

Black Mirror — Season 3 Episode 6
Kelimeler ve anlamları
945 kelime
Seviye
soyu tükenmiş
Sahnedebir türün dünyada artık yaşamıyor olması
Dinosaurs are extinct
Dinozorların soyu tükenmiştir
kayıt
Sahnedeolayların yazılı veya dijital kaydı
Keep a log of your hours
Çalışma saatlerinin kaydını tut
kütük
bir ağaçtan gelen kalın odun parçası
He put a log on the fire
Ateşe bir kütük attı
kütük
bir ağaçtan gelen kalın odun parçası
The log is very heavy
Kütük çok ağır
kaydetmek
bir şeyin resmi yazılı veya sesli kaydını tutmak
Please log your hours worked
Lütfen çalıştığınız saatleri kaydedin
hatayı kabul etmek
Sahnedebir hatayı veya bir şeyin doğru olduğunu itiraf etmek
I hold my hands up that I was wrong
Hatalı olduğumu kabul ediyorum
eller havaya
teslim olmak amacıyla ellerini kaldırmak
Put your hands up
Ellerini havaya kaldır
komşu
Sahnedesize yakın bir yerde yaşayan kişi
My neighbour is very friendly
Komşum çok cana yakın
komşu
yakınında yaşayan kimse
My neighbour is very kind
Komşum çok nazik
komşu
yakınınızda veya yanınızda oturan kişi
My neighbour is very friendly
Komşum çok arkadaş canlısı
kapatmak
Sahnedebir şeyin çalışmasını durdurmak
Please shut it down
Lütfen onu kapat
kendin ol
Sahnededürüst ve samimi davranmak
Always keep it real with your friends
Arkadaşlarına karşı her zaman kendin ol
sıkıca tutmak
Sahnedebir şeyi elinde sıkıca tutmak
He clutched the railing
Korkulukları sıkıca tuttu
portföy çanta
elde taşınan küçük çanta
She carried a gold clutch
Altın rengi bir portföy çanta taşıyordu
kurtarıcı
zor bir durumda çok yararlı veya önemli olan
That extra battery was clutch during the long flight
O yedek pil uzun uçuş sırasında kurtarıcıydı
şimdiki zaman
Sahnedeşu an gerçekleşmekte olan zaman
Focus on the present
Şimdiki zamana odaklan
sunmak
Sahnedebirine bir şey vermek veya teklif etmek
She presented him with a gift
Ona bir hediye sundu
tanıtmak
birine kim olduğunu söylemek
Please present yourself to the committee
Lütfen komiteye kendinizi tanıtın
ortaya çıkarmak
bir şeyin olmasına neden olmak
This situation presents a problem
Bu durum bir sorun ortaya çıkarıyor
başka
Sahnedebelirtilenlerin dışında veya ek olarak
Who else is coming?
Başka kim geliyor?
başka
Sahnedefarklı bir kişi veya şey
I want to go somewhere else
Başka bir yere gitmek istiyorum
başka türlü
farklı bir biçimde
How else can I do this
Bunu başka türlü nasıl yapabilirim
söylemek
Sahnedebirine bir şeyi anlatmak veya söylemek
Tell me your name
Bana adını söyle
ayırt etmek
bir şeyi fark etmek veya tanımak
I can't tell them apart
Onları birbirinden ayırt edemiyorum
ton
Sahnedeağırlık ölçü birimi ya da çok fazla miktar
I have a ton of homework
Tonla ödevim var
istisna
genel kurala dahil olmayan şey
There is a ton to every rule
Her kuralın bir istisnası vardır
kalabalık
çok sayıda insan veya miktar
A ton of people arrived
Bir kalabalık insan geldi
sosyete
İngiliz toplumundaki moda üst sınıf
She belongs to the ton
O sosyete kesiminden
alet takımı
Sahnedebelirli bir amaç için kullanılan aletler bütünü
He bought a new toolkit for home repairs
Ev tamiratları için yeni bir alet takımı satın aldı
suikast
Sahnedeönemli bir kişiyi öldürme eylemi
The assassination shocked the whole nation
Suikast tüm ulusu sarstı
üretmek
Sahnedebir şeyi meydana getirmek veya oluşturmak
This machine generates electricity
Bu makine elektrik üretir
