

Breaking Bad — Season 3 Episode 9
Kelimeler ve anlamları
738 kelime
Seviye
herhangi bir yer
Sahnedeherhangi bir yer veya herhangi bir yere
You can sit anywhere
Herhangi bir yere oturabilirsin
herhangi bir yer
her türlü konum veya yön
You can sit anywhere you want
İstediğin herhangi bir yere oturabilirsin
ürün
Sahnedesatılmak üzere üretilen şey
This is a new product
Bu yeni bir ürün
büyük
Sahnedeboyut veya derece olarak çok büyük
It was a great success
Büyük bir başarıydı
harika
Sahnedeçok iyi
You did a great job
Harika bir iş çıkardın
büyük
soy ağacında bir kuşak öncesi
He is my great-grandfather
O benim büyük büyükbabam
kabullenmek
değiştirilemeyen bir durumu kabul etmek
I can live with that
Bunu kabullenebilirim
birlikte yaşamak
biriyle aynı evde kalmak
I live with my brother
Kardeşimle birlikte yaşıyorum
değiştirmek
Sahnedebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
para üstü
ödemeden sonra geri alınan miktar
You forgot your change
Para üstünü unuttun
değiştirmek
eski bir şeyi alıp yerine yenisini koymak
I need to change my shirt
Gömleğimi değiştirmem gerekiyor
çevresel
Sahnedemerkezden uzak, kenarda veya dış kısımlarda olan
He has poor peripheral vision
Çevresel görüşü zayıf
teşekkür ederim
minnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
bir takdir ifadesi
A big thank you to all
Herkese büyük bir teşekkür
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan sözler
Thank you for your help
Yardımın için teşekkür ederim
yumruklamak
Sahnedeyumruğu sıkıp bir şeye vurmak
He fisted the table
Masayı yumrukladı
yumruk
parmakların sıkıca kapatıldığı el
He clenched his fist
Yumruğunu sıktı
pazar
Sahnedeinsanların mal veya hizmet alıp sattığı yer veya sistem
I go to the market every Sunday
Her pazar pazara giderim
pazarlamak
bir ürün veya hizmeti tanıtmak veya reklamını yapmak
They market their products online
Ürünlerini internet üzerinden pazarlıyorlar
pazar
insanların mal alıp sattığı yer
They go to the market every Sunday
Her pazar pazara giderler
pazar
insanların mal alıp sattığı yer
I went to the market to buy fresh vegetables
Taze sebze almak için pazara gittim
sinirlendirmek
birini çok kızdırmak veya huzursuz etmek
Don't rile him up before the meeting
Toplantıdan önce onu sinirlendirme
hızlı
Sahnedeyüksek hızda
He runs very fast
O çok hızlı koşar
oruç tutmak
belirli bir süre boyunca yemek yememek
He decided to fast for a day
Bir gün boyunca oruç tutmaya karar verdi
ileri
saatin gerçek zamandan daha ileride olması
My watch is five minutes fast
Saatim beş dakika ileri
derince
genellikle uyku için kullanılan derin bir şekilde
The baby is fast asleep
Bebek derin uykuda
mahkum
Sahnedebir suçtan dolayı suçlu bulunan kişi
The convict escaped from prison
Mahkum hapishaneden kaçtı
mahkum etmek
birinin suçlu olduğuna karar vermek
The jury convicted him
Jüri onu mahkum etti
detay
Sahnedeküçük bir bilgi parçası
Tell me every detail
Bana her detayı anlat
detaylandırmak
bir şey hakkında ayrıntılı bilgi vermek
Please detail the plan for me
Lütfen planı benim için detaylandır
görevli ekip
belirli bir görev için atanan küçük bir grup
A security detail guarded the building
Binayı bir güvenlik ekibi koruyordu
detaylı temizlemek
bir aracı çok dikkatli ve tamamen temizlemek
I will detail my car today
Bugün arabamı detaylı temizleyeceğim
lale
Sahnedesoğanla yetişen parlak bir bahar çiçeği
The tulips are blooming in the garden
Bahçedeki laleler açıyor
olağanüstü
