

Breaking Bad — 2. Sezon Bölüm 8
Kelimeler ve anlamları
756 kelime
Seviye
ayrılmak
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
They left the house early
Evden erkenden ayrıldılar
bırakmak
Sahnedebir şeyi olduğu yerde tutmak
Leave your coat on the chair
Ceketini sandalyede bırak
bırakmak
birine bir şey devretmek
He left his money to his son
Parasını oğluna bıraktı
izin
bir şey yapma müsaadesi
He asked for leave to visit his family
Ailesini ziyaret etmek için izin istedi
genelev
Sahnedeseks için para ödenen yer
The police raided the whorehouse
Polis geneleve baskın düzenledi
basit
Sahnedezor veya karmaşık olmayan
This is a simple task
Bu basit bir görev
sade
gösterişsiz veya karmaşık olmayan
She wore a simple dress
Sade bir elbise giydi
basitçe
basit veya anlaşılır bir biçimde
I like to keep things simple
İşleri basit tutmayı severim
dönüştürmek
Sahnedebir şeyi başka bir şeye dönüştürmek
She turned the room into a gym
Odayı bir spor salonuna dönüştürdü
sıra
başkalarından sonra bir şeyi yapabileceğiniz zaman
It is your turn now
Şimdi senin sıran
vermek
bir şeyi başkasına uzatmak
Please turn the book to him
Lütfen kitabı ona ver
çevirmek
bir cihazı çalıştırmak için düğmeyi hareket ettirmek
Turn the knob to start the machine
Makineyi çalıştırmak için düğmeyi çevir
bankamatik
Sahnedepara çekmek için kullanılan makine
I need to find an ATM
Bir bankamatik bulmam gerekiyor
detaylıca anlatmak
Sahnedebir şeyi çok net ve ayrıntılı bir şekilde açıklamak
I will spell it out for you
Senin için detaylıca anlatacağım
kör
Sahnedegörme yetisi olmayan
He has been blind since birth
Doğuştan kördür
jaluzi
pencereyi kapatmak için kullanılan perde
Please close the blinds
Lütfen jaluzileri kapat
gizli
çoğu kişi tarafından bilinmeyen
They signed a blind agreement
Gizli bir anlaşma imzaladılar
kör
mantıksız ve sorgusuz yapılan
She had blind faith in her success
Başarısına körü körüne inanıyordu
çaresiz
Sahnedeumudunu yitirmiş
He felt desperate after the accident
Kazadan sonra kendini çaresiz hissetti
muhtaç
başka seçeneği kalmadığı için çok isteyen
They were desperate for help
Yardıma çok muhtaçlardı
porsuk
Sahnedesiyah beyaz yüzlü ve yer altında yaşayan küçük bir hayvan
The badger lives in a hole
Porsuk bir delikte yaşar
bezdirmek
birinden bir şeyi defalarca istemek
Stop badgering me for money
Para için beni bezdirmeyi bırak
kariyer
Sahnedezaman içinde sürdürülen iş veya meslek
She wants a career in medicine
Tıp alanında bir kariyer istiyor
kariyer
kişinin uzun süre boyunca yaptığı iş veya meslek
She has a successful career in medicine
Tıpta başarılı bir kariyeri var
çalışma dönemi
bir kişinin belirli bir alanda geçirdiği zaman
The athlete ended her career after ten years
Sporcu çalışma dönemini on yılın sonunda bitirdi
ne kadar
Sahnedebir şeyin miktarı
How much is this
Bu ne kadar
çok
Sahnedebüyük ölçüde
I like it very much
Onu çok seviyorum
pek
küçük bir ölçüde
It did not help much
Pek yardımcı olmadı
fazla
geriye kalan miktar
Not much is left
Geriye fazla bir şey kalmadı
üç
Sahnedeüç sayısı
I have three apples
Üç elmam var
yüz
Sahnede100 sayısı
I have one hundred dollars
Yüz dolarım var
kaşımak
Sahnedekaşıntıyı gidermek için vücudun bir yerini tırnaklarla ovmak
Do not scratch your arm
