

Breaking Bad — Season 4 Episode 4
Kelimeler ve anlamları
682 kelime
Seviye
hatırlamak
Sahnedebir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
riskli bir durumda
Sahnederiskli veya tehlikeli bir durumda olmak
You are on thin ice
Riskli bir durumdasın
risk altında
hata yapıldığında sorun yaratabilecek tehlikeli bir durum
He is on thin ice with his boss
Patronuyla arası şu an çok hassas
soygun
Sahnedeçalma suçu
The police are investigating the robbery
Polis soygunu araştırıyor
soygun
bir yerden veya kişiden zorla bir şeyler çalma eylemi
The police investigated the robbery
Polis soygunu araştırdı
vardı
Sahnedebir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
edinmek
Sahnedebir şeye sahip olmak
He got a new car
Yeni bir araba edindi
haline gelmek
değişip yeni bir duruma girmek
It got dark outside
Dışarısı karardı
zorunda olmak
bir şeyi yapmak mecburiyetinde olmak
I have got to go now
Şimdi gitmek zorundayım
dahil olmak
bir faaliyetin veya durumun parçası olmaya başlamak
I got into the project
Projeye dahil oldum
cesaret
zor veya korkutucu bir şeyi yapabilme gücü
He has got the nerve to ask
Sormaya cesareti var
girmek
bir yerin içine doğru gitmek
He got into the house
Eve girdi
sahip olmak
bir şeyi elinde bulundurmak
I have got a new car
Yeni bir arabaya sahibim
halletmek
bir durum veya sorunla ilgilenip çözüme kavuşturmak
I got the problem solved
Sorunu hallettim
şımartmak
birine gereğinden fazla iyi davranarak bencil olmasına yol açmak
She got the baby spoiled
Bebeği şımarttı
izlenim
bir kişi veya durum hakkında edinilen fikir veya his
I got the feeling you were angry
Kızgın olduğun izlenimine kapıldım
almak
bir şeye sahip olmaya başlamak
I got a letter today
Bugün bir mektup aldım
anlamak
bir şeyi doğru şekilde kavramak veya duymak
I finally got the message
Sonunda mesajı anladım
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
hani
konuşurken dikkat çekmek veya düşünürken kullanılan bir ifade
You know, I am not sure about this
Hani, bu konuda emin değilim
kristal met
Sahnedeyasadışı ve çok güçlü bir uyarıcı madde
Crystal meth is a highly addictive drug
Kristal met oldukça bağımlılık yapıcı bir uyuşturucudur
saniye
Sahnededakikanın altmışta biri olan zaman birimi
Wait for a second
Bir saniye bekle
ikinci
birinciden sonra gelen
This is my second book
Bu benim ikinci kitabım
ikinci porsiyon
yemeğin ikinci servis edilen kısmı
I want a second helping
İkinci bir porsiyon istiyorum
desteklemek
bir öneriye resmi olarak destek vermek
I second the motion
Öneriyi destekliyorum
kontrolden çıkmış
Sahnedeyönetilemeyen veya kontrol edilemeyen
The car went out of control
Araba kontrolden çıktı
kontrol edilemez
kontrol altına alınamayan
The crowd was out of control
Kalabalık kontrol edilemez durumdaydı
kontrolden çıkmış
idare edilemez durumda olan
The situation is out of control
Durum kontrolden çıktı
kontrol edilemez
kontrol edilmesi mümkün olmayan
The car was out of control
Araba kontrolden çıkmıştı
kovmak
Sahnedebirini işten çıkarmak
The boss fired him
Patron onu kovdu
ateş
yanma sonucu oluşan sıcak alevler
The fire is hot
Ateş sıcaktır
ateş etmek
silahtan kurşun çıkarmak
He fired the gun
Silahı ateşledi
tutuşturmak
bir şeyin yanmasını başlatmak
He fired the furnace
Fırını tutuşturdu
masal
Sahnedegerçek veya hayali olayların anlatımı
She told a fairy tale
Bir peri masalı anlattı
büyük kısmı
Sahnedebir şeyin en büyük veya en önemli bölümü
He spent the better part of the day reading
Günün büyük kısmını okuyarak geçirdi
tutunmak
Sahnedebir şeyi elle sıkıca tutmak
Hold onto the railing
Korkuluğa tutun
elinde tutmak
bir şeye sahip olmaya devam etmek
I will hold onto this ticket
Bu bileti elimde tutacağım
