

Breaking Bad — Season 3 Episode 6
Kelimeler ve anlamları
577 kelime
Seviye
yağ değişimi
Sahnedemotor yağının yeni yağ ile değiştirildiği bakım hizmeti
I need an oil change for my car
Arabam için yağ değişimi yaptırmam gerekiyor
daha iyi
Sahnededaha yüksek kaliteli veya daha sağlıklı
This is a better plan
Bu daha iyi bir plan
daha iyi
daha yüksek bir ölçüde
I understand it better now
Onu şimdi daha iyi anlıyorum
iyileştirmek
bir şeyi veya birini daha iyi hale getirmek
He wants to better his English
İngilizcesini iyileştirmek istiyor
iyi olur
bir şeyin yapılması gerektiğini veya mantıklı olduğunu belirtmek için kullanılır
You had better leave now
Şimdi gitsen iyi olur
emlak
Sahnedebirine ait olan bina veya arazi
He owns a small property
Onun küçük bir emlağı var
mülk
birine ait olan şey
This is my property
Bu benim mülküm
özellik
bir şeyin kendine has niteliği
This material has the property of being soft
Bu malzemenin yumuşak olma özelliği vardır
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
uygun olmayan veya iyi bir eşleşme sağlamayan
This is the wrong key for the door
Bu kapı için yanlış anahtar
kötülük etmek
birine adil olmayan veya zarar verici şekilde davranmak
He wronged her by taking the money
Parayı alarak ona kötülük etti
yanlış
doğru olmayan bir biçimde
You answered the question wrong
Soruyu yanlış cevapladın
hata
doğru veya ahlaki olmayan eylem
It is a mistake to lie
Yalan söylemek bir hatadır
hatalı
doğru olmayan veya gerçeğe uymayan
That is the wrong answer
Bu hatalı bir cevap
ters
düzgün çalışmayan veya iyi gitmeyen
Something is wrong with the engine
Motorda bir terslik var
sorun
yolunda gitmeyen bir durum
Tell me what is wrong
Bana ne sorun olduğunu söyle
karakter
Sahnedehikaye, film veya oyundaki kişi
He is my favorite character
O benim en sevdiğim karakter
karakter
bir hikayedeki kişi
The main character is brave
Ana karakter cesurdur
karakter
bir insanı tanımlayan özellikler bütünü
He has a strong character
Güçlü bir karakteri var
karakter
yazı sisteminde kullanılan harf veya simge
This password requires eight characters
Bu şifre sekiz karakter gerektiriyor
karakter
insanların bir kişinin ahlaki nitelikleri hakkındaki görüşü
He is a man of strong character
O güçlü karaktere sahip bir adam
ot
Sahnedemarihuana için kullanılan yaygın isim
He smokes weed
O ot içiyor
yabani ot
istenmediği yerlerde yetişen yabani bitki
There are weeds in the garden
Bahçede yabani otlar var
ayıklamak
bir gruptaki istenmeyen şeyleri çıkarmak
I need to weed the garden
Bahçeyi ayıklamam gerekiyor
esrar
kenevir bitkisinden elde edilen uyuşturucu madde
He was caught with some weed
Yanında biraz esrar ile yakalandı
yabani ot
bahçede istenmeden büyüyen bitki
There is a weed in the garden
Bahçede bir yabani ot var
ayıklamak
bahçedeki istenmeyen bitkileri temizlemek
You need to weed the garden
Bahçedeki yabani otları ayıklaman gerekiyor
saat
Sahnede60 dakikaya eşit süre
I will be there in one hour
Bir saat içinde orada olacağım
saat
bir günün yirmi dört parçasından biri
We will leave in one hour
Bir saat içinde ayrılacağız
saat
60 dakikalık zaman dilimi
I will be there in an hour
Bir saat içinde orada olacağım
belirgin
Sahnedekolayca görülebilen veya anlaşılabilen
It was apparent that she was tired
Yorgun olduğu belliydi
hâlâ
Sahnedeşimdiye kadar veya şu an devam eden
I am still waiting
