

Black Mirror — 4. Sezon Bölüm 6
Kelimeler ve anlamları
962 kelime
Seviye
başka bir yere yerleştirmek
Sahnedebirini veya bir şeyi yeni bir eve veya yere taşımak
They need to rehouse the rescued dogs
Kurtarılan köpekleri başka bir yere yerleştirmeleri gerekiyor
sinaptik
Sahnedesinir hücreleri arasındaki bağlantı ile ilgili
Synaptic activity is vital for brain function
Sinaptik aktivite beyin fonksiyonu için hayati önem taşır
yuva kazmak
Sahnedeyerde bir delik veya tünel açmak
Rabbits burrow into the ground
Tavşanlar yere yuva kazarlar
aptal
Sahnedeçok akılsız veya zeki olmayan kişi
Do not act like an imbecile
Aptal gibi davranma
aptal
çok aptal veya salak olan kimse
He is acting like an imbecile
Aptal gibi davranıyor
yönetilemez
Sahnedeçözülmesi veya kontrol edilmesi çok zor olan
The problem proved to be intractable
Sorunun yönetilemez olduğu ortaya çıktı
çekmek
Sahnedebir şeyi kendine doğru hareket ettirmek
He pulled the door open
Kapıyı çekerek açtı
oyun oynamak
dürüst olmayan veya muzip bir şey yapmak
He tried to pull a trick on me
Bana bir oyun oynamaya çalıştı
geri çekmek
bir şeyi geri almak veya çıkarmak
He decided to pull his request
İsteğini geri çekmeye karar verdi
çekim
birine veya bir şeye gitme isteği uyandıran güçlü duygu
I felt a strong pull towards him
Ona karşı güçlü bir çekim hissettim
katil
Sahnedebaşka birini öldüren kişi
The police caught the murderer
Polis katili yakaladı
uğraşmak
Sahnedebir şey için zaman ve çaba harcamak
She is working on her painting
O resim üzerinde uğraşıyor
etkilemek
birinin üzerinde etkili olmak
The medicine is starting to work on him
İlaç onun üzerinde etkisini göstermeye başladı
bir görevde bulunmak
bir işte çalışmak
She works on the council
O konseyde çalışıyor
üzerinde durmak
bir sorunu çözmeye veya halletmeye çalışmak
I need to work on this problem
Bu problem üzerinde durmam gerekiyor
çalışmak
bir işi ücret karşılığı veya görev olarak yapmak
I work on a big project
Büyük bir projede çalışıyorum
uğraşmak
bir görevi yaparken meşgul olmak
I am working on my homework
Ödevimle uğraşıyorum
emek vermek
bir işi yapmak için zaman ve çaba harcamak
She works on her painting daily
O her gün resmine emek veriyor
çözmeye çalışmak
bir problem üzerine düşünmeye başlamak
We are working on the problem
Problem üzerinde çalışıyoruz
geliştirmek
bir şeyi daha iyi hale getirmeye çalışmak
He works on his English skills
İngilizce becerilerini geliştiriyor
uğraş göstermek
bir şeyi yapmaya veya çözmeye çabalamak
They work on a new strategy
Yeni bir strateji üzerinde uğraş gösteriyorlar
meşgul olmak
bir görev veya faaliyetle vakit geçirmek
She is working on her report
Raporuyla meşgul oluyor
dahil olmak
bir faaliyetle ilgilenmek
He works on a charity project
Bir yardım projesine dahil oluyor
tamir etmek
bir şeyi onarmaya veya iyileştirmeye çalışmak
They work on the broken car
Bozulan arabayı tamir etmeye çalışıyorlar
odaklanmak
bir işe zaman ve çaba ayırmak
I work on my writing tasks
Yazma görevlerime odaklanıyorum
ele almak
bir şeyi yapmaya veya halletmeye çalışmak