tutunmak
bir şeyin düşmemesi veya kaçmaması için onu sıkıca tutmak
Hold onto the railing so you do not fall
Düşmemek için tırabzana tutun
polis
Sahnedesuçları önleyen görevli grup
Call the police
Polisi ara
devralmak
Sahnedebir şeyin yönetimini üstlenmek
He will take over the company
Şirketi devralacak
ele geçirmek
bir yerin kontrolünü almak
The army took over the city
Ordu şehri ele geçirdi
devralma
bir şirket veya organizasyonun kontrolünü üstlenme eylemi
They decided to take over the company
Şirketi devralmaya karar verdiler
götürmek
bir şeyi bir kişiye veya yere ulaştırmak
Can you take this over to her
Bunu ona götürebilir misin
sollamak
sürüş esnasında başka bir aracı geçmek
It is dangerous to take over on a curve
Virajda sollamak tehlikelidir
devralmak
bir şeyin kontrolünü ele geçirmek
She will take over the company next month
Gelecek ay şirketi o devralacak
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
iyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
bir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
hakkında konuşmak
Sahnedebir konu üzerine konuşmak
We need to talk about the plan
Plan hakkında konuşmamız gerekiyor
işte buna denir
bir durumun aşırı veya sıra dışı olduğunu vurgulamak için kullanılır
Talk about a lucky break
İşte buna büyük bir şans denir
hikayeler
Sahnedehayali veya gerçek olayların anlatımı
I love reading ghost stories
Hayalet hikayeleri okumayı severim
katlar
bir binanın katları veya seviyeleri
The building has ten stories
Binanın on katı var
sigara içmek
Sahnedeyanan bir şeyin dumanını solumak
He does not smoke
O sigara içmez
duman
yanan maddelerin oluşturduğu görünür gaz
There is a lot of smoke
Çok fazla duman var
tütsülemek
et veya balığı dumanla korumak
They smoke the fish
Balıkları tütsülüyorlar
çok çekici
çok çekici veya güzel görünen kimse (argo)
She is a total smoke
O çok çekici biri
sigara içmek
tütün ürünlerinin dumanını soluyup geri vermek
She decided to smoke a cigarette
Bir sigara içmeye karar verdi
dumanla çıkarmak
duman kullanarak bir şeyi olduğu yerden kovmak
They smoked the fox out of the hole
Tilkiyi dumanla delikten çıkardılar
duman
yanan bir maddeden yayılan gri veya siyah gaz
There is a lot of smoke in the room
Odada çok duman var
dumanı içine çekmek
yanan tütünden çıkan dumanı solumak
It is unhealthy to smoke deeply
Dumanı derinden içine çekmek sağlıksızdır
öldürmek
birinin canına kıymak argo
The gangster planned to smoke his rival
Gangster rakibini öldürmeyi planladı
sigara kullanımı
tütün dumanını içine çekme eylemi
Excessive smoke can cause many diseases
Aşırı sigara kullanımı birçok hastalığa yol açabilir
tütün kullanmak
sigara veya benzeri ürünleri tüketmek
He stopped to smoke for a few minutes
Birkaç dakikalığına tütün kullanmak için durdu
yakalamak
Sahnedebirinin kaçmasını önlemek
The police caught the thief
Polis hırsızı yakaladı
yakalanmak
bir duruma maruz kalmak
I got caught in the rain
Yağmura yakalandım
yakaladı
hareket halindeki bir nesneyi elinle tutup durdurmak
He caught the ball
Topu yakaladı
yakalamak
hareket halindeki bir şeyi tutmak
He caught the ball
Topu yakaladı
yakaladı
birinin kaçmasını engellemek
The police caught the thief
Polis hırsızı yakaladı
kuyruk
Sahnedebir hayvanın vücudunun arka ucundaki uzantı
The dog wags its tail
Köpek kuyruğunu sallar
yazı
madeni paranın tura olmayan tarafı
Heads or tails
Yazı mı tura mı
takipçi
birini gizlice izleyen kimse
The spy tried to lose his tail
Casus onu takip eden kişiyi atlatmaya çalıştı
kuyruk
bir şeyin arka kısmı
The dog wagged its tail
Köpek kuyruğunu salladı
hızlı gitmek
özellikle acele ederek süratle hareket etmek
He tailed it to the station
İstasyona hızlıca gitti
