

Breaking Bad — Season 2 Episode 1
Kelimeler ve anlamları
547 kelime
Seviye
geç
Sahnedezamanında olmayan
I am late for work
İşe geç kaldım
sonları
Sahnedebir dönemin bitişine yakın
It happened in the late nineties
Doksanlı yılların sonlarında oldu
merhum
artık hayatta olmayan
His late father was a doctor
Merhum babası doktordu
son
yakın zamanda gerçekleşen veya yapılan
These are late reports
Bunlar son raporlar
geç
zamanından sonra olan
I was late for the meeting
Toplantıya geç kaldım
ev
Sahnedeinsanların yaşadığı bina
I live in a big house
Büyük bir evde yaşıyorum
toplamak
Sahnedebir yeri temiz ve düzenli hale getirmek
I need to clean up my desk
Masamı toplamam gerekiyor
temizlik
bir yeri düzenli hale getirme işlemi
The cleanup was fast
Temizlik hızlıydı
temizlemek
bir yerdeki kirliliği veya dağınıklığı gidermek
Please clean up your room
Lütfen odanı temizle
temizlik
bir yeri temiz ve düzenli hale getirme eylemi
We started the clean up after the party
Partiden sonra temizliğe başladık
şık görünmek
temiz ve düzgün görünmek
He cleaned up well for the party
Parti için çok şık görünüyordu
temizlemek
bir bölgedeki suç veya ahlak dışı davranışları ortadan kaldırmak
The police want to clean up the city
Polis şehri temizlemek istiyor
köşeyi dönmek
büyük miktarda para kazanmak veya elde etmek
They cleaned up at the casino
Kumarhanede köşeyi döndüler
suçtan arındırmak
bir bölgedeki yasadışı faaliyetleri durdurmak veya azaltmak
The police want to clean up the city
Polis şehri suçtan arındırmak istiyor
temizlemek
bir yeri düzenli veya temiz hale getirmek
I need to clean up my room
Odamı temizlemem gerekiyor
temizlik
bir yeri düzenli veya kirden arınmış hale getirme eylemi
The beach clean-up starts at noon
Sahil temizliği öğlen başlıyor
erkenci
Sahnedesabahları erken kalkan veya bir yere erken varan kişi
My mother is such an early bird
Annem tam bir erkencidir
erken kayıt indirimi
erken işlem yapanlar için sunulan özel düşük fiyat
I got the early bird discount
Erken kayıt indiriminden yararlandım
erken rezervasyon
erken davrananlara sunulan özel indirim
We booked an early bird ticket
Erken rezervasyon bileti ayırttık
erkenci
sabahları erken kalkan veya bir işi vaktinden önce yapan kimse
She is an early bird and arrives at the office first
O bir erkencidir ve ofise ilk o varır
resim
Sahnedegörsel bir temsil
I drew a picture
Bir resim çizdim
hayal etmek
zihinde canlandırmak
I can't picture it
Bunu hayal edemiyorum
timsal
bir niteliğin kusursuz örneği
She is the picture of health
O sağlığın timsalidir
genel durum
bir durumun tamamı veya ana fikri
You need to understand the whole picture
Genel durumu anlaman gerekiyor
film
sinemada gösterilen hareketli görüntü
We saw a funny picture at the cinema
Sinemada komik bir film izledik
fotoğraf
fotoğraf makinesiyle çekilmiş basılı görüntü
I took a picture of the cat
Kedinin fotoğrafını çektim
düz
Sahnedeeğrisiz ve seviyesi aynı olan yüzey
The table is flat
Masa düzdür
daire
bir binanın genellikle tek bir katında bulunan konut
I live in a small flat
Küçük bir dairede yaşıyorum
bemol
müzikte bir notayı yarım ses pesleştiren işaret
He played a B flat note on the piano
Piyanoda si bemol notasını çaldı
babet
topuğu olmayan veya çok az olan kadın ayakkabısı
She wears comfortable flats
O rahat babetler giyiyor
sabah
Sahnedegünün güneş doğuşundan öğlene kadar olan kısmı
I wake up early in the morning
Sabahları erken uyanırım
günaydın
iyi sabahlar anlamında kullanılan kısa selamlama
Morning, how are you?
Günaydın, nasılsın?
