

Breaking Bad — 4. Sezon Bölüm 4
Kelimeler ve anlamları
681 kelime
Seviye
hiç kimse
Sahnedehiçbir kişi
No one is home
Evde kimse yok
hiç kimse
hiçbir kişi
No one knows the answer
Cevabı hiç kimse bilmiyor
hiç kimse
tek bir kişi bile değil
No one is at home
Evde hiç kimse yok
yemin ederim
Sahnedeçok ciddi bir söz vermek
I will not tell anyone, cross my heart
Kimseye söylemeyeceğim, yemin ederim
ancak
Sahnedebir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
tek
Sahnedeeşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
yalnızca
belirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
sadece
daha fazlası olmayan
I have only two dollars
Sadece iki dolarım var
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
Sahnedefikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
yanlış yolda olmak
Sahnedebir konuda hatalı bir fikre sahip olmak
You are barking up the wrong tree if you think so
Öyle düşünüyorsan yanlış yoldasın
yanlış iz sürmek
bir sorunu çözmek için hatalı bir fikre sahip olmak
You are barking up the wrong tree by blaming him
Onu suçlayarak yanlış iz sürüyorsun
çöp
Sahnededüşük değerli veya kalitesiz şeyler
This movie is total crap
Bu film tamamen çöp
kaka
vücudun attığı katı atık
The dog left some crap on the carpet
Köpek halıya kaka yaptı
umursama
bir şeye gösterilen ilgi veya kaygı
I do not give a crap
Umurumda değil
kötülemek
birisi veya bir şey hakkında çok olumsuz konuşmak
Do not crap on my work
Çalışmamı kötüleme
kristal met
Sahnedeyasadışı ve çok güçlü bir uyarıcı madde
Crystal meth is a highly addictive drug
Kristal met oldukça bağımlılık yapıcı bir uyuşturucudur
uğraşmak
Sahnedebir şey için zaman ve çaba harcamak
She is working on her painting
O resim üzerinde uğraşıyor
etkilemek
birinin üzerinde etkili olmak
The medicine is starting to work on him
İlaç onun üzerinde etkisini göstermeye başladı
bir görevde bulunmak
bir işte çalışmak
She works on the council
O konseyde çalışıyor
üzerinde durmak
bir sorunu çözmeye veya halletmeye çalışmak
I need to work on this problem
Bu problem üzerinde durmam gerekiyor
çalışmak
bir işi ücret karşılığı veya görev olarak yapmak
I work on a big project
Büyük bir projede çalışıyorum
uğraşmak
bir görevi yaparken meşgul olmak
I am working on my homework
Ödevimle uğraşıyorum
emek vermek
bir işi yapmak için zaman ve çaba harcamak
She works on her painting daily
O her gün resmine emek veriyor
çözmeye çalışmak
bir problem üzerine düşünmeye başlamak
We are working on the problem
Problem üzerinde çalışıyoruz
geliştirmek
bir şeyi daha iyi hale getirmeye çalışmak
He works on his English skills
İngilizce becerilerini geliştiriyor
uğraş göstermek
bir şeyi yapmaya veya çözmeye çabalamak
They work on a new strategy
Yeni bir strateji üzerinde uğraş gösteriyorlar
meşgul olmak
bir görev veya faaliyetle vakit geçirmek
She is working on her report
Raporuyla meşgul oluyor
dahil olmak
bir faaliyetle ilgilenmek
He works on a charity project
Bir yardım projesine dahil oluyor
tamir etmek
bir şeyi onarmaya veya iyileştirmeye çalışmak
They work on the broken car
Bozulan arabayı tamir etmeye çalışıyorlar
odaklanmak
bir işe zaman ve çaba ayırmak
I work on my writing tasks
Yazma görevlerime odaklanıyorum
ele almak
bir şeyi yapmaya veya halletmeye çalışmak
We work on the difficult issue
Zor konuyu ele alıyoruz
iyileştirmek
bir şeyi daha iyi bir duruma getirmek
He works on his performance
Performansını iyileştirmeye çalışıyor
onarmak
bir şeyi düzeltmek veya geliştirmek için çabalamak
I work on the leaky pipe
Sızdıran boruyu onarmaya çalışıyorum
çabalamak
bir şeyi yapmak veya geliştirmek için gayret etmek
She works on her fitness
Formunu korumaya çabalıyor
güzelleştirmek
bir şeyi daha iyi hale getirmek için uğraşmak
They work on their garden
