

Breaking Bad — Season 1 Episode 5
Kelimeler ve anlamları
583 kelime
Seviye
takım elbise
Sahnedebirbirine uygun ceket ve pantolondan oluşan kıyafet
He wore a black suit to the wedding
Düğüne siyah bir takım elbise giydi
yakışmak
birine veya bir şeye uygun olmak
Blue suits you very well
Mavi sana çok yakışıyor
dava
mahkemeye taşınan hak talebi veya anlaşmazlık
He brought a suit against his neighbor
Komşusuna karşı dava açtı
uymak
bir şeye uygun veya münasip olmak
This schedule suits me well
Bu program bana çok iyi uyuyor
dışında
aynı seviye veya kategoride olmayan
This is out of my league
Bu benim ligimin dışında
-den yapılmış
bir malzemeden veya kaynaktan üretilmiş
It is made out of wood
Bu ahşaptan yapılmış
bitmiş
bir şeyin artık kalmaması
We are out of milk
Sütümüz bitti
-den dışarı
bir şeyi içeriden dışarı çıkarmak
Get out of the car
Arabadan çık
uzak
bir şeyden kaçınmak veya girmemek
Stay out of trouble
Beladan uzak dur
dışarı
içinden dışına doğru
He ran out of the house
Evden dışarı koştu
kalmadı
bir şeyin elinde tükenmiş olması
We are out of sugar
Şekerimiz kalmadı
büyük
Sahnedeboyut veya derece bakımından önemli olan
This is a major problem
Bu büyük bir sorun
bölüm
üniversitede bir öğrencinin uzmanlaştığı ana konu
My major is psychology
Benim bölümüm psikoloji
binbaşı
ordu veya hava kuvvetlerinde yüksek rütbeli bir subay
He is a major in the army
O, orduda binbaşıdır
kalibre
merminin çapının ölçüsü
The rifle uses a major of nine millimeters
Tüfek dokuz milimetrelik bir kalibre kullanıyor
vurmak
Sahnedebir sopayla topa vurmak
He can bat the ball
Topa vurabilir
yarasa
gece çıkan küçük uçan bir memeli
The bat flies at night
Yarasa gece uçar
kırpıştırmak
hızla sallamak veya çırpmak
She batted her eyelashes
Kirpiklerini kırpıştırdı
Bat Mitzvah
Yahudilikte kız çocukları için ergenliğe giriş töreni
She had a Bat Mitzvah
Bat Mitzvah töreni yaptı
biraz
az miktarda veya bir dereceye kadar
I am kind of tired
Biraz yorgunum
tür
benzer nitelikleri olan grup
What kind of book do you want
Ne tür bir kitap istiyorsun
itiraf etmek
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu söylemek
He admitted his mistake
Hatasını itiraf etti
kabul etmek
bir yere girmeye izin vermek
The club admits members only
Kulüp sadece üyeleri kabul eder
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
uygun olmayan veya iyi bir eşleşme sağlamayan
This is the wrong key for the door
Bu kapı için yanlış anahtar
berbat
Sahnedeçok kötü veya düşük kaliteli
This movie is shit
Bu film berbat
kandırmak
birini kandırmak veya ona yalan söylemek
Are you shitting me
Benimle dalga mı geçiyorsun
etrafından dolanmak
farklı bir yol izleyerek bir şeyin yanından geçmek
We had to go around the roadwork
Yol çalışmasının etrafından dolanmak zorunda kaldık
yayılmak
kişiden kişiye geçmek veya dolaşmak
A flu is going around the office
Ofiste bir grip salgını yayılıyor
dolaşmak
yerden yere gezmek
I love to go around the city
Şehirde dolaşmayı seviyorum
sırayla uğramak
bir gruptaki her kişiye veya yere uğramak
The teacher went around the class
Öğretmen sınıfta sırayla uğradı
deneme
bir şeyi yapma girişimi
I will give this another go-around
Bunu bir kez daha deneyeceğim
özgeçmiş
kişinin eğitim ve iş deneyimlerini listeleyen belge
Please send me your curriculum vitae
Lütfen bana özgeçmişini gönder
açığa çıkarmak
