

Black Mirror — Season 4 Episode 3
Kelimeler ve anlamları
480 kelime
Seviye
ifade etmek
Sahnedebir düşünceyi açıkça dile getirmek
She can articulate her ideas clearly
Düşüncelerini açıkça ifade edebiliyor
eşyalar
Sahnedekişisel eşyalar veya sahip olunanlar
Put your stuff in the car
Eşyalarını arabaya koy
şeyler
Sahnedegenel olarak nesneler veya eşyalar
I have too much stuff
Çok fazla şeyim var
doldurmak
bir şeyi bir yere sıkıca yerleştirmek
She stuffed the bag
Çantayı doldurdu
tıkıştırmak
bir şeyi bir kaba veya boşluğa sıkıca yerleştirmek
I stuffed my clothes into the suitcase
Kıyafetlerimi bavula tıkıştırdım
tamam
Sahnedeyeterince iyi veya kabul edilebilir
The meal was all right
Yemek idare ederdi
tamam
Sahnededinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
peki
kesinlikle veya şüphe duymadan
All right, I will come
Peki, geleceğim
tamam
bir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
tamam
bir isteği kabul etmek veya bir işe başlamak için kullanılan ifade
All right I will go now
Tamam şimdi gideceğim
iyi
kabul edilebilir veya güvenli durumda olan
Everything will be all right
Her şey iyi olacak
hatırlayan
Sahnedebir şeyi hafızasına geri getiren kimse
The recaller struggled to identify the face
Hatırlayan kişi yüzü teşhis etmekte zorlandı
ihtiyaç duydu
Sahnedebir şeye gereksinim duymak
He needed water
Suya ihtiyaç duydu
gerekli
ihtiyaç duyulan veya zorunlu olan
This tool is needed
Bu araç gereklidir
gerekli
bir amaç için zorunlu olan
I have the needed tools for the job
İşi yapmak için gerekli araçlara sahibim
ayrılmak
Sahnedebir yerden gitmek
I must be off now
Şimdi gitmeliyim
iptal
bir etkinliğin veya planın gerçekleşmeyecek olması
The meeting is off
Toplantı iptal
bozuk
bir yiyeceğin artık taze veya yenilebilir durumda olmaması
The milk is off
Süt bozuk
iptal
bir şeyin sona ermesi veya gerçekleşmeyecek olması
The party is off
Parti iptal
iptal olmak
bir planın veya etkinliğin artık gerçekleşmeyecek olması
The meeting is off
Toplantı iptal oldu
izinli olmak
işte veya okulda bulunmamak
I am off today
Bugün izinliyim
teşekkür ederim
Sahnedeminnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
Sahnedebir takdir ifadesi
A big thank you to all
Herkese büyük bir teşekkür
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan sözler
Thank you for your help
Yardımın için teşekkür ederim
teşekkür ederim
minnettarlığı göstermek için kullanılan kibar bir söz
I say thank you to my teacher
Öğretmenime teşekkür ederim diyorum
teşekkürler
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan nezaket ifadesi
Thank you for the coffee
Kahve için teşekkürler
teşekkür
minnettarlık ifade eden söz
I sent a thank-you to my teacher
Öğretmenime bir teşekkür gönderdim
hatırlamak
Sahnedebir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
inanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
çözmek
Sahnedebir şeyin cevabını veya çözümünü bulmak
I will figure it out
Bunu çözeceğim
yıl
Sahnede12 aylık zaman birimi
Happy New Year
Mutlu yıllar
yıl
12 ay veya 365 gün süren takvim dönemi
This year is 2024
Bu yıl 2024
yıl
365 günlük zaman dilimi
It lasted five years
Beş yıl sürdü
yazdırmak
Sahnedebir makine kullanarak kağıda yazı veya resim çıkarmak
I need to print this document
Bu belgeyi yazdırmam gerekiyor
iz
basınçla bir yüzeyde bırakılan iz
There is a fingerprint on the glass
Camda bir parmak izi var
dükkan
bir şeyler satın aldığınız yer
She works at the print
O dükkanda çalışıyor
yazı
basılı doküman veya ürün üzerindeki kelimeler
The print in this book is very small
Bu kitaptaki yazı çok küçük
baskı
mürekkebin kağıda bastırılmasıyla oluşturulan resim veya desen