üretmek
bir şeyi ortaya çıkarmak veya oluşturmak
The power plant generates electricity
Güç santrali elektrik üretiyor
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından herkesten önce gelen
She was the first person to arrive
O gelen ilk kişiydi
birinci sınıf
mümkün olan en yüksek standartta
This hotel provides first class service
Bu otel birinci sınıf hizmet sunuyor
başlangıçta
en başta veya başlangıç aşamasında
At first I did not understand
Başlangıçta anlamadım
geri dönmek
Sahnedebir yere veya bir aktiviteye tekrar gitmek
I will get back to work
İşe geri döneceğim
geri almak
kaybedilen bir şeyi yeniden elde etmek
I want to get back my book
Kitabımı geri almak istiyorum
barışmak
bir sorun yaşadıktan sonra biriyle arayı düzeltmek
They decided to get back together
Tekrar bir araya gelmeye karar verdiler
öcünü almak
birine yaptığı kötülüğe karşılık zarar vermek
He wanted to get back at her
Ondan öcünü almak istedi
sokulmak
Sahnedesıcak ve rahat bir biçimde yerleşmek
The cat liked to nestle in the soft blanket
Kedi yumuşak battaniyeye sokulmayı severdi
sokulmak
rahat ve güvenli bir şekilde yerleşmek
She nestled into her warm bed
Yatağına rahatça sokuldu
tarif etmek
Sahnedebir şeyin nasıl olduğunu anlatmak
Can you describe your house?
Evini tarif edebilir misin?
tarif etmek
Sahnedebirinin veya bir şeyin nasıl olduğunu anlatmak
Can you describe him
Onu tarif edebilir misin
tarif etmek
bir şeyin neye benzediğini söylemek
Can you describe your house
Evini tarif edebilir misin
betimlemek
bir şeyi ayrıntılarıyla anlatmak
The author describes the scene well
Yazar manzarayı güzel betimliyor
salt
Sahnedetamamen veya kesinlikle
It was sheer luck
Bu tamamen şanstı
şeffaf
ince ve içini gösteren
She wore a sheer dress
Şeffaf bir elbise giydi
saydam
çok ince ve içinden ışık geçen
The curtains are sheer
Perdeler saydam
milyon
Sahnedebin tane binlikten oluşan sayı
A million people live here
Burada bir milyon insan yaşıyor
fırın
Sahnedeekmek ve pasta gibi ürünlerin yapılıp satıldığı yer
I bought some bread at the bakery
Fırından biraz ekmek aldım
çalışan
Sahnedebir işveren için çalışan kişi
He is a new employee
O, yeni bir çalışan
pençelemek
Sahnedekeskin tırnaklarla bir şeyi yırtmak veya çekmek
The cat clawed the sofa
Kedi kanepeyi pençeledi
pençe
bazı hayvanların ayaklarında bulunan kavisli ve keskin kısım
The eagle has a sharp claw
Kartalın keskin bir pençesi var
içeri girmek
Sahnedebir odaya veya binaya girmek
Please come in
Lütfen içeri girin
mevcut olmak
belirli bir formda satılmak veya bulunmak
This dress comes in red
Bu elbisenin kırmızısı var
gelmek
bir ürünün belirli seçenekleri veya çeşitleri ile sunulması
These shirts come in three sizes
Bu gömlekler üç bedende gelir
dereceye girmek
bir yarışmada belirli bir sırada bitirmek
She came in second in the race
Yarışta ikinci geldi
dahil olmak
bir durumda rol veya görev üstlenmek
Where does the expert come in
Uzman nerede devreye giriyor
uzak durmak
Sahnedebir şeyden kaçınmak veya yaklaşmamak
Stay away from the fire
Ateşten uzak dur
uzakta
birinden veya bir şeyden mesafeli olmak
He lives away from the city
Şehirden uzakta yaşıyor
az kalmış
belirli bir duruma ulaşmaya çok yakın
It is weeks away from being ready
Hazır olmasına haftalar kaldı
tozlaştırmak
Sahnedebitkilerin tohum üretmesini sağlamak için polenleri bir çiçekten diğerine taşımak