Hâlâ bekliyorum
yine de
Sahnedesöylenenlere rağmen
It was raining, but he still went out
Yağmur yağıyordu ama yine de dışarı çıktı
hareketsiz
hareket etmeyen
Stand still
Hareketsiz dur
yalnızca
Sahnedebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
tek
Sahnedeeşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
sadece
daha fazlası olmayan
I have only two dollars
Sadece iki dolarım var
iğne
Sahnededikiş dikmek veya enjeksiyon yapmak için kullanılan ince, sivri metal parça
I need a needle and thread
Bir iğneye ve ipliğe ihtiyacım var
iğne
yasadışı maddeleri enjekte etme eylemi
He uses the needle every day
Her gün iğne kullanıyor
takılmak
birini sürekli rahatsız etmek veya onunla alay etmek
Stop needling me about my mistake
Hatam yüzünden bana takılmayı bırak
iğne
iplik geçirmek için deliği olan küçük ince sivri metal parça
She used a needle to sew the button
Düğmeyi dikmek için iğne kullandı
karşıya
Sahnedebir taraftan diğer tarafa doğru
He walked across the street
Caddenin karşısına yürüdü
soldan sağa
bulmacadaki yatay ipucu
Look at five across
Beş soldan sağaya bak
haberdar
bir konu hakkında bilgi sahibi olan
Are you across the project details
Proje detaylarından haberdar mısın
genelinde
bir şeyin tamamını kapsayacak şekilde
The news spread across the country
Haber ülke genelinde yayıldı
karşıya
bir taraftan diğer tarafa
He walked across the street
Yolun karşısına yürüdü
seviye atlamak
Sahnededaha üst bir düzeye veya etkinliğe geçmek
He graduated to a faster car
Daha hızlı bir arabaya geçti
mezun olmak
bir okuldan diplomayla ayrılmak
He graduated from high school
Liseden mezun oldu
mezun olmak
bir eğitim programını tamamlamak
She will graduate from university next year
Gelecek yıl üniversiteden mezun olacak
lisansüstü
ilk üniversite derecesinden sonraki eğitim seviyesi ile ilgili
She is applying for a graduate program
O lisansüstü programa başvuruyor
mezun olmak
bir okulu veya eğitim programını başarıyla tamamlamak
She will graduate from university next year
Gelecek yıl üniversiteden mezun olacak
yemin etmek
Sahnedeciddi bir söz vermek veya beyanda bulunmak
I swear to tell the truth
Doğruyu söyleyeceğime yemin ederim
yemin etmek
çok ciddi bir şekilde söz vermek
I swear to tell the truth
Doğruyu söyleyeceğime yemin ederim
söz vermek
bir şeyi yapacağına dair ciddi şekilde söz vermek
I swear to finish this work on time
Bu işi zamanında bitireceğime söz veriyorum
listelemek
Sahnedemaddeleri bir sıra ile yazmak veya söylemek
List the items you need
İhtiyacın olan maddeleri listele
liste
Sahnedebirbiri ardına yazılmış şeyler dizisi
I have a shopping list
Bir alışveriş listem var
seçkinler
en başarılı veya ünlü kişilerden oluşan grup
They are on the A-list of Hollywood actors
Onlar Hollywood oyuncularının seçkinleri arasında
tekerlek
Sahnedearaçların hareket etmesini sağlayan yuvarlak nesne
The car has four wheels
Arabanın dört tekerleği var
iterek götürmek
tekerlekli bir nesneyi iterek hareket ettirmek
He wheeled the suitcase
Valizi iterek götürdü
tekerlek
bir şeyin hareket etmesini sağlayan dönen yuvarlak parça
The car has four wheels
Arabanın dört tekerleği var
çözüp ayırmak
Sahnedesıvı geçirerek bir maddenin içindeki maddeleri dışarı atmak
Rain leaches nutrients from the soil
Yağmur topraktaki besinleri süzerek alır
sahibi
Sahnedebir şeye sahip olan kişi
Who is the owner of this car?
