

Breaking Bad — Season 2 Episode 10
Kelimeler ve anlamları
521 kelime
Seviye
doğru
Sahnedegerçek olan veya yanlış olmayan
It is true that she is here
Burada olduğu doğru
dürüst
yalan söylemeyen ve doğru sözlü
He is a true person
O dürüst bir insan
sadık
birine bağlı ve vefalı olan
She is a true friend to me
O benim için sadık bir dost
güvenilir
her zaman beklenen şekilde çalışan
This system is true and effective
Bu sistem güvenilir ve etkili
mezcal
Sahnedeagave bitkisinden yapılan bir tür alkollü içki
He ordered a glass of mescal
Bir bardak mezcal sipariş etti
sorun
Sahnedebaşa çıkması zor olan şey
I have a problem with my car
Arabamla ilgili bir sorunum var
problem
zorluk çıkaran bir soru veya durum
This math problem is hard
Bu matematik problemi zor
sorun değil
bir teşekkür veya özür sonrasında önemli olmadığını belirtmek için kullanılan ifade
Thanks for the help, it was no problem
Yardım için teşekkürler, hiç sorun değildi
sorun
çözülmesi gereken mesele
This is a big problem
Bu büyük bir sorun
kutu
Sahnededüz kenarları olan bir kap
Put the books in the box
Kitapları kutuya koy
sınıflandırmak
birini belirli bir kategoriye koymak
They try to box people into categories
İnsanları kategorilere ayırmaya çalışıyorlar
boks yapmak
yumruklarla dövüşmek
They like to box on weekends
Hafta sonları boks yapmayı severler
paketlemek
bir şeyi kutunun içine koymak
Please box the items carefully
Lütfen eşyaları dikkatlice paketleyin
kanguru
Sahnedezıplayan ve kesesi olan Avustralyalı bir hayvan
The kangaroo jumps high
Kanguru yükseğe zıplar
kurulum
Sahnedebir şeyin kullanılmak üzere yerleştirilmesi işlemi
The software installation took ten minutes
Yazılımın kurulumu on dakika sürdü
yerleştirme
belirli bir alana sergilenmek üzere yapılan sanat eseri
The installation in the museum was impressive
Müzedeki yerleştirme çok etkileyiciydi
hamur
Sahnedeun, yumurta ve sütün sıvı karışımı
Mix the batter until it is smooth
Hamuru pürüzsüz olana kadar karıştırın
hırpalamak
bir şeye defalarca ve sert bir şekilde vurmak
The storm battered the house
Fırtına evi hırpaladı
vurucu
beyzbolda topa vuran kişi
The batter hit the ball
Vurucu topa vurdu
özgünlük
Sahnedeyeni ve farklı olma niteliği
The artist is famous for his originality
Sanatçı özgünlüğü ile ünlüdür
süper güç
Sahnedeözel bir güç veya yetenek
I wish I had a superpower
Keşke bir süper gücüm olsaydı
süper güç
çok büyük güç ve etkiye sahip ülke veya kuruluş
The USA is a major superpower
ABD büyük bir süper güçtür
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
anladım
Sahnedebir şeyi anlamak
I got it
Anladım
tahta
Sahnedeağaç gövdesinden elde edilen sert madde
This table is made of wood
Bu masa tahtadan yapılmıştır
orman
ağaçlarla kaplı geniş alan
They walked in the wood
Ormanda yürüdüler
cinsel uyarılma
fiziksel cinsel heyecan durumu
She felt a state of wood
O bir cinsel uyarılma halindeydi
araba
Sahnededört tekerlekli bir yol taşıtı
I have a red car
Kırmızı bir arabam var
araba
dört tekerlekli ve motorlu kara taşıtı
He drives his car to work
İşe arabasıyla gidiyor
vagon
trenin yolcu veya yük taşımak için kullanılan bölümü
We sat in the last car of the train
