

Breaking Bad — Season 3 Episode 1
Kelimeler ve anlamları
590 kelime
Seviye
dinlemek
Sahnedeseslere dikkat etmek
Listen to the music
Müziği dinle
dinlemek
konuşan birine veya bir sese dikkatini vermek
Please listen to me
Lütfen beni dinle
görünür
Sahnedegörülmesi mümkün olan
The stars are visible tonight
Yıldızlar bu gece görünür durumda
neyse
Sahnedekonuyu değiştirmek veya son bir nokta eklemek için kullanılır
Anyhow, I must go now
Neyse, artık gitmeliyim
hediye
Sahnedebirine verilen şey
I bought a present for her
Onun için bir hediye aldım
şimdiki zaman
şu an gerçekleşmekte olan zaman
Focus on the present
Şimdiki zamana odaklan
mevcut
şu anki yerde bulunma durumu
All students are present
Tüm öğrenciler burada
sunmak
bir şeyi bir kitleye göstermek veya tanıtmak
He will present his project
Projesini sunacak
bekleniyor
Sahnedeolması veya varması beklenen
The train is due at 5 PM
Trenin saat 17.00'de gelmesi bekleniyor
vadesi gelmiş
belirli bir zamana kadar tamamlanması beklenen
The report is due tomorrow
Raporun teslim tarihi yarın
tam olarak
tam olarak belirli bir yöne doğru
The wind is blowing due north
Rüzgar tam kuzeyden esiyor
aidat
üyelik ücreti olarak borçlu olunan para
I need to pay my monthly dues
Aylık aidatlarımı ödemem gerekiyor
nüfuslu
Sahnedebir bölgede insanların yaşadığı
This area is densely populated
Bu bölge yoğun nüfusludur
doğu
Sahnedebatının zıttı olan yön
The sun rises in the east
Güneş doğudan doğar
aşırı doz
Sahnedebir ilacın veya maddenin gereğinden fazla alınması
He accidentally took an overdose
Kazara aşırı doz aldı
aşırı doz
bir ilacı gereğinden fazla miktarda almak
She took an overdose of pills
O haplardan aşırı doz aldı
otomatik
Sahnedeinsan yardımı olmadan kendiliğinden çalışan
The door is automatic
Kapı otomatik
kolej
Sahnedeyüksek öğrenim kurumu
He goes to a small college
O küçük bir koleje gidiyor
üniversite
liseden sonra gidilen yükseköğretim kurumu
She is starting college in September
Eylül'de üniversiteye başlıyor
üniversite
lise sonrası eğitim verilen kurum
She is studying at a college
O bir üniversitede okuyor
üniversite
liseden sonra öğrencilerin eğitim gördüğü yer
She is studying at college
O üniversitede okuyor
öldürmek
Sahnedebir canlının yaşamına son vermek
The hunter killed the deer
Avcı geyiği öldürdü
canını yakmak
birine çok şiddetli acı vermek
These shoes are killing my feet
Bu ayakkabılar ayaklarımı çok acıtıyor
zaman öldürmek
vaktin daha hızlı geçmesi için bir şeyler yaparak uğraşmak
I read a book to kill time at the airport
Havaalanında zaman öldürmek için kitap okudum
havada
yerin çok üzerindeki boşluk
The bird stopped mid air
Kuş havada durdu
havada
yerden yüksek bir noktada
The bird caught the bug in mid air
Kuş böceği havada yakaladı
havada
gökyüzünde gerçekleşen
There was a mid air collision
Havada bir çarpışma meydana geldi
havada
yerle teması olmayan hava
He caught the ball in mid air
Topu havada yakaladı
yer
Sahnedebir şeyin bulunduğu yer
This is the site of the accident
Burası kazanın olduğu yer
alan
belirli bir amaç için kullanılan bölge
The construction site is closed
İnşaat alanı kapalı
web sitesi
internette web sayfalarının bulunduğu yer
I found this information on a site
Bu bilgiyi bir sitede buldum
öğrenci
Sahnedebir okulda eğitim gören kişi
I am a student
Ben bir öğrenciyim
ihtiyaç duymak
Sahnedegerekli olduğu için bir şeye gereksinim duymak
I need some help
Biraz yardıma ihtiyacım var
ihtiyaç
gerekli veya zorunlu olan şey
There is a need for water
Suya ihtiyaç var
ağız
Sahnedeyemek yemek ve konuşmak için kullanılan yüzdeki açıklık
Open your mouth
Ağzını aç
sessizce söylemek
ses çıkarmadan dudaklarını hareket ettirmek
She mouthed the words
Kelimeleri sessizce söyledi
doyurulacak ağız
beslenmesi gereken kişi
We have another mouth to feed.