Sahnedegizli bir şeyi bilinir hale getirmek
The truth came out
Gerçek ortaya çıktı
tamamlamak
bir eylemin başarıyla bittiğini gösterir
I worked it out
Bunu hallettim
dışarı
bir bina veya odanın dışında olan
Let's go out
Hadi dışarı çıkalım
dışarı çıkarmak
bir şeyi içeriden dışarıya almak
Take out the trash
Çöpü dışarı çıkar
diploma
Sahnedeeğitim programı tamamlandığında alınan unvan
She has a university degree
Üniversite diploması var
derece
sıcaklık ölçü birimi
It is twenty degrees today
Bugün hava yirmi derece
derece
bir şeyin miktarı veya seviyesi
There is a high degree of risk
Yüksek bir risk derecesi var
saçma
Sahnedeakılsızca veya mantıksız
This is a stupid idea
Bu saçma bir fikir
aptal
aptal veya sinir bozucu kişi
Stop being so stupid
Bu kadar aptal olma
aptal
zekadan veya sağduyudan yoksun
He is a stupid boy
O aptal bir çocuk
öğün
Sahnedegünün belirli bir saatte yenen yemek
Breakfast is the first meal of the day
Kahvaltı günün ilk öğünüdür
yemek
belirli bir vakitte yenen yiyecek
We had a nice meal
Güzel bir yemek yedik
elde etmek
Sahnedebir şeyi kazanmak veya almak
He managed to score two tickets to the game
Maça iki bilet almayı başardı
puan almak
bir oyun veya sınavdan puan almak
He scored 90 on the test
Sınavdan 90 aldı
skor
bir oyundaki puanların toplamı
The score is two to one
Skor ikiye bir
döküntü
Sahnedecilt üzerindeki kırmızı lekeler veya tahriş
I have a rash on my arm
Kolumda bir döküntü var
aceleci
çok hızlı ve düşünmeden yapılan
It was a rash decision
Düşüncesizce bir karardı
artış
bir şeyin aniden ve çok sayıda ortaya çıkması
There was a rash of robberies
Bir dizi soygun yaşandı
döküntü
ciltte oluşan kırmızı ve kaşıntılı lekeler
I have a rash on my arm
Kolumda bir döküntü var
protein
Sahnedevücudun büyümesine yardımcı olan, gıdalarda bulunan bir madde
Eggs are rich in protein
Yumurta protein bakımından zengindir
göndermek
Sahnedebirini veya bir şeyi bir yere gitmeye yöneltmek
I will send him to school
Onu okula göndereceğim
göndermek
bir mesajı veya nesneyi başkasına ulaştırmak
I will send an email to him
Ona bir e-posta göndereceğim
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I send to do this
Bunu yapmaya niyetleniyorum
katılmamak
Sahnedebir başkasıyla aynı fikirde olmamak
I disagree with you
Sana katılmıyorum
iyi
Sahnedeyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
açık
Sahnedekapalı veya engellenmiş olmayan
The window is open
Pencere açık
açık fikirli
Sahnedeyeni bir şeyi değerlendirmeye hazır
I am open to suggestions
Önerilere açığım
açık
kapalı olmayan
The store is open now
Mağaza şimdi açık
açmak
kapalı veya engelli olan bir şeyi erişilebilir hale getirmek
Please open the door
Lütfen kapıyı aç
konuşan
Sahnedekonuşma yeteneği olan
A talking parrot
Konuşan bir papağan
konuşma
fikir ve bilgi alışverişi içeren sözlü iletişim
There has been too much talking lately
Son zamanlarda çok fazla konuşma oldu
konuşma
karşılıklı olarak yapılan sözlü iletişim
Please stop the talking
Lütfen konuşmayı kesin
kısmak
bir şeyin sesini veya gücünü azaltmak
Please turn down the music
Lütfen müziğin sesini kıs
reddetmek
bir teklife veya isteğe hayır demek
He turned down the job offer
İş teklifini reddetti
geri çevirmek
birini veya bir şeyi kabul etmemek
The bank turned down my loan
Banka kredimi geri çevirdi
kısmak
sesin şiddetini azaltmak
Please turn down the music
