

Black Mirror — Season 4 Episode 1
Kelimeler ve anlamları
845 kelime
Seviye
ıssız
Sahnedeiçinde kimsenin bulunmadığı
The streets were deserted
Sokaklar ıssızdı
terk edilmiş
insanların terk ettiği veya boş kalmış yer
The street was completely deserted
Sokak tamamen ıssızdı
terk etti
birini zor bir durumda yalnız bırakmak
He deserted his family in a crisis
Kriz anında ailesini terk etti
ıssız
üzerinde hiç kimsenin yaşamadığı
The island was deserted
Ada ıssızdı
çalışır durumda
Sahnedeçalışan ve kullanılmaya hazır olan
The website is finally up and running
Web sitesi nihayet çalışır durumda
çalışır durumda
amaçlandığı gibi işleyen veya faaliyet gösteren
The factory is now up and running
Fabrika artık çalışır durumda
aniden harekete geçmek
bir şeyi beklenmedik bir şekilde ve uyarı olmaksızın yapmak
She was up and running with a new idea quickly
Yeni bir fikirle aniden harekete geçti
çalışır durumda
düzgün bir şekilde çalışan ve kullanıma hazır olan
The new system is finally up and running
Yeni sistem nihayet çalışır durumda
çözmek
Sahnedebir problemin çözümünü bulmak
I will work out the problem
Sorunu çözeceğim
spor yapmak
zindelik için fiziksel aktivite yapmak
I work out every morning
Her sabah spor yaparım
planlamak
bir şeyi dikkatlice düşünmek ve geliştirmek
We need to work out a plan
Bir plan yapmamız gerekiyor
sonuçlanmak
bir durumun belli bir şekilde neticelenmesi
The situation worked out eventually
Durum sonunda sonuçlandı
anladım
Sahnedebir şeyi anlamak
I got it
Anladım
yüklemek
Sahnedebir şeyi bir kaba veya cihaza koymak
Please load the dishwasher
Lütfen bulaşık makinesini doldurun
yığın
bir şeyin büyük miktarı
I have a load of work
Çok fazla işim var
meni
boşalma sırasında salgılanan sperm içeren sıvı
The doctor examined the load
Doktor meni örneğini inceledi
yük
birinin üstlenmesi gereken görev veya sorumluluk
This project is a heavy load for the team
Bu proje ekip için ağır bir yük
kurtarma kapsülü
Sahnedeuzay aracından kaçmak için kullanılan küçük kapsül
They used the escape pod to leave the ship
Gemiden ayrılmak için kurtarma kapsülünü kullandılar
bir şekilde
Sahnedenasıl olduğu bilinmeyen bir şekilde
I will finish it somehow
Onu bir şekilde bitireceğim
tamamen
Sahnedetamamen veya bütünüyle
It was purely accidental
Tamamen tesadüfiydi
iletişim
Sahnedebaşkalarıyla bilgi paylaşma eylemi
Good communications are important in a team
Bir ekipte iyi iletişim önemlidir
iletişim
bilgi veya fikir paylaşma süreci
Clear communications help everyone work together better
Net iletişim herkesin daha iyi çalışmasına yardımcı olur
kâr
Sahnedemasraflar ödendikten sonra kazanılan para
The company made a big profit this year
Şirket bu yıl büyük bir kâr elde etti
kâr
maliyetler ödendikten sonra elde edilen para
The company made a profit
Şirket kâr elde etti
kâr etmek
bir şeyden para kazanmak
He hoped to profit from the deal
Anlaşmadan kâr etmeyi umuyordu
kâr
tüm masraflar ödendikten sonra elde edilen para
The company made a big profit this year
Şirket bu yıl büyük bir kâr elde etti
korkutucu
Sahnedekorku veren
This movie is very scary
Bu film çok korkutucu
en korkutucu
en çok korku veren veya ürküten
This is the scariest movie
Bu en korkutucu film
yapacak
Sahnedegeleceğe dair bir plan veya tahmini ifade etmek için kullanılır
I'm gonna call you
Seni arayacağım
-sa bile
Sahnedebir şey ne olursa olsun gerçekleşeceğini belirtmek için kullanılır
I will go even if it rains
Yağmur yağsa bile gideceğim
eyvah
Sahnedeşaşkınlık veya üzüntü belirten ifade