Kolunu kaşıma
para
nakit para
He needs some scratch to buy a new car
Yeni bir araba almak için biraz paraya ihtiyacı var
çizip çıkarmak
bir şeyi listeden silmek veya iptal etmek
Please scratch that name from the list
Lütfen o ismi listeden çizip çıkar
çok yetenekli
bir spor dalında çok yüksek beceri seviyesine sahip
He is a scratch golfer
O çok yetenekli bir golfçü
çizik
yüzeyde oluşan küçük iz veya yarık
There is a scratch on my car
Arabamda bir çizik var
sıyrık
ciltte oluşan hafif yüzeysel yara
I have a scratch on my arm
Kolumda bir sıyrık var
başlangıç
bir şeyin en başı
We started from scratch
Sıfırdan başladık
sıfır noktası
yardım almadan veya hazırlıksız başlanan ilk nokta
He built the house from scratch
Evi sıfırdan inşa etti
başlangıç
bir işin veya olayın başladığı ilk nokta
We started the project from scratch
Projeye sıfırdan başladık
hayvan
Sahnedebitki olmayan canlı varlık
The lion is a wild animal
Aslan vahşi bir hayvandır
hayvansal
temel fiziksel içgüdülerle ilgili
He has an animal instinct for survival
Hayatta kalmak için hayvansal bir içgüdüsü var
hayvan
hareket edebilen ve hissedebilen canlı varlık
The tiger is a wild animal
Kaplan vahşi bir hayvandır
ne halt
Sahnedebir soruyu vurgulamak veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
What the hell are you doing
Ne halt ediyorsun
bu da ne
şaşkınlık veya öfke belirtmek için kullanılan bir ifade
What the hell you broke it
Bu da ne sen onu kırdın
bu da ne
şaşkınlık hüsran veya kayıtsızlık ifade etmek için kullanılır
What the hell is that
Bu da ne
inanç
Sahnedebir kişiye veya şeye duyulan güçlü güven
I have faith in you
Sana güveniyorum
inanç
birine veya bir şeye duyulan güçlü güven
I have faith in you
Sana inancım tam
kâr
Sahnedemaliyetler ödendikten sonra elde edilen para
The company made a profit
Şirket kâr elde etti
kâr
masraflar ödendikten sonra kazanılan para
The company made a big profit this year
Şirket bu yıl büyük bir kâr elde etti
kâr etmek
bir şeyden para kazanmak
He hoped to profit from the deal
Anlaşmadan kâr etmeyi umuyordu
kâr
tüm masraflar ödendikten sonra elde edilen para
The company made a big profit this year
Şirket bu yıl büyük bir kâr elde etti
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından herkesten önce gelen
She was the first person to arrive
O gelen ilk kişiydi
birinci sınıf
mümkün olan en yüksek standartta
This hotel provides first class service
Bu otel birinci sınıf hizmet sunuyor
başlangıçta
en başta veya başlangıç aşamasında
At first I did not understand
Başlangıçta anlamadım
baş belası
Sahnedesorun yaratması muhtemel olan kişi veya şey
Stay away from him, he is bad news
Ondan uzak dur, o baş belasıdır
kötü haber
hoş olmayan veya istenmeyen bilgiler
I have some bad news
Sana bazı kötü haberlerim var
yahu
Sahnedeşaşkınlık veya heyecan belirten ünlem
Man that was fast
Yahu bu çok hızlıydı
adam
yetişkin erkek birey
He is a kind man
O iyi bir adam
erkek
yetişkin erkek insan
Every man needs food
Her erkek yemeğe ihtiyaç duyar
acımasız
Sahnedevahşi ve başkalarına zarar vermeye meyilli
The dog is vicious
Köpek çok vahşi
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Yeah I agree with you
Evet sana katılıyorum
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
evet
