

Breaking Bad — Season 3 Episode 1
Kelimeler ve anlamları
589 kelime
Seviye
ölü sayısı
Sahnedebir olayda ölen toplam insan sayısı
The death toll rose to ten
Ölü sayısı ona yükseldi
bedel
bir şeyin neden olduğu zarar veya acı
The war took a heavy toll
Savaş ağır bir bedel ödetti
geçiş ücreti
yol veya köprü kullanımı için ödenen para
You must pay the toll here
Burada geçiş ücretini ödemelisiniz
çalmak
büyük bir çanın ses çıkarmasını sağlamak
The church bell began to toll
Kilise çanı çalmaya başladı
taktiksel
Sahnededikkatli bir planlamayla ilgili olan
It was a tactical decision
Bu taktiksel bir karardı
doğal
Sahnedebeklenen veya alışılmış olan
It is natural to feel nervous
Gergin hissetmek doğaldır
doğuştan yetenekli
bir konuda doğuştan yeteneği olan kimse
He is a natural at playing piano
O piyano çalmakta doğuştan yetenekli
doğal
doğada kendiliğinden var olan ve insan yapımı olmayan
We prefer natural food
Biz doğal yiyecekleri tercih ederiz
boşluk
Sahnedebir kuraldaki, kuraldan kaçmayı sağlayan küçük hata veya eksiklik
He found a loophole in the law
Yasada bir boşluk buldu
ile ilgisi yok
Sahnedehiçbir bağlantısı veya ilişkisi olmamak
This has nothing to do with you
Bunun seninle hiçbir ilgisi yok
terim
Sahnedebelirli bir bağlamda kullanılan kelime veya ifade
This is a technical term
Bu teknik bir terimdir
şart
bir anlaşmanın kuralı veya parçası
The terms of the contract are fair
Sözleşmenin şartları adildir
dönem
belirli bir görev süresi veya zaman dilimi
His term in office ends soon
Görev süresi yakında doluyor
terim
dilde özel bir anlamı olan kelime veya ifade
This is a technical term
Bu teknik bir terimdir
adlandırmak
bir şeyi tanımlamak için belirli bir kelime veya ifade kullanmak
They termed the project a failure
Bu projeyi başarısızlık olarak adlandırdılar
tamamen
Sahnedehiçbir şarta veya kısıtlamaya bağlı olmadan, tam anlamıyla
He rejected the offer outright
Teklifi tamamen reddetti
iyi yanı
Sahnedekötü bir durumun olumlu tarafı
Look on the bright side
İyi yanından bak
bacak
Sahnedeyürümek için kullanılan vücut bölümü
My leg hurts
Bacağım ağrıyor
etap
uzun bir yolculuğun veya etkinliğin bir bölümü
This is the final leg of the trip
Bu yolculuğun son etabı
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
Sahnedefikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
gerçekleşmek
Sahnedebir olayın meydana gelmesi
The meeting will take place tomorrow
Toplantı yarın gerçekleşecek
gerçekleşmek
bir olayın meydana gelmesi veya bir etkinliğin düzenlenmesi
The concert will take place in the park
Konser parkta gerçekleşecek
gerçekleşmek
bir olayın meydana gelmesi
The meeting will take place tomorrow
Toplantı yarın gerçekleşecek
içeri girmek
Sahnedebir odaya veya binaya girmek
Please come in
Lütfen içeri girin
varmak
seyahat sonrası bir yere ulaşmak
The train will come in soon
Tren yakında varacak
mevcut olmak
belirli bir formda satılmak veya bulunmak
This dress comes in red
Bu elbisenin kırmızısı var
işe yaramak
bir durumda faydalı olmak
This skill will come in handy
Bu beceri işe yarayacak
gelmek
bir ürünün belirli seçenekleri veya çeşitleri ile sunulması
These shirts come in three sizes
Bu gömlekler üç bedende gelir
dereceye girmek
bir yarışmada belirli bir sırada bitirmek
She came in second in the race
Yarışta ikinci geldi
girmek
bir binaya veya odaya dışarıdan içeriye doğru ilerlemek
Please come in and sit down
Lütfen içeri girin ve oturun
