

Breaking Bad — Season 1 Episode 7
Kelimeler ve anlamları
711 kelime
Seviye
nezarethane
Sahnedepolisin insanları tuttuğu yer
The suspect was taken to the lockup
Şüpheli nezarethaneye götürüldü
yine de
Sahnedeher durumda
It's raining, but I'll go anyway
Yağmur yağıyor ama yine de gideceğim
neyse
konuyu değiştirmek veya bir duraksamadan sonra devam etmek için kullanılan söz
Anyway let us continue with the lesson
Neyse derse devam edelim
rutubetli
Sahnedehoş olmayan bir şekilde ıslak ve soğuk
The basement was dark and dank
Bodrum karanlık ve rutubetliydi
çok kaliteli
çok havalı veya eğlenceli
That was a dank meme
O çok kaliteli bir paylaşımdı
en başında
Sahnedebaşlangıçta veya en başta
I should not have come here in the first place
En başında buraya gelmemeliydim
birincilik
bir yarışmada ulaşılan en yüksek derece
She finished the race in first place
Yarışı birincilikle bitirdi
birincilik
yarışmada veya sıralamada ilk sırayı alma durumu
She won the first place in the race
O yarışta birinciliği kazandı
başlangıç
bir durumun başladığı ilk nokta
Let us go back to the first place
Hadi başlangıca geri dönelim
en başından
bir durumun en başından itibaren
I knew it from the first place
Bunu en başından biliyordum
ilk sefer
bir şeyin gerçekleştiği ilk an
This was the first place I saw it
Bunu gördüğüm ilk seferdi
ilk durum
bir şeyin asıl veya orijinal hali
That was not the case in the first place
İlk durum böyle değildi
ilk başta
zaman olarak en başta
I did not want to go in the first place
İlk başta gitmek istemedim
asıl neden
bir şeyin altında yatan ana sebep
Why are we here in the first place
Buraya gelmemizin asıl nedeni nedir
kazanmak
Sahnedeçalışarak para veya ödül elde etmek
He earns a good salary
İyi bir maaş kazanıyor
kazanmak
çalışarak para elde etmek
I need to earn money
Para kazanmam gerekiyor
para kazanmak
emek karşılığında gelir sahibi olmak
She earns a salary
O maaş kazanıyor
ücret almak
yapılan işin bedelini tahsil etmek
He earns payment for his work
Yaptığı iş için ücret alıyor
kaki pantolon
Sahnedeaçık kahverengi pamuklu kumaştan yapılan günlük pantolon
He wore a white shirt and khakis
Beyaz bir gömlek ve kaki pantolon giydi
söylemek
Sahnedebirine bir şeyi anlatmak veya söylemek
Tell me your name
Bana adını söyle
ayırt etmek
bir şeyi fark etmek veya tanımak
I can't tell them apart
Onları birbirinden ayırt edemiyorum
kokain
Sahnedeuyuşturucu olarak kullanılan yasa dışı beyaz toz
He was arrested for possessing cocaine
Kokain bulundurmaktan tutuklandı
tarih
Sahnedeayın veya yılın belirli bir günü
What is today's date?
Bugünün tarihi ne?
