

Breaking Bad — Season 2 Episode 10
Kelimeler ve anlamları
522 kelime
Seviye
civarında
Sahnedebir şeye yakın bir alanda
Is there a bank around here
Buralarda bir banka var mı
etrafında
Sahnedebir şeyin her yanını çevreleyen
We sat around the table
Masanın etrafında oturduk
yaklaşık
yaklaşık bir miktarı belirtmek için kullanılır
I will arrive around 5 PM
Saat 5 civarında geleceğim
tersine
bir şeyi başka bir yöne çevirmek
Please turn around
Lütfen arkana dön
ima etmek
Sahnededoğrudan söylemeden bir şeyi belirtmek
He implied that he was tired
Yorgun olduğunu ima etti
anlamına gelmek
bir durumun sonucu olarak işaret etmek
Silence may imply consent
Sessizlik rıza anlamına gelebilir
son zamanlarda
Sahnedeyakın geçmişte
I have been very busy lately
Son zamanlarda çok meşguldüm
anlaşma
Sahnedekarşılıklı varılan uzlaşma veya teklif
We made a deal
Bir anlaşma yaptık
kart dağıtmak
bir oyunda kartları oyunculara paylaştırmak
It is your turn to deal
Kartları dağıtma sırası sende
başa çıkmak
bir sorunu çözmek için harekete geçmek
I can deal with this
Bununla başa çıkabilirim
mesele
çok önemli olan durum
It is a big deal
Bu büyük bir mesele
talep
Sahnedebir şeyi isteme eylemi
I demand an explanation
Bir açıklama talep ediyorum
talep etmek
bir şeyi ısrarla veya zorla istemek
The workers demand higher wages
İşçiler daha yüksek ücret talep ediyor
sanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I suppose that you are right
Haklı olduğunu sanıyorum
varsaymak
bir şeyin doğru olduğunu kanıtsız kabul etmek
I suppose you are right
Haklı olduğunu varsayıyorum
niyetinde olmak
bir amaç veya plan taşımak
You are supposed to arrive by ten
Ona kadar varman gerekiyor
cereyan
Sahnedebir kapı veya pencereden gelen soğuk hava akımı
Close the window because there is a draught
Pencereyi kapat çünkü cereyan var
yudum
içmek için alınan sıvı miktarı
He took a long draught of cold water
Soğuk sudan uzun bir yudum aldı
halletmek
bir sorunu veya durumu çözmek
I will take care of the dishes
Bulaşıkları ben halledeceğim
ilgilenmek
birinin veya bir şeyin sorumluluğunu almak
She takes care of the children
O çocuklarla ilgileniyor
bakmak
birine veya bir şeye göz kulak olmak
He takes care of his garden
O bahçesine bakıyor
bakımını yapmak
birinin veya bir şeyin bakımını gerçekleştirme
You must take care of your bike
Bisikletinin bakımını yapmalısın
ısısal
Sahnedeısıyla ilgili olan
The coat provides thermal protection
Ceket ısı koruması sağlar
tamamlamak
Sahnedebir eylemin başarıyla bittiğini gösterir
I worked it out
Bunu hallettim
dışarı
Sahnedebir bina veya odanın dışında olan
Let's go out
Hadi dışarı çıkalım
dışarı çıkarmak
bir şeyi içeriden dışarıya almak
Take out the trash
Çöpü dışarı çıkar
açığa çıkarmak
gizli bir şeyi bilinir hale getirmek
The truth came out
Gerçek ortaya çıktı
yatak
Sahnedeuyumak için kullanılan mobilya
I go to bed
Yatağa gidiyorum
yatak
bir nehrin veya denizin tabanı
The river bed is rocky
Nehir yatağı taşlıdır
bahse girmek
bir olayın sonucu üzerine para riske atmak
I bet five dollars on the game
Maça beş dolar yatırdım
bitirmek
bir şeyi sonlandırmak veya durdurmak
They want to end the contract
Sözleşmeyi bitirmek istiyorlar
ayrıca
Sahnedeek bir bilgi veya nokta eklemek için kullanılır
Besides, it is too late
Ayrıca, çok geç
haricinde
bir şeyin dışında veya hariç tutularak
No one was there besides me
Benden başka kimse yoktu