Trenin son vagonunda oturduk
çabalamak
Sahnedebir şeyi elde etmek için çok uğraşmak
He is bucking for a promotion this year
Bu yıl terfi almak için çabalıyor
erkek geyik
yetişkin erkek geyik
The buck has large antlers
Erkek geyiğin büyük boynuzları var
dolar
dolar için kullanılan gayriresmi kelime
It only costs five bucks
Sadece beş dolar tutuyor
sorumluluk
bir kararı verme veya görüş bildirme yetkisi
He tried to pass the buck to his colleague
Sorumluluğu meslektaşına atmaya çalıştı
yavru köpek
Sahnedegenç köpek
The puppy is cute
Yavru köpek sevimli
yavru köpek
henüz çok genç olan köpek
The puppy is playing in the garden
Yavru köpek bahçede oynuyor
aramak
Sahnedebir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
aramak
bir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
beklemek
bir şeyin olacağını ummak ya da tahmin etmek
You are looking for trouble
Bela arıyorsun
aramak
kayıp bir şeyi ya da kişiyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
görev
Sahnedeyapılması gereken bir iş parçası
Your job is to clean the room
Senin görevin odayı temizlemek
iş
para kazanmak için yapılan çalışma
I have a new job
Yeni bir işim var
operasyon
vücudu değiştirmek için yapılan tıbbi müdahale
She had a nose job
Burun ameliyatı oldu
tahmin etmek
Sahnedekesin bilgi sahibi olmadan bir fikir yürütmek
I guess that he is at home
Onun evde olduğunu tahmin ediyorum
tahmin
emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz bir fikir
It was just a guess
Sadece bir tahmindi
tahmin etmek
emin olmadan bir fikir oluşturmak
Can you guess my age
Yaşımı tahmin edebilir misin
tahmin
kesin olarak bilmeden bir cevap verme çabası
I made a guess about the answer
Cevap hakkında bir tahminde bulundum
tahmin
tam olarak emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz fikir
My guess was wrong
Tahminim yanlıştı
bulmak
Sahnedebir şeyi görmek veya yerini tespit etmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
biri veya bir şey hakkında fikir sahibi olmak
I find it easy
Onu kolay buluyorum
hükmetmek
mahkemede resmen bir karara varmak
The jury found him guilty
Jüri onun suçlu olduğuna hükmetti
yanıt
bir soruya verilen cevap
What is your find to the question
Soruya verdiğin yanıt nedir
kes şunu
Sahnederahatsız edici bir davranışı durdurmak
Cut it out! You are being annoying
Kes şunu! Sinir bozucusun
kesip çıkarmak
bir şeyi bulunduğu yerden ayırıp almak
I cut the article out of the newspaper
Makaleyi gazeteden kesip çıkardım
kolay
Sahnedeyapılması veya anlaşılması zor olmayan
This math test was easy
Bu matematik sınavı kolaydı
yumuşak
sert veya katı olmayan
Be easy with her
Ona karşı yumuşak ol
elbette
bir isteği kabul ederken veya onaylarken kullanılan ifade
Can you do this? Easy
Bunu yapabilir misin? Elbette
rahat
endişeli olmayan ve sakin
She has an easy personality
O rahat bir kişiliğe sahip
kolay
yapılması veya anlaşılması zor olmayan
It is easy to understand this lesson
Bu dersi anlamak kolay
basit
zor veya karmaşık olmayan
This is an easy way to solve it
Bu onu çözmenin kolay bir yolu
fark
Sahnedeşeylerin aynı olmama durumu
What is the difference between these two?
Bu ikisi arasındaki fark nedir?