bir şeyi onaylamak için kullanılır
Yeah that sounds like a good plan
Evet bu kulağa iyi bir plan gibi geliyor
konudan sapmak
Sahnedeana konudan uzaklaşmak
I will digress for a moment
Kısa bir süreliğine konudan sapacağım
öğleden sonra
Sahnedeöğle vaktinden akşama kadar olan süre
I have a meeting in the afternoon
Öğleden sonra bir toplantım var
öğleden sonra
günün öğle ile akşam arasındaki bölümü
We have a meeting in the afternoon
Öğleden sonra bir toplantımız var
sinek
Sahnedeiki kanatlı küçük uçan böcek
A fly is in the room
Odada bir sinek var
fermuar
pantolonların önündeki kapama kısmı
His fly is open
Fermuarı açık
tutmak
kabul görmek veya başarılı olmak
That idea will not fly
Bu fikir tutmayacak
uçmak
havada hareket etmek
Birds fly in the sky
Kuşlar gökyüzünde uçar
kimya
Sahnedemaddelerin yapısını ve değişimlerini inceleyen bilim dalı
I like chemistry class
Kimya dersini seviyorum
kimya
iki kişi arasındaki romantik çekim veya uyum
They have great chemistry
Onların harika bir kimyası var
bank
Sahnedeiki veya daha fazla kişinin oturabileceği uzun koltuk
He sat on the park bench
Park bankına oturdu
bench press yapmak
bir bank üzerinde ağırlık kaldırmak
He likes to bench at the gym
O spor salonunda bench press yapmayı seviyor
yedek bırakmak
bir sporcuyu maçta oynatmayıp kenara almak
The coach decided to bench the star player
Antrenör yıldız oyuncuyu yedek bırakmaya karar verdi
eskiden yapmak
Sahnedegeçmişte düzenli olarak yapılan ama artık yapılmayan eylemler için kullanılır
I used to swim every day
Eskiden her gün yüzerdim
alışkın
bir durumu önceden deneyimlediği için ona aşina olma
I am used to the cold weather
Soğuk havaya alışkınım
suçlama
Sahnedebir suç için yapılan resmi itham
He faced a rap for the robbery
Soygun suçlamasıyla karşı karşıya kaldı
tıklatmak
bir şeye hızlıca ve sertçe vurmak
He rapped on the door
Kapıyı tıkladı
rap yapmak
müzik eşliğinde ritmik konuşma yapmak
He likes to rap
Rap yapmayı sever
kısa
Sahnedeboyu veya uzunluğu az olan
She has short hair
Onun saçları kısa
eksik
bir şeyin yeterli miktarda olmaması
We are short of time
Vaktimiz az
kısa
az süren
We had a short meeting
Kısa bir toplantı yaptık
şort
belden dize kadar uzanan giysi
He bought a new short
Yeni bir şort aldı
aniden
bir uyarı olmadan birdenbire
He stopped short when he saw the car
Arabayı gördüğünde aniden durdu
kısa
uçtan uca küçük bir mesafeye sahip olan
This rope is too short
Bu halat çok kısa
geri dönmek
Sahnedebir yere veya bir işe geri gitmek
I will get back to work soon
Yakında işe geri döneceğim
geri dönmek
birine daha sonra ulaşarak bilgi vermek
I will get back to you soon
Size yakında geri döneceğim
tekrar başlamak
bir aradan sonra bir şeye yeniden dönmek
Let us get back to work
Haydi işimize geri dönelim
geri dönmek
biriyle daha sonra tekrar iletişim kurmak
I will get back to you later
Sana daha sonra geri döneceğim
haber vermek
bir gecikmeden sonra biriyle iletişime geçmek
I will get back to you with the answer
Cevabı sana daha sonra bildireceğim
cevap vermek
birine yanıt göndermek
She needs to get back to him today
Bugün ona cevap vermesi gerekiyor
bu arada
Sahnedeyeni bir konuya geçmek veya ek bilgi vermek için kullanılır
By the way, what is your name?
Bu arada, adın ne?