ayrıca
söylenene ek olarak
Besides it is getting late
Ayrıca hava kararıyor
yalnızca
Sahnedebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
tek
Sahnedeeşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
yardım etmek
Sahnedebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
kendini tutmak
Sahnedebir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
ev
Sahnedeinsanların yaşadığı bina
I live in a big house
Büyük bir evde yaşıyorum
ızdırap
Sahnedefiziksel veya duygusal hoş olmayan his
Love can cause pain
Aşk acı verebilir
baş belası
sinir bozucu kimse veya bir şey
Stop being a pain
Baş belası olmayı bırak
acı
yaralanma veya hastalık sonucu oluşan kötü his
He felt a sharp pain
Keskin bir acı hissetti
üzmek
birinin duygusal olarak acı çekmesine veya kederlenmesine neden olmak
It pains me to see you so sad
Seni bu kadar üzgün görmek beni üzüyor
kulaklık
Sahnedesesi duymak için kulaklara takılan cihaz
I bought new headphones
Yeni bir kulaklık aldım
azaltmak
Sahnedebir şeyin miktarını veya boyutunu düşürmek
Please reduce the volume of the music
Lütfen müziğin sesini azaltın
azaltmak
bir şeyin boyutunu veya miktarını küçültmek
We need to reduce waste
Atıkları azaltmamız gerekiyor
düşürmek
bir şeyin seviyesini veya değerini aşağı çekmek
The shop will reduce the price of items
Mağaza ürünlerin fiyatını düşürecek
yüzde
Sahnedebir bütünün yüz parçaya bölünmüş hali
Ten percent of the class is here
Sınıfın yüzde onu burada
tamamen
bütünüyle veya hiçbir eksik kalmadan
I am one hundred percent sure
Yüzde yüz eminim
yüzde
100'e bölünmüş bir bütünün bir parçası
Fifty percent of the students passed
Öğrencilerin yüzde ellisi başarılı oldu
yüzdelik
100'e bölünmüş bir bütünün oranı
The percentage of errors is small
Hata yüzdeliği düşük
vurmak
Sahnedebir şeye, örneğin kapıya vurmak
Knock on the door
Kapıyı çal
eleştirmek
bir şey hakkında kötü konuşmak
Don't knock his ideas
Onun fikirlerini eleştirme
hamile bırakmak
bir kadının gebe kalmasına neden olmak
He knocked her up
Onu hamile bıraktı
indirmek
bir şeyin değerini veya miktarını azaltmak
They knocked ten dollars off
Fiyattan on dolar indirdiler
kelime
Sahnedeanlamı olan tek bir dil birimi
I don't know this word
Bu kelimeyi bilmiyorum
tavsiye
kısa bir tavsiye veya bilgi
Let me give you a word of advice
Sana bir tavsiye vereyim
aldı
Sahnedebir şeyi edinmek veya almak
She got a letter
Bir mektup aldı
vardı
bir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
rahatsız etti
birini rahatsız etmek
The noise got to me
Gürültü beni rahatsız etti
filtre
Sahnedesıvı veya gazdaki istenmeyen maddeleri temizleyen araç
The water filter is dirty
Su filtresi kirli
filtre
konuşmadan önce düşünme yetisi
He speaks without a filter
O aklına geleni filtrelemeden söylüyor
süzülmek
bir yerden yavaşça ve dağılarak geçmek
Sunlight filtered through the window
Güneş ışığı pencereden içeri süzüldü
ne kadar
Sahnedebir şeyin miktarı
How much is this
Bu ne kadar
çok
büyük ölçüde
I like it very much
Onu çok seviyorum
pek
küçük bir ölçüde
It did not help much
Pek yardımcı olmadı
fazla
geriye kalan miktar
Not much is left
Geriye fazla bir şey kalmadı
suç
Sahnedeyasaya aykırı olan eylem
Stealing is a crime
Hırsızlık bir suçtur
ertelemek
Sahnedebir şeyin daha sonraki bir zamanda gerçekleşmesini sağlamak
We decided to postpone the meeting
Toplantıyı ertelemeye karar verdik
Kanga Man