şeker
Sahnedeyiyecek ve içeceklerde kullanılan tatlı madde
I buy sugar
Şeker satın alıyorum
şeker katmak
bir şeyi şekerle tatlandırmak
I sugar my coffee
Kahveme şeker katıyorum
şeker
yiyecekleri tatlandırmak için kullanılan tatlı madde
I put some sugar in my tea
Çayıma biraz şeker koydum
bırakmak
Sahnedetutmayı bırakmak
Let go of the rope
İpi bırak
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
They let her go last week
Onu geçen hafta işten çıkardılar
serbest bırakmak
birinin bir sorumluluktan veya cezadan kurtulmasına izin vermek
They decided to let him go
Onu serbest bırakmaya karar verdiler
çok sinirli
Sahnedeaşırı kızgın veya öfkeli
He was pissed in his pants when he heard the news
Haberi duyduğunda çok sinirlenmişti
belirli
Sahnedebilinen ancak belirtilmemiş
Certain animals live in the desert
Belirli hayvanlar çölde yaşar
emin
hiç şüphesi olmayan
I am certain that he is right
Onun haklı olduğundan eminim
kesin
gerçekleşmesi kaçınılmaz olan
Success is certain
Başarı kesindir
emin
bir durumdan şüphe duymayan
I am certain he is honest
Onun dürüst olduğundan eminim
kesin
şüpheye yer bırakmayan gerçek
It is certain that we are ready
Hazır olduğumuz kesin
muhakkak
hiç şüphesiz ve kaçınılmaz
Success is certain
Başarı muhakkak
belirli
özel veya net bir şey
She has a certain charm
Kendine has belirli bir cazibesi var
kanser
Sahnedehücrelerin anormal şekilde büyüdüğü ciddi bir hastalık
He is fighting cancer
Kanserle savaşıyor
kanser
bir grup veya sisteme büyük zarar veren kişi veya şey
Corruption is a cancer to the organization
Yozlaşma kurum için bir kanserdir
tanımak
Sahnedebirini veya bir şeyi daha önceden bildiği için hatırlamak
I did not recognise him with a beard
Sakallı haliyle onu tanıyamadım
ev
Sahnedeinsanların yaşadığı bina
I live in a big house
Büyük bir evde yaşıyorum
süt ürünü içermeyen
Sahnedesüt veya süt ürünü barındırmayan
This chocolate is dairy free
Bu çikolata süt ürünü içermiyor
süt ürünü içermeyen
süt veya süt ürünleri barındırmayan
This cake is dairy free
Bu kek süt ürünü içermiyor
devam et
Sahnedebir şeye başlamak veya devam etmek
Please go ahead
Lütfen devam et
onay
bir işe başlamak için verilen resmi izin
We got the go ahead to start
Başlamak için onay aldık
vergi
Sahnedegelir veya mallar üzerinden hükümete ödenen para
I have to pay my taxes
Vergilerimi ödemem gerekiyor
zorlamak
bir şeye aşırı yük bindirmek
This difficult task taxes my energy
Bu zor görev enerjimi tüketiyor
koşmak
Sahnedeyürümekten daha hızlı hareket etmek
I run every morning
Her sabah koşarım
yönetmek
bir işin veya kurumun başında olmak
She runs a small business
Küçük bir işletme yönetiyor
sürmek
bir şeyin belirli bir süre devam etmesi
The play runs for two hours
Oyun iki saat sürüyor
odaklanmak
Sahnedetüm dikkatini bir şeye vermek
I cannot concentrate with this noise
Bu gürültüyle odaklanamıyorum
yoğunlaştırmak
suyu çıkarılarak bir sıvının veya maddenin daha güçlü hale getirilmesi
They concentrate the juice before shipping it
Meyve suyunu nakletmeden önce yoğunlaştırıyorlar
adlandırmak
Sahnedebirine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
isim
Sahnedebir kişiye veya nesneye verilen sözcük
My name is Alex
Benim adım Alex
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
adını söylemek
birinin ismini belirtmek
She named the winner
Kazananın adını söyledi
isim
bir kişiye veya şeye verilen ad
What is your name
İsmin ne
ad
bir şeyi tanımlamak için kullanılan sözcük
They gave a name to the product
Ürüne bir ad verdiler
saçma
Sahnedeakılsızca veya mantıksız
This is a stupid idea
Bu saçma bir fikir
aptal
aptal veya sinir bozucu kişi
Stop being so stupid
Bu kadar aptal olma
akılsız