Bu arabanın sahibi kim?
sahip
bir şeye sahip olan kimse
He is the owner of the company
Şirketin sahibi o
konuşma
Sahnedefikir veya bilgilerin sözlü olarak paylaşılması
We had a long talk
Uzun bir konuşma yaptık
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
konuşabilmek
konuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
konuşma
bir konu üzerine yapılan resmi sözlü sunum
She gave a short talk about history
Tarih hakkında kısa bir konuşma yaptı
konuşmak
bir konu hakkında karşılıklı konuşmak
They need to talk about their plans
Planları hakkında konuşmaları gerekiyor
kanıt
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu gösteren bilgi
There is no evidence for this claim
Bu iddia için hiçbir kanıt yok
doktora
Sahnedeüniversitedeki en yüksek akademik derece
She has a doctorate in history
Tarih alanında doktorası var
görünmek
Sahnedebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
altı
Sahnede6 sayısı
I have six apples
Altı elmam var
yol göstermek
Sahnedeyolu göstermek veya yönetmek
She will lead the group
Gruba o yol gösterecek
kurşun
ağır ve yumuşak bir metal
Lead is a heavy metal
Kurşun ağır bir metaldir
ipucu
bir problemi veya gizemi çözmeye yardımcı olan bilgi parçası
The police followed a new lead in the case
Polis vakada yeni bir ipucunu takip etti
başrol
bir film veya tiyatro oyunundaki ana karakter
She played the lead in the movie
Filmde başrolü o oynadı
rahatsız etmek
Sahnedebirini huzursuz etmek veya sıkıntı vermek
Please don't bother me
Lütfen beni rahatsız etme
zahmet etmek
bir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
Don't bother to call him
Onu aramak için zahmet etme
zahmet
bir işin gerektirdiği uğraş veya zorluk
It is a lot of bother to move these boxes
Tüm bu kutuları taşımak büyük bir zahmet
rahatsız etmek
birini rahatsız edecek şekilde dikkatini çekmeye çalışmak
Please do not bother me while I am working
Çalışırken lütfen beni rahatsız etme
cehennem
Sahnedeöfke veya vurgu belirtmek için kullanılır
Go to hell
Cehenneme git
cehennem
ölümden sonraki azap yeri
I don't believe in hell
Cehenneme inanmam
cehennem
büyük acı veya sefalet hali
Life was hell for him
Hayatı onun için cehennem gibiydi
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
yorulmak
Sahnededinlenmeye veya uykuya ihtiyaç duymak
I tire easily these days
Bugünlerde çabuk yoruluyorum
yormak
birini çok yorgun hissettirmek
Walking all day will tire you
Tüm gün yürümek seni yorar
bıkmak
bir şeyden usanmak veya ilgisini kaybetmek
I never tire of this song
Bu şarkıdan asla bıkmam
lastik
araç tekerleğinin etrafındaki kauçuk kaplama
I need to change the tire
Lastiği değiştirmem gerekiyor
lastik
tekerleğin yola temas eden kauçuk kısmı
The car needs a new tire
Arabanın yeni bir lastiğe ihtiyacı var
dünya
Sahnedebelirli bir alan veya varoluş
He lives in his own world
Kendi dünyasında yaşıyor
dünya
Sahnedeinsanlarla birlikte yeryüzü
Peace in the world is important
Dünyada barış önemlidir
dünya
üzerinde yaşadığımız gezegen
The world is round
Dünya yuvarlaktır
dünya
canlı olma ve deneyimlere sahip olma durumu
She brought a new baby into the world
O dünyaya yeni bir bebek getirdi
kişisel proje
Sahnedebir kişinin işi olmadığı halde özel ilgisiyle üzerinde çalıştığı proje
He works on his pet project every weekend.
Hafta sonları kendi kişisel projesi üzerinde çalışıyor.