Lütfen müziğin sesini kıs
senkrotron
Sahnedeyüklü parçacıkları manyetik alanlar kullanarak hızlandıran bir makine
The scientists used a synchrotron to study the material
Bilim insanları malzemeyi incelemek için bir senkrotron kullandı
asla
Sahnedehiçbir zaman
I never eat meat
Asla et yemem
farkında
Sahnedegizli bir durumu fark etmek veya bilmek
The police are onto him
Polis onun farkında
üzerine
bir şeyin yüzeyindeki bir konuma doğru
He jumped onto the chair
Sandalyenin üzerine atladı
iyi
Sahnedeyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
ince
kalın olmayan
The pen has a fine tip
Kalemin ince bir ucu var
tamam
karşıdakinin anladığından emin olmak veya konuşmada duraksamak için kullanılan sözcük
Fine I will be there at five
Tamam saat beşte orada olacağım
kadar
Sahnedebir zamana kadar
Wait until tomorrow
Yarına kadar bekle
kadar
belirli bir zamana kadar
We stayed until noon
Öğlene kadar kaldık
kadar
bir eylem gerçekleşene dek
Do not leave until I return
Ben dönene kadar ayrılma
fikir
Sahnedebir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
fikir
zihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
hanımefendi
Sahnedebir kadın için kullanılan resmi veya nazik sözcük
She is a very elegant lady
O çok zarif bir hanımefendi
bayan
kadın için kullanılan nazik bir sözcük
A lady came to the door
Kapıya bir bayan geldi
talep
Sahnedebir şeyi isteme eylemi
I demand an explanation
Bir açıklama talep ediyorum
talep etmek
bir şeyi ısrarla veya zorla istemek
The workers demand higher wages
İşçiler daha yüksek ücret talep ediyor
elbise
Sahnedekadınlar veya kızlar için üst ve alt kısmı örten giysi
She is wearing a blue dress
Mavi bir elbise giyiyor
giyinmek
kıyafet giymek
I need to dress for work
İş için giyinmem gerekiyor
pansuman yapmak
bir yarayı temizleyip kapatmak
The nurse will dress the wound
Hemşire yaraya pansuman yapacak
süslemek
bir şeyi daha çekici hale getirmek için güzelleştirmek
We should dress the cake with fresh fruit
Pastayı taze meyveyle süslemeliyiz
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
Sahnedebir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
bir davayı mahkemede incelemek
The court will try him
Mahkeme onu yargılayacak
ocak gözü
Sahnedeocağın ısı üreten parçası
The stove has four burners
Ocağın dört gözü var
brülör
ocak veya ısıtıcının alev üreten kısmı
Check the burner for leaks
Brülörü sızıntılara karşı kontrol et
tek kullanımlık telefon
kısa süreli kullanım için satın alınan ucuz telefon
He used a burner phone
Tek kullanımlık bir telefon kullandı
disk yazıcı
verileri bir diske kaydeden cihaz
I need a new burner for my computer
Bilgisayarım için yeni bir disk yazıcıya ihtiyacım var
neyse
Sahnedekonuyu değiştirmek veya bir yorum eklemek için kullanılır
Anyways, I must go now
Neyse, artık gitmem lazım
üretmek
Sahnedebir şeyi meydana getirmek veya oluşturmak
This machine generates electricity
Bu makine elektrik üretir
üretmek
bir şeyi ortaya çıkarmak veya oluşturmak
The power plant generates electricity
Güç santrali elektrik üretiyor
aman
Sahnedebıkkınlık veya yalvarma durumunda kullanılır
Oh, please stop it
Ah, lütfen dur artık
memnun etmek
birini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
anlaşıldı
telsiz mesajını almak ve kavramak
Please the transmission
İletiyi anladım
ancak
Sahnedebir durumu belirtirken karşıtlık bildirmek için kullanılır