She bought a beautiful art print
O güzel bir sanat baskısı satın aldı
desen
kumaş veya materyal üzerindeki tasarım
This dress has a flower print
Bu elbisenin çiçekli bir deseni var
bildirmek
Sahnedebirine bir durum hakkında resmi bilgi vermek
Please notify us of any changes
Herhangi bir değişiklik olursa lütfen bize bildirin
bildirmek
birine bir durum hakkında bilgi vermek
Please notify us when you arrive
Vardığınızda lütfen bize bildirin
tür
Sahnedebenzer özelliklere sahip grup
What sort of food is this
Bu ne tür bir yemek
sıralamak
nesneleri gruplara ayırmak veya düzenlemek
Please sort these books
Lütfen bu kitapları sırala
halletmek
bir sorunu veya durumu başarıyla çözmek
I will sort this problem out soon
Bu sorunu yakında halledeceğim
yelpaze
Sahnedefarklı şeylerden oluşan grup
We offer a wide range of products
Geniş bir ürün yelpazesi sunuyoruz
menzil
bir silahın veya kişinin ulaşabileceği alan
The missile has a long range
Füzenin uzun bir menzili var
arasında değişmek
belirli sınırlar içinde farklılık göstermek
Prices range from ten to twenty dollars
Fiyatlar on ile yirmi dolar arasında değişiyor
dizmek
nesneleri belirli bir düzene göre yerleştirmek
He ranged the books on the shelf
Kitapları rafa dizdi
poligon
silah atış talimi yapılan yer
They visited the shooting range today
Bugün atış poligonunu ziyaret ettiler
mera
hayvanların otladığı geniş açık arazi
Cattle roam on the range
Sığırlar merada otluyor
ocak
yemek pişirmek için kullanılan büyük mutfak aleti
She turned on the range to cook dinner
Akşam yemeği pişirmek için ocağı açtı
ödeme
Sahnedebirine ödenen büyük miktarda para
He received a large insurance payout
Büyük bir sigorta ödemesi aldı
ardından gelen etki
Sahnedekötü bir olaydan sonra ortaya çıkan olumsuz sonuçlar
The city is recovering from the aftermath of the storm
Şehir fırtınanın ardından gelen etkileri atlatmaya çalışıyor
hiç kimse
Sahnedehiçbir kişi
No one is home
Evde kimse yok
hiç kimse
hiçbir kişi
No one knows the answer
Cevabı hiç kimse bilmiyor
hiç kimse
tek bir kişi bile değil
No one is at home
Evde hiç kimse yok
sanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I suppose that you are right
Haklı olduğunu sanıyorum
varsaymak
bir şeyin doğru olduğunu kanıtsız kabul etmek
I suppose you are right
Haklı olduğunu varsayıyorum
niyetinde olmak
bir amaç veya plan taşımak
You are supposed to arrive by ten
Ona kadar varman gerekiyor
vardı
Sahnedebir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
edinmek
Sahnedebir şeye sahip olmak
He got a new car
Yeni bir araba edindi
haline gelmek
değişip yeni bir duruma girmek
It got dark outside
Dışarısı karardı
zorunda olmak
bir şeyi yapmak mecburiyetinde olmak
I have got to go now
Şimdi gitmek zorundayım
dahil olmak
bir faaliyetin veya durumun parçası olmaya başlamak
I got into the project
Projeye dahil oldum
cesaret
zor veya korkutucu bir şeyi yapabilme gücü
He has got the nerve to ask
Sormaya cesareti var
girmek
bir yerin içine doğru gitmek
He got into the house
Eve girdi
sahip olmak
bir şeyi elinde bulundurmak
I have got a new car
Yeni bir arabaya sahibim
halletmek
bir durum veya sorunla ilgilenip çözüme kavuşturmak
I got the problem solved
Sorunu hallettim
şımartmak
birine gereğinden fazla iyi davranarak bencil olmasına yol açmak
She got the baby spoiled
Bebeği şımarttı
izlenim
bir kişi veya durum hakkında edinilen fikir veya his
I got the feeling you were angry
Kızgın olduğun izlenimine kapıldım
almak
bir şeye sahip olmaya başlamak
I got a letter today
Bugün bir mektup aldım
anlamak
bir şeyi doğru şekilde kavramak veya duymak
I finally got the message
Sonunda mesajı anladım
yine de
Sahnedeher durumda