ve benzerleri
Sahnedediğer benzer şeyler
I need to buy pens, paper, and whatnot
Kalem, kağıt ve benzerlerini almam gerekiyor
çocuk
Sahnedegenç bir kişi
The child is playing
Çocuk oyun oynuyor
çocuk
yetişkinlik yaşının altındaki kişi
Every child needs love
Her çocuğun sevgiye ihtiyacı vardır
söz hakkı
Sahnedekarar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
söylemek
Sahnedebir şeyi sözlü olarak ifade etmek
Can you say your name
Adını söyleyebilir misin
ünlem
birinin dikkatini çekmek için kullanılan söz
I say that is enough
Hey bu kadarı yeterli
fikrini belirtmek
bir düşünceyi ifade etmek
She says it is a good idea
O bunun iyi bir fikir olduğunu söylüyor
kabul etmek
bir şeyi onayladığını ifade etmek
She says yes to the plan
Planı kabul ediyor
örneğin
kaba bir tahmin belirtirken kullanılan söz
Let us say we leave at five
Örneğin saat beşte çıkalım
bahse girmek
biriyle iddiaya tutuşmak
I say they will win
Onların kazanacağına bahse girerim
söylemek
birine sözlerini iletmek
Tell her I am ready
Hazır olduğumu ona söyle
ifade etmek
bir duyguyu kelimelerle anlatmak
Words cannot express my joy
Kelimeler neşemi ifade edemez
dile getirmek
sözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
bahsetmek
bir konudan söz etmek
They mentioned the accident
Kazadan bahsettiler
söz hakkı
görüş bildirme yetkisi
You have a say here
Burada söz hakkın var
demek
kelimeleri sesli olarak kullanmak
What did you say
Ne dedin
konuşmak
iletişim kurmak için kelimeler kullanmak
He spoke to his friend
Arkadaşıyla konuştu
belirtmek
kesin veya resmi şekilde konuşmak
The law states that clearly
Kanun bunu net şekilde belirtiyor
öne sürmek
bir düşünceyi veya inancı belirtmek
She says he is honest
Onun dürüst olduğunu öne sürüyor
önermek
bir fikir veya plan sunmak
I suggest we wait
Beklememizi öneriyorum
sohbet etmek
bir konu hakkında konuşmak
We were just talking
Sadece sohbet ediyorduk
saat
Sahnedezamanı gösteren cihaz
There is a clock on the wall
Duvarda bir saat var
yumruklamak
birine özellikle yüze vurmak
He clocked him in the face
Onu yüzünden yumrukladı
süre tutmak
bir şeyin hızını veya süresini ölçmek
He clocked the runner at ten seconds
Koşucunun süresini on saniye olarak ölçtü
fark etmek
bir şeyi görmek veya anlamak
I clocked him watching me
Beni izlediğini fark ettim
süre ölçmek
bir şeyin zamanını veya hızını ölçmek
The athlete clocked a new record
Atlet yeni bir rekor kaydetti
ilgilenmek
Sahnedebiriyle veya bir şeyle ilgilenmek veya bakımını yapmak
Please attend to the customers first
Lütfen önce müşterilerle ilgilenin
ilgilenmek
bir görev veya kişi ile meşgul olmak
I need to attend to some work
Biraz işle ilgilenmem gerekiyor
dikkat etmek
bir şeye veya kişiye odaklanarak dinlemek
You should attend to what the teacher says
Öğretmenin söylediklerine dikkat etmelisin
ilgilenmek
bir şeyle veya biriyle ilgilenmek
I need to attend to some business
Bazı işlerle ilgilenmem gerekiyor
en iyi
Sahnedeen yüksek kalitede veya en uygun
This is the best book
Bu en iyi kitap
yenmek
bir yarışmada birini mağlup etmek
He bested his opponent
Rakibini yendi
iyi olur
birine güçlü bir tavsiye veya uyarı vermek için kullanılır
You had best leave now
Şimdi gitsen iyi olur
en iyi dilekler
birine sunulan iyi niyet ve güzel temenniler
Please give her my best
Lütfen ona en iyi dileklerimi ilet
yapacak
Sahnedegeleceğe dair bir plan veya tahmini ifade etmek için kullanılır
I'm gonna call you
Seni arayacağım
aynen
Sahnedegüçlü bir onay veya coşku göstermek için kullanılır
Right on! I agree with you
Aynen! Sana katılıyorum
basit
Sahnedezor veya karmaşık olmayan
This is a simple task
Bu basit bir görev
sade
gösterişsiz veya karmaşık olmayan
She wore a simple dress
Sade bir elbise giydi
basitçe
basit veya anlaşılır bir biçimde
I like to keep things simple
İşleri basit tutmayı severim
