

Breaking Bad — Season 3 Episode 11
Kelimeler ve anlamları
636 kelime
Seviye
kız
Sahnededişi bir insan
She is a smart girl
O zeki bir kız
kız çocuk
genç bir dişi kişi
The girl is playing
Kız çocuk oynuyor
kız
kadınlar için kullanılan samimi ifade
I am with the girls
Kızlarla beraberim
sofrayı paylaşmak
Sahnedebiriyle yemek yemek
Let's break bread together
Haydi beraber yemek yiyelim
olmak
Sahnedemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
meydana gelmek
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesi
Something strange happened
Tuhaf bir şey oldu
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi
çok
Sahnedebüyük bir miktarda veya derecede
It is way too expensive
Bu çok fazla pahalı
imkansız
bir şeyin gerçekleşemeyeceğini belirtmek için kullanılır
No way
İmkansız
yöntem
bir şeyi yapma biçimi veya yolu
This is the best way
Bu en iyi yöntem
yol
hareket edilen hat veya güzergah
I am on my way
Yoldayım
mümkün
Sahnedeyapılabilen veya gerçekleşebilen durum
It is possible to finish the work today
İşi bugün bitirmek mümkün
aday
seçilme ihtimali olan kişi
She is a possible for the role
O bu rol için bir aday
zorlamak
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya mecbur bırakmak
The law compels them to pay
Yasalar onları ödeme yapmaya zorlar
ağız
Sahnedeyemek yemek ve konuşmak için kullanılan yüzdeki açıklık
Open your mouth
Ağzını aç
sessizce söylemek
ses çıkarmadan dudaklarını hareket ettirmek
She mouthed the words
Kelimeleri sessizce söyledi
doyurulacak ağız
beslenmesi gereken kişi
We have another mouth to feed.
Doyurmamız gereken bir ağız daha var.
koşturmak
Sahnedehızlıca veya meşgul bir şekilde bir yerlerde dolaşmak
The children are running around in the garden
Çocuklar bahçede koşturuyorlar
koşturmak
bir sürü işle uğraşmak
I have been running around all day
Bütün gün koşturdum
üretmek
Sahnedebir şeyi meydana getirmek veya oluşturmak
This machine generates electricity
Bu makine elektrik üretir
üretmek
bir şeyi ortaya çıkarmak veya oluşturmak
The power plant generates electricity
Güç santrali elektrik üretiyor
ayakta
Sahnedeişlevini sürdüren ve batmayan
They are trying to keep the business afloat
İşi ayakta tutmaya çalışıyorlar
her nerede
Sahnedeherhangi bir yerde veya durumda
You can sit wherever you like
İstediğiniz her yere oturabilirsiniz
her nereye
herhangi bir yer veya durum
You can go wherever you want
İstediğin yere gidebilirsin
fırsat bulup yapmak
Sahnedeplanlanan bir şeyi sonunda yapmaya vakit bulmak
I will get around to it tomorrow
Yarın onu yapmaya fırsat bulacağım
fırsat bulmak
ertelediği bir şeyi sonunda yapmak için zaman bulmak
I finally got around to cleaning my room
Sonunda odamı temizlemeye fırsat buldum
vakit ayırmak
bir işi yapmak için zaman bulmak
I finally got around to fixing the door
Sonunda kapıyı tamir etmeye vakit ayırabildim
bağlanmak
Sahnedebir amaca veya sözüne sadık kalmak
I cannot commit to this project
Bu projeye bağlanamam
işlemek
bir suç gerçekleştirmek
He committed a serious crime
Ciddi bir suç işledi
intihar etmek
kendi yaşamına kasten son vermek
He decided to commit suicide
İntihar etmeye karar verdi
kaydetmek
bir kamera ile hareketli görüntüleri yakalamak
They committed the event to film
Olayı filme kaydettiler
sözleşme
Sahnederesmi yazılı anlaşma
She signed the contract
Sözleşmeyi imzaladı
yakalanmak
bir hastalığa yakalanmak
He contracted a virus
Bir virüse yakalandı
büzülmek
bir maddenin hacminin küçülmesi
Metals contract when they cool down
Metaller soğuyunca büzülür
güç
Sahnedebir şeyi yapabilme kapasitesi
He has the power to win
