendini dışlanmış hissediyor
sürmek
Sahnedehareket halindeki bir aracı kontrol ederek kullanmak
She wants to ride her new bike
Yeni bisikletini sürmek istiyor
lunapark aracı
eğlence parklarında insanların keyif için bindiği mekanik araç
The roller coaster is a fun ride
Hız treni eğlenceli bir lunapark aracıdır
araç yolculuğu
bir vasıta ile yapılan seyahat
The ride to the airport was long
Havaalanına araç yolculuğu uzundu
sürekli eleştirmek
birini sürekli rahatsız etmek veya eleştirmek
Stop riding me about my mistakes
Hatalarım hakkında beni sürekli eleştirmeyi bırak
binmek
bir aracın üzerine oturup gitmek
I like to ride my bike
Bisikletime binmeyi seviyorum
sürmek
bir hayvanın üzerine oturup onu yönlendirmek
She loves to ride horses
O at sürmeyi seviyor
yolculuk yapmak
bir taşıtla yolculuk etmek
We ride the bus to school
Okula otobüsle gidiyoruz
gezinti
bir araca binerek yapılan kısa süreli yolculuk
They went for a ride
Bir gezintiye çıktılar
arkadaş
Sahnedebir arkadaş için kullanılan gayriresmi kelime
He is my best mate
O benim en iyi arkadaşım
mat etmek
rakibin şahını kıstırarak satranç oyununu kazanmak
I can mate the king in two moves
Şahı iki hamlede mat edebilirim
kaptan yardımcısı
gemi kaptanına yardım eden görevli
The mate checked the ship supplies.
Kaptan yardımcısı gemi malzemelerini kontrol etti.
çiftleşmek
üremek için cinsel birleşme yapmak
Animals mate in the spring
Hayvanlar ilkbaharda çiftleşir
gerçek
Sahnedesahte olmayan
This is an authentic Italian pizza
Bu gerçek bir İtalyan pizzası
buluşmak
Sahnedebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
Buluşmak
Birisiyle veya bir şeyle bir araya gelmek
Let us meet at the park tomorrow
Yarın parkta buluşalım
müsabaka
insanların spor dallarında yarıştığı etkinlik
The swimming meet was exciting
Yüzme müsabakası heyecan vericiydi
karşılamak
bir ihtiyacı veya gerekliliği gidermek
This solution meets all requirements
Bu çözüm tüm gereksinimleri karşılıyor
müsabaka
sporcuların yarıştığı organizasyon
The swim meet is tomorrow
Yüzme müsabakası yarın
toplantı
insanların bir araya gelmek için planladığı görüşme
We have a meet at noon
Öğlen bir toplantımız var
saat
Sahnede60 dakikaya eşit süre
I will be there in one hour
Bir saat içinde orada olacağım
saat
Sahnedebir günün yirmi dört parçasından biri
We will leave in one hour
Bir saat içinde ayrılacağız
saat
60 dakikalık zaman dilimi
I will be there in an hour
Bir saat içinde orada olacağım
istemek
Sahnedebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
birini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
senkronize
Sahnedeaynı zaman dilimine veya duruma getirilmiş
Our calendars are synced
Takvimlerimiz senkronize edildi
eş zamanlı
iki veya daha fazla şeyin aynı anda gerçekleşmesini sağlamak
Please make sure your devices are synced
Lütfen cihazlarınızın eş zamanlı olduğundan emin olun
eşzamanlı
iki veya daha fazla şeyin aynı anda birlikte çalışması
The files are synced
Dosyalar eşzamanlı çalışıyor
herif
Sahnedebir kişiyi tanımlayan kaba bir söz