It's raining, but I'll go anyway
Yağmur yağıyor ama yine de gideceğim
neyse
konuyu değiştirmek veya bir duraksamadan sonra devam etmek için kullanılan söz
Anyway let us continue with the lesson
Neyse derse devam edelim
yardım etmek
Sahnedebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
azaltmak
Sahnedebir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
kendini tutmak
bir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
arıza yapmak
Sahnededüzgün çalışmayı durdurmak
The machine started to malfunction
Makine arıza yapmaya başladı
mimar
Sahnedebinaları tasarlayan kişi
He is a talented architect
O yetenekli bir mimardır
mimar
Sahnedebinaları tasarlayan kişi
She is a professional architect
O profesyonel bir mimardır
mimar
binaları tasarlayan kişi
The architect designed a new building
Mimar yeni bir bina tasarladı
izin vermek
Sahnedebir şeyin yapılmasına onay vermek
They allowed us to go home
Eve gitmemize izin verdiler
izin vermek
birinin bir şeyi yapmasına izin vermek
Please allow me to explain
Lütfen açıklama yapmama izin verin
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
bir davayı mahkemede incelemek
The court will try him
Mahkeme onu yargılayacak
yargılamak
mahkemede suçlu olup olmadığına karar vermek için delilleri incelemek
They will try the suspect in court
Şüpheliyi mahkemede yargılayacaklar
denemek
bir şeyi yapmak için çaba harcamak
Please try to open the door
Lütfen kapıyı açmayı dene
denemek
bir şeyi yapmak için çaba göstermek
I will try to finish this
Bunu bitirmeyi deneyeceğim
kıyafet denemek
üzerine olup olmadığını anlamak için giymek
Can I try this shirt
Bu gömleği deneyebilir miyim
denenmiş
tecrübe ile iyi sonuç verdiği kanıtlanmış
This is a tried method
Bu denenmiş bir yöntemdir
güzel
Sahnedeçok hoş veya çekici olan
She looks lovely in that dress
O elbise içinde çok güzel görünüyor
sevimli
nazik ve hoş bir insan
She is a lovely person
O çok sevimli bir insan
hoş
güzel veya keyif verici
We had a lovely day at the park
Parkta çok hoş bir gün geçirdik
hoş
çok hoş veya güzel olan
She looks lovely in that dress
O bu elbise içinde çok hoş görünüyor
dik dik bakma
Sahnedebir şeye uzun süre gözlerini ayırmadan bakmak
She is staring at the painting
O tabloya dik dik bakıyor
ihmal
Sahnedegereken özeni veya dikkati göstermeme durumu
The accident was caused by the company's negligence
Kaza şirketin ihmali yüzünden meydana geldi
tepki
Sahnedebir cevap olarak söylenen veya yapılan şey
His response was a smile
Tepkisi bir gülümsemeydi
cevap
bir şeye verilen yanıt
I am waiting for your response
Cevabınızı bekliyorum
tepki
bir şeye karşı verilen fiziksel veya zihinsel karşılık
His body had a strong response to the medicine
Vücudu ilaca güçlü bir tepki verdi
siktir git
Sahnedebirine kızgınlık göstermek için kullanılan kaba bir ifade
Don't say fuck you to me
Bana siktir git deme
erişim
Sahnedebir yere girme veya bir şeyi kullanma imkanı
I have access to the building
Binaya erişimim var
erişmek
bir yere veya sisteme girmek
You can access the files here
Dosyalara buradan erişebilirsin
hatırlamak
Sahnedegeçmişte yaşanan bir şeyi zihne getirmek
I cannot recall his name
Onun ismini hatırlayamıyorum
geri çağırmak
Sahnedekusurlu bir ürünü piyasadan toplatmak
The company will recall the cars
Şirket arabaları geri çağıracak
hatırlamak
geçmişteki bir bilgiyi zihne getirmek
I cannot recall his name
Onun adını hatırlayamıyorum
geri çağırmak
güvensiz olduğu için bir ürünü iade etmelerini istemek
The company will recall the faulty products
Şirket hatalı ürünleri geri çağıracak
hatırlamak
zihinde geçmişe ait bir şeyi yeniden canlandırmak
I can recall the event vividly
