

Breaking Bad — 2. Sezon Bölüm 3
Kelimeler ve anlamları
603 kelime
Seviye
özsu
Sahnedemeyve veya sebzelerin içindeki doğal sıvı
The leaf has a sticky juice
Yaprağın yapışkan bir özsuyu var
canlandırmak
bir şeyi daha güçlü veya canlı hale getirmek
They need to juice up the plan
Planı canlandırmaları gerekiyor
nüfuz
kararları etkileme gücü veya yeteneği
He has the juice to get the project approved
Projenin onaylanmasını sağlayacak nüfuzu var
doping yapmak
performansı artırmak için yasaklı madde kullanmak
The athlete was banned for juicing
Sporcu doping yaptığı için men edildi
root beer
Sahnedeözel aromalı, tatlı ve gazlı bir içecek
I love drinking root beer
Root beer içmeyi çok severim
bitkisel gazoz
kendine has bitkisel tadı olan tatlı ve gazlı içecek
I would like to drink a root beer
Bir bitkisel gazoz içmek istiyorum
olmadan
Sahnedebir şeye sahip olmadan
I cannot see without my glasses
Gözlüklerim olmadan göremem
olmadan
bir şeyin veya birinin dahil edilmediği durum
You cannot go without a ticket
Bilet olmadan gidemezsin
dışında
bir şeyin dış tarafında
He stood without the door
Kapının dışında duruyordu
altın
Sahnedebaşarılı olma olasılığı çok yüksek olan
This is a golden opportunity
Bu altın bir fırsat
altın rengi
altın gibi parlak sarı renkte olan
The sunset was golden
Gün batımı altın rengindeydi
yer
Sahnedebelirli bir alan veya konum
This is a beautiful place
Burası güzel bir yer
gerçekleşmek
meydana gelmek veya vuku bulmak
The meeting will take place tomorrow
Toplantı yarın gerçekleşecek
yerleştirmek
bir şeyi belirli bir konuma koymak
Please place the book on the table
Lütfen kitabı masanın üzerine koyun
tanımak
birini nereden tanıdığını hatırlamak
I know his face but I can't place him
Yüzünü hatırlıyorum ama onu çıkaramıyorum
geri dönmek
Sahnedebir yere veya konuya tekrar gitmek
I went back to the office
Ofise geri döndüm
geri dönmek
eski haline veya konumuna dönmek
Let's get back to work
Hadi işe geri dönelim
sık sık
Sahnedebirçok kez veya düzenli olarak
I often visit my grandmother
Büyükannemi sık sık ziyaret ederim
gezegen
Sahnedebir yıldızın etrafında dönen büyük gök cismi
Mars is a red planet
Mars kırmızı bir gezegendir
gezegen
Sahnedeuzaydaki büyük yuvarlak nesne
Earth is our planet
Dünya bizim gezegenimizdir
bin
Sahnede1.000 sayısı
I have a thousand books
Bin kitabım var
istisna
Sahnedegenel bir kuralın dışında kalan durum
There is one exception to this rule
Bu kuralın bir istisnası var
istisna
genel kuralın dışında kalan şey
This rule has one exception
Bu kuralın bir istisnası var
kulağa gelmek
Sahnedebir şeyin öyle göründüğü izlenimini vermek
That sounds great
Kulağa harika geliyor
merak uyandırmak
bir şeyi bilmek veya öğrenmek isteme duygusu yaratmak
His story sounds interesting
Onun hikayesi merak uyandırıyor
ses
kulakla duyulabilen titreşimler
The sounds were very loud
Sesler çok yüksekti
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
elbette
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
tamam
bir öneriyi veya fikri onaylamak için kullanılan ifade
We can meet later. Sure.
Daha sonra buluşabiliriz. Tamam.
ağız
Sahnedeyemek yemek ve konuşmak için kullanılan yüzdeki açıklık
Open your mouth
Ağzını aç
sessizce söylemek
ses çıkarmadan dudaklarını hareket ettirmek
She mouthed the words
Kelimeleri sessizce söyledi
doyurulacak ağız
beslenmesi gereken kişi
We have another mouth to feed.
Doyurmamız gereken bir ağız daha var.