basit
zor veya karmaşık olmayan
This math problem is simple
Bu matematik problemi basit
basit
zor veya karmaşık olmayan
The instructions are very simple
Talimatlar çok basit
basit
zor veya karmaşık olmayan
The homework was very simple
Ödev çok basitti
bulutlu
Sahnedegökyüzünün bulutlarla kaplı olması
The sky is very cloudy today
Bugün hava çok bulutlu
bulanık
berrak veya şeffaf olmayan sıvı
The water in the glass is cloudy
Bardaktaki su bulanık
içeri girmek
Sahnedebir odaya veya binaya girmek
Please come in
Lütfen içeri girin
varmak
seyahat sonrası bir yere ulaşmak
The train will come in soon
Tren yakında varacak
mevcut olmak
belirli bir formda satılmak veya bulunmak
This dress comes in red
Bu elbisenin kırmızısı var
işe yaramak
bir durumda faydalı olmak
This skill will come in handy
Bu beceri işe yarayacak
gelmek
bir ürünün belirli seçenekleri veya çeşitleri ile sunulması
These shirts come in three sizes
Bu gömlekler üç bedende gelir
dereceye girmek
bir yarışmada belirli bir sırada bitirmek
She came in second in the race
Yarışta ikinci geldi
girmek
bir binaya veya odaya dışarıdan içeriye doğru ilerlemek
Please come in and sit down
Lütfen içeri girin ve oturun
devreye girmek
birinin veya bir şeyin yerine geçmek
A new manager will come in next month
Gelecek ay yeni bir müdür devreye girecek
moda olmak
bir şeyin aniden popüler hale gelmesi
Long skirts are coming in again
Uzun etekler tekrar moda oluyor
dahil olmak
bir durumda rol veya görev üstlenmek
Where does the expert come in
Uzman nerede devreye giriyor
bulunmak
belirli bir biçim veya türde mevcut olmak
This phone comes in three colors
Bu telefon üç renkte bulunuyor
dahil olmak
bir grubun veya setin parçası olmak
Does the cover come in the price
Kapak fiyata dahil mi
devreye girmek
bir durumda önemli bir rol oynamak veya konuyla ilgili hale gelmek
That is where the law comes in
İşte kanun burada devreye giriyor
katılmak
bir sürece veya duruma dahil olmak
Please come in on this discussion
Lütfen bu tartışmaya katılın
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak veya anlamak
I don't get it
Anlamıyorum
azarlanmak
başı dertte olmak ve ceza almak üzere olmak
You will get it when your father comes home
Baban eve geldiğinde azarlanacaksın
ceza almak
yanlış bir davranışın sonucunda cezalandırılmak
You will get it if you do that
Bunu yaparsan cezanı çekersin
anlamak
bir şeyin ne anlama geldiğini kavramak
I do not get it
Bunu anlamadım
ulaştırmak
bir şeyi birine iletmek
Please get it to her by noon
Lütfen bunu ona öğlene kadar ulaştır
gidip getirmek
bir şeyi bulunduğu yerden alıp geri dönmek
Can you get it for me
Benim için gidip getirebilir misin
elde etmek
bir şeye sahip olmak veya onu kazanmak
I hope I get it soon
Umarım onu yakında elde ederim
almak
bir şeyi satın alarak veya bularak edinmek
I need to get it at the store
Onu mağazadan almam lazım
durumu kavramak
bir olaydaki gerçekleri veya durumu anlamak
Now I get it
Şimdi durumu kavradım
dans etmek
Sahnedemüziğe göre vücudunu hareket ettirmek
They dance together
Birlikte dans ederler
dans partisi
insanların dans ettiği sosyal etkinlik
We went to the dance last night
Dün gece dans partisine gittik
isim
birini veya bir şeyi çağırmak için kullanılan sözcük
The station dance is Alpha
İstasyonun ismi Alfa
dans
müzik eşliğinde yapılan ritmik hareket sanatı
They performed a traditional dance
Geleneksel bir dans sergilediler
dans eşi
birlikte bir şeyler yaptığınız kişi
He was her dance for the night
O gece onun dans eşiydi
dans etmek
müzikle uyumlu şekilde vücudu hareket ettirmek
Everyone started to dance
Herkes dans etmeye başladı
maalesef
Sahnedeüzüntü veya hayal kırıklığı yaratan bir şekilde
Unfortunately, I cannot come
Maalesef gelemem
maalesef
üzücü veya hayal kırıklığı yaratan bir şekilde
Unfortunately it is raining today