Doyurmamız gereken bir ağız daha var.
anlaşma
Sahnedekarşılıklı varılan uzlaşma veya teklif
We made a deal
Bir anlaşma yaptık
kart dağıtmak
bir oyunda kartları oyunculara paylaştırmak
It is your turn to deal
Kartları dağıtma sırası sende
başa çıkmak
bir sorunu çözmek için harekete geçmek
I can deal with this
Bununla başa çıkabilirim
mesele
çok önemli olan durum
It is a big deal
Bu büyük bir mesele
briket
inşaatlarda kullanılan içi boş beton blok
He stacked the cinder blocks to build a wall
Bir duvar örmek için briketleri üst üste dizdi
dışında
aynı seviye veya kategoride olmayan
This is out of my league
Bu benim ligimin dışında
-den yapılmış
bir malzemeden veya kaynaktan üretilmiş
It is made out of wood
Bu ahşaptan yapılmış
bitmiş
bir şeyin artık kalmaması
We are out of milk
Sütümüz bitti
-den dışarı
bir şeyi içeriden dışarı çıkarmak
Get out of the car
Arabadan çık
uzak
bir şeyden kaçınmak veya girmemek
Stay out of trouble
Beladan uzak dur
dışarı
içinden dışına doğru
He ran out of the house
Evden dışarı koştu
kalmadı
bir şeyin elinde tükenmiş olması
We are out of sugar
Şekerimiz kalmadı
gerçekleşmek
bir olayın meydana gelmesi
The meeting will take place tomorrow
Toplantı yarın gerçekleşecek
gerçekleşmek
bir olayın meydana gelmesi veya bir etkinliğin düzenlenmesi
The concert will take place in the park
Konser parkta gerçekleşecek
gerçekleşmek
bir olayın meydana gelmesi
The meeting will take place tomorrow
Toplantı yarın gerçekleşecek
yol ayrımı
Sahnedebir karar vermek zorunda olduğunuz kritik nokta
I am at a crossroads in my career
Kariyerimde bir yol ayrımındayım
kavşak
iki veya daha fazla yolun kesiştiği yer
They met at the crossroads
Kavşakta buluştular
destekleyici
Sahnedeyardım veya teşvik veren
My family is very supportive
Ailem çok destekleyicidir
durmak
bir şeyin yanında veya yakınında konumlanmak
He stands at the door
Kapının önünde duruyor
inmek
bir hava taşıtıyla yere inmek
The plane will land in ten minutes
Uçak on dakika içinde inecek
odaklanmak
Sahnedetüm dikkatini bir şeye vermek
I cannot concentrate with this noise
Bu gürültüyle odaklanamıyorum
sistem
Sahnedebirbiriyle bağlantılı parçalar veya prosedürler bütünü
The school has a new system
Okulun yeni bir sistemi var
vücut sistemi
insan vücudu ve işleyişi
Her immune system is very strong
Bağışıklık sistemi çok güçlü
sistem
bir şeyi yapma yöntemi
We need a better system to organize our files
Dosyalarımızı düzenlemek için daha iyi bir sisteme ihtiyacımız var
şahsi
Sahnedebelirli bir kişiyle ilgili olan
I have a personal opinion
Şahsi bir fikrim var
kişisel
birinin karakterine yönelik ve kırıcı olan
His comments were too personal
Yorumları çok kişiseldi
özel
belirli bir kişiye ait olan
This is a personal matter
Bu özel bir mesele
dik
Sahnededikey konumda olan
Please keep the bottle upright
Lütfen şişeyi dik tutun
aşırı
Sahnedebir sözcüğü vurgulamak için kullanılır
It is freaking cold outside
Dışarısı aşırı soğuk
acayip
çok tuhaf veya sıra dışı
That is a freaking strange noise
O çok acayip bir ses
garip
sıra dışı veya tuhaf biri
Stop being such a freaking weirdo
Böyle garip biri gibi davranmayı bırak
hoş
Sahnedekeyifli veya zevkli
We had a nice day
Hoş bir gün geçirdik
güzel
göze hitap eden
That is a nice dress
O güzel bir elbise
iyi
nazik veya dost canlısı
She is a nice person
O iyi bir insan
söylemek
Sahnedekelimelerle ifade etmek veya konuşmak
What did you say?
