

Black Mirror — 3. Sezon Bölüm 6
Kelimeler ve anlamları
945 kelime
Seviye
konuşmak
Sahnedebiriyle sözlerle iletişim kurmak
I can speak English
İngilizce konuşabiliyorum
konuşabilmek
bir dilde iletişim kurma becerisi
Do you speak Spanish
İspanyolca konuşabilir misin
konuşmak
tam şu anda bir şeyler ifade etmek
I am speaking right now
Şu anda konuşuyorum
konuşmak
birine sözcükler söylemek
Please speak slowly
Lütfen yavaş konuşun
hitap etmek
birine sözcükler söylemek
He speaks to the crowd
Kalabalığa hitap ediyor
banyo
Sahnedeyıkanmak için kullanılan yer veya küvet
The bath is large
Banyo büyük
banyo
Sahnedevücudun küvette yıkanması eylemi
I take a bath every day
Her gün banyo yaparım
banyo
kuşların yıkanması için kullanılan su kabı
The birds played in the bath all day
Kuşlar bütün gün banyoda oynadı
yıkamak
birini veya bir şeyi su ile temizlemek
Please bath the baby gently
Lütfen bebeği nazikçe yıka
ucuz
Sahnededüşük fiyatlı
This shirt is very cheap
Bu gömlek çok ucuz
kalitesiz
düşük kaliteli veya değersiz
This is a cheap plastic toy
Bu kalitesiz bir plastik oyuncak
cimri
para harcamak istemeyen
He is too cheap to buy a gift
Hediye almayacak kadar cimri
edinmek
Sahnedebir şeye sahip olmak
He got a new car
Yeni bir araba edindi
vardı
bir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
haline gelmek
değişip yeni bir duruma girmek
It got dark outside
Dışarısı karardı
anlamak
bir şeyi doğru şekilde kavramak veya duymak
I finally got the message
Sonunda mesajı anladım
desteklemek
Sahnedebir şeyi güçlü veya başarılı tutmaya yardım etmek
The government acted to prop up the economy
Hükümet ekonomiyi desteklemek için harekete geçti
sürmek
Sahnedebir maddeyi bir yüzeye yaymak
She smeared butter on the toast
Tostun üzerine tereyağı sürdü
karalama
birinin itibarını zedelemek için yapılan asılsız iddia
They spread a smear about her
Onun hakkında bir karalama yaydılar
alan
Sahnedebir yüzeyin veya boşluğun bir parçası
This is a quiet area
Burası sessiz bir alan
alan
belirli bir yer veya bölge
This is a play area for children
Burası çocuklar için bir oyun alanı
alan
bir konu veya durumun parçası
He is an expert in this area
O bu alanda bir uzmandır
emeklemek
Sahnedeeller ve dizler üzerinde yavaşça hareket etmek
The baby is starting to crawl
Bebek emeklemeye başlıyor
bar turu
bir gecede birden fazla mekanı gezmeyi içeren sosyal etkinlik
We joined a pub crawl in the city
Şehirde bir bar turuna katıldık
sürünmek
çok yavaş bir hızla ilerlemek
The baby started to crawl
Bebek sürünmeye başladı
patika
Sahnedetakip edilen yol veya iz
We followed the hiking trail
Yürüyüş patikasını takip ettik
geride kalmak
bir yarışmada veya oyunda arkada olmak
Our team is trailing by two points
Takımımız iki puan geride
takip etmek
birini gizlice izlemek
The detective trailed the suspect
Dedektif şüpheliyi takip etti
planlar
Sahnedebir şeyi yapmak için hazırlanan düzenli sistem
He has several schemes to make money
Para kazanmak için birkaç planı var
plan çevirmek
gizli ve kurnazca planlar yapmak
He schemes to take over the company
O şirketi devralmak için planlar çeviriyor
hareket etmek
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