hurma
palmiye ağacından yetişen tatlı kahverengi meyve
I like eating dates
Hurma yemeyi severim
çıkmak
birisiyle romantik bir amaçla görüşmek
They have been dating for two months
İki aydır çıkıyorlar
bugüne kadar
şimdiki zamana kadar
We have learned a lot to date
Bugüne kadar çok şey öğrendik
duvar
Sahnedetaş veya tuğladan yapılmış güçlü yapı
The wall is made of brick
Duvar tuğladan yapılmıştır
bölme
bir alanı bölen veya kapatan dikey yapı
They put a wall in the room
Odaya bir bölme yaptılar
duvar
bir alanı bölen veya çevreleyen dikey yapı
The wall is very high
Duvar çok yüksek
duvarla çevirmek
bir alanı duvarla çevrelemek
They walled off the area
Alanı duvarla çevirdiler
almak
Sahnedebir şeye sahip olmak
I am getting a gift
Bir hediye alıyorum
razı olmak
bir şeye evet demek
I am getting him to agree
Onu razı ediyorum
olmak
belirli bir duruma girmeye başlamak
It is getting late
Geç oluyor
çıkma
bir yerden dışarıya doğru gitme
He is getting out of the car
O arabadan çıkıyor
başlamak
bir şeye ilgi duymaya veya dahil olmaya başlamak
I am getting into photography
Fotoğrafçılığa başlıyorum
haline gelmek
bir şey olmaya veya bir duruma girmeye başlamak
The weather is getting cold
Hava soğuyor
yaptırmak
bir şeyin gerçekleşmesini sağlamak
I will get him to help
Ona yardım ettireceğim
anlamak
bir şeyi öğrenme veya kavrama süreci
I am finally getting it
Sonunda anlıyorum
almak
bir şeyi teslim almak veya elde etmek
I am getting a new phone
Yeni bir telefon alıyorum
hazırlamak
bir şeyi kullanıma hazır hale getirmek
I am getting dinner ready
Akşam yemeğini hazırlıyorum
varmak
bir yere veya kişiye ulaşmak
I am getting home now
Şimdi eve varıyorum
üç
Sahnedeüç sayısı
I have three apples
Üç elmam var
cin
Sahnedehikayelerde geçen sihirli varlık
The genie granted three wishes
Cin üç dilek gerçekleştirdi
olmadan
Sahnedebir şeye sahip olmadan
I cannot see without my glasses
Gözlüklerim olmadan göremem
olmadan
bir şeyin veya birinin dahil edilmediği durum
You cannot go without a ticket
Bilet olmadan gidemezsin
dışında
bir şeyin dış tarafında
He stood without the door
Kapının dışında duruyordu
mükemmel
Sahnedeçok iyi
This cake is excellent
Bu kek mükemmel
önünde
Sahnedebir şeyin veya birinin ön kısmında olan
The car is in front of the house
Araba evin önünde
önünde
bir şeyden önceki konum
The bus stopped in front of the station
Otobüs istasyonun önünde durdu
ön taraf
bir şeyin hemen ilerisindeki boşluk
Clean the front of the house
Evin ön tarafını temizle
karşısında
birinin hemen ilerisindeki yer
He sat in front of her
Onun karşısında oturdu
huzurunda
birinin varlığında
She performed in front of the judges
Jüri huzurunda performans sergiledi
ön kısım
bir şeyin ileri bakan tarafı
The front of the car is damaged
Arabanın ön kısmı hasarlı
gözü önünde
birinin bulunduğu yer
Do not talk in front of him
Onun gözü önünde konuşma
başka
Sahnedebelirtilenlerin dışında veya ek olarak
Who else is coming?
Başka kim geliyor?