Oh dear, I forgot my keys
Eyvah, anahtarlarımı unuttum
sevgili
sevilen veya değer verilen
My dear friend is coming
Sevgili arkadaşım geliyor
sayın
mektup veya e-posta başlangıcında kullanılan nezaket sözü
Dear Mr. Smith
Sayın Bay Smith
keşfetme
Sahnedebir yeri öğrenmek için seyahat etme
They are exploring the new city
Onlar yeni şehri keşfediyorlar
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
doğru olmayan bir biçimde
You answered the question wrong
Soruyu yanlış cevapladın
şerefe
Sahnedeiçki içmeden önce söylenen söz
They said cheers and drank
Şerefe dediler ve içtiler
neşelendirmek
birini daha mutlu hissettirmek
I tried to cheer her up
Onu neşelendirmeye çalıştım
tezahürat yapmak
destek veya sevinçle bağırmak
The crowd cheered for the team
Kalabalık takım için tezahürat yaptı
değiştirmek
Sahnedebir şeyi farklı hale getirmek
I need to alter my plans
Planlarımı değiştirmem gerekiyor
sunak
dini törenlerde kullanılan masa
They placed the flowers on the altar
Çiçekleri sunağın üzerine koydular
yapmak
Sahnedebir eylemi gerçekleştirmek
I take a walk every day
Her gün yürüyüş yaparım
götürmek
bir şeyi bir yere taşımak
Please take this book to the library
Lütfen bu kitabı kütüphaneye götür
algılamak
bir şeyi belirli bir şekilde düşünmek
Don't take it personally
Bunu kişisel algılama
almak
bir şeyi eline veya sahipliğine geçirmek
I will take the keys
Anahtarları alacağım
cevap
Sahnedebir soruya verilen yanıt
I am waiting for your answer
Cevabını bekliyorum
çözüm
bir sorunu çözmenin doğru yolu
I found the answer to the puzzle
Bulmacanın çözümünü buldum
cevap
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
The answer is not correct
Cevap doğru değil
yanıt
bilgi almak için kullanılan cümle veya ifade
I need an answer to this question
Bu soruya bir yanıt bekliyorum
galeri
Sahnedesanat eserlerinin sergilendiği yer
We visited an art gallery
Bir sanat galerisini ziyaret ettik
davranmak
Sahnedebelli bir şekilde hareket etmek
He behaved strangely
Garip davrandı
iyi davranmak
Sahnededoğru kabul edilen kurallara göre hareket etmek
You must behave while you are at school
Okuldayken iyi davranmalısın
uslu durmak
terbiyeli davranmak
Please behave yourself
Lütfen uslu dur
vizyoner
Sahnedegeleceği yeni ve yaratıcı yollarla planlayan kişi
He is a true visionary leader
O gerçek bir vizyoner lider
vizyoner
geleceği hayal edebilen kişi
Steve Jobs was a visionary leader
Steve Jobs vizyoner bir liderdi
vizyoner
gelecekle ilgili özgün fikirleri olan kişi
She is a visionary entrepreneur
O vizyoner bir girişimci
dahil etmek
Sahnedebirini bir şeye katmak veya ilgilendirmek
We need to engage the local community
Yerel topluluğu dahil etmemiz gerekiyor
nişanlı
evlenmek üzere söz vermiş
They are engaged
Onlar nişanlı
çalıştırmak
bir makineyi veya sistemi çalışır duruma getirmek
You need to engage the machine
Makineyi çalıştırman gerekiyor
çatışmaya girmek
birine veya bir şeye karşı savaşmaya başlamak
The soldiers engaged the enemy
Askerler düşmanla çatışmaya girdi
ince ayar yapmak
Sahnedebir şeyi geliştirmek için küçük değişiklikler yapmak
I need to tweak the design
Tasarımda küçük bir düzenleme yapmam gerekiyor
çimdiklemek
bir yeri sıkıp hafifçe acıtmak
He tweaked my ear
Kulağımı çimdikledi
ışınlayıcı
Sahnedeinsanları veya nesneleri anında taşıyan makine
They used the transmat to travel to the station
İstasyona seyahat etmek için ışınlayıcıyı kullandılar
bingo
Sahnedenumaraların okunduğu bir şans oyunu
We play bingo every Friday
Her Cuma bingo oynuyoruz.