Kazanma gücü var
elektrik
ışık ve ısı sağlayan elektriksel kuvvet
The power went out
Elektrikler kesildi
nüfuz
başkalarını kontrol etme veya etkileme yeteneği
He has a lot of power
Onun çok nüfuzu var
güçle ilerlemek
büyük bir kuvvetle veya enerjiyle hareket etmek
The boat powered through the water
Tekne suyun içinde güçle ilerledi
sirk
Sahnedeperformansçılar, hayvanlar ve palyaçoların olduğu bir gösteri
We went to the circus
Sirke gittik
vücut
Sahnedebir canlının fiziksel yapısı
Exercise is good for your body
Egzersiz vücuduna iyi gelir
kurul
bir organizasyonun parçası olan grup
The governing body meets today
Yönetim kurulu bugün toplanıyor
nesne
fiziksel bir varlık
This metal body reflects light
Bu metal nesne ışığı yansıtır
kişi
bir insan
There was a body on the floor
Yerde yatan bir kişi vardı
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Yeah I agree with you
Evet sana katılıyorum
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
asmak
Sahnedebir şeyi düşmemesi için yüksek bir yere tutturmak
I will hang the painting on the wall
Tabloyu duvara asacağım
takılmak
birileriyle boş vakit geçirmek
I like to hang with my friends
Arkadaşlarımla takılmayı seviyorum
kavrayış
bir işin nasıl yapılacağını anlama becerisi
I finally got the hang of this game
Sonunda bu oyunun inceliğini kavradım
asarak öldürmek
birinin boynuna ip geçirerek yaşamına son vermek
The killer hanged his victim
Katil kurbanını asarak öldürdü
ortada bırakmak
birini zor bir durumda yardımsız bırakmak
They hung me out to dry
Beni ortada bıraktılar
asmak
bir şeyi yüksek bir yere sabitlemek
Hang the coat on the hook
Montu kancaya as
asılı durmak
görülebilmesi için bir yüzeye tutturulmuş olmak
The painting hangs on the wall
Tablo duvarda asılı duruyor
takılmak
boş zamanı rahat bir şekilde geçirmek
Let us hang out tonight
Bu gece takılalım
asmak
boynuna ip geçirip kendini aşağı bırakarak yaşamına son vermek
He tried to hang himself
Kendini asmaya çalıştı
seçim
Sahnedebir şeyi seçme eylemi veya seçilen şey
It was a difficult choice
Zor bir seçimdi
seçkin
çok iyi kalitede olan
We were served choice wine
Bize seçkin bir şarap ikram edildi
seçim
birinin en çok tercih ettiği şey
This blue dress is my choice
Bu mavi elbise benim seçimim
farklı
Sahnedeaynı olmayan
We are different
Biz farklıyız
farklı
aynı olmayan veya benzerlik göstermeyen
These two books are different
Bu iki kitap birbirinden farklı
sigara
Sahnedetütün içmek için kullanılan ince kağıt rulo
He smokes a cigarette every morning
Her sabah bir sigara içer
gerçekten
Sahnedebir ifadeyi vurgulamak için kullanılır
It is very cold indeed
Gerçekten çok soğuk
kaş
Sahnedegözün üzerindeki kıl şeridi
Her eyebrows are thick
Onun kaşları kalın
kaş
gözün üzerinde bulunan kıl çizgisi
She raised her eyebrow in surprise
Şaşkınlıkla kaşını kaldırdı
boyamak
Sahnedebir yüzeyi boya ile renklendirmek
I will paint the wall
Duvarı boyayacağım
resim yapmak
Sahnedeboya kullanarak resim oluşturmak
She likes to paint
O resim yapmayı sever
boya
yüzeyleri renklendirmek için kullanılan sıvı madde
The paint is blue
Boya mavi
resmetmek
bir durumu veya kişiyi kelimelerle betimlemek
The report paints a sad picture of the situation
Rapor durumu üzücü bir şekilde resmediyor
feci şekilde
Sahnedebüyük derecede
It is damned hot today
Bugün hava feci sıcak
lanetlenmiş
birinin cezayı hak ettiğini söylemek
He was damned for his sins
Günahları yüzünden lanetlendi
lanetliler
cezalandırılmayı hak ettiği düşünülen insanlar
The story describes the fate of the damned
Hikaye lanetlilerin kaderini anlatıyor
bir kez
Sahnedetek bir sefer