bir hikayede veya dizide yer alan kurgusal karakter
My favorite character is Kanga Man
En sevdiğim karakter Kanga Man
yüzme havuzu
Sahnedeyüzmek için yapılmış yapay su alanı
The hotel has a big pool
Otelin büyük bir havuzu var
bilardo
masada toplar ve ıstkalarla oynanan bir oyun
Let's play a game of pool
Hadi bir el bilardo oynayalım
havuz
bir şeylerin toplandığı ortak kaynak veya rezerv
We have a pool of talented candidates
Yetenekli adaylardan oluşan bir havuzumuz var
güzel
Sahnedegöze hitap eden
That is a nice dress
O güzel bir elbise
hoş
Sahnedekeyifli veya zevkli
We had a nice day
Hoş bir gün geçirdik
iyi
nazik veya dost canlısı
She is a nice person
O iyi bir insan
çok iyi
çok iyi veya yüksek kalitede olan
This is a very good idea
Bu çok iyi bir fikir
kısa tur
Sahnedebir araçla yapılan kısa yolculuk
We went for a quick spin
Hızlı bir tura çıktık
dönmek
hızla kendi etrafında dönmek
The dancer started to spin
Dansçı dönmeye başladı
çarpıtmak
bir şeyi belirli bir bakış açısıyla sunmak
He put a positive spin on the news
Habere olumlu bir yorum kattı
müzik çalmak
bir izleyici kitlesi için kayıtlı müzik çalmak
The DJ will spin some records at the party
DJ partide birkaç plak çalacak
ifade etmek
Sahnedebir şeyi belirli bir şekilde söylemek
How should I put this
Bunu nasıl ifade etmeliyim
koymak
Sahnedebir şeyi bir yere yerleştirmek
Put the book on the table
Kitabı masanın üzerine koy
sokmak
birini zor bir duruma düşürmek
The mistake put him in a difficult situation
Hata onu zor bir duruma soktu
yöneltmek
dikkat veya çabayı bir şey üzerine çevirmek
She put all her energy into the project
Tüm enerjisini projeye yöneltti
geçen
Sahnedeşu andan hemen önce olan
I saw her last week
Onu geçen hafta gördüm
sürmek
belirli bir süre boyunca devam etmek
The movie lasts two hours
Film iki saat sürüyor
son
diğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
yardımcı
Sahnedeyardım veya fayda sağlayan
He is a very helpful person
O çok yardımcı bir insandır
kolayca
Sahnedezorluk çekmeden
I can do it easily
Bunu kolayca yapabilirim
forvet
Sahnedefutbol maçında gol atmaya çalışan oyuncu
The striker scored a goal
Forvet bir gol attı
ateşleyici
Sahnedekıvılcım oluşturmak için kullanılan mekanizma
He used the striker to light the fire
Ateşi yakmak için ateşleyiciyi kullandı
ayaklar
Sahnedevücudun üzerinde durulan kısımları
My feet are cold
Ayaklarım soğuk
fit
12 inç değerindeki uzunluk ölçü birimi
The wall is ten feet high
Duvar on fit yüksekliğinde
fit
12 inç uzunluğa eşit ölçü birimi
The room is 10 feet wide
Oda 10 fit genişliğindedir
minder
Sahnedeoturmak veya yaslanmak için kullanılan yumuşak ped
Put the cushion on the chair
Minderi sandalyeye koy
bağırmak
Sahnedeyüksek sesle çağırmak
Don't holler at me
Bana bağırma
iyi
Sahnedeyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
margarita
Sahnedetekila ve lime ile yapılan alkollü bir içecek
I ordered a margarita
Bir margarita sipariş ettim
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
niyetinde olmak
ne yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to call him tomorrow
Yarın onu aramayı planlıyorum
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
gitmek
bir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
hesap
Sahnedekişisel bilgilerin kayıtlı olduğu profil
I created a new account
Yeni bir hesap oluşturdum
anlatım
bir olayın yazılı veya sözlü açıklaması