Bahçelerini güzelleştirmek için uğraşıyorlar
çözüm aramak
bir soruna yanıt bulmaya çalışmak
We work on the puzzle
Yapboza çözüm arıyoruz
uğraşmak
bir şeyi geliştirmek için çaba harcayarak vakit geçirmek
I am working on my English skills
İngilizce becerilerim üzerinde uğraşıyorum
durumda olmak
Sahnedebelirli bir konumda veya durumda bulunmak
How do things stand now
Şu an durumlar nasıl
tahammül etmek
hoş olmayan bir durumu kabul edebilmek
I can stand the noise
Gürültüye tahammül edebiliyorum
dik durmak
vücudun dik olacak şekilde ayaklarının üzerinde bulunmak
She stood straight to show respect
Saygı göstermek için dik durdu
destek
bir şeyi tutmak için kullanılan yapı
The camera is on a stand
Kamera bir desteğin üzerinde
son
Sahnedebir şeyin son kısmı
This is the end of the road
Bu yolun sonu
bitmek
sona ermek veya durmak
The movie ends now
Film şimdi bitiyor
uç
bir şeyin en uzak noktası
He stood at the end of the road
Yolun ucunda duruyordu
taraf
bir durumun belirli bir kişiye ait olan kısmı
Everything is fine on my end
Benim tarafımda her şey yolunda
riskli bir durumda
Sahnederiskli veya tehlikeli bir durumda olmak
You are on thin ice
Riskli bir durumdasın
risk altında
hata yapıldığında sorun yaratabilecek tehlikeli bir durum
He is on thin ice with his boss
Patronuyla arası şu an çok hassas
kesin
Sahnedetamamen doğru veya hatasız
What is the exact time?
Tam saat kaç?
zorla almak
birinden bir şeyi baskı ile istemek
He exacted a promise from her
Ondan zorla bir söz aldı
salata barı
Sahnedekendi tabağınızı hazırladığınız tezgah
She went to the salad bar for lunch
Öğle yemeği için salata barına gitti
salata büfesi
çeşitli salataların servis edildiği yer
We ate at the salad bar
Salata büfesinde yemek yedik
salata barı
kendinize farklı salata çeşitlerinden servis yapabileceğiniz yer
We ate lunch at the salad bar
Öğle yemeğini salata barında yedik
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
mahkemede suçlu olup olmadığına karar vermek için delilleri incelemek
They will try the suspect in court
Şüpheliyi mahkemede yargılayacaklar
kompostlamak
Sahnedebitki atıklarını gübreye dönüştürmek
I want to compost these vegetable peels
Bu sebze kabuklarını kompostlamak istiyorum
kompost
toprağı zenginleştirmek için kullanılan çürümüş bitki karışımı
We add compost to the garden
Bahçeye kompost ekliyoruz
gibi gelmek
Sahnedebir şeyin öyle olduğu izlenimini vermek
That sounds like a good idea
Bu kulağa iyi bir fikir gibi geliyor
gibi gelmek
bir şeyin benzeri gibi görünmek
That sounds like a great plan
Bu harika bir plan gibi geliyor
sesini andırmak
bir şeyle benzer ses çıkarmak
The wind sounds like a whistle
Rüzgar bir ıslık sesini andırıyor
sesi benzemek
başka birinin sesine benzer sese sahip olmak
You sound like your mother
Sesin annene benziyor
işaretle geçirmek
Sahnededurdurmadan geçiş izni vermek
The officer waved the car through
Görevli arabanın geçmesi için işaret etti
dahil etmek
Sahnedebir şeye katılmasını sağlamak
We want to involve everyone in the project
Herkesi projeye dahil etmek istiyoruz
kapsamak
bir parçası veya özelliği olarak bulundurmak
The job involves a lot of travel
İş çok fazla seyahat gerektiriyor
ilişki yaşamak
romantik bir ilişki içinde olmak
They are romantically involved
Romantik bir ilişki yaşıyorlar
yol göstermek
Sahnedeyolu göstermek veya yönetmek
She will lead the group
Gruba o yol gösterecek
kurşun
ağır ve yumuşak bir metal
Lead is a heavy metal
Kurşun ağır bir metaldir
ipucu
bir problemi veya gizemi çözmeye yardımcı olan bilgi parçası
The police followed a new lead in the case
Polis vakada yeni bir ipucunu takip etti
başrol
bir film veya tiyatro oyunundaki ana karakter
She played the lead in the movie
Filmde başrolü o oynadı
hemen hemen
Sahnedeneredeyse veya esasen
