

Black Mirror — Season 3 Episode 3
Kelimeler ve anlamları
324 kelime
Seviye
otobüs
Sahnedebüyük bir toplu taşıma aracı
I take the bus to work
İşe otobüsle giderim
otobüsle götürmek
birini otobüs kullanarak bir yere taşımak
They bus students to school
Öğrencileri okula otobüsle götürüyorlar
toplamak
masadaki kirli tabakları kaldırmak
He bussed the table after the meal
Yemekten sonra masayı topladı
susturmak
Sahnedebirine sessiz olmasını söylemek
She tried to shush the kids
Çocukları susturmaya çalıştı
düzeltilmiş
Sahnedeyanlışları giderilmiş
He corrected the error
Hatayı düzeltti
düzeltti
hatalı olan bir şeyi doğru hale getirmek
The teacher corrected my essay
Öğretmen kompozisyonumu düzeltti
düzeltildi
bir şeyin yanlışlarını gidererek doğru hale getirmek
She corrected the error
O hatayı düzeltti
düzeltilmiş
yanlışları giderilerek doğru hale getirilmiş olan
This is the corrected version
Bu düzeltilmiş versiyondur
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak veya anlamak
I don't get it
Anlamıyorum
ceza almak
yanlış bir davranışın sonucunda cezalandırılmak
You will get it if you do that
Bunu yaparsan cezanı çekersin
elde etmek
bir şeye sahip olmak veya onu kazanmak
I hope I get it soon
Umarım onu yakında elde ederim
halletmek
bir işi tamamlamak
I will get it done today
Onu bugün halledeceğim
yarar
Sahnedebir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
kullanmak
Sahnedebir şeyden yararlanmak
Can I use your pen
Kalemini kullanabilir miyim
eskiden yapmak
geçmişte düzenli yapılan ama artık yapılmayan eylem
I used to swim every morning
Eskiden her sabah yüzerdim
ihtiyaç duymak
bir şeye gerek duymak
I could really use some help
Gerçekten biraz yardıma ihtiyacım var
istismar etmek
birini kendi çıkarı için kandırmak
He used me for his benefit
Kendi çıkarı için beni istismar etti
kullanmak
bir şeyi işleme koymak
Use your brain to solve this
Bunu çözmek için beynini kullan
küfür etmek
kaba veya saldırgan bir dil kullanmak
Do not use bad words here
Burada kötü kelimeler kullanma
yararlanmak
bir şeyden fayda sağlamak
You can use these tools for work
İş için bu araçlardan yararlanabilirsin
gerekçe göstermek
bir durum için geçerli bir sebep sunmak
She used the rain as a reason for being late
Yağmuru geç kalmak için gerekçe gösterdi
kötüye kullanmak
bir şeyi yanlış veya zararlı bir şekilde kullanmak
He misused his power
Yetkisini kötüye kullandı
unutmak
Sahnedebir şeyi hatırlayamamak
I often forget my keys
Anahtarlarımı sık sık unuturum
hatırlamak
bir şeyi tekrar akla getirmek
I remember this song
Bu şarkıyı hatırlıyorum
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I often forget where I put my keys
Anahtarlarımı nereye koyduğumu sık sık unuturum
boşvermek
bir şeyi düşünmeyi veya ona önem vermeyi bırakmak
Just forget the argument
Tartışmayı boşver
başlatmak
Sahnedebir şeyin olmasına yol açmak
The news set off a panic
Haberler paniği başlattı
tetiklemek
güçlü bir tepkiye neden olmak
His comment set off an argument
Onun yorumu bir tartışmayı tetikledi
yola çıkmak
bir yolculuğa başlamak
We set off early in the morning
Sabah erkenden yola çıktık
araçla uzaklaşmak
Sahnedebir aracı kullanarak bir yerden ayrılmak
He drove away in his car
Arabasıyla uzaklaştı
uzaklaştırmak
birini veya bir şeyi bir yerden gitmeye zorlamak
The loud noise drove away the birds
Yüksek ses kuşları uzaklaştırdı
kovmak
birini bir yerden gitmeye zorlamak
He tried to drive away the birds
Kuşları kovmaya çalıştı
arabayla uzaklaşmak
bir araçla bir yerden ayrılmak
She got in and drove away
Arabaya bindi ve uzaklaştı
kusmak
Sahnedemide içeriğini ağız yoluyla dışarı atmak
The baby threw up his milk