He is a lucky fucker
O şanslı herifin teki
üyeler
Sahnedebir gruba veya kuruma dahil olan kişiler
We have fifty members in our club
Kulübümüzde elli üye var
üye
bir gruba dahil olan kişi
We have ten members in our club
Kulübümüzde on üye var
değiştirmek
Sahnedebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
para üstü
ödemeden sonra geri alınan miktar
You forgot your change
Para üstünü unuttun
konu değişimi
konuşulan temayı başka bir şeye çevirme
It is time for a change of topic
Konu değişimi zamanı geldi
değişim
bir şeyin başkalaşmasıyla ortaya çıkan yeni durum
There was a big change in the weather
Havada büyük bir değişim oldu
değiştirmek
bir şeyi farklı hale getirmek
I need to change the plan
Planı değiştirmem gerekiyor
değişmek
farklı hale gelmek
The weather is starting to change
Hava değişmeye başlıyor
üstünü değiştirmek
farklı kıyafetler giymek
Please change before we leave
Gitmeden önce lütfen üstünü değiştir
bozuk para
küçük metal para şeklindeki para
I have some change in my pocket
Cebimde biraz bozuk para var
aktarma yapmak
bir araçtan diğerine geçmek
I have to change trains there
Orada tren değiştirmem gerekiyor
değişiklik
yeni bir durum veya farklılık
This is a big change for us
Bu bizim için büyük bir değişiklik
kıyafet değiştirmek
kendine farklı kıyafetler giymek
She went to change for the party
Partiye gitmek için kıyafet değiştirdi
yenisiyle değiştirmek
eski bir eşyayı yenisiyle yenilemek
I need to change the battery
Pili değiştirmem gerekiyor
müzikal
şarkı ve dans içeren oyun veya film
We saw a change at the theater
Tiyatroda bir müzikal izledik
değiştirmek
bir şeyi farklı hale getirmek
Please change the color of the wall
Lütfen duvarın rengini değiştir
el yazısıyla yazılmış
Sahnedebasılı değil, kalemle elle yazılmış
She sent a handwritten letter
El yazısıyla yazılmış bir mektup gönderdi
yüzlerce
Sahnedeyüz sayısının katları olan çok sayıda
Hundreds of people came
Yüzlerce kişi geldi
yüzlerce
çok sayıda
I have read hundreds of books
Yüzlerce kitap okudum
yüzlerce
çok miktarda
There were hundreds of people at the concert
Konserde yüzlerce insan vardı
gerçek
Sahnedevar olan veya doğru olan
This is a real diamond
Bu gerçek bir elmas
gerçekten
çok veya samimi bir şekilde
He is real quiet
O gerçekten sessiz
sade
süslü veya karmaşık olmayan
He prefers a real and simple lifestyle
O sade ve basit bir yaşam tarzını tercih ediyor
sosyalist
üretim araçlarının topluma ait olduğu bir sisteme inanan kişi
He is a real who believes in common ownership
O ortak mülkiyete inanan bir sosyalisttir
şu anda
Sahnedetam şu an veya bulunulan an
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
tamam mı
karşıdaki kişinin anlayıp anlamadığını kontrol etme
You understand right now
Anladın tamam mı
şu an
içinde bulunulan zaman dilimi
Right now is the best time
Şu an en iyi zaman
şu anda
içinde bulunulan an
I am busy right now
Şu anda meşgulüm
şu an
içinde bulunulan tam bu an
I am busy right now
Şu an meşgulüm
hemen
tam bu anda
I need to go right now
Hemen gitmem gerekiyor