I am pretty much finished
Hemen hemen bitirdim
neredeyse
neredeyse tamamen
I have pretty much finished the work
İşi neredeyse bitirdim
kılıf
Sahnedekoruyucu dış katman
The computer has a metal casing
Bilgisayarın metal bir kılıfı var
gözetlemek
bir yeri dikkatle incelemek veya araştırmak
He was casing the house
Evi gözetliyordu
muhafaza
bir şeyi içinde tutan kap veya kılıf
The casing protects the wires
Muhafaza kabloları korur
tercih etmek
Sahnedebir şeyi diğerine tercih etmek için kullanılır
I would rather stay home
Evde kalmayı tercih ederim
oldukça
orta derecede
It is rather cold today
Bugün hava oldukça soğuk
tercih etmek
bir şeyi diğerinden daha çok istemek veya seçmek
I would rather stay home
Evde kalmayı tercih ederim
bekle
Sahnedekısa bir süre beklemek
Hang on a minute
Bir dakika bekle
bağlı olmak
bir durumun veya sonucun başka bir şeye dayalı olması
Success hangs on your hard work
Başarı senin sıkı çalışmana bağlı
asmak
bir şeyi bir yere sabitlemek
Hang on the poster here
Posteri buraya as
elinde tutmak
bir şeyi kaybetmeden saklamak
Please hang on to this receipt
Lütfen bu fişi elinde tut
inosilikat
Sahnedezincir yapısına sahip bir silikat minerali
Pyroxene is a type of inosilicate
Piroksen bir inosilikat türüdür
dahi
Sahnedeüstün zekalı kimse
She is a real brainiac
O gerçek bir dahi
zekâ küpü
çok zeki olan kişi
He is a total brainiac
O tam bir zekâ küpü
batırmak
Sahnedebir şeyi kısa süreliğine bir sıvının içine sokmak
Dip the bread in the oil
Ekmeği yağa batır
Of
şaşkınlık hayal kırıklığı veya hafif bir rahatsızlık ifade etmek için kullanılan gayriresmi ünlem
Dip I missed the bus
Of otobüsü kaçırdım
alçalmak
kısa süreliğine aniden aşağı inmek
The temperature will dip tonight
Hava sıcaklığı bu gece düşecek
sos
yiyecekleri batırmak için kullanılan yoğun bir sos
I like eating chips with a dip
Cipsleri sosla yemeyi severim
gerçek
Sahnedegerçek olan veya doğru olan
The actual cost was higher
Gerçek maliyet daha yüksekti
gerçek
gerçekten var olan
The actual cost was lower
Gerçek maliyet daha düşüktü
tarayıcı
Sahnedegörüntüleri veya verileri okuyan makine
I need a scanner for this document
Bu belge için bir tarayıcıya ihtiyacım var
sonraki
Sahnedeşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
yandaki
bir şeye çok yakın veya onun yanında olan
She sat in the next seat
O yandaki koltukta oturdu
istemek
Sahnedebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
birini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
çift
Sahnedeiki parçadan oluşan
We have a double bed
Çift kişilik bir yatağımız var
iki katına çıkarmak
miktarını iki katına getirmek
I want to double my income
Gelirimi iki katına çıkarmak istiyorum
dublör
birinin yerine geçen kişi
He used a double for the stunt
Sahne için bir dublör kullandı
iki üslük vuruş
beyzbolda vurucunun ikinci kaleye ulaşmasını sağlayan vuruş
The player hit a double
Oyuncu iki üslük vuruş yaptı
kişi
Sahnedebir insan
There was a body on the floor
Yerde yatan bir kişi vardı
kurul
bir organizasyonun parçası olan grup
The governing body meets today
Yönetim kurulu bugün toplanıyor
nesne
fiziksel bir varlık
This metal body reflects light
Bu metal nesne ışığı yansıtır
vücut
bir canlının fiziksel yapısı
Exercise is good for your body
Egzersiz vücuduna iyi gelir
başlangıç
Sahnedebir şeyin ilk kısmı
The beginning of the movie was slow
Filmin başlangıcı yavaştı
başlangıç
bir şeyin ilk kısmı
The beginning of the movie was great
Filmin başlangıcı harikaydı
kusursuz
Sahnedebir şeyi tek bir hata bile yapmadan tam olarak bilme
He gave a word perfect speech
Kelimesi kelimesine kusursuz bir konuşma yaptı
onarmak
Sahnedekırılan veya yırtılan bir şeyi düzeltmek
I can mend your sock
Çorabını onarabilirim
iyileşmek
hastalık veya yaralanmadan sonra sağlığına kavuşmak