Olayı net bir şekilde hatırlayabiliyorum
onaylamak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu belirtmek
Please confirm your email address
Lütfen e-posta adresinizi onaylayın
kiliseye kabul etmek
birini resmi olarak kilise üyesi yapmak
The bishop confirmed the new members
Piskopos yeni üyeleri kiliseye kabul etti
sömürmek
Sahnedezayıf birini veya bir şeyi avlamak ya da istismar etmek
Scammers often prey on the elderly
Dolandırıcılar genellikle yaşlıları sömürür
avlamak
bir canlıyı besin olarak yakalamak veya birine saldırmak
Lions prey on zebras
Aslanlar zebraları avlar
izlemek
Sahnedebir şeyi bir süre boyunca gözleme
I am watching a movie
Bir film izliyorum
izlemek
bir şeye dikkatlice bakmak
He is watching the birds
Kuşları izliyor
izlemek
bir şeye bir süre boyunca bakmak
I am watching a movie
Bir film izliyorum
izlemek
belirli bir süre boyunca bir şeye bakmak
I am watching a movie
Bir film izliyorum
kural
Sahnedebir kılavuz veya yasa
Follow the rules
Kurallara uyun
yönetmek
bir şey üzerinde güce sahip olmak
The king rules the land
Kral ülkeyi yönetiyor
harika olmak
en iyi veya baskın olmak
This song rules
Bu şarkı harika
hüküm vermek
bir yasal davada resmi karar vermek
The judge will rule on the case
Yargıç dava hakkında hüküm verecek
yönetmek
bir ülke veya bölge üzerinde resmi yetkiye sahip olmak
The king used to rule the country
Kral eskiden ülkeyi yönetirdi
kural
ne yapmanız veya yapmamanız gerektiğini söyleyen ifade
You must follow the school rules
Okul kurallarına uymalısın
adet
olayların olağan veya normal durumu
Working late is the rule here
Burada geç çalışmak bir adettir
ilke
bir şeyin nasıl yapıldığını anlatan genel ifade
It is a fundamental rule of science
Bu bilimin temel bir ilkesidir
düzenleme
ne yapabileceğiniz hakkında resmi talimat
New safety rules were introduced
Yeni güvenlik düzenlemeleri getirildi
yaklaşık
Sahnedeyaklaşık bir miktarı belirtmek için kullanılır
I will arrive around 5 PM
Saat 5 civarında geleceğim
civarında
bir yerin yakınındaki alan
Many trees are around the school
Okulun civarında çok ağaç var
aşina
bir şeyi nasıl kullanacağını veya idare edeceğini bilmek
She knows her way around the office
Ofis konusunda bilgisi var
tersine
bir şeyin yönünü veya sonucunu değiştirmek
We must turn the situation around
Durumu tersine çevirmeliyiz
yakın
Sahnedegüçlü bir ilişkiye sahip olan
They are a tight family
Onlar yakın bir ailedir
sıkı
sıkıca tutulmuş veya sabitlenmiş
Hold the rope tight
İpi sıkı tut
kısıtlı
çok az boş zamanı olan
I have a tight schedule
Yoğun bir programım var
dar
iki tarafı arasında çok az boşluk bulunan
The hallway is very tight
Koridor çok dar
dar
vücuda çok sıkı oturan
This shirt is too tight
Bu gömlek çok dar
tayt
bacakları ve alt vücudu saran bir giysi
She wears black tights
O siyah tayt giyiyor
sıkıca
rahat ve güvenli bir şekilde
You will sleep tight
Mışıl mışıl uyuyacaksın
olursa diye
Sahnedebir şeyin olması ihtimaline karşı önlem olarak
Take an umbrella in case it rains
Yağmur yağarsa diye şemsiye al
olur da
bir durumun gerçekleşme ihtimaline karşı
Take an umbrella in case it rains
Yağmur yağar diye şemsiyeni al
yazmak
Sahnedebir metin meydana getirmek
I will write a book
Bir kitap yazacağım
çek yazmak
bankaya para ödemesi için verilen yazılı belge
I need to write a check for the rent
Kira için bir çek yazmam gerekiyor
yazmak
bir belgeye veya alana bilgi eklemek
Write your name here
Adını buraya yaz
yazmak
bilgiyi bir belgeye veya kayda geçirmek
Please write your name on the form
Lütfen adınızı forma yazın
yazmak
bir kağıt veya ekran üzerine kelimeler oluşturmak
She wants to write a letter
O bir mektup yazmak istiyor
kaleme almak