Bebek sütünü kustu
inşa etmek
bir yapıyı hızlıca meydana getirmek
They threw up a wall in one day
Bir günde bir duvar inşa ettiler
kusmak
mide içeriğini ağız yoluyla dışarı çıkarmak
He felt sick and started to throw up
Kendini kötü hissetti ve kusmaya başladı
haşere
Sahnedeküçük ve rahatsız edici hayvan veya böcek
Get that bugger out of my room
Şu haşereyi odamdan çıkar
can sıkmak
birini rahatsız etmek veya sinirlerini bozmak
Stop buggering me
Canımı sıkmayı bırak
herif
bir kişi için kullanılan kaba veya argo bir ifade
He is a funny old bugger
O komik bir ihtiyar herif
eskiden yapmak
Sahnedegeçmişte düzenli olarak yapılan ama artık yapılmayan eylemler için kullanılır
I used to swim every day
Eskiden her gün yüzerdim
alışkın
Sahnedebir durumu önceden deneyimlediği için ona aşina olma
I am used to the cold weather
Soğuk havaya alışkınım
alışkın olmak
bir şeyi sık sık yaptığın için ona alışmış olmak
I am used to waking up early
Erken uyanmaya alışkınım
aşina olmak
bir şeyi önceden bildiğin için ona yabancılık çekmemek
I am familiar with these rules
Bu kurallara aşinayım
motor
Sahnedebir araca veya makineye güç veren düzenek
The car engine is new
Araba motoru yeni
motor
bir aracı hareket ettirmek için güç üreten makine
The ship has a huge engine
Geminin devasa bir motoru var
motor
bir taşıtın veya makinenin güç üreten parçası
The car engine is very powerful
Araba motoru çok güçlü
itici güç
bir şeyin gelişmesini veya başarılı olmasını sağlayan temel unsur
Exports are the engine of our economy
İhracat ekonomimizin itici gücüdür
program
Sahnedetelevizyonda veya radyoda yayınlanan içerik
Did you see the programme last night
Dün geceki programı izledin mi
program
planlanmış etkinlikler dizisi
We have a busy programme this week
Bu hafta yoğun bir programımız var
programlamak
bir makineyi belirli bir şekilde çalışacak şekilde ayarlamak
I need to programme the alarm clock
Çalar saati programlamam gerekiyor
tahmin etmek
Sahnedeemin olmadan bir fikir oluşturmak
Can you guess my age
Yaşımı tahmin edebilir misin
tahmin
kesin olarak bilmeden bir cevap verme çabası
I made a guess about the answer
Cevap hakkında bir tahminde bulundum
tahmin
tam olarak emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz fikir
My guess was wrong
Tahminim yanlıştı
planlamak
Sahnedebir şey için hazırlık yapmak
We plan a trip
Bir gezi planlıyoruz
plan
bir şeyi yapmak için yöntem
I have a great plan
Harika bir planım var
plan
bir şeyi yapmaya yönelik düzenleme
We made a plan for the trip
Gezi için bir plan yaptık
yaramaz
Sahnedekötü davranan veya söz dinlemeyen
He is a naughty child
O yaramaz bir çocuk
yaramaz
kurallara uymayan veya kötü davranan
The naughty child did not listen
Yaramaz çocuk söz dinlemedi
çoğunlukla
Sahnedebüyük oranda veya esas olarak
I mainly eat vegetables
Çoğunlukla sebze yerim
beklemek
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini beklemek
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
sabırsızlanmak
bir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
beklemek
kısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
film
Sahnedehareketli görüntülerden oluşan sinema yapıtı
I watched a great film
Harika bir film izledim
filme çekmek
Sahnedekamera ile hareketli görüntüleri kaydetmek
They are filming a movie
Bir film çekiyorlar
film
fotoğraf çekmek için kullanılan ışığa duyarlı maddeyle kaplı ince esnek şerit
I need to buy a new roll of film
Yeni bir rulo film almam gerekiyor
tabaka
bir yüzey üzerindeki çok ince madde kaplaması
There was a thin film of oil on the water
Suyun üzerinde ince bir yağ tabakası vardı
kavga
Sahnedeiki kişi arasındaki fiziksel veya sözlü çatışma