Maalesef bugün hava yağmurlu
maalesef
bir şeyin üzücü veya şanssız olduğunu belirtmek için kullanılır
Unfortunately the store is closed today
Maalesef mağaza bugün kapalı
talihsiz bir şekilde
kötü şans veya üzüntü gösteren bir tarzda
She responded unfortunately to the bad news
Kötü habere talihsiz bir şekilde tepki verdi
ayrılmak
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
They left the house early
Evden erkenden ayrıldılar
bırakmak
Sahnedebir şeyi olduğu yerde tutmak
Leave your coat on the chair
Ceketini sandalyede bırak
bırakmak
birine bir şey devretmek
He left his money to his son
Parasını oğluna bıraktı
izin
bir şey yapma müsaadesi
He asked for leave to visit his family
Ailesini ziyaret etmek için izin istedi
üzgün
Sahnedepişmanlık duyan veya özür dileyen
I am sorry for being late
Geç kaldığım için üzgünüm
güncel
Sahnedeşu an gerçekleşen veya var olan
What is your current address
Güncel adresiniz nedir
akıntı
belirli bir yöne doğru hareket eden su
The current is very strong here
Buradaki akıntı çok güçlü
akım
elektrik yükünün hareketi
The current flows through the wire
Akım telin içinden geçer
güvenli
Sahnedetehlikeli veya riskli olmayan
You are safe here
Burada güvendesin
çelik kasa
değerli eşyaları korumak için kullanılan metal kutu
The documents are in the safe
Belgeler çelik kasada
güvenilir
bir işi iyi yapacağına inanılan
She is a safe choice for the job
O bu iş için güvenilir bir seçenek
kesin
bir şeyden emin olma durumu
It is a safe bet
Bu kesin bir bahis
yasadışı
Sahnedeyasalarla yasaklanmış olan
He was arrested for unlawful activity
Yasadışı faaliyetten dolayı tutuklandı
arsa
Sahnedeküçük bir toprak parçası
He bought a parking lot
Bir otopark alanı satın aldı
kader
kişinin hayatındaki yazgısı
This is my lot in life
Bu benim hayattaki kaderim
kader
bir kişinin içinde bulunduğu durum veya hayat koşulları
He accepted his lot in life
Hayatındaki kaderini kabullendi
çok
büyük miktarda veya sayıda
I have a lot of work to do
Yapacak çok işim var
sıklıkla
birçok kez veya sıkça
I see him a lot
Onu sıklıkla görürüm
grup
bir insan topluluğu
That is a loud lot
O gürültülü bir grup
çok miktarda
büyük bir sayı veya miktar
We have a lot of time
Çok miktarda vaktimiz var
az miktarda
küçük bir sayı veya miktar
That is a lot less
O az miktarda
fazlasıyla
büyük ölçüde
I like it a lot
Onu fazlasıyla seviyorum
uygulama
Sahnedeyasaların veya kuralların uyulmasını sağlama eylemi
Police ensure the enforcement of traffic laws
Polis trafik yasalarının uygulanmasını sağlar
arama emri
Sahnedeizin veren resmi belge
The police had a warrant to search the house
Polisin evi aramak için bir emri vardı
haklı çıkarmak
bir şeyi haklı veya makul göstermek
The situation does not warrant such a reaction
Durum böyle bir tepkiyi gerektirmiyor
X ışını
Sahnedenesnelerin içini görüntülemeye yarayan bir ışın türü
Scientists studied the x ray
Bilim insanları x ışınını inceledi
röntgen
vücudun iç kısmının resmi
I need an x ray
Bir röntgene ihtiyacım var
röntgen filmi
radyasyon kullanılarak çekilen vücut içi fotoğraf
The x ray shows a break
Röntgen filmi bir kırığı gösteriyor
röntgen görüntüsü
radyasyon ile oluşturulan vücut içi resim
The doctor checked the x ray
Doktor röntgen görüntüsünü kontrol etti
röntgen taraması
radyasyonla çekilen vücut içi görüntü
She had an x ray scan
Röntgen taraması yaptırdı
röntgen
vücudun içini görmek için yapılan tıbbi inceleme
The doctor ordered an x ray
Doktor röntgen istedi
röntgen çekmek
X ışınlarını kullanarak bir şeyin içini görüntüleyip incelemek
The doctor will x ray my leg
Doktor bacağımın röntgenini çekecek
x harfi
İngiliz alfabesinin yirmi dördüncü harfi
He wrote the letter x on the board
Tahtaya x harfini yazdı
röntgen
vücudun içini gösteren bir görüntüleme türü
The doctor took an x-ray of my arm
Doktor kolumun röntgenini çekti