dikkatlice
Sahnededetaylara dikkat ederek
Read the instructions carefully
Talimatları dikkatlice okuyun
komplo
Sahnedekötü bir şey yapmak için hazırlanan gizli plan
They discovered the plot against the king
Krallığa karşı kurulan komployu ortaya çıkardılar
arsa
toprağın küçük bir parçası
He bought a small plot of land
Küçük bir arsa satın aldı
olay örgüsü
bir hikayenin ana olayları
The plot of the movie is exciting
Filmin olay örgüsü heyecan verici
endişelenmek
Sahnedebir durum hakkında kaygılı veya huzursuz hissetmek
Do not worry about the exam
Sınav hakkında endişelenme
zaman
Sahnedeolayların gerçekleştiği ölçülebilir süre
I need more time
Daha fazla zamana ihtiyacım var
vakit
belirli bir deneyim veya yaşam tarzı
We had a great time
Harika vakit geçirdik
an
bir şeyin gerçekleştiği nokta
At that time I was tired
O an yorgundum
kalan süre
başka her şey gittikten sonra geriye kalan vakit
We have very little time left
Çok az zamanımız kaldı
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
duymak
bir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
onaylamak
Sahnedebir şeyin iyi veya kabul edilebilir olduğunu söylemek
I hope they approve of my decision
Umarım kararımı onaylarlar
onaylamak
bir şeyin uygun olduğunu resmen bildirmek
The boss approved the plan
Patron planı onayladı
kesin
Sahnedegerçekleşmesi kaçınılmaz olan
Success is certain
Başarı kesindir
emin
hiç şüphesi olmayan
I am certain that he is right
Onun haklı olduğundan eminim
belirli
özel veya net bir şey
She has a certain charm
Kendine has belirli bir cazibesi var
iyi
Sahnedeyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
zinde
iyi bir sağlık durumu içinde
She is feeling fine today
Bugün kendini zinde hissediyor
ufak
boyut veya miktar olarak çok küçük
There is fine sand on the beach
Sahilde ufak kumlar var
merkez
Sahnedebir etkinlik için merkezi veya ana yer
The city is a transport hub
Şehir bir ulaşım merkezidir
paylamak
Sahnedebirine kızgın bir şekilde bağırmak veya onu sertçe eleştirmek
The boss really gave it to him for being late
Patron, geç kaldığı için onu gerçekten payladı
cezalandırmak
birine ağır bir ceza uygulamak
They gave it to the cheaters
Hile yapanları ağır cezalandırdılar
vermek
bir şeyi birine uzatmak
Please give it to him
Lütfen onu ona ver
orospu çocuğu
Sahnedebirine karşı kullanılan çok kaba ve aşağılayıcı bir küfür
That motherfucker stole my wallet
O orospu çocuğu cüzdanımı çaldı
aşağılık herif
hoşlanmadığınız bir kişi için kullanılan kaba bir söz
Do not trust that motherfucker
O aşağılık herife güvenme
herif
bir kişi için kullanılan çok kaba bir ifade
The motherfucker ruined everything
O herif her şeyi mahvetti
kavanoz
Sahnedegeniş ağızlı cam veya toprak kap
This jar is full of cookies
Bu kavanoz kurabiye dolu
ısı imzası
Sahnedebir nesnenin yerini belirleyen ısı izi
The sensor detected a heat signature
Sensör bir ısı imzası tespit etti
söz
Sahnedebir şeyi kesinlikle yapacağınızı bildiren ifade
I will keep my promise
Sözümü tutacağım
salıverme
tutulan birini veya bir şeyi serbest bırakma
He gave his promise to let them go
Onları serbest bırakmaya söz verdi
gelecek vaadi
gelecekte başarılı olacağını gösteren nitelik
The young student shows great promise
Genç öğrenci büyük gelecek vaat ediyor
yoğunluk
Sahnedebir şeyin sahip olduğu güç veya kuvvet derecesi
The intensity of the storm was frightening
Fırtınanın yoğunluğu korkutucuydu
parçacık
Sahnedebir şeyin çok küçük parçası
A tiny particle of dust is here
Burada küçük bir toz parçacığı var
yayın
Sahnederadyo veya televizyon aracılığıyla iletilen sinyal veya mesaj
The station stopped the transmission