They had a big fight yesterday
Dün büyük bir kavga ettiler
tarz
bir şeyi yapma veya ifade etme biçimi
Her fight is very unique
Onun tarzı çok özgün
azim
güçlü ve kararlı olma niteliği
She showed great fight today
Bugün büyük bir azim gösterdi
mücadele etmek
bir şeyi durdurmak veya engellemek için çok çabalamak
We must fight the disease
Hastalıkla mücadele etmeliyiz
tartışmak
biriyle öfkeli bir anlaşmazlık yaşamak
They often fight about money
Para konusunda sık sık tartışırlar
kavga
insanlar arasındaki öfkeli anlaşmazlık
I heard a fight in the street
Sokakta bir kavga duydum
savaşmak
bir kavgada veya savaşta yer almak
Soldiers fight to protect their country
Askerler ülkelerini korumak için savaşırlar
mücadele etmek
resmi bir yarışmaya veya kampanyaya katılmak
They will fight for the title
Unvan için mücadele edecekler
çabalamak
zor bir şeyi yapmak için büyük gayret göstermek
She had to fight to finish her work
İşi bitirmek için çabalaması gerekti
karşı koymak
bir şeyi durdurmak veya değiştirmek için çok uğraşmak
We must fight against climate change
İklim değişikliğine karşı koymalıyız
edinmek
Sahnedebir şeye sahip olmak
He got a new car
Yeni bir araba edindi
vardı
bir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
haline gelmek
değişip yeni bir duruma girmek
It got dark outside
Dışarısı karardı
anlamak
bir şeyi doğru şekilde kavramak veya duymak
I finally got the message
Sonunda mesajı anladım
kazanan
Sahnedebir oyunu veya yarışmayı kazanan kişi
The winner gets a prize
Kazanan bir ödül alır
galip
bir yarışma veya rekabeti kazanan kişi
He was the winner
Galip oydu
kazanan
çok iyi veya başarılı olan kişi veya şey
This new idea is a real winner
Bu yeni fikir tam bir kazanan
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
fikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
katılmak
Sahnedebir grubun parçası olmak
I want to join the club
Kulübe katılmak istiyorum
eşlik etmek
birinin yanına gitmek
Join us for lunch
Öğle yemeği için bize katılın
evlendirmek
evlilik yoluyla birleştirmek
The priest joined them in marriage
Rahip onları evlilikle birleştirdi
birleştirmek
iki şeyi birbirine bağlamak
Please join these two pieces of rope
Lütfen bu iki ip parçasını birleştirin
sus
Sahnedekonuşmayı bırakmak veya birini susturmak
Please shut up
Lütfen sus
susturmak
birinin konuşmayı bırakmasını sağlamak
Just shut up and listen
Sadece sus ve dinle
susmak
konuşmayı kesmek veya birine sessiz kalmasını söylemek
Please shut up while I am working
Çalışırken lütfen sus
susmak
konuşmayı bırakmak
Please shut up and listen
Lütfen sus ve beni dinle
meraklı
Sahnedeyeni şeyler öğrenmeye istekli
He is a curious student
O, meraklı bir öğrencidir
yapıştırmak
Sahnedeyapışkan kullanarak bir şeyi onarmak
I will glue the broken vase
Kırık vazoyu yapıştıracağım
yapıştırıcı
bir şeyleri birbirine tutturmak için kullanılan yapışkan madde
I need some glue for my project
Projem için biraz yapıştırıcıya ihtiyacım var
yapıştırmak
bir şeyi yapıştırıcı kullanarak tutturmak
Glue the picture to the paper
Resmi kağıda yapıştır
birleştirmek
yapıştırıcıyla iki parçayı tutturmak
They will glue the parts together
Parçaları birbirine birleştirecekler
güneş gözlüğü
Sahnedegözleri güneşten koruyan gözlük
I wear sunglasses in summer
Yazın güneş gözlüğü takarım
lütfen
Sahnedenazik bir ricada bulunmak için kullanılır
Please help me
Lütfen bana yardım et
memnun etmek
birini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
istediğini yapmak
birinin kendi keyfine göre hareket etmesi
You can do as you please
İstediğini yapabilirsin
tamir etmek
Sahnedebozulan bir şeyi yeniden çalışır hale getirmek
Can you fix my bike?