zekası düşük olan veya yanlış kararlar veren
It was a stupid mistake
Bu akılsızca bir hataydı
aptal
zeki veya mantıklı olmayan
That was a stupid idea
Bu aptalca bir fikirdi
aptal
mantıklı veya zeki olmayan
That was a stupid mistake
Bu aptalca bir hataydı
matematiksel
Sahnedematematik ile ilgili
She has a mathematical mind
Matematiksel bir zihni var
memnun
Sahnedememnuniyet veya mutluluk duyan
I am glad to see you
Seni gördüğüme memnun oldum
memnun
mutlu ve hoşnut
I am glad to see you
Seni gördüğüme memnunum
saat
Sahnede60 dakikaya eşit süre
I will be there in one hour
Bir saat içinde orada olacağım
saat
bir günün yirmi dört parçasından biri
We will leave in one hour
Bir saat içinde ayrılacağız
saat
60 dakikalık zaman dilimi
I will be there in an hour
Bir saat içinde orada olacağım
şahsen
Sahnedekendi görüşüne göre
Personally, I prefer tea
Şahsen çayı tercih ederim
şahsen
kişinin kendi bakış açısına göre
Personally I think it is a good idea
Şahsen bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
bizzat
başkası yerine doğrudan kendisi tarafından yapılan
She signed the document personally
Belgeyi bizzat imzaladı
haberdar
Sahnedeen güncel bilgilere sahip olmak
Bring me up to speed on the project
Beni proje hakkında bilgilendir
duygusal
Sahnededuygularla veya hislerle ilgili olan
He gave an emotional speech
O duygusal bir konuşma yaptı
duygusal
duygularla ilgili olan
This is an emotional issue
Bu duygusal bir konu
duygusal
duygularını yoğun yaşayan
She is an emotional person
O duygusal bir insandır
yer
Sahnedebelirli bir alan veya konum
This is a beautiful place
Burası güzel bir yer
gerçekleşmek
meydana gelmek veya vuku bulmak
The meeting will take place tomorrow
Toplantı yarın gerçekleşecek
yerleştirmek
bir şeyi belirli bir konuma koymak
Please place the book on the table
Lütfen kitabı masanın üzerine koyun
tanımak
birini nereden tanıdığını hatırlamak
I know his face but I can't place him
Yüzünü hatırlıyorum ama onu çıkaramıyorum
kazanmak
Sahnedebir ödül veya zafer elde etmek
She hopes to win the game
O oyunu kazanmayı umuyor
bahis oynamak
bir oyun veya yarış üzerine para riske etmek
I will win on that horse
O ata bahis oynayacağım
standart
her zamanki veya normal seçenek
This is the win choice
Bu standart seçim
yakışmak
birinin üzerinde iyi durmak
That jacket wins on you
O ceket sana çok yakışıyor
kazanmak
bir yarışmada veya müsabakada birinci olmak
She wants to win the race
O yarışı kazanmak istiyor
elde etmek
çaba göstererek bir şeyi hak etmek
She worked hard to win his respect
Saygısını elde etmek için çok çalıştı
gönlünü kazanmak
birinin sevgi veya ilgisini elde etmek
He tried to win her heart
Onun kalbini kazanmaya çalıştı
ödül kazanmak
yarışma sonucunda ödül almak
Did you win the big prize
Büyük ödülü kazandın mı
galip gelmek
bir mücadeleden üstün ayrılmak
They will win the tournament
Turnuvada galip gelecekler
başarmak
bir işi iyi bir sonuçla bitirmek
You must win in life
Hayatta başarmak zorundasın
başarıya ulaşmak
bir hedefe ulaşıp galip gelmek
They fight to win
Başarıya ulaşmak için savaşıyorlar
yenmek
rakibini mağlup ederek galip gelmek
Our team will win today
Takımımız bugün rakiplerini yenecek
radyasyon
Sahnedebüyük miktarlarda zararlı olabilen bir enerji türü
Exposure to radiation is dangerous
Radyasyona maruz kalmak tehlikelidir
ölür
Sahnedecanlının yaşamının sona ermesi
Everyone dies eventually
Herkes eninde sonunda ölür
aynı fikirde olmak
Sahnedeaynı anlayışa veya görüşe sahip olmak
We need to be on the same page before the meeting
Toplantıdan önce aynı fikirde olmamız gerekiyor
havalı
Sahnedeçok iyi veya etkileyici
That car is so cool
O araba çok havalı
sakin
heyecanlı veya kızgın olmayan