İstasyon yayını kesti
şanzıman
bir aracın gücü tekerleklere ileten parçası
The car has a manual transmission
Arabanın manuel şanzımanı var
şanzıman
motorun gücünü aracın tekerleklerine ileten sistem
The car has a manual transmission
Arabanın manuel şanzımanı var
iletim
sinyallerin veya bilgilerin gönderilmesi eylemi
The radio transmission was very clear
Radyo iletimi çok netti
değiştirilmiş
Sahnedeasıl halinden farklı hale getirilmiş
He used a modified car for the race
O yarış için değiştirilmiş bir araba kullandı
zorunda olmak
Sahnedebir şeyi yapmak gerekmek
I have got to leave now
Şimdi gitmek zorundayım
varmak
bir yere ulaşmak
I got to school late
Okula geç vardım
fırsat bulmak
bir şey yapma şansı elde etmek
I got to see the concert
Konseri görme fırsatı buldum
ırkçı
Sahnedeinsanların ırklarına dayalı adaletsiz inançlara sahip olan
He made a racist comment
Irkçı bir yorum yaptı
buradan çık
Sahnedebir yerden ayrılmak
Please get out of here
Lütfen buradan çık
-e doğru
Sahnedebirine veya bir şeye doğru
She walked towards the door
Kapıya doğru yürüdü
hasat etmek
Sahnedemahsulü veya bir vücut parçasını kullanım için toplamak
Farmers harvest wheat in autumn
Çiftçiler sonbaharda buğday hasat eder
hasat
ekinlerin toplanması işlemi
The farmers are busy with the harvest
Çiftçiler hasatla meşgul
rapor
Sahnedebir olay veya durum hakkındaki anlatım
She gave a detailed report
Detaylı bir rapor verdi
bildirmek
Sahnedebir konu hakkında bilgi vermek
She reported the news to her boss
Haberleri patronuna bildirdi
bildirmek
talimat üzerine bir yere gitmek
Report to the manager immediately
Derhal müdüre başvurun
daha iyi
Sahnededaha yüksek kaliteli veya daha sağlıklı
This is a better plan
Bu daha iyi bir plan
daha iyi
Sahnededaha yüksek bir ölçüde
I understand it better now
Onu şimdi daha iyi anlıyorum
iyi olur
Sahnedebir şeyin yapılması gerektiğini veya mantıklı olduğunu belirtmek için kullanılır
You had better leave now
Şimdi gitsen iyi olur
iyileştirmek
bir şeyi veya birini daha iyi hale getirmek
He wants to better his English
İngilizcesini iyileştirmek istiyor
gerçekten
Sahnedegerçek bir şekilde
I am literally exhausted today
Bugün gerçekten çok yorgunum
tam anlamıyla
kelimesi kelimesine veya tam olarak
I literally read every word of the book
Kitabın her kelimesini tam anlamıyla okudum
yanmak
Sahnedeateş almak veya tutuşturmak
The wood burns quickly
Odun hızlıca yanar
yakmak
Sahnedesızlama şeklinde acı vermek
This soap burns my eyes
Bu sabun gözlerimi yakıyor
öfkelendirmek
birini çok öfkelendirmek
His comment burned him
Yorumu onu öfkelendirdi
çarçur etmek
parayı çok hızlı ve gereksiz yere harcamak
He burned all his cash in one week
Tüm parasını bir haftada çarçur etti
geç anlayan
Sahnedeanlaması veya öğrenmesi yavaş olan
He is a bit dense
O biraz geç anlıyor
yoğun
parçaları birbirine çok yakın olan
The forest was very dense
Orman çok yoğundu
tekrar kontrol etmek
Sahnedebir şeyi ikinci kez gözden geçirmek
I will recheck the measurements carefully
Ölçümleri dikkatlice tekrar kontrol edeceğim
çok kızgın
Sahnedeçok öfkeli veya sinirli hissetmek
He is really pissed
O gerçekten çok kızgın
sarhoş
alkol etkisiyle kendinden geçmiş
He was completely pissed after the party
Partiden sonra tamamen sarhoştu
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
fırsatı olmak
Sahnedebir şeyi yapma şansı bulmak
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma fırsatın var
etkilemek
güçlü bir duygu uyandırmak
His words got to me
Sözleri beni etkiledi
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
rahatsız etmek
birini kızdırmak veya üzmek