I would go except I am tired
Giderdim ancak yorgunum
hariç
Sahnededahil etmemek
Everyone except Tom came
Tom hariç herkes geldi
hariç
bir şeyi dahil etmeden
Everyone came except him
O hariç herkes geldi
parça
Sahnedebir şeyin bir bölümü
This is a part of the car
Bu arabanın bir parçası
rol
film veya tiyatrodaki karakter
He played a small part
Küçük bir rol oynadı
ayrılmak
birbirinden uzaklaşmak
They parted at the airport
Havalimanında ayrıldılar
bölge
bir ülkenin veya yerin belirli bir kesimi
He travels to many parts of the world
Dünyanın birçok bölgesini geziyor
ikram etmek
Sahnedebirine bir şeyi alma şansı vermek
He offered me some water
Bana biraz su ikram etti
teklif etmek
Sahnedebirinin kabul etmesi veya reddetmesi için bir şey sunmak
They offered him a new job
Ona yeni bir iş teklif ettiler
teklif
bir şeyin yapılması veya verilmesi yönündeki öneri
He accepted the job offer
İş teklifini kabul etti
sunmak
birine bir şey vermek veya uzatmak
He offered his hand to her
Elini ona uzattı
açıkça
Sahnedenet bir şekilde
It is clearly visible
Bu açıkça görünüyor
başarı
Sahnedebir hedefe ulaşmanın sonucu
Hard work leads to success
Sıkı çalışma başarıya götürür
bir an
Sahnedeçok kısa bir süre
Give me a minute
Bana bir dakika ver
dakika
Sahnede60 saniyelik zaman birimi
It takes ten minutes
On dakika sürer
dakika
bir derecenin altmışta birine eşit açı birimi
One degree contains sixty minutes
Bir derece altmış dakika içerir
çok küçük
boyutu son derece ufak olan
The scientist studied the minute particles
Bilim insanı çok küçük parçacıkları inceledi
sarılı
Sahnedebir şeyi başka bir şeyle örtmek
The gift is wrapped
Hediye paketlenmiş
sarılmış
bir şeyin etrafını kaplamış
The gift was wrapped in paper
Hediye kağıda sarılmıştı
reklamcılık
Sahnedeinsanların bir ürün veya hizmetten haberdar edilmesini sağlayan faaliyet
Advertising is very expensive
Reklamcılık çok pahalıdır
lezzetli
Sahnedeyemeğin tadının güzel olduğunu ifade eder
Yum! This cake is great
Mmm! Bu kek harika
lezzetli
çok iyi bir tada sahip
This cake is yum
Bu kek çok lezzetli
cehennem
Sahnedeöfke veya vurgu belirtmek için kullanılır
Go to hell
Cehenneme git
cehennem
ölümden sonraki azap yeri
I don't believe in hell
Cehenneme inanmam
cehennem
büyük acı veya sefalet hali
Life was hell for him
Hayatı onun için cehennem gibiydi
ütülemek
Sahnedekumaşı ısı yardımıyla düzeltmek
I need to iron my shirt
Gömleğimi ütülemem gerekiyor
demir
güçlü ve sert bir metal
This gate is made of iron
Bu kapı demirden yapılmıştır
demir
vücut için gerekli olan bir mineral
I need to eat more iron
Daha fazla demir tüketmem gerekiyor
havya
metal parçalarını lehimlemek için kullanılan bir araç
He used the iron to fix the circuit
Devreyi tamir etmek için havya kullandı
tebrik
Sahnedebirinin başarısını kutlamak için söylenen sözler
Congratulations on your graduation
Mezuniyetin için tebrikler
bej
Sahnedesoluk kahverengimsi sarı renk
I have a beige coat
Bej bir paltom var
rahatça girmek
Sahnedebir yere rahat ve telaşsız bir şekilde girmek
She breezed into the office
Ofise rahatça girdi
meltem
hafif ve yumuşak esen rüzgar
A cool breeze is blowing
Serin bir meltem esiyor
faturalandırma
Sahnedeödeme talep etmek için fatura düzenleme süreci
The company handles all their own billing
Şirket tüm faturalandırma işlemlerini kendi hallediyor
faturalama