fark
bir şeyin yol açtığı değişiklik veya etki
Your help made a big difference
Yardımınız büyük bir fark yarattı
fark
iki şeyin birbirinin aynısı olmama durumu
There is a big difference between these colors
Bu renkler arasında büyük bir fark var
görünmek
Sahnedebelirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
bak
Sahnedebirinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
bakmak
Sahnedegözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
beklemek
Sahnedebir şey olana kadar bir yerde kalmak
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
sabırsızlanmak
bir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
beklemek
kısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
beklemek
bir şeyin gerçekleşmesini beklemek
Please wait for me
Lütfen beni bekle
kalmak
bir yerden ayrılmadan durmak
I will wait in the car
Arabada kalacağım
yerinde durmak
hareket etmeden olduğu yeri korumak
Wait right there for me
Tam orada yerinde dur
durmak
kısa bir süreliğine hareket etmemek
Cars must wait at the red light
Arabalar kırmızı ışıkta durmalı
ara vermek
bir işe kısa süreliğine ara vermek
We will wait with the decision
Karar vermeye ara vereceğiz
minder
Sahnedeoturmak veya yaslanmak için kullanılan yumuşak ped
Put the cushion on the chair
Minderi sandalyeye koy
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
tanımak
birini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
aslında
Sahnedebir şeyin gerçek olduğunu vurgulamak veya ek bilgi vermek için kullanılır
I thought it was easy, but in fact it was hard
Kolay olduğunu sanmıştım ama aslında zordu
şiirsel
Sahnedegüzel veya etkileyici bir tarza sahip olan
Her writing style is very poetic
Yazım tarzı çok şiirsel
toparlanmak
Sahnedekötü bir durumdan sonra yeniden iyileşmek veya yükselmek
The economy began to rebound after the crisis
Ekonomi krizden sonra toparlanmaya başladı
ribaunt
basketbolda topun potadan veya panodan sekerek geri dönmesi
He grabbed the rebound
Ribaundu yakaladı
teselli ilişkisi
önceki bir ilişkinin bitişinden hemen sonra başlayan yeni ilişki
This is just a rebound relationship
Bu sadece bir teselli ilişkisi
ayaklar
Sahnedevücudun üzerinde durulan kısımları
My feet are cold
Ayaklarım soğuk
fit
12 inç değerindeki uzunluk ölçü birimi
The wall is ten feet high
Duvar on fit yüksekliğinde
fit
12 inç uzunluğa eşit ölçü birimi
The room is 10 feet wide
Oda 10 fit genişliğindedir
kapmak
Sahnedebir şeyi elinle hızla almak
She reached out to grab the bag
Çantayı kapmak için uzandı
çevrelemek
bir şeyi her taraftan sarmak
The walls grab the garden
Duvarlar bahçeyi çevreliyor
kapmak
hızlı bir hareketle bir şeyi almak
She grabbed her keys and left
Anahtarlarını kaptı ve gitti
aile
Sahnedekan veya evlilikle birbirine bağlı kişiler
I love my family
Ailemi seviyorum
yemek tarifi
yemek hazırlamak için gerekli talimatlar
Please follow the family for this dish
Lütfen bu yemek için tarifi izle
bölüm
bir televizyon dizisinin parçası
I watched the first family of the show
Dizinin ilk bölümünü izledim
kazanmak
Sahnedeçalışarak para veya ödül elde etmek
He earns a good salary
İyi bir maaş kazanıyor
kazanmak
çalışarak para elde etmek
I need to earn money
Para kazanmam gerekiyor
para kazanmak
emek karşılığında gelir sahibi olmak
She earns a salary
O maaş kazanıyor
ücret almak
yapılan işin bedelini tahsil etmek
He earns payment for his work
Yaptığı iş için ücret alıyor
ilişki
Sahnedeiki kişi arasındaki yakın bağ
They have a good relationship
Onların iyi bir ilişkisi var
ilişki
iki kişi veya şey arasındaki bağlantı biçimi
There is a relationship between diet and health
Diyet ve sağlık arasında bir ilişki vardır
ilişki
iki kişi arasındaki duygusal veya romantik bağ
They have a strong relationship
Güçlü bir ilişkileri var
kahraman
Sahnedecesareti nedeniyle hayranlık duyulan kişi
He is a real hero
O gerçek bir kahraman
önce
Sahnedeşimdiden önce veya geçmişte
I saw him two days ago
Onu iki gün önce gördüm
önce
şimdiye göre geçmişte kalmış zaman
I arrived an hour ago
Bir saat önce geldim
tamam