petrol
Sahnedeyer altında bulunan koyu sıvı yakıt
The price of oil is rising
Petrol fiyatları yükseliyor
yağ
bitki veya hayvanlardan elde edilen kaygan sıvı
I use olive oil for cooking
Yemek pişirmek için zeytinyağı kullanırım
yağlamak
bir şeyin rahat hareket etmesini sağlamak için üzerine yağ sürmek
He needs to oil the door hinge
Kapı menteşesini yağlaması gerekiyor
yağ
bitkilerden veya minerallerden elde edilen koyu ve kaygan sıvı
We use cooking oil to fry food
Yemek kızartmak için yağ kullanıyoruz
yağ
yemek pişirmekte veya yakıt olarak kullanılan yoğun ve kaygan sıvı
I used some oil for cooking
Yemek pişirmek için biraz yağ kullandım
nefes almak
Sahnedehava veya başka bir şeyi akciğerlere çekmek
Inhale deeply through your nose
Burnunla derin bir nefes al
fikir
Sahnedezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
fikir
bir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
yükselen
Sahnedeyukarı doğru hareket eden veya artan
The sun is rising
Güneş yükseliyor
yine de
Sahnedeher durumda
It's raining, but I'll go anyway
Yağmur yağıyor ama yine de gideceğim
neyse
konuyu değiştirmek veya bir duraksamadan sonra devam etmek için kullanılan söz
Anyway let us continue with the lesson
Neyse derse devam edelim
anayasa
Sahnedebir ülkenin temel yasaları veya ilkeleri
The country wrote a new constitution
Ülke yeni bir anayasa yazdı
bünye
bir kişinin genel sağlık ve direnç durumu
She has a strong constitution
Güçlü bir bünyesi var
yani
Sahnedesöylenenleri açıklamak veya duraksamak için kullanılır
I mean, it is a bit expensive
Yani, biraz pahalı
oy
Sahnedeseçimde verilen karar
I cast my vote
Oyumu kullandım
oy vermek
bir seçimde veya toplantıda tercihini belirtmek
I will vote tomorrow
Yarın oy vereceğim
oy
seçim veya toplantıda bir tercih yapma eylemi
She cast her vote in the election
Seçimde oyunu kullandı
çocuk bakımı
Sahnedeküçük çocukların gözetilmesi ve bakılması işi
She needs child care for her baby
Bebeği için çocuk bakımına ihtiyacı var
benzen
Sahnedekimyasal üretimde kullanılan şeffaf ve yanıcı bir sıvı
Benzene is a common solvent in chemical research
Benzen kimyasal araştırmalarda yaygın bir çözücüdür
veranda
Sahnedebir evin dışında oturmak için yapılmış taş döşeli alan
We sat on the patio
Verandada oturduk
kurmak
Sahnedebir şeyi belirli bir şekilde düzenlemek veya kurmak
He rigged a simple antenna
Basit bir anten kurdu
büyük araç
büyük bir araç veya makine
He drives a big rig
Büyük bir tır sürüyor
hileli ayarlamak
bir sonucun dürüst olmayan yollarla önceden belirlenmesi
They rigged the game
Oyuna hile karıştırdılar
kurmak
bir şeyi veya yeri bir amaç için kullanıma hazır hale getirmek
He rigged the equipment for the show
Gösteri için ekipmanı kurdu
oy kullanmak
Sahnedebir kararda veya seçimde tercihini belirtmek
I will vote in the election
Seçimde oy kullanacağım
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
duymak
bir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
yanlış duymak
bir sesi doğru olmayan bir şekilde işitmek
I think I heard you wrong
Sanırım seni yanlış duydum
sihirbazlık
Sahnedeillüzyon yapma sanatı
He knows some magic
O biraz sihirbazlık biliyor
sihirli güç
Sahnedeimkansız şeyleri yapabilme gücü
The ring has magic
Yüzüğün sihirli gücü var
büyülü
sihirle ilgili veya sihirli güçleri olan
It was a magic moment
Büyülü bir andı
büyü
gizemli güçlerle olayları kontrol etme yeteneği
Magic is not real
Büyü gerçek değildir
sürülebilir
Sahnedeüzerinde araç sürülebilen veya kullanılabilir durumda
The road is barely drivable in this weather
Bu hava koşullarında yol neredeyse sürülebilir durumda
kahve
Sahnedekavrulmuş kahve çekirdeklerinden yapılan sıcak bir içecek
I drink coffee every morning
Her sabah kahve içerim
kahve
kavrulmuş çekirdeklerden yapılan sıcak bir içecek
Do you want some coffee?