şu anda
tam olarak bu zamanda
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
hali hazırda
içinde bulunduğumuz an itibarıyla
He is working right now
O şu anda çalışıyor
hemen şimdi
tam bu anda
Please come here right now
Lütfen hemen şimdi buraya gel
güzel
Sahnedegöze veya zihne hoş gelen
She has a beautiful voice
Onun güzel bir sesi var
güzel
göze hitap eden ve hoş görünen
She is a beautiful woman
O güzel bir kadın
hızlı
Sahnedeyüksek hızda
He runs very fast
O çok hızlı koşar
oruç tutmak
belirli bir süre boyunca yemek yememek
He decided to fast for a day
Bir gün boyunca oruç tutmaya karar verdi
ileri
saatin gerçek zamandan daha ileride olması
My watch is five minutes fast
Saatim beş dakika ileri
derince
genellikle uyku için kullanılan derin bir şekilde
The baby is fast asleep
Bebek derin uykuda
en son
Sahnedeen yeni veya güncel olan
This is the latest news
Bu en son haber
en geç
bir zaman diliminin sonuna yakın
Please finish the work by Friday at the latest
İşi en geç cuma gününe kadar bitirin
en son
çok kısa süre önce gerçekleşen
This is the latest news
Bu en son haber
gecikmiş
zamanında olmayan
The latest arrival was not good
Gecikmiş varış iyi değildi
sıkıcı
Sahnedeilgi çekici veya heyecan verici olmayan
This movie is boring
Bu film sıkıcı
pahalı
Sahnedeçok para tutan
This car is very expensive
Bu araba çok pahalı
etkileyici
Sahnedehayranlık veya şaşkınlık uyandıran
Her performance was impressive
Performansı etkileyiciydi
etkileyici
hayranlık veya saygı uyandıran
The view from the top is impressive
Tepeden görünen manzara etkileyici
görünmek
Sahnedebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
başlamak
Sahnedebir işe girişmek
We will get to the main topic soon
Ana konuya yakında başlayacağız
fırsatı olmak
Sahnedebir şeyi yapma şansı bulmak
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma fırsatın var
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
rahatsız etmek
birini kızdırmak veya üzmek
His constant talking really gets to me
Onun sürekli konuşması beni gerçekten rahatsız ediyor
varmak
bir yere ulaşmak
We will get to the hotel soon
Otele yakında varacağız
fırsat bulmak
bir şey yapma şansı yakalamak
I get to travel for work
İş için seyahat etme fırsatı buluyorum
şans elde etmek
bir şey yapmak için imkanın olması
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma şansı elde ediyorsun
izinli olmak
bir şeyi yapma yetkisine sahip olmak
I get to leave early today
Bugün erken çıkma iznim var
başarmak
bir şeyi yapma imkanı bulmak
We finally get to see the show
Sonunda gösteriyi izlemeyi başardık
zorunda olmak
bir şeyi yapmak durumunda kalmak
I have to get to the airport
Havaalanına gitmek zorundayım
ulaşmak
bir şeyle bağlantı kurabilmek
You can get to the main road from here
Buradan ana yola ulaşabilirsin
etkilemek
birinin duygularını sarsmak veya üzmek
Her bad mood started to get to me
Onun kötü ruh hali beni etkilemeye başladı
zorunda olmak
bir şeyi yapmaya mecbur kalmak
I get to clean my room today
Bugün odamı temizlemek zorundayım