çok
Sahnedebüyük ölçüde
I like it very much
Onu çok seviyorum
ne kadar
bir şeyin miktarı
How much is this
Bu ne kadar
pek
küçük bir ölçüde
It did not help much
Pek yardımcı olmadı
fazla
geriye kalan miktar
Not much is left
Geriye fazla bir şey kalmadı
yolda bırakmak
Sahnedebirini zor bir durumda yardımsız bırakmak
The snow stranded them in the mountains
Kar onları dağlarda yolda bıraktı
tel
saç iplik veya benzeri maddelerin tek bir ince parçası
There is a strand of hair on your coat
Kabanında bir saç teli var
kontrol etmek
Sahnedebir şeye dikkatlice bakmak
Please check your answers
Lütfen cevaplarınızı kontrol edin
hesap
ödenmesi gereken miktarı gösteren belge
Can I have the check please
Hesabı alabilir miyim lütfen
kareli
kumaş üzerindeki küçük kareli desen
He wore a check shirt
Kareli bir gömlek giydi
hesap
bir hizmet veya yemek için ne kadar borcunuz olduğunu gösteren kağıt parçası
Could we have the check please
Hesabı alabilir miyiz lütfen
kesinlikle
Sahnedehiçbir şüphe olmadan
I will definitely come
Kesinlikle geleceğim
sahipsiz
Sahnedekimse tarafından alınmayan veya istenmeyen
The unclaimed luggage remained at the airport
Sahipsiz valiz havaalanında kaldı
dede
Sahnedeebeveyninizin babası
My granddad is very kind
Dedem çok naziktir
dede
annenizin veya babanızın babası
I visit my granddad every weekend
Her hafta sonu dedemi ziyaret ederim
inanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
yardım etmek
Sahnedebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
kendini tutmak
bir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
tehdit etmek
Sahnedebirini korkutmak veya tehlikede olduğunu hissettirmek
He threatened to call the police
Polisi aramakla tehdit etti
tehdit etmek
birini veya bir şeyi tehlikeye sokmak
Smoking threatens your health
Sigara içmek sağlığını tehdit eder
tehdit etmek
birine zarar vereceğini söyleyerek gözdağı vermek
He threatened to quit his job
İşinden istifa etmekle tehdit etti
muktedir
Sahnedebir şeyi yapma yeteneği veya imkanı olan
She is able to speak English
İngilizce konuşabiliyor
mısır gevreği
Sahnedemısır unundan yapılan gevrek kahvaltılık yiyecek
I eat cornflakes for breakfast
Kahvaltıda mısır gevreği yiyorum
mısır gevreği
kavrulmuş mısır parçalarından yapılan bir kahvaltılık gıda
I eat cornflakes for breakfast
Kahvaltıda mısır gevreği yerim
kaçmak
Sahnedebirinden veya bir şeyden hızla uzaklaşmak
The cat ran away from the dog
Kedi köpekten kaçtı
kaçmak
tehlikeden kurtulmak amacıyla bir yerden hızla uzaklaşmak
The boy ran away from the danger
Çocuk tehlikeden kaçtı
hadi
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
kur
birini cezbetmek için yapılan hamle
She gave him a come-on to start a conversation
Sohbet başlatmak için ona kur yaptı
belirmek
görünmeye veya olmaya başlamak
A smile came on his face
Yüzünde bir gülümseme belirdi
yaklaşmak
bir şeye doğru veya daha yakınına hareket etmek
He came on toward the house
Eve doğru yaklaştı
katılmak
bir etkinlikte veya faaliyette yer almak
Do you want to come on the trip with us
Bizimle geziye katılmak ister misin
haydi
birine acele etmesini veya daha fazla çaba göstermesini söylemek için kullanılır
Come on we are going to be late
Haydi geç kalacağız
hadi
birini acele etmeye veya denemeye teşvik etmek
Come on we will be late
Hadi geç kalacağız
varış
Sahnedebir yere ulaşma eylemi
The plane's arrival was delayed
Uçağın varışı gecikti
ön
Sahnedeileriye bakan taraf
Sit in the front of the car
Arabanın önünde otur
avans vermek
bir bedeli ödenmeden önce birine bir şey sağlamak
Can you front me the money until Friday
Cuma gününe kadar bana avans verebilir misin
cephe
belirli bir faaliyetin veya konunun yürütüldüğü alan
They are working on the diplomatic front
Diplomatik cephede çalışıyorlar
kılıf
gizli ve yasa dışı işleri örtbas etmek için kullanılan görünürdeki faaliyet