Keep cool during the test
Sınav sırasında sakin kal
serin
sıcak veya ılık olmayan
The weather is cool today
Bugün hava serin
katlanmak
Sahnederahatsız edici bir şeye tahammül etmek
I cannot put up with this noise
Bu gürültüye katlanamıyorum
şaka yapmak
Sahnedeciddi olmayan bir şey söylemek
I am just kidding
Sadece şaka yapıyorum
çocuk
genç bir kişi
The kid is playing
Çocuk oyun oynuyor
kayınbirader veya enişte
Sahnedeeşin erkek kardeşi veya kız kardeşin kocası
He is my brother in law
O benim kayınbiraderim
kayınbirader
eşin erkek kardeşi
My brother in law is coming to dinner
Kayınbiraderim akşam yemeğine geliyor
enişte
kız kardeşin eşi
Her brother in law took the kids to school
Eniştesi çocukları okula götürdü
gözlerini bağlamak
Sahnedebirinin gözlerini bir bezle örtmek
He blindfolded her
Onun gözlerini bağladı
fırlatmak
Sahnedebir silahtan mermi veya nesne göndermek
The archer will shoot the arrow
Okçu oku fırlatacak
hay aksi
hafif kızgınlık veya hayal kırıklığı belirten ünlem
Shoot, I forgot my keys
Hay aksi, anahtarlarımı unuttum
çekmek
film reklam veya video için görüntü kaydetmek
They are shooting a movie
Bir film çekiyorlar
tüh
şaşkınlık veya hayal kırıklığı ifade eden hafif bir kelime
Oh shoot I forgot my keys
Tüh anahtarlarımı unuttum
hay aksi
şaşkınlık veya kızgınlık ifade eden ünlem
Shoot I forgot my keys
Hay aksi anahtarlarımı unuttum
çekim
film veya fotoğraf kaydedilen etkinlik
The film shoot was long
Film çekimi uzundu
ateş etmek
bir silahtan mermi çıkarmak
He started to shoot
O ateş etmeye başladı
fırlatmak
bir şeyi hızla ileriye göndermek
He shot an arrow
Bir ok fırlattı
silah ateşlemek
bir silahı kullanıp patlatmak
Please do not shoot the weapon
Lütfen silahı ateşleme
ateş açmak
birine veya bir şeye doğru ateş etmek
They shot at the target
Hedefe ateş açtılar
vurmak
birini mermi ile yaralamak
He shot the target
Hedefi vurdu
isabet ettirmek
bir nesneyi hızla hedefi vuracak şekilde atmak
He shot the ball into the net
Topu ağlara isabet ettirdi
damardan vermek
iğne ile vücuda ilaç zerk etmek
They shoot drugs into their veins
Damarlarına ilaç veriyorlar
vurarak öldürmek
birini mermiyle yaşamına son vermek
He shot the outlaw
Haydutu vurarak öldürdü
silahla öldürmek
birini ateşli silahla öldürmek
He shot his rival
Rakibini silahla öldürdü
avlamak
hayvanı silahla vurarak öldürmek
They shoot deer
Geyikleri avlıyorlar
filiz
bitkinin yeni çıkan genç kısmı
I see a green shoot
Yeşil bir filiz görüyorum
çekmek
kamera ile görüntü kaydetmek
We will shoot a movie
Bir film çekeceğiz
fırlamak
aniden ve hızlıca yükselmek
The prices shot up
Fiyatlar fırladı
göndermek
birine bir şey iletmek
Shoot me an email
Bana bir e-posta gönder
hemen göndermek
bir şeyi aceleyle yollamak
Shoot that file to me
O dosyayı bana hemen gönder
çekim seansı
fotoğraf çekilen etkinlik
The photo shoot was fun
Fotoğraf çekim seansı eğlenceliydi
kaymak
pürüzsüz bir yüzeyde hızla ilerlemek
He shot across the ice
Buzun üzerinde kaydı
sürgün
bitkide yeni çıkan dal
The plant has a new shoot
Bitkinin yeni bir sürgünü var
kelime
Sahnedeanlamı olan tek bir dil birimi
I don't know this word
Bu kelimeyi bilmiyorum
tavsiye
kısa bir tavsiye veya bilgi
Let me give you a word of advice
Sana bir tavsiye vereyim
üzerinde çalışmak
Sahnedebir şeye zaman ve emek harcamak
I need to work on my English
İngilizcem üzerinde çalışmam gerekiyor
etkilemek
birinin üzerinde etkili olmak
The medicine is starting to work on him
İlaç onun üzerinde etkisini göstermeye başladı
üzerinde çalışmak
bir şey üzerinde emek harcamak
I am working on a new project
Yeni bir proje üzerinde çalışıyorum
tedavi etmek
tıbbi bakım sağlamak
The doctors are working on the patient