He gave a clear account of the accident
Kazanın net bir anlatımını yaptı
müşteri
bir şirketin hizmet verdiği müşteri veya işletme
This company has many important accounts
Bu şirketin birçok önemli müşterisi var
dikkate alma
bir şeye verilen dikkat veya özen
You should take his advice into account
Onun tavsiyesini dikkate almalısın
tamam
yeterince iyi veya kabul edilebilir
The meal was all right
Yemek idare ederdi
peki
kesinlikle veya şüphe duymadan
All right, I will come
Peki, geleceğim
tamam
dinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
bir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
varmak
seyahat sonrası bir yere ulaşmak
The train will come in soon
Tren yakında varacak
mevcut olmak
belirli bir formda satılmak veya bulunmak
This dress comes in red
Bu elbisenin kırmızısı var
işe yaramak
bir durumda faydalı olmak
This skill will come in handy
Bu beceri işe yarayacak
içeri girmek
bir odaya veya binaya girmek
Please come in
Lütfen içeri girin
gelmek
bir ürünün belirli seçenekleri veya çeşitleri ile sunulması
These shirts come in three sizes
Bu gömlekler üç bedende gelir
dereceye girmek
bir yarışmada belirli bir sırada bitirmek
She came in second in the race
Yarışta ikinci geldi
lavabo
Sahnedeyıkama için kullanılan kap
Wash your hands in the sink
Ellerini lavaboda yıka
çökmek
bir yüzeyin altına veya içine inmek
The sun began to sink
Güneş batmaya başladı
batmak
bir girişimin başarısızlığa uğraması
His new company started to sink
Yeni şirketi batmaya başladı
bulmak
Sahnedebir şeyi görmek veya yerini tespit etmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
biri veya bir şey hakkında fikir sahibi olmak
I find it easy
Onu kolay buluyorum
hükmetmek
mahkemede resmen bir karara varmak
The jury found him guilty
Jüri onun suçlu olduğuna hükmetti
yanıt
bir soruya verilen cevap
What is your find to the question
Soruya verdiğin yanıt nedir
durmak
Sahnedebir yerde veya konumda bulunmak
The house stands on a hill
Ev bir tepenin üzerinde duruyor
tezgah
eşyaların satıldığı küçük yapı
I bought an apple from the fruit stand
Meyve tezgahından bir elma aldım
katlanmak
bir şeye tahammül etmek
I cannot stand this noise
Bu gürültüye katlanamıyorum
tutum
bir konu hakkındaki kesin görüş veya tavır
They took a firm stand on the issue
Bu konuda kesin bir tutum sergilediler
yol
Sahnedebir şeyin hareket ettiği hat
The train is on the track
Tren rayın üzerinde
takip
bir şey hakkında bilgi sahibi olma durumu
I need to keep track of my expenses
Harcamalarımı takip etmem gerekiyor
avantaj
başarıya ulaşmaya yardımcı olan özel bir imkan
He has the inside track for the job
O bu iş için öncelikli konuma sahip
parça
bir albümde yer alan kayıtlı müzik eseri
This is my favorite track on the album
Bu albümdeki en sevdiğim parça
fatura
Sahnedemal veya hizmetler için ödenmesi gereken tutarı gösteren belge
Please pay the invoice
Lütfen faturayı ödeyin
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
Sahnedefikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
dövüş
Sahnedeşiddetli bir karşı karşıya gelme durumu
The two boxers started to fight
İki boksör dövüşmeye başladı
tarz
bir şeyi yapma veya ifade etme biçimi
Her fight is very unique
Onun tarzı çok özgün
azim
güçlü ve kararlı olma niteliği
She showed great fight today
Bugün büyük bir azim gösterdi
kavga
insanlar arasındaki öfkeli tartışma