devreye girmek
birinin veya bir şeyin yerine geçmek
A new manager will come in next month
Gelecek ay yeni bir müdür devreye girecek
moda olmak
bir şeyin aniden popüler hale gelmesi
Long skirts are coming in again
Uzun etekler tekrar moda oluyor
dahil olmak
bir durumda rol veya görev üstlenmek
Where does the expert come in
Uzman nerede devreye giriyor
bulunmak
belirli bir biçim veya türde mevcut olmak
This phone comes in three colors
Bu telefon üç renkte bulunuyor
dahil olmak
bir grubun veya setin parçası olmak
Does the cover come in the price
Kapak fiyata dahil mi
devreye girmek
bir durumda önemli bir rol oynamak veya konuyla ilgili hale gelmek
That is where the law comes in
İşte kanun burada devreye giriyor
katılmak
bir sürece veya duruma dahil olmak
Please come in on this discussion
Lütfen bu tartışmaya katılın
imalatçı
Sahnedemal üreten kişi veya firma
He is a manufacturer of leather shoes
O deri ayakkabı imalatçısıdır
üretici
ürünleri fabrikada üreten şirket
The manufacturer recalled the defective cars
Üretici kusurlu arabaları geri çağırdı
izlemek
Sahnedebir olaya katılmadan sadece seyretmek
He just looked on while they fought
Onlar kavga ederken o sadece izledi
gözüyle bakmak
birini veya bir şeyi belirli bir şekilde düşünmek
I look on him as a friend
Ona bir arkadaş gözüyle bakıyorum
seyretmek
bir olaya veya etkinliğe katılmadan izlemek
We looked on as they played the game
Onlar oyunu oynarken biz seyrettik
araştırmak
bilgi bulmak için arama yapmak
I need to look on the files for the name
İsim için dosyaları araştırmam gerekiyor
görmek
bir şeyi belirli bir şekilde değerlendirmek
They look on the problem as a mistake
Problemi bir hata olarak görüyorlar
tür
Sahnedebenzer özelliklere sahip grup
What sort of food is this
Bu ne tür bir yemek
sıralamak
nesneleri gruplara ayırmak veya düzenlemek
Please sort these books
Lütfen bu kitapları sırala
halletmek
bir sorunu veya durumu başarıyla çözmek
I will sort this problem out soon
Bu sorunu yakında halledeceğim
rekor
Sahnedeşimdiye kadar ulaşılan en yüksek seviye
He broke the world record
Dünya rekorunu kırdı
kayıt
Sahnedeolayların veya gerçeklerin yazılı ya da sözlü hesabı
The police have a record of the accident
Polisin kaza ile ilgili bir kaydı var
kaydetmek
ses video veya bilgiyi daha sonra kullanmak üzere depolamak
Please record the meeting
Lütfen toplantıyı kaydedin
plak
müzik veya ses depolayan düz disk
I listen to music on an old record
Eski bir plaktan müzik dinliyorum
kusmak
Sahnedemide içeriğini ağız yoluyla dışarı atmak
The baby threw up his milk
Bebek sütünü kustu
inşa etmek
bir yapıyı hızlıca meydana getirmek
They threw up a wall in one day
Bir günde bir duvar inşa ettiler
kusmak
mide içeriğini ağız yoluyla dışarı çıkarmak
He felt sick and started to throw up
Kendini kötü hissetti ve kusmaya başladı
faktör
Sahnedebir sonucu etkileyen unsur
Price is an important factor
Fiyat önemli bir faktördür
çarpanlarına ayırmak
bir sayıyı veya ifadeyi çarpım şeklinde yazmak
You need to factor the equation
Denklemi çarpanlarına ayırman gerekiyor
hesaba katmak
bir plan veya düşünce sürecine bir şeyi dahil etmek
We must factor in the travel time
Yolculuk süresini hesaba katmalıyız
bir nevi
Sahnedebir dereceye kadar veya kısmen
I sort of agree with you
Sana bir nevi katılıyorum
çeşit
benzer özelliklere sahip grup
This is a new sort of fruit
Bu yeni bir çeşit meyve
tür
bir şeyin belirli bir çeşidi