fırsat bulmak
bir şeyi yapmaya izinli olmak
You get to stay up late tonight
Bu gece geç saate kadar ayakta kalmaya iznin var
fırsat yakalamak
bir şeyi yapma şansına sahip olmak
I get to meet the director tomorrow
Yarın yönetmenle tanışma fırsatım olacak
ilişkili olmak
bir şeyle bağlantı kurmak
Does this rule get to our project
Bu kural projemizle ilişkili mi
anlıyorsun ya
Sahnedebir şeyi açıklarken veya nedenini belirtirken kullanılan ifade
You see I forgot to call you
Anlıyorsun ya seni aramayı unuttum
görmek
bir şeyi gözleriyle fark etmek
Can you see that bird
Şu kuşu görebiliyor musun
umursamak
Sahnedebir şeyi önemsemek veya endişe duymak
I don't give a shit about what they think
Ne düşündüklerini umursamıyorum
umursamak
bir konuyla ilgilenmek veya önemsemek
I do not give a shit about his opinion
Onun fikrini hiç umursamıyorum
başarmak
Sahnedebir hedefe ulaşmak veya başarılı olmak
She finally made it
Sonunda başardı
gerçekleştirmek
bir şeyin meydana gelmesini sağlamak
We will make it happen
Bunu gerçekleştireceğiz
toparlamak
bir yeri temiz ve düzgün hale getirmek
I need to make it tidy
Onu toparlamam gerek
hayatta kalmak
zor bir deneyimden sağ çıkmak veya dayanmak
Many people did not make it through the storm
Fırtınada birçok insan hayatta kalamadı
garipleştirmek
bir durumu utanç verici hale getirmek
Do not make it awkward
Durumu garipleştirme
iyileştirmek
bir şeyi daha iyi hale getirmek
You can make it better
Bunu iyileştirebilirsin
az kalorili yapmak
normalden daha az kalori içerecek şekilde hazırlamak
Can you make it low calorie
Bunu az kalorili yapabilir misin
mümkün kılmak
bir şeyin gerçekleşmesini sağlamak
You made it possible
Bunu sen mümkün kıldın
gibi duyurmak
bir şeyin belirli bir nitelikte duyulmasını sağlamak
Do not make it sound bad
Kötü duyulmasını sağlama
kötüleştirmek
bir şeyi daha tatsız hale getirmek
Do not make it worse
Durumu kötüleştirme
yetişmek
bir yere zamanında ulaşmak
I will make it to the concert
Konsere yetişeceğim
hale getirmek
bir şeyi belirli bir duruma sokmak
Please make it easy
Lütfen bunu kolay bir hale getir
başarmak
bir şeyi yapmayı başarmak
He worked hard to make it
Başarmak için çok çalıştı
haline getirmek
bir şeyin başka bir şeye dönüşmesini sağlamak
Make it a rule to arrive on time
Zamanında gelmeyi kural haline getir
gibi göstermek
bir şeyin belirli bir şekilde görünmesini sağlamak
Don't make it look so difficult
Onun bu kadar zor görünmesini sağlama
hazırlamak
bir şeyi oluşturmak veya hazırlamak
I will make it for dinner
Onu akşam yemeği için hazırlayacağım
yetişmek
bir yere ulaşmayı başarmak
We will make it on time
Vaktinde yetişeceğiz
oo
Sahnedeşaşkınlık veya haz belirten bir ünlem
Ooh, look at that cake!
Oo, şu pastaya bak!
sükunet
Sahnedegürültüsüz ve huzurlu olma durumu
He enjoyed the tranquillity of the garden
Bahçenin sükunetinin tadını çıkardı
başka
Sahnedefarklı bir kişi veya şey
I want to go somewhere else
Başka bir yere gitmek istiyorum
başka
belirtilenlerin dışında veya ek olarak
Who else is coming?
Başka kim geliyor?