Please move your car
Lütfen arabanızı hareket ettirin
hamle
yapılan bir eylem veya adım
It was a smart move
Akıllıca bir hamleydi
duygulandırmak
birini güçlü duygular hissetmeye yöneltmek
Her story really moved me
Hikayesi beni gerçekten duygulandırdı
hızla satılmak
genellikle düşük fiyata hızlıca elden çıkarılmak
These cheap goods move very fast
Bu ucuz ürünler hızla satılıyor
hareket etmek
bir yerini değiştirmek veya yeni bir yere gitmek
We will move to a new house
Yeni bir eve taşınacağız
taşınmak
yaşanılan yeri değiştirmek
We will move to a new house next month
Gelecek ay yeni bir eve taşınacağız
tersine mühendislik yapmak
Sahnedebir şeyin nasıl çalıştığını anlamak için incelemek
They decided to reverse engineer the software
Yazılıma tersine mühendislik yapmaya karar verdiler
Soru sormak
Sahnedebirinden bilgi almak amacıyla bir şey sormak
She wanted to question him about the project
Proje hakkında ona soru sormak istedi
sorgulamak
bir şey hakkında şüphe belirtmek
I question his honesty
Onun dürüstlüğünü sorguluyorum
Söz konusu
Üzerinde tartışılan konu
This is the issue in question
Söz konusu olan mesele budur
pasta
Sahnedeun yumurta ve şeker pişirilerek yapılan tatlı yiyecek
I ate a slice of cake
Bir dilim pasta yedim
tabaka oluşturmak
bir şeyi kalın bir tabaka ile kaplamak
Mud caked his boots
Botları çamurla kaplanmıştı
çok kolay
çok basit veya zahmetsiz olan
The exam was a piece of cake
Sınav çocuk oyuncağıydı
övmek
Sahnedebeğenisini veya takdirini ifade etmek
The teacher commended the student for her hard work
Öğretmen öğrenciyi sıkı çalışmasından dolayı övdü
emanet etmek
bir şeyi koruması için birine vermek
She commended the child to his care
Çocuğu onun bakımına emanet etti
kalmak
Sahnedebir yerde bulunmaya devam etmek
Please stay here
Lütfen burada kal
uyanık kalmak
tamamen uyanık ve net düşünebilir durumda olmak
I need to stay awake
Uyanık kalmam gerekiyor
kalmak
bir yerde belirli bir süre konaklamak
We will stay in a hotel
Bir otelde kalacağız
kalış
bir yerde geçirilen süre
We enjoyed our stay in London
Londra'daki kalışımızdan keyif aldık
alakasız
Sahnedebir şeyle hiçbir bağlantısı olmayan
The two events are unrelated
Bu iki olayın birbiriyle ilgisi yok
ilaç veya uyuşturucu
Sahnedevücudu etkileyen kimyasal madde
This drug helps you sleep
Bu ilaç uyumanıza yardımcı olur
arkadaş
çok sevilen bir kişi
He is a good drug
O iyi bir arkadaş
ilaç vermek
birine vücudunu etkileyen bir madde vermek
They drug the patient
Hastaya ilaç veriyorlar
hükümet
Sahnedebir ülkeyi kontrol eden grup
The government passed a new law
Hükümet yeni bir yasa çıkardı
yönetim
Sahnedebir ülkeyi veya bölgeyi yöneten kişiler grubu
Local government manages the city
Yerel yönetim şehri idare eder
suikast
Sahnedeönemli bir kişiyi öldürme eylemi
The assassination shocked the whole nation
Suikast tüm ulusu sarstı
parça
Sahnedebütünün bir kısmı
The engine has many parts
Motorun birçok parçası var
rol
film veya tiyatrodaki karakter
He played a small part
Küçük bir rol oynadı
ayrılmak
birbirinden uzaklaşmak
They parted at the airport
Havalimanında ayrıldılar
vuhuu
Sahnedeheyecan veya sevinç belirten ünlem
Whoo! We won the game!