Sahnedeyeterince iyi veya kabul edilebilir
The meal was all right
Yemek idare ederdi
peki
Sahnedekesinlikle veya şüphe duymadan
All right, I will come
Peki, geleceğim
tamam
Sahnededinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
bir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
tamam
bir isteği kabul etmek veya bir işe başlamak için kullanılan ifade
All right I will go now
Tamam şimdi gideceğim
iyi
kabul edilebilir veya güvenli durumda olan
Everything will be all right
Her şey iyi olacak
meyvemsi
Sahnedemeyve tadı veya kokusu olan
This drink is very fruity
Bu içecek çok meyvemsi
getirmek
Sahnedebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
bir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
peşinden gelmek
birinin arkasından yakın bir şekilde yürümek
The dog likes to bring behind me
Köpek peşimden gelmeyi sever
yetiştirmek
bir çocuğu büyüyene kadar bakıp eğitmek
They brought up their children well
Çocuklarını iyi yetiştirdiler
getirmek
bir şeyi birine teslim etmek
Bring the book to me
Kitabı bana getir
vermek
bir şeyi elden birine sunmak
Bring me the pen
Kalemi bana ver
konuyu açmak
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
Do not bring this up
Konuyu açma
geri getirmek
birini veya bir şeyi eski yerine döndürmek
I will bring the book back
Kitabı geri getireceğim
götürmek
birini veya bir şeyi bir yere taşımak
Bring your sister to school
Kız kardeşini okula götür
ulaştırmak
bir şeyi hedeflenen yere iletmek
This road will bring you to town
Bu yol seni şehre ulaştıracak
sus
Sahnedekonuşmayı bırakmak veya birini susturmak
Please shut up
Lütfen sus
susturmak
birinin konuşmayı bırakmasını sağlamak
Just shut up and listen
Sadece sus ve dinle
susmak
konuşmayı kesmek veya birine sessiz kalmasını söylemek
Please shut up while I am working
Çalışırken lütfen sus
susmak
konuşmayı bırakmak
Please shut up and listen
Lütfen sus ve beni dinle
çürümek
Sahnedeparçalanıp bozulmak
The fruit began to rot
Meyve çürümeye başladı
gibi görünmek
Sahnedebir durumun öyle olduğu izlenimini vermek
It looks like it will rain
Yağmur yağacak gibi görünüyor
benzemek
dış görünüş olarak birine veya bir şeye benzer olmak
You look like your father
Babana benziyorsun
benzemek
bir şeye benzer bir dış görünüşe sahip olmak
You look like your father
Babana benziyorsun
benzemek
dış görünüşü birine veya bir şeye benzemek
You look like your brother
Erkek kardeşine benziyorsun
hızla gitmek
Sahnedebir yerden başka bir yere çok çabuk hareket etmek
The car zipped past us
Araba yanımızdan hızla geçti
sıfır
hiç veya sıfır
The score was zip
Skor sıfırdı
fermuar
kıyafetleri veya çantaları kapatmaya yarayan bir düzenek
I cannot close the zip on my jacket
Ceketimin fermuarını kapatamıyorum
enerji
canlılık ve hareketlilik durumu
She has a lot of zip
Onda çok fazla enerji var
fermuarı kapatmak
fermuarı çekerek bir şeyi kapatmak
Zip up your jacket
Ceketinin fermuarını kapat
sonunda
Sahnedeuzun bir süre sonra veya nihayet
He finally arrived home
Sonunda eve vardı
sonunda
uzun bir zaman veya çabadan sonra
I finally finished my homework
Ödevimi sonunda bitirdim
sonunda
uzun bir süre veya gecikmeden sonra
He finally finished the project
Projeyi sonunda bitirdi
son olarak
bir listenin veya konuşmanın sonunu belirtmek için
Finally we will look at the budget
Son olarak bütçeye bakacağız
şekerleme
Sahnedekısa süreli uyku
I took a short nap
Kısa bir şekerleme yaptım
kestirmek
kısa süreliğine uyumak
I like to nap after lunch
Öğle yemeğinden sonra kestirmeyi severim
gördü
Sahnedegözlerle algılamak
I saw a bird
Bir kuş gördüm
testereyle kesmek
dişli bir alet kullanarak kesmek
He sawed the wood
Odunu testereyle kesti
bahsi karşılamak
bir oyunda rakibin bahsine eşlik etmek
He saw the bet
Bahsi karşıladı
testere
kesmek için kullanılan dişli bıçaklı alet
Use the saw
Testereyi kullan
kötüleşmek
Sahnedebir şeyin zamanla daha kötü bir duruma gelmesi
The weather began to deteriorate
Hava kötüleşmeye başladı
kötüleşmek
bir şeyin kalitesinin veya durumunun kötüye gitmesi
His health began to deteriorate.