I visited Paris once
Paris'i bir kez ziyaret ettim
bir zamanlar
Sahnedegeçmişte bir zamanda
I once lived here
Bir zamanlar burada yaşadım
olduğunda
olduğu zaman veya olur olmaz
Once you finish, we can go
Bitirdiğinde gidebiliriz
derhal
hemen hiç gecikmeden
Do it at once
Bunu derhal yap
sadece
Sahnedetek bir şeyin yeterli olduğunu vurgulamak için kullanılır
The cost alone is high
Sadece maliyeti bile yüksek
yalnız
yanında başka kimse olmayan
She is alone
O yalnız
tek başına
rahatsız edilmeden
Please leave me alone
Lütfen beni yalnız bırak
yalnız
başka kimse olmadan
He walked home alone
Eve yalnız yürüdü
beyin
Sahnededüşünce ve duyguları kontrol eden, kafanın içindeki yumuşak organ
The brain controls the body
Beyin vücudu kontrol eder
zeka
düşünme ve öğrenme yeteneği
He has a great brain
Onun harika bir zekası var
muayene
bir sağlık durumunu kontrol etme işlemi
The doctor performed a medical examination
Doktor bir muayene yaptı
kafasına vurmak
birinin kafasına çok sert şekilde vurmak
He threatened to brain his enemy with a club
Düşmanının kafasına sopayla vurmakla tehdit etti
tekrar tekrar
Sahnedebirçok kez, defalarca
I read the book over and over again
Kitabı tekrar tekrar okudum
neredeyse
Sahnedetam olarak değil ama çok yakın
I almost missed the bus
Neredeyse otobüsü kaçırıyordum
başka bir
Sahnedebir tane daha veya farklı bir tane
I want another cup of coffee
Bir fincan daha kahve istiyorum
başarıyla
Sahnedeistenen sonucun elde edildiği şekilde
He completed the project successfully
Projeyi başarıyla tamamladı
ruh hali
Sahnedebelirli bir zamandaki ruhsal durum
She is in a bad mood today
Bugün ruh hali kötü
havasında
bir şeyi yapma veya ona sahip olma isteği
I am in the mood for pizza
Pizza yeme havasındayım
ruh hali
bir kişinin belirli bir andaki hissetme durumu
She is in a good mood today
Bugün iyi bir ruh halinde
kağıt
Sahnedeyazı yazmak veya baskı yapmak için kullanılan ince tabaka
I need a piece of paper
Bir parça kağıda ihtiyacım var
kağıtla kaplamak
bir yüzeyi duvar kağıdı gibi bir maddeyle örtmek
They decided to paper the bedroom
Yatak odasını kağıtla kaplamaya karar verdiler
makale
okul veya yayın için hazırlanan yazılı çalışma
She wrote a paper about history
Tarih hakkında bir makale yazdı
şüphe
Sahnedebir şeyin özellikle de kötü bir durumun doğru olduğu hissi
I have a suspicion that he is lying
Onun yalan söylediğine dair bir şüphem var
şüphe
birinin yanlış bir şey yapmış olabileceğine dair duyulan his
He was arrested on suspicion of theft
Hırsızlık şüphesiyle tutuklandı
kaput
Sahnedebir arabanın motorunu örten metal kapak
Open the car hood
Araba kaputunu aç
kapüşon
bir giysinin başı örten kısmı
Pull up your hood
Kapüşonunu çek
mahalle
insanların yaşadığı yerel bir bölge
He grew up in a rough hood
Sert bir mahallede büyüdü
durum soneki
bir ismin durumunu veya halini belirten sonek
Childhood describes the state of being a child
Childhood kelimesi çocuk olma durumunu tanımlar
muhakeme
Sahnedeiyi kararlar verme veya mantıklı görüşler oluşturma yeteneği
He showed good judgement in difficult situations
Zor durumlarda iyi muhakeme gösterdi
benzemek
Sahnededış görünüş olarak birine veya bir şeye benzer olmak
You look like your father
Babana benziyorsun
gibi görünmek
bir durumun öyle olduğu izlenimini vermek
It looks like it will rain
Yağmur yağacak gibi görünüyor
benzemek
bir şeye benzer bir dış görünüşe sahip olmak
You look like your father
Babana benziyorsun
benzemek
dış görünüşü birine veya bir şeye benzemek
You look like your brother
Erkek kardeşine benziyorsun
amalgam