We work on the difficult issue
Zor konuyu ele alıyoruz
iyileştirmek
bir şeyi daha iyi bir duruma getirmek
He works on his performance
Performansını iyileştirmeye çalışıyor
onarmak
bir şeyi düzeltmek veya geliştirmek için çabalamak
I work on the leaky pipe
Sızdıran boruyu onarmaya çalışıyorum
çabalamak
bir şeyi yapmak veya geliştirmek için gayret etmek
She works on her fitness
Formunu korumaya çabalıyor
güzelleştirmek
bir şeyi daha iyi hale getirmek için uğraşmak
They work on their garden
Bahçelerini güzelleştirmek için uğraşıyorlar
çözüm aramak
bir soruna yanıt bulmaya çalışmak
We work on the puzzle
Yapboza çözüm arıyoruz
uğraşmak
bir şeyi geliştirmek için çaba harcayarak vakit geçirmek
I am working on my English skills
İngilizce becerilerim üzerinde uğraşıyorum
blastom
Sahnedetam gelişmemiş hücrelerden başlayan bir kanser türü
The doctor identified the tumor as a blastoma
Doktor tümörü blastom olarak tanımladı
sıkışmış
Sahnedezor bir durumdan kurtulamayan
I am stuck in traffic
Trafikte sıkıştım
kalmış
bir durumda veya yerde kalmak
I am stuck in traffic
Trafikte kaldım
bıçakladı
birini bıçakla yaralamak
The criminal stuck the guard
Suçlu gardiyanı bıçakladı
üzerine kalmış
istemeden üstlenmek zorunda kalınan görev
I was stuck with this homework
Bu ödev üzerime kaldı
yapışmış
bir yüzeye sabitlenmiş olan
The paper is stuck to the wall
Kâğıt duvara yapışmış
sıkışmış
hareket edemeyen veya açılmayan
The door is stuck
Kapı sıkışmış
mahsur kalmış
bir yerde kapalı kalıp çıkamayan
We are stuck in the elevator
Asansörde mahsur kaldık
takılı kalmış
bir konumda sabitlenen
My foot is stuck in the hole
Ayağım çukurda takılı kaldı
tıkanmış
bir konuda ilerleyemeyen veya düşünemeyen
I am stuck on this answer
Bu cevapta tıkandım
sıkışmış
bir yerde veya durumda hareket edemez hale gelmiş
The door is stuck
Kapı sıkışmış
şekil
Sahnedebir kişinin veya şeyin biçimi
It is a strange figure
Bu tuhaf bir şekil
çözmek
Sahnededüşünerek bir şeyi kavramak
I can't figure it out
Bunu çözemiyorum
rakam
bir sayıyı temsil eden sembol
The figure is written here
Rakam burada yazılı
şahsiyet
önemli veya tanınan kişi
He is a leading figure in politics
O siyasette önde gelen bir şahsiyettir
sürekli
Sahnedeher zaman olan
She is perpetually late
O sürekli geç kalır
neredeyse
Sahnedetam olarak değil ama çok yakın
I almost missed the bus
Neredeyse otobüsü kaçırıyordum
neredeyse
Sahnedehemen hemen veya fiilen
It is practically finished
Neredeyse bitti
neredeyse
hemen hemen ya da büyük oranda
He has practically finished the work
İşi neredeyse bitirdi
irade
Sahnedekendi kararlarını verme gücü
You have the agency to make your own choices
Kendi seçimlerini yapma iraden var
ajans
belirli bir hizmet sunan işletme
She works for an advertising agency
Bir reklam ajansında çalışıyor
acente
hizmet veren işletme
They work for a travel agency
Bir seyahat acentesinde çalışıyorlar
volt
Sahnedeelektrik gerilim birimi
The battery is twelve volts
Pil on iki volttur
ikna edici
Sahnedebirine bir şeyin doğru olduğuna inandıran
He gave a convincing argument