Biraz kahve ister misiniz?
ateşlemek
Sahnedebir silahı kullanarak mermi atmak
The soldier discharged his rifle
Asker tüfeğini ateşledi
yerine getirmek
bir görevi veya sorumluluğu tamamlamak
He discharged his duties well
Görevlerini iyi bir şekilde yerine getirdi
boşaltmak
bir sıvıyı veya gazı bir yerden dışarıya akıtmak
The factory discharges waste into the sea
Fabrika atıkları denize boşaltıyor
eter
Sahnedeilaç veya çözücü olarak kullanılan bir sıvı
Ether was used as an anesthetic
Eter anestezik olarak kullanılıyordu
bağlamak
bir hayvanı bir kazığa veya sabit bir nesneye bağlamak
The farmer will ether the goat
Çiftçi keçiyi bağlayacak
lanet olsun
Sahnedeöfke veya hayal kırıklığı belirten bir ifade
Damn it, I forgot my keys
Lanet olsun, anahtarlarımı unuttum
lanet olsun
hayal kırıklığı veya öfke belirtmek için kullanılan bir ünlem
Damn it I missed the bus
Lanet olsun otobüsü kaçırdım
süzülme
Sahnedepürüzsüz ve sessiz hareket etme
The eagle is gliding in the sky
Kartal gökyüzünde süzülüyor
yetişmek
Sahnedebir yere veya hedefe ulaşmak
I can make it on time
Zamanında yetişebilirim
yaptırmak
Sahnedebirine bir şeyi yapmasını sağlamak
He made me cry
Beni ağlattı
yapmak
Sahnedebir şeyi üretmek veya oluşturmak
I make dinner every day
Her gün akşam yemeği yaparım
yapmak
bir şeyi ifade etmek veya söylemek
She made a suggestion
Bir öneride bulundu
Çinli
SahnedeÇin ile ilgili olan
He is Chinese
O Çinli
Çin yemeği
Çin'e özgü yemek pişirme tarzı
I love Chinese food
Çin yemeklerini severim
Çince
Çin'de konuşulan dil
I am learning to speak Chinese
Çince konuşmayı öğreniyorum
berbat
Sahnedeçok kötü veya düşük kaliteli
This movie is shit
Bu film berbat
kandırmak
birini kandırmak veya ona yalan söylemek
Are you shitting me
Benimle dalga mı geçiyorsun
ciddiyetle
Sahnedeiçtenlikle veya ciddi bir tavırla
He spoke seriously about his future
Geleceği hakkında ciddiyetle konuştu
ciddi bir şekilde
çok ağır veya aşırı bir durumda
He was seriously injured in the accident
Kazada ciddi bir şekilde yaralandı
ciddiyetle
şaka yapmadan veya samimi bir şekilde
He is taking the situation seriously
Durumu ciddiyetle ele alıyor
ciddiyetle
şaka yapmadan veya önemli bir tavırla
He takes his studies seriously
O derslerini ciddiyetle ele alıyor
gerçekten
samimiyetle veya inanılması güç bir şekilde
Are you seriously telling me this
Bunu bana gerçekten mi söylüyorsun
polis
Sahnedesuçları önleyen görevli grup
Call the police
Polisi ara
bilgili
Sahnedeçok fazla bilgiye sahip
He is a learned professor
O bilgili bir profesördür