They had a big fight yesterday
Dün büyük bir kavga ettiler
minnettarlık
Sahnedeteşekkür etme duygusu
I want to express my gratitude
Minnettarlığımı ifade etmek istiyorum
iyimser
Sahnedeiyi şeylerin olacağını uman
She is optimistic about her future
Geleceği hakkında iyimser
ürün
Sahnedetek bir şey veya nesne
This item is on sale
Bu ürün indirimde
çift
romantik bir ilişki içinde olan iki kişi
I think they are an item
Bence onlar bir çift
elden çıkarmak
bir şeyi satarak elden çıkarmak
They decided to sell off the old equipment
Eski ekipmanları elden çıkarmaya karar verdiler
elden çıkarma
bir şeyi hızla ve büyük miktarda satma eylemi
The company started a sell-off of its old assets
Şirket eski varlıklarını elden çıkarmaya başladı
yenilemek
Sahnedebir eşyanın yüzeyini boyayarak veya cilalayarak tekrar yeni gibi yapmak
He decided to refinish the old wooden table
Eski ahşap masayı yenilemeye karar verdi
geri ödemek
Sahnedebirine borç alınan parayı geri vermek
I will repay the loan next month
Krediyi gelecek ay geri ödeyeceğim
geri ödemek
birine ödünç alınan parayı veya şeyi geri vermek
I will repay the money I borrowed
Ödünç aldığım parayı geri ödeyeceğim
karşılığını vermek
yapılan bir iyiliğe veya kötülüğe cevap vermek
She repaid his kindness with a gift
Onun nezaketinin karşılığını bir hediye ile verdi
bütün
Sahnedebir şeyin tamamı
I ate the whole pizza
Bütün pizzayı yedim
bütün
hiçbir parçası eksik veya hasarlı olmayan
I ate the whole apple
Bütün elmayı yedim
tabii ki
onaylamak veya evet demek için kullanılır
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
geriye
Sahnedearkaya veya ters yöne doğru
He stepped backwards
Geriye doğru adım attı
tersten
ters yönde veya ters sırada
Can you count backwards from ten
Ondan geriye doğru sayabilir misin
iyi
Sahnedeyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
ince
kalın olmayan
The pen has a fine tip
Kalemin ince bir ucu var
tamam
karşıdakinin anladığından emin olmak veya konuşmada duraksamak için kullanılan sözcük
Fine I will be there at five
Tamam saat beşte orada olacağım
kullanmak
Sahnedebir şeyi işlevinden faydalanmak için çalıştırmak
She uses her computer every day
Bilgisayarını her gün kullanır
alışkın
bir şeyi deneyimden dolayı bilen
I am used to this cold weather
Soğuk havaya alışkınım
yarar
bir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
tedavi etmek
Sahnedebirine tıbbi bakım sağlamak
The doctor treated the wound
Doktor yarayı tedavi etti
davranmak
birine karşı belirli bir şekilde hareket etmek
She treats everyone with kindness
Herkese nezaketle davranır
ödül
haz veren şey
This chocolate is a special treat
Bu çikolata özel bir ödül
ısmarlamak
birinin yiyecek veya içecek masrafını karşılamak
I will treat you to lunch today
Bugün öğle yemeğini ben ısmarlayacağım
anladım
bir şeyi anlamak
I got it
Anladım
hızla
Sahnedeyüksek hızla
The city is growing rapidly
Şehir hızla büyüyor
olmak
Sahnedemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
meydana gelmek
bir şeyin gerçekleşmesi
Something strange happened
Tuhaf bir şey oldu
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi
kulağa gelmek
Sahnedebir şeyin öyle göründüğü izlenimini vermek
That sounds great
Kulağa harika geliyor
ses çıkarmak
bir ses üretmek veya ortaya çıkarmak
The alarm sounds at 7am
Alarm sabah yedide çalar
sesler
işitilebilen titreşimler veya gürültüler
I hear strange sounds