Doktorlar hastayı tedavi ediyor
üzerinde çalışmak
bir şeyi onarmak geliştirmek veya tamamlamak için çaba harcamak
I am working on a new project
Yeni bir proje üzerinde çalışıyorum
ikna etmeye çalışmak
birini bir şey yapması için etkilemeye uğraşmak
I am working on him to join us
Bize katılması için onu ikna etmeye çalışıyorum
bir görevde bulunmak
bir işte çalışmak
She works on the council
O konseyde çalışıyor
bir işle uğraşmak
bir şeyle meşgul olmak
I am working on a new design
Yeni bir tasarım üzerinde çalışıyorum
birlikte çalışmak
birisiyle ortak bir iş yapmak
We work on this task together
Bu görevi birlikte yapıyoruz
geliştirmek
bir proje üzerinde ilerleme kaydetmek
They work on a new software
Yeni bir yazılım geliştiriyorlar
üzerinde işlem yapmak
bir şeyle ilgili bir görev yürütmek
He works on the car engine
Araba motoru üzerinde çalışıyor
meşgul olmak
bir göreve vakit ayırmak
She works on her painting
Resmiyle meşgul oluyor
ile ilgilenmek
bir aktiviteye dahil olmak
They work on a charity project
Bir yardım projesiyle ilgileniyorlar
üzerinde vakit harcamak
bir göreve zaman ayırmak
I work on my reading skills
Okuma becerilerime zaman harcıyorum
odaklanmak
bir işe çaba harcamak
Work on the core issues
Temel sorunlara odaklan
etkilemek
bir kişi üzerinde olumlu sonuç doğurmak
Her words worked on his anger
Sözleri öfkesini etkiledi
iyileştirmek
bir şeyi daha iyi hale getirmek
You should work on your health
Sağlığını iyileştirmelisin
tamir etmek
bir şeyi onarmak
We work on the leaking pipe
Sızdıran boruyu tamir ediyoruz
çabalamak
bir şeyi yapmaya gayret etmek
He works on his golf swing
Golf vuruşunu geliştirmeye çabalıyor
bitirmeye çalışmak
bir görevi tamamlamaya uğraşmak
We work on the report today
Bugün raporu bitirmeye çalışıyoruz
geliştirmeye çabalamak
bir şeyi daha iyi yapmaya uğraşmak
Work on your pronunciation
Telaffuzunu geliştirmeye çalış
ikna etmeye çalışmak
birini etkilemeye uğraşmak
She works on her boss for a raise
Zam almak için patronunu ikna etmeye çalışıyor
çözmeye çalışmak
bir soruna çözüm bulmaya uğraşmak
We work on the mystery
Gizemi çözmeye çalışıyoruz
herhangi bir şey
Sahnedeherhangi bir nesne veya madde
I can eat anything
Herhangi bir şeyi yiyebilirim
hiçbir şey
herhangi bir nesne veya madde
I don't have anything
Hiçbir şeyim yok
herkes
Sahnedebütün insanlar
Everyone is here
Herkes burada
herkes
her bir kişi
Everyone likes music
Herkes müziği sever
herkes
tüm kişiler
Everyone is happy
Herkes mutlu
yeterince iyi
Sahnedekalite bakımından tatmin edici veya kabul edilebilir
He found a decent job
Makul bir iş buldu
blok
Sahnedeiki kavşak arasındaki sokak bölümü
Walk one block and turn left
Bir blok yürüyün ve sola dönün
kütle
bir şeyin büyük katı parçası
He used a block of ice
Bir buz kütlesi kullandı
engellemek
bir şeyin hareket etmesini önlemek
The fallen tree blocks the road
Devrilmiş ağaç yolu engelliyor
kütük
infaz için kullanılan ahşap platform
The prisoner knelt on the block
Mahkum kütüğün önünde diz çöktü
bağlanmak
Sahnedebir amaca veya sözüne sadık kalmak
I cannot commit to this project
Bu projeye bağlanamam
işlemek
bir suç gerçekleştirmek
He committed a serious crime
Ciddi bir suç işledi
yatırmak
birini resmi bir kararla bir kuruma veya hastaneye kapatmak
They committed him to a mental hospital
Onu bir akıl hastanesine yatırdılar
ezberlemek
bir şeyi daha sonra hatırlamak amacıyla öğrenmek
Please commit these facts to memory
Lütfen bu bilgileri ezberle
intihar etmek
kendi yaşamına kasten son vermek
He decided to commit suicide
İntihar etmeye karar verdi
kaydetmek
bir kamera ile hareketli görüntüleri yakalamak
They committed the event to film
Olayı filme kaydettiler