İkna edici bir argüman sundu
ikna edici
birini bir şeyi yapmaya veya inanmaya sevk eden
He gave a convincing argument
İkna edici bir argüman sundu
metal
Sahnededemir veya altın gibi sert ve parlak bir madde
This spoon is made of metal
Bu kaşık metalden yapılmıştır
metal
yüksek sesli ve sert bir rock müzik türü
She loves listening to metal
O metal dinlemeyi seviyor
metal
demir veya altın gibi sert ve parlak madde
Gold is a valuable metal
Altın değerli bir metaldir
halk
Sahnedesıradan insanlardan oluşan grup
The public loves the new law
Halk yeni yasayı sevdi
halka açık
herkesin kullanımına açık olan
This park is public
Bu park halka açık
halka açık
herkesin kullanımına sunulmuş olan
This is a public park
Bu halka açık bir park
topluluk önünde
birçok insanın görüp duyabileceği bir ortam
She spoke in public about the problem
O sorun hakkında topluluk önünde konuştu
yetenek
Sahnedebir şeyi yapabilme gücü veya becerisi
She has the ability to sing well
Onun iyi şarkı söyleme yeteneği var
yetenek
bir şeyi yapabilme gücü veya becerisi
She has the ability to learn quickly
Hızlı öğrenme yeteneğine sahip
yetenek
bir şeyi yapabilme gücü veya becerisi
She has the ability to speak three languages
O üç dil konuşma yeteneğine sahip
özel
Sahnedesıradan olmayan durum
Today is a special day
Bugün özel bir gün
özel
sınırlı süreliğine sunulan ürün veya hizmet
The lunch special is very cheap
Öğle yemeği menüsü çok ucuz
özel ikram
zevk veren bir şey
Getting ice cream was a special treat
Dondurma yemek özel bir ikramdı
özel
alışılmış olandan farklı
Today is a very special day
Bugün çok özel bir gün
bilirsin ya
Sahnedekonuşmacının adını söylemek istemediği bir şeye atıfta bulunmak için kullanılır
He is doing you know what again
Yine bilirsin ya, onu yapıyor
biliyor musun
Sahnedekonuşurken dikkat çekmek veya zaman kazanmak için kullanılan ifade
You know what we should go home
Biliyor musun eve gitmeliyiz
malum şey
Sahnedeismini söylemek istemediğimiz şey
I forgot to buy you know what
Malum şeyi almayı unuttum
erken
Sahnedebir zaman diliminin başlangıcına yakın
I woke up early today
Bugün erkenden uyandım
erken
şimdiki zamandan önceki bir vakitte
We arrived early
Erken geldik
erken
beklenenden daha önce gerçekleşen
I arrived early today
Bugün erken geldim
pasta kreması
Sahnedepastaları kaplamak için kullanılan tatlı karışım
She put icing on the cake
Pastanın üzerine krema sürdü
buzlamak
bir yeri veya şeyi buzla soğutmak
I am icing my twisted ankle
Burkulan bileğimi buzla soğutuyorum
anlamına gelmek
Sahnedebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
kaba
nazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
niyetlenmek
bir şey yapmayı planlamak veya istemek
I meant to call you earlier
Seni daha önce aramaya niyetlenmiştim
demek istemek
konuşurken bir şeyi açıklamak için kullanılan ifade
I mean to say that we are late
Geç kaldığımızı demek istiyorum
müthiş
çok iyi veya yetenekli
She plays a mean tennis match
O müthiş bir tenis maçı çıkarıyor
yani
konuşurken duraksamak veya açıklık getirmek için kullanılan söz