What sort of music do you like
Ne tür müzik seversin
yetişmek
Sahnedebir yere veya hedefe ulaşmak
I can make it on time
Zamanında yetişebilirim
yaptırmak
Sahnedebirine bir şeyi yapmasını sağlamak
He made me cry
Beni ağlattı
yapmak
Sahnedebir şeyi üretmek veya oluşturmak
I make dinner every day
Her gün akşam yemeği yaparım
yapmak
bir şeyi ifade etmek veya söylemek
She made a suggestion
Bir öneride bulundu
kişisel gelişim
Sahnedekişinin potansiyelini ve becerilerini artırma çabası
Reading is key to personal growth
Okumak kişisel gelişimin anahtarıdır
kendini geliştirme
kişinin kendi özelliklerini veya yeteneklerini iyileştirme süreci
He focuses on self improvement
O kendini geliştirmeye odaklanıyor
güzel
Sahnedegöze veya zihne hoş gelen
She has a beautiful voice
Onun güzel bir sesi var
güzel
göze hitap eden ve hoş görünen
She is a beautiful woman
O güzel bir kadın
-den dolayı
Sahnedebir şeyin sonucu olarak
We stayed at home because of the rain
Yağmurdan dolayı evde kaldık
yüzünden
bir şeyin sonucu olarak
We stayed home because of the rain
Yağmur yüzünden evde kaldık
yüzünden
bir şeyin sebep olduğu durum
The game was canceled because of the rain
Maç yağmur yüzünden iptal edildi
öğleden sonra
Sahnedeöğle vaktinden akşama kadar olan süre
I have a meeting in the afternoon
Öğleden sonra bir toplantım var
öğleden sonra
günün öğle ile akşam arasındaki bölümü
We have a meeting in the afternoon
Öğleden sonra bir toplantımız var
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
birine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
durdurmak
bir şeyin gerçekleşmesini engellemek
We must stop the spread of the virus
Virüsün yayılmasını durdurmalıyız
durdurmak
bir şeyin devam etmesini engellemek
Please stop the noise
Lütfen gürültüyü durdur
bitirmek
bir eylemi sona erdirmek
We have to stop our work
İşimizi bitirmek zorundayız
durmak
hareketin veya işin sona ermesi
You should stop here
Burada durmalısın
durak
otobüs veya trenin yolcu aldığı yer
Wait for me at the bus stop
Beni otobüs durağında bekle
son durak
yolculuğun sona erdiği yer
This is the final stop
Burası son durak
kafası güzel olmak
Sahnedeuyuşturucu veya alkolün etkisiyle sarhoş olmak
He used drugs to get high
Kafası güzel olsun diye uyuşturucu kullandı
on altı
Sahnede15ten bir sonra gelen sayı
She is sixteen years old
O on altı yaşında
on altı
16 sayısı, özellikle yaş olarak
I am sixteen years old
On altı yaşındayım
yakında
Sahnedekısa bir süre sonra
I will see you soon
Yakında görüşürüz
görünür
Sahnedegörülmesi mümkün olan
The stars are visible tonight
Yıldızlar bu gece görünür durumda
yargı
Sahnedebirisi veya bir şey hakkında verilen karar veya görüş
You should not make a quick judgment
Hızlı bir yargıya varmamalısın
muhakeme
doğru kararlar verebilme yeteneği
She showed good judgment
İyi bir muhakeme gösterdi
kokain
Sahnedeuyuşturucu olarak kullanılan yasa dışı beyaz toz
He was arrested for possessing cocaine
Kokain bulundurmaktan tutuklandı
yıl
Sahnede12 ay veya 365 gün süren takvim dönemi
This year is 2024
Bu yıl 2024
yıl
Sahnede12 aylık zaman birimi
Happy New Year
Mutlu yıllar
yıl
365 günlük zaman dilimi
It lasted five years
Beş yıl sürdü
izin vermek
Sahnedebirinin bir şeyi yapmasına izin vermek
Please allow me to explain
Lütfen açıklama yapmama izin verin
izin vermek
bir şeyin yapılmasına onay vermek
They allowed us to go home
Eve gitmemize izin verdiler
asmak
Sahnedebir şeyi düşmemesi için yüksek bir yere tutturmak