Sahnedeçok yüksek bir derecede
He is extraordinarily talented
O olağanüstü yetenekli
uyarı
Sahnedeolası bir tehlike hakkında bilgilendirme
This is a final warning
Bu son bir uyarıdır
uyarı
olası bir tehlike hakkında bilgi veren ifade
He gave me a warning about the slippery floor
Kaygan zemin hakkında bana bir uyarıda bulundu
uyarı
olası bir tehlike veya sorun hakkında yapılan bildirim
The sign gave a warning about the danger
Tabela tehlike hakkında bir uyarı verdi
kitap
Sahnedeyazılı sayfaların ciltlenmiş hali
I read a book
Bir kitap okudum
rezervasyon yapmak
bir şeyi önceden ayırmak
I want to book a room
Bir oda ayırtmak istiyorum
kural kitabı
kuralların veya prosedürlerin bulunduğu resmi döküman
They followed the book exactly
Tam olarak kural kitabına uydular
görüş
bir kişinin kendine has bakış açısı veya değerlendirmesi
In my book this is a mistake
Benim görüşüme göre bu bir hata
daha kötü
Sahnededaha nahoş veya daha düşük kaliteli
The weather is getting worse
Hava daha da kötüleşiyor
daha kötü
daha düşük kaliteli veya daha ciddi olan
This cake tastes worse than the last one
Bu kekin tadı bir öncekine göre daha kötü
çikolata kaplı
bir tabaka çikolata ile kaplanmış
These strawberries are chocolate covered
Bu çilekler çikolata kaplı
saat
Sahnede60 dakikaya eşit süre
I will be there in one hour
Bir saat içinde orada olacağım
saat
bir günün yirmi dört parçasından biri
We will leave in one hour
Bir saat içinde ayrılacağız
milyon
Sahnedebin tane binlikten oluşan sayı
A million people live here
Burada bir milyon insan yaşıyor
sorun
Sahnedebaşa çıkması zor olan şey
I have a problem with my car
Arabamla ilgili bir sorunum var
problem
zorluk çıkaran bir soru veya durum
This math problem is hard
Bu matematik problemi zor
sorun değil
bir teşekkür veya özür sonrasında önemli olmadığını belirtmek için kullanılan ifade
Thanks for the help, it was no problem
Yardım için teşekkürler, hiç sorun değildi
sorun
çözülmesi gereken mesele
This is a big problem
Bu büyük bir sorun
örtmek
Sahnedebir şeyi başka bir şeyle örtmek
Cover the pot with a lid
Tencereyi bir kapakla ört
yerine bakmak
Sahnedebirinin işini geçici olarak yapmak
Can you cover for me tomorrow
Yarın benim yerime bakabilir misin
haber yapmak
bir olay hakkında haber raporlamak
The journalist will cover the event
Gazeteci olayı haber yapacak
korumak
birini tehlikelere karşı güvende tutmak
The soldier covered his comrade from the attack
Asker yoldaşını saldırıdan korudu
hemen hemen
neredeyse veya esasen
I am pretty much finished
Hemen hemen bitirdim
tezahürat yapmak
Sahnededestek veya sevinçle bağırmak
The crowd cheered for the team
Kalabalık takım için tezahürat yaptı
neşelendirmek
birini daha mutlu hissettirmek
I tried to cheer her up
Onu neşelendirmeye çalıştım
şerefe
içki içmeden önce söylenen söz
They said cheers and drank
Şerefe dediler ve içtiler
aşırı
Sahnedebir durumu vurgulamak için kullanılan çok fazla anlamında
He is filthy rich
O aşırı zengin
çok kirli
pislikle kaplı veya çok kirli
His shoes were filthy
Ayakkabıları çok kirliydi
yani
söylenenleri açıklamak veya duraksamak için kullanılır
I mean, it is a bit expensive
Yani, biraz pahalı
kapsam
Sahnedebir hizmetin veya korumanın sağladığı alan
My insurance provides good coverage
Sigortam iyi bir kapsam sağlıyor
haber kapsamı
haberlerin veya olayların raporlanması
The media coverage was extensive
Medya kapsamı genişti
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
Sahnedeiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
Sahnedebir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
yardım etmek
Sahnedebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
kendini tutmak
bir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
yönetmek
Sahnedebir şeyin sorumluluğunu üstlenmek veya kontrol etmek
He manages a large team
Büyük bir ekibi yönetiyor
başa çıkmak
Sahnedebir durumun üstesinden gelmek
She manages the stress well
Stresle iyi başa çıkıyor
kadar
Sahnedebir zamana kadar
Wait until tomorrow
Yarına kadar bekle
kadar
belirli bir zamana kadar
We stayed until noon
Öğlene kadar kaldık
kadar
bir eylem gerçekleşene dek
Do not leave until I return
Ben dönene kadar ayrılma
yer
Sahnedebelirli bir alan veya konum
This is a beautiful place
Burası güzel bir yer
gerçekleşmek
meydana gelmek veya vuku bulmak
The meeting will take place tomorrow
Toplantı yarın gerçekleşecek
yerleştirmek
bir şeyi belirli bir konuma koymak
Please place the book on the table
Lütfen kitabı masanın üzerine koyun
tanımak
birini nereden tanıdığını hatırlamak
I know his face but I can't place him
Yüzünü hatırlıyorum ama onu çıkaramıyorum
terapist
Sahnederuh sağlığı konusunda yardımcı olmak için eğitilmiş kişi
I talk to my therapist once a week
Haftada bir kez terapistimle konuşurum
fizyoterapist
Sahnedefiziksel sorunları tedavi etmek için eğitilmiş kişi
The therapist helped my back pain
Terapist sırt ağrıma yardımcı oldu
uydurmak
Sahnededoğru olmayan bir şeyi gerçek gibi söylemek
He faked the data
Verileri uydurdu
sahte
gerçek bir şeye benzeyecek şekilde yapılmış
This is a fake diamond
Bu sahte bir elmas
yapmacık
gerçek olmayan veya samimi olmayan
Her smile is fake
Gülümsemesi yapmacık
numara yapmak
gerçek olmadığı halde gerçekmiş gibi göstermek
He faked a cough
Öksürme numarası yaptı
dürüstçe
Sahnededoğru ve samimi bir şekilde
Please answer honestly
Lütfen dürüstçe cevap ver
kâbusvari
Sahnedeinsanın içini daraltan ve mantık dışı olan
Dealing with the tax office was a kafkaesque nightmare
Vergi dairesiyle uğraşmak kâbusvari bir durumdu
Kafkaesk
SahnedeFranz Kafka hikayelerindeki gibi tuhaf ve tehdit edici
The strange maze felt kafkaesque
Tuhaf labirent Kafkaesk hissettiriyordu
en azından
bir sorun olsa da olumlu bir yanını belirtmek için kullanılır
At least it is not raining
En azından yağmur yağmıyor
bari
yapılması beklenen en basit şeyi belirtmek için kullanılır
You could at least say sorry
Bari özür dileyebilirdin
en az
belirtilen miktardan daha az olmayan
I need at least ten dollars
En az on dolara ihtiyacım var
isim
Sahnedebirini veya bir şeyi çağırmak için kullanılan kelime
My name is John
Benim adım John
adlandırmak
birine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
dilemek
Sahnedegerçekleşmesi zor veya imkansız olan bir şeyi istemek
I wish I could fly
Keşke uçabilsem
dilemek
Sahnedebirine iyi bir şeylerin olmasını temenni etmek
I wish you a happy birthday
Sana mutlu bir yaş dilerim
çekici kişi
Sahnedegenellikle kadınlar için kullanılan çekici kişi
She is a real babe
O gerçekten çekici bir kadın
bebeğim
sevilen veya beğenilen kişiye hitap ederken kullanılan samimi sözcük
I love you babe
Seni seviyorum bebeğim
toy
tecrübesiz veya saf kişi
He is a babe in the woods when it comes to business
İş konusunda tam bir toy
bebek
çok küçük çocuk
She is holding the babe in her arms
Bebeği kollarında tutuyor
gerçekten
gerçek ve doğru olan
Are you for real?
Gerçekten mi?