Sağlığı kötüleşmeye başladı.
koridor
Sahnedemağaza rafları arasındaki geçiş yolu
I found the cereal in the next aisle
Tahıl gevreğini yan koridorda buldum
koridor
koltuklar veya raflar arasındaki geçit
I am in the snack aisle
Atıştırmalık koridorundayım
teşekkür ederim
Sahnedeminnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
Sahnedebir takdir ifadesi
A big thank you to all
Herkese büyük bir teşekkür
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan sözler
Thank you for your help
Yardımın için teşekkür ederim
teşekkür ederim
minnettarlığı göstermek için kullanılan kibar bir söz
I say thank you to my teacher
Öğretmenime teşekkür ederim diyorum
teşekkürler
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan nezaket ifadesi
Thank you for the coffee
Kahve için teşekkürler
teşekkür
minnettarlık ifade eden söz
I sent a thank-you to my teacher
Öğretmenime bir teşekkür gönderdim
imzaladı
Sahnedeüzerine adını yazdı
She signed the letter
Mektubu imzaladı
imzalamak
bir belgeyi kabul ettiğini göstermek için adını yazmak
He signed the form
O formu imzaladı
imzalı
üzerinde imza bulunan
This is a signed document
Bu imzalı bir belgedir
imzaladı
bir belgeyi onaylamak için isminizi yazmak
He signed the important document
O önemli belgeyi imzaladı
imzalamak
birine hatıra olarak adını yazmak
The actor signed my book
Oyuncu kitabımı imzaladı
imza atmak
bir belgeye onay vermek için ismini yazmak
He signed the important document
Önemli belgeye imza attı
kaydolmak
bir listeye adını yazdırarak katılmak
I signed for the new course
Yeni kursa kaydoldum
sorun
Sahnedeendişe veya zorluk yaratan konu
We have a serious issue to discuss
Tartışmamız gereken ciddi bir sorun var
düzenlemek
bir şeyi resmi olarak vermek
The government will issue a new passport
Hükümet yeni bir pasaport düzenleyecek
sayı
belirli bir zaman için basılan dergi veya gazete
Have you seen the latest issue of the magazine
Derginin son sayısını gördün mü
ihtiyaç
Sahnedegerekli veya zorunlu olan şey
There is a need for water
Suya ihtiyaç var
ihtiyaç duymak
Sahnedegerekli olduğu için bir şeye gereksinim duymak
I need some help
Biraz yardıma ihtiyacım var
tedbirli
Sahnedetehlike veya hatalardan kaçınmaya çalışan
Be cautious when crossing the street
Caddeyi geçerken tedbirli ol
en iyi
Sahnedeen yüksek kalitede veya en uygun
This is the best book
Bu en iyi kitap
yenmek
bir yarışmada birini mağlup etmek
He bested his opponent
Rakibini yendi
iyi olur
birine güçlü bir tavsiye veya uyarı vermek için kullanılır
You had best leave now
Şimdi gitsen iyi olur
en iyi dilekler
birine sunulan iyi niyet ve güzel temenniler
Please give her my best
Lütfen ona en iyi dileklerimi ilet
hafta sonu
Sahnedecumartesi ve pazar günleri
I will go to the park this weekend
Bu hafta sonu parka gideceğim
hafta sonu tatili
Cuma akşamından pazar gecesine kadar olan zaman
We are going on a trip for the weekend
Hafta sonu tatili için bir geziye çıkıyoruz
hafta sonu
cuma akşamından pazar akşamına kadar olan zaman dilimi
I like to relax on the weekend
Hafta sonu dinlenmeyi severim
hafta sonu
haftanın sonunda gelen cumartesi ve pazar günleri
We go to the park on the weekend
Hafta sonu parka gideriz
hafta sonu
iş haftasının bitimindeki iki günlük dinlenme süresi
I do not work on the weekend
Hafta sonu çalışmam
muhakeme
Sahnedeiyi kararlar verme veya mantıklı görüşler oluşturma yeteneği
He showed good judgement in difficult situations
Zor durumlarda iyi muhakeme gösterdi
suç
Sahnedeyasaya aykırı olan eylem