He is starting to mend after the surgery
Ameliyattan sonra iyileşmeye başlıyor
çok sinirli
Sahnedeaşırı kızgın veya öfkeli
He was pissed in his pants when he heard the news
Haberi duyduğunda çok sinirlenmişti
beklemek
Sahnedebir şeyin olacağını düşünmek
I expect a call today
Bugün bir telefon bekliyorum
hamile
bir bebeğe gebe olmak
She is expecting a baby
Bebek bekliyor
beklenmek
bir eylemi yapması istenmek
You are expected to come
Gelmeniz bekleniyor
ummak
bir şeyin olacağını düşünmek
I expect a reply soon
Yakında bir cevap umuyorum
uzaklaşmak
Sahnedebir yerden veya durumdan uzaklaşmak
He decided to walk away
Uzaklaşmaya karar verdi
uzaklaşmak
bir durumdan veya ortamdan kaçınarak ayrılmak
It is better to walk away from an argument
Bir tartışmadan uzaklaşmak daha iyidir
uzaklaşmak
bir yerden veya durumdan ayrılmak
He walked away from the house
Evden uzaklaştı
gözlerini bağlamak
Sahnedebirinin gözlerini bir bezle örtmek
He blindfolded her
Onun gözlerini bağladı
tartışmak
Sahnedebir konu hakkında biriyle konuşmak
We need to discuss the plan
Planı tartışmamız gerekiyor
sonunda
Sahnedeuzun bir süre sonra veya nihayet
He finally arrived home
Sonunda eve vardı
sonunda
uzun bir zaman veya çabadan sonra
I finally finished my homework
Ödevimi sonunda bitirdim
sonunda
uzun bir süre veya gecikmeden sonra
He finally finished the project
Projeyi sonunda bitirdi
son olarak
bir listenin veya konuşmanın sonunu belirtmek için
Finally we will look at the budget
Son olarak bütçeye bakacağız
söyledi
Sahnedebirine bilgi vermek
He told me the secret
Bana sırrı söyledi
anlattı
bir şeyi detaylarıyla bildirmek
She told a story
Bir hikaye anlattı
söyledi
birine bir şeyi anlatmak veya bildirmek
She told me a secret
Bana bir sır söyledi
ötesinde
Sahnedebir şeyin sınırlarının veya anlayışının dışında
This is beyond my understanding
Bu benim anlayışımın ötesinde
ötesinde
bir yerin veya şeyin daha uzak tarafında
The village is beyond those hills
Köy şu tepelerin ötesinde
gelmek
Sahnedebir yere doğru hareket etmek
Come here
Buraya gel
meydana gelmek
Sahnedegerçekleşmek veya vuku bulmak
How did this come about
Bu nasıl oldu
hadi
dikkat çekmek veya söze başlamak için kullanılan ifade
Come now do not be upset
Hadi ama üzülme
beni almaya gelmek
Sahnedebirini araçla bir yerden almak
Can you pick me up at six?
Beni saat altıda alabilir misin?
canlandırıcı
insanı daha uyanık veya mutlu hissettiren şey
This coffee is a great pick-me-up
Bu kahve harika bir canlandırıcı
enerji kaynağı
insana enerji veya mutluluk veren şey
I need a quick pick-me-up
Hızlıca enerji verecek bir şeye ihtiyacım var
biraz
Sahnedeaz miktarda veya bir dereceye kadar
I am kind of tired
Biraz yorgunum
tür
benzer nitelikleri olan grup
What kind of book do you want
Ne tür bir kitap istiyorsun
tür
belirli bir çeşit veya tip
This is a new kind of fruit
Bu yeni bir tür meyve
fırsat
Sahnedebir şeyi yapmak için uygun olan zaman veya durum
I had a chance to travel
Seyahat etme fırsatım oldu
ihtimal
Sahnedebir şeyin gerçekleşme olasılığı
There is a chance of rain
Yağmur yağma ihtimali var
risk
kötü bir şeyin olma ihtimali
There is a chance of failure
Başarısızlık riski var
dolar
Sahnededolar için kullanılan gayriresmi kelime
It only costs five bucks
Sadece beş dolar tutuyor
erkek geyik
yetişkin erkek geyik
The buck has large antlers
Erkek geyiğin büyük boynuzları var
sorumluluk
bir kararı verme veya görüş bildirme yetkisi
He tried to pass the buck to his colleague
Sorumluluğu meslektaşına atmaya çalıştı
çabalamak
bir şeyi elde etmek için çok uğraşmak
He is bucking for a promotion this year
Bu yıl terfi almak için çabalıyor
inanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
geri gelmek
Sahnedebir yere veya bir kişiye geri dönmek
When will you come back?