Ne söyledin?
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
diyelim
bir şeye örnek vermek için kullanılan ifade
Say we meet at noon
Diyelim ki öğlen buluşalım
sözü geçen
daha önce bahsedilmiş olan
The say project is cancelled
Sözü geçen proje iptal edildi
peçete
Sahnedeyemek sırasında temizlik için kullanılan bez veya kağıt parçası
I need a napkin
Bir peçeteye ihtiyacım var
ped
adet döneminde kullanılan emici hijyenik ürün
She bought a pack of napkins
Bir paket ped satın aldı
kabul etmek
Sahnedebir şeyi doğru veya geçerli olarak tanımak
I accept the truth
Gerçeği kabul ediyorum
kabul etmek
bir şeye onay vermek
She accepted the invitation
Daveti kabul etti
kabul etmek
sunulan bir şeyi almak
He accepted the award
Ödülü kabul etti
kabul etmek
bir şeyi almaya veya onaylamaya razı olmak
I accept your offer
Teklifi kabul ediyorum
yaşamak
Sahnedebelli bir hayat sürmek veya deneyimlemek
He lives a happy life
O mutlu bir hayat yaşıyor
canlı
çalışan veya aktif olan
The show is live
Program canlı
yaşamak
hayatta olmak
I want to live
Yaşamak istiyorum
yaşamak
bir yerde ikamet etmek
I live in Ankara
Ankara'da yaşıyorum
kesinlikle
Sahnedehiçbir şüphe olmadan
I will definitely come
Kesinlikle geleceğim
erken
Sahnedebeklenen zamandan önce
I woke up early
Erken uyandım
erken
başlangıca yakın olan
In the early morning it is cold
Sabahın erken saatlerinde hava soğuktur
erken
beklenen zamandan önce
I arrived early for the meeting
Toplantıya erken vardım
teknoloji
Sahnedesorunları çözmek veya iş yapmak için kullanılan makineler, cihazlar ve sistemler
Technology makes our lives easier
Teknoloji hayatımızı kolaylaştırıyor
teknoloji
bilimsel bilginin sanayi amaçlı kullanımı
They invest in new technology
Yeni teknolojiye yatırım yapıyorlar
teknoloji
bilimsel bilginin pratik uygulaması
Modern technology has changed our lives
Modern teknoloji hayatımızı değiştirdi
cezalandırmak
Sahnedeyanlış bir davranış nedeniyle ceza vermek
The teacher punished the student for cheating
Öğretmen, kopya çektiği için öğrenciyi cezalandırdı
çekici kişi
Sahnedegenellikle kadınlar için kullanılan çekici kişi
She is a real babe
O gerçekten çekici bir kadın
bebeğim
sevilen veya beğenilen kişiye hitap ederken kullanılan samimi sözcük
I love you babe
Seni seviyorum bebeğim
toy
tecrübesiz veya saf kişi
He is a babe in the woods when it comes to business
İş konusunda tam bir toy
bebek
çok küçük çocuk
She is holding the babe in her arms
Bebeği kollarında tutuyor
mükemmel
Sahnedeçok iyi
This cake is excellent
Bu kek mükemmel
-den beri
Sahnedegeçmiş bir zamandan beri
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
için
bir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık
cehennem
Sahnedeölümden sonraki azap yeri
I don't believe in hell
Cehenneme inanmam
cehennem
öfke veya vurgu belirtmek için kullanılır
Go to hell
Cehenneme git
cehennem
büyük acı veya sefalet hali
Life was hell for him
Hayatı onun için cehennem gibiydi
kesinlikle
şüphe olmadan veya zorlanmadan
This is hands down the best pizza
Bu kesinlikle en iyi pizza
tartışmasız
hiç şüphe olmadan
She won the race hands down
Yarışı tartışmasız kazandı
saklamak
Sahnedebir şeyi görünmeyecek bir yere koymak
Hide the gift under the bed
Hediyeyi yatağın altına sakla