His constant talking really gets to me
Onun sürekli konuşması beni gerçekten rahatsız ediyor
başlamak
bir işe girişmek
We will get to the main topic soon
Ana konuya yakında başlayacağız
bir yerde
Sahnedebelirlenmemiş veya bilinmeyen bir yer
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yere bıraktım
bir yer
bilinmeyen veya belirtilmemiş bir konum
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yerde bıraktım
bir yer
bilinmeyen veya belirtilmemiş bir mekan
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yerde bıraktım
çıkarmak
Sahnedebir şeyi zorla dışarı çıkarmak
Press the button to eject the disc
Diski çıkarmak için düğmeye basın
sömürmek
Sahnedebirini kendi çıkarı için haksız şekilde kullanmak
The company exploits its workers
Şirket işçilerini sömürüyor
kahramanlık
cesur veya etkileyici bir eylem
He told stories of his brave exploits
Cesur kahramanlıkları hakkında hikayeler anlattı
yararlanmak
bir şeyi bir amaç için kullanmak
They want to exploit the new technology
Yeni teknolojiden yararlanmak istiyorlar
resepsiyonist
Sahnedebir ofis veya otelde insanları karşılayan kişi
The receptionist greeted me with a smile
Resepsiyonist beni bir gülümsemeyle karşıladı
resepsiyonist
ofiste ziyaretçileri karşılayan ve telefonlara bakan kişi
The receptionist welcomed the client
Resepsiyonist müşteriyi karşıladı
solucan deliği
Sahnedeuzay ve zamanda bir geçit
A wormhole can connect two distant points in space
Bir solucan deliği, uzaydaki iki uzak noktayı birbirine bağlayabilir
solucan deliği
Sahnedeuzay ve zamanda teorik bir kısayol
Scientists study the idea of a wormhole
Bilim insanları solucan deliği fikrini inceliyor
solucan deliği
uzay ve zaman arasında olduğu varsayılan teorik geçit
The spaceship traveled through a wormhole
Uzay gemisi bir solucan deliğinden geçti
harika
Sahnedeçok iyi veya olumlu şekilde şaşırtıcı
You did an amazing job
Harika bir iş çıkardın
harika
hayranlık veya şaşkınlık uyandıran
The view is amazing
Manzara harika
inanılmaz
büyük bir şaşkınlık veya hayranlık yaratan
It was an amazing sight
İnanılmaz bir manzaraydı
seçim
Sahnedebir şeyi seçme eylemi veya seçilen şey
It was a difficult choice
Zor bir seçimdi
seçkin
çok iyi kalitede olan
We were served choice wine
Bize seçkin bir şarap ikram edildi
seçim
birinin en çok tercih ettiği şey
This blue dress is my choice
Bu mavi elbise benim seçimim
tasasız
Sahnedeendişesi veya problemi olmayan
She had a carefree childhood
Tasasız bir çocukluğu vardı
ötesinde
Sahnedebir şeyin sınırlarının veya anlayışının dışında
This is beyond my understanding
Bu benim anlayışımın ötesinde
ötesinde
bir yerin veya şeyin daha uzak tarafında
The village is beyond those hills
Köy şu tepelerin ötesinde
şaşırtmak
Sahnedebirini çok şaşırtmak veya hayrete düşürmek
That performance blew me away
O performans beni çok şaşırttı
mahvetmek
bir hata yapmak veya bir şeyi başaramamak
I blew my chance
Şansımı mahvettim
üflemek
ağızdan kuvvetle hava çıkarmak
Blow the candles
Mumları üfle
darbe
bir nesne veya el ile atılan sert vuruş
He received a blow to the head
Kafasına bir darbe aldı
gergin
Sahnedegergin ve huzursuz hissetmek
She felt tense before the interview
Mülakattan önce gergin hissetti
kasmak
Sahnedevücudun bir bölümünü veya bir kası sertleştirmek
He tensed his muscles before the lift
Kaldırmadan önce kaslarını kastı
zaman
eylemin ne zaman yapıldığını belirten fiil biçimi
The verb is in the past tense
Fiil geçmiş zamandadır
kasmak
kasları veya vücut kısımlarını sert ve gergin hale getirmek
Do not tense your shoulders while working
Çalışırken omuzlarını kasma
parça parça