Bisikletimi tamir edebilir misin?
zor durum
zor veya nahoş bir durum
They are in a real fix
Onlar gerçekten zor bir durumda
hile karıştırmak
bir yarışma veya oylama sonucunu önceden haksız yere belirlemek
They tried to fix the election
Seçime hile karıştırmaya çalıştılar
sabitlemek
bir şeyi belli bir yerde duracak şekilde tutturmak
Please fix the shelf to the wall
Lütfen rafı duvara sabitleyin
en iyi dilekler
Sahnedebirine sunulan iyi niyet ve güzel temenniler
Please give her my best
Lütfen ona en iyi dileklerimi ilet
yenmek
bir yarışmada birini mağlup etmek
He bested his opponent
Rakibini yendi
en iyi
en yüksek kalitede veya en uygun
This is the best book
Bu en iyi kitap
iyi olur
birine güçlü bir tavsiye veya uyarı vermek için kullanılır
You had best leave now
Şimdi gitsen iyi olur
fotoğraf
Sahnedekamera ile çekilen resim
I took a photo
Bir fotoğraf çektim
fotoğraf
Sahnedekamera ile çekilen basılı veya dijital görüntü
I took a photo of the cat
Kedinin bir fotoğrafını çektim
pasta
Sahnedeun yumurta ve şeker pişirilerek yapılan tatlı yiyecek
I ate a slice of cake
Bir dilim pasta yedim
tabaka oluşturmak
bir şeyi kalın bir tabaka ile kaplamak
Mud caked his boots
Botları çamurla kaplanmıştı
çok kolay
çok basit veya zahmetsiz olan
The exam was a piece of cake
Sınav çocuk oyuncağıydı
her zamanki
Sahnedenormal olan veya düzenli olarak gerçekleşen
I'll have my usual coffee
Her zamanki kahvemi alacağım
yaygın
çoğu zaman gerçekleşen durum
It is usual to see rain
Burada yağmur görmek yaygındır
normal
standart ve alışılmış olan
It was just a normal day
Sadece normal bir gündü
her zamanki
kişinin genellikle tercih ettiği şey
I will order my usual
Her zamankinden sipariş edeceğim
vermek
Sahnedebir şeyi birinin eline ulaştırmak
I am giving her the book
Kitabı ona veriyorum
cömert
paylaşmaya veya vermeye istekli
He is a very giving person
O çok cömert bir insandır
neden olmak
bir olayın gerçekleşmesine sebep olmak
The storm is giving us problems
Fırtına bize sorunlara neden oluyor
kutlama
bir şeyi kutlamak için insanların bir araya geldiği etkinlik
They organized a giving for the holidays
Tatil için bir kutlama düzenlediler
vermek
birine bir şeyi uzatmak
She is giving me a present
O bana bir hediye veriyor
kovmak
birini işten çıkarmak veya bir yeri terk etmeye zorlamak
They are giving him the boot
Onu işten çıkarıyorlar
atlatmak
seni kovalayan birinden kurtulmayı başarmak
He is giving the guards the slip
Korumaları atlatıyor
muhtemelen
Sahnedebüyük olasılıkla
It will probably rain today
Bugün muhtemelen yağmur yağacak
olduğunda
Sahnedeolduğu zaman veya olur olmaz
Once you finish, we can go
Bitirdiğinde gidebiliriz
bir kez
tek bir sefer
I visited Paris once
Paris'i bir kez ziyaret ettim
bir zamanlar
geçmişte bir zamanda
I once lived here
Bir zamanlar burada yaşadım
derhal
hemen hiç gecikmeden
Do it at once
Bunu derhal yap
ödemek
Sahnedebir şey için para vermek
I have to pay the bill
Faturayı ödemem gerekiyor
işe yaramak
iyi bir sonuç veya avantaj getirmek
Honesty will pay in the end
Dürüstlük sonunda işe yarayacak
göstermek
bir şeye dikkat veya saygı yöneltmek
Please pay attention to the teacher
Lütfen öğretmene dikkat edin
kazançlı olmak
zaman veya çaba harcamaya değmek
It pays to arrive on time
Zamanında gelmek kazançlıdır
ödemek
yapılan işin karşılığında para vermek
They pay the workers every week
İşçilere her hafta ödeme yaparlar
ücretli
yapılan iş karşılığında parası verilmiş