mal veya hizmetler için fatura kesme işlemi
Please check your billing address
Lütfen fatura adresinizi kontrol edin
oyuncu sıralaması
film veya tiyatroda isimlerin afişte yer alma sırası
He received top billing in the new movie
Filmde ilk sırada yer aldı
fatura
mal veya hizmet karşılığında ödenmesi gereken tutarın yazılı dökümü
Please check the billing before you pay
Ödeme yapmadan önce faturayı kontrol et
-e doğru
Sahnedebirine veya bir şeye doğru olan yön
She walked toward the door
Kapıya doğru yürüdü
doğru
birine veya bir şeye yönelik
He walked toward the door
O kapıya doğru yürüdü
sık sık
Sahnedebirçok kez veya düzenli olarak
I often visit my grandmother
Büyükannemi sık sık ziyaret ederim
gözlem
Sahnedebir şeyi izleme veya fark etme eylemi
She made a careful observation
Dikkatli bir gözlem yaptı
sigorta
Sahnedekayıp veya hasara karşı mali koruma
I have health insurance
Sağlık sigortam var
en azından
bir sorun olsa da olumlu bir yanını belirtmek için kullanılır
At least it is not raining
En azından yağmur yağmıyor
bari
yapılması beklenen en basit şeyi belirtmek için kullanılır
You could at least say sorry
Bari özür dileyebilirdin
en az
belirtilen miktardan daha az olmayan
I need at least ten dollars
En az on dolara ihtiyacım var
çikolata
Sahnedekakaodan yapılan tatlı kahverengi bir yiyecek
I like chocolate cake
Çikolatalı keki severim
çikolata
kakaodan yapılan tatlı bir yiyecek
I love chocolate
Çikolatayı severim
önemsemek
birine veya bir şeye değer vermek ya da onun için endişelenmek
I care about my friends
Arkadaşlarımı önemsiyorum
haber
Sahnedebir olay veya durum hakkında yeni bilgi
I have some good news
Bazı iyi haberlerim var
home run
Sahnedebeyzbolda vuran kişinin tüm kaleleri dolaşarak sayı yapmasını sağlayan vuruş
He hit a homer in the ninth inning
Dokuzuncu devrede bir home run vurdu
berbat bir durum
çok elverişsiz bir durum
He was dealt a shit hand in life
Hayatta berbat bir durumla karşı karşıya kaldı
oldukça
Sahnedeorta derecede
This task is pretty hard
Bu görev oldukça zor
güzel
bakıldığında hoş görünen
She is a pretty girl
O güzel bir kız
güzel
göze hoş gelen
She is wearing a pretty dress
Çok güzel bir elbise giyiyor
yetişmek
Sahnedebir yere veya hedefe ulaşmak
I can make it on time
Zamanında yetişebilirim
yaptırmak
Sahnedebirine bir şeyi yapmasını sağlamak
He made me cry
Beni ağlattı
yapmak
Sahnedebir şeyi üretmek veya oluşturmak
I make dinner every day
Her gün akşam yemeği yaparım
yapmak
bir şeyi ifade etmek veya söylemek
She made a suggestion
Bir öneride bulundu
muhtemelen
Sahnedebüyük olasılıkla
It will probably rain today
Bugün muhtemelen yağmur yağacak
müdahale toplantısı
Sahnedebirinin davranışlarını değiştirmesine yardımcı olmak için yapılan toplantı
The family planned an intervention
Aile bir müdahale toplantısı planladı
müdahale
bir duruma dahil olma eylemi
Government intervention is necessary
Hükümet müdahalesi gereklidir
emeklilik
Sahnedegenellikle yaş nedeniyle çalışmayı bıraktığınız dönem
He is planning his retirement
Emekliliğini planlıyor
poker
Sahnedekartlarla oynanan bir kumar oyunu
He likes playing poker
O poker oynamayı sever
ateş karıştırıcısı
şöminedeki odunları karıştırmaya yarayan uzun metal çubuk
He stirred the fire with the poker
Ateşi ateş karıştırıcısı ile karıştırdı
kimlik kartı
Sahnedekimliğinizi kanıtlayan kart
I lost my ID card