Vuhuu! Maçı kazandık!
vuhuu
heyecan göstermek için yüksek sesle bağırmak
They yelled whoo after the goal
Golden sonra vuhuu diye bağırdılar
uhu
siren veya yüksek bir çığlığı taklit etmek için çıkarılan ses
The crowd shouted whoo
Kalabalık uhu diye bağırdı
artırılmış
Sahnededaha büyük veya fazla hale getirilmiş
There is an increased risk
Artırılmış bir risk var
artırmak
bir şeyi daha büyük veya fazla hale getirmek
They increased the price
Fiyatı artırdılar
artmış
daha büyük veya daha çok hale gelmiş
The number of visitors has increased
Ziyaretçi sayısı arttı
keyif almak
Sahnedebir şeyden zevk almak
I enjoy reading books
Kitap okumaktan keyif alırım
tamir etmek
Sahnedebozuk bir şeyi yeniden çalışır hale getirmek
Can you fix it?
Onu tamir edebilir misin?
ayarlamak
bir şey için gerekli düzenlemeleri yapmak
I will fix the meeting time
Toplantı saatini ayarlayacağım
tamir etmek
bozuk bir şeyi yeniden çalışır hale getirmek
I will fix it tomorrow
Yarın onu tamir edeceğim
uzak durmak
Sahnedebir şeyden kaçınmak veya yaklaşmamak
Stay away from the fire
Ateşten uzak dur
uzakta
birinden veya bir şeyden mesafeli olmak
He lives away from the city
Şehirden uzakta yaşıyor
az kalmış
belirli bir duruma ulaşmaya çok yakın
It is weeks away from being ready
Hazır olmasına haftalar kaldı
uzakta
bir yerden belli bir mesafede olma durumu
He is away from home
O evden uzakta
anten direği
Sahnederadyo veya televizyon antenlerini taşıyan uzun direk
The radio mast was very tall
Radyo direği çok uzundu
direk
gemilerde yelkenleri tutan uzun direk
The wind broke the ship's mast
Rüzgar geminin direğini kırdı
yaşam alanı
Sahnedebir canlının doğal olarak yaşadığı yer
The forest is the natural habitat of many animals
Orman birçok hayvanın doğal yaşam alanıdır
azarlamak
Sahnedebirini yanlış bir şey yaptığı için kızgınca uyarmak
The teacher told him off for talking in class
Öğretmen, sınıfta konuştuğu için onu azarladı
ipucu
Sahnedebir problemi veya gizemi çözmeye yardımcı olan bilgi parçası
The police followed a new lead in the case
Polis vakada yeni bir ipucunu takip etti
yol göstermek
yolu göstermek veya yönetmek
She will lead the group
Gruba o yol gösterecek
kurşun
ağır ve yumuşak bir metal
Lead is a heavy metal
Kurşun ağır bir metaldir
başrol
bir film veya tiyatro oyunundaki ana karakter
She played the lead in the movie
Filmde başrolü o oynadı
komşu
Sahnedesize yakın bir yerde yaşayan kişi
My neighbour is very friendly
Komşum çok cana yakın
komşu
yakınında yaşayan kimse
My neighbour is very kind
Komşum çok nazik
komşu
yakınınızda veya yanınızda oturan kişi
My neighbour is very friendly
Komşum çok arkadaş canlısı
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
yazı tipi
Sahnedebelirli bir tasarıma sahip harf ve rakam kümesi
I like this font
Bu yazı tipini seviyorum
kaynak
bir şeyin geldiği yer
The professor is a font of knowledge
Profesör bir bilgi kaynağıdır
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
tamam
Sahnedeanlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
tuzağa düşürmek
Sahnedebirini kaçamayacağı şekilde yakalamak veya tutmak
The hunters trapped the wolf
Avcılar kurdu tuzağa düşürdü
kapan
Sahnedehayvanları veya insanları yakalamak için kullanılan düzenek
He set a trap for the mouse
Fare için bir kapan kurdu
tuzak
birini istenmeyen bir şeye yönlendiren tehlikeli durum
This contract is a trap
Bu sözleşme bir tuzak
ağız
konuşmak veya yemek yemek için kullanılan yüzdeki açıklık