I mean it is not raining today
Yani bugün yağmur yağmıyor
anlamına gelmek
bir şeyin ne olduğunu belirtmek
A red light means stop
Kırmızı ışık dur anlamına gelir
yöntem
bir işi yapmanın yolu
They used a simple mean to fix it
Bunu düzeltmek için basit bir yöntem kullandılar
temsil etmek
bir fikri ifade etmek veya göstermek
The flag means our country
Bayrak ülkemizi temsil eder
ötenazi
Sahnedebir canlının acı çekmesini durdurmak için yaşamına son verilmesi
The vet performed mercy killing on the suffering dog
Veteriner acı çeken köpeğe ötenazi yaptı
ötenazi
acısını sona erdirmek için birinin hayatına son verme eylemi
Mercy killing is illegal in many places
Ötenazi birçok yerde yasal değildir
ilginç
Sahnedeilginç veya heyecan verici ayrıntılar içeren
She told me the juicy story
Bana o ilginç hikayeyi anlattı
sulu
içinde bol miktarda sıvı bulunan
This steak is tender and juicy
Bu biftek yumuşak ve sulu
yakmak
Sahnedesızlama şeklinde acı vermek
This soap burns my eyes
Bu sabun gözlerimi yakıyor
öfkelendirmek
birini çok öfkelendirmek
His comment burned him
Yorumu onu öfkelendirdi
yanmak
ateş almak veya tutuşturmak
The wood burns quickly
Odun hızlıca yanar
çarçur etmek
parayı çok hızlı ve gereksiz yere harcamak
He burned all his cash in one week
Tüm parasını bir haftada çarçur etti
lanet
Sahnedekelimeyi kaba bir şekilde vurgulamak için kullanılır
It is fucking cold outside
Dışarısı lanet soğuk
cinsel ilişki
cinsel birleşme eylemi
They were fucking in the room
Odada cinsel ilişkiye giriyorlardı
bütün
Sahnedebir şeyin tamamı
I ate the whole pizza
Bütün pizzayı yedim
bütün
hiçbir parçası eksik veya hasarlı olmayan
I ate the whole apple
Bütün elmayı yedim
uygun
Sahnedebelirli bir durum için doğru olan
He is not fit for the job
Bu iş için uygun değil
uymak
Sahnedebir şeyin bir yere girecek doğru boyutta veya şekilde olması
The key fits the lock perfectly
Anahtar kilide tam uyuyor
formda
güçlü ve fiziksel olarak sağlıklı
She exercises to stay fit
Formda kalmak için egzersiz yapıyor
nöbet
aniden gelen güçlü bir duygu veya davranış
He had a fit of anger
Bir öfke nöbeti geçirdi
bayılmak
Sahnedekısa bir süreliğine bilincini kaybetmek
He blacked out after the heavy workout
Sıkı antrenmandan sonra bayıldı
elektriklerin kesilmesi
elektrik gücünün tamamen kaybolması
The city blacked out
Şehrin elektrikleri kesildi
sansürlemek
bir metnin üzerini okunamayacak şekilde boyamak
I blacked out the secret details
Gizli detayları sansürledim
yetkiler
Sahnedebir şeyi yapabilmek için verilen yasal veya ahlaki izin
They have rights to edit the files
Dosyaları düzenleme yetkileri var
haklar
yasal veya ahlaki olarak sahip olunan yetkiler
Everyone has human rights
Herkesin insan hakları vardır
doğru
bir durumun olması gereken en uygun biçimi
You chose the right path
Doğru yolu seçtin
haklar
insanların yapmasına izin verilen şeyler
Everyone has basic human rights
Herkesin temel insan hakları vardır
deneysel
Sahnedeyeni fikirleri test etmek için kullanılan
This is an experimental drug
Bu, deneysel bir ilaçtır
tıbbi teknoloji