başka türlü
farklı bir biçimde
How else can I do this
Bunu başka türlü nasıl yapabilirim
gülümseme
Sahnedeyüzdeki mutlu ifade
He has a beautiful smile
Onun güzel bir gülümsemesi var
gülümsemek
ağzını kıvırarak mutluluk belirtmek
She smiled at me
Bana gülümsedi
gülümsemek
birine nezaket veya onay göstermek
Fortune smiled on the family
Şans aileye güldü
gülümsemek
ağzı yukarı kıvırarak mutlu bir ifade oluşturmak
She gave a small smile
O hafifçe gülümsedi
zorunda
Sahnedebir şeyi yapmak zorunda olmak
I gotta go now
Şimdi gitmem lazım
zorunda olmak
Sahnedebir şeyi yapma gerekliliği
I gotta go now
Şimdi gitmem gerek
görev
Sahnedeyapılması gereken bir iş parçası
Your job is to clean the room
Senin görevin odayı temizlemek
iş
para kazanmak için yapılan çalışma
I have a new job
Yeni bir işim var
operasyon
vücudu değiştirmek için yapılan tıbbi müdahale
She had a nose job
Burun ameliyatı oldu
dış yüzey
Sahnedebir şeyin dış kısmı veya yüzeyi
The outside of the box is blue
Kutunun dışı mavidir
dışarıdan
bir grubun veya yerin dışından gelen
He is an outside consultant
O dışarıdan bir danışmandır
dışarıda
bina dışında olan yer
The kids are playing outside
Çocuklar dışarıda oynuyor
hariç
bir şeyin veya bir kimsenin dahil olmadığı durum
Outside of this small issue the project is complete
Bu küçük mesele haricinde proje tamamlandı
harika
Sahnedeçok etkileyici veya çok iyi
This view is awesome
Bu manzara harika
müthiş
çok yüksek kalitede veya şaşırtıcı derecede iyi
Your performance was awesome
Performansın müthişti
şahane
çok güzel veya hayranlık uyandırıcı
That is an awesome idea
Bu şahane bir fikir
harika
son derece etkileyici veya keyifli
That movie was awesome
O film harikaydı
dışarı
Sahnedebir yerin içinden dışına doğru hareket etmek
She ran out of the room
Odadan dışarı koştu
kalmadı
bir şeyin elinde tükenmiş olması
We are out of sugar
Şekerimiz kalmadı
nedeniyle
bir şeyin sonucu olarak
I did it out of curiosity
Bunu meraktan yaptım
dışında tutmak
birini veya bir şeyi dahil etmemek
They kept me out of the meeting
Beni toplantının dışında tuttular
-den
bir yerden veya kaynaktan gelmek
I got the water out of the tap
Suyu musluktan aldım
arasından
bir grubun içinden seçilmek
Choose one out of these three
Bu üçünün arasından bir tane seç
içinden
bir şeyin iç kısmından gelmek
He came out of the room
Odanın içinden geldi
yoksun
bir şeye sahip olmamak
We are out of bread
Ekmeksiz kaldık
uzaklaşarak
bir yerden ayrılmak
Please get out of my house
Lütfen evimden çık
dışında
artık bir grubun parçası olmamak
He is out of the team
O artık takımın dışında
tükenmiş
bir şeyin bitmiş olması
We are out of gas
Benzinimiz bitti
dışarıda
bir yerin içinde olmamak
She is out of the office
Ofisin dışında
dışarı
bir yerin içerisi olmaması
Stay out of the rain
Yağmurun dışında kal
çıkararak
bir şeyi bir yerden almak
Take the keys out of your pocket
Anahtarları cebinden çıkar
alınarak
birini veya bir şeyi bir yerden uzaklaştırmak
They took the boy out of school
Çocuğu okuldan aldılar
kalmamış
bir şeyin tamamen bitmiş olması
We are out of sugar for the tea
Çay için şekerimiz kalmadı
üye
Sahnedebir gruba dahil olan kişi
He is a member of the club
O kulübün bir üyesidir
anımsamak
bir şeyi zihne geri getirmek
I try to recall the answer
Cevabı anımsamaya çalışıyorum
terlemek
Sahnedeciltten ter çıkarmak
I sweat a lot in summer
Yazın çok terlerim
endişelenmek
bir şey hakkında kaygılanmak veya gerilmek
Don't sweat the small stuff
Küçük şeyleri dert etme
sorguya çekmek