Sahnedefarklı şeylerin karışımı veya cıvanın bir metalle birleşimi
The sculpture is an amalgam of stone and metal
Heykel taş ve metalin bir karışımıdır
motorla ilgili
Sahnedemotorun çalışmasıyla bağlantılı
The machine has a motory mechanism
Makinenin motorla ilgili bir mekanizması var
yönetmek
Sahnedebir şeyin sorumluluğunu üstlenmek veya kontrol etmek
He manages a large team
Büyük bir ekibi yönetiyor
başarmak
Sahnedezor bir şeyi yapmayı becermek
I managed to fix the car
Arabayı tamir etmeyi başardım
yatak
Sahnedeuyumak için kullanılan mobilya
I go to bed
Yatağa gidiyorum
yol
Sahnedearaçlar için yapılmış uzun ve sert zemin
The road is long
Yol uzun
yol
araçların ve insanların seyahat ettiği döşeli geçit
The road is very long
Yol çok uzun
yol
ilerideki bir zaman veya durum
We have a long road ahead of us
Önümüzde uzun bir yol var
seçenek
Sahnedeseçilebilecek şey
You have two options
İki seçeneğiniz var
seçenek
birkaç olasılık arasından tercih yapma imkanı
You have the option to leave early
Erken ayrılma seçeneğin var
yaşamak
Sahnedehayatta olmak
I want to live
Yaşamak istiyorum
deneyimlemek
bir olayı tecrübe etmek
I want to live new adventures
Yeni maceralar deneyimlemek istiyorum
canlı
anında yayınlanan
The show is live now
Program şu anda canlı
oturmak
bir yerde ikamet etmek
We live in a big city
Biz büyük bir şehirde oturuyoruz
canlı
hayatı olan
The fish is still live
Balık hala canlı
yaşamak
bir yerde ev sahibi olmak
We live in a big house
Biz büyük bir evde yaşıyoruz
ebedi yaşamak
her zaman var olmak
Heroes live forever
Kahramanlar sonsuza dek yaşar
canlı
anlık gerçekleşen
This is a live broadcast
Bu canlı bir yayın
oturmak
bir yerde ev sahibi olmak
They live in the center
Onlar merkezde oturuyor
ikamet etmek
bir yerde ev sahibi olmak
Where do you live
Nerede ikamet ediyorsun
hayat sürmek
canlı varlık olmak
I just want to live
Sadece hayat sürmek istiyorum
yerleşik olmak
bir yerde ev sahibi olmak
We live in this city
Bu şehirde yerleşik durumdayız
barınmak
bir yerde ev sahibi olmak
Many animals live here
Birçok hayvan burada barınır
hayatta olmak
canlılık durumu
You have to live
Hayatta kalmalısın
yayın
internet üzerinden paylaşılan ses veya görüntü
The news is live on the internet
Haberler internette canlı yayınlanıyor
yaşamak
bir kişinin veya şeyin var olma biçimi
Fish live in water
Balıklar suda yaşar
özgür
kısıtlama olmadan dilediğini yapabilme durumu
You can live however you want
İstediğin gibi yaşayabilirsin
canlı
gösterildiği anda gerçekleşen
The match is on live TV
Maç canlı televizyonda
çocukluk
Sahnedeçocuk olduğu zamanlar
I had a happy childhood
Mutlu bir çocukluğum vardı
biyoloji
Sahnedecanlıların incelendiği bilim dalı
I love biology class
Biyoloji dersini seviyorum
miktar
Sahnedebir şeyin miktarı veya düzeyi
The volume of traffic is high
Trafik miktarı yüksek
ses seviyesi
bir cihazdan gelen sesin yüksekliği
Please turn down the volume
Lütfen ses seviyesini kıs
cilt
bir set içindeki tek bir kitap
This is the first volume
Bu ilk cilt
öldürmek
Sahnedebir canlının yaşamına son vermek
The hunter killed the deer
Avcı geyiği öldürdü
kırıp geçirmek
bir gösteride çok komik veya popüler olmak
The comedian killed the audience
Komedyen seyirciyi kırıp geçirdi
durdurmak
bir süreci veya çalışmayı sona erdirmek
The company killed the project
Şirket projeyi durdurdu
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am killing for a slice of pizza
Bir dilim pizzayı çok istiyorum
geri
Sahnedeönceki yere veya konuma dönmek
Please come back
Lütfen geri gel
sırt
insan vücudunun arka kısmı
My back hurts
Sırtım ağrıyor
desteklemek