Keep your trap shut
Ağzını kapalı tut
izlemek
Sahnedebir şeyi dikkatlice izlemek veya kontrol etmek
We must monitor the temperature
Sıcaklığı izlemeliyiz
monitör
bir şeyi izleyen veya kontrol eden makine
The doctor checked the heart monitor
Doktor kalp monitörünü kontrol etti
gözetmen
bir yeri veya etkinliği izleyen kişi
The exam monitor walked around the room
Sınav gözetmeni odada dolaştı
monitör
görüntüleri veya metinleri gösteren cihaz
He bought a new monitor for his computer
Bilgisayarı için yeni bir monitör aldı
sıkıca tutmak
Sahnedebir şeyi elinde sıkıca tutmak
He clutched the railing
Korkulukları sıkıca tuttu
portföy çanta
elde taşınan küçük çanta
She carried a gold clutch
Altın rengi bir portföy çanta taşıyordu
kurtarıcı
zor bir durumda çok yararlı veya önemli olan
That extra battery was clutch during the long flight
O yedek pil uzun uçuş sırasında kurtarıcıydı
uygun
Sahnedebelirli bir durum için doğru olan
He is not fit for the job
Bu iş için uygun değil
formda
güçlü ve fiziksel olarak sağlıklı
She exercises to stay fit
Formda kalmak için egzersiz yapıyor
nöbet
aniden gelen güçlü bir duygu veya davranış
He had a fit of anger
Bir öfke nöbeti geçirdi
uymak
bir şeyin bir yere girecek doğru boyutta veya şekilde olması
The key fits the lock perfectly
Anahtar kilide tam uyuyor
hırpalanmış
Sahnedesürekli ve sert darbeler sonucu zarar görmüş
She repaired the battered suitcase
Hırpalanmış bavulu tamir etti
stres
Sahnedezor durumların neden olduğu endişe veya zihinsel gerginlik
High stress affects your health
Yüksek stres sağlığınızı etkiler
vurgulamak
bir şeye özel önem vermek
I want to stress this point
Bu noktayı vurgulamak istiyorum
gerilme
bir nesne üzerine uygulanan kuvvet
The bridge cannot take too much stress
Köprü çok fazla gerilmeye dayanamaz
stres yaratmak
birini kaygılı veya endişeli hale getirmek
This project stresses me
Bu proje bende stres yaratıyor
engellilik
Sahnedebir kişinin hareketlerini veya duyularını sınırlayan fiziksel veya zihinsel durum
He is learning to live with his disability
O engeliyle yaşamayı öğreniyor
engellilik
normal bir işlevi sınırlayan durum
He has a physical disability
Onun fiziksel bir engeli var
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
Sahnedefikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
başlamak
Sahnedebir şeye başlamak
Let's begin the lesson
Hadi derse başlayalım
fırsat
Sahnedeuygun bir zaman veya durum
This is a great opportunity
Bu harika bir fırsat
fırsat
bir şeyi yapabilme imkanı sağlayan iyi durum
This job is a great opportunity
Bu iş harika bir fırsat
katılmak
Sahnedebirine veya bir şeye aynı fikirde olmak
I will go along with your idea
Fikrine katılacağım
eşlik etmek
bir şeyle aynı zamanda gerçekleşmek veya var olmak
High fever often goes along with the flu
Yüksek ateş genellikle gribe eşlik eder
kabullenmek
bir şeye itiraz etmeden kabul etmek
I will go along with your plan
Planını kabulleneceğim
desteklemek
bir fikri veya kararı benimseyip yanında olmak
We decided to go along with their idea
Onların fikrini desteklemeye karar verdik
kabul etmek
bir fikri veya kararı desteklemek
I will go along with your plan
Planını kabul edeceğim
özümsemek
Sahnedebilgiyi alıp anlamak
It takes time to absorb new information
Yeni bilgileri özümsemek zaman alır
emmek
bir sıvıyı veya maddeyi içine çekmek
The sponge absorbs water
Sünger suyu emer
bünyesine katmak