Ne zaman geri geleceksin?
geri dönmek
bir dönem sonra yeniden popüler veya başarılı hale gelmek
Vintage clothes are coming back
Vintage kıyafetler yeniden popüler oluyor
veya benzeri
Sahnedeveya buna benzer bir şey
Do you want some tea or something?
Çay veya benzeri bir şey ister misin?
falan
veya benzeri bir şey
Do you want coffee or something
Kahve falan ister misin
haberdar
Sahnedeen güncel bilgilere sahip olmak
Bring me up to speed on the project
Beni proje hakkında bilgilendir
kurgu
Sahnedegerçek olmayan hikayeler
This book is a work of fiction
Bu kitap bir kurgu eseridir
kurgu
hayali karakterler ve olaylar hakkındaki hikayeler
I enjoy reading fiction
Kurgu türündeki kitapları severim
rakam
Sahnedebir sayıyı temsil eden sembol
The figure is written here
Rakam burada yazılı
çözmek
Sahnededüşünerek bir şeyi kavramak
I can't figure it out
Bunu çözemiyorum
şekil
bir kişinin veya şeyin biçimi
It is a strange figure
Bu tuhaf bir şekil
şahsiyet
önemli veya tanınan kişi
He is a leading figure in politics
O siyasette önde gelen bir şahsiyettir
iyi yolculuklar
Sahnedeiyi yolculuklar dilemek için kullanılan ifade
Bon voyage! Have a safe trip
İyi yolculuklar! Güvenli bir yolculuk geçir
iyi yolculuklar
birine iyi bir seyahat geçirmesini dilemek için kullanılan söz
Say bon voyage to your friends
Arkadaşlarına iyi yolculuklar de
işaret
Sahnedebir şeyi ne zaman yapmanız gerektiğini belirten işaret
That is my cue to start
Bu, başlamam için işaret
kurtarmak
birini tehlikeden veya zor durumdan kurtarmak
You must cue the man from the fire
Adamı yangından kurtarmalısın
ıstaka
bilardoda topa vurmak için kullanılan uzun sopa
She chalked the tip of her cue
Istakasının ucuna tebeşir sürdü
yok olmak
Sahnedeaniden ortadan kaybolmak
The mist vanished quickly
Sis hızla yok oldu
içinde
Sahnedebelirli bir zaman veya mekanın içinde
I will arrive within an hour
Bir saat içinde varacağım
nasıl bakarsan bak
Sahnedebir duruma hangi açıdan bakılırsa bakılsın
Any way you slice it we have to leave
Nasıl bakarsan bak gitmeliyiz
hiç
Sahnedeherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
hiç
geçmişte bir noktadan bugüne kadar olan zaman
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
hiç
geçmişteki bir noktadan günümüze kadar olan sürede
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
yüzde
Sahnede100'e bölünmüş bir bütünün bir parçası
Fifty percent of the students passed
Öğrencilerin yüzde ellisi başarılı oldu
tamamen
bütünüyle veya hiçbir eksik kalmadan
I am one hundred percent sure
Yüzde yüz eminim
yüzde
bir bütünün parçası olarak belirtilen miktar oranı
Fifty percent of the students passed the exam
Öğrencilerin yüzde ellisi sınavı geçti
açıklamak
Sahnedebir şeyi anlaşılır hale getirmek
Can you explain this
Bunu açıklayabilir misin
açıklamak
bir şeyi anlaşılır kılmak için bilgi vermek
Please explain the rules to me
Lütfen kuralları bana açıkla
açıklamak
bir şeyi kolay anlaşılır kılmak için nedenlerini veya detaylarını vermek
Can you explain this rule
Bu kuralı açıklayabilir misin
açıklamak
bir şeyi anlaşılır hale getirmek
Can you explain this math problem to me
Bu matematik problemini bana açıklayabilir misin
hatırlamak
Sahnedebir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
parmak
Sahnedeelin beş uzun kısmından her biri
I have a ring on my finger
Parmağımda bir yüzük var
suçlamak
birini bir suçtan sorumlu tutmak
She fingered him as the thief
Onu hırsız olarak o suçladı
teslim olmak
Sahnedesavaşmayı veya direnmeyi bırakmak