The event was a front for his illegal activities
Etkinlik yasa dışı faaliyetleri için bir kılıftı
paravan
bir şeyin arkasındaki gerçeği gizlemek için kullanılan görünüş
They used the store as a front
Dükkanı paravan olarak kullandılar
ön
bir kişinin durduğu yer veya bir şeyin ön kısmı
Please stand at the front of the line
Lütfen sıranın önünde durun
cephe
ilerleyen bir hava kütlesinin ön kenarı
A cold front is moving in
Soğuk bir hava cephesi yaklaşıyor
ön
bir şeyin ileride bulunan kısmı
Stand at the front of the line
Sıranın en önüne geç
adamlar
Sahnedeerkekler için kullanılan samimi ifade
Those guys are tall
Şu adamlar uzun
arkadaşlar
bir grup insan için kullanılan samimi ifade
Hi guys
Selam arkadaşlar
adam
bir erkek için kullanılan samimi ifade
He is a nice guy
O iyi bir adam
millet
bir grup insan için kullanılan gayriresmi ifade
Listen guys
Dinleyin millet
teşekkür ederim
Sahnedeminnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
minnettarlık ifade eden söz
I sent a thank-you to my teacher
Öğretmenime bir teşekkür gönderdim
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan nazik ifade
I want to say thank you
Sana teşekkür ederim demek istiyorum
teşekkür
minnettarlığı göstermenin nazik bir yolu
A simple thank you goes a long way
Basit bir teşekkür çok şey ifade eder
teşekkürler
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan sözler
Please say thank you for the gift
Lütfen hediye için teşekkürler de
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan sözler
Thank you for your help
Yardımın için teşekkür ederim
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
tanımak
birini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
hit
Sahnedeçok popüler veya başarılı olan kişi veya şey
The song is a big hit
Şarkı büyük bir hit
vurmak
birine veya bir şeye kuvvetle dokunmak
He hit the ball
Topa vurdu
uğramak
bir yere gitmek
Let's hit the gym
Hadi spor salonuna uğrayalım
sağlık
Sahnedesağlıklı veya hasta olma durumu
Exercise is good for your health
Egzersiz sağlığınız için iyidir
sağlık durumu
bir kişinin vücudunun veya zihninin hali
Her health is improving
Sağlık durumu iyileşiyor
sağlık
hastalık veya yaralanma olmayan durum
Eating vegetables is good for your health
Sebze yemek sağlığınız için iyidir
endişelenmek
Sahnedebir şey hakkında kaygılanmak veya gerilmek
Don't sweat the small stuff
Küçük şeyleri dert etme
terlemek
ciltten ter çıkarmak
I sweat a lot in summer
Yazın çok terlerim
sorguya çekmek
birini yoğun veya agresif bir şekilde sorgulamak
The detectives sweated the suspect for information
Dedektifler bilgi almak için şüpheliyi sorguya çekti
endişelenmek
bir konu hakkında kaygılı veya stresli hissetmek
Do not sweat the small details
Küçük detaylar için endişelenme
Eşofman
Egzersiz yaparken veya dinlenirken giyilen rahat kıyafetler
I wear my sweats to the gym
Spor salonuna eşofmanlarımı giyiyorum
Terletmek
Yiyeceği az yağda esmerleşmeden yavaşça pişirmek
Sweat the onions in a pan
Soğanları tavada terletin
Terli
Vücuttan çıkan sıvı ile kaplı olma durumu
I am damp with sweat
Ter içindeyim
aldı
Sahnedebir şeyi tutup başka bir yere götürmek veya almak
He took the book
Kitabı aldı
sanmak
birini veya bir şeyi yanlışlıkla başka biri ya da şey olarak algılamak
I took him for a doctor
Onu doktor sanmıştım
sürmek
bir işin tamamlanması için gereken zamanı ifade etmek
The trip took one hour
Yolculuk bir saat sürdü
gitmek
bir yoldan veya güzergahtan ulaşımı sağlamak
We took the long road to avoid traffic
Trafikten kaçınmak için uzun yoldan gittik
hiçbir şey
Sahnedehiçbir miktar veya nesne
There is nothing here
Burada hiçbir şey yok
hiçbir şey
herhangi bir nesnenin olmaması
I have nothing in my hand
Elimde hiçbir şey yok
hiç
geriye kalan bir şeyin yokluğu
There is nothing left
Geriye hiçbir şey kalmadı
hiçbir şey