bu arada
konu dışı veya ek bir yorum yaparken kullanılan ifade
By the way I like your shoes
Bu arada ayakkabılarını beğendim
yeri gelmişken
yeni veya ek bir konuyu açarken kullanılan ifade
By the way have you finished the report
Yeri gelmişken raporu bitirdin mi
aklıma gelmişken
yeni veya ilgili bir konuyu belirtirken kullanılan ifade
By the way did you call Mom
Aklıma gelmişken anneni aradın mı
bu arada
konuyu değiştirmek veya ek bilgi vermek için kullanılır
By the way I saw your brother yesterday
Bu arada kardeşini dün gördüm
istemek
Sahnedebir şeyi yapmayı istemek
Would you care for tea
Çay ister misiniz
önemsemek
birine veya bir şeye ilgi veya endişe duymak
I don't care
Umursamıyorum
bakım
birine veya bir şeye bakma eylemi
Skin care is important
Cilt bakımı önemlidir
sadık
Sahnedebirine her zaman destek olan
He is a loyal friend
O sadık bir arkadaştır
çok
Sahnedebüyük bir sayı veya miktar
I have a lot of friends
Çok arkadaşım var
sık sık
birçok kez veya sıklıkla
He travels a lot
O sık sık seyahat eder
çok
birçok kez veya büyük ölçüde
I read a lot
Çok okurum
çok
büyük ölçüde
I miss you a lot
Seni çok özlüyorum
oluşturmak
Sahnedebir yüzeyde yazı meydana getirmek
She writes content for the website
Web sitesi için içerik oluşturuyor
çek yazmak
bankaya para ödemesi için verilen yazılı belge
I need to write a check for the rent
Kira için bir çek yazmam gerekiyor
yazmak
bir belgeye veya alana bilgi eklemek
Write your name here
Adını buraya yaz
yazmak
bir sayfada kelimeler oluşturmak
I want to write a story
Bir hikaye yazmak istiyorum
yazmak
bir yüzey üzerinde harfler veya kelimeler meydana getirmek
Please write your name here
Lütfen isminizi buraya yazın
açık
Sahnedekapalı veya engellenmiş olmayan
The window is open
Pencere açık
açık fikirli
yeni bir şeyi değerlendirmeye hazır
I am open to suggestions
Önerilere açığım
açık
kapalı olmayan
The store is open now
Mağaza şimdi açık
açmak
kapalı veya engelli olan bir şeyi erişilebilir hale getirmek
Please open the door
Lütfen kapıyı aç
veya benzeri
Sahnedeveya buna benzer bir şey
Do you want some tea or something?
Çay veya benzeri bir şey ister misin?
falan
veya benzeri bir şey
Do you want coffee or something
Kahve falan ister misin
zar zor
Sahnedeçok küçük bir farkla veya güçlükle
I could barely see the road
Yolu zar zor görebiliyordum
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
hatırlamak
bir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
devam et
Sahnedebir şeye başlamak veya devam etmek
Please go ahead
Lütfen devam et
onay
bir işe başlamak için verilen resmi izin
We got the go ahead to start
Başlamak için onay aldık
vitamin
Sahnedevücudun sağlıklı kalması için ihtiyaç duyduğu madde
Fruits have many vitamins
Meyveler birçok vitamin içerir
vitamin takviyesi
vücuda besin sağlayan hap
I take a vitamin every morning
Her sabah bir vitamin hapı alıyorum
vitamin
vücudun sağlıklı kalması için gerekli olan besin maddesi
Eat vegetables to get vitamins
Vitamin almak için sebze yiyin
yıl
Sahnedeon iki aylık bir süre
It has been five years
Beş yıl oldu
yıllar
çok uzun bir zaman süreci
It has been years since I saw her
Onu görmeyeli yıllar oldu
yaş
bir kişinin hayatta kaldığı süre miktarı
He is ten years old
O on yaşındadır
yıl
üç yüz altmış beş günlük süre
I have lived here for two years
İki yıldır burada yaşıyorum
yıllar
uzun bir zaman dilimi
It has been years since we met
Görüşmeyeli yıllar oldu
sene
on iki aylık bir süre
The project will take one year
Proje bir sene sürecek
tabiri caizse
Sahnedebir şeyi tam olarak doğru olmasa da gerçeğe yakın bir şekilde tanımlamak için kullanılır
He is, so to speak, a member of the family
O, tabiri caizse, ailenin bir parçası
tabiri caizse
mecazi bir ifade kullanırken başvurulan söz
he is a walking encyclopedia so to speak
o tabiri caizse ayaklı bir ansiklopedidir
tabiri caizse
bir şeyi daha dolaylı şekilde ifade etmek için kullanılır
He is a big fish in a small pond so to speak
O küçük gölde büyük balık sayılır tabiri caizse
değil mi
Sahnedekarşıdakinin katılıp katılmadığını sormak için kullanılır
It's hot, huh?
Hava sıcak, değil mi?
ha
kafa karışıklığını veya tekrar isteğini belirtir
Huh? Who is that?