Stealing is a crime
Hırsızlık bir suçtur
vatana ihanet
birinin kendi ülkesine karşı yaptığı hainlik
He was punished for the crime of betraying his country
Ülkesine ihanet etme suçundan cezalandırıldı
yine de
Sahnedebuna rağmen
It was delicious though
Yine de lezzetliydi
rağmen
bir durumun tersine rağmen
Though it was raining we went out
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktık
her ne kadar
karşıt bir durumu ifade etmek için kullanılır
Though he was tired he kept working
Her ne kadar yorgun olsa da çalışmaya devam etti
-sa da
bir durumun gerçekleşmesine karşın
Though it was raining we walked
Yağmur yağsa da yürüdük
yine de
bir cümlede karşıt bir fikir belirtmek için kullanılır
It is a bit expensive though
Yine de biraz pahalı
son
Sahnedebir şeyin son kısmı
This is the end of the road
Bu yolun sonu
bitmek
sona ermek veya durmak
The movie ends now
Film şimdi bitiyor
uç
bir şeyin en uzak noktası
He stood at the end of the road
Yolun ucunda duruyordu
taraf
bir durumun belirli bir kişiye ait olan kısmı
Everything is fine on my end
Benim tarafımda her şey yolunda
hiç
Sahnedeherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
o zamandan beri
geçmiş bir zamandan bugüne kadar
I have loved it ever since
O zamandan beri bunu seviyorum
kaplumbağa
Sahnedesert kabuklu, yavaş hareket eden bir hayvan
The turtle moves slowly
Kaplumbağa yavaş hareket eder
kabuğuna çekilmek
korunmak için başı ve uzuvları içeri çekmek
The boy turtled when he saw the dog
Çocuk köpeği görünce kabuğuna çekildi
yavaşça ilerlemek
çok ağır hareket etmek
Traffic turtled along the highway
Trafik otoyolda çok yavaş ilerledi
turtle çikolatası
kaplumbağa şeklinde çikolata
She ate a chocolate turtle
O bir kaplumbağa çikolata yedi
güverte
Sahnedegemi veya bina üzerindeki düz zemin
He is standing on the deck
Güvertede duruyor
süslemek
bir şeyi parlak nesnelerle donatmak
They decked the hall with flowers
Salonu çiçeklerle süslediler
yumruklamak
birine yumruk atarak yere sermek
He threatened to deck his friend
Arkadaşını yumruklamakla tehdit etti
deste
oyun kartlarının tam bir takımı
Can you shuffle the deck
Desteyi karıştırabilir misin
davranış
Sahnedebir kişinin hareket etme şekli
Good behaviour is important at school
Okulda iyi davranış önemlidir
şampiyon
Sahnedebir yarışmayı kazanan kişi veya samimi bir hitap şekli
You are a champ
Sen bir şampiyonsun
sabırsızlanmak
bir şeyi yapmak için çok hevesli veya sabırsız olmak
The horses were champing at the bit
Atlar gitmek için sabırsızlanıyordu
deposuz
Sahnedesu depolama tankı olmadan suyu ısıtan cihaz
We installed a tankless water heater
Deposuz bir su ısıtıcısı taktırdık
tankı olmayan
büyük bir sıvı haznesine sahip olmayan
The fuel system is tankless
Yakıt sistemi tankı olmayan bir yapıdadır
aptalca
Sahnedemantıklı veya bilge olmayan
That was a foolish mistake
Bu aptalca bir hataydı
ay
Sahnedeyılın on iki bölümünden biri
February is the second month of the year
Şubat yılın ikinci ayıdır
aylık
bir ay süren veya kapsayan
It was a six-month project
Bu altı aylık bir projeydi
ay
otuz gün civarındaki zaman dilimi
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
ay
yılın on iki bölümünden her biri
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
davet
Sahnedearkadaşlar arasında düzenlenen küçük eğlence
We are having a small get together on Friday
Cuma günü küçük bir davetimiz var
sevgili olmak
romantik bir ilişkiye başlamak
They finally got together
Sonunda sevgili oldular
buluşmak