birini yoğun veya agresif bir şekilde sorgulamak
The detectives sweated the suspect for information
Dedektifler bilgi almak için şüpheliyi sorguya çekti
endişelenmek
bir konu hakkında kaygılı veya stresli hissetmek
Do not sweat the small details
Küçük detaylar için endişelenme
Eşofman
Egzersiz yaparken veya dinlenirken giyilen rahat kıyafetler
I wear my sweats to the gym
Spor salonuna eşofmanlarımı giyiyorum
Terletmek
Yiyeceği az yağda esmerleşmeden yavaşça pişirmek
Sweat the onions in a pan
Soğanları tavada terletin
Terli
Vücuttan çıkan sıvı ile kaplı olma durumu
I am damp with sweat
Ter içindeyim
haftalık
Sahnedeher hafta gerçekleşen veya yapılan
I have a weekly meeting
Haftalık bir toplantım var
haftalık dergi
her hafta basılan yayın
I buy this weekly every Monday
Bu haftalık dergiyi her Pazartesi alırım
burada
Sahnedebir yerin dışında veya uzağında
It is very cold out here
Burada hava çok soğuk
buralarda
bulunduğumuz bu yer
It is very cold out here
Buralar çok soğuk
dışarıda
bir binanın veya kapalı alanın dışında
It is cold out here
Dışarısı çok soğuk
burada
dışarıdaki bu alanda
It is cold out here
Burası dışarıda soğuk
vay be
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Wow, this is beautiful
Vay be, bu çok güzel
hayran bırakmak
birini çok etkilemek
Her performance wowed the audience
Performansı izleyicileri hayran bıraktı
Vay
şaşkınlık veya hayranlık ifade eden söz
Wow, what a nice view
Vay, ne kadar güzel bir manzara
beklemede
Sahnedeharekete geçmek için hazır olma durumu
The team is on standby
Ekip beklemede
yedek
gerektiğinde kullanılmak üzere hazır tutulan şey
We kept a standby battery for emergencies
Acil durumlar için yedek bir pil tutuyorduk
bomba
Sahnedepatlayan bir silah
The bomb exploded
Bomba patladı
harika
çok iyi veya etkileyici
This new song is the bomb
Bu yeni şarkı harika
bomba haber
şaşırtıcı bir bilgi
She dropped a bomb
Bomba bir haber verdi
harika
çok iyi veya etkileyici olan
The party was bomb
Parti harikaydı
her gün
Sahnedeher bir gün
I exercise every day
Her gün egzersiz yaparım
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
Sahnedeiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
bir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
sınırlamak
Sahnedebirini veya bir şeyi belirli sınırlar içinde tutmak
Please confine your comments to the topic
Lütfen yorumlarınızı konuyla sınırlayın
ek
Sahnedeolağan veya gerekli olandan daha fazla
I need extra time
Ek zamana ihtiyacım var
figüran
film veya şovda görünen ancak konuşma rolü olmayan kişi
He worked as an extra in the movie
Filmde figüran olarak çalıştı
aşırı
yüksek derecede veya abartılı bir şekilde
Her outfit is so extra
Kıyafeti çok abartılı
abartılı
gerekenden fazla dramatik veya dikkat çekici davranma
Stop being so extra about everything
Her şeyi bu kadar abartmayı bırak
yeterli
Sahnedeistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeter
artık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
yeterli
gerektiği kadar
This is enough for me
Bu benim için yeterli
skor
Sahnedebir oyundaki puanların toplamı
The score is two to one
Skor ikiye bir
elde etmek
bir şeyi kazanmak veya almak
He managed to score two tickets to the game
Maça iki bilet almayı başardı
film müziği
bir film veya oyun için yazılmış müzik
The movie has an amazing score
Filmin müzikleri harika
yirmi
yirmi adetlik bir grup
A score of birds flew past
Yirmi kuş yanımızdan uçup geçti
tuvalet
Sahnedetuvalet veya banyo yeri
He went to the crapper
O tuvalete gitti
hemen hemen