I will hang the painting on the wall
Tabloyu duvara asacağım
takılmak
birileriyle boş vakit geçirmek
I like to hang with my friends
Arkadaşlarımla takılmayı seviyorum
kavrayış
bir işin nasıl yapılacağını anlama becerisi
I finally got the hang of this game
Sonunda bu oyunun inceliğini kavradım
asarak öldürmek
birinin boynuna ip geçirerek yaşamına son vermek
The killer hanged his victim
Katil kurbanını asarak öldürdü
ortada bırakmak
birini zor bir durumda yardımsız bırakmak
They hung me out to dry
Beni ortada bıraktılar
asmak
bir şeyi yüksek bir yere sabitlemek
Hang the coat on the hook
Montu kancaya as
asılı durmak
görülebilmesi için bir yüzeye tutturulmuş olmak
The painting hangs on the wall
Tablo duvarda asılı duruyor
takılmak
boş zamanı rahat bir şekilde geçirmek
Let us hang out tonight
Bu gece takılalım
çileden çıkarmak
Sahnedebirini aşırı derecede sinirlendirmek
His constant talking drives me up the wall
Onun sürekli konuşması beni çileden çıkarıyor
tekrar bir arada
Sahnedeaynı yerde veya birleşmiş durumda olma
The team is back together
Takım tekrar bir arada
yeniden beraber
ayrılıktan sonra tekrar ilişkiye başlama
They are back together
Onlar yeniden beraber
tekrar birleştirmek
ayrı parçaları tek bir bütün haline getirmek
I put the toy back together
Oyuncağı tekrar birleştirdim
yeniden bir araya gelmek
ayrı kaldıktan sonra tekrar buluşmak
The team is back together
Takım yeniden bir araya geldi
barışmak
ayrılıktan sonra tekrar sevgili olmak
They are back together again
Onlar tekrar barıştılar
suçluluk duygusu
Sahnedekötü bir şey yapmış olma hissi
He felt a sense of guilt
Bir suçluluk duygusu hissetti
suçlu hissettirmek
birine yaptığı bir şey için pişmanlık duymasını sağlamak
She tried to guilt him into going
Onu gitmeye ikna etmek için suçlu hissettirdi
suçluluk
yanlış veya yasa dışı bir şey yapmış olma durumu
The evidence proved his guilt
Kanıtlar onun suçluluğunu kanıtladı
suçluluk
yanlış bir şey yapmanın verdiği duygu
He felt guilt after lying
Yalan söyledikten sonra suçluluk hissetti
hâlâ
Sahnedeşimdiye kadar veya şu an devam eden
I am still waiting
Hâlâ bekliyorum
hareketsiz
hareket etmeyen
Stand still
Hareketsiz dur
yine de
söylenenlere rağmen
It was raining, but he still went out
Yağmur yağıyordu ama yine de dışarı çıktı
sorumlu
Sahnedebir işten veya durumdan dolayı yükümlü olan
He is responsible for the project
Projeden o sorumlu
konumlandırmak
Sahnedebir şeyi belirli bir yere koymak
Please position the camera carefully
Lütfen kamerayı dikkatlice konumlandırın
iş
ücretli çalışma görevi
She is looking for a new position
Yeni bir iş arıyor
görüş
bir konu hakkındaki düşünce biçimi veya yaklaşım
What is your position on this issue
Bu konu hakkındaki görüşün nedir
konumlandırmak
bir nesneyi belirli bir yere yerleştirmek
I will position the box here
Kutuyu buraya konumlandıracağım
durum
bir kişinin içinde bulunduğu koşullar
They are in a difficult position
Onlar zor bir durumda
dolu
Sahnedefırtına sırasında gökten yağan buz taneleri
The car was damaged by the heavy hail
Araba şiddetli doludan hasar gördü
övmek
birinin harika olduğunu söylemek
They hailed him as a hero
Onu bir kahraman olarak övdüler
çağırmak
dikkat çekmek için seslenmek veya el sallamak
I need to hail a taxi
Bir taksi çağırmam gerekiyor
koşmak
Sahnedeyürümekten daha hızlı hareket etmek
I run every morning
Her sabah koşarım
yönetmek
bir işin veya kurumun başında olmak