Bees pollinate flowers in the garden
Arılar bahçedeki çiçekleri tozlaştırır
kontrol etmek
Sahnedebir şeyi yönetmek veya ona hükmetmek
He can control the robot
Robotu kontrol edebilir
kontrol
Sahnedebir şeyi yönetme veya düzenleme eylemi
She lost control of the car
Arabanın kontrolünü kaybetti
kontrol
deney sonuçlarını karşılaştırmak için kullanılan standart
The scientists used a control for their experiment
Bilim insanları deneyleri için bir kontrol kullandılar
çıplak
Sahnedeüzerinde giysi olmayan
The baby is naked
Bebek çıplak
çıplak
üzerinde hiçbir giysi olmayan
The baby is naked
Bebek çıplak
birey
Sahnedetek bir insan
Every individual has rights
Her bireyin hakları vardır
birey
tek bir kişi veya şey
Every individual has rights
Her bireyin hakları vardır
tek
başka şeylerden ayrı olan
Each part is individual
Her parça ayrıdır
birey
tek bir kişi veya şey
Every individual needs space
Her bireyin alana ihtiyacı vardır
sıfırlamak
Sahnedebir şeyi başlangıç durumuna getirmek
I need to reset my password
Şifremi sıfırlamam gerekiyor
sıfırlamak
bir şeyi yeniden ayarlamak veya başlangıç durumuna getirmek
You should reset your password
Şifrenizi sıfırlamalısınız
bakıcı
Sahnedehasta veya engelli birine bakan kişi
She works as a carer for her grandmother
Büyükannesi için bakıcı olarak çalışıyor
ziyaret etmek
Sahnedebir yere belirli bir süre kalmak için gitmek
I will visit my grandmother tomorrow
Yarın büyükannemi ziyaret edeceğim
ziyaret etmek
birini görmeye gitmek ve onunla vakit geçirmek
I will visit my grandmother
Babaannemi ziyaret edeceğim
musallat olmak
birine kötü bir durum veya sıkıntı vermek
The sickness visited the small town
Hastalık küçük kasabaya musallat oldu
hafta sonu
Sahnedecumartesi ve pazar günleri
I will go to the park this weekend
Bu hafta sonu parka gideceğim
hafta sonu tatili
Cuma akşamından pazar gecesine kadar olan zaman
We are going on a trip for the weekend
Hafta sonu tatili için bir geziye çıkıyoruz
silahlı
Sahnedeelinde silah bulunan
The officer was armed
Memur silahlıydı
donatılmış
bir şeyle teçhiz edilmiş
He was armed with the facts
Gerçeklerle donatılmıştı
silahlı
silah taşıyan veya silah içeren
The soldiers were armed with rifles
Askerler tüfeklerle silahlıydı
cihaz
Sahnedebelirli bir amaç için tasarlanmış ekipman parçası
This is a useful device
Bu faydalı bir cihaz
merkez
Sahnedebelirli bir faaliyet için kullanılan bina veya yer
The shopping centre is open
Alışveriş merkezi açık
merkez
Sahnedebir şeyin tam orta noktası veya kısmı
They met in the centre of the town
Şehrin merkezinde buluştular
basamak
Sahnedeyukarı veya aşağı çıkan basamaklardan her biri
He sat on the bottom stair
En alt basamağa oturdu
tweet atmak
Sahnedebir sosyal medya sitesinde kısa mesaj paylaşmak
She tweeted the news
Haberi tweetledi
kuş cıvıltısı
küçük bir kuşun çıkardığı kısa ve tiz ses
I heard a tweet
Bir kuş cıvıltısı duydum
ciklemek
küçük bir kuş gibi kısa ve tiz ses çıkarmak
The bird started to tweet
Kuş ciklemeye başladı
bin
Sahnede1.000 sayısı
I have a thousand books
Bin kitabım var
müthiş bir
Sahnedeçok veya aşırı anlamında kullanılan vurgu ifadesi
That was a hell of a game
Müthiş bir maçtı
inanılmaz
bir şeyin aşırılığını vurgulamak için kullanılan ifade
It was a hell of a day
İnanılmaz bir gündü
harika
çok etkileyici veya mükemmel olan
He is a hell of a player
O harika bir oyuncu