ücret
Sahnedebir hizmet karşılığında ödenen para
The entrance fee is ten dollars
Giriş ücreti on dolardır
ücret
bir hizmet için ödenen para
You have to pay an entry fee
Giriş ücretini ödemeniz gerekiyor
ayaklar
Sahnedevücudun üzerinde durulan kısımları
My feet are cold
Ayaklarım soğuk
fit
12 inç değerindeki uzunluk ölçü birimi
The wall is ten feet high
Duvar on fit yüksekliğinde
fit
12 inç uzunluğa eşit ölçü birimi
The room is 10 feet wide
Oda 10 fit genişliğindedir
hoşça kal
Sahnedeayrılırken kullanılan bir kelime
Bye, see you tomorrow
Hoşça kal, yarın görüşürüz
bay bay
veda etmenin kısa ve gayriresmi yolu
Bye, mom
Bay bay anne
durum
Sahnedebelirli bir durum veya örnek
This is a special case
Bu özel bir durum
kılıf
eşyaları saklamak veya taşımak için kullanılan kutu veya çanta
He put the phone in its case
Telefonu kılıfına koydu
vaka
polisin araştırdığı olay
The police are working on the case
Polis vaka üzerinde çalışıyor
durum
bir şey olma ihtimaline karşı hazırlık
Take an umbrella in case it rains
Yağmur yağması ihtimaline karşı bir şemsiye al
iddia
bir şeyi desteklemek veya karşı çıkmak için sunulan sebepler bütünü
He made a strong case for the new policy
Yeni politika için güçlü bir iddia sundu
gözlemek
bir yeri dikkatlice incelemek veya izlemek
The thief cased the house before breaking in
Hırsız girmeden önce evi gözledi
durum
olayların gerçek hali
That is not the case
Durum böyle değil
belki
Sahnedeihtimalle veya olabilir anlamında
Perhaps it will rain today
Belki bugün yağmur yağar
tarz
Sahnedebir şeyin yapılış şekli veya biçimi
He spoke in a professional manner
Profesyonel bir tarzda konuştu
nüfuz etmek
Sahnedebir şeyin içine girmek veya içinden geçmek
The rain penetrated the coat
Yağmur paltoya nüfuz etti
sızmak
bir yere sızmak veya içinden geçerek ilerlemek
The army penetrated the border
Ordu sınıra sızdı
satın almak
Sahnedepara ödeyerek bir şeye sahip olmak
I want to buy a car
Bir araba satın almak istiyorum
inanmak
bir şeyin doğru olduğunu kabul etmek
I don't buy his story
Onun hikayesine inanmıyorum
satın alınan şey
satın alınan ürün veya eşya
This dress was a great buy
Bu elbise harika bir alışverişti
sebep olmak
bir durumun veya sorunun meydana gelmesine yol açmak
His arrogance bought him a lot of trouble
Kibri başına çok dert açtı
istekli olmak
Sahnedebir şeyi yapmaya istekli olmak
Are you up for a movie
Bir film izlemeye var mısın
aday
bir ödül veya pozisyon için değerlendirilen
He is up for the manager position
O müdürlük pozisyonu için aday
istekli
bir şey yapmaya hazır veya gönüllü olan
Are you up for a coffee
Bir kahve içmeye istekli misin
aday
bir şey için değerlendirilmeye hazır olan
He is up for a promotion
O terfi için aday
istekli
bir şey yapmaya hazır veya hevesli olan
Are you up for a walk today
Bugün yürüyüşe çıkmaya istekli misin
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından diğerlerinden önce gelen
This is my first car
Bu benim ilk arabam
birinci sınıf
mümkün olan en yüksek standartta
This hotel provides first class service
Bu otel birinci sınıf hizmet sunuyor
ilk
zaman veya sıra bakımından herkesten önce gelen
She was the first person to arrive
O gelen ilk kişiydi
ilk olarak
diğerlerinden önce gerçekleşen veya gelen
First we will eat then we will go
İlk olarak yemek yiyeceğiz sonra gideceğiz
birinci
sayıca veya sıra olarak en başta olan
He came in first in the race
Yarışta birinci geldi
ilk defa
bir şeyin gerçekleştiği ilk sefer
I am here for the first time
Buraya ilk defa geliyorum
başlangıçta
en başta veya başlangıç aşamasında
At first I did not understand
Başlangıçta anlamadım
başka
Sahnedebelirtilenlerin dışında veya ek olarak
Who else is coming?