She runs a small business
Küçük bir işletme yönetiyor
sürmek
bir şeyin belirli bir süre devam etmesi
The play runs for two hours
Oyun iki saat sürüyor
yer
Sahnedebir şeyin bulunduğu yer
This is the site of the accident
Burası kazanın olduğu yer
alan
belirli bir amaç için kullanılan bölge
The construction site is closed
İnşaat alanı kapalı
web sitesi
internette web sayfalarının bulunduğu yer
I found this information on a site
Bu bilgiyi bir sitede buldum
farkına varma
Sahnedebir şeyi net bir şekilde anladığınız an
It was a sudden realization
Bu ani bir farkındalıktı
bekleniyor
Sahnedeolması veya varması beklenen
The train is due at 5 PM
Trenin saat 17.00'de gelmesi bekleniyor
vadesi gelmiş
belirli bir zamana kadar tamamlanması beklenen
The report is due tomorrow
Raporun teslim tarihi yarın
tam olarak
tam olarak belirli bir yöne doğru
The wind is blowing due north
Rüzgar tam kuzeyden esiyor
aidat
üyelik ücreti olarak borçlu olunan para
I need to pay my monthly dues
Aylık aidatlarımı ödemem gerekiyor
bu sırada
Sahnedeiki olay arasındaki zaman
In the meantime, please wait here
Bu sırada lütfen burada bekleyin
bu esnada
iki olay arasında geçen zaman
I will wait here in the meantime
Ben bu esnada burada bekleyeceğim
yol ayrımı
Sahnedebir karar vermek zorunda olduğunuz kritik nokta
I am at a crossroads in my career
Kariyerimde bir yol ayrımındayım
kavşak
iki veya daha fazla yolun kesiştiği yer
They met at the crossroads
Kavşakta buluştular
komşu
Sahnedesize yakın bir yerde yaşayan kişi
My neighbour is very friendly
Komşum çok cana yakın
komşu
yakınında yaşayan kimse
My neighbour is very kind
Komşum çok nazik
komşu
yakınınızda veya yanınızda oturan kişi
My neighbour is very friendly
Komşum çok arkadaş canlısı
istemek
Sahnedebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
birini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah I agree
Evet katılıyorum
evet
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Yeah I agree with you
Evet sana katılıyorum
evet
bir şeyi onaylamak için kullanılan söz
Yeah that sounds great
Evet kulağa harika geliyor
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
standart
Sahnedeolağan veya beklenen şey
This is the standard procedure
Bu standart prosedürdür
sancak
bir yönetici veya lider tarafından kullanılan bayrak
The king waved his royal standard
Kral kraliyet sancağını salladı
standart
kabul edilebilir sayılan bir kalite veya başarı düzeyi
The company has a high standard of quality
Şirketin yüksek bir kalite standardı var
mükemmel
Sahnedeçok iyi
This cake is excellent
Bu kek mükemmel
ay
Sahnedeyılın on iki bölümünden biri
February is the second month of the year
Şubat yılın ikinci ayıdır
aylık
bir ay süren veya kapsayan
It was a six-month project
Bu altı aylık bir projeydi
ay
otuz gün civarındaki zaman dilimi
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
ay
yılın on iki bölümünden her biri
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
vurmak
Sahnedebirine veya bir şeye kuvvetle dokunmak
He hit the ball
Topa vurdu
hit
çok popüler veya başarılı olan kişi veya şey
The song is a big hit
Şarkı büyük bir hit
uğramak
bir yere gitmek
Let's hit the gym
Hadi spor salonuna uğrayalım
boktan
Sahnedeçok kötü veya kalitesiz
This is a shitty movie
Bu boktan bir film
kalitesiz
Sahnedeçok kötü veya düşük nitelikli
That was a shitty movie
O çok kalitesiz bir filmdi
berbat
çok kötü veya nahoş
I had a shitty day
Bugün berbat bir gün geçirdim
sebep olmak
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesine neden olmak
The new law brought about many changes
Yeni yasa birçok değişikliğe sebep oldu
yol açmak
bir şeyin meydana gelmesini sağlamak
The new law will bring about changes
Yeni yasa değişikliklere yol açacak
kolej
Sahnedeyüksek öğrenim kurumu
He goes to a small college
O küçük bir koleje gidiyor
üniversite
liseden sonra gidilen yükseköğretim kurumu
She is starting college in September
Eylül'de üniversiteye başlıyor
üniversite
lise sonrası eğitim verilen kurum
She is studying at a college
O bir üniversitede okuyor
üniversite
liseden sonra öğrencilerin eğitim gördüğü yer
She is studying at college
O üniversitede okuyor
üniversite
liseden sonra eğitim görülen yer
She studies at a big college
O büyük bir üniversitede okuyor
bulmak
Sahnedebir şeyi görmek veya yerini tespit etmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
Sahnedebiri veya bir şey hakkında fikir sahibi olmak
I find it easy
Onu kolay buluyorum
hükmetmek
mahkemede resmen bir karara varmak
The jury found him guilty
Jüri onun suçlu olduğuna hükmetti
yanıt
bir soruya verilen cevap
What is your find to the question
Soruya verdiğin yanıt nedir
denetmen
Sahnedebir işi idare eden veya kontrol eden kişi
The controller oversees the project
Denetmen projeyi gözetiyor
kumanda
bir makineyi veya oyunu kullanmaya yarayan aygıt
I need a new controller
Yeni bir kumandaya ihtiyacım var
ölmek
Sahnedeyaşamın kalıcı olarak sona ermesi
Everyone will die one day
Herkes bir gün ölecek
zar
oyunlarda kullanılan üzerinde sayılar olan küçük küp
Roll the die
Zarı at
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am dying for a coffee
Bir kahve için can atıyorum
ölmek üzere
ölüme çok yakın olmak
The plant is going to die soon
Bitki yakında ölmek üzere
çok istemek
bir şeyi yapmayı çok arzulamak
I am dying to see the show
Gösteriyi görmeyi çok istiyorum
tecrübesiz kişi
belirli bir aktiviteyi daha önce hiç yapmamış kimse
He is still a die here
O burada hala tecrübesiz biri
ölmek
yaşamın sona ermesi
The old tree died yesterday
Yaşlı ağaç dün öldü
bozulmak
çalışmayı veya işlemeyi bırakmak
My laptop died suddenly
Dizüstü bilgisayarım aniden bozuldu
merak
Sahnedebir şeyi öğrenme veya bilme isteği
Her curiosity led her to travel the world
Merakı onu dünyayı gezmeye itti
ilginç nesne
insanların görmek veya öğrenmek istediği alışılmadık şey
The statue is a curiosity
Heykel ilginç bir nesnedir
tuhaflık
garip veya ilginç olan şey
The shop is full of curiosities
Dükkan tuhaflıklarla dolu
ilginç nesne
alışılmadık veya ilgi çekici olan şey
That old clock is a real curiosity
Bu eski saat gerçekten ilginç bir nesne
dakika
Sahnede60 saniyelik zaman birimi
It takes ten minutes
On dakika sürer
dakika
bir derecenin altmışta birine eşit açı birimi
One degree contains sixty minutes
Bir derece altmış dakika içerir
çok küçük
boyutu son derece ufak olan
The scientist studied the minute particles
Bilim insanı çok küçük parçacıkları inceledi
tutanak
bir toplantıda konuşulanların resmi yazılı kaydı
They read the minutes of the meeting
Toplantı tutanaklarını okudular
tam o an
bir şeyin gerçekleştiği an
Call me the minute you arrive
Vardığın an beni ara
dakika
altmış saniyelik zaman dilimi
I will be back in a minute
Bir dakika içinde geri döneceğim
sorun
Sahnedeendişe veya zorluk yaratan konu
We have a serious issue to discuss