sabah
günün öğleden önceki erken kısmı
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
muhtemelen
Sahnedebüyük olasılıkla
It will probably rain today
Bugün muhtemelen yağmur yağacak
şeyler
Sahnedegenel olarak nesneler veya eşyalar
I have too much stuff
Çok fazla şeyim var
eşyalar
kişisel eşyalar veya sahip olunanlar
Put your stuff in the car
Eşyalarını arabaya koy
doldurmak
bir şeyi bir yere sıkıca yerleştirmek
She stuffed the bag
Çantayı doldurdu
tıkıştırmak
bir şeyi bir kaba veya boşluğa sıkıca yerleştirmek
I stuffed my clothes into the suitcase
Kıyafetlerimi bavula tıkıştırdım
sürpriz
Sahnedebeklenmedik şekilde gerçekleşen
It was a surprise visit
Sürpriz bir ziyaretti
şaşırtmak
birini şaşkına çevirmek
You surprise me
Beni şaşırtıyorsun
sürpriz
beklenmedik bir durum anında söylenen söz
Surprise! I am here
Sürpriz! Buradayım
sürpriz
beklenmedik şekilde gerçekleşen olay
That party was a big surprise
O parti büyük bir sürprizdi
şaşırmak
beklenmedik bir durum karşısında hayrete düşmek
I am surprised by the gift
Hediyeye şaşırdım
şaşırtmak
birinin hayrete düşmesine sebep olmak
You surprised me with your arrival
Gelişinle beni şaşırttın
ürkütmek
birini aniden korkutarak şaşırtmak
The sudden noise surprised her
Aniden çıkan ses onu ürküttü
şaşkınlık
beklenmedik bir şey karşısında duyulan şok
She showed great surprise
Büyük bir şaşkınlık gösterdi
sürpriz
beklenmedik bir anda gerçekleşen olay veya hediye
We have a surprise for you
Senin için bir sürprizimiz var
dikkat
Sahnedebir şeye veya birine odaklanma durumu
Please pay attention
Lütfen dikkat edin
bakım
hasta veya yaralı birine yardım etme eylemi
He needs medical attention
Tıbbi bakıma ihtiyacı var
dikkat
bir şeyi özenle dinleme veya izleme eylemi
Pay attention to the teacher
Öğretmene dikkat et
daha büyük
Sahnedeboyut olarak daha geniş veya hacimli
I need a bigger box
Daha büyük bir kutuya ihtiyacım var
daha büyük
boyutu büyük olan
This house is bigger than mine
Bu ev benimkinden daha büyük
daha büyük
daha geniş veya kapsamlı bir ölçüde
The issue is much bigger than we expected
Sorun beklediğimizden çok daha büyük
sarı
Sahnedegüneş veya limon gibi parlak bir renk
The sun is yellow
Güneş sarıdır
denemek
Sahnedekalitesini kontrol etmek için bir şeyi denemek
I want to test the new car
Yeni arabayı denemek istiyorum
sınav
bilgi veya yeteneği ölçmek için hazırlanan sorular bütünü
I have a math test tomorrow
Yarın matematik sınavım var
tahlil
tıbbi bir durumu kontrol etmek için yapılan işlem
The doctor ordered a blood test
Doktor kan tahlili istedi
deney
bir hipotezi sınamak için yapılan işlem
The scientist ran a test
Bilim insanı bir deney yaptı
sınamak
birinin sabrını veya yeteneklerini denemek
He wanted to test her patience
Onun sabrını sınamak istedi
sınav
bilgiyi ölçmek için yapılan resmi soru dizisi
I studied hard for the test
Sınava çok çalıştım
bakakalmak
Sahnedeşaşkınlıkla uzun süre bakmak
He stared in surprise
Şaşkınlıkla bakakaldı
dik dik bakmak
bir şeye uzun süre gözlerini ayırmadan bakmak
She likes to stare at the stars
O yıldızlara dik dik bakmayı sever
dik dik bakmak
birine ya da bir şeye gözlerini ayırmadan bakmak
Stop staring at me
Bana dik dik bakmayı bırak
gözünü dikmek
bir noktaya odaklanarak bakmak
He stared at the wall
O duvara gözünü dikti
bakakalmak
şaşkınlıkla veya hayranlıkla öylece bakmak
We stared at the sunset
Güzel gün batımına bakakaldık
uzun uzun bakmak
bir şeye dikkatle ve uzun süre bakmak
She stared out the window
O pencereden dışarı uzun uzun baktı
varil
Sahnededepolama için kullanılan büyük yuvarlak kap
The wine is in a barrel
Şarap bir varilde
hızla ilerlemek
belirli bir yöne doğru çok hızlı hareket etmek
The car barreled down the road
Araba yolda hızla ilerledi
namlu
merminin çıktığı silahın uzun metal kısmı
He cleaned the barrel of the gun
Silahın namlusunu temizledi
namlu
mermilerin ateşlendiği silahın uzun metal kısmı
The bullet left the barrel
Mermi namludan çıktı
baştan aşağı
Sahnedeyukarıdan aşağıya doğru
He looked at her up and down
Ona baştan aşağı baktı
inişler ve çıkışlar
Sahnedeiyi ve kötü zamanların birbirini izlediği dönem