birini veya bir şeyi desteklemek
I will back you up
Seni destekleyeceğim
geri dönmek
birinin mesajına yanıt vermek
I will write back soon
Yakında geri döneceğim
ay
Sahnedeyılın on iki bölümünden biri
February is the second month of the year
Şubat yılın ikinci ayıdır
aylık
bir ay süren veya kapsayan
It was a six-month project
Bu altı aylık bir projeydi
ay
otuz gün civarındaki zaman dilimi
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
ay
yılın on iki bölümünden her biri
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
eşlik etmek
Sahnedebir yere giderken birine eşlik etmek
I will walk you to the station
Seni istasyona kadar yürüyerek götüreceğim
yürümek
Sahnedebir ayağını diğerinin önüne koyarak ilerlemek
She likes to walk in the park
O parkta yürümeyi sever
yürüyüş yolu
insanların üzerinde yürümesi için yapılmış yol
The park has a nice walk for visitors
Parkta ziyaretçiler için güzel bir yürüyüş yolu var
adım adım anlatmak
bir süreci aşama aşama tarif etmek
Let me walk you through the process
Süreci sana adım adım anlatayım
acı
Sahnedeyaralanma veya hastalık sonucu oluşan kötü his
He felt a sharp pain
Keskin bir acı hissetti
baş belası
sinir bozucu kimse veya bir şey
Stop being a pain
Baş belası olmayı bırak
ızdırap
fiziksel veya duygusal hoş olmayan his
Love can cause pain
Aşk acı verebilir
ekmek
un ve sudan yapılan pişmiş yiyecek
This pain is fresh
Bu ekmek taze
coşkulu
Sahnedeçok enerjik ve eğlenceli
They had a rollicking time at the party
Partide çok coşkulu zaman geçirdiler
yatak odası
Sahnedeuyumak için kullanılan oda
My bedroom is small
Yatak odam küçük
karşılamak
Sahnedevaran birini selamlamak
They welcomed the guests
Misafirleri karşıladılar
hoş karşılanan
memnuniyetle karşılanan veya istenen
You are welcome here
Burada isteniyorsunuz
serbest
bir şeyi yapmasına izin verilen
Questions are welcome
Sorular serbesttir
başlamak
Sahnedebir şeye veya bir sürece başlamak
I started out as a writer
Yazarlıkla başladım
birisi
Sahnedebilinmeyen veya belirtilmemiş bir kişi
Somebody is at the door
Kapıda biri var
biri
bilinmeyen bir kişi
I need somebody to help me
Bana yardım edecek birine ihtiyacım var
önemli biri
önemli veya yüksek statüye sahip kimse
She acts like she is really somebody
Gerçekten önemli biriymiş gibi davranıyor
şeyler
Sahnedegenel olarak nesneler veya eşyalar
I have too much stuff
Çok fazla şeyim var
eşyalar
kişisel eşyalar veya sahip olunanlar
Put your stuff in the car
Eşyalarını arabaya koy
doldurmak
bir şeyi bir yere sıkıca yerleştirmek
She stuffed the bag
Çantayı doldurdu
tıkıştırmak
bir şeyi bir kaba veya boşluğa sıkıca yerleştirmek
I stuffed my clothes into the suitcase
Kıyafetlerimi bavula tıkıştırdım
rahat
Sahnedeendişesiz ve huzurlu hissetmek
I feel comfortable here
Burada rahat hissediyorum
konforlu
rahatlık veren ve ağrı hissettirmeyen
This bed is very comfortable
Bu yatak çok konforlu
harika
Sahnedeçok iyi
You did a great job
Harika bir iş çıkardın
büyük
boyut veya derece olarak çok büyük
It was a great success
Büyük bir başarıydı
büyük
soy ağacında bir kuşak öncesi
He is my great-grandfather
O benim büyük büyükbabam
kumar
Sahnedepara kazanmak için şans oyunları oynamak
Gambling can be very addictive
Kumar çok bağımlılık yapıcı olabilir
hoşça kal
Sahnedeayrılırken kullanılan bir kelime
Bye, see you tomorrow
Hoşça kal, yarın görüşürüz
bay bay
veda etmenin kısa ve gayriresmi yolu
Bye, mom
Bay bay anne
kolay
Sahnedeyapılması veya anlaşılması zor olmayan
This math test was easy
Bu matematik sınavı kolaydı
yumuşak
sert veya katı olmayan
Be easy with her
Ona karşı yumuşak ol
elbette