Tartışmamız gereken ciddi bir sorun var
düzenlemek
bir şeyi resmi olarak vermek
The government will issue a new passport
Hükümet yeni bir pasaport düzenleyecek
sayı
belirli bir zaman için basılan dergi veya gazete
Have you seen the latest issue of the magazine
Derginin son sayısını gördün mü
uygunsuz
Sahnedekurallara veya ahlaka uygun olmayan
His behavior was improper
Davranışı uygunsuzdu
sürtüşme
Sahnedeinsanlar arasındaki anlaşmazlık veya gerginlik
There is some friction between the two colleagues
İki meslektaş arasında bazı sürtüşmeler var
sürtünme
yüzeylerin kolayca kaymasını engelleyen kuvvet
Friction slows down the moving car
Sürtünme hareket eden arabayı yavaşlatır
kurul
Sahnedebir kuruluşu yöneten kişiler grubu
The board met yesterday
Kurul dün toplandı
tahta
belirli bir amaç için kullanılan düz tahta veya malzeme parçası
He used a wooden board
O, ahşap bir tahta kullandı
binmek
uçak gibi bir araca girmek
It is time to board the plane
Uçağa binme vakti geldi
yemek
bir yerde konakladığınızda sağlanan yemek
The price includes room and board
Fiyata konaklama ve yemek dahildir
nüfuslu
Sahnedebir bölgede insanların yaşadığı
This area is densely populated
Bu bölge yoğun nüfusludur
nüfuslu
insanların yaşadığı veya yerleştiği
The island is heavily populated
Ada yoğun bir şekilde nüfusludur
Temmuz
SahnedeYılın on iki ayından biri
July is a hot month
Temmuz sıcak bir aydır
son zamanlarda
Sahnedekısa bir süre önce
I recently moved here
Buraya yakın zamanda taşındım
yakın zamanda
kısa bir süre önce
I recently started a new job
Yakın zamanda yeni bir işe başladım
ağız
Sahnedeyemek yemek ve konuşmak için kullanılan yüzdeki açıklık
Open your mouth
Ağzını aç
sessizce söylemek
ses çıkarmadan dudaklarını hareket ettirmek
She mouthed the words
Kelimeleri sessizce söyledi
doyurulacak ağız
beslenmesi gereken kişi
We have another mouth to feed.
Doyurmamız gereken bir ağız daha var.
boş konuşma
Sahnedeilgi çekici veya anlamlı olmayan sözler
He just said blah blah blah
Sadece boş boş konuştu
boş laf
anlamsız veya önemsiz sözler
He filled his speech with blah
Konuşmasını boş laflarla doldurdu
zırva
anlamsız veya sıkıcı konuşma
Do not listen to that blah
O zırvayı dinleme
sıkıcı
ilgi çekici olmayan veya tekdüze
The movie was kind of blah
Film biraz sıkıcıydı
vermek
Sahnedebir şeyi birinin eline ulaştırmak
He gave me his book
O bana kitabını verdi
yol açmak
bir şeyin olmasına neden olmak
The noise gave me a headache
Bu gürültü baş ağrısına yol açtı
söylemek
birine bilgi veya cevap iletmek
Please give me your answer
Lütfen bana cevabını söyle
bolca
Sahnedeyeterince veya çok miktarda olan
We have plenty of time
Bolca vaktimiz var
yeterli
ihtiyaç duyulduğu kadar olan
We have plenty of food for everyone
Herkes için yeterli yemeğimiz var
oldukça
büyük ölçüde veya çok
That room is plenty big for our needs
O oda ihtiyaçlarımız için oldukça büyük
ayrı
Sahnedeözellikle evli çiftler için artık birlikte olmayan
My parents are separated
Ebeveynlerim ayrı
ayrı
diğerlerinden farklı veya birleşmemiş olan
They have separate rooms
Onların ayrı odaları var
ayırmak
nesneleri birbirinden uzaklaştırmak
Please separate the red and white clothes
Lütfen kırmızı ve beyaz kıyafetleri ayırın
ayrılmak
romantik veya evlilik ilişkisini sonlandırmak
They decided to separate last year
Geçen yıl ayrılmaya karar verdiler
ayrı
artık aynı evde yaşamayan evli çift
They are separate but not divorced