bir konu hakkında metin üretmek
He will write a report tomorrow
Yarın bir rapor kaleme alacak
oluşturmak
bir yüzeyde yazı meydana getirmek
She writes content for the website
Web sitesi için içerik oluşturuyor
betimlemek
bir şeyi yazarak anlatmak
The author wrote his appearance in detail
Yazar onun dış görünüşünü detaylıca betimledi
harf dizmek
bir yüzeye harfler yerleştirmek
Children learn to write letters early
Çocuklar erken yaşta harf dizmeyi öğrenir
metin yazmak
bir yüzey üzerinde yazı oluşturmak
You should write the text clearly
Metni açık bir şekilde yazmalısın
yazı bırakmak
bir yüzeye semboller veya kelimeler koymak
Please write your name on the list
Lütfen listeye ismini yaz
yazı yazmak
bir yüzeye harf veya kelimeler oluşturmak
It is hard to write on glass
Camın üzerine yazı yazmak zordur
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
hani
konuşurken dikkat çekmek veya düşünürken kullanılan bir ifade
You know, I am not sure about this
Hani, bu konuda emin değilim
endişe
Sahnedebir durumdan kaynaklanan huzursuzluk hissi
She expressed her worry about the project
Proje hakkındaki endişesini dile getirdi
endişelenmek
bir şey hakkında kaygılı hissetmek
Do not worry about me
Benim hakkımda endişelenme
kaygılandırmak
birini tedirgin etmek
The news worried the family
Haberler aileyi kaygılandırdı
endişe
sizi kaygılandıran bir şey
My main worry is the weather
Asıl endişem hava durumu
endişeli
kaygılı veya huzursuz hissetme durumu
He looks worried today
Bugün endişeli görünüyor
kaygı
insanı huzursuz eden düşünce veya sorun
Money is his main worry
Para onun temel kaygısı
endişelenmek
bir şey hakkında huzursuz veya gergin hissetmek
Do not worry about the future
Gelecek hakkında endişelenme
ayrılmak
Sahnedebir yerden gitmek
I am leaving now
Şimdi ayrılıyorum
bırakmak
bir şeyi olduğu yerde bırakmak
I am leaving the door open
Kapıyı açık bırakıyorum
artık
bir işlemden sonra geriye kalan madde
This ash is a leaving of the fire
Bu kül ateşten geriye kalan bir artığıdır
bırakmak
birini veya bir şeyi belirli bir durumda tutmak
The news left him speechless
Haber onu suskun bıraktı
ayrılma
bir yerden gitmek
I am leaving the house now
Şimdi evden ayrılıyorum
ayrılma
bir yerden gitme eylemi
Leaving the party early is rude
Partiden erken ayrılmak kabalıktır
düşünce
Sahnedezihinden geçen fikir veya inanış
He had a strange thought
Aklına tuhaf bir düşünce geldi
düşünme
dikkatli bir şekilde düşünme eylemi
He was lost in thought
Düşüncelere dalmıştı
bahsetmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
He thought to mention the new plan
O yeni plandan bahsetmeyi düşündü
düşünmek
bir konu hakkında görüşe sahip olmak
I thought you were busy
Meşgul olduğunu düşünmüştüm
gereklilik
Sahnedegerekli olan veya yapılması zorunlu olan şey
A degree is a basic requirement for this job
Bu iş için diploma temel bir gerekliliktir
çok
Sahnedebüyük ölçüde
I like it very much
Onu çok seviyorum
ne kadar
bir şeyin miktarı
How much is this
Bu ne kadar
pek
küçük bir ölçüde
It did not help much
Pek yardımcı olmadı
fazla
geriye kalan miktar
Not much is left
Geriye fazla bir şey kalmadı
tam olarak
Sahnedekesin veya eksiksiz bir şekilde
It is exactly ten o'clock
Saat tam olarak on
defol
Sahnedebirine kaba şekilde gitmesini söylemek
Just fuck off and leave me alone
Sadece defol ve beni yalnız bırak
defolup gitmek
bir yerden ayrılmak veya birisiyle uğraşmayı bırakmak
I told him to fuck off
Ona defolup gitmesini söyledim
doğru
Sahnedebirine veya bir şeye yönelik
He walked toward the door
O kapıya doğru yürüdü
-e doğru
birine veya bir şeye doğru olan yön
She walked toward the door
Kapıya doğru yürüdü
amacıyla