deri
bir insan veya hayvanın vücut örtüsü
The cow has a thick hide
İneğin kalın bir derisi vardır
saklamak
bir şeyi göz önünden kaldırmak
You should hide the key
Anahtarı saklamalısın
saklanmak
göz önünde durmamak
The cat likes to hide under the bed
Kedi yatağın altına saklanmayı sever
uyarmak
Sahnedebirini olası bir tehlike hakkında bilgilendirmek
I warned him about the rain
Onu yağmur hakkında uyardım
hiçbir şey
Sahnedekaba bir ifadeyle hiçbir şey
I know jackshit about cars
Arabalar hakkında hiçbir şey bilmiyorum
kapatmak
Sahnedebir şeyi erişilmez hale getirmek
Please close the door
Lütfen kapıyı kapat
bitirmek
bir süreci sonlandırmak
We will close the meeting soon
Toplantıyı yakında bitireceğiz
yakın
kısa bir mesafede bulunmak
My house is close to the park
Evim parka yakın
dikkatli
detaylara çok fazla özen gösteren
Please pay close attention to the details
Lütfen detaylara çok dikkat et
can atmak
Sahnedebir şeyi yapmayı çok istemek
I am dying to see you
Seni görmek için can atıyorum
ölmek üzere
ölüme çok yakın olmak
The plant is dying
Bitki ölmek üzere
hiçbiri
Sahnedeiki seçenekten hiçbirini değil
Neither book is good
İki kitap da iyi değil
de değil
olumsuz bir ifadenin başkası için de geçerli olduğunu belirtir
I don't like it. Neither do I
Sevmiyorum. Ben de sevmiyorum
hiçbiri
iki kişiden veya şeyden hiçbiri
Neither of the students is here
Öğrencilerin hiçbiri burada
ikisi de değil
iki durumdan hiçbiri
The box is neither big nor small
Kutu ne büyük ne de küçük
şaşırtmak
Sahnedebüyük bir şaşkınlık veya hayranlık uyandırmak
Her talent will amaze you
Yeteneği seni şaşırtacak
dehşet
Sahnedeçok büyük korku hissi
She looked at the scene in horror
Sahneye dehşet içinde baktı
muhasebe
Sahnedepara işlemlerinin tutulduğu yazılı veya dijital kayıtlar
This company has a good accounting system
Bu şirketin iyi bir muhasebe sistemi var
açıklama
bir olayın sözlü veya yazılı olarak anlatılması
He gave a full accounting of the accident
Kazanın tam bir açıklamasını yaptı
muhasebe
finansal kayıtların tutulduğu departman
He works in the accounting department
O muhasebe departmanında çalışıyor
cevap
Sahnedebir soruya verilen yanıt
I am waiting for your answer
Cevabını bekliyorum
çözüm
bir sorunu çözmenin doğru yolu
I found the answer to the puzzle
Bulmacanın çözümünü buldum
cevap
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
The answer is not correct
Cevap doğru değil
yanıt
bilgi almak için kullanılan cümle veya ifade
I need an answer to this question
Bu soruya bir yanıt bekliyorum
burnunu sokmak
Sahnedebaşkasının özel işlerini merak edip sormak
I don't mean to pry
Burnumu sokmak istemedim
kanırtmak
bir şeyi bir araç yardımıyla zorlayarak açmak
He pried the lid off the jar
Kavanozun kapağını kanırtarak açtı
kurcalamak
istenmediği halde özel meselelere girmek
She is always prying into my secrets
Her zaman sırlarımı kurcalıyor
satmak
Sahnedebir şeyi para karşılığında vermek
I will sell my old phone
Eski telefonumu satacağım
satmak
kişisel çıkar için birini ele vermek
He sold his partner to the police
Ortağını polise sattı
ikna etmek
birini bir şeye inanmaya ikna etmek
He sold me on the new plan
Beni yeni plana ikna etti
kendini pazarlamak