bir isteği kabul ederken veya onaylarken kullanılan ifade
Can you do this? Easy
Bunu yapabilir misin? Elbette
rahat
endişeli olmayan ve sakin
She has an easy personality
O rahat bir kişiliğe sahip
teselli etmek
Sahnedebirini daha az üzgün veya endişeli hissettirmek
I tried to comfort my friend
Arkadaşımı teselli etmeye çalıştım
teselli
kişinin endişesinin veya üzüntüsünün azalması durumu
His words gave me comfort
Sözleri bana teselli verdi
rahatlık
fiziksel gevşeme veya huzur durumu
I love the comfort of my bed
Yatağımın rahatlığını seviyorum
çarpışan bot
Sahnedeeğlence parklarında başkalarına çarpmak için kullanılan küçük tekne
We rode bumper boats at the park
Parkta çarpışan botlara bindik
giymek veya takmak
Sahnedevücudunda bir şey bulundurmak
I wear a watch
Saat takıyorum
aşınmak
zamanla kalınlığın veya yoğunluğun azalması
The carpet began to wear
Halı aşınmaya başladı
taşımak
yüzünde veya davranışında bir duygu veya özellik sergilemek
She wears a happy expression
Yüzünde mutlu bir ifade taşıyor
yormak
birini aşırı derecede yormak
The hard work began to wear him
Zor iş onu yormaya başladı
giysi
vücudu örtmek için kullanılan eşyalar
This shop sells sports wear
Bu mağaza spor giysileri satıyor
giymek
üzerinde kıyafet bulunması
I wear a coat in winter
Kışın palto giyerim
giymek
vücudun kıyafetle kaplı olması
She wears a beautiful dress
O güzel bir elbise giyiyor
giymek
üzerinde bir giysi bulundurmak
He wears a blue shirt
O mavi bir gömlek giyiyor
takmak
vücudunda aksesuar veya benzeri bir şey taşımak
You should wear a mask
Bir maske takmalısın
giymek
bir kıyafeti üzerine geçirmek
Wear your jacket before leaving
Çıkmadan önce ceketini giy
giymek
vücuduna kıyafet geçirmek
She wears her new shoes
O yeni ayakkabılarını giyiyor
işaret
Sahnedebilgi veren bir işaret veya ses
The red light is a signal to stop
Kırmızı ışık durmak için bir işarettir
sinyal
radyo veya elektrik aracılığıyla gönderilen mesaj
I cannot get a signal here
Burada sinyal alamıyorum
sinyal
birine gönderilen mesaj veya işaret
He sent a signal for help
Yardım için bir sinyal gönderdi
işaret etmek
birine mesaj veya belirti göndermek
She signaled me to come here
Bana buraya gelmem için işaret etti
başlangıçta
Sahnedebaşlangıçta
At first, I didn't like it
Başlangıçta onu sevmedim
gres yağı
Sahnedesürtünmeyi azaltmak için kullanılan koyu kıvamlı madde
Apply grease to the metal chain
Zincire gres yağı sürün
yağlamak
bir yüzeye yağ sürmek
Grease the pan before baking
Pişirmeden önce tavayı yağla
grease filmi
lise aşkı hakkında çekilmiş ünlü bir müzikal film
They watched the movie Grease together
Birlikte Grease filmini izlediler
rüşvet vermek
birinden bir iyilik görmek için para veya hediye vermek
He greased the official to get a favor
İyilik almak için yetkiliye rüşvet verdi
devam et
Sahnedebir şeye başlamak veya devam etmek
Please go ahead
Lütfen devam et
onay
bir işe başlamak için verilen resmi izin
We got the go ahead to start
Başlamak için onay aldık
kontrol etmek
SahnedeDoğru veya kabul edilebilir olup olmadığını görmek için bakmak
Please check out the report
Lütfen raporu kontrol et
süzmek
Birine romantik veya hayranlık dolu bir ilgiyle bakmak
He was checking her out
Onu süzüyordu
ödünç almak
bir kütüphaneden belirli bir süreliğine bir şey almak
I need to check out this book from the library
Bu kitabı kütüphaneden ödünç almam gerekiyor
çıkış yapmak
otelden ayrılma veya mağazada ödeme yapma işlemi
We need to check out by noon
Öğlene kadar çıkış yapmamız gerekiyor
çıkış
bir otelden ayrılma veya kasada ödeme yapma işlemi