Sahnedeneredeyse veya esasen
I am pretty much finished
Hemen hemen bitirdim
neredeyse
neredeyse tamamen
I have pretty much finished the work
İşi neredeyse bitirdim
sakin
Sahnedegüçlü duygulardan uzak veya rahatlamış
Please stay calm
Lütfen sakin kal
sakinleştirmek
sakin veya rahat hale getirmek
The music calmed her
Müzik onu sakinleştirdi
sakin
endişeli veya kızgın olmayan
He stayed calm during the exam
O sınav sırasında sakin kaldı
muktedir
Sahnedebir şeyi yapma yeteneği veya imkanı olan
She is able to speak English
İngilizce konuşabiliyor
memnun
Sahnedesahip olduklarından mutlu hissetmek
She is content with her life
Hayatından memnun
içerik
bir şeyin içinde bulunan madde miktarı
The sugar content is high
Şeker içeriği yüksek
içerik
bir şeyin içinde yer alan bilgi veya fikirler
This book has very interesting content
Bu kitabın içeriği çok ilginç
tahmin
Sahnedegelecekte ne olacağına dair yapılan açıklama
The weather forecast says it will rain
Hava tahmini yağmur yağacağını söylüyor
kamp
Sahnedeinsanların çadırlarda veya kulübelerde geçici olarak kaldığı yer
The summer camp is near the lake
Yaz kampı gölün yakınındadır
grup
benzer görüşlere sahip kişilerden oluşan grup
Both camps agree on the plan
Her iki grup da plan üzerinde anlaştı
kamp yapmak
çadırda veya barınakta kısa süreliğine kalmak
We decided to camp in the mountains
Dağlarda kamp yapmaya karar verdik
ton
Sahnedeağırlık ölçü birimi ya da çok fazla miktar
I have a ton of homework
Tonla ödevim var
istisna
genel kurala dahil olmayan şey
There is a ton to every rule
Her kuralın bir istisnası vardır
kalabalık
çok sayıda insan veya miktar
A ton of people arrived
Bir kalabalık insan geldi
sosyete
İngiliz toplumundaki moda üst sınıf
She belongs to the ton
O sosyete kesiminden
yerine geçmek
Sahnedebir oyunda veya etkinlikte birinin yerine geçmek
He will sub for me today
Bugün benim yerime o girecek
sandviç
et ve sebzelerle doldurulmuş uzun sandviç
I ate a sub for lunch
Öğle yemeğinde bir sandviç yedim
denizaltı
suyun altında gidebilen gemi
The sub went deep underwater
Denizaltı suyun derinliklerine indi
abone
bir hizmeti düzenli olarak almak için ödeme yapan kişi
I am a sub to this channel
Bu kanalın abonesiyim
yerine geçmek
birinin veya bir şeyin yerine görev yapmak
She will sub for the teacher today
Bugün öğretmenin yerine o geçecek
bas hoparlörü
düşük frekanslı sesleri çalan hoparlör cihazı
The sub makes the music sound very deep
Bas hoparlörü müziğin çok derin duyulmasını sağlıyor
denizaltı
su altında gidebilen gemi
The sub traveled underwater
Denizaltı suyun altında yol aldı
deneysel
Sahnedeyeni fikirleri test etmek için kullanılan
This is an experimental drug
Bu, deneysel bir ilaçtır
yer
Sahnedebelirli bir alan veya nokta
This is a nice spot for a picnic
Burası piknik için güzel bir yer
fark etmek
birini veya bir şeyi görmek veya fark etmek
I spotted him in the crowd
Onu kalabalığın içinde fark ettim
zaaf
bir şeye duyulan özel sevgi
She has a soft spot for cats
Kedilere karşı bir zaafı var
hesabını karşılamak
birinin masrafını veya borcunu ödemek
I will spot you for lunch today
Bugün öğle yemeğini senin yerine ödeyeceğim
olumsuz
Sahnedekötü veya pozitif olmayan
He has a negative attitude
Olumsuz bir tavrı var
negatif
sıfırdan küçük değer veya yük
This number is negative
Bu sayı negatif
olumsuz
olumlu olmayan veya hayır anlamına gelen
He gave a negative answer
Olumsuz bir cevap verdi
olumsuz
iyi olmayan veya zararlı olan
He has a negative attitude
Olumsuz bir tavrı var