Life is full of ups and downs
Hayat inişler ve çıkışlarla doludur
aşağı yukarı
bir yöne ve ardından aksi yöne gitme
He paced up and down the room
Odada aşağı yukarı yürüdü
aşağı yukarı
bir yerin bir ucundan diğer ucuna kadar
He walked up and down the hall
Koridorda aşağı yukarı yürüdü
her yerde
her tarafta veya her kısımda
I searched up and down for the keys
Anahtarları her yerde aradım
yararlanmak
Sahnedebir şeyden iyi bir sonuç veya avantaj elde etmek
You will benefit from this course
Bu kurstan yararlanacaksın
yardım etkinliği
bir amaç için para toplamak amacıyla düzenlenen etkinlik
They organized a benefit for the children
Çocuklar için bir yardım etkinliği düzenlediler
fayda
birine yardım eden veya iyi bir sonuç veren şey
This plan has many benefits
Bu planın birçok faydası var
fayda
bir kişinin durumunu iyileştiren olumlu şey
Exercise has many benefits for health
Egzersizin sağlık için birçok faydası vardır
geri
Sahnedeönceki yere veya konuma dönmek
Please come back
Lütfen geri gel
sırt
insan vücudunun arka kısmı
My back hurts
Sırtım ağrıyor
desteklemek
birini veya bir şeyi desteklemek
I will back you up
Seni destekleyeceğim
geri dönmek
birinin mesajına yanıt vermek
I will write back soon
Yakında geri döneceğim
saat
Sahnede60 dakikaya eşit süre
I will be there in one hour
Bir saat içinde orada olacağım
saat
bir günün yirmi dört parçasından biri
We will leave in one hour
Bir saat içinde ayrılacağız
saat
60 dakikalık zaman dilimi
I will be there in an hour
Bir saat içinde orada olacağım
somun
Sahnedefırınlanmış ekmeğin şekilli kütlesi
I bought a loaf of bread
Bir somun ekmek aldım
somun
fırında tek parça halinde pişirilen ekmek
I bought a loaf of bread today
Bugün bir somun ekmek aldım
somun
fırından çıkmış bütün ekmek
I bought a loaf of bread
Bir somun ekmek aldım
aylaklık etmek
hiçbir şey yapmadan vakit geçirmek
Stop loafing and do your homework
Aylaklık etmeyi bırak ve ödevini yap
yerel
Sahnedebelirli bir bölgeye veya yere ait olan
I like local food
Yerel yemekleri severim
yerel otobüs
güzergah üzerindeki tüm duraklarda duran otobüs
I take the local bus to work
İşe gitmek için yerel otobüsü kullanıyorum
yerli
belirli bir bölgede yaşayan kimse
Ask a local for directions
Yön tarifi için bir yerliye sorun
yerli
belirli bir bölgede yaşayan kişi
The locals are very friendly here
Buradaki yerliler çok cana yakın
sendika şubesi
bir işçi sendikasının yerel kolu
She attended the meeting at the local
O sendika şubesindeki toplantıya katıldı
yerel
belirli bir bölge veya topluluk ile ilgili olan
We buy our food from a local market
Yiyeceklerimizi yerel bir pazardan alıyoruz
yerel mekan
belirli bir amaç için kullanılan bina veya alan
He met his friends at his local
Arkadaşlarıyla yerel mekanında buluştu
dokunmak
Sahnedeelini bir şeye koymak
Do not touch the glass
Cama dokunma
küçük bir miktar
Sahnedebir şeyden çok küçük bir miktar
Add a touch of salt
Biraz
duygulandırmak
birinin duygularını etkilemek
Your kind words touched me
Nazik sözlerin beni duygulandırdı
yetenek
bir şeyi iyi yapma konusundaki doğal beceri
He has a professional touch
Profesyonel bir dokunuşu var
vay be
Sahnedeşaşkınlık veya heyecan belirten ünlem
Boy, that is a big dog
Vay be, bu çok büyük bir köpek
erkek çocuk
genç bir erkek çocuk
He is a little boy
O küçük bir erkek çocuk
başlamak
Sahnedebir şeye başlamak
Let's begin the lesson
Hadi derse başlayalım
bitirmek
Sahnedebir şeyi sona erdirmek
We will wind up the meeting soon
Toplantıyı yakında bitireceğiz
kendini bulmak
sonunda belirli bir durumda olmak
We wound up getting lost
Sonunda kaybolduk
kurmalı
sıkılaştırılan bir yay ile çalışan
He has a wind up toy
Kurmalı bir oyuncağı var
şaka
birini kandırmak için yapılan eğlenceli oyun
That was just a wind up
Bu sadece bir şakaydı
sinirlendirmek
birini gergin veya heyecanlı hissettirmek
Don't wind him up before the test
Sınavdan önce onu sinirlendirme
hazırlık
bir eyleme başlamadan önceki hazırlık aşaması
He did a quick wind up before throwing the ball
Topu fırlatmadan önce hızlı bir hazırlık yaptı
karışmak
bir durumun veya olayın parçası haline gelmek