Sahnedetıp alanında kullanılan teknoloji
Modern med tech has improved healthcare
Modern tıbbi teknoloji sağlık hizmetlerini iyileştirdi
indirmek
Sahnedebir dosyayı internetten bir cihaza aktarmak
I want to download this app
Bu uygulamayı indirmek istiyorum
indirmek
verileri internetten bir cihaza kopyalamak
I will download this file
Bu dosyayı indireceğim
zihinsel
Sahnedezihinle veya düşüncelerle ilgili olan
It is a mental process
Bu zihinsel bir süreçtir
deli
Sahnedenormal bir şekilde düşünmeyen
He acts mental today
Bugün deli gibi davranıyor
akıl hastası
zihinsel rahatsızlığı olan kimse
He acts like a mental
Akıl hastası gibi davranıyor
durup beklemek
Sahnedebirinin yetişmesi için durup beklemek
Wait up for me
Benim için durup bekle
uyumayıp beklemek
birini beklemek için yatmamak
Don't wait up for me tonight
Bu gece beni bekleme
durup beklemek
birinin yetişmesi için hareketi durdurmak
Please wait up for me
Lütfen durup beni bekle
yavaşlayıp beklemek
birinin yetişmesi için hızı azaltmak
Wait up I cannot walk that fast
Yavaşlayıp bekle o kadar hızlı yürüyemiyorum
bekle
başkalarının yetişebilmesi için yavaşlamak veya durmak
Please wait up for me
Lütfen beni bekle
yetişmeyi beklemek
birinin gelmesi için durup beklemek
She stopped to wait up for her friend
Arkadaşının yetişmesini beklemek için durdu
şu anda
Sahnedetam şu an veya bulunulan an
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
tamam mı
karşıdaki kişinin anlayıp anlamadığını kontrol etme
You understand right now
Anladın tamam mı
şu an
içinde bulunulan zaman dilimi
Right now is the best time
Şu an en iyi zaman
şu anda
içinde bulunulan an
I am busy right now
Şu anda meşgulüm
şu an
içinde bulunulan tam bu an
I am busy right now
Şu an meşgulüm
hemen
tam bu anda
I need to go right now
Hemen gitmem gerekiyor
şu anda
tam olarak bu zamanda
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
hali hazırda
içinde bulunduğumuz an itibarıyla
He is working right now
O şu anda çalışıyor
hemen şimdi
tam bu anda
Please come here right now
Lütfen hemen şimdi buraya gel
üç
Sahnedeüç sayısı
I have three apples
Üç elmam var
düzen
Sahnedeşeylerin organize edilme veya düzenlenme şekli
I like your desk setup
Masa düzenini beğendim
boş
Sahnedeiçinde hiçbir şey bulunmayan
The room is empty
Oda boş
boş
Sahnedeamaçtan veya değerden yoksun
These are empty promises
Bunlar boş vaatler
boşaltmak
bir kabın içindekileri dışarı çıkarmak
Please empty the trash
Lütfen çöpü boşalt
dökülmek
bir akarsuyun daha büyük bir su kütlesine boşalması
The river empties into the sea
Nehir denize dökülür
konu
Sahnedetartışılan veya üzerinde konuşulan tema
This is a difficult subject
Bu zor bir konu
maruz bırakmak
birini hoş olmayan bir duruma sokmak
He subjected the prisoner to torture
Mahkumu işkenceye maruz bıraktı
tebaa
bir hükümdarın yönetimi altındaki kimse
The king protected his subjects
Kral tebaasını korudu
tebaa
hükümdarın veya devletin yönetimi altındaki kişi
He is a loyal subject of the queen
O kraliçenin sadık bir tebaasıdır
ne
Sahnedebilgi istemek için kullanılır
What is your name?