Başka kim geliyor?
başka
farklı bir kişi veya şey
I want to go somewhere else
Başka bir yere gitmek istiyorum
başka türlü
farklı bir biçimde
How else can I do this
Bunu başka türlü nasıl yapabilirim
anlamak
Sahnedebir şeyin anlamını kavramak
I understand the lesson
Dersi anlıyorum
anlamak
ne demek olduğunu bilmek
I understand you
Seni anlıyorum
anlamak
bir durumun veya gerçeğin bilincine varmak
I understand the risks involved
İşin içindeki riskleri anlıyorum
kavramak
söylenen bir şeyi zihnen çözümlemek
I understood his instructions clearly
Talimatlarını net bir şekilde kavradım
teslim olmak
Sahnedesavaşmayı veya direnmeyi bırakmak
The army had to surrender
Ordu teslim olmak zorunda kaldı
yarı yolda
Sahnedeorta noktada veya orta noktaya kadar
We are halfway to the city
Şehre yarı yoldayız
orta yolu bulmak
bir anlaşmaya varmak için karşılıklı çaba göstermek
Let's meet halfway on this price
Bu fiyat konusunda orta yolu bulalım
kısmen
tam olarak değil
I only understand this halfway
Bunu sadece kısmen anlıyorum
yarı yolda
iki nokta arasında eşit uzaklıkta olan
The station is halfway between the towns
İstasyon kasabalar arasında yarı yolda
sadece
Sahnedebasit bir şekilde veya sadece
It is simply a matter of time
Bu sadece bir zaman meselesi
basitçe
basit veya anlaşılır bir biçimde
She explained it simply
Bunu basitçe anlattı
sadece
sadece veya kolay bir şekilde
I simply wanted to help
Sadece yardım etmek istedim
kesinlikle
bir ifadeyi vurgulamak için kullanılır
It is simply amazing
Bu kesinlikle harika
söyledi
Sahnedebirine bilgi vermek
He told me the secret
Bana sırrı söyledi
anlattı
bir şeyi detaylarıyla bildirmek
She told a story
Bir hikaye anlattı
söyledi
birine bir şeyi anlatmak veya bildirmek
She told me a secret
Bana bir sır söyledi
s'mores
Sahnedegraham kraker çikolata ve marşmelovdan yapılan tatlı
We roasted marshmallows to make s'mores
S'mores yapmak için marşmelov kızarttık
smores
graham krakeri, çikolata ve marshmallow ile yapılan tatlı bir atıştırmalık
We made smores by the campfire
Kamp ateşinin başında smores yaptık
smores
kavrulmuş marshmallow çikolata ve bisküvi ile yapılan atıştırmalık
We made smores around the campfire
Kamp ateşi etrafında smores yaptık
smores
bisküvi çikolata ve marshmallow kullanılarak yapılan tatlı
He had a delicious smores for dessert
Tatlı niyetine lezzetli bir smores yedi
canım
Sahnedesevilen birine hitap etmek için kullanılan kelime
Good night, sweetheart
İyi geceler canım
kırsal
Sahnedeşehir dışındaki yerleşim yerleri ile ilgili
They live in a rural area
Kırsal bir bölgede yaşıyorlar
gerekçelendirmek
Sahnedebir durum için geçerli bir neden sunmak
He tried to justify his late arrival
Geç kaldığı için bir gerekçe sunmaya çalıştı
haklı çıkarmak
bir şeyin doğru veya adil olduğunu göstermek ya da kanıtlamak
How can you justify this decision?
Bu kararı nasıl haklı çıkarabilirsin?
haklı çıkarmak
bir eylemin doğru veya makul olduğunu göstermek
Nothing can justify such violent behavior
Hiçbir şey bu kadar şiddetli bir davranışı haklı çıkaramaz
haklı çıkarmak
bir şeyin doğru veya makul olduğunu kanıtlamak veya göstermek
You cannot justify such bad behavior
Böylesine kötü bir davranışı haklı çıkaramazsın
haklı çıkarmak
bir davranışın veya durumun geçerli bir sebebini göstermek
You cannot justify being late
Geç kalmanı haklı çıkaramazsın
haklı çıkarmak
bir durumun geçerli bir sebebinin olması
You cannot justify your behavior
Davranışını haklı çıkaramazsın
eğitim
Sahnedeöğretme ve öğrenme süreci
Education is important for everyone
Eğitim herkes için önemlidir
dört
Sahnede4 sayısı
I have four apples
Dört elmam var