Sahnedeparçalara ayrılmış durumda
The clock fell apart
Saat parça parça oldu
ayrı
beraber olmayan
They live apart
Onlar ayrı yaşıyorlar
ayrı
bir arada olmayan
They live apart from each other
Birbirlerinden ayrı yaşıyorlar
ayrı
parçalara bölünmüş
The machine fell apart
Makine parçalara ayrıldı
işaret
Sahnedeözel bir anlamı olan sembol
It is a sign of respect
Bu bir saygı işaretidir
işaret
bir anlamı olan vücut hareketi
He made a sign to be quiet
Sessiz olması için bir işaret yaptı
imza atmak
kabul ettiğini göstermek için bir belgeye ismini yazmak
Please sign the contract here
Lütfen sözleşmeyi buraya imzalayın
kısır
Sahnedeçocuk sahibi olamayan
The couple was barren
Çift kısırdı
çorak
çok az bitki örtüsüne sahip arazi
The desert landscape was barren
Çöl manzarası çoraktı
ve işareti
Sahnede've' anlamına gelen '&' sembolü
The ampersand is used in many logos
Ampersand birçok logoda kullanılır
dayanmak
Sahnedezor bir durumda idare etmek
How are you holding up
Nasıl dayanıyorsun
geciktirmek
birinin geç kalmasına neden olmak
Traffic held me up
Trafik beni geciktirdi
soymak
silahla gasp etmek
They tried to hold up the store
Mağazayı soymaya çalıştılar
tutmak
bir şeyi yukarıda tutmak
These pillars hold up the roof
Bu sütunlar çatıyı tutuyor
desteklemek
bir şeyi yerinde tutmak veya baskı altında sağlam kalmak
The pillars hold up the roof
Sütunlar çatıyı destekliyor
bekletmek
birinin durup bir süre beklemesini istemek
Please hold up while I lock the door
Kapıyı kilitlerken lütfen biraz bekle
dayanmak
zor bir durumda direnç göstermek
He held up well during the stress
Stresli zamanlarda iyi dayandı
havaya kaldırmak
bir şeyi yukarıya doğru yükseltmek
Please hold up your hand
Lütfen elini havaya kaldır
geçerli kalmak
zaman geçmesine rağmen doğruluğunu korumak
The theory still holds up
Teori hâlâ geçerli kalıyor
ifade etmek
Sahnedebir şeyi belirli bir şekilde söylemek
How should I put this
Bunu nasıl ifade etmeliyim
koymak
Sahnedebir şeyi bir yere yerleştirmek
Put the book on the table
Kitabı masanın üzerine koy
sokmak
birini zor bir duruma düşürmek
The mistake put him in a difficult situation
Hata onu zor bir duruma soktu
yöneltmek
dikkat veya çabayı bir şey üzerine çevirmek
She put all her energy into the project
Tüm enerjisini projeye yöneltti
Görüşürüz
Sahnedebirine veda ederken kullanılan ifade
See you tomorrow
Yarın görüşürüz
öğütmek
Sahnedebir şeyi çok küçük parçalara ayırmak
I grind the coffee beans
Kahve çekirdeklerini öğütürüm
rutin
zor veya sıkıcı bir görev
The daily grind is tiring
Günlük rutin yorucu
dans etmek
müzik eşliğinde vücudu hareket ettirmek
They started to grind at the party
Partide dans etmeye başladılar
ezmek
birine zalimce veya sert bir şekilde davranmak
The cruel boss grinds his employees
Zalim patron çalışanlarını eziyor
ayrılmak
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
They left the house early
Evden erkenden ayrıldılar
bırakmak
Sahnedebir şeyi olduğu yerde tutmak
Leave your coat on the chair
Ceketini sandalyede bırak
bırakmak
birine bir şey devretmek
He left his money to his son
Parasını oğluna bıraktı
izin
bir şey yapma müsaadesi
He asked for leave to visit his family
Ailesini ziyaret etmek için izin istedi
fikir
Sahnedezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
fikir
bir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
görünmek
Sahnedebelli bir izlenim vermek
He appears to be tired
Yorgun görünüyor
belirmek
görünür hale gelmek veya görülmek
A ghost appeared in the room
Odada bir hayalet belirdi
rol almak
bir oyunda filmde veya gösteride yer almak
She will appear in the new movie
O yeni filmde rol alacak