zahmet vermek
Sahnedeendişe veya kaygıya neden olmak
I do not want to trouble you
Seni zahmete sokmak istemiyorum
sorun
bir problem veya zorluk
He is having some trouble
Bazı sorunlar yaşıyor
rahatsız etmek
birini küçük bir sorunla veya ek işle uğraştırmak
Sorry to trouble you
Sizi rahatsız ettiğim için özür dilerim
sorun
yaşanılan bir güçlük veya mesele
They had some trouble with the car
Arabayla ilgili bazı sorunlar yaşadılar
şeytanın avukatı
bir fikri sorgulamak için karşıt görüşü savunan kişi
I am playing devils advocate to challenge your argument
Argümanını sorgulamak için şeytanın avukatlığını yapıyorum
teşekkür etmek
Sahnedebirine minnettarlığını bildirmek
I want to thank you
Sana teşekkür etmek istiyorum
teşekkür
Sahnedeminnet veya şükran ifadesi
Many thanks for the help
Yardım için çok teşekkürler
sonraki
Sahnedeşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
gülerek
Sahnedegülme eşliğinde veya alaycı bir tavırla
She answered the question laughingly
Soruya gülerek cevap verdi
on
Sahnede10 sayısı
I have ten apples
On tane elmam var
insanlar
Sahnedebir grup insan, özellikle aile veya arkadaşlar
My folks are coming to visit
Ailem ziyarete geliyor
aile
aile bireyleri
I am visiting my folks this weekend
Bu hafta sonu ailemi ziyarete gidiyorum
halk
sıradan insanların geleneksel kültürüyle ilgili
She likes to listen to folk music
O halk müziği dinlemeyi sever
hemen
gecikmeden, derhal
Please come here at once
Lütfen hemen buraya gel
aynı anda
aynı zaman içerisinde gerçekleşen
They all spoke at once
Hepsi aynı anda konuştu
yaşamak
Sahnedehayatta olmak
I want to live
Yaşamak istiyorum
canlı
çalışan veya aktif olan
The show is live
Program canlı
yaşamak
belli bir hayat sürmek veya deneyimlemek
He lives a happy life
O mutlu bir hayat yaşıyor
yaşamak
bir yerde ikamet etmek
I live in Ankara
Ankara'da yaşıyorum
gitti
Sahnedebelirli bir şekilde gelişmek veya sonuçlanmak
The meeting went well
Toplantı iyi gitti
gitti
bir yerden başka bir yere gitmek
He went to the store
Mağazaya gitti
hale gelmek
bir durumdan başka bir duruma geçmek
The milk went bad
Süt bozuldu
strateji
Sahnedebir amaca ulaşmak için izlenen yöntem
We need a new strategy
Yeni bir stratejiye ihtiyacımız var
lüks
Sahnedepahalı ve şık olan
They went to a fancy restaurant
Lüks bir restorana gittiler
canı istemek
bir şeyi istemek veya beğenmek
Do you fancy a cup of tea
Bir fincan çay ister misin
hayal gücü
zihinde fikirler veya görüntüler yaratma yeteneği
It was just a flight of fancy
Bu sadece bir hayal ürünüydü
sanmak
bir şeyin kanıt olmasa bile doğru olduğunu düşünmek
I fancy that he is lying
Onun yalan söylediğini sanıyorum
fark etmek
Sahnedebir şeyin farkına varmak
I didn't realise you were here
Burada olduğunu fark etmemiştim
fark etmek
Sahnedebir şeyin farkına varmak
I realised I was late
Geç kaldığımı fark ettim
dinlenmek
Sahnedeenerji toplamak için hareket etmeyi veya çalışmayı bırakmak
I need some rest
Biraz dinlenmeye ihtiyacım var
geri kalan
Sahnedegeride kalan kısım
I will do the rest tomorrow
Geri kalanını yarın yapacağım
destek
bir şeyi tutan veya destekleyen nesne
He used a foot rest
Bir ayak desteği kullandı
zebrano
Sahnedeçizgili dokuya sahip sert bir ağaç türü
This guitar is made of zebrawood
Bu gitar zebrano ağacından yapılmış
şarap
Sahnedeüzümden yapılan alkollü içecek
I drink red wine
Kırmızı şarap içerim
ağırlamak
birinin beğenisini kazanmak için ona yemek veya içki ısmarlamak
They wined and dined the potential client
Potansiyel müşteriyi güzelce ağırladılar
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
hatırlamak
bir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
ileride
Sahnedeşu andan daha sonraki bir zamanda
I want to move to London later
İleride Londra'ya taşınmak istiyorum
daha geç
beklenen zamandan sonra gerçekleşen
He arrived later than usual
Normalden daha geç geldi
sonraki
bir zaman diliminin sonuna yakın
In his later years he wrote books
Sonraki yıllarında kitaplar yazdı
-e kadar
Sahnedebelirli bir zamana kadar
Wait till tomorrow
Yarına kadar bekle
kadar
Sahnedebelirli bir vakte dek
I will work till five
Beşe kadar çalışacağım
yazar kasa
dükkanlarda paranın saklandığı cihaz
The cashier opened the till
Kasiyer yazar kasayı açtı
dek
bir eylemin olacağı zamana kadar
Wait till she arrives
O gelene dek bekle
kaynak
Sahnedebir şeyin çıktığı veya başladığı yer veya şey
The sun is the source of energy
Güneş enerji kaynağıdır
temin etmek
bir yerden veya kişiden bir şey elde etmek
We source materials from this factory
Malzemeleri bu fabrikadan temin ediyoruz
milyoner
Sahnedebir milyon dolar veya daha fazla servete sahip olan kişi
He is a millionaire
O bir milyoner
milyoner
bir milyon doları veya sterlini olan kişi
She became a millionaire
Milyoner oldu
sevişmek
cinsel ilişkiye girmek
They knocked boots last night
Dün gece seviştiler
herhangi biri
Sahnedeherhangi bir kişi
Does anybody want cake?