daha küçük bir kuruluşu kontrol altına almak
The large firm will absorb the smaller company
Büyük firma küçük şirketi bünyesine katacak
görünmek
Sahnedebir şeyin dışarıdan nasıl bir izlenim bıraktığı
She looks tired today
Bugün yorgun görünüyor
dış görünüş
birinin fiziksel görünümü, özellikle çekiciliği
He has good looks
Onun iyi bir dış görünüşü var
aramak
bir şeyi bulmaya çalışmak
She looks for her keys
O anahtarlarını arıyor
görünmek
bir şeyin dışarıdan verdiği izlenim
She looks happy today
O bugün mutlu görünüyor
gibi durmak
bir izlenim bırakmak
He looks like his father
Babası gibi duruyor
belirtmek
Sahnedebir şeyi işaret etmek veya bildirmek
Please indicate your choice
Lütfen seçiminizi belirtiniz
bağlamak
Sahnedebir hayvanı bir direğe veya sabit bir nesneye bağlamak
He tethered the goat to a stake
Keçiyi bir kazığa bağladı
ekmek kırıntısı
Sahnedeekmeğin kopan küçük parçası
He dropped a breadcrumb on the table
Masaya bir ekmek kırıntısı düşürdü
drone
Sahnedepilotu olmayan uzaktan kumandalı küçük hava aracı
He bought a new drone
Yeni bir drone satın aldı
robot gibi çalışan
sıkıcı ve tekrarlayan işleri yapan kişi
He is just a drone in the office
O ofiste sadece robot gibi çalışan biri
vızıldamak
alçak perdeden sürekli bir ses çıkarmak
The motor droned in the distance
Motor uzaktan vızıldıyordu
tekdüze konuşmak
sıkıcı bir şekilde uzun süre konuşmak
The teacher droned on for an hour
Öğretmen bir saat boyunca tekdüze konuştu
orospu
Sahnedebir kişiye karşı kullanılan çok kaba ve hakaret içerikli bir söz
He was being a complete cunt
Tam bir orospu gibi davranıyordu
am
kadın cinsel organı için kullanılan çok kaba bir sözcük
The word is a vulgar term for female genitalia
O kelime kadın cinsel organı için kaba bir terimdir
pislik
sevimsiz ya da aptal bir insan için kullanılan çok kaba bir sözcük
Some people call an unpleasant person a cunt
Bazı insanlar hoş olmayan birine pislik derler
veya benzeri
Sahnedeveya buna benzer bir şey
Do you want some tea or something?
Çay veya benzeri bir şey ister misin?
falan
veya benzeri bir şey
Do you want coffee or something
Kahve falan ister misin
dış yüzey
Sahnedebir şeyin dış kısmı veya yüzeyi
The outside of the box is blue
Kutunun dışı mavidir
dışarıdan
Sahnedebir grubun veya yerin dışından gelen
He is an outside consultant
O dışarıdan bir danışmandır
dışarıda
Sahnedebina dışında olan yer
The kids are playing outside
Çocuklar dışarıda oynuyor
hariç
bir şeyin veya bir kimsenin dahil olmadığı durum
Outside of this small issue the project is complete
Bu küçük mesele haricinde proje tamamlandı
göstermek
Sahnedebir şeyi birinin görmesini sağlamak
Show me your book
Kitabını bana göster
görünmek
bir yerde ortaya çıkmak veya hazır bulunmak
He didn't show up
Gelmedi
gösteri
halka açık sergileme veya etkinlik
The show starts now
Gösteri şimdi başlıyor
program
televizyon veya radyo programı
I watch a talk show
Bir sohbet programı izliyorum
üremek
Sahnedecanlıların soyunu devam ettirmek için yavru oluşturması
Rabbits reproduce quickly
Tavşanlar hızla ürer
çoğaltmak
bir şeyin kopyasını oluşturmak
I need to reproduce this document
Bu belgeyi çoğaltmam gerekiyor
üremek
canlıların kendi yavrularını dünyaya getirmesi
Many animals reproduce in the spring
Birçok hayvan ilkbaharda ürer
çoğalmak
bir türün yeni bireyler meydana getirerek sayısını artırması
Bacteria reproduce rapidly in warm conditions
Bakteriler sıcak ortamlarda hızla çoğalır
etkinleştirmek