Kimlik kartımı kaybettim
tanımlamak
birini veya bir şeyi tanımak
I can identify the plant
Bitkiyi tanımlayabilirim
kimlik
bir kişiyi veya nesneyi tanımlayan harf veya sayı dizisi
Please show your ID at the door
Lütfen kapıda kimliğini göster
alt benlik
zihnin ilkel dürtüleri ve içgüdüleri içeren kısmı
The id represents our primal instincts
Alt benlik ilkel içgüdülerimizi temsil eder
istekli
Sahnedebir şeyi yapmaya hazır olan
I am willing to help
Yardım etmeye istekliyim
istekli
bir şeyi yapmaya hazır veya hevesli olma durumu
She is willing to help
O bize yardım etmeye istekli
ok
Sahnedeyay ile atılan uç kısmı sivri ince çubuk
The arrow hit the target
Ok hedefi vurdu
ok
yayla fırlatılan sivri uçlu nesne
He shot an arrow
Bir ok attı
ok
yön gösteren işaret
Follow the arrow to the exit
Çıkış için oku takip edin
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
tanımak
birini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
kurcalamak
bir şeyi sürekli parmaklarla çekip oynatmak
She kept picking at the loose thread on her shirt
Gömleğindeki sökük iplikle sürekli oynuyordu
baklava
karın bölgesindeki belirgin kaslar
He has a six pack
Onun baklavaları var
altılı bira paketi
altı adet bira kutusu veya şişesinden oluşan paket
I bought a six pack of beer
Altılı bir paket bira aldım
altılı paket
aynı üründen altı adet içeren paket
I bought a six pack of socks
Altılı bir paket çorap aldım
altılı paket
altı adet üründen oluşan grup
He bought a six pack of soda
Bir altılı paket gazoz aldı
baklava dilimi
karın bölgesindeki altı parçadan oluşan kas grubu
He has a six pack
Baklava dilimi karın kasları var
düşünmek
fikir oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think about it
Bunu düşünmem gerekiyor
üzerinde düşünmek
bir konuyu dikkatle zihninden geçirmek
I need to think about your offer
Teklifin üzerinde düşünmem gerekiyor
hediye
Sahnedebirine ücretsiz olarak verilen şey
This is a gift for you
Bu senin için bir hediye
yetenek
bir şeyi iyi yapma konusundaki doğal kabiliyet
She has a gift for music
Onun müzik konusunda bir yeteneği var
hediye etmek
birine bir şeyi karşılıksız vermek
She decided to gift the book to her friend
Kitabı arkadaşına hediye etmeye karar verdi
yetki
bir şeyi kararlaştırma veya verme hakkı
She has the gift to make final decisions
Nihai kararları verme yetkisi var
tekrar
Sahnedebir kez daha
Please try again
Lütfen tekrar dene
kalkmak
yataktan kalkmak veya ayağa kalkmak
I get up at 7 AM
Sabah 7'de kalkarım
cesaretini toplamak
bir şeyi yapmak için gereken cesareti toplamak
I finally got up the courage to speak
Sonunda konuşma cesaretini topladım
kılık
giyilen bir kıyafet takımı
She wore a funny get-up to the party
Partiye komik bir kılıkla geldi
bir şeyle meşgul olmak
bir faaliyetin veya durumun içinde yer almak
What are you getting up to today?
Bugün nelerle meşgulsün?
incir
Sahnedebirçok küçük çekirdeği olan tatlı ve yumuşak bir meyve
I love eating fresh figs
Taze incir yemeyi severim
gitmek
Sahnedebir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school
Okula giderim
çalışmak
işlemek veya faaliyet göstermek
This watch doesn't go
Bu saat çalışmıyor
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to start my diet tomorrow
Yarın diyetime başlamaya niyetliyim
gitmek
bir durumun veya sürecin belirli bir şekilde ilerlemesi
The party went well
Parti iyi gitti