Ha? O kim?
düşünce
Sahnedezihinden geçen fikir veya inanış
He had a strange thought
Aklına tuhaf bir düşünce geldi
düşünme
dikkatli bir şekilde düşünme eylemi
He was lost in thought
Düşüncelere dalmıştı
bahsetmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
He thought to mention the new plan
O yeni plandan bahsetmeyi düşündü
düşünmek
bir konu hakkında görüşe sahip olmak
I thought you were busy
Meşgul olduğunu düşünmüştüm
vermek
Sahnedebir şeyi birinin eline ulaştırmak
He gave me his book
O bana kitabını verdi
yol açmak
bir şeyin olmasına neden olmak
The noise gave me a headache
Bu gürültü baş ağrısına yol açtı
söylemek
birine bilgi veya cevap iletmek
Please give me your answer
Lütfen bana cevabını söyle
okumak
Sahnedeyazılı kelimeleri görüp anlamak
I read a book every month
Her ay bir kitap okurum
rol okumak
bir rol için metin okuyarak seçmelere katılmak
She will read for the part
Rol için seçmelere katılacak
almak
telsizle konuşurken birinin söylediklerini duymak ve anlamak
Do you read me
Beni alabiliyor musun
okumak
birinin düşüncelerini söylemeden anlamak
I can read your mind
Aklını okuyabiliyorum
bakılmaksızın
Sahnedebir durumdan etkilenmeden veya onu dikkate almadan
We will go regardless of the weather
Hava durumuna bakılmaksızın gideceğiz
bakılmaksızın
bir durumu dikkate almadan
We will go regardless of the weather
Hava durumuna bakılmaksızın gideceğiz
temsil etmek
Sahnedebiri adına hareket etmek veya konuşmak
The lawyer represents the client
Avukat müvekkili temsil ediyor
simgelemek
bir şey için sembol veya işaret olmak
The dove represents peace
Güvercin barışı simgeler
temsil etmek
bir şeyi simgelemek veya ifade etmek
The red color represents danger
Kırmızı renk tehlikeyi temsil eder
keyif almak
Sahnedebir şeyden zevk almak
I enjoy reading books
Kitap okumaktan keyif alırım
bekle
Sahnedekısa bir süre beklemek
Hang on a minute
Bir dakika bekle
bağlı olmak
bir durumun veya sonucun başka bir şeye dayalı olması
Success hangs on your hard work
Başarı senin sıkı çalışmana bağlı
asmak
bir şeyi bir yere sabitlemek
Hang on the poster here
Posteri buraya as
elinde tutmak
bir şeyi kaybetmeden saklamak
Please hang on to this receipt
Lütfen bu fişi elinde tut
satıcı
Sahnedeürün veya eşya satan kişi
He is a car dealer
O bir araba satıcısıdır
kızgın
Sahnedegüçlü bir rahatsızlık veya hoşnutsuzluk hissetmek
He is angry with me
Bana kızgın
kızgın
bir şeye karşı öfke duyma
The customer was angry about the delay
Müşteri gecikme yüzünden kızgındı
sinirli
kolayca öfkelenen veya hoşnutsuz
She is feeling angry after the argument
Tartışmadan sonra sinirli hissediyor
ezmek
Sahnedebir şeyi büyük bir güçle sıkıştırmak
He crushed the empty can
Boş kutuyu ezdi
platonik aşk
birine karşı duyulan güçlü romantik çekim
I have a crush on him
Ondan hoşlanıyorum
hoşlanma
birine karşı duyulan romantik ilgi
I have a crush on him
Ondan hoşlanıyorum
ezmek
birini tamamen yenilgiye uğratmak
Our team will crush the rival
Takımımız rakibi ezecek
yalamak
Sahnededilini bir şeyin üzerinde gezdirmek
The dog licked my hand
Köpek elimi yaladı
darbe
sert bir vuruş veya cezalandırma
He took a hard lick during the match
Maç sırasında sert bir darbe aldı
üstesinden gelmek
zor bir problemi çözmeyi başarmak
He finally licked the problem
Sonunda problemin üstesinden geldi
müzikal motif
kısa ve basit bir müzik dizisi
The guitarist played a cool lick
Gitarist havalı bir müzikal motif çaldı
kamyon
Sahnedeeşya taşımak için kullanılan büyük araç
The truck is very big
Kamyon çok büyük
iki
Sahnede2 sayısı
I have two cats
İki kedim var
iki
1 ve 1 sayılarının toplamı olan rakam
I have two apples
İki elmam var
iki
1 sayısından sonra gelen sayı