Sahnedebir şeyin çalışmasını sağlamak
You need to activate your account
Hesabınızı etkinleştirmeniz gerekiyor
etkinleştirmek
bir şeyin çalışmaya başlamasını sağlamak
You need to activate your account
Hesabınızı etkinleştirmeniz gerekiyor
trafik
Sahnedeyoldaki araçlar
There is a lot of traffic today
Bugün çok trafik var
trafik
Sahnedeyoldaki araç veya insan akışı
There is a lot of traffic on the road
Yolda çok trafik var
kaçakçılık yapmak
yasa dışı malların alım satımını yapmak
Criminals traffic stolen goods
Suçlular çalıntı malların kaçakçılığını yapıyor
tuhaf
Sahnedenormalden veya beklenenden farklı
He is a very odd man
O çok tuhaf bir adam
olasılık
bir şeyin gerçekleşme ihtimali
The odds of winning are low
Kazanma olasılığı düşük
tek
ikiye tam bölünemeyen sayı
Three is an odd number
Üç tek bir sayıdır
tek tük
nadiren gerçekleşen veya ortaya çıkan
I do odd jobs for my neighbors
Komşularım için tek tük işler yapıyorum
arzulamak
Sahnedebir şeyi şiddetle istemek
He dreams of becoming a famous singer
O ünlü bir şarkıcı olmayı arzuluyor
hayal etmek
bir şeyi yapmayı düşünmek veya tasarlamak
I dream of traveling around the world
Dünyayı gezmeyi hayal ediyorum
yönlendirmek
Sahnedebir şeyin veya aracın gidişatını kontrol etmek
He steered the boat to the shore
Tekneyi kıyıya yönlendirdi
tosun
et için yetiştirilen genç erkek sığır
The farmer has a strong steer
Çiftçinin güçlü bir tosunu var
yönlendirmek
bir araca veya tekneye yön vermek
It is hard to steer the car
Arabayı yönlendirmek zordur
gizli depo
Sahnedegizli bir yere saklanmış eşyalar topluluğu
They found a cache of weapons
Bir silah deposu buldular
prestij
saygı duyulan ve hayranlık uyandıran nitelik
This job carries a lot of cache
Bu iş büyük bir prestij taşıyor
yerini bulmak
Sahnedebir şeyin nerede olduğunu keşfetmek
I cannot locate my keys
Anahtarlarımın yerini bulamıyorum
yerleşmek
belirli bir yerde bulunmak
The company is located in London
Şirket Londra'da yer alıyor
ilgilendirmek
Sahnedebir konuyla ilgili veya bağlantılı olmak
This problem concerns all of us
Bu sorun hepimizi ilgilendiriyor
endişe
sizi huzursuz hissettiren şey
My main concern is the weather
Temel endişem hava durumu
firma
büyük bir iş yeri veya şirket
It is a large manufacturing concern
Bu büyük bir üretim firmasıdır
mesele
ele almanız gereken iş veya görev
That is none of your concern
Bu senin meselen değil
neden olmak
Sahnedebir olayın gerçekleşmesine yol açmak
The rain caused the flood
Yağmur sele neden oldu
dava
insanların desteklediği bir amaç veya hareket
She works for a good cause
İyi bir dava için çalışıyor
sağlamak
birinin bir işi yapmasına yol açmak
That caused him to change his mind
Bu onun fikrini değiştirmesini sağladı
çünkü
bir durumun nedenini belirtmek için kullanılır
I am staying here 'cause I am tired
Burada kalıyorum çünkü yorgunum
sebep
bir şeyin olmasına yol açan etken
What was the cause of the fire
Yangının sebebi neydi
yaklaşık
Sahnedeyaklaşık bir miktarı belirtmek için kullanılır
I will arrive around 5 PM
Saat 5 civarında geleceğim
civarında
Sahnedebir yerin yakınındaki alan
Many trees are around the school
Okulun civarında çok ağaç var
aşina
bir şeyi nasıl kullanacağını veya idare edeceğini bilmek
She knows her way around the office
Ofis konusunda bilgisi var
tersine
bir şeyin yönünü veya sonucunu değiştirmek
We must turn the situation around
Durumu tersine çevirmeliyiz
yardım etmek
Sahnedebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
kendini tutmak
bir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
şimdiki zaman
Sahnedeşu an gerçekleşmekte olan zaman
Focus on the present
Şimdiki zamana odaklan
sunmak
Sahnedebirine bir şey vermek veya teklif etmek
She presented him with a gift
Ona bir hediye sundu
ortaya çıkarmak
bir şeyin olmasına neden olmak
This situation presents a problem
Bu durum bir sorun ortaya çıkarıyor
hediye
birine verilen nesne
I bought a present for my friend
Arkadaşım için bir hediye aldım
ifade etmek
Sahnedebir şeyi belirli bir şekilde söylemek
How should I put this
Bunu nasıl ifade etmeliyim
koymak
Sahnedebir şeyi bir yere yerleştirmek
Put the book on the table
Kitabı masanın üzerine koy
sokmak
birini zor bir duruma düşürmek
The mistake put him in a difficult situation
Hata onu zor bir duruma soktu
yöneltmek
dikkat veya çabayı bir şey üzerine çevirmek
She put all her energy into the project
Tüm enerjisini projeye yöneltti
acımasızlık
Sahnedebaşkalarına acı veya ızdırap çektiren davranış
Cruelty to animals is wrong
Hayvanlara karşı acımasızlık yanlıştır
zulüm
acı veya ıstırap veren davranış
Animal cruelty is wrong
Hayvanlara zulüm yanlıştır
yani
Sahnedesöylenenleri açıklamak veya duraksamak için kullanılır
I mean, it is a bit expensive
Yani, biraz pahalı
uzak durmak
Sahnedeyaklaşmamak
Please stay back
Lütfen uzak durun
geride kalmak
bir yerde durmaya devam etmek
Please stay back while the others leave
Diğerleri giderken lütfen geride kal
geride kalmak
ileri gitmemek veya bir yerde beklemek
Please stay back from the edge
Lütfen kenardan geride kalın
olduğu yerde kalmak
ilerlememek veya ayrılmamak
You should stay back until I call you
Seni çağırana kadar olduğun yerde kalmalısın
tıkanıklık
Sahnedehareketi veya akışı engelleyen şey
There is a stoppage in the pipe
Boruda bir tıkanıklık var
çığlık atmak
Sahnedeyüksek sesle ve tiz bir şekilde bağırmak
She started to scream
Çığlık atmaya başladı
çığlık atmak
yüksek sesle bağırmak
She started to scream
O çığlık atmaya başladı
haykırmak
bir şeyi çok açık bir şekilde ifade etmek
His behavior screams guilt
Davranışları suçluluk haykırıyor
teknik
Sahnedebelirli bir konu veya alanla ilgili
This is a technical problem
Bu teknik bir sorun
beceri
Sahnedebir şeyi iyi yapabilme yeteneği
Reading is an important skill
Okuma önemli bir beceridir
yorum
Sahnedesözlü veya yazılı görüş
She left a comment on the post
Gönderiye bir yorum bıraktı
kişi
Sahnedeinsan olan varlık
He is a good person
O iyi bir kişidir
birey
Sahnedetek bir kişiyi ifade eden terim
Every person is different
Her birey farklıdır
insan
genel anlamda insan türü
A person needs sleep
Bir insanın uykuya ihtiyacı vardır
şahıs
belirli bir kimse
I know that person
O şahsı tanıyorum
anlaşmazlık
Sahnedebir konuda yaşanan fikir ayrılığı
Their decision caused a lot of controversy
Kararları büyük bir anlaşmazlığa yol açtı
tartışma
bir konu hakkında kamuoyunda dönen tartışma
The new law caused a lot of controversy
Yeni yasa büyük bir tartışmaya neden oldu
alan
Sahnedeaçık arazi parçası
There is a field behind the house
Evin arkasında bir alan var
alan
Sahnedebelirli bir uzmanlık veya faaliyet dalı
He is a leader in his field
Alanında bir liderdir
tarla
ekim yapılan veya spor oynanan açık arazi
The farmer is in the field
Çiftçi tarlada
yanıtlamak
soru veya istekleri cevaplandırmak
The CEO fielded several tough questions
CEO birçok zor soruyu yanıtladı