I did not want to wind up in that argument
O tartışmaya karışmak istemedim
sonunda varmak
en sonunda belirli bir yerde veya durumda olmak
They wound up at the beach
Sonunda kendilerini sahilde buldular
burnundan solumak
Sahnedeburnundan gürültülü bir şekilde nefes vermek
The pig gave a loud snort
Domuz yüksek sesle burnundan soludu
burnundan çekmek
Sahnedehavayı veya bir maddeyi burundan hızla içeri çekmek
He began to snort the powder
Tozu burnundan çekmeye başladı
trafik saati
Sahnedegün içinde trafiğin en yoğun olduğu saatler
I try to avoid driving during rush hour
Trafik saatinde araba kullanmaktan kaçınmaya çalışıyorum
trafik saati
insanların işe gidip gelirken yolda olduğu yoğun zaman dilimi
I hate being stuck in rush hour
Trafik saatinde sıkışıp kalmaktan nefret ediyorum
vermek
Sahnedebir şeyi birinin eline ulaştırmak
He gave me his book
O bana kitabını verdi
yol açmak
bir şeyin olmasına neden olmak
The noise gave me a headache
Bu gürültü baş ağrısına yol açtı
söylemek
birine bilgi veya cevap iletmek
Please give me your answer
Lütfen bana cevabını söyle
iş arkadaşı
Sahnedebirlikte çalışılan kişi
He is my associate
O benim iş arkadaşım
ilişkilendirmek
Sahnedeiki şey arasında zihinsel bir bağ kurmak
I associate summer with the beach
Yazı plajla ilişkilendiririm
sözde
Sahnedeöyle olduğu sanılan veya söylenen
He is supposedly the best player
Sözde en iyi oyuncu o
çekmek
Sahnedebir şeyi kendine doğru hareket ettirmek
He pulled the door open
Kapıyı çekerek açtı
kas çekilmesi
kasın aşırı gerilmesi sonucu oluşan yaralanma
I have a muscle pull in my leg
Bacağımda kas çekilmesi var
oyun oynamak
dürüst olmayan veya muzip bir şey yapmak
He tried to pull a trick on me
Bana bir oyun oynamaya çalıştı
geri çekmek
bir şeyi geri almak veya çıkarmak
He decided to pull his request
İsteğini geri çekmeye karar verdi
çekim
birine veya bir şeye gitme isteği uyandıran güçlü duygu
I felt a strong pull towards him
Ona karşı güçlü bir çekim hissettim
nüfuz
bir durum üzerinde güç veya etki sahibi olmak
He has a lot of pull in the company
Şirkette büyük bir nüfuzu var
incitmek
vücudun bir kısmını çok fazla gererek sakatlamak
I pulled a muscle in my leg
Bacağımdaki kası incittim
çekmek
bir şeyi kendine doğru hareket ettirmek
Pull the chair closer to the table
Sandalyeyi masaya doğru çek
oyun oynamak
birine şaka yapmak
He pulled a trick on his friend
Arkadaşına bir oyun oynadı
asılmak
bir şeyi kendine doğru hareket ettirmek için güç kullanmak
The dog pulled on the leash
Köpek tasmasına asıldı
film
Sahnedesinemada veya televizyonda gösterilen hikaye
I love watching movies
Film izlemeyi severim
uyum sağlamak
Sahnedeyeni bir duruma alışmak için değişmek
He needs to adjust to the new city
Yeni şehre uyum sağlaması gerekiyor
ayarlamak
bir şeyi hafifçe değiştirmek
Please adjust the volume
Lütfen sesi ayarla
tamam
Sahnedeyeterince iyi veya kabul edilebilir
The meal was all right
Yemek idare ederdi
tamam
Sahnededinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
peki
kesinlikle veya şüphe duymadan
All right, I will come
Peki, geleceğim
tamam
bir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
tamam
bir isteği kabul etmek veya bir işe başlamak için kullanılan ifade
All right I will go now
Tamam şimdi gideceğim
iyi
kabul edilebilir veya güvenli durumda olan
Everything will be all right
Her şey iyi olacak
iyi
Sahnedeyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
ince
kalın olmayan
The pen has a fine tip
Kalemin ince bir ucu var
iyi
sağlığı yerinde veya zarar görmemiş olan
I am feeling fine today
Bugün kendimi iyi hissediyorum
iyi
yeterince iyi veya tatmin edici
The weather is fine today
Bugün hava iyi
kabul edilebilir
yeterli veya uygun
This plan is fine with me
Bu plan benim için kabul edilebilir
kaliteli
çok iyi nitelikli
This is a fine cloth
Bu kaliteli bir kumaş
üstün
çok yüksek nitelikte
They have fine taste in art
Sanat konusunda üstün bir zevkleri var
sağlıklı
iyi bir sağlık veya durum içinde
I am fine thank you
İyiyim teşekkür ederim
ceza
ceza olarak ödenmesi gereken para
He had to pay a fine
Bir ceza ödemek zorunda kaldı