Herhangi biri kek ister mi?
kimse
Sahnedebelirli olmayan bir kişi
I didn't see anybody
Kimseyi görmedim
herhangi biri
herhangi bir kişi
Is anybody here
Burada kimse var mı
ayakkabı
Sahnedeayağı koruyan örtü
I bought new shoes
Yeni ayakkabılar aldım
nal çakmak
bir hayvanın ayağına nal takmak
He shoes the horse
Atı nallıyor
yüz
Sahnede100 sayısı
I have one hundred dollars
Yüz dolarım var
tamam
yeterince iyi veya kabul edilebilir
The meal was all right
Yemek idare ederdi
peki
kesinlikle veya şüphe duymadan
All right, I will come
Peki, geleceğim
tamam
dinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
bir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
ciddiyetle
Sahnedeiçtenlikle veya ciddi bir tavırla
He spoke seriously about his future
Geleceği hakkında ciddiyetle konuştu
ciddi bir şekilde
çok ağır veya aşırı bir durumda
He was seriously injured in the accident
Kazada ciddi bir şekilde yaralandı
hileci
Sahnedeavantaj elde etmek için dürüst olmayan davranışlarda bulunan kimse
He is a known cheat
O bilinen bir hilecidir
hile yapmak
avantaj elde etmek için dürüst davranmamak
He cheated on the test
Sınavda hile yaptı
hile yapmak
avantaj sağlamak amacıyla dürüst olmayan bir şekilde davranmak
Do not cheat on the exam
Sınavda hile yapma
kurtulmak
kötü bir durumdan kaçınmak
He managed to cheat death
Ölümden kurtulmayı başardı
kasaba
Sahnedeinsanların yaşadığı, çok sayıda evin ve binanın bulunduğu yer
I live in a small town
Küçük bir kasabada yaşıyorum
çok
Sahnedeçok sayıda olan
I have many books
Çok kitabım var
güçlü
Sahnedebüyük bir güce veya kuvvete sahip olan
He is a strong man
O güçlü bir adamdır
keskin
tadı veya etkisi yoğun olan
The coffee has a strong taste
Kahvenin keskin bir tadı var
ikna edici
insanları inandırmada çok etkili olan
She made a strong argument
Güçlü bir argüman sundu
güçlü
yüksek beceri veya yeteneğe sahip olma
She is a strong candidate for the job
O iş için güçlü bir aday
yavaş pişirmek
yiyeceği düşük ısıda uzun süre pişirmek
You should slow cook the meat for six hours
Eti altı saat boyunca yavaş pişirmelisin
fırsat
Sahnedebir şeyi yapmak için uygun olan zaman veya durum
I had a chance to travel
Seyahat etme fırsatım oldu
ihtimal
Sahnedebir şeyin gerçekleşme olasılığı
There is a chance of rain
Yağmur yağma ihtimali var
risk
kötü bir şeyin olma ihtimali
There is a chance of failure
Başarısızlık riski var
çok
büyük bir miktar veya sayı
I have a lot of books
Çok kitabım var
tipik
Sahnedebir kişi veya şey için normal veya alışılagelmiş olan
It was a typical Monday morning
Tipik bir Pazartesi sabahıydı
tipik
her zamanki gibi olan veya sık görülen
It is a typical day for us
Bizim için tipik bir gün
boşver
bir şeyi artık düşünmemeye karar vermek
Forget it, it doesn't matter
Boşver, önemli değil
yetişmek
Sahnedebir yere veya hedefe ulaşmak
I can make it on time
Zamanında yetişebilirim
yaptırmak
Sahnedebirine bir şeyi yapmasını sağlamak
He made me cry
Beni ağlattı
yapmak
Sahnedebir şeyi üretmek veya oluşturmak
I make dinner every day
Her gün akşam yemeği yaparım
yapmak
bir şeyi ifade etmek veya söylemek
She made a suggestion
Bir öneride bulundu
kayınbirader veya enişte
eşin erkek kardeşi veya kız kardeşin kocası
He is my brother in law
O benim kayınbiraderim
kayınbirader
eşin erkek kardeşi
My brother in law is coming to dinner
Kayınbiraderim akşam yemeğine geliyor
enişte
kız kardeşin eşi
Her brother in law took the kids to school
Eniştesi çocukları okula götürdü