saat
Sahnede60 dakikaya eşit süre
I will be there in one hour
Bir saat içinde orada olacağım
saat
Sahnedebir günün yirmi dört parçasından biri
We will leave in one hour
Bir saat içinde ayrılacağız
saat
60 dakikalık zaman dilimi
I will be there in an hour
Bir saat içinde orada olacağım
çok
Sahnedebüyük miktarda veya sayıda
I have a lot of work to do
Yapacak çok işim var
arsa
küçük bir toprak parçası
He bought a parking lot
Bir otopark alanı satın aldı
kader
kişinin hayatındaki yazgısı
This is my lot in life
Bu benim hayattaki kaderim
kader
bir kişinin içinde bulunduğu durum veya hayat koşulları
He accepted his lot in life
Hayatındaki kaderini kabullendi
sıklıkla
birçok kez veya sıkça
I see him a lot
Onu sıklıkla görürüm
grup
bir insan topluluğu
That is a loud lot
O gürültülü bir grup
çok miktarda
büyük bir sayı veya miktar
We have a lot of time
Çok miktarda vaktimiz var
az miktarda
küçük bir sayı veya miktar
That is a lot less
O az miktarda
fazlasıyla
büyük ölçüde
I like it a lot
Onu fazlasıyla seviyorum
kader
birinin hayatındaki koşullar veya durum
He accepted his lot in life
Hayatındaki kaderini kabullendi
kadar
Sahnedebir eylem gerçekleşene dek
Do not leave until I return
Ben dönene kadar ayrılma
kadar
bir zamana kadar
Wait until tomorrow
Yarına kadar bekle
kadar
belirli bir zamana kadar
We stayed until noon
Öğlene kadar kaldık
teşekkür
Sahnedeminnettarlık ifadesi
He sent his thanks
Teşekkürlerini gönderdi
teşekkürler
birine minnettar olduğunu söylemek
Thanks for the help
Yardım için teşekkürler
teşekkürler
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan kısa bir ifade
Thanks for your help
Yardımın için teşekkürler
ifade
Sahnedegerçeklerin resmi bir beyanı
The witness gave her testimony in court
Tanık mahkemede ifadesini verdi
tanıklık
mahkemede verilen resmi ifade
Her testimony helped solve the case
Tanıklığı davanın çözülmesine yardımcı oldu
başarmak
Sahnedebir hedefe ulaşmak veya başarılı olmak
She finally made it
Sonunda başardı
gerçekleştirmek
bir şeyin meydana gelmesini sağlamak
We will make it happen
Bunu gerçekleştireceğiz
toparlamak
bir yeri temiz ve düzgün hale getirmek
I need to make it tidy
Onu toparlamam gerek
hayatta kalmak
zor bir deneyimden sağ çıkmak veya dayanmak
Many people did not make it through the storm
Fırtınada birçok insan hayatta kalamadı
garipleştirmek
bir durumu utanç verici hale getirmek
Do not make it awkward
Durumu garipleştirme
iyileştirmek
bir şeyi daha iyi hale getirmek
You can make it better
Bunu iyileştirebilirsin
az kalorili yapmak
normalden daha az kalori içerecek şekilde hazırlamak
Can you make it low calorie
Bunu az kalorili yapabilir misin
mümkün kılmak
bir şeyin gerçekleşmesini sağlamak
You made it possible
Bunu sen mümkün kıldın
gibi duyurmak
bir şeyin belirli bir nitelikte duyulmasını sağlamak
Do not make it sound bad
Kötü duyulmasını sağlama
kötüleştirmek
bir şeyi daha tatsız hale getirmek
Do not make it worse
Durumu kötüleştirme
yetişmek
bir yere zamanında ulaşmak
I will make it to the concert
Konsere yetişeceğim
hale getirmek
bir şeyi belirli bir duruma sokmak
Please make it easy
Lütfen bunu kolay bir hale getir
aradı
Sahnedebirini telefonla arama eyleminin geçmiş zaman hali
I rang her yesterday
Onu dün aradım
çaldı
bir telefon veya zil ses çıkardı
The telephone rang
Telefon çaldı
ay
Sahnedeotuz gün civarındaki zaman dilimi