Adın ne?
ne
bilgi istemek için kullanılan soru sözcüğü
What is your name
Adın ne
en üstte
Sahnedebir şeyin en yüksek kısmı
The bird is sitting up top
Kuş en üstte oturuyor
yukarıda
yüksek veya üst bir konumda
Put the box up top
Kutuyu yukarı koy
en iyi
Sahnedeen yüksek kalitede veya en uygun
This is the best book
Bu en iyi kitap
yenmek
bir yarışmada birini mağlup etmek
He bested his opponent
Rakibini yendi
iyi olur
birine güçlü bir tavsiye veya uyarı vermek için kullanılır
You had best leave now
Şimdi gitsen iyi olur
en iyi dilekler
birine sunulan iyi niyet ve güzel temenniler
Please give her my best
Lütfen ona en iyi dileklerimi ilet
biraz
Sahnedeaz miktarda veya bir dereceye kadar
I am kind of tired
Biraz yorgunum
tür
Sahnedebenzer nitelikleri olan grup
What kind of book do you want
Ne tür bir kitap istiyorsun
tür
belirli bir çeşit veya tip
This is a new kind of fruit
Bu yeni bir tür meyve
kırık
Sahnedehasarlı veya bozuk olan
The screen is broken
Ekran kırık
bozulmuş
artık geçerli olmayan
The promise was broken
Söz bozuldu
bozuk
artık düzgün çalışmayan
The coffee machine is broken
Kahve makinesi bozuk
eğitilmiş
eğitim verilerek söz dinler hale getirilmiş
The horse is fully broken
At tamamen eğitilmiş
temelli
Sahnedesonsuza kadar sürecek şekilde
He left town for good
O şehirden temelli ayrıldı
iyilik için
olumlu veya yararlı bir amaçla
They are working for good
İyilik için çalışıyorlar
kalıcı olarak
sonsuza dek bir daha değişmemek üzere
They left the country for good
Ülkeden kalıcı olarak ayrıldılar
daha hızlı
Sahnededaha kısa sürede gerçekleşen
We need a quicker way
Daha hızlı bir yola ihtiyacımız var
daha hızlı
daha kısa sürede gerçekleşen
This path is quicker
Bu yol daha hızlı
bataklık
Sahnedetehlikeli veya karmaşık bir durum
The country was stuck in a political quagmire
Ülke siyasi bir bataklığa saplanmıştı
güzelce
Sahnedeçok hoş veya çekici bir biçimde
She sang beautifully
Güzelce şarkı söyledi
en iyi ihtimalle
Sahnedeişlerin en iyi gittiği durum
On a good day the journey takes an hour
En iyi ihtimalle yolculuk bir saat sürer
farkında
Sahnedeçevresinde olup bitenlerin farkında olan
She was conscious of the noise
Gürültünün farkındaydı
ilgilendirmek
Sahnedebirinin bir şeye merak duymasını veya dikkat etmesini sağlamak
This book interests me
Bu kitap ilgimi çekiyor
faiz
ödünç alınan para için ödenen ek ücret
The bank charges a high interest rate
Banka yüksek bir faiz oranı uyguluyor
hobi
boş zamanlarda yapmaktan hoşlanılan etkinlik
Reading is one of my interests
Okumak hobilerimden biridir
pay
bir işteki ortaklık veya hisse durumu
He has an interest in the company
Şirkette bir payı var
kesinti
Sahnedebir şeyi daha küçük veya az hale getirme eylemi
The store announced price cuts
Mağaza fiyat indirimlerini duyurdu
kesik
derideki küçük yaralar
He has some cuts on his hands
Ellerinde birkaç kesik var
kesmek
keskin bir aletle bir şeyde açıklık oluşturmak
She cuts the paper with a knife
O kağıdı bıçakla keser
arka koltuk şoförü
Sahnedesürücüye nasıl süreceğini söyleyen yolcu
My dad is such a back seat driver
Babam tam bir arka koltuk şoförü
önemli olmak
Sahnedebir şeyin değer veya önem taşıması
It does not matter to me
Bu benim için önemli değil
süre
kısa bir zaman dilimi
It happened in a matter of days
Bu birkaç gün içinde oldu
madde
eşyaların yapıldığı fiziksel temel