This is a paid position
Bu ücretli bir pozisyon
ücret
yapılan iş için verilen para
He received his pay yesterday
Ücretini dün aldı
dikkat etmek
birine veya bir şeye özen göstermek
Please pay attention to the teacher
Lütfen öğretmene dikkat edin
para kazanmak
yapılan iş karşılığında para elde etmek
This job pays well
Bu iş iyi para kazandırıyor
maaş
bir işte çalışmanın karşılığı olarak alınan para
My pay is deposited monthly
Maaşım her ay yatıyor
borcu ödemek
birine olan borcu geri vermek
I need to pay my credit card debt
Kredi kartı borcumu ödemem gerekiyor
cezasını çekmek
yapılan yanlışın kötü sonucunu yaşamak
You will pay for what you did
Yaptığının cezasını çekeceksin
maaş
iş karşılığında verilen para
I receive my pay every month
Maaşımı her ay alırım
ziyaret etmek
birini veya bir yeri görmeye gitmek
We will pay a visit to the museum
Müzeyi ziyaret edeceğiz
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
Sahnedeiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
bir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
lanet
Sahnedekelimeyi kaba bir şekilde vurgulamak için kullanılır
It is fucking cold outside
Dışarısı lanet soğuk
cinsel ilişki
cinsel birleşme eylemi
They were fucking in the room
Odada cinsel ilişkiye giriyorlardı
berbat
bir şeyi vurgulamak için kullanılan güçlü küfür
This is a fucking mess
Burası berbat bir karmaşa
lanet
bir şeyi güçlü bir şekilde vurgulamak için kullanılır
Get this fucking thing away
Bu lanet şeyi uzaklaştır
berbat
ne kadar kötü veya sinir bozucu olduğunu vurgulamak için kullanılır
This is a fucking mess
Bu berbat bir karmaşa
kahrolası
olumsuz bir kelimeyi vurgulamak için kullanılan çok kaba ifade
He is a fucking idiot
O kahrolası bir aptal
aşırı
son derece anlamında kullanılan kaba zarf
It is fucking cold
Hava aşırı soğuk
lanet
kaba bir şekilde vurgu yapmak için kullanılan ifade
This is a fucking cold day
Bu lanet soğuk bir gün
uygun
Sahnededurum için doğru veya uygun olan
Please use the proper tools
Lütfen uygun araçları kullanın
uygun
bir durum için doğru veya yerinde olan
You should wear proper clothes for the meeting
Toplantı için uygun kıyafetler giymelisin
terbiyeli
toplumsal kurallara uyan ve nazik olan
He is a very proper young man
O çok terbiyeli bir genç adam
uygun
bir durum için doğru veya yerinde olan
Please wear proper shoes for the hike
Lütfen yürüyüş için uygun ayakkabılar giyin
sonraki
Sahnedeşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
yandaki
bir şeye çok yakın veya onun yanında olan
She sat in the next seat
O yandaki koltukta oturdu
seks işçisi
Sahnedepara karşılığında cinsel ilişkiye giren kişi
She worked as a prostitute
Seks işçisi olarak çalıştı
fuhuş yapmak
para karşılığında cinsel ilişkiye girmek
She refuses to prostitute
O fuhuş yapmayı reddediyor
telefonda
Sahnedetelefon aracılığıyla görüşen
She is on the phone right now
O şu anda telefonda
telefonda
telefonla konuşuyor olmak
He is on the phone
O telefonda
telefonda
telefon aracılığıyla konuşuyor olmak
He is on the phone right now
O şu an telefonda
telefonda
telefonla konuşma durumu
She is on the phone with her friend
Arkadaşıyla telefonda konuşuyor
berbat
Sahnedeçok kötü veya düşük kaliteli
This movie is shit
Bu film berbat
kandırmak
birini kandırmak veya ona yalan söylemek
Are you shitting me
Benimle dalga mı geçiyorsun
üzgün
Sahnedepişmanlık duyan veya özür dileyen
I am sorry for being late
Geç kaldığım için üzgünüm
getirmek
Sahnedebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
bir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
peşinden gelmek
birinin arkasından yakın bir şekilde yürümek
The dog likes to bring behind me
Köpek peşimden gelmeyi sever
getirmek
bir şeyi birine teslim etmek
Bring the book to me
Kitabı bana getir
dışarıda
Sahnedebina dışında olan yer
The kids are playing outside
Çocuklar dışarıda oynuyor
dış yüzey
bir şeyin dış kısmı veya yüzeyi
The outside of the box is blue
Kutunun dışı mavidir
dışarıdan
bir grubun veya yerin dışından gelen
He is an outside consultant
O dışarıdan bir danışmandır
hariç
bir şeyin veya bir kimsenin dahil olmadığı durum
Outside of this small issue the project is complete
Bu küçük mesele haricinde proje tamamlandı
teşekkür ederim
Sahnedeminnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
minnettarlık ifade eden söz
I sent a thank-you to my teacher
Öğretmenime bir teşekkür gönderdim
hoşça kal
Sahnedeayrılırken kullanılan bir kelime
Bye, see you tomorrow
Hoşça kal, yarın görüşürüz
bay bay
veda etmenin kısa ve gayriresmi yolu
Bye, mom
Bay bay anne
geri döndürmek
Sahnedebir konuya veya noktaya tekrar dönmek
Please take it back to the beginning
Lütfen konuyu tekrar en başa döndürün
geri almak
daha önce söylenen bir sözü geri çekmek
I take it back
Sözümü geri alıyorum
geri götürmek
bir şeyi aldığın yere geri götürmek
I need to take it back to the store
Onu mağazaya geri götürmem gerekiyor
affedersiniz
Sahnedeözür dilemek veya birinin dikkatini çekmek için kullanılan nazik bir ifade
Excuse me, where is the station?
Affedersiniz, istasyon nerede?
pardon
duyulmayan veya anlaşılmayan bir şeyi tekrar ettirmek için kullanılan ifade
Excuse me could you say that again
Pardon bunu tekrar söyleyebilir misiniz
ortak
Sahnedeiki veya daha fazla kişiye ait olan veya paylaşılan
We have a common goal
Ortak bir hedefimiz var
yaygın
sıkça rastlanan veya birçok yerde bulunan
This is a common mistake
Bu yaygın bir hata
ortak
çok sayıda insan tarafından kullanılan
English is a common language
İngilizce ortak bir dildir
nezaket
kibar davranış ve iyi görgü kuralları
It is common courtesy to say please
Lütfen demek bir nezakettir
rahatlamak
Sahnedesakinleşmek ve gerginliği azaltmak
I need to relax
Rahatlamam gerekiyor
gevşemek
gerginliği azaltmak
I like to relax on weekends
Hafta sonları gevşemeyi severim
rahatlamak
sakinleşmek ve daha az gergin hissetmek
I need to relax after a long day
Uzun bir günden sonra rahatlamam gerekiyor
esnetmek
bir kuralı veya gerekliliği daha az katı hale getirmek
The school decided to relax the rules
Okul kuralları esnetmeye karar verdi
yemin etmek
Sahnedeçok ciddi ve dürüst bir söz vermek
I swear to God that I did not take it
Onu almadığıma yemin ederim
resepsiyon
Sahnedeotellerde veya ofislerde ziyaretçilerin ilk karşılandığı yer
Please check in at the front desk
Lütfen resepsiyonda giriş yapın
danışma
otellerde veya ofislerde misafirlerin karşılandığı bölüm
The front desk is open 24 hours
Danışma 24 saat açıktır
resepsiyon
otel veya ofislerde ziyaretçilerin karşılandığı yer
You can leave your key at the front desk
Anahtarınızı resepsiyona bırakabilirsiniz
haber masası
bir haber kuruluşunda haberlerin yönetildiği bölüm
The story is currently at the front desk
Haber şu anda haber masasında
duyulmak
Sahnedebirçok kişi tarafından öğrenilir hale gelmek
The news will get out eventually
Haber sonunda duyulacak
çıkmak
Sahnedebir yerden veya binadan ayrılmak
You should get out of the house
Evden çıkmalısın
çıkarmak
bir şeyi üretmek veya yayınlamak
They get out a new magazine
Yeni bir dergi çıkarıyorlar
çıkarmak
bir şeyi bir yerin içinden almak
Get the key out of the lock
Anahtarı kilitten çıkar
dışa vurmak
bir duygu veya hissi açığa çıkarmak
You should get out your anger
Öfkeni dışa vurmalısın
uzağa
Sahnedebir şeyi başka bir yere taşımak
Put your toys away
Oyuncaklarını kaldır
durmaksızın
durmadan veya ara vermeden
He was working away
Durmadan çalışıyordu
uzakta
buranın uzağında
The city is far away
Şehir çok uzakta
uzakta
bir yerde bulunmama durumu
He is away for the weekend
O hafta sonu için uzakta
anlaşma
Sahnedeiki veya daha fazla kişi arasında yapılan plan
We made an arrangement to meet at noon
Öğlen buluşmak için bir anlaşma yaptık
düzen
şeylerin yerleştirilme veya düzenlenme biçimi
The arrangement of the furniture is nice
Mobilyaların düzeni güzel
anlaşma
insanlar arasında yapılan plan
We have an arrangement to meet tomorrow
Yarın buluşmak için bir anlaşmamız var
şimdiki zaman
Sahnedeşu an gerçekleşmekte olan zaman
Focus on the present
Şimdiki zamana odaklan
sunmak
birine bir şey vermek veya teklif etmek
She presented him with a gift
Ona bir hediye sundu
tanıtmak
birine kim olduğunu söylemek
Please present yourself to the committee
Lütfen komiteye kendinizi tanıtın
ortaya çıkarmak
bir şeyin olmasına neden olmak
This situation presents a problem
Bu durum bir sorun ortaya çıkarıyor
hızlanmak
Sahnedehızlı gitmek veya bir şeyi hızlandırmak
Don't speed on the highway
Otobanda hız yapma
hız
Sahnedehızlı olma durumu veya hareket hızı
The car traveled at high speed
Araba yüksek hızla gitti
tarz
bir kişinin hoşlandığı veya iyi olduğu şey
That activity is not my speed
O etkinlik benim tarzım değil
amfetamin
yasa dışı uyarıcı bir madde
He was arrested for selling speed
Amfetamin sattığı için tutuklandı
adlandırmak
Sahnedebirine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
isim
Sahnedebir kişiye veya nesneye verilen sözcük
My name is Alex
Benim adım Alex
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
yalnızca
Sahnedebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
tek
eşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
sadece
daha fazlası olmayan
I have only two dollars
Sadece iki dolarım var
bütün
Sahnedebir şeyin tamamı
I ate the whole pizza
Bütün pizzayı yedim
bütün
hiçbir parçası eksik veya hasarlı olmayan
I ate the whole apple
Bütün elmayı yedim
kendini tutmak
Sahnededuygularını kontrol etmek ve dağılmamak
I know it's hard, but you have to keep it together
Zor olduğunu biliyorum ama kendini tutmalısın
başlamak
Sahnedebir işe girişmek
We will get to the main topic soon
Ana konuya yakında başlayacağız
fırsatı olmak
Sahnedebir şeyi yapma şansı bulmak
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma fırsatın var
etkilemek
güçlü bir duygu uyandırmak
His words got to me
Sözleri beni etkiledi
varmak
bir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
rahatsız etmek
birini kızdırmak veya üzmek
His constant talking really gets to me
Onun sürekli konuşması beni gerçekten rahatsız ediyor
varsaymak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu kanıtsız kabul etmek
I suppose you are right
Haklı olduğunu varsayıyorum
sanmak
bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I suppose that you are right
Haklı olduğunu sanıyorum
niyetinde olmak
bir amaç veya plan taşımak
You are supposed to arrive by ten