bir şeyi yapma amacıyla
They saved money toward a new car
Yeni bir araba almak amacıyla para biriktirdiler
karşılamak
Sahnedevaran birini selamlamak
They welcomed the guests
Misafirleri karşıladılar
hoş karşılanan
memnuniyetle karşılanan veya istenen
You are welcome here
Burada isteniyorsunuz
serbest
bir şeyi yapmasına izin verilen
Questions are welcome
Sorular serbesttir
kullanmak
Sahnedebir şeyden yararlanmak
Can I use your pen
Kalemini kullanabilir miyim
yarar
bir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
eskiden yapmak
geçmişte düzenli yapılan ama artık yapılmayan eylem
I used to swim every morning
Eskiden her sabah yüzerdim
ihtiyaç duymak
bir şeye gerek duymak
I could really use some help
Gerçekten biraz yardıma ihtiyacım var
istismar etmek
birini kendi çıkarı için kandırmak
He used me for his benefit
Kendi çıkarı için beni istismar etti
kullanmak
bir şeyi işleme koymak
Use your brain to solve this
Bunu çözmek için beynini kullan
küfür etmek
kaba veya saldırgan bir dil kullanmak
Do not use bad words here
Burada kötü kelimeler kullanma
yararlanmak
bir şeyden fayda sağlamak
You can use these tools for work
İş için bu araçlardan yararlanabilirsin
kürk
Sahnedebir hayvanın derisini kaplayan yumuşak tüy
The cat has soft fur
Kedinin yumuşak kürkü var
kürk
hayvanların vücudunu örten yumuşak tüylü deri
The rabbit has very soft fur
Tavşanın çok yumuşak kürkü var
tüy
bazı hayvanların vücudunu kaplayan yumuşak kıllar
The cat left fur on the chair
Kedi sandalyede tüy bıraktı
dosyalama
Sahnedebelgeleri düzenli bir şekilde yerleştirme
She is filing the documents
Belgeleri dosyalıyor
dosya
düzenlenmek üzere saklanan belgeler
She organized the filing
O dosyaları düzenledi
dosyalama
belgeleri düzenli bir şekilde yerleştirme eylemi
I am busy with the filing of these papers
Bu kağıtların dosyalanmasıyla meşgulüm
törpüleme
bir yüzeyi pürüzsüz hale getirme işlemi
She is filing her nails
Tırnaklarını törpülüyor
dün gece
Sahnedebugünden önceki gece
I went to the cinema last night
Dün gece sinemaya gittim
dün gece
bugünden önceki gece
I slept well last night
Dün gece iyi uyudum
ayrılmak
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
They left the house early
Evden erkenden ayrıldılar
bırakmak
Sahnedebir şeyi olduğu yerde tutmak
Leave your coat on the chair
Ceketini sandalyede bırak
bırakmak
birine bir şey devretmek
He left his money to his son
Parasını oğluna bıraktı
izin
bir şey yapma müsaadesi
He asked for leave to visit his family
Ailesini ziyaret etmek için izin istedi
ruj
Sahnededudaklar için kullanılan renkli kozmetik ürün
She is wearing red lipstick
Kırmızı ruj sürüyor
ruj
dudaklara sürülen renkli madde
Put some lipstick on
Biraz ruj sür
kaydetmek
Sahnedeses video veya bilgiyi daha sonra kullanmak üzere depolamak
Please record the meeting
Lütfen toplantıyı kaydedin
kayıt
Sahnedeolayların veya gerçeklerin yazılı ya da sözlü hesabı
The police have a record of the accident
Polisin kaza ile ilgili bir kaydı var
rekor
şimdiye kadar ulaşılan en yüksek seviye
He broke the world record
Dünya rekorunu kırdı
plak
müzik veya ses depolayan düz disk
I listen to music on an old record
Eski bir plaktan müzik dinliyorum
ücret talep etmek
Sahnedebir mal veya hizmet karşılığında para istemek
The hotel charges for breakfast
Otel kahvaltı için ücret talep ediyor
şarj etmek
bir cihaza elektrik enerjisi yüklemek
I need to charge my phone
Telefonumu şarj etmem gerekiyor
suçlamak
birini yasal olmayan bir şey yapmakla resmen itham etmek
The police charged him with robbery
Polis onu soygunla suçladı
sorumluluk
birinin bakmakla yükümlü olduğu kişi veya şey
The children were in her charge