Onlar evli ama ayrı yaşıyorlar
okul
Sahnedeçocukların eğitim aldığı yer
I go to school
Okula gidiyorum
sürü
bir arada bulunan canlılar topluluğu
I saw a school of fish
Bir balık sürüsü gördüm
eğitmek
birine ders vermek veya yetiştirmek
He schooled them in physics
Onlara fizik dersi verdi
yanında kalmak
Sahnedebiriyle veya aynı yerde kalmaya devam etmek
I will stay with my friend tonight
Bu gece arkadaşımın yanında kalacağım
yanında kalmak
birinin yanında bulunmaya devam etmek
I will stay with my grandfather until he feels better
Kendini daha iyi hissedene kadar dedemin yanında kalacağım
evinde kalmak
bir süre için birinin evinde ikamet etmek
You can stay with us while you look for an apartment
Daire ararken bizim evimizde kalabilirsin
geçici olarak kalmak
kısa süreliğine birinin evinde barınmak
She is staying with her friends for the summer
Yaz boyunca arkadaşlarıyla geçici olarak kalıyor
birlikte yaşamak
aynı yerde biriyle beraber oturmak
They decided to stay with their parents after graduation
Mezuniyetten sonra ebeveynleriyle birlikte yaşamaya karar verdiler
aynı evde kalmak
başka biriyle aynı mekanda ikamet etmek
I stay with my sister in a small apartment
Kız kardeşimle küçük bir dairede aynı evde kalıyorum
akılda kalmak
birinin hafızasında yer etmeye devam etmek
That movie will stay with me for a long time
O film uzun süre aklımda kalacak
beraber kalmak
birinin yanından ayrılmamaya devam etmek
I want to stay with you during this difficult time
Bu zor zamanlarda seninle beraber kalmak istiyorum
misafir olmak
kısa bir süre için birinin evinde konaklamak
We will stay with our aunt for the weekend
Hafta sonu teyzemize misafir olacağız
iyi
Sahnedeyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
ince
kalın olmayan
The pen has a fine tip
Kalemin ince bir ucu var
iyi
sağlığı yerinde veya zarar görmemiş olan
I am feeling fine today
Bugün kendimi iyi hissediyorum
iyi
yeterince iyi veya tatmin edici
The weather is fine today
Bugün hava iyi
kabul edilebilir
yeterli veya uygun
This plan is fine with me
Bu plan benim için kabul edilebilir
kaliteli
çok iyi nitelikli
This is a fine cloth
Bu kaliteli bir kumaş
üstün
çok yüksek nitelikte
They have fine taste in art
Sanat konusunda üstün bir zevkleri var
sağlıklı
iyi bir sağlık veya durum içinde
I am fine thank you
İyiyim teşekkür ederim
ceza
ceza olarak ödenmesi gereken para
He had to pay a fine
Bir ceza ödemek zorunda kaldı
ince yazılı
bir belgede küçük puntoyla yazılanlar
Read the fine print carefully
İnce yazıları dikkatlice oku
seçkin
çok yüksek kalitede
A fine specimen of the plant
Bitkinin seçkin bir örneği
zinde
iyi bir sağlık durumu içinde
She is feeling fine today
Bugün kendini zinde hissediyor
ortak
Sahnedeiş veya etkinlikte birlikte çalışılan kimse
He is my business partner
O benim iş ortağım
hayat arkadaşı
evli olduğunuz veya romantik bir ilişki içinde olduğunuz kimse
She lives with her partner
O hayat arkadaşıyla yaşıyor
ortak
birlikte bir şey yaptığınız kişi
She is my business partner
O benim iş ortağım
ayrılmak
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
They left the house early
Evden erkenden ayrıldılar
bırakmak
Sahnedebir şeyi olduğu yerde tutmak
Leave your coat on the chair
Ceketini sandalyede bırak
bırakmak
birine bir şey devretmek
He left his money to his son
Parasını oğluna bıraktı
izin
bir şey yapma müsaadesi
He asked for leave to visit his family
Ailesini ziyaret etmek için izin istedi