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
ay
Sahnedeyılın on iki bölümünden biri
February is the second month of the year
Şubat yılın ikinci ayıdır
aylık
bir ay süren veya kapsayan
It was a six-month project
Bu altı aylık bir projeydi
ay
yılın on iki bölümünden her biri
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
ucuz
Sahnededüşük fiyatlı
This shirt is very cheap
Bu gömlek çok ucuz
kalitesiz
düşük kaliteli veya değersiz
This is a cheap plastic toy
Bu kalitesiz bir plastik oyuncak
cimri
para harcamak istemeyen
He is too cheap to buy a gift
Hediye almayacak kadar cimri
sonraki
Sahnedeşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
yandaki
bir şeye çok yakın veya onun yanında olan
She sat in the next seat
O yandaki koltukta oturdu
karşılamak
Sahnedevaran birini selamlamak
They welcomed the guests
Misafirleri karşıladılar
hoş karşılanan
memnuniyetle karşılanan veya istenen
You are welcome here
Burada isteniyorsunuz
serbest
bir şeyi yapmasına izin verilen
Questions are welcome
Sorular serbesttir
katkıda bulunmak
Sahnedepara veya yardım vererek destek olmak
Everyone chipped in to buy the gift
Hediyeyi almak için herkes katkıda bulundu
olmak
Sahnedebir şeye dönüşmek veya bir duruma gelmek
He grew tired
Yorulmaya başladı
büyümek
Sahnedeboyut veya boy olarak artmak
The plant grew taller
Bitki daha fazla uzadı
büyümek
yaşça büyümek
Children grow quickly
Çocuklar hızlı büyür
yetiştirmek
bitki veya saç gibi şeylerin gelişmesini sağlamak
They grow tomatoes in the garden
Bahçede domates yetiştiriyorlar
büyümek
bir canlının fiziksel veya zihinsel olgunluğa ulaşması
Children grow up very fast
Çocuklar çok hızlı büyür
artmak
bir şeyin miktarının veya sayısının çoğalması
The demand for goods continues to grow
Ürünlere olan talep artmaya devam ediyor
büyümek
fiziksel olarak boyutunun genişlemesi veya gelişmesi
Children grow very quickly
Çocuklar çok hızlı büyür
endişelenmek
bir durum karşısında kaygı duymaya başlamak
I began to grow worried about the weather
Hava durumu hakkında endişelenmeye başladım
kayıt
Sahnedesonradan kullanılmak üzere saklanan ses veya görüntü
I listened to the recording
Kaydı dinledim
kayıt
ses veya görüntü gibi verilerin daha sonra kullanılmak üzere saklanması
Please listen to this recording carefully
Lütfen bu kaydı dikkatlice dinleyin
plak
müzik veya ses depolayan düz disk
This is an old vinyl recording
Bu eski bir plak kaydı
palto
Sahnedesıcak tutmak için giyilen dış giysi
I wear a coat in winter
Kışın palto giyerim
kaban
diğer kıyafetlerin üzerine giyilen uzun dış giysi
This coat is very long
Bu kaban çok uzun
katman
bir yüzeye yayılan ince tabaka
He applied a second coat of paint
İkinci kat boyayı uyguladı
kaban
soğuk havalarda vücudu sıcak tutmak için giyilen üst giysi
Put on your coat before going outside
Dışarı çıkmadan önce kabanını giy
başına
Sahnedeher bir birim için geçerli olan miktar
It costs ten dollars per person
Kişi başı on dolar tutuyor
gereğince
birinin dediğine veya kurallara uygun şekilde
Per your request I have attached the file
İsteğin gereğince dosyayı ekledim
daha iyi
Sahnededaha yüksek kaliteli veya daha sağlıklı
This is a better plan
Bu daha iyi bir plan
daha iyi
daha yüksek bir ölçüde
I understand it better now
Onu şimdi daha iyi anlıyorum
iyileştirmek
bir şeyi veya birini daha iyi hale getirmek
He wants to better his English