Çocuklar onun sorumluluğundaydı
ücret talep etmek
bir hizmet veya ürün için para istemek
They charge a high price
Bunun için yüksek ücret talep ediyorlar
hücum emri
ileri atılmayı veya saldırmayı bildiren komut
The general gave the order to charge
General hücum emrini verdi
hücum etmek
bir yöne doğru hızla ve güç kullanarak hareket etmek
The bull charged at the matador
Boğa matadora hücum etti
Bayan
Sahnedeevli kadınlar için isimden önce kullanılan unvan
Mrs. Smith is my teacher
Bayan Smith benim öğretmenim
çözmek
Sahnedebir problemin çözümünü bulmak
He worked out the math problem
Matematik problemini çözdü
spor yapmak
zindelik için fiziksel aktivite yapmak
I work out every morning
Her sabah spor yaparım
planlamak
bir şeyi dikkatlice düşünmek ve geliştirmek
We need to work out a plan
Bir plan yapmamız gerekiyor
yolunda gitmek
iyi bir sonuç almak
I hope everything works out
Umarım her şey yolunda gider
spor yapmak
fiziksel egzersiz yapmak
I work out at the gym daily
Her gün spor salonunda antrenman yaparım
sonuçlanmak
bir durumun belli bir şekilde neticelenmesi
The situation worked out eventually
Durum sonunda sonuçlandı
çözmek
bir problemin çözümünü bulmak
I will work out the problem
Sorunu çözeceğim
destek
Sahnedebir şeyin ana kısmına sağlanan yardım
This project has financial backing
Bu projenin finansal desteği var
geri çekilme
bir durumdan veya kişiden uzaklaşma eylemi
His backing away surprised everyone
Onun geri çekilmesi herkesi şaşırttı
destek
bir plana veya kişiye verilen yardım veya onay
She has the backing of her company
Şirketinin desteğine sahip
destek katmanı
bir şeye destek olması için arkasına konulan katman
This carpet has a rubber backing
Bu halının kauçuk bir destek katmanı var
uğramak
Sahnedebir yere veya birine kısa ve planlanmamış bir ziyaret yapmak
I am dropping in on my friend today
Bugün arkadaşıma uğruyorum
kayıt
Sahnedeolayların yazılı veya dijital kaydı
Keep a log of your hours
Çalışma saatlerinin kaydını tut
kütük
bir ağaçtan gelen kalın odun parçası
He put a log on the fire
Ateşe bir kütük attı
kütük
bir ağaçtan gelen kalın odun parçası
The log is very heavy
Kütük çok ağır
kaydetmek
bir şeyin resmi yazılı veya sesli kaydını tutmak
Please log your hours worked
Lütfen çalıştığınız saatleri kaydedin
bingo
Sahnedenumaraların okunduğu bir şans oyunu
We play bingo every Friday
Her Cuma bingo oynuyoruz.
parça
Sahnedebir albümde yer alan kayıtlı müzik eseri
This is my favorite track on the album
Bu albümdeki en sevdiğim parça
yol
bir şeyin hareket ettiği hat
The train is on the track
Tren rayın üzerinde
avantaj
başarıya ulaşmaya yardımcı olan özel bir imkan
He has the inside track for the job
O bu iş için öncelikli konuma sahip
takip etmek
bir şeyin hareketini veya gelişimini izlemek
The police are tracking the suspect
Polis şüpheliyi takip ediyor
tutarlı olmak
bilinen bilgilerle mantıklı veya uyumlu olmak
This story tracks with the facts
Bu hikaye gerçeklerle tutarlı
kayıt
bir şeyi hatırlamak için tutulan yazılı bilgi
I keep a track of my expenses
Harcamalarımın kaydını tutuyorum
atletizm
insanların koşu pistinde yarıştığı bir spor dalı
She runs track at school
O okulda atletizm yapıyor
sopa ile dövme
Sahnedebirine sopa veya değnekle sertçe vurma
The teacher gave the boy a caning
Öğretmen çocuğa sopa ile dayak attı
sonraki
Sahnedeşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
yandaki
bir şeye çok yakın veya onun yanında olan
She sat in the next seat
O yandaki koltukta oturdu
dürüst
Sahnededoğruyu söyleyen ve hile yapmayan
He is an honest man
O dürüst bir adamdır
hey
Sahnededikkat çekmek veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Hey, look at this!