herhangi bir şeyin bulunmaması
There is nothing in the box
Kutunun içinde hiçbir şey yok
süreç
Sahnedebir sonuca ulaşmak için izlenen adımlar dizisi
It is a long process
Bu uzun bir süreç
işlemek
bir şeyi sistematik olarak ele almak
The computer processes the data
Bilgisayar verileri işler
işlemek
bir bilgiyi zihinde değerlendirmek
I need some time to process the information
Bu bilgiyi işlemek için biraz zamana ihtiyacım var
davranmak
Sahnedebirine karşı belirli bir şekilde hareket etmek
She treats everyone with kindness
Herkese nezaketle davranır
ödül
haz veren şey
This chocolate is a special treat
Bu çikolata özel bir ödül
ısmarlamak
birinin yiyecek veya içecek masrafını karşılamak
I will treat you to lunch today
Bugün öğle yemeğini ben ısmarlayacağım
tedavi etmek
bir hastaya tıbbi bakım uygulamak
The doctor will treat the patient
Doktor hastayı tedavi edecek
üzmek
Sahnedebirini üzgün veya endişeli hissettirmek
Please do not upset her
Lütfen onu üzme
sürpriz galibiyet
daha güçlü bir rakibe karşı kazanılan beklenmedik zafer
The small team caused a major upset
Küçük takım büyük bir sürpriz galibiyet elde etti
üzgün
mutsuz veya endişeli hissetme durumu
She felt upset after the argument
Tartışmadan sonra üzgün hissetti
bozmak
bir şeyin düzenini veya işleyişini aksatmak
The rain upset our plans
Yağmur planlarımızı bozdu
bulmak
Sahnedebirinin veya bir şeyin nerede olduğunu öğrenmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
birinin veya bir şeyin nerede olduğunu öğrenmek
They found the lost dog
Kayıp köpeği buldular
kurmak
bir şeyi başlatmak veya oluşturmak
He founded a new company
Yeni bir şirket kurdu
karar vermek
yasal bir süreçte bir sonuca veya hükme ulaşmak
The court found that the agreement was invalid
Mahkeme sözleşmenin geçersiz olduğuna karar verdi
güvenilirlik
Sahnedegüvenilmeye veya inanılmaya değer olma özelliği
The witness lost her credibility in court
Tanık mahkemede güvenilirliğini yitirdi
için
Sahnedebir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık
-den beri
Sahnedegeçmişteki bir noktadan günümüze kadar
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
den beri
geçmişteki bir zamandan şimdiye kadar
I have been here since morning
Sabahtan beri buradayım
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
bildirmek
birine bir şeyi haber vermek
Let me know your answer
Cevabını bana bildir
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
The manager had to let him go
Müdür onu işten çıkarmak zorunda kaldı
hayal kırıklığına uğratmak
beklentileri karşılayamamak
I will not let you down
Seni hayal kırıklığına uğratmayacağım
kapatmak
Sahnedebir şeyin çalışmasını durdurmak
Please shut the computer
Bilgisayarı kapat
susturmak
birinin konuşmasını engellemek
He tried to shut her
Onu susturmaya çalıştı
dışarıda bırakmak
birini bir grubun veya etkinliğin dışında tutmak
They shut him out of the conversation
Onu konuşmanın dışında bıraktılar
toplamak
Sahnedeinsanları veya nesneleri bir araya getirmek
The farmer rounded up the sheep
Çiftçi koyunları topladı
yukarı yuvarlamak
bir sayıyı en yakın tam sayıya yükseltmek
Please round up the total amount
Lütfen toplam tutarı yukarı yuvarlayın
toplamak
insanları veya hayvanları bir araya getirmek
The farmer will round up the sheep
Çiftçi koyunları toplayacak
inanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu kabul etmek
I don't buy his story
Onun hikayesine inanmıyorum
satın almak
Sahnedepara ödeyerek bir şeye sahip olmak
I want to buy a car
Bir araba satın almak istiyorum
satın alınan şey
satın alınan ürün veya eşya
This dress was a great buy
Bu elbise harika bir alışverişti
sebep olmak
bir durumun veya sorunun meydana gelmesine yol açmak
His arrogance bought him a lot of trouble
Kibri başına çok dert açtı
öngörmek
Sahnedebir şeyin olacağını düşünmek
We anticipate a large crowd
Büyük bir kalabalık bekliyoruz
beklemek
bir şeyin olacağını önceden düşünmek
I anticipate problems
Sorunlar bekliyorum
öngörmek
bir şeyin gerçekleşmesinden önce onu düşünmek veya beklemek
We anticipate a busy day tomorrow
Yarın yoğun bir gün olacağını öngörüyoruz
dev boy içecek
Sahnedeçok büyük bir bardak asitli içecek
I bought a big gulp
Dev boy bir içecek aldım
grup seks
Sahnedebirden fazla kişinin katıldığı cinsel eylem
The term gangbang describes a type of group sexual activity
Gangbang terimi bir tür grup cinsel aktiviteyi tanımlar
yıl
Sahnede12 ay veya 365 gün süren takvim dönemi
This year is 2024
Bu yıl 2024
yıl
Sahnede12 aylık zaman birimi
Happy New Year
Mutlu yıllar
yıl
365 günlük zaman dilimi
It lasted five years
Beş yıl sürdü
mümkün
Sahnedeyapılabilen veya gerçekleşebilen durum
It is possible to finish the work today
İşi bugün bitirmek mümkün
aday
seçilme ihtimali olan kişi
She is a possible for the role
O bu rol için bir aday
alan
Sahnedebelirli bir uzmanlık veya faaliyet dalı
He is a leader in his field
Alanında bir liderdir
alan
açık arazi parçası
There is a field behind the house
Evin arkasında bir alan var
tarla
ekim yapılan veya spor oynanan açık arazi
The farmer is in the field
Çiftçi tarlada
yanıtlamak
soru veya istekleri cevaplandırmak
The CEO fielded several tough questions
CEO birçok zor soruyu yanıtladı
saf
Sahnedebaşka maddelerle karışmamış
This is pure water
Bu saf sudur
saf
tam veya eksiksiz
It was pure luck
Bu tamamen şanstı
saf
başka hiçbir şeyle karışmamış
This water is pure
Bu su saf
neşelendirmek
Sahnedebirini daha mutlu hissettirmek
I tried to cheer her up
Onu neşelendirmeye çalıştım
tezahürat yapmak
destek veya sevinçle bağırmak
The crowd cheered for the team
Kalabalık takım için tezahürat yaptı
şerefe
içki içmeden önce söylenen söz
They said cheers and drank
Şerefe dediler ve içtiler
uyumak
Sahnedegözler kapalı şekilde dinlenmek
I need to sleep
Uyumam gerekiyor
sulu
Sahnedesu ile karışmış veya su içeren
The chemical reaction occurs in an aqueous solution
Kimyasal tepkime sulu bir çözeltide gerçekleşir
sürüp gitmek
Sahnedezamanın geçmeye devam etmesi
The years roll on
Yıllar sürüp gidiyor
ispiyonlamak
yetkililere birini ihbar etmek
He decided to roll on his accomplices
Suç ortaklarını ispiyonlamaya karar verdi
şeyler
Sahnedegenel olarak nesneler veya eşyalar
I have too much stuff
Çok fazla şeyim var
eşyalar
kişisel eşyalar veya sahip olunanlar
Put your stuff in the car
Eşyalarını arabaya koy
doldurmak
bir şeyi bir yere sıkıca yerleştirmek
She stuffed the bag
Çantayı doldurdu
tıkıştırmak
bir şeyi bir kaba veya boşluğa sıkıca yerleştirmek
I stuffed my clothes into the suitcase
Kıyafetlerimi bavula tıkıştırdım
saklamak
Sahnedebir şeye sahip olmaya devam etmek
She kept the book
Kitabı sakladı
tutmak
bir şeyi belirli bir yerde bulundurmak
I kept the keys in my pocket
Anahtarları cebimde tuttum
devam etti
bir eylemi sürekli olarak yapmak
He kept waiting for the bus
O otobüsü beklemeye devam etti
sarmak
Sahnedebir şeye karşı aşırı ilgi duymaya başlamak
I really got into jazz music
Caz müziği beni gerçekten sardı
kabul edilmek
bir okula veya gruba kabul edilmek
She got into a great college
Harika bir koleje kabul edildi
etkilemek
birinin davranışını veya ruh halini değiştirmek
What has gotten into him today
Bugün ona ne oldu böyle
başını belaya sokmak
birini zor veya sorunlu bir duruma düşürmek
His bad choices got him into trouble
Kötü seçimleri başını belaya soktu
girmek
bir yerin içine girmek veya ulaşmak
I cannot get into the locked room
Kilitli odaya giremiyorum
dahil olmak
bir duruma girmeye başlamak
I want to get into politics
Siyasete dahil olmak istiyorum
girmek
bir şeyin içine girmek
I will get into the car
Arabaya gireceğim
etkilemek
birinin davranışını veya ruh halini değiştirmek
The bad mood got into him
Kötü ruh hali onu etkiledi
ilgi duymak
bir şeye karşı merak veya ilgi beslemeye başlamak
I started to get into jazz music
Caz müziğine ilgi duymaya başladım
girmek
bir durumun veya ortamın içinde yer almaya başlamak
She got into a difficult situation
Zor bir duruma girdi
uğramak
Sahnedebirinin evine veya bulunduğu yere gitmek
Come over to my house
Evime uğra
taraf değiştirmek
bir gruptan başka bir gruba veya tarafa geçmek
He decided to come over to our team
Bizim takıma geçmeye karar verdi
iş
Sahnedepara kazanmak için yapılan çalışma
I have a new job
Yeni bir işim var
görev
Sahnedeyapılması gereken bir iş parçası
Your job is to clean the room
Senin görevin odayı temizlemek
operasyon
vücudu değiştirmek için yapılan tıbbi müdahale
She had a nose job
Burun ameliyatı oldu
sebzeli tavuk yemeği
SahnedeDilimlenmiş tavuk ve sebzelerle hazırlanan bir Çin yemeği
I tried the gai pan at the new restaurant
Yeni restoranda sebzeli tavuk yemeğini denedim
parasını ödemek
Sahnedebir şeyin karşılığında para vermek
I will pay for the coffee
Kahvenin parasını ben ödeyeceğim
bedel ödemek
geçmişteki bir eylemin kötü sonuçlarına katlanmak
You will pay for what you did
Yaptıklarının bedelini ödeyeceksin
parasını ödemek
bir şey karşılığında para vermek
I paid for the ticket
Biletin parasını ödedim
bedelini ödemek
yapılan bir davranışın kötü sonucunu yaşamak
You will pay for your mistakes
Hatalarının bedelini ödeyeceksin
ödemek
bir şeyin karşılığında para vermek
I will pay for the dinner
Yemeğin ücretini ben ödeyeceğim
satın almak
alınan bir şey için para vermek
I paid for these new shoes
Bu yeni ayakkabılar için para ödedim
karşılamak
bir şeyin maliyetini üstlenmek
He pays for his sons education
Oğlunun eğitim masraflarını o karşılıyor
tek seferlik
Sahnedebir daha gerçekleşmeyen
This is a non recurring expense
Bu tek seferlik bir gider
tekrarsız
Sahnedeyinelenmeyen
Use a non recurring number
Tekrarsız bir numara kullan
ikinci
Sahnedebirinciden sonra gelen
This is my second book
Bu benim ikinci kitabım
ikinci porsiyon
Sahnedeyemeğin ikinci servis edilen kısmı
I want a second helping
İkinci bir porsiyon istiyorum
saniye
Sahnededakikanın altmışta biri olan zaman birimi
Wait for a second
Bir saniye bekle
desteklemek
bir öneriye resmi olarak destek vermek
I second the motion
Öneriyi destekliyorum
sabitlemek
Sahnedesağlam ve dengeli hale getirmek
He tried to stabilise the ladder
Merdiveni sabitlemeye çalıştı
mesaj
Sahnedebirine gönderilen bilgi veya ileti
I sent you a message
Sana bir mesaj gönderdim
mesaj atmak
birine bilgi iletmek
I will message him later
Ona daha sonra mesaj atacağım
mesaj
birine iletilen haber veya bilgi
She left a message for you
Sana bir mesaj bıraktı
kısa mesaj
telefona yazılı olarak gönderilen metin
He sent a message by phone
Telefondan bir mesaj gönderdi
mesaj
birine iletilen yazılı içerik
I received a short message
Kısa bir mesaj aldım
not
birine gönderilen yazılı bilgilendirme
Please leave a message
Lütfen bir not bırakın
olay yeri
Sahnedebir olayın gerçekleştiği yer
Police arrived at the scene
Polis olay yerine ulaştı
rezalet
toplum içinde gösterilen öfkeli davranış
Please do not make a scene
Lütfen rezalet çıkarma
çevre
kişinin ilgi duyduğu sosyal ortam veya grup
She is part of the local art scene
O yerel sanat çevresinin bir parçası
sahne
bir oyun, film veya hikayenin bir bölümü
The first scene of the movie was sad
Filmin ilk sahnesi üzücüydü
saçmalık
Sahnedeaptalca veya gerçek dışı konuşma
That is total bullshit
Bu tamamen saçmalık
saçmalamak
doğru olmayan şeyler söylemek
Stop bullshitting me and tell the truth
Bana saçmalamayı bırak ve doğruyu söyle
gevezelik etmek
rahat ve resmi olmayan bir şekilde sohbet etmek
We were just bullshitting in the kitchen
Mutfakta öylece gevezelik ediyorduk
senaryo
Sahnedeolası bir olaylar dizisi
What is the worst-case scenario?