başka
farklı bir kişi veya şey
I want to go somewhere else
Başka bir yere gitmek istiyorum
başka türlü
farklı bir biçimde
How else can I do this
Bunu başka türlü nasıl yapabilirim
yasaklamak
Sahnedebir şeye izin vermemek
My parents forbid me to go out
Ailem dışarı çıkmamı yasakladı
yasaklamak
bir şeyin yapılmasına izin vermemek
Smoking is forbidden here
Burada sigara içmek yasaktır
yasaklamak
bir eylemin yapılmasına izin vermemek
They forbid smoking in the office
Ofiste sigara içmeyi yasaklıyorlar
engellemek
bir durumun oluşmasına mani olmak
Heavy rain forbids us from leaving
Şiddetli yağmur ayrılmamızı engelliyor
emlak
Sahnedeinsanların alıp sattığı arazi ve binalar
He works in real estate
O emlak sektöründe çalışıyor
hediye
Sahnedebirine ücretsiz olarak verilen şey
This is a gift for you
Bu senin için bir hediye
yetenek
bir şeyi iyi yapma konusundaki doğal kabiliyet
She has a gift for music
Onun müzik konusunda bir yeteneği var
hediye etmek
birine bir şeyi karşılıksız vermek
She decided to gift the book to her friend
Kitabı arkadaşına hediye etmeye karar verdi
yetki
bir şeyi kararlaştırma veya verme hakkı
She has the gift to make final decisions
Nihai kararları verme yetkisi var
laboratuvar kıyafeti
Sahnedelaboratuvarda çalışırken güvenliği sağlamak için giyilen özel giysiler
He put on his lab wear for the experiment
Deney için laboratuvar kıyafetini giydi
en iyi
Sahnedeen yüksek kalitede veya en uygun
This is the best book
Bu en iyi kitap
yenmek
bir yarışmada birini mağlup etmek
He bested his opponent
Rakibini yendi
iyi olur
birine güçlü bir tavsiye veya uyarı vermek için kullanılır
You had best leave now
Şimdi gitsen iyi olur
en iyi dilekler
birine sunulan iyi niyet ve güzel temenniler
Please give her my best
Lütfen ona en iyi dileklerimi ilet
intikam peşinde
Sahnedebirine saldırmaya veya onu yenmeye istekli olma
The angry crowd was out for blood
Öfkeli kalabalık intikam peşindeydi
mahalle
Sahnedeinsanların yaşadığı şehir veya kasaba bölümü
They moved to a new neighbourhood
Yeni bir mahalleye taşındılar
semt
yerleşim bölgesi
It is a safe neighbourhood
Burası güvenli bir semt
bebek bezi
Sahnedebebeklerin atıklarını emen bez
The baby needs a new diaper
Bebeğin yeni bir beze ihtiyacı var
altını değiştirmek
bebeğe temiz bir bez takmak
I need to diaper the baby
Bebeğin altını değiştirmem gerekiyor
yetişkin bezi
atıkları emmesi için yetişkinler tarafından giyilen emici malzeme
The patient needs a new diaper
Hastanın yeni bir yetişkin bezine ihtiyacı var
ertesi gün
Sahnedemevcut günden sonra gelen gün
I will see you the next day
Seni ertesi gün göreceğim
sonsuza dek
Sahnedebundan sonraki tüm zaman boyunca
They lived happily ever after
Onlar sonsuza dek mutlu yaşadılar
bile
Sahnedeşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
iki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
çabalamak
bir şeyi başarmak için gayret göstermek
You should even to reach your goal
Hedefine ulaşmak için çabalamalısın
çift
ikiye tam bölünebilen sayı
Four is an even number
Dört çift bir sayıdır
gölge
Sahnedegüneşten korunan serin alan
Let's sit in the shade
Hadi gölgede oturalım
güneş gözlüğü
gözleri güneşten koruyan koyu renkli gözlükler
I need my shades
Güneş gözlüklerime ihtiyacım var
ton
bir rengin belirli bir derecesi
She chose a lighter shade of blue
Mavinin daha açık bir tonunu seçti
azıcık
küçük bir miktar
It is a shade larger than the other one
Diğerinden azıcık daha büyük
içmek
Sahnedevücuda sıvı almak
I drink water
Su içerim
içecek
içilebilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
içecek
tüketilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
içki içmek
alkollü içecek tüketmek
He drinks too much alcohol
O çok fazla içki içiyor
içmek
sıvı bir maddeyi yutmak
I drink water every day
Her gün su içerim
çaba
Sahnedebir şeyi başarmak için harcanan enerji
It takes a lot of effort to learn a language
Bir dil öğrenmek çok çaba gerektirir
bulmak
Sahnedebir şeyi görmek veya yerini tespit etmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
biri veya bir şey hakkında fikir sahibi olmak
I find it easy
Onu kolay buluyorum
hükmetmek
mahkemede resmen bir karara varmak
The jury found him guilty
Jüri onun suçlu olduğuna hükmetti
yanıt
bir soruya verilen cevap
What is your find to the question
Soruya verdiğin yanıt nedir
kesinlikle
Sahnedehiçbir şüphe olmadan
I will definitely come
Kesinlikle geleceğim
elbette
Sahnedeevet demek veya onaylamak için kullanılır
Of course I will come
Elbette geleceğim
rota
izlenmesi planlanan yol veya yön
The ship changed its course
Gemi rotasını değiştirdi
kurs
belirli bir konuda verilen dersler dizisi
I am taking an English course
İngilizce kursuna gidiyorum
yemek sırası
bir öğünün bölümlerinden her biri
The first course was soup
İlk yemek sırası çorbaydı
tabii
bir durumun beklendik veya aşikar olduğunu belirtir
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
yemek kısmı
servis edilen bir öğünün bölümlerinden biri
I liked the main course
Ana yemek kısmını sevdim
süreç
bir zaman dilimi veya dönem
During the course of the day
Gün süresince
yol
bir hareketin veya gelişimin izlediği yön
The ship changed its course
Gemi yolunu değiştirdi
beyaz altın rengi
Sahnedesoluk sarı bir renk
This fabric has a white gold color
Bu kumaş beyaz altın renginde
beyaz altın
Sahnedebeyaz ve altın rengi veya materyal karışımı
My ring is made of white gold
Yüzüğüm beyaz altından yapılmış
buradan gitmek
Sahnedebir yerden ayrılmak
I need to get out of here
Buradan gitmem gerekiyor
dolap
Sahnedeeşyaları saklamak için kullanılan küçük oda veya dolap
Put your coat in the closet
Paltonu dolaba koy
gizli
başkalarından saklanan veya gizli tutulan
He is a closet fan of that band
O bu grubun gizli bir hayranı
kanıt
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu gösteren bilgi
There is no evidence for this claim
Bu iddia için hiçbir kanıt yok
buluşmak
Sahnedebirisiyle bir araya gelmek
I will meet up with my friends
Arkadaşlarımla buluşacağım
az miktar
Sahnedebir şeyin çok küçük miktarı
He has a modicum of common sense
Onun birazcık sağduyusu var
bodrum
Sahnedebinanın zemin seviyesinin altındaki kat veya oda
The washing machine is in the basement
Çamaşır makinesi bodrumda
bodrum
bir binanın ana katının altındaki oda
We keep old boxes in the basement
Eski kutuları bodrumda saklıyoruz
bodrum
binanın zemin seviyesinin altında bulunan oda
We keep old boxes in the basement
Eski kutuları bodrumda tutuyoruz
sunmak
Sahnedebirine bir şey vermek veya teklif etmek
She presented him with a gift
Ona bir hediye sundu
şimdiki zaman
şu an gerçekleşmekte olan zaman
Focus on the present
Şimdiki zamana odaklan
mevcut
şu anki yerde bulunma durumu
All students are present
Tüm öğrenciler burada
tanıtmak
birine kim olduğunu söylemek
Please present yourself to the committee
Lütfen komiteye kendinizi tanıtın
ortaya çıkarmak
bir şeyin olmasına neden olmak
This situation presents a problem
Bu durum bir sorun ortaya çıkarıyor
hediye
birine armağan olarak verilen şey
I bought a nice present
Güzel bir hediye aldım
ton
Sahnedeağırlık ölçü birimi ya da çok fazla miktar
I have a ton of homework
Tonla ödevim var