sosyal amaçla biriyle bir araya gelmek
Let's get together this weekend
Bu hafta sonu buluşalım
buluşma
insanların bir araya geldiği resmi olmayan toplantı
Let's have a get together soon
Yakında bir buluşma yapalım
buluşmak
bir yerde bir araya gelmek
Let's get together for coffee
Kahve içmek için buluşalım
hazırlamak
bir şeyi düzenlemek veya bir araya getirmek
I need to get together my notes
Notlarımı hazırlamam gerekiyor
buluşmak
sosyal bir ortamda biriyle vakit geçirmek
We should get together for coffee
Kahve içmek için buluşmalıyız
sevgili olmak
biriyle romantik bir ilişkiye başlamak
They got together last summer
Geçen yaz sevgili oldular
bir araya gelmek
bir yerde toplu halde bulunmak
Let us get together in the main square
Ana meydanda bir araya gelelim
toplanma
insanların sosyal amaçlı bir araya gelmesi
We are having a small get-together tonight
Bu akşam küçük bir toplanmamız var
tam olarak
Sahnedekesin veya eksiksiz bir şekilde
It is exactly ten o'clock
Saat tam olarak on
görüşmek
Sahnedebiriyle buluşmak veya ziyaret etmek
I will see you tomorrow
Yarın seninle görüşeceğim
bak
birinin dikkatini çekmek için kullanılır
See here
Buraya bak
görmek
bir şeyi fark etmek için gözlerini kullanmak
I can see you
Seni görebiliyorum
anlamak
bir şeyi kavramak veya fark etmek
I see what you mean
Ne demek istediğini anlıyorum
altı
Sahnede6 sayısı
I have six apples
Altı elmam var
tedavi etmek
Sahnedebirine tıbbi bakım sağlamak
The doctor treated the wound
Doktor yarayı tedavi etti
davranmak
birine karşı belirli bir şekilde hareket etmek
She treats everyone with kindness
Herkese nezaketle davranır
ödül
haz veren şey
This chocolate is a special treat
Bu çikolata özel bir ödül
ısmarlamak
birinin yiyecek veya içecek masrafını karşılamak
I will treat you to lunch today
Bugün öğle yemeğini ben ısmarlayacağım
tedavi etmek
bir hastaya tıbbi bakım uygulamak
The doctor will treat the patient
Doktor hastayı tedavi edecek
ikram
birine verilen hoş bir şey veya ödül
Ice cream is a special treat
Dondurma özel bir ikramdır
yarı insan
Sahnedevücudunun bir kısmı insan diğer kısmı hayvan olan kişi
The ancient stories speak of a powerful half man
Antik hikayeler güçlü bir yarı insandan bahseder
yarı insan
yarısı insan yarısı başka bir türden oluşan canlı
That half man character appears in many fairy tales
O yarı insan karakteri birçok masalda ortaya çıkıyor
yarı insan
yarı insan yarı hayvan olan kurgusal bir varlık
The centaur is a mythical half man creature
Sentor efsanevi bir yarı insan yaratıktır
kese
Sahnedeküçük yumuşak bir çanta
He put the coins in a leather pouch
Bozuk paraları deri bir keseye koydu
güvenlik
Sahnedetehlike veya zarar görme durumunda olmama hali
Please prioritize your safety
Lütfen güvenliğinizi ön planda tutun
savunma oyuncusu
Amerikan futbolunda savunma yapan oyuncu
The safety tackled the runner
Savunma oyuncusu koşucuyu durdurdu
emniyet kilidi
bir aletin çalışmasını veya ateşlenmesini engelleyen mekanizma
Always check the safety before handling the gun
Silahı kullanmadan önce her zaman emniyeti kontrol edin
güvenlik
zarar görmekten uzak olma durumu
We prioritize safety in the workplace
İş yerinde güvenliğe öncelik veriyoruz
emniyet kilidi
makinenin çalışmasını engelleyen mekanizma
Engage the safety before using the tool
Aleti kullanmadan önce emniyet kilidini devreye sokun
bıçak
Sahnedebir şeyleri kesmek için kullanılan keskin araç
He sharpened his knife before cutting the rope
İpi kesmeden önce bıçağını biledi
bıçaklamak