İngilizcesini iyileştirmek istiyor
iyi olur
bir şeyin yapılması gerektiğini veya mantıklı olduğunu belirtmek için kullanılır
You had better leave now
Şimdi gitsen iyi olur
tema
Sahnedebir eserdeki ana konu veya fikir
The theme of the book is love
Kitabın teması aşk
tema
bir tartışma veya etkinliğin ana konusu
The theme of the conference is climate change
Konferansın teması iklim değişikliğidir
tema
bir müzik eserinin ana melodisi
The movie has a catchy musical theme
Filmin akılda kalıcı bir müzik teması var
tema
bir eserdeki ana konu veya fikir
The theme of the movie is love
Filmin teması aşk
lezzetli
Sahnedetadı çok güzel olan
This cake is delicious
Bu kek lezzetli
lezzetli
çok hoş veya tatmin edici olan
This cake is delicious
Bu kek çok lezzetli
baştan savmak
Sahnedebirini veya bir durumu dikkate almadan reddetmek
He brushed off my advice
Tavsiyemi baştan savdı
başından savmak
birini veya bir şeyi dikkate almamak
He brushed off my concerns
Endişelerimi başından savdı
dikkatli
Sahnedetehlike veya hatalardan kaçınmak için özen gösteren
Be careful
Dikkatli ol
tetiklemek
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesine neden olmak
This can trigger an allergy
Bu bir alerjiyi tetikleyebilir
tetik
silahı ateşlemek için çekilen parça
He pulled the trigger
Tetiği çekti
tetik
silahı ateşlemek için çekilen mekanizma
He pulled the trigger
Tetiği çekti
herhangi bir şey
Sahnedeherhangi bir nesne veya madde
I can eat anything
Herhangi bir şeyi yiyebilirim
hiçbir şey
herhangi bir nesne veya madde
I don't have anything
Hiçbir şeyim yok
kişi
Sahnedeinsan olan varlık
He is a good person
O iyi bir kişidir
birey
Sahnedetek bir kişiyi ifade eden terim
Every person is different
Her birey farklıdır
insan
genel anlamda insan türü
A person needs sleep
Bir insanın uykuya ihtiyacı vardır
şahıs
belirli bir kimse
I know that person
O şahsı tanıyorum
uzak durmak
Sahnedeyaklaşmamak
Please stay back
Lütfen uzak durun
geride kalmak
bir yerde durmaya devam etmek
Please stay back while the others leave
Diğerleri giderken lütfen geride kal
cezasını çekmek
Sahnedeyapılan bir hatanın kötü sonuçlarına katlanmak
you will pay for it later
bunun cezasını daha sonra çekeceksin
getirmek
Sahnedebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
Sahnedebir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
peşinden gelmek
birinin arkasından yakın bir şekilde yürümek
The dog likes to bring behind me
Köpek peşimden gelmeyi sever
getirmek
bir şeyi birine teslim etmek
Bring the book to me
Kitabı bana getir
utanmış
Sahnedeutanç veya suçluluk hisseden
He felt ashamed of his mistake
Hatasından dolayı utandı
evde
Sahnedeyaşadığı yerde olmak
He is at home
O evde
evinde gibi
bir yerde mutlu ve rahat hissetmek
I feel at home here
Burada kendimi evimde gibi hissediyorum
saklamak
Sahnedebir şeye sahip olmaya devam etmek
She kept the book
Kitabı sakladı
tutmak
bir şeyi belirli bir yerde bulundurmak
I kept the keys in my pocket
Anahtarları cebimde tuttum
kaldı
bir şey olana kadar bir yerde durmak
He kept inside until the rain stopped
Yağmur durana kadar içeride kaldı
devam etti
bir eylemi sürekli olarak yapmak
He kept waiting for the bus
O otobüsü beklemeye devam etti
hazır
Sahnedekullanıma hazır hale getirilmiş
All the plans are in place
Tüm planlar hazır
yerinde
hareket etmeden olduğu yerde duran