Please complete your hotel check-out before noon
Lütfen otelden çıkış işlemlerinizi öğleden önce tamamlayın
kontrol etmek
bir şeyin doğru olup olmadığını incelemek
I will check out the facts
Gerçekleri kontrol edeceğim
uğramak
Sahnedekısa süreliğine birini ziyaret etmek
I will stop by later
Daha sonra uğrayacağım
uğramak
bir kişi veya yeri kısa süreliğine ziyaret etmek
I will stop by your office later
Daha sonra ofisine uğrayacağım
alıntı yapmak
Sahnedebirinin sözlerini aktarmak
He likes to quote famous authors
Ünlü yazarlardan alıntı yapmayı sever
aynen aktarmak
birinin söylediği kelimeleri olduğu gibi tekrarlamak
Can you quote the text exactly
Metni aynen aktarabilir misin
fiyat teklifi
bir şeyin ne kadara mal olacağının belirtilmesi
He asked for a quote for the repairs
Tamirat için bir fiyat teklifi istedi
alıntı
bir metinden veya konuşmadan alınan kısa parça
She included a famous quote in her essay
Makalesine ünlü bir alıntı ekledi
numara
Sahnedesihirli veya şaşırtıcı görünen ustaca eylem
He showed us a card trick
Bize bir kart numarası gösterdi
hile
birini aldatmak için yapılan eylem
He used a trick to win the game
Oyunu kazanmak için bir hile kullandı
sorunlu
düzgün çalışmayan veya sürekli bozukluk gösteren
She has a trick knee
Dizinde sürekli sorun var
püf noktası
bir şeyi yapmanın etkili ve özel yolu
I learned the trick of baking a cake
Pasta yapmanın püf noktasını öğrendim
hikaye
Sahnedeolayların anlatımı
I read a long story
Uzun bir hikaye okudum
kat
bir binanın seviyesi veya katı
The house has two stories
Evin iki katı var
durum
belirli bir durum veya olaylar dizisi
That is a different story
Bu farklı bir durum
unutmak
Sahnedebir şeyi hatırlayamamak
I often forget my keys
Anahtarlarımı sık sık unuturum
hatırlamak
bir şeyi tekrar akla getirmek
I remember this song
Bu şarkıyı hatırlıyorum
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I often forget where I put my keys
Anahtarlarımı nereye koyduğumu sık sık unuturum
boşvermek
bir şeyi düşünmeyi veya ona önem vermeyi bırakmak
Just forget the argument
Tartışmayı boşver
hazırlamak
Sahnedekendini veya bir şeyi hazır hale getirmek
I need to prepare for the exam
Sınava hazırlanmam gerekiyor
mesaj
birine gönderilen bilgi
Please send me a message
Lütfen bana bir mesaj gönder
hazırlamak
başlangıçta gerçekleşen
I prepared the list
Listeyi hazırladım
sigara içmek
Sahnedeyanan bir şeyin dumanını solumak
He does not smoke
O sigara içmez
duman
yanan maddelerin oluşturduğu görünür gaz
There is a lot of smoke
Çok fazla duman var
tütsülemek
et veya balığı dumanla korumak
They smoke the fish
Balıkları tütsülüyorlar
çok çekici
çok çekici veya güzel görünen kimse (argo)
She is a total smoke
O çok çekici biri
sigara içmek
tütün ürünlerinin dumanını soluyup geri vermek
She decided to smoke a cigarette
Bir sigara içmeye karar verdi
dumanla çıkarmak
duman kullanarak bir şeyi olduğu yerden kovmak
They smoked the fox out of the hole
Tilkiyi dumanla delikten çıkardılar
duman
yanan bir maddeden yayılan gri veya siyah gaz
There is a lot of smoke in the room
Odada çok duman var
dumanı içine çekmek
yanan tütünden çıkan dumanı solumak
It is unhealthy to smoke deeply
Dumanı derinden içine çekmek sağlıksızdır
öldürmek
birinin canına kıymak argo
The gangster planned to smoke his rival
Gangster rakibini öldürmeyi planladı
sigara kullanımı
tütün dumanını içine çekme eylemi
Excessive smoke can cause many diseases
Aşırı sigara kullanımı birçok hastalığa yol açabilir
tütün kullanmak
sigara veya benzeri ürünleri tüketmek
He stopped to smoke for a few minutes
Birkaç dakikalığına tütün kullanmak için durdu