Everything is made of matter
Her şey maddeden yapılmıştır
mesele
ele alınması gereken önemli bir konu
This is a private matter
Bu özel bir mesele
önem
bir şeyin değeri veya gerekliliği
This work is a matter of great importance
Bu iş büyük önem taşıyan bir konu
sorun
çözülmesi gereken güç bir durum
I have a private matter to discuss with you
Seninle konuşmam gereken özel bir sorun var
konu
üzerinde durulan düşünce veya olay
We should focus on the matter at hand
Elimizdeki konuya odaklanmalıyız
madde
fiziksel dünyayı oluşturan temel yapı
Everything in the universe is made of matter
Evrendeki her şey maddeden oluşur
mevzu
üzerine konuşulan veya ilgilenilen durum
Let us talk about a different matter
Farklı bir mevzu hakkında konuşalım
olursa diye
Sahnedebir şeyin olması ihtimaline karşı önlem olarak
Take an umbrella in case it rains
Yağmur yağarsa diye şemsiye al
olur da
bir durumun gerçekleşme ihtimaline karşı
Take an umbrella in case it rains
Yağmur yağar diye şemsiyeni al
olası duruma karşı
bir şeyin gerçekleşme ihtimaline karşı hazırlıklı olmak
Take an umbrella in case it rains
Yağmur yağma ihtimaline karşı bir şemsiye al
reenkarne olmak
Sahnedeölümden sonra başka bir bedende tekrar dünyaya gelmek
Some believe they will reincarnate as animals
Bazıları hayvan olarak reenkarne olacaklarına inanırlar
hoş
Sahnedekeyifli veya zevkli
We had a nice day
Hoş bir gün geçirdik
güzel
göze hitap eden
That is a nice dress
O güzel bir elbise
iyi
nazik veya dost canlısı
She is a nice person
O iyi bir insan
konumlandırmak
Sahnedebir şeyi belirli bir yere koymak
Please position the camera carefully
Lütfen kamerayı dikkatlice konumlandırın
görüş
Sahnedebir konu hakkındaki düşünce biçimi veya yaklaşım
What is your position on this issue
Bu konu hakkındaki görüşün nedir
iş
ücretli çalışma görevi
She is looking for a new position
Yeni bir iş arıyor
durum
bir kişinin içinde bulunduğu koşullar
They are in a difficult position
Onlar zor bir durumda
geri
Sahnedeönceki yere veya konuma dönmek
Please come back
Lütfen geri gel
sırt
insan vücudunun arka kısmı
My back hurts
Sırtım ağrıyor
desteklemek
birini veya bir şeyi desteklemek
I will back you up
Seni destekleyeceğim
geri dönmek
birinin mesajına yanıt vermek
I will write back soon
Yakında geri döneceğim
evet
Sahnedeevet demenin gayri resmi yolu
Yep, I can help you
Evet, sana yardım edebilirim
evet
evet anlamında kullanılan gayriresmi kelime
Yep I will be there
Evet orada olacağım
tamam
bir şeyi onaylamak için kullanılan ifade
Yep that sounds right
Tamam bu doğru görünüyor
pati
Sahnedepençeli veya yumuşak tabanlı hayvan ayağı
The cat has soft paws
Kedinin yumuşak patileri var
elle taciz etmek
birini kaba veya cinsel bir şekilde ellemek
He tried to paw her at the party
Partide onu elle taciz etmeye çalıştı
zemin hazırlamak
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini kolaylaştırmak
They want to pave the way for peace
Barış için zemin hazırlamak istiyorlar
fiziksel
Sahnedevücutla ilgili olan
He is in good physical health
Fiziksel sağlığı yerinde
maddi
ruhsal olmayan, maddeyle ilgili
The physical world is complex
Fiziksel dünya karmaşıktır
sağlık kontrolü
bir kişinin vücudunun tıbbi muayenesi
I need to go for my yearly physical
Yıllık sağlık kontrolüme gitmem gerekiyor
fiziksel
vücut ile ilgili olan
He needs physical exercise daily