ince yazılı
bir belgede küçük puntoyla yazılanlar
Read the fine print carefully
İnce yazıları dikkatlice oku
seçkin
çok yüksek kalitede
A fine specimen of the plant
Bitkinin seçkin bir örneği
zinde
iyi bir sağlık durumu içinde
She is feeling fine today
Bugün kendini zinde hissediyor
istemek
Sahnedebir şeyi yapmayı istemek
Would you care for tea
Çay ister misiniz
önemsemek
birine veya bir şeye ilgi veya endişe duymak
I don't care
Umursamıyorum
bakım
birine veya bir şeye bakma eylemi
Skin care is important
Cilt bakımı önemlidir
adamlar
Sahnedeerkekler için kullanılan samimi ifade
Those guys are tall
Şu adamlar uzun
arkadaşlar
bir grup insan için kullanılan samimi ifade
Hi guys
Selam arkadaşlar
adam
bir erkek için kullanılan samimi ifade
He is a nice guy
O iyi bir adam
millet
bir grup insan için kullanılan gayriresmi ifade
Listen guys
Dinleyin millet
bekle
Sahnedekısa bir süre beklemek
Hang on a minute
Bir dakika bekle
bağlı olmak
bir durumun veya sonucun başka bir şeye dayalı olması
Success hangs on your hard work
Başarı senin sıkı çalışmana bağlı
asmak
bir şeyi bir yere sabitlemek
Hang on the poster here
Posteri buraya as
elinde tutmak
bir şeyi kaybetmeden saklamak
Please hang on to this receipt
Lütfen bu fişi elinde tut
sıkıca tutunmak
bir şeyi güçlü bir şekilde kavramak
Hang on to the rail tightly
Tırabzana sıkıca tutun
aynı
Sahnedefarklı olmayan
We have the same car
Bizim arabalarımız aynı
aynı
daha önce sözü edilenin tıpkısı
I saw the same man yesterday
Dün aynı adamı gördüm
tekrar
Sahnedebir kez daha
Please try again
Lütfen tekrar dene
dışarı
Sahnedeiçinden dışına doğru
He ran out of the house
Evden dışarı koştu
dışında
aynı seviye veya kategoride olmayan
This is out of my league
Bu benim ligimin dışında
-den yapılmış
bir malzemeden veya kaynaktan üretilmiş
It is made out of wood
Bu ahşaptan yapılmış
bitmiş
bir şeyin artık kalmaması
We are out of milk
Sütümüz bitti
uzak
bir şeyden kaçınmak veya girmemek
Stay out of trouble
Beladan uzak dur
kalmadı
bir şeyin elinde tükenmiş olması
We are out of sugar
Şekerimiz kalmadı
-den yapılmış
bir şeyin imalatında kullanılan maddeyi belirtir
This table is made out of wood
Bu masa ahşaptan yapılmış
dışında
bir yerin veya durumun içinde olmayan
She stepped out of the room
O odadan dışarı çıktı
vazgeçirmek
birini bir şey yapmamaya ikna etmek
She talked him out of quitting
Onu işten ayrılmaktan vazgeçirdi
dışında
bir grubun veya kapsamın dışında olan
It is out of his control
Bu onun kontrolünün dışında
dışarı
bir yerin içinden dışına doğru hareket etmek
She ran out of the room
Odadan dışarı koştu
nedeniyle
bir şeyin sonucu olarak
I did it out of curiosity
Bunu meraktan yaptım
dışında
bir şeyin içinde olmamak
They left me out of the game
Beni oyunun dışında bıraktılar
kurtulmuş
bir durumdan kurtulmuş olmak
He is finally out of debt
Sonunda borçtan kurtuldu
içinden
bir bütünü oluşturan parçalardan biri
Two out of five students passed
Beş öğrenciden ikisi geçti
arasından
bir grubun içinden seçilmiş
Pick one out of many
Birçoğunun arasından bir tane seç
içeriden
kapalı bir yerin içinden dışarı çıkmak
Take the cake out of the oven
Keki fırından çıkar
çıkmak
bir yerden ayrılmak
Get out of here right now
Buradan hemen çık
üretilmiş
bir malzemeden yapılmış
The table is made out of wood
Masa ahşaptan yapılmış
içinde değil
bir yerin veya şeyin içinde bulunmamak
She is out of the office today
O bugün ofiste değil
dışarıda
bir şeyin sınırları dışında olmak
He is out of the building
O binanın dışında
çıkarmak
bir şeyi içinden almak
He took the keys out of his pocket
Anahtarları cebinden çıkardı
yerinden çıkarmak
bir şeyi olduğu yerden uzaklaştırmak
The book was taken out of the shelf
Kitap raftan çıkarıldı
bırakmak
bir şeyi yapmayı sona erdirmek
He got out of the habit
O bu alışkanlığı bıraktı
bitmiş
bir şeyin tükenmesi
We are out of milk
Sütümüz bitti
kesinlikle
Sahnedehiçbir şüphe olmadan
I will definitely come
Kesinlikle geleceğim
enflasyon
Sahnedemal ve hizmet fiyatlarındaki genel artış
High inflation makes everything expensive
Yüksek enflasyon her şeyi pahalılaştırıyor