The answer is two
Cevap iki
iki
2 sayısı
I have two dogs
İki köpeğim var
şekil
Sahnedebir şeyin dış biçimi veya hatları
The clouds have a strange shape
Bulutlar garip bir şekle sahip
form
bir kişinin fiziksel veya zihinsel durumu
He is in good shape
O iyi bir formda
şekillendirmek
bir şeye belirli bir biçim kazandırmak
You can shape the clay with your hands
Kili ellerinle şekillendirebilirsin
şekil
bir şeyin dış görünüşü veya ana hatları
Everything has a shape
Her şeyin bir şekli vardır
başarıyı sahiplenmek
Sahnedebir başarı için övgü veya takdir almak
He tried to take credit for my hard work
Benim sıkı çalışmamın başarısını sahiplenmeye çalıştı
övgüyü üstlenmek
bir başarı için herkesin takdirini kabul etmek
He took credit for the project success
Projenin başarısı için övgüyü o üstlendi
üstüne almak
başkasının yaptığı iyi bir işi kendi yapmış gibi göstermek
She tried to take credit for my work
İşim için övgüyü üstüne almaya çalıştı
kredi üstlenmek
bir başarıdan dolayı sorumluluğu kabul etmek
You should take credit for the success
Başarıdan dolayı krediyi sen üstlenmelisin
durum
Sahnedebir durumu etkileyen koşullar
It was a difficult circumstance
Zor bir durumdu
beklemek
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini beklemek
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
sabırsızlanmak
bir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
beklemek
kısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
beklemek
bir şeyin olmasını ya da birinin gelmesini umarak durmak
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hissetmek
Sahnedefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
endişeli
kendine güvenmeyen veya emin olamayan his
I feel anxious about the test
Sınav hakkında endişeli hissediyorum
hatırlatmak
birine bir şeyi anımsatmak
This song makes me feel my childhood
Bu şarkı bana çocukluğumu hatırlatıyor
düşünmek
bir fikir veya tutuma sahip olmak
I feel that we should go
Gitmemiz gerektiğini düşünüyorum
hissetmek
bir duygu veya durumu deneyimlemek
I feel happy today
Bugün mutlu hissediyorum
iş
Sahnedepara kazanmak için yapılan çalışma
I have a new job
Yeni bir işim var
operasyon
vücudu değiştirmek için yapılan tıbbi müdahale
She had a nose job
Burun ameliyatı oldu
görev
yapılması gereken bir iş parçası
Your job is to clean the room
Senin görevin odayı temizlemek
oyun oynamak
Sahnededürüst olmayan veya muzip bir şey yapmak
He tried to pull a trick on me
Bana bir oyun oynamaya çalıştı
çekmek
bir şeyi kendine doğru hareket ettirmek
He pulled the door open
Kapıyı çekerek açtı
geri çekmek
bir şeyi geri almak veya çıkarmak
He decided to pull his request
İsteğini geri çekmeye karar verdi
çekim
birine veya bir şeye gitme isteği uyandıran güçlü duygu
I felt a strong pull towards him
Ona karşı güçlü bir çekim hissettim
haraç
Sahnedezorla veya tehditle para alma eylemi
The criminals attempted a shakedown at the store
Suçlular dükkanda haraç almaya çalıştı
dünya
Sahnedeüzerinde yaşadığımız gezegen
The world is round
Dünya yuvarlaktır
dünya
Sahnedebelirli bir alan veya varoluş
He lives in his own world
Kendi dünyasında yaşıyor
dünya
insanlarla birlikte yeryüzü
Peace in the world is important
Dünyada barış önemlidir
dünya
canlı olma ve deneyimlere sahip olma durumu
She brought a new baby into the world
O dünyaya yeni bir bebek getirdi
bir ara
Sahnedebelirlenmemiş bir zamanda
Let's meet sometime next week
Gelecek hafta bir ara buluşalım
ara sıra
Sahnedesadece belirli zamanlarda gerçekleşen
We visit them sometime
Onları ara sıra ziyaret ederiz
eski
geçmişte bir dönem olan
He is a sometime actor
O eski bir oyuncudur
bir ara
belirli olmayan bir zaman
Let's meet for coffee sometime