He ran in place for ten minutes
On dakika boyunca olduğu yerde koştu
dahili
Sahnedebir cihazın içine yerleştirilmiş veya ona entegre edilmiş
The computer has on-board memory
Bilgisayarın dahili belleği var
araçta
bir taşıtın içinde veya üzerinde
All passengers are on board
Tüm yolcular araçta
hemfikir
bir planı veya fikri destekleyen
Is everyone on board with the plan
Herkes plana hemfikir mi
taşıt içinde
bir gemi uçak veya trenin içerisinde bulunma
There are fifty passengers on board
Taşıtta elli yolcu var
hemfikir
bir fikri veya kararı desteklemek
I am on board with your suggestion
Önerinle hemfikirim
dahil
bir ekibe veya projeye katılmayı kabul etmek
We are happy to have you on board
Aramıza katıldığın için mutluyuz
hemfikir
bir fikri veya planı desteklemek
Are you on board with the new plan
Yeni plana hemfikir misin
dahil
bir plana veya etkinliğe katılmak
We are glad you are on board for this project
Bu projeye dahil olduğun için mutluyuz
taşıtta
bir gemi uçak veya başka bir araç içinde olmak
There are many passengers on board the flight
Uçuşta birçok yolcu var
grup üyesi
bir topluluğun parçası olarak dahil edilmiş
Everyone on board must work together
Gruptaki herkes birlikte çalışmalı
takımda
bir ekip veya projenin parçası olmak
He is now on board with our team
O artık takımımızda
katılımcı
bir grup veya etkinliğin parçası olmak
I am on board to help with the event
Etkinliğe yardım etmek için katılımcıyım
destekçi
bir planı veya fikri onaylayan
She is on board with the proposed changes
Önerilen değişiklikleri destekliyor
oturmak
Sahnedebir yerde bulunmak veya kalmak
Please sit on that chair
Lütfen o sandalyeye otur
oturmak
ağırlığı kalçaya vererek sandalye veya zemin üzerinde durma eylemi
Please sit on this chair
Lütfen bu sandalyeye otur
yer almak
bir kurul veya komisyonda görevli bulunmak
She sits on the jury
O jüride yer alıyor
oturtmak
birinin oturmasını sağlamak
I will seat the guests
Misafirleri oturtacağım
teşekkür etmek
Sahnedebirine minnettarlığını bildirmek
I want to thank you
Sana teşekkür etmek istiyorum
teşekkür
Sahnedeminnet veya şükran ifadesi
Many thanks for the help
Yardım için çok teşekkürler
geçen
Sahnedeşimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
son
diğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
sürmek
bir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
çocuk
Sahnedeküçük yaşta insan veya çocuklara yönelik
We played in the kiddy pool
Çocuk havuzunda oynadık
havlu
Sahnedebir şeyleri kurulamak için kullanılan kumaş parçası
Please give me a towel
Lütfen bana bir havlu ver
deli
Sahnedeakıl hastası veya çok garip davranan kişi
He is a complete lunatic
O tam bir deli
alışılmadık
Sahnedenormal olmayan veya nadir görülen
It is unusual to snow here in April
Burada nisan ayında kar yağması alışılmadık bir durumdur
sıradışı
alışılmışın dışında olan
She has an unusual talent
Onun sıradışı bir yeteneği var
güvenli
Sahnedetehlikeden veya zarardan korunmuş
This is a secure location
Burası güvenli bir yer
sabitlemek
Sahnedebir şeyi hareket etmeyecek şekilde sağlamca tutturmak
Please secure the rope to the post
Lütfen halatı direğe sabitleyin
kendinden emin
kendinden emin ve güvende hissetmek
She feels secure in her job
İşinde kendini güvende hissediyor
elde etmek
bir şeyi çaba göstererek kazanmak
They managed to secure a loan
Bankadan kredi almayı başardılar