En kötü senaryo nedir?
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
duymak
bir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
dilemek
Sahnedegerçekleşmesi zor veya imkansız olan bir şeyi istemek
I wish I could fly
Keşke uçabilsem
dilemek
birine iyi bir şeylerin olmasını temenni etmek
I wish you a happy birthday
Sana mutlu bir yaş dilerim
popo
Sahnedeinsan kalçası için kullanılan gayriresmi sözcük
The toddler wiggled his boom boom
Çocuk poposunu salladı
seks yapmak
cinsel ilişkiyi ifade eden gayriresmi kelime
Let's do some boom boom
Hadi seks yapalım
güm güm
yüksek ve tekrarlayan ses
I heard a boom boom coming from the speakers
Hoparlörlerden güm güm sesi geldiğini duydum
kaka
vücuttan atılan katı atık
The baby made a boom boom
Bebek kaka yaptı
gümbürtü
yüksek sesli bir gürültü
I heard a boom boom
Bir gümbürtü duydum
vadesi gelmiş
Sahnedebelirli bir zamana kadar tamamlanması beklenen
The report is due tomorrow
Raporun teslim tarihi yarın
tam olarak
tam olarak belirli bir yöne doğru
The wind is blowing due north
Rüzgar tam kuzeyden esiyor
bekleniyor
olması veya varması beklenen
The train is due at 5 PM
Trenin saat 17.00'de gelmesi bekleniyor
aidat
üyelik ücreti olarak borçlu olunan para
I need to pay my monthly dues
Aylık aidatlarımı ödemem gerekiyor
hâlâ
Sahnedeşimdiye kadar veya şu an devam eden
I am still waiting
Hâlâ bekliyorum
hareketsiz
hareket etmeyen
Stand still
Hareketsiz dur
yine de
söylenenlere rağmen
It was raining, but he still went out
Yağmur yağıyordu ama yine de dışarı çıktı
zaman
Sahnedeolayların gerçekleştiği ölçülebilir süre
I need more time
Daha fazla zamana ihtiyacım var
an
Sahnedebir şeyin gerçekleştiği nokta
At that time I was tired
O an yorgundum
vakit
belirli bir deneyim veya yaşam tarzı
We had a great time
Harika vakit geçirdik
kalan süre
başka her şey gittikten sonra geriye kalan vakit
We have very little time left
Çok az zamanımız kaldı
tako
Sahnedetortilla ve iç malzemeden yapılan Meksika yemeği
I love eating tacos
Tako yemeyi severim
tako
katlanmış mısır tortillası ve iç malzemeden oluşan Meksika yemeği
He ordered a beef taco
Dana etli bir tako sipariş etti
tako
içine çeşitli malzemeler konulan katlanmış Meksika yemeği
I ate a delicious taco for lunch
Öğle yemeğinde lezzetli bir tako yedim
taco
et ve diğer malzemelerle doldurulmuş meksika yemeği
I ate a delicious taco for lunch
Öğle yemeğinde lezzetli bir taco yedim
varil
Sahnededepolama için kullanılan büyük yuvarlak kap
The wine is in a barrel
Şarap bir varilde
hızla ilerlemek
belirli bir yöne doğru çok hızlı hareket etmek
The car barreled down the road
Araba yolda hızla ilerledi
namlu
merminin çıktığı silahın uzun metal kısmı
He cleaned the barrel of the gun
Silahın namlusunu temizledi
namlu
mermilerin ateşlendiği silahın uzun metal kısmı
The bullet left the barrel
Mermi namludan çıktı
verimli
Sahnedeçok sonuç elde eden
I had a productive day
Verimli bir gün geçirdim