Günlük fiziksel egzersize ihtiyacı var
doktorlar
Sahnedehastaları tedavi eden uzmanlar
The doctors work at the hospital
Doktorlar hastanede çalışıyor
doktorlar
hastalıkları tedavi etmek için eğitim almış kişiler
Doctors help sick people
Doktorlar hasta insanlara yardım eder
hekimler
hastaları tedavi eden tıp uzmanları
The doctors are in the clinic
Hekimler klinikte
ne halt
Sahnedebir soruya veya ifadeye öfke veya şaşkınlık vurgusu eklemek için kullanılan söz
What in hell are you doing
Ne halt ediyorsun
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
girişim
Sahnedezorlu bir iş veya teşebbüs
The renovation was a major undertaking
Tadilat büyük bir girişimdi
dalga
Sahnedesuyun veya havanın üzerindeki hareketli çıkıntı
The waves are very big today
Bugün dalgalar çok büyük
el sallama
Sahnedeselam vermek için elin yandan yana hareketi
She gave a friendly wave
Dostça bir el sallama yaptı
dalga
bir şeyin popülaritesinde veya etkinliğinde görülen ani artış
There is a new wave of interest in jazz
Caz müziğine karşı yeni bir ilgi dalgası var
sallanmak
bir yandan diğer yana tekrarlı hareket etmek
The trees wave in the wind
Ağaçlar rüzgarda sallanıyor
sallamak
havada bir şeyi ileri geri hareket ettirmek
Wave the flag to show support
Destek göstermek için bayrağı salla
el sallamak
selam vermek veya işaret etmek için eli bir yandan diğer yana hareket ettirmek
She waved at her friend
O arkadaşına el salladı
-den beri
Sahnedegeçmişteki bir noktadan günümüze kadar
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
için
bir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık
den beri
geçmişteki bir zamandan şimdiye kadar
I have been here since morning
Sabahtan beri buradayım
duygu
Sahnedesevgi, öfke veya üzüntü gibi güçlü bir his
Love is a strong emotion
Sevgi güçlü bir duygudur
hadi canım
Sahnedeşaşkınlık veya kızgınlık belirten ünlem
Jeez, that is expensive
Hadi canım, bu çok pahalı
hafife almak
Sahnedebirini veya bir şeyi olduğundan daha az önemli görmek
Do not underestimate your abilities
Yeteneklerini hafife alma
hafife almak
birinin yeteneklerini olduğundan daha az görmek
Never underestimate your opponent
Rakibini asla hafife alma
hafife almak
bir şeyin gerçekte olduğundan daha küçük veya daha az önemli olduğunu düşünmek
Never underestimate your own potential
Kendi potansiyelini asla hafife alma
başarısızlık
Sahnedebir işi düzgün yapamama durumu
The trial was a miscarriage of justice
Dava adaletin tecellisinde bir başarısızlıktı
düşük
bebeğin doğmadan önce kaybedilmesi
She suffered a miscarriage early in her pregnancy
Hamileliğinin erken döneminde düşük yaptı
sürpriz
Sahnedebeklenmedik şekilde gerçekleşen olay
That party was a big surprise
O parti büyük bir sürprizdi
şaşırmak
Sahnedebeklenmedik bir durum karşısında hayrete düşmek
I am surprised by the gift
Hediyeye şaşırdım
sürpriz
beklenmedik bir durum anında söylenen söz
Surprise! I am here
Sürpriz! Buradayım
sürpriz
beklenmedik şekilde gerçekleşen
It was a surprise visit
Sürpriz bir ziyaretti
sağlık hizmeti
Sahnedehastalıkları tedavi etmek veya önlemek için sunulan hizmetler
Everyone deserves access to good health care
Herkes iyi sağlık hizmetlerine erişimi hak eder
tsunami
Sahnededeprem sonucu oluşan çok büyük okyanus dalgası
The tsunami caused a lot of damage
Tsunami çok fazla hasara yol açtı