Garip sesler duyuyorum
dün
Sahnedebugünden önceki gün
It rained yesterday
Dün yağmur yağdı
kutlamak
Sahnedeözel bir etkinlik için eğlenceli bir şeyler yapmak
We celebrate my birthday
Doğum günümü kutlarız
kutlamak
Sahnedeönemli bir olayı anmak için özel bir şeyler yapmak
They celebrate the victory
Zaferi kutluyorlar
kutlamak
özel bir günü veya olayı anmak
We celebrate his birthday every year
Onun doğum gününü her yıl kutlarız
kutlamak
özel bir olay için eğlenceli bir şeyler yapmak
We will celebrate your birthday tonight
Bu gece doğum gününü kutlayacağız
müdür
Sahnedebir işletmeyi veya ekibi yöneten kişi
He is a great manager
O harika bir müdür
yönetici
bir ekibin veya işin sorumlusu olan kişi
The manager is in a meeting
Yönetici bir toplantıda
menajer
sanatçı veya sporcuların işlerini yürüten kişi
The singer has a good manager
Şarkıcının iyi bir menajeri var
zamanlama
Sahnedebir şeyin meydana geldiği an
The timing of the rain was terrible
Yağmurun zamanlaması korkunçtu
zamanlama
bir şeyin ne zaman yapılacağının seçimi
Success depends on timing
Başarı zamanlamaya bağlıdır
zamanlama
bir şeyin ne zaman yapılacağını belirleme eylemi
Good timing is key to success
İyi zamanlama başarının anahtarıdır
an
bir olayın gerçekleştiği vakit
The timing of the crash was unlucky
Çarpışma anı talihsizdi
kalın
Sahnedeiki kenarı arasındaki mesafe fazla olan
This is a thick book
Bu kalın bir kitap
aptal
akıllı olmayan veya anlamakta yavaş olan
He is a bit thick
O biraz aptaldır
sıkı
birbiriyle çok yakın olan
They are thick friends
Onlar çok sıkı dostlar
ağır
çok belirgin ve göze çarpan
She speaks with a thick accent
O ağır bir aksanla konuşuyor
davul
Sahnedeçubuklarla veya ellerle vurularak çalınan yuvarlak müzik aleti
He plays the drum
O davul çalıyor
varil
sıvıları saklamak için kullanılan büyük yuvarlak metal kap
The oil is in the drum
Yağ varilin içinde
kulak zarı
duymamızı sağlayan kulak içindeki zar
Loud music can damage your ear drum
Yüksek ses kulak zarınıza zarar verebilir
davul çalmak
müzik yapmak için davula vurmak
He likes to drum in his band
O grubunda davul çalmayı sever
süzülmek
Sahnedepürüzsüz ve sessiz bir şekilde hareket etmek
The eagle glided through the air
Kartal havada süzüldü
tünel
Sahnedeyollar veya trenler için yapılan uzun yeraltı geçidi
The train goes through the tunnel
Tren tünelden geçer
tünel kazmak
bir şeyin içinden uzun bir yol açmak
The workers tunneled through the hill
İşçiler tepenin içinden tünel kazdılar
fosfor
Sahnedehavayla temas ettiğinde parlayan kimyasal element
Phosphorus is used in the production of fertilizers
Fosfor gübre üretiminde kullanılır
kaldırmak
bir şeyi olması gereken yere koymak
Put away your toys
Oyuncaklarını kaldır
bastırmak
bir duyguyu gizlemek veya göstermeyi bırakmak
She put away her anger
Öfkesini bastırdı
hapse atmak
birini hapishaneye göndermek
They put him away for ten years
Onu on yıl hapse attılar
mideye indirmek
bir şeyi büyük miktarda yemek veya içmek
He can put away a whole pizza
Bütün bir pizzayı mideye indirebilir
sınırsız
Sahnedesınırı veya sonu olmayan
I have an unlimited data plan
Sınırsız bir veri planım var
uyandırma
birini uykudan uyandırma işlemi
I need a wake up call
Bir uyandırma servisine ihtiyacım var
uyanmak
uyumayı bırakmak
I wake up at seven
Saat yedide uyanırım
uyandırmak
birini uykudan uyandırmak
Wake up your sister
Kız kardeşini uyandır