istisna
genel kurala dahil olmayan şey
There is a ton to every rule
Her kuralın bir istisnası vardır
kalabalık
çok sayıda insan veya miktar
A ton of people arrived
Bir kalabalık insan geldi
sosyete
İngiliz toplumundaki moda üst sınıf
She belongs to the ton
O sosyete kesiminden
elit kesim
modaya uygun üst sınıf topluluk
The ton held a gala
Elit kesim bir gala düzenledi
yapacak
Sahnedegeleceğe dair bir plan veya tahmini ifade etmek için kullanılır
I'm gonna call you
Seni arayacağım
rahatsız olmak
Sahnedebir şeyden rahatsızlık duymak
I don't mind the cold
Soğuktan rahatsız olmam
zihin
kişinin düşünen ve hisseden kısmı
He has a brilliant mind
Parlak bir zihni var
dikkat etmek
bir şeye odaklanmak veya özen göstermek
Please mind your step on the stairs
Lütfen merdivenlerde adımına dikkat et
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I mind to help him
Ona yardım etmeye niyetlendim
kapanış
Sahnedebir yerin kapandığı zaman
We arrived just before closing
Kapanıştan hemen önce vardık
yaklaşma
bir şeye daha yakın hale gelme
The deadline is closing fast
Son teslim tarihi hızla yaklaşıyor
harcadı
Sahnedebir şey karşılığında para verdi
He spent all his money
Bütün parasını harcadı
bitkin
çok yorgun veya enerjisi kalmamış
I am completely spent
Tamamen bitkinim
geçirdi
zamanı bir şeyi yaparak kullandı
She spent the day reading
Günü okuyarak geçirdi
tükenmiş
zaten kullanılmış veya tüketilmiş
The battery is spent
Pil tükenmiş
koymak
Sahnedebir şeyi bir yere yerleştirmek
Put the book on the table
Kitabı masanın üzerine koy
ifade etmek
bir şeyi belirli bir şekilde söylemek
How should I put this
Bunu nasıl ifade etmeliyim
sokmak
birini zor bir duruma düşürmek
The mistake put him in a difficult situation
Hata onu zor bir duruma soktu
yöneltmek
dikkat veya çabayı bir şey üzerine çevirmek
She put all her energy into the project
Tüm enerjisini projeye yöneltti
veya benzeri
Sahnedeveya buna benzer bir şey
Do you want some tea or something?
Çay veya benzeri bir şey ister misin?
falan
veya benzeri bir şey
Do you want coffee or something
Kahve falan ister misin
kutu
Sahnededüz kenarları olan bir kap
Put the books in the box
Kitapları kutuya koy
sınıflandırmak
birini belirli bir kategoriye koymak
They try to box people into categories
İnsanları kategorilere ayırmaya çalışıyorlar
boks yapmak
yumruklarla dövüşmek
They like to box on weekends
Hafta sonları boks yapmayı severler
paketlemek
bir şeyi kutunun içine koymak
Please box the items carefully
Lütfen eşyaları dikkatlice paketleyin
inanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
Sahnedefikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
üzgün
Sahnedepişmanlık duyan veya özür dileyen
I am sorry for being late
Geç kaldığım için üzgünüm
hap
Sahnedeküçük ve katı ilaç parçası
I take a pill every morning
Her sabah bir hap alırım
çekilmez kişi
can sıkıcı veya zor biri
He is such a pill
O çok çekilmez biridir
tüylenmek
kumaş yüzeyinde küçük topçuklar oluşması
This sweater tends to pill
Bu kazak tüylenmeye meyilli
hap
yutulması gereken küçük yuvarlak ilaç
Take one pill before you sleep
Uyumadan önce bir hap al
önemsemek
Sahnedebirine veya bir şeye ilgi veya endişe duymak
I don't care
Umursamıyorum
istemek
bir şeyi yapmayı istemek
Would you care for tea
Çay ister misiniz
bakım
birine veya bir şeye bakma eylemi
Skin care is important
Cilt bakımı önemlidir
açıklık
Sahnedegirilmesini veya geçilmesini sağlayan boşluk veya delik
There is a small opening in the wall
Duvarda küçük bir açıklık var
boş pozisyon
mevcut olan bir iş veya pozisyon
Is there a job opening here?