birine kesici aletle saldırmak
He was afraid that someone would knife him
Birinin onu bıçaklamasından korkuyordu
bıçak
kesme işlerinde kullanılan keskin alet
Use a knife to cut the apple
Elmayı kesmek için bir bıçak kullan
bıçak
kesmek için keskin kenarı olan bir alet
I use a knife to cut bread
Ekmek kesmek için bir bıçak kullanırım
çok
Sahnedeçok sayıda olan
I have many books
Çok kitabım var
görünmek
Sahnedebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
bir işle meşgul
Sahnedebir şey ile ilgilenmek veya yapmak
You are up to something
Bir şeyler karıştırıyorsun
-e kadar
belli bir sınıra veya miktara kadar
It can take up to ten days
On güne kadar sürebilir
-e bağlı
birinin seçimi veya sorumluluğunda olmak
It is up to you
Bu sana bağlı
yapmak
bir aktiviteyle meşgul olmak
What are you up to
Ne yapıyorsun
-e kadar
belirli bir yere kadar
He walked up to the door
Kapıya kadar yürüdü
gücü yetmek
bir şeyi yapabilmek için gereken enerjiye sahip olmak
I am not up to going out today
Bugün dışarı çıkmaya gücüm yetmiyor
kadar
bir yöne veya noktaya doğru
The cat ran up to the door
Kedi kapıya kadar koştu
kararına kalmış
birinin kararına bağlı olma durumu
It is up to you to decide
Karar vermek sana kalmış
e kadar
belirli bir sınıra kadar olan
The room holds up to ten people
Oda on kişiye kadar insan alabiliyor
yakınına
bir şeyin yüzeyine çok yakın olmak
He walked up to the wall
Duvarın yakınına yürüdü
yaklaşmak
birine veya bir şeye doğru hareket etmek
A stranger came up to me
Bir yabancı yanıma geldi
en geç
bir zaman sınırı belirtmek için kullanılır
You can stay up to midnight
Gece yarısına kadar kalabilirsin
en fazla
bir sayının veya miktarın olabilecek en yüksek seviyesi
There were up to ten people
On kişiye kadar insan vardı
yapabilecek durumda
bir şeyi yapma becerisine veya enerjisine sahip olmak
He is not up to running today
Bugün koşabilecek durumda değil
sana kalmış
bir şeyin seçilmesi sorumluluğunun birinde olması
It is up to you to decide
Karar vermek sana kalmış
bağlı olmak
birinin kararına göre belirlenmek
It is up to the manager
Karar müdüre bağlı
teşvik etmek
birini bir şey yapması için desteklemek
She put me up to this
Bunu yapmam için beni o teşvik etti
maksimum
bir şeyin aşılmaması gereken sınırı
It will take up to two hours
En fazla iki saat sürer
yeterli olmak
bir gereksinimi karşılayacak kadar iyi olmak
Is he up to the job
O iş için yeterli mi
neler çevirmek
bir şeyle meşgul olmak veya bir planı olmak
What are you up to today
Bugün neler çeviriyorsun
seviyesine kadar
belirli bir noktaya veya seviyeye uzanmak
The water was up to my knees
Su dizlerime kadar geliyordu
hazır olmak
bir şey için gereken seviyede bulunmak
Are you up to a challenge
Zorluğa hazır mısın
sorumluluk
bir kişinin seçim yapma görevi
The choice is up to you
Seçim senin sorumluluğunda
sorumlu kişi
karar veren veya bir işten sorumlu olan kişi olmak
Who is up to finalizing this
Bunu tamamlamaktan kim sorumlu
yapmak zorunda
bir işi yapmak zorunda olan kişi olmak
He is up to fixing the sink
Lavaboyu tamir etmekten o sorumlu
karşı sorumlu
birine hesap vermek veya birine karar bildirmek
You are up to the committee
Komiteye karşı sorumlusun
doğru
bir yerin veya kişinin yönüne gitmek
He ran up to the house
Eve doğru koştu
belki
Sahnedebelirsizlik ifade etmek için kullanılır
Maybe it will rain
Belki yağmur yağar
ihtimal
gerçekleşebilecek veya doğru olabilecek durum
It is a maybe
Bu bir ihtimal
belki
muhtemelen
Maybe he is late
Belki geç kalmıştır