Ona kadar varman gerekiyor
yani
Sahnedesöylenenleri açıklamak veya duraksamak için kullanılır
I mean, it is a bit expensive
Yani, biraz pahalı
aksi takdirde
Sahnededurum farklı olsaydı
Run otherwise you will be late
Koş yoksa geç kalacaksın
başka türlü
başka bir şekilde veya farklı olarak
I thought otherwise
Ben farklı düşündüm
aksi takdirde
aksi durumda veya başka bir şey olursa
Hurry up, otherwise you will be late
Acele et, aksi takdirde geç kalacaksın
başka türlü
başka bir şekilde
I could not do otherwise
Ben başka türlü yapamazdım
yok olmak
Sahnedemevcut olmamak veya ortadan kalkmak
The pain will go away soon
Ağrı yakında geçecek
gitmek
Sahnedebir yerden ayrılmak
You should go away now
Şimdi gitmelisin
tatile gitmek
kısa bir tatil için başka bir yere seyahat etmek
We will go away for the weekend
Hafta sonu için tatile gideceğiz
öğrenmek
Sahnedeçalışarak veya deneyim yoluyla bilgi veya beceri edinmek
I want to learn English
İngilizce öğrenmek istiyorum
öğretmek
birine bilgi veya beceri kazandırmak
He learned me a new skill
Bana yeni bir beceri öğretti
öğrenmek
bir durum hakkında haber almak
I learned that the meeting is postponed
Toplantının ertelendiğini öğrendim
öğrenmek
yeni bir bilgi veya beceri edinmek
I am learning how to play chess
Satranç oynamayı öğreniyorum
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
pislik
Sahnedekaba veya hoş olmayan kişi
He is such a twat
O tam bir pislik
am
kadın cinsel organı
He used the word twat
O am kelimesini kullandı
aptal
aptal veya sevimsiz bir kimse
Don't be such a twat
Bu kadar aptal olma
gerizekalı
aptal veya sevimsiz kişi
Stop acting like a twat
Bir gerizekalı gibi davranmayı bırak
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
elbette
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
tamam
bir öneriyi veya fikri onaylamak için kullanılan ifade
We can meet later. Sure.
Daha sonra buluşabiliriz. Tamam.
meni
Sahnedeerkek vücudundan gelen spermi içeren sıvı
Spunk contains sperm
Meni sperm içerir
cesaret
zor veya tehlikeli bir şeyi yapma yeteneği
She showed real spunk during the match
Maç sırasında gerçek bir cesaret gösterdi
iyileştirmek
Sahnedebir hastalığı veya sorunu ortadan kaldırmak
The medicine cured her
İlaç onu iyileştirdi
iyileştirmek
hasta birini sağlıklı hale getirmek
The doctor cured the patient
Doktor hastayı iyileştirdi
tuzlayarak saklamak
gıdayı tuz veya dumanla korumak
They cure the meat with salt
Eti tuzlayarak saklarlar
çare
sağlığı geri kazandıran şey
They found a cure for the flu
Gribe bir çare buldular
şeyler
Sahnedegenel olarak nesneler veya eşyalar
I have too much stuff
Çok fazla şeyim var
eşyalar
kişisel eşyalar veya sahip olunanlar
Put your stuff in the car
Eşyalarını arabaya koy
doldurmak
bir şeyi bir yere sıkıca yerleştirmek
She stuffed the bag
Çantayı doldurdu
tıkıştırmak
bir şeyi bir kaba veya boşluğa sıkıca yerleştirmek
I stuffed my clothes into the suitcase
Kıyafetlerimi bavula tıkıştırdım
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
fikrini belirtmek
bir düşünceyi ifade etmek
She says it is a good idea
O bunun iyi bir fikir olduğunu söylüyor
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
geri dönmek
Sahnedebir yere veya konuya tekrar gitmek
I went back to the office
Ofise geri döndüm
geri dönmek
eski haline veya konumuna dönmek
Let's get back to work
Hadi işe geri dönelim
sahte
Sahnedegerçek veya doğru olmayan
This diamond is not real
Bu elmas sahte