The army had to surrender
Ordu teslim olmak zorunda kaldı
gözden kaybolmak
Sahnedegörünmez hale gelmek veya bulunamamak
The sun disappeared behind the clouds
Güneş bulutların arkasında kayboldu
yemek
Sahnedeyemek yenen şeyler
I like Italian food
İtalyan yemeklerini severim
pişmanlık
Sahnedeyanlış bir şey yapmaktan dolayı duyulan üzüntü
He felt deep remorse for his mistake
Hatası için derin bir pişmanlık duydu
ölmek üzere
Sahnedeölüme çok yakın olmak
The plant is dying
Bitki ölmek üzere
can atmak
bir şeyi yapmayı çok istemek
I am dying to see you
Seni görmek için can atıyorum
uç
Sahnedebir şeyin sivri uç kısmı
The tip of the pencil is broken
Kalemin ucu kırık
tüyo
Sahnedegizli olan bir bilgiyi başkasına söylemek
He gave me a useful tip about the exam
Sınav hakkında bana faydalı bir tüyo verdi
bahşiş
hizmet karşılığında verilen ekstra para
He left a big tip
Büyük bir bahşiş bıraktı
çöp yığını
atıkların veya toprağın oluşturduğu büyük yığın
The truck took the waste to the tip
Kamyon atıkları çöp yığınına götürdü
gezinmek
Sahnedeyavaş ve rahat bir şekilde yürümek
They took a stroll in the park
Parkta gezintiye çıktılar
herkes
Sahnedebütün insanlar
Everyone is here
Herkes burada
herkes
her bir kişi
Everyone likes music
Herkes müziği sever
herkes
tüm kişiler
Everyone is happy
Herkes mutlu
katkısız
Sahnedebaşka maddelerle karışmamış olan
She drank the purest water
En katkısız suyu içti
saf
tam veya eksiksiz olan
It was the purest joy
Bu saf bir mutluluktu
en saf
hiçbir şeyle karışmamış olan
This is the purest form of art
Bu sanatın en saf halidir
eksik
Sahnedebir şeyin yeterli miktarda olmaması
We are short of time
Vaktimiz az
kısa
boyu veya uzunluğu az olan
She has short hair
Onun saçları kısa
kısa
az süren
We had a short meeting
Kısa bir toplantı yaptık
şort
belden dize kadar uzanan giysi
He bought a new short
Yeni bir şort aldı
aniden
bir uyarı olmadan birdenbire
He stopped short when he saw the car
Arabayı gördüğünde aniden durdu
kısa
uçtan uca küçük bir mesafeye sahip olan
This rope is too short
Bu halat çok kısa
yaşamak
Sahnedebir yerde ev sahibi olmak
We live in a big house
Biz büyük bir evde yaşıyoruz
canlı
hayatı olan
The fish is still live
Balık hala canlı
yaşamak
bir kişinin veya şeyin var olma biçimi
Fish live in water
Balıklar suda yaşar
canlı
gösterildiği anda gerçekleşen
The match is on live TV
Maç canlı televizyonda
yaşamak
bir yerde evinin olması
I live in Istanbul
İstanbul'da yaşıyorum
yaşamak
bir durumu tecrübe etmek
I want to live new adventures
Yeni maceralar yaşamak istiyorum
görünmek
Sahnedebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
dışarı çıkarmak
Sahnedebir şeyi içeriden dışarıya almak
Take out the trash
Çöpü dışarı çıkar
açığa çıkarmak
Sahnedegizli bir şeyi bilinir hale getirmek
The truth came out
Gerçek ortaya çıktı
tamamlamak
bir eylemin başarıyla bittiğini gösterir
I worked it out
Bunu hallettim
dışarı
bir bina veya odanın dışında olan
Let's go out
Hadi dışarı çıkalım
adlandırmak
Sahnedebirine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
isim
Sahnedebir kişiye veya nesneye verilen sözcük
My name is Alex
Benim adım Alex
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
tanımak
Sahnedebirini veya bir şeyi daha önceden bildiği için hatırlamak
I did not recognise him with a beard
Sakallı haliyle onu tanıyamadım
değinmek
Sahnedebir konudan kısaca bahsetmek
The speaker touched on several important topics
Konuşmacı birkaç önemli konuya değindi