Burada boş bir iş pozisyonu var mı?
açma
kapalı bir şeyi açık hale getirme eylemi
She is opening the window
O pencereyi açıyor
başlangıç
bir şeyi başlatma eylemi
The opening of the play was exciting
Oyunun başlangıcı heyecan vericiydi
açılış töreni
bir şeyi başlatmak için düzenlenen resmi etkinlik
They had a grand opening ceremony for the museum
Müze için görkemli bir açılış töreni yaptılar
açılış
bir halka açık yerin veya etkinliğin insanlara ilk kez sunulduğu zaman
The grand opening of the new park is tomorrow
Yeni parkın büyük açılışı yarın
ilk
bir etkinliğin başında gerçekleşen
He made some opening remarks at the meeting
Toplantıda bazı ilk konuşmaları yaptı
ilk etkinlik
bir şeyin halka ilk kez sunulduğu zaman
We attended the opening of the new gallery
Yeni galerinin açılışına katıldık
prömiyer
bir oyunun veya gösterinin ilk halka açık sunumu
The opening was a huge success for the cast
Prömiyer oyuncu kadrosu için büyük bir başarıydı
ilk gösterim
bir oyunun filmin veya etkinliğin halka ilk kez sunulduğu zaman
We went to the movie opening last night
Dün gece filmin ilk gösterimine gittik
açıklık
giriş veya geçişe izin veren boşluk
I found an opening in the fence
Çitte bir açıklık buldum
başlangıç
bir şeyin en başında gelen
Her opening move in the game was clever
Oyundaki başlangıç hamlesi zekiceydi
giriş
bir etkinliğin başında gelen
The opening speech was very short
Giriş konuşması çok kısaydı
iş imkanı
doldurulmaya hazır boş pozisyon
There is an opening for a manager at the firm
Firmada bir müdür iş imkanı var
başlatma
bir şeyi başlatma eylemi
The opening of the engine takes some effort
Motoru başlatma biraz çaba gerektiriyor
faaliyete geçiş
bir yerin insanları ilk kez içeri kabul ettiği zaman
The shop opening will be at eight in the morning
Dükkanın faaliyete geçişi sabah sekizde olacak
başlama
bir şeyi başlatma eylemi
The opening of the show is at noon
Şovun başlama saati öğlen
paket açma
bir hediyenin paketini çıkarma eylemi
The opening of gifts is the best part
Hediyelerin paketini açma en iyi kısımdır
boş pozisyon
bir şirkette müsait olan iş yeri
Do you have an opening for an intern
Stajyer için bir boş pozisyonunuz var mı
değil mi
Sahnedekarşıdakinin katılıp katılmadığını sormak için kullanılır
It's hot, huh?
Hava sıcak, değil mi?
ha
kafa karışıklığını veya tekrar isteğini belirtir
Huh? Who is that?
Ha? O kim?
hı
şaşkınlık veya kafa karışıklığı belirten bir ses
Huh I do not know
Hı ben bilmiyorum
değil mi
birinin onayını almak için kullanılan ifade
The movie is long huh
Film uzun değil mi
efendim
bir şeyi duymadığında tekrar etmesini istemek için kullanılan ses
Huh please say that again
Efendim lütfen tekrar söyle
evet
Sahnedeevet demenin gayri resmi yolu
Yep, I can help you
Evet, sana yardım edebilirim
evet
evet anlamında kullanılan gayriresmi kelime
Yep I will be there
Evet orada olacağım
tamam
bir şeyi onaylamak için kullanılan ifade
Yep that sounds right
Tamam bu doğru görünüyor
reddetmek
Sahnedebir şeyi yapmayı veya kabul etmeyi istemediğini söylemek
He refused the offer
Teklifi reddetti
reddetmek
bir şeyi yapmayacağını belirtmek
He refused to help me
Bana yardım etmeyi reddetti
reddetmek
bir şeyi yapmayacağını veya kabul etmeyeceğini söylemek
He refused the offer
Teklifi reddetti
çöp
atılan atık malzeme
Please take out the refuse
Lütfen çöpü dışarı çıkar
sırt
Sahnedeinsan vücudunun arka kısmı
My back hurts
Sırtım ağrıyor
geri
Sahnedeönceki yere veya konuma dönmek
Please come back
Lütfen geri gel
desteklemek
birini veya bir şeyi desteklemek
I will back you up
Seni destekleyeceğim
geri dönmek
birinin mesajına yanıt vermek
I will write back soon
Yakında geri döneceğim
karat
Sahnededeğerli taşların ağırlığını ölçmek için kullanılan birim
The diamond is one carat
Elmas bir karat
ne
Sahnedeöfke veya şaşkınlık belirtmek için kullanılan vurgu
What the hell is happening
Ne halt oluyor burada
etkililik
Sahnedeistenen sonucu elde etme gücü
They are studying the efficacy of the new medicine
Yeni ilacın etkililiğini araştırıyorlar
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
When did you get home?