başkalarının sizi değerli görmesini sağlayacak şekilde sunmak
You need to sell yourself during the job interview
İş görüşmesinde kendini pazarlaman gerekiyor
güvence
Sahnedebir şeyin zarar görmesini engelleyen önlem
These laws act as a safeguard for our privacy
Bu yasalar gizliliğimiz için bir güvence görevi görüyor
korumak
birini veya bir şeyi zarardan korumak
We must safeguard our health
Sağlığımızı korumalıyız
keyif almak
Sahnedebir şeyden zevk almak
I enjoy reading books
Kitap okumaktan keyif alırım
yetişmek
Sahnedebir yere veya hedefe ulaşmak
I can make it on time
Zamanında yetişebilirim
yaptırmak
Sahnedebirine bir şeyi yapmasını sağlamak
He made me cry
Beni ağlattı
yapmak
Sahnedebir şeyi üretmek veya oluşturmak
I make dinner every day
Her gün akşam yemeği yaparım
yapmak
bir şeyi ifade etmek veya söylemek
She made a suggestion
Bir öneride bulundu
hak etmek
Sahnedebir şeyi elde etmeye değer olmak
You deserve to be happy
Mutlu olmayı hak ediyorsun
hak etmek
bir şeye layık olmak
You deserve a break
Bir molayı hak ediyorsun
haber almak
birinden mesaj veya cevap almak
I hope to hear from you soon
Yakında senden haber almayı umuyorum
karmaşıklaştırmak
Sahnedeanlaşılmasını veya çözülmesini zor hale getirmek
Don't complicate the problem
Problemi karmaşıklaştırma
karmaşıklaştırmak
bir şeyi daha zor veya anlaşılmaz hale getirmek
Do not complicate the situation
Durumu karmaşıklaştırma
katılmak
birine veya bir şeye aynı fikirde olmak
I will go along with your idea
Fikrine katılacağım
eşlik etmek
bir şeyle aynı zamanda gerçekleşmek veya var olmak
High fever often goes along with the flu
Yüksek ateş genellikle gribe eşlik eder
-er -mez
bir şey olur olmaz
Call me as soon as you arrive
Varır varmaz beni ara
olduğu anda
bir şeyin olduğu o anda
I will leave as soon as it stops raining
Yağmur durduğu an ayrılacağım
hemen
bir şeyin gerçekleştiği an
Call me as soon as you arrive
Vardığında beni hemen ara
olur olmaz
tam o anda
He left as soon as the movie finished
Film biter bitmez gitti
getirmek
Sahnedebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
Sahnedebir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
açmak
bir konudan bahsetmeye başlamak
Do not bring up the problem
Problemi açma
bir araya getirmek
ayrı parçaları birleştirip tek bir bütün oluşturmak
We need to bring these parts together
Bu parçaları bir araya getirmemiz gerekiyor
resmen
Sahnederesmi bir şekilde
They are officially married
Onlar resmen evli
resmen
resmi kurallara veya prosedürlere uygun bir şekilde
The building was officially opened yesterday
Bina dün resmen açıldı
başlamak
Sahnedebir şeye başlamak
Let's begin the lesson
Hadi derse başlayalım
yenmek
Sahnedebirini veya bir şeyi mağlup etmek
They beat the champion
Şampiyonu yendiler
vuruş
müzikteki ritim birimi veya kalp atışı
Follow the beat
Ritmi takip et
devriye bölgesi
bir polisin veya görevlinin düzenli olarak dolaştığı bölge
The officer walked his beat every evening
Memur her akşam devriye bölgesinde yürürdü
sorun
Sahnedeendişe veya zorluk yaratan konu
We have a serious issue to discuss
Tartışmamız gereken ciddi bir sorun var
düzenlemek
bir şeyi resmi olarak vermek
The government will issue a new passport
Hükümet yeni bir pasaport düzenleyecek
sayı