Bir ara kahve içmek için buluşalım
misilleme
Sahnedesize zarar veren birine karşılık olarak zarar verme eylemi
They feared reprisal for their actions
Yaptıkları için misillemeden korktular
iletişimde
Sahnedebiriyle iletişim halinde olmak
Let's stay in touch
İletişimde kalalım
iletişimde
biriyle bağlantı halinde olma
We stay in touch
İletişimde kalıyoruz
iletişim kurmak
birisiyle bağlantı veya görüşme sağlamak
I will get in touch with you soon
Seninle yakında iletişim kuracağım
irtibat halinde
birisiyle iletişim veya bağlantı durumunda olmak
We are still in touch after all these years
Bunca yıldan sonra hala irtibat halindeyiz
satın almak
Sahnedepara ödeyerek bir şeye sahip olmak
I want to buy a car
Bir araba satın almak istiyorum
satın alınan şey
Sahnedesatın alınan ürün veya eşya
This dress was a great buy
Bu elbise harika bir alışverişti
inanmak
bir şeyin doğru olduğunu kabul etmek
I don't buy his story
Onun hikayesine inanmıyorum
sebep olmak
bir durumun veya sorunun meydana gelmesine yol açmak
His arrogance bought him a lot of trouble
Kibri başına çok dert açtı
engellemek
Sahnedebir şeyin hareket etmesini önlemek
The fallen tree blocks the road
Devrilmiş ağaç yolu engelliyor
kütle
bir şeyin büyük katı parçası
He used a block of ice
Bir buz kütlesi kullandı
blok
iki kavşak arasındaki sokak bölümü
Walk one block and turn left
Bir blok yürüyün ve sola dönün
kütük
infaz için kullanılan ahşap platform
The prisoner knelt on the block
Mahkum kütüğün önünde diz çöktü
zaman ayırmak
Sahnedeyoğun bir programda birine veya bir şeye yer açmak
I can work in a meeting at noon
Öğlen için bir toplantıya zaman ayırabilirim
eklemek
bir şeyi başka bir şeyin içine katmak
I need to work in more details
Daha fazla detay eklemem gerekiyor
sektörde çalışmak
belirli bir alanda veya endüstride görevli olmak
She works in finance
O finans sektöründe çalışıyor
uyum sağlamak
bir duruma veya ortama uygun olmak
The new rules work in well
Yeni kurallar iyi uyum sağlıyor
birlikte çalışmak
başkalarıyla ortaklaşa iş yapmak
I enjoy working in a team
Takım halinde çalışmaktan keyif alıyorum
çalışmak
bir yerde iş sahibi olmak
I work in a bank
Bir bankada çalışıyorum
dahil etmek
bir şeye eklemek veya karıştırmak
We should work in some exercise to our routine
Rutinimize biraz egzersiz dahil etmeliyiz
para
Sahnedebir şeyler satın almak için kullanılan madeni veya kağıt ödeme araçları
I have some money
Biraz param var
iş arkadaşı
Sahnedebirlikte çalışılan kişi
He is my associate
O benim iş arkadaşım
ilişkilendirmek
Sahnedeiki şey arasında zihinsel bir bağ kurmak
I associate summer with the beach
Yazı plajla ilişkilendiririm
yaralamak
Sahnedebirine veya bir şeye fiziksel zarar vermek
The soldier was wounded
Asker yaralandı
yara
vücudun hasar görmüş kısmı
The wound is healing
Yara iyileşiyor
gergin
çok endişeli veya stresli hissetme
He was wound tight after the meeting
Toplantıdan sonra çok gergindi
iddia edildiğine göre
Sahnededoğru olduğu söylenen ancak kanıtlanmamış olan
He allegedly stole the money
Parayı onun çaldığı iddia ediliyor
kılıf
Sahnedeeşyaları saklamak veya taşımak için kullanılan kutu veya çanta
He put the phone in its case
Telefonu kılıfına koydu
durum
Sahnedebelirli bir durum veya örnek
This is a special case
Bu özel bir durum
vaka
polisin araştırdığı olay
The police are working on the case
Polis vaka üzerinde çalışıyor
patika
Sahnedetakip edilen yol veya iz
We followed the hiking trail
Yürüyüş patikasını takip ettik
geride kalmak
bir yarışmada veya oyunda arkada olmak
Our team is trailing by two points
Takımımız iki puan geride
takip etmek
birini gizlice izlemek
The detective trailed the suspect
Dedektif şüpheliyi takip etti