Eve ne zaman vardın?
olmak
belirli bir duruma gelmek
It is getting cold
Hava soğuyor
almak
bir şeyi elde etmek
I got a letter today
Bugün bir mektup aldım
anlamak
bir şeyi kavramak
I don't get it
Bunu anlamıyorum
eşlik etmek
Sahnedebiriyle beraber bir yere gitmek
Do you want to come with me
Benimle gelmek ister misin
beraberinde gelmek
bir şeyle beraber sunulmak
The phone comes with a charger
Telefon şarj cihazıyla birlikte gelir
birlikte gelmek
bir şeyin parçası olarak sunulmak veya satılmak
This phone comes with a charger
Bu telefon şarj aletiyle birlikte geliyor
beraberinde gelmek
bir şey ile aynı zamanda var olmak veya gerçekleşmek
This phone comes with a charger.
Bu telefonun yanında şarj aleti gelir.
solunum cihazı
Sahnedebir kişinin nefes almasına yardımcı olan cihaz
The patient is on a respirator
Hasta bir solunum cihazına bağlı
üzerinden adım atmak
Sahnedeayağını kaldırarak bir şeyin üzerinden geçmek
Please step over the puddle
Lütfen su birikintisinin üzerinden adım atarak geç
ayrıca
Sahnedesöylenenlere ek olarak yeni bir bilgi eklemek için kullanılır
Furthermore it is important to consider the costs
Ayrıca maliyetleri göz önünde bulundurmak önemlidir
dışarı çıkmak
Sahnedebir yerden ayrılmak veya görünür olmak
The sun came out
Güneş çıktı
dökülmek
yerinden ayrılmak veya düşmek
His tooth came out
Dişi düştü
çıkmak
halka açık hale gelmek
The new movie comes out tomorrow
Yeni film yarın çıkıyor
sonuçlanmak
belli bir şekilde sonuçlanmak
The photo came out well
Fotoğraf güzel çıktı
ortaya çıkmak
bir şeyin hemen veya gecikmeden görünür hale gelmesi
The truth will come out immediately
Gerçekler hemen ortaya çıkacak
açıkça söylemek
bir şeyi dürüstçe ve doğrudan ifade etmek
He finally came out about the truth
Sonunda gerçekler hakkında açıkça konuştu
yayımlanmak
bir eserin halka sunulması veya duyurulması
The new book will come out soon
Yeni kitap yakında yayımlanacak
açıklamak
kişinin cinsel yönelimini herkese duyurması
He decided to come out to his family
Ailesine cinsel yönelimini açıklamaya karar verdi
çıkmak
kapalı bir yerden dışarıya doğru ilerlemek
Please come out of the room
Lütfen odadan çık
yayınlanmak
bir eserin veya bilginin halka duyurulması
Her new book will come out next month
Yeni kitabı gelecek ay yayınlanacak
sevimli
Sahnedeçok etkileyici, tatlı ve şirin
The puppy is adorable
Köpek yavrusu çok sevimli
akciğer
Sahnedenefes almak için kullanılan göğüs boşluğundaki organ
He has a problem with his lung
Onun akciğerinde bir sorun var
saat
Sahnede60 dakikaya eşit süre
I will be there in one hour
Bir saat içinde orada olacağım
saat
bir günün yirmi dört parçasından biri
We will leave in one hour
Bir saat içinde ayrılacağız
saat
60 dakikalık zaman dilimi
I will be there in an hour
Bir saat içinde orada olacağım
asla
Sahnedehiçbir zaman
I never eat meat
Asla et yemem
eksi
Sahnedeçıkarma işlemini belirten
Five minus two is three
Beş eksi iki üçtür
dezavantaj
kötü veya istenmeyen bir özellik
A big minus of this car is the high cost
Bu arabanın büyük bir dezavantajı yüksek maliyetidir
eksi
çıkarma işlemini veya negatif sayıyı göstermek için kullanılan işaret
Put a minus sign before the number
Sayının önüne bir eksi işareti koy
alışveriş
Sahnedemağazalardan ürün satın alma işi
We went shopping yesterday
Dün alışverişe gittik
alışveriş
mağazalara gidip ürün satın alma eylemi
I enjoy doing my shopping on Saturdays
Cumartesi günleri alışveriş yapmaktan keyif alırım
alışveriş
bir mağazadan satın alınan şeyler
I put the shopping in the car
Alışverişi arabaya koydum
alışveriş
mağazalardan bir şeyler satın alma etkinliği
I like shopping
Alışveriş yapmayı severim
alışverişe çıkma
ürünler satın almak için dükkanlara gitme
She is shopping downtown
O şehir merkezinde alışverişe çıktı
alışveriş yapma
eşya satın almak için mağazaları ziyaret etme
Shopping is a popular activity
Alışveriş yapma popüler bir etkinliktir
alışveriş
ürünleri edinmek için mağazalara gitme eylemi
I finished the shopping
Alışverişi bitirdim
alışveriş turu
dükkanlardan bir şeyler satın alma süreci
They went on a shopping trip
Bir alışveriş turuna çıktılar
alışveriş gezisi
bir şeyler almak için dükkanları dolaşma
We need to do some shopping
Biraz alışveriş yapmamız gerekiyor
aminasyon
Sahnedebir moleküle amino grubu ekleyen kimyasal bir tepkime
The process is known as amination
Bu işleme aminasyon denir
rekor
Sahnedeşimdiye kadar ulaşılan en yüksek seviye
He broke the world record
Dünya rekorunu kırdı
kaydetmek
ses video veya bilgiyi daha sonra kullanmak üzere depolamak
Please record the meeting
Lütfen toplantıyı kaydedin
plak
müzik veya ses depolayan düz disk
I listen to music on an old record
Eski bir plaktan müzik dinliyorum
kayıt
olayların veya gerçeklerin yazılı ya da sözlü hesabı
The police have a record of the accident
Polisin kaza ile ilgili bir kaydı var
harika
Sahnedeçok iyi veya etkileyici
This movie is wonderful
Bu film harika
müthiş
çok iyi veya memnuniyet verici
We had a wonderful time
Müthiş vakit geçirdik
harika
çok iyi veya hoş olan
We had a wonderful time
Harika bir zaman geçirdik
harika
çok iyi veya etkileyici olan
It was a wonderful day
Harika bir gündü
harika
son derece hoş veya güzel olan
You did a wonderful job
Harika bir iş çıkardın
parıltılı
Sahnedeküçük parlak noktalarla ışıldayan
She wore a sparkly dress
Parıltılı bir elbise giydi
ışıltılı süs
küçük parlak bir takı veya süs eşyası
She added a sparkly to her dress
Elbisesine ışıltılı bir süs ekledi
ışıltılı
küçük parlak yansıtıcı parçalarla kaplı
This dress looks very sparkly
Bu elbise çok ışıltılı görünüyor
beraber
Sahnedeaynı yerde veya aynı zamanda
We study together
Birlikte çalışıyoruz
barışmış
bir ayrılığın ardından tekrar sevgili olmak
They got back together recently
Yakın zamanda tekrar barıştılar
toplamda
sayıların toplamını hesaplamak
How much is it all together
Hepsi toplamda ne kadar
düzenli
mantıklı ve planlı bir şekilde
She is a very together person
O çok düzenli bir insandır