belirli bir zaman için basılan dergi veya gazete
Have you seen the latest issue of the magazine
Derginin son sayısını gördün mü
yeniden gruplaşmak
Sahnedeyeniden bir grup oluşturmak
The soldiers needed to regroup
Askerlerin yeniden gruplaşması gerekiyordu
çocuk
Sahnedegenç bir kişi
The child is playing
Çocuk oyun oynuyor
çocuk
Sahnedeyetişkinlik yaşının altındaki kişi
Every child needs love
Her çocuğun sevgiye ihtiyacı vardır
lise
öğrencilerin üniversiteden önce eğitim gördüğü yer
I go to high school
Liseye gidiyorum
lise
14 ile 18 yaş arasındaki öğrenciler için okul
She is a high school student
O bir lise öğrencisi
çocukça
çocuksu veya olgunlaşmamış davranışlar sergileyen
Stop acting so high school about this
Bu konuda çocukça davranmayı bırak
birleşmek
Sahnedetek bir bütün haline gelmek
The two companies decided to unite
İki şirket birleşmeye karar verdi
birleşmek
ortak bir amaç için bir araya gelmek
The team decided to unite for the project
Ekip proje için birleşmeye karar verdi
birleştirmek
iki veya daha fazla şeyi bir araya getirmek
They want to unite the two groups
İki grubu birleştirmek istiyorlar
patlama
Sahnedeani, gürültülü ve şiddetli patlama
There was a huge explosion
Büyük bir patlama oldu
patlama
yüksek ses çıkaran ani ve şiddetli enerji boşalması
There was a loud explosion at the factory
Fabrikada yüksek sesli bir patlama oldu
son
Sahnedesonunda olan veya gerçekleşen
This is the final chapter
Bu son bölümdür
final
bir dersin sonunda yapılan sınav
I have a final tomorrow
Yarın bir final sınavım var
kesin
değiştirilemez olan
This is my final decision
Bu benim kesin kararım
kurumsal
Sahnedebüyük bir şirketle ilgili olan
He works in a corporate office
Kurumsal bir ofiste çalışıyor
ruh
Sahnedebir kişinin zihninin veya duygularının niteliği
He has a team spirit
Takım ruhuna sahip
ruh
bir insanın fiziksel olmayan kısmı
The human spirit is strong
İnsan ruhu güçlüdür
kaçırmak
birini veya bir şeyi gizlice başka yere götürmek
The spy was spirited away
Casus gizlice kaçırıldı
alkollü içki
güçlü bir alkollü içecek türü
He ordered a strong spirit
Sert bir alkollü içki sipariş etti
bakış açısı
Sahnedebir duruma bakış tarzı
Try a different angle
Farklı bir bakış açısı dene
açı
iki doğrunun kesiştiği noktadaki açıklık
This is a right angle
Bu bir dik açıdır
eğmek
bir şeyi belli bir yöne doğru yatırmak
Please angle the camera down
Lütfen kamerayı aşağı doğru eğin
açı
iki doğrunun birleştiği yerdeki açıklık
This angle is ninety degrees
Bu açı doksan derecedir
tıkırtı
Sahnedesaat sesine benzer kısa ve keskin ses
I hear the ticking of the clock
Saatin tıkırtısını duyuyorum
tik tak
kısa ve keskin tekrarlanan bir ses çıkarma
I can hear the ticking clock
Saatin tik tak sesini duyabiliyorum
konut kredisi
Sahnedeev satın almak için kullanılan kredi
They took out a mortgage to buy a house
Ev satın almak için konut kredisi çektiler
kalmak
Sahnedediğerleri gittikten sonra orada olmaya devam etmek
Only two cookies are left
Sadece iki kurabiye kaldı
sol
sağın karşı tarafı
Turn left here
Buradan sola dön
ayrılmak
bir yerden veya birinden uzaklaşmak
She left the office at five
Ofisten saat beşte ayrıldı
bırakmak
bir şeyin belirli bir durumda olmasını sağlamak
He left the door open
Kapıyı açık bıraktı