fiyat yükselişi
Sahnedeürünlerin ve hizmetlerin maliyetindeki genel artış
The constant price rise is hard to manage
Sürekli fiyat artışını yönetmek zor
karar vermek
Sahnedebir seçim yapmak
I cannot decide
Karar veremiyorum
belirlemek
bir şeye karar kılıp seçmek
We decided the date
Tarihi belirledik
karar vermek
bir seçim yapmak
I decided to eat pizza
Pizza yemeye karar verdim
karar vermek
bir konu hakkında seçim yapmak
I need to decide what to eat
Ne yiyeceğime karar vermem lazım
kararlaştırmak
bir şey üzerinde anlaşmaya varmak
We decided the time of the meeting
Toplantının zamanını kararlaştırdık
fikir
Sahnedezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
fikir
bir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
kocaman
Sahnedeboyut veya miktar olarak çok büyük
He lives in a huge house
Kocaman bir evde yaşıyor
büyük
son derece önemli veya etkili olan
This is a huge decision for us
Bu bizim için büyük bir karar
yalnızca
Sahnedebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
tek
eşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
sadece
daha fazlası olmayan
I have only two dollars
Sadece iki dolarım var
dışarı koymak
Sahnedebir şeyi başkalarının görebileceği veya kullanabileceği bir yere koymak
Put out the trash
Çöpü dışarı çıkar
söndürmek
bir yangını durdurmak
Please put out the fire
Lütfen ateşi söndür
birlikte olmak
biriyle cinsel ilişkiye girmeyi kabul etmek
He wanted her to put out
Onunla birlikte olmasını istedi
zahmet etmek
biri için çaba göstermek veya zahmete girmek
I don't want to put you out
Seni zahmete sokmak istemiyorum
rahatsız
canı sıkılmış veya gücenmiş
She felt put out by his rude comment
Onun kaba yorumu yüzünden rahatsız oldu
rahatsız etmek
birine zahmet vermek veya fazladan iş çıkarmak
I hope I am not putting you out
Umarım seni rahatsız etmiyorumdur
yayınlamak
bilgiyi birçok kişiyle paylaşmak veya duyurmak
The company put out a new report today
Şirket bugün yeni bir rapor yayınladı
yayınlamak
bir bilgiyi veya ürünü kamuoyuna sunmak
The company will put out a new report
Şirket yeni bir rapor yayınlayacak
üretmek
bir şeyi ortaya çıkarmak
This factory puts out many cars
Bu fabrika birçok araba üretiyor
piyasaya sürmek
yeni bir ürünü halka sunmak
They put out a new movie
Yeni bir film piyasaya sürdüler
rahatsız
bir şeyden dolayı üzgün veya kızgın hissetmek
He felt put out by the request
İstekten dolayı rahatsız hissetti
sergilemek
bir şeyi görülebilecek bir yere yerleştirmek
Please put out the samples
Lütfen örnekleri sergileyin
yayınlamak
bir fikri veya görüşü herkese açık şekilde belirtmek
The agency put out a press release
Ajans bir basın bülteni yayınladı
dışarı çıkarmak
bir şeyi dışarıdaki bir konuma taşımak
You should put out the recycling
Geri dönüşümü dışarı çıkarmalısın
halletmek
bir sorun veya zorlukla başa çıkmak
They worked hard to put out the problem
Sorunu halletmek için çok çalıştılar
adamlar
Sahnedeyetişkin erkek insanlar
Two men are here
İki adam burada
erkekler
yetişkin insan erkekler
Many men work here
Burada birçok erkek çalışıyor
erkekler
yetişkin erkek bireyler
These men are strong
Bu erkekler güçlüdür
erkekler
yetişkin erkek insanlar
The men are standing outside
Erkekler dışarıda duruyor
araç
Sahnedebir şeyi yapma yolu
The bus is a means of transport
Otobüs bir ulaşım aracıdır
anlamına gelmek
bir şeyi ifade etmek
This sign means stop
Bu işaret dur anlamına gelir
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak veya amaçlamak
He means to arrive on time
O vaktinde varmaya niyetli
imkanlar
bir şeyi yapabilmek için gereken para veya diğer şeyler
They have the means to pay for it
Bunu ödemek için imkanları var
kastetmek
bir şeyi ifade etmek veya ne olduğunu belirtmek
He means to help you with the project
O sana projede yardım etmeyi kastediyor
anlamına gelmek
özel bir anlam taşımak
This symbol means peace
Bu sembol barış anlamına gelir
imkan
birinin sahip olduğu maddi kaynaklar
They live within their means
Onlar imkanları dahilinde yaşıyorlar
iyilik
Sahnedeyardımcı veya nazik bir davranış
Can you do me a favour?
Bana bir iyilik yapabilir misin?
desteklemek
bir fikri veya durumu desteklemek
I favour this new plan
Bu yeni planı destekliyorum
yapamamak
Sahnedebir şeyi yapmaya gücü yetmemek
I cannot swim
Yüzemem
yaklaşmak
Sahnedebir şeye daha yakın konuma gelmek
The storm is closing in
Fırtına yaklaşıyor
kan
Sahnedevücutta dolaşan kırmızı sıvı
Blood carries oxygen
Kan oksijen taşır
kan
vücut içinde hareket eden kırmızı sıvı
There was blood on the floor
Yerde kan vardı
el arabası
Sahnedeağır eşyaları taşımak için kullanılan iki tekerlekli alet
Use the hand truck to move these heavy boxes
Bu ağır kutuları taşımak için el arabasını kullan
kurmak
Sahnedebir şeyi belirli bir konuma yerleştirmek
I will set up the table
Masayı kuracağım
kurmak
bir işletme veya sistemi başlatmak
She set up a new company
Yeni bir şirket kurdu
tuzak kurmak
birini suçlu göstermek için plan yapmak
They set him up
Ona tuzak kurdular
ayarlamak
bir durumun meydana gelmesini sağlamak
He set up a meeting for tomorrow
Yarın için bir toplantı ayarladı
kurmak
bir şeyi kullanıma hazır hale getirmek
I will set up the computer
Bilgisayarı kuracağım
ayarlamak
birine bir şey sağlamak veya birini biriyle tanıştırmak
We set up a meeting for them
Onlar için bir toplantı ayarladık
kurulum
bir sistemin veya ekipmanın düzenlenme biçimi
The computer set-up is very simple
Bilgisayar kurulumu çok basit
kumpas
birini suçlu göstermek için tasarlanan hileli plan
He realized that the arrest was a set-up
Tutuklanmanın bir kumpas olduğunu anladı
kumpas kurmak
birini masum olduğu halde suçlu gibi göstermek
He was set up by his enemy
Düşmanı ona kumpas kurdu
desteklemek
birinin iyi yaşaması için gerekli olanı vermek
His parents set him up with enough money
Ailesi onu yeterli parayla destekledi
tanıştırmak
iki kişiyi romantik bir buluşma için bir araya getirmek
My friend set me up on a date
Arkadaşım beni bir randevu için tanıştırdı
kurmak
bir şeyi düzenlemek veya yerine koymak
They set up a new company
Yeni bir şirket kurdular
ayarlamak
bir şeyi kullanıma hazır hale getirmek
Please set up the new printer
Lütfen yeni yazıcıyı ayarlayın
hazırlamak
bir şeyin gerçekleşmesi için düzenlemeler yapmak
We set up a meeting for tomorrow
Yarın için bir toplantı hazırladık
hazırlanmış
bir şey için düzenlenmiş veya hazır hale getirilmiş
The room is all set up
Oda tamamen hazırlanmış
hazır
bir şeye hazırlıklı olmak
I am all set up for the test
Sınav için tamamen hazırım
anlamına gelmek
Sahnedebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
kaba
nazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
niyetlenmek
bir şey yapmayı planlamak veya istemek
I meant to call you earlier
Seni daha önce aramaya niyetlenmiştim
demek istemek
konuşurken bir şeyi açıklamak için kullanılan ifade
I mean to say that we are late
Geç kaldığımızı demek istiyorum
müthiş
çok iyi veya yetenekli
She plays a mean tennis match
O müthiş bir tenis maçı çıkarıyor
yani
konuşurken duraksamak veya açıklık getirmek için kullanılan söz
I mean it is not raining today
Yani bugün yağmur yağmıyor
anlamına gelmek
bir şeyin ne olduğunu belirtmek
A red light means stop
Kırmızı ışık dur anlamına gelir
yöntem
bir işi yapmanın yolu
They used a simple mean to fix it
Bunu düzeltmek için basit bir yöntem kullandılar
temsil etmek
bir fikri ifade etmek veya göstermek
The flag means our country
Bayrak ülkemizi temsil eder
eşler
Sahnedeevli kadınlar
They are supportive wives
Onlar destekleyici eşlerdir
ne
Sahnedeöfke veya şaşkınlık belirtmek için kullanılan vurgu
What the hell is happening
Ne halt oluyor burada
merkez
Sahnedebir şeyin tam orta noktası veya kısmı
They met in the centre of the town
Şehrin merkezinde buluştular
merkez
belirli bir faaliyet için kullanılan bina veya yer
The shopping centre is open
Alışveriş merkezi açık
vadesiz hesap
Sahnedegünlük işlemler için kullanılan banka hesabı
I need to deposit money into my checking account
Vadesiz hesabıma para yatırmam gerekiyor
hesap hizmetleri
banka hesabını idare etmek için sunulan hizmet
She is familiar with online checking services
İnternet hesap hizmetlerine aşinadır
kontrol etme
bir şeyin doğruluğunu inceleme eylemi
I am checking the documents now
Belgeleri şimdi kontrol ediyorum
vadesiz
günlük işlemler ve ödemeler için kullanılan banka hesabı türü
I deposited my paycheck into my checking account
Maaşımı vadesiz hesabıma yatırdım
kontrol etmek
bir şeyin doğru olduğundan emin olmak için incelemek
I am checking the schedule
Programı kontrol ediyorum
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
ölmek
Sahnedeyaşamın son bulması
He finally kicked the big one
Sonunda hayata veda etti
şapka
Sahnedebaşı örtmek için kullanılan giysi
He is wearing a hat
O bir şapka takıyor
burada
Sahnedebir yerin dışında veya uzağında
It is very cold out here
Burada hava çok soğuk
buralarda
bulunduğumuz bu yer
It is very cold out here
Buralar çok soğuk
şımartmak
Sahnedebirini aşırı ilgi ve sevgiyle şımartmak
Don't spoil the child
Çocuğu şımartma
bozmak
iyi bir şeyi mahvetmek veya zarar vermek
The rain spoiled the picnic
Yağmur pikniği bozdu
ganimet
zafer veya çaba sonucunda elde edilen değerli şeyler
They divided the spoils of war among the soldiers
Savaş ganimetlerini askerler arasında paylaştırdılar
ganimet
savaşta veya zorla ele geçirilen değerli eşyalar
The soldiers shared the spoils after the battle
Askerler savaştan sonra ganimetleri paylaştılar
daha uzun
Sahnedefiziksel boyutu daha fazla olan
This rope is longer than that one
Bu ip diğerinden daha uzun
artık değil
geçmişte olan ama şimdi olmayan
I no longer live here
Artık burada yaşamıyorum
daha uzun süre
zaman bakımından daha fazla
I cannot wait any longer
Daha uzun süre bekleyemem
daha uzun süre
daha büyük bir zaman dilimi için
I cannot wait any longer
Artık daha uzun süre bekleyemem
uzunca bir süre
çok miktarda zaman boyunca
They stayed for a long time
Uzunca bir süre kaldılar
daha fazla süre
arttırılmış zaman miktarı
I will study for a longer time
Daha fazla süre ders çalışacağım
daha çok zaman
ihtiyaç duyulan ek vakit
Give me more time to think
Düşünmek için bana daha çok zaman ver
daha uzun
boyutsal olarak daha büyük olan
This bridge is longer
Bu köprü daha uzun
daha uzatılmış
genişletilmiş veya uzatılmış
The movie was longer than the book
Film kitaptan daha uzundu
daha fazla vakit
ilave zaman dilimi
We need more time to work
Çalışmak için daha fazla vakte ihtiyacımız var
eskisine göre daha uzun
önceki zamandan daha fazla
It took longer than expected
Beklenenden daha uzun sürdü
daha uzun mesafe
uzaklık olarak daha fazla olan
The route is longer today
Bugün rota daha uzun mesafe
tutuklamak
Sahnedebirini polis gözetimi altına almak
The police arrested the man
Polis adamı tutukladı
durma
bir işlevin aniden durması
He suffered a cardiac arrest
Kalp durması geçirdi
iterek götürmek
Sahnedetekerlekli bir nesneyi iterek hareket ettirmek
He wheeled the suitcase
Valizi iterek götürdü
tekerlek
araçların hareket etmesini sağlayan yuvarlak nesne
The car has four wheels
Arabanın dört tekerleği var
tekerlek
bir şeyin hareket etmesini sağlayan dönen yuvarlak parça
The car has four wheels
Arabanın dört tekerleği var
ne halt
Sahnedebir soruyu vurgulamak veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
What the hell are you doing
Ne halt ediyorsun
bu da ne
şaşkınlık veya öfke belirtmek için kullanılan bir ifade
What the hell you broke it
Bu da ne sen onu kırdın
bu da ne
şaşkınlık hüsran veya kayıtsızlık ifade etmek için kullanılır
What the hell is that
Bu da ne
orman
Sahnedegeniş bir ağaçlık alan
They live near the forest
Ormanın yakınında yaşıyorlar
pembe
Sahnedeaçık kırmızı renk
She has a pink dress
Pembe bir elbisesi var
değiştirmek
Sahnedebir şeyi küçük ölçüde değiştirmek
We need to modify the plan
Planı değiştirmemiz gerekiyor
değiştirmek
bir şeyde değişiklik yapmak
We need to modify our plans
Planlarımızı değiştirmemiz gerekiyor
değiştirmek
bir şeyin biçimini veya özelliklerini değiştirmek
He modified the car to go faster
Arabayı daha hızlı gitmesi için değiştirdi
bağırmak
Sahnedebirine yüksek sesle ve öfkeyle hitap etmek
Don't yell at me
Bana bağırma
zorunda
Sahnedebir şeyi yapmak zorunda olmak
I gotta go now
Şimdi gitmem lazım
zorunda olmak
bir şeyi yapma gerekliliği
I gotta go now
Şimdi gitmem gerek
öğretmek
Sahnedebir şeyi nasıl yapacağını göstermek veya açıklamak
I can teach you English
Sana İngilizce öğretebilirim
bebek
Sahnedeçok küçük çocuk
The baby is sleeping
Bebek uyuyor
mızmız
olgunlaşmamış gibi davranan kişi
Don't be such a baby
Bu kadar mızmız olma
bebeğim
sevilen birine hitap şekli
I love you baby
Seni seviyorum bebeğim
yavru
çok genç hayvan
Look at that baby goat
Şu yavru keçiye bak
malzeme dolabı
Sahnedeev veya bina ekipmanlarının saklandığı küçük oda veya dolap
He keeps the vacuum in the utility closet
Elektrikli süpürgeyi malzeme dolabında tutuyor
kayınbirader veya enişte
Sahnedeeşin erkek kardeşi veya kız kardeşin kocası
He is my brother in law
O benim kayınbiraderim
kayınbirader
eşin erkek kardeşi
My brother in law is coming to dinner
Kayınbiraderim akşam yemeğine geliyor
enişte
kız kardeşin eşi
Her brother in law took the kids to school
Eniştesi çocukları okula götürdü