Hey, şuna bak!
çit
Sahnedeinsanların veya hayvanların bir yere girmesini engelleyen yapı
The garden has a white fence
Bahçenin beyaz bir çiti var
eskrim yapmak
spor olarak ince uzun kılıçlarla dövüşmek
He likes to fence
Eskrim yapmayı sever
çalıntı mal satmak
hırsızlık malı başkalarına satmak
He was arrested for trying to fence stolen goods
Çalıntı malları satmaya çalıştığı için tutuklandı
eskrim
iki kişinin uzun ince kılıçlarla yaptığı spor dalı
They enjoy practicing fencing
Eskrim yapmaktan hoşlanıyorlar
kalmak
Sahnedebir yerde bulunmaya devam etmek
Please stay here
Lütfen burada kal
uyanık kalmak
tamamen uyanık ve net düşünebilir durumda olmak
I need to stay awake
Uyanık kalmam gerekiyor
durdurmak
bir şeyin bir süreliğine gerçekleşmesini engellemek
The court decided to stay the proceedings
Mahkeme davayı durdurmaya karar verdi
kalmak
bir yerde belirli bir süre konaklamak
We will stay in a hotel
Bir otelde kalacağız
kalmak
bir yerde geçici olarak durmak
I will stay at a hotel
Bir otelde kalacağım
kalış
bir yerde geçirilen süre
We enjoyed our stay in London
Londra'daki kalışımızdan keyif aldık
dış yüzey
Sahnedebir şeyin dış kısmı veya yüzeyi
The outside of the box is blue
Kutunun dışı mavidir
dışarıda
Sahnedebina dışında olan yer
The kids are playing outside
Çocuklar dışarıda oynuyor
dışarıdan
bir grubun veya yerin dışından gelen
He is an outside consultant
O dışarıdan bir danışmandır
hariç
bir şeyin veya bir kimsenin dahil olmadığı durum
Outside of this small issue the project is complete
Bu küçük mesele haricinde proje tamamlandı
reddetmek
Sahnedebir şeyi yapmayı veya kabul etmeyi istemediğini söylemek
He refused the offer
Teklifi reddetti
reddetmek
bir şeyi yapmayacağını belirtmek
He refused to help me
Bana yardım etmeyi reddetti
reddetmek
bir şeyi yapmayacağını veya kabul etmeyeceğini söylemek
He refused the offer
Teklifi reddetti
çöp
atılan atık malzeme
Please take out the refuse
Lütfen çöpü dışarı çıkar
kesim
Sahnedebir şeyin uzun bir parçası
It is a long stretch of road
Bu uzun bir yol kesimi
zorlama
doğru olması pek muhtemel olmayan bir ifade
That is a bit of a stretch
Bu biraz zorlama bir yorum
germek
bir şeyi çekerek daha uzun veya geniş hale getirmek
Stretch the rubber band
Lastiği ger
hapis cezası
hapiste geçirilen süre
He served a long stretch in prison
Hapiste uzun bir süre yattı
tek başıma
Sahnedeyanında kimse olmadan veya yardım almadan
I live on my own
Tek başıma yaşıyorum
hızlı
Sahnedeyüksek hızda
He runs very fast
O çok hızlı koşar
oruç tutmak
belirli bir süre boyunca yemek yememek
He decided to fast for a day
Bir gün boyunca oruç tutmaya karar verdi
ileri
saatin gerçek zamandan daha ileride olması
My watch is five minutes fast
Saatim beş dakika ileri
derince
genellikle uyku için kullanılan derin bir şekilde
The baby is fast asleep
Bebek derin uykuda
silmek
Sahnedebir şeyi kaldırmak veya yok etmek
Delete the file
Dosyayı sil
tabii ki
Sahnedeonaylamak veya evet demek için kullanılır
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
elbette
birini onaylamak veya beklendik bir durumu belirtmek için kullanılan ifade
Can you help me? Of course
Bana yardım edebilir misin? Elbette
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
tanımak
birini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı