

Breaking Bad — Season 1 Episode 7
Kelimeler ve anlamları
713 kelime
Seviye
harcamak
Sahnedebir şey satın almak için para vermek
I spend too much money
Çok fazla para harcıyorum
vakit geçirmek
bir şeyi yaparak zaman harcamak
I spend my weekends reading
Hafta sonlarımı kitap okuyarak geçiririm
zaman harcamak
bir iş için zaman ayırmak
Don't spend too much time on this
Buna çok fazla zaman harcama
harcamak
bir şeyi satın almak için para kullanmak
I spend all my money on books
Tüm paramı kitaplara harcıyorum
tür
Sahnedekategori veya sınıf
What type of music do you like
Ne tür müzik seversin
tip
benzer özelliklere sahip grup
He is a weird type of person
O tuhaf bir tip
yazmak
klavye ile yazı yazmak
I am typing an email
Bir e-posta yazıyorum
gruplandırmak
kan gibi biyolojik örnekleri ayırmak
The doctor typed his blood
Doktor kan grubunu belirledi
mil
Sahnede1.609 kilometreye eşit bir uzunluk birimi
We walked for a mile
Bir mil boyunca yürüdük
mil
1.609 kilometreye eşit bir uzaklık ölçüsü
The city is ten miles away
Şehir on mil uzakta
mil
1.6 kilometreye eşit bir uzunluk birimi
That road is many miles long
O yol birçok mil uzunluğunda
mil
1.6 kilometreye eşit uzunluk birimi
The town is one mile away
Kasaba bir mil uzaklıkta
kaldırım kenarı
Sahnedeyolun kenarındaki yükseltilmiş taş kısım
He parked his car next to the kerb
Arabasını kaldırım kenarına park etti
envanter
Sahnedebir mağaza veya işletmedeki ürünlerin listesi
The manager checked the inventory
Müdür envanteri kontrol etti
envanter
bir yerdeki malların detaylı listesi
We need to check our inventory
Envanterimizi kontrol etmemiz gerekiyor
zirkon
Sahnedemücevher yapımında kullanılan değerli bir taş
Zircon is a popular gemstone
Zirkon popüler bir değerli taştır
bütün
Sahnedebir şeyin tamamı
I ate the whole pizza
Bütün pizzayı yedim
bütün
hiçbir parçası eksik veya hasarlı olmayan
I ate the whole apple
Bütün elmayı yedim
öğle yemeği
Sahnedegün ortasında yenilen yemek
I have lunch at noon
Öğle yemeğini öğlen yerim
öğle yemeği
günün ortasında yenen yemek
I had a salad for lunch
Öğle yemeğinde salata yedim
lanet olsun
Sahnedeöfke veya hayal kırıklığı ifadesi
Damn, I forgot my keys
Lanet olsun, anahtarlarımı unuttum
çok
Sahnedebüyük bir derecede
It is damn hot today
Bugün hava feci sıcak
önemsemek
bir şeyi önemsemek veya değer vermek
I don't give a damn about it
Bunu hiç umurumda değil
lanetlemek
birinin cezayı hak ettiğini söylemek
The priest damned the sinner
Rahip günahkarı lanetledi
çıplak arama
bir kişinin kıyafetleri çıkartılarak vücudunun aranması
The prisoner was subjected to a strip search
Mahkum çıplak aramaya tabi tutuldu
çıplak arama
bir kişinin soyunmaya zorlandığı güvenlik araması
The suspect was subjected to a strip search
Şüpheli çıplak aramaya tabi tutuldu
kelime
Sahnedeanlamı olan tek bir dil birimi
I don't know this word
Bu kelimeyi bilmiyorum
tavsiye
kısa bir tavsiye veya bilgi
Let me give you a word of advice
Sana bir tavsiye vereyim
malum şeyler
konuşmacının adını açıkça söylemek istemediği bir şeye atıfta bulunan ifade
They are doing know-what
Malum şeyleri yapıyorlar
biliyor musun
dinleyicinin dikkatini çekmek veya düşünürken vakit kazanmak için kullanılan ifade
Know what I have a better idea
Biliyor musun daha iyi bir fikrim var
ayrıca
Sahnedesöylenenlere ek olarak yeni bir bilgi eklemek için kullanılır
Furthermore it is important to consider the costs
Ayrıca maliyetleri göz önünde bulundurmak önemlidir
alarm
Sahnedeinsanları uyarmak için yüksek ses çıkaran cihaz
He set the alarm for seven
Alarmı yediye kurdu
endişelendirmek
birini korkutmak veya endişeye sevk etmek
Don't alarm the children
Çocukları endişelendirme
alarm
tehlikeyi bildiren yüksek sesli uyarı sinyali
The fire alarm rang
Yangın alarmı çaldı
rastlamak
biriyle tesadüfen karşılaşmak
I ran into an old friend
Eski bir arkadaşıma rastladım
sorun yaşamak
bir problem veya zorlukla karşılaşmak
We ran into some problems
Bazı sorunlar yaşadık
çarpmak
hareket halindeyken bir şeye vurmak
He ran into the wall
Duvara çarptı
bulmak
belli bir miktara veya seviyeye ulaşmak
The costs ran into thousands
Masraflar binleri buldu
evet
Sahnedeevet demenin gayri resmi yolu
Yep, I can help you
Evet, sana yardım edebilirim
evet
evet anlamında kullanılan gayriresmi kelime
Yep I will be there
Evet orada olacağım
tamam
bir şeyi onaylamak için kullanılan ifade
Yep that sounds right
Tamam bu doğru görünüyor
bilim
Sahnededoğal dünyayı inceleyen bilim dalı
I love science
Bilimi seviyorum
ton
Sahnedeağırlık ölçü birimi ya da çok fazla miktar
I have a ton of homework
Tonla ödevim var
hiç
Sahnedeherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
boşanmak
Sahnedebir evliliği yasal olarak sona erdirmek
She wants to divorce him
Ondan boşanmak istiyor
boşanma
evliliğin yasal olarak sona ermesi
They decided to get a divorce
Boşanmaya karar verdiler
boşanma
evliliğin hukuki olarak bitişi
The divorce took two years
Boşanma iki yıl sürdü
boşanmış kadın
yasal olarak eşinden ayrılmış kadın
She is a divorce who lives happily
O mutlu bir şekilde yaşayan boşanmış bir kadın
ağaç
Sahnedegövdesi ve dalları olan uzun bir bitki
The tree is tall
Ağaç uzun
ağaç
gövdesi odunsu ve çok yıllık olan büyük bitki
There is a tall tree in the garden
Bahçede uzun bir ağaç var
rutubetli
Sahnedehoş olmayan bir şekilde ıslak ve soğuk
The basement was dark and dank
Bodrum karanlık ve rutubetliydi
çok kaliteli
çok havalı veya eğlenceli
That was a dank meme
O çok kaliteli bir paylaşımdı
donuk bakışlı
gözlerinde soğuk ve duygusuz bir ifade olan
He stared at me with dead eyed indifference
Bana donuk bakışlı bir kayıtsızlıkla baktı
boş bakışlı
gözlerinde ifadesiz ve ruhsuz bir bakış olan
She gave him a dead eyed look after the news
Haberi aldıktan sonra ona boş bakışlı bir ifadeyle baktı
metilamin
Sahnedeazot içeren basit bir organik bileşik
Methylamine is often used in chemical synthesis
Metilamin genellikle kimyasal sentezde kullanılır
emek
Sahnedebir işi yapmak için sarf edilen fiziksel veya zihinsel çaba
It took a lot of labour to build the house
Evi inşa etmek çok emek gerektirdi
doğum
bebeğin dünyaya gelme süreci
She went into labour this morning
Bu sabah doğumu başladı
serbest
Sahnedebir şeyi yapmasına izin verilen
Questions are welcome
Sorular serbesttir
hoş karşılanan
memnuniyetle karşılanan veya istenen
You are welcome here
Burada isteniyorsunuz
karşılamak
varan birini selamlamak
They welcomed the guests
Misafirleri karşıladılar
kalorifer kazanı
Sahnedeısı üreten cihaz
The furnace keeps the house warm
Kalorifer kazanı evi sıcak tutar
bebek partisi
Sahnedehamile bir kadına hediye vermek için düzenlenen parti
She enjoyed the baby shower
Bebek partisini çok beğendi
duş
su püskürtmesi altında yıkanma eylemi
I take a shower every morning
Her sabah duş alırım
yağdırmak
birine bir şeyden çok fazla vermek
They showered her with gifts
Ona hediyeler yağdırdılar
sağanak
kısa süreli yağmur
There was a quick shower this afternoon
Bu öğleden sonra kısa bir sağanak yağış vardı
satın almak
Sahnedepara ödeyerek bir şeye sahip olmak
I want to buy a car
Bir araba satın almak istiyorum
inanmak
bir şeyin doğru olduğunu kabul etmek
I don't buy his story
Onun hikayesine inanmıyorum
satın alınan şey
satın alınan ürün veya eşya
This dress was a great buy
Bu elbise harika bir alışverişti
sebep olmak
bir durumun veya sorunun meydana gelmesine yol açmak
His arrogance bought him a lot of trouble
Kibri başına çok dert açtı
şu anda
Sahnedeşu an veya şimdi
I am currently at home
Şu anda evdeyim
yer
Sahnedebelirli bir alan veya konum
This is a beautiful place
Burası güzel bir yer
gerçekleşmek
meydana gelmek veya vuku bulmak
The meeting will take place tomorrow
Toplantı yarın gerçekleşecek
yerleştirmek
bir şeyi belirli bir konuma koymak
Please place the book on the table
Lütfen kitabı masanın üzerine koyun
tanımak
birini nereden tanıdığını hatırlamak
I know his face but I can't place him
Yüzünü hatırlıyorum ama onu çıkaramıyorum
tanıtım günü
bir yerin ziyaretçilere açıldığı etkinlik
They hosted an open house yesterday
Dün bir tanıtım günü düzenlediler
yasaklamak
Sahnedebir şeye izin vermemek
My parents forbid me to go out
Ailem dışarı çıkmamı yasakladı
yasaklamak
bir şeyin yapılmasına izin vermemek
Smoking is forbidden here
Burada sigara içmek yasaktır
görünmek
Sahnedebelirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
bak
Sahnedebirinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
bakmak
Sahnedegözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
her kim
Sahnedekim olduğu fark etmeksizin herhangi bir kişi
Whoever arrives first wins
İlk gelen her kimse kazanır
her kim
kim olursa olsun o kişi
Whoever knows the answer should raise their hand
Cevabı bilen her kimse elini kaldırmalı
psikolojik
Sahnedezihin veya duygularla ilgili
This is a psychological problem
Bu psikolojik bir problem
tartmak
Sahnedebir şeyin ağırlığını ölçmek
Please weigh the fruit
Lütfen meyveyi tart
tartmak
bir şeyi dikkatlice düşünmek
I need to weigh my options
Seçeneklerimi tartmam gerekiyor
ağırlığında olmak
belirli bir ağırlığa sahip olmak
This box weighs five kilos
Bu kutu beş kilo ağırlığında
iyilik
Sahnedeyardımcı veya nazik bir davranış
Can you do me a favour?
Bana bir iyilik yapabilir misin?
desteklemek
bir fikri veya durumu desteklemek
I favour this new plan
Bu yeni planı destekliyorum
ilgi
Sahnedebir şeyi öğrenme veya bilme isteği
She showed a great interest in science
Bilime büyük bir ilgi gösterdi
faiz
Sahnedeödünç alınan para için ödenen ek ücret
The bank charges a high interest rate
Banka yüksek bir faiz oranı uyguluyor
hobi
boş zamanlarda yapmaktan hoşlanılan etkinlik
Reading is one of my interests
Okumak hobilerimden biridir
pay
bir işteki ortaklık veya hisse durumu
He has an interest in the company
Şirkette bir payı var
dolap
Sahnedeeşyaları saklamak için kullanılan küçük oda veya dolap
Put your coat in the closet
Paltonu dolaba koy
gizli
başkalarından saklanan veya gizli tutulan
He is a closet fan of that band
O bu grubun gizli bir hayranı
dolap
Sahnedekilitlenebilir küçük dolap
Put your bag in the locker
Çantanı dolaba koy
çok
Sahnedeçok sayıda olan
I have many books
Çok kitabım var
gizlice girdi
Sahnedesessizce ve gizlice bir yere gitmek
He snuck out of the house
Evden gizlice çıktı
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
bir davayı mahkemede incelemek
The court will try him
Mahkeme onu yargılayacak
küçük
Sahnedeboyutu büyük olmayan
This is a small cat
Bu küçük bir kedi
bahçe görevlisi
Sahnedebüyük bir bahçeye veya parka bakan kimse
The groundskeeper mowed the park grass
Bahçe görevlisi parktaki çimleri biçti
yerinde duramayan
Sahnedeenerji ve oyunbazlık dolu
The puppy is very frisky today
Yavru köpek bugün çok yerinde duramıyor
yüksek sesli
Sahnedeçok ses çıkaran
The music is too loud
Müzik çok yüksek sesli
yüksek sesle
güçlü ve kolay duyulabilir bir şekilde
Please speak loud
Lütfen yüksek sesle konuş
gürültülü
çok ses çıkaran
The party was very loud
Parti çok gürültülüydü
yüksek sesli
kolayca duyulan bir ses çıkaran
The music is too loud
Müzik çok yüksek sesli
bin dolar
Sahnedebin dolar anlamına gelen argo ifade
The car cost ten grand
Araba on bin dolara mal oldu
görkemli
çok büyük ve etkileyici
He lives in a grand house
Görkemli bir evde yaşıyor
harika
çok iyi veya hoş
That is a grand idea
Bu harika bir fikir
görkemli
çok etkileyici ve muhteşem
They live in a grand house
Onlar görkemli bir evde yaşıyorlar
tamirci
Sahnedeeşyaları onaran kişi
He is a great fixer
O harika bir tamircidir
yönetmek
Sahnedebir şeyin sorumluluğunu üstlenmek veya kontrol etmek
He manages a large team
Büyük bir ekibi yönetiyor
başa çıkmak
bir durumun üstesinden gelmek
She manages the stress well
Stresle iyi başa çıkıyor
farklı
Sahnedeaynı olmayan
We are different
Biz farklıyız
farklı
aynı olmayan veya benzerlik göstermeyen
These two books are different
Bu iki kitap birbirinden farklı
ağız
Sahnedeyemek yemek ve konuşmak için kullanılan yüzdeki açıklık
Open your mouth
Ağzını aç
sessizce söylemek
ses çıkarmadan dudaklarını hareket ettirmek
She mouthed the words
Kelimeleri sessizce söyledi
doyurulacak ağız
beslenmesi gereken kişi
We have another mouth to feed.
Doyurmamız gereken bir ağız daha var.
niyet etmek
Sahnedebir şeyi hedef olarak belirlemek
I intend to visit London next year
Gelecek yıl Londra'yı ziyaret etmeyi planlıyorum
yetişmek
Sahnedebir yere veya hedefe ulaşmak
I can make it on time
Zamanında yetişebilirim
yaptırmak
Sahnedebirine bir şeyi yapmasını sağlamak
He made me cry
Beni ağlattı
yapmak
Sahnedebir şeyi üretmek veya oluşturmak
I make dinner every day
Her gün akşam yemeği yaparım
yapmak
Sahnedebir şeyi ifade etmek veya söylemek
She made a suggestion
Bir öneride bulundu
kırmak
Sahnedebir şeyi parçalamak veya bozmak
Don't break the glass
Bardağı kırma
çiğnemek
Sahnedebir kurala veya yasaya uymamak
Do not break the rules
Kuralları çiğneme
ara
aktiviteye verilen kısa mola
Let's take a break
Bir ara verelim
haber vermek
birine önemli bir bilgiyi açıklamak
She had to break the news to him
Haberi ona vermek zorundaydı
çok çalışmak
bir şeyi başarmak için yoğun çaba sarf etmek
I work hard at my job
İşimde çok çalışıyorum
uzakta
Sahnedeburanın uzağında
The city is far away
Şehir çok uzakta
durmaksızın
durmadan veya ara vermeden
He was working away
Durmadan çalışıyordu
uzağa
bir şeyi başka bir yere taşımak
Put your toys away
Oyuncaklarını kaldır
ele vermek
gizli bir şeyi ortaya çıkarmak
Do not give the secret away
Sırrı ağzından kaçırma
hadi
birini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
çalışmaya başlamak
devreye girmek veya çalışmaya başlamak
The lights come on at night
Işıklar gece yanar
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
en başında
başlangıçta veya en başta
I should not have come here in the first place
En başında buraya gelmemeliydim
burun
Sahnedeyüzün koku alan ve nefes alan kısmı
Touch your nose
Burnuna dokun
burun
koku almak için kullanılan yüz bölümü
Her nose is small
Onun burnu küçük
taç
Sahnedeözel günlerde takılan dekoratif taç
The princess wore a diamond tiara
Prenses elmas bir taç taktı
taç
kadınların taktığı mücevherli başlık
The princess wore a sparkling tiara
Prenses parlayan bir taç taktı
an
Sahnedeçok kısa bir zaman dilimi
Wait a moment
Bir an bekle
an
çok kısa süre
It happened in a moment
Bir anda oldu
an
çok kısa bir zaman dilimi
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
kısa süre
az bir zaman aralığı
It took a short moment
Kısa bir süre aldı
ototransformatör
Sahnedetek sargılı bir transformatör türü
This autotransformer regulates voltage efficiently
Bu ototransformatör voltajı verimli bir şekilde düzenler
bütünsel
Sahnedesadece bir parçaya değil, kişinin tamamına odaklanan
She takes a holistic approach to health
Sağlığa bütünsel bir yaklaşım benimsiyor
peri
Sahnedesihirli güçleri olan küçük hayali yaratık
The fairy flew over the garden
Peri bahçenin üzerinde uçtu
peri
kanatları olan küçük hayali bir varlık
The fairy has a magic wand
Perinin sihirli bir değneği var
masal perisi
masallarda anlatılan küçük sihirli kişi
She dressed up as a fairy for the party
Partide masal perisi gibi giyindi
kazanmak
Sahnedeçalışarak para veya ödül elde etmek
He earns a good salary
İyi bir maaş kazanıyor
dinlemek
Sahnedeseslere dikkat etmek
Listen to the music
Müziği dinle
dinlemek
Sahnedekonuşan birine veya bir sese dikkatini vermek
Please listen to me
Lütfen beni dinle
geriye çekilmek
geriye doğru hareket etmek veya uzaklaşmak
Please stand back from the edge
Lütfen kenardan geriye çekilin
huni
Sahnedesıvıları dökmek için kullanılan üstü geniş altı dar boru
Use a funnel to pour the oil
Yağı dökmek için bir huni kullan
yönlendirmek
bir şeyi belirli bir yöne göndermek veya hareket ettirmek
They funnelled money into the account
Parayı hesaba yönlendirdiler
karat
Sahnededeğerli taşların ağırlığını ölçmek için kullanılan birim
The diamond is one carat
Elmas bir karat
derece
Sahnedesıcaklık ölçü birimi
It is twenty degrees today
Bugün hava yirmi derece
diploma
eğitim programı tamamlandığında alınan unvan
She has a university degree
Üniversite diploması var
derece
bir şeyin miktarı veya seviyesi
There is a high degree of risk
Yüksek bir risk derecesi var
eklemek
bir şeyi başka bir şeye dahil etmek
Put in some salt
Biraz tuz ekle
telefon etmek
bir telefon araması yapmak
I will put in a call
Bir telefon araması yapacağım
harcamak
bir şeye zaman veya emek vermek
She put in a lot of work
Çok emek verdi
yerleştirmek
bir şeyi belirli bir konuma koymak
Please put in the new batteries
Lütfen yeni pilleri yerleştirin
başvuruda bulunmak
resmi bir yazılı talepte bulunmak
She put in a request for more time
Daha fazla zaman için başvuruda bulundu
söze karışmak
bir tartışmaya görüş veya yorum eklemek
She put in a suggestion during the meeting
Toplantı sırasında bir öneride bulundu
yeterince iyi
Sahnedekalite bakımından tatmin edici veya kabul edilebilir
He found a decent job
Makul bir iş buldu
çelik
Sahnededemir ve karbondan yapılan güçlü bir metal
The bridge is made of steel
Köprü çelikten yapılmıştır
ulaşmak
Sahnedebiriyle iletişim kurmak
I cannot reach him by phone
Ona telefonla ulaşamıyorum
ulaşmak
bir yere varmak veya erişmek
We reached the hotel at midnight
Otele gece yarısı ulaştık
uzanmak
kolunu bir şeye erişmek için uzatmak
Can you reach that book
Şu kitaba uzanabilir misin
etkilemek
birinin duygularına ulaşmak
His words reach me
Sözleri beni etkiliyor
gitmek
Sahnedebir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school
Okula giderim
çalışmak
işlemek veya faaliyet göstermek
This watch doesn't go
Bu saat çalışmıyor
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to start my diet tomorrow
Yarın diyetime başlamaya niyetliyim
gitmek
bir durumun veya sürecin belirli bir şekilde ilerlemesi
The party went well
Parti iyi gitti
kağıt
Sahnedeyazı yazmak veya baskı yapmak için kullanılan ince tabaka
I need a piece of paper
Bir parça kağıda ihtiyacım var
makale
özellikle akademik yazılmış çalışmalar
He wrote a research paper
Bir araştırma makalesi yazdı
gazete
günlük haber yayını
I read the morning paper
Sabah gazetesini okudum
belge
üzerinde resmi yazı bulunan kağıt
Please sign this paper
Lütfen bu belgeyi imzalayın
hata
Sahnedeyanlış bir şeyin sorumluluğu
It was my fault
Benim hatamdı
fay
yer kabuğundaki büyük kırık
There is a fault line under this city
Bu şehrin altında bir fay hattı var
kusur
bir kişinin karakterindeki kötü veya zayıf özellik
Everyone has a personal fault
Herkesin kişisel bir kusuru vardır
dönüştürmek
Sahnedebir şeyi başka bir şeye dönüştürmek
She turned the room into a gym
Odayı bir spor salonuna dönüştürdü
sıra
başkalarından sonra bir şeyi yapabileceğiniz zaman
It is your turn now
Şimdi senin sıran
vermek
bir şeyi başkasına uzatmak
Please turn the book to him
Lütfen kitabı ona ver
çevirmek
bir cihazı çalıştırmak için düğmeyi hareket ettirmek
Turn the knob to start the machine
Makineyi çalıştırmak için düğmeyi çevir