

Breaking Bad — Season 4 Episode 5
Kelimeler ve anlamları
494 kelime
Seviye
beklemek
Sahnedekısa bir süre beklemek veya durmak
Please hold on a moment
Lütfen bir an bekleyin
sıkıca tutmak
bir şeyi sıkıca kavramak
Hold on to the rail
Korkuluğa sıkıca tutun
hakimiyet
birisi üzerindeki güç veya etki
He has a firm hold on the team
Takım üzerinde sıkı bir hakimiyeti var
tutunmak
bir şeye sıkıca tutunmak
Hold on to the railing
Korkuluğa tutunun
tutmak
bir şeyi bulunduğu konumda bırakmamak
Hold on to your ticket
Biletinizi elinizde tutun
dayanmak
pes etmeden mücadeleye devam etmek
Just hold on a little longer
Sadece biraz daha dayan
dilemek
Sahnedegerçekleşmesi zor veya imkansız olan bir şeyi istemek
I wish I could fly
Keşke uçabilsem
dilemek
birine iyi bir şeylerin olmasını temenni etmek
I wish you a happy birthday
Sana mutlu bir yaş dilerim
ne kadar
Sahnedebir şeyin miktarı
How much is this
Bu ne kadar
çok
Sahnedebüyük ölçüde
I like it very much
Onu çok seviyorum
pek
küçük bir ölçüde
It did not help much
Pek yardımcı olmadı
fazla
geriye kalan miktar
Not much is left
Geriye fazla bir şey kalmadı
kesinlikle
Sahnedehiçbir şüphe olmadan veya tamamen
I absolutely agree with you
Sana kesinlikle katılıyorum
iyi
Sahnedenazik veya dost canlısı
She is a nice person
O iyi bir insan
hoş
Sahnedekeyifli veya zevkli
We had a nice day
Hoş bir gün geçirdik
güzel
göze hitap eden
That is a nice dress
O güzel bir elbise
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından diğerlerinden önce gelen
This is my first car
Bu benim ilk arabam
birinci sınıf
mümkün olan en yüksek standartta
This hotel provides first class service
Bu otel birinci sınıf hizmet sunuyor
ilk
zaman veya sıra bakımından herkesten önce gelen
She was the first person to arrive
O gelen ilk kişiydi
ilk olarak
diğerlerinden önce gerçekleşen veya gelen
First we will eat then we will go
İlk olarak yemek yiyeceğiz sonra gideceğiz
birinci
sayıca veya sıra olarak en başta olan
He came in first in the race
Yarışta birinci geldi
ilk defa
bir şeyin gerçekleştiği ilk sefer
I am here for the first time
Buraya ilk defa geliyorum
başlangıçta
en başta veya başlangıç aşamasında
At first I did not understand
Başlangıçta anlamadım
çok
Sahnedeçok sayıda olan
I have many books
Çok kitabım var
ateş eden kişi
Sahnedesilahla ateş eden kimse
The police caught the shooter
Polis, ateş eden kişiyi yakaladı
atıcı
bir şeyi fırlatan mekanizma
This toy is a ball shooter
Bu oyuncak bir top atıcıdır
shot
küçük bir bardakta sunulan sert içki
He ordered a tequila shooter
Bir tekila shot istedi
hemen sonra
Sahnedebir olaydan hemen sonra
I will call you right after the meeting
Toplantıdan hemen sonra seni arayacağım
hemen sonra
bir şeyin hemen ardından gelen an
I left right after the movie
Filmden hemen sonra ayrıldım
teşekkür
Sahnedeminnet veya şükran ifadesi
Many thanks for the help
Yardım için çok teşekkürler
teşekkür etmek
birine minnettarlığını bildirmek
I want to thank you
Sana teşekkür etmek istiyorum
silmek
Sahnedebir yüzeyi temizlemek
Please wipe down the table
Lütfen masayı sil
baştan aşağı silmek
Sahnedebir şeyi tamamen silerek temizlemek
I will wipe down the counter
Tezgahı baştan aşağı sileceğim
silmek
bir yüzeyi ovarak temizlemek
Please wipe down the table
Lütfen masayı sil
silmek
bir yüzeyi ovuşturarak temizlemek
Please wipe down the table
Lütfen masayı sil
yedek
Sahnedeihtiyaç duyulduğunda kullanılabilecek fazladan şey
I have a backup plan
Bir yedek planım var
destek
ek yardım veya kaynak
The police called for backup
Polis destek çağırdı
yedek
bir şeyin güvenli tutulan ikinci kopyası
Always keep a backup of your files
Dosyalarınızın her zaman bir yedeğini tutun
değiştirmek
Sahnedebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
para üstü
ödemeden sonra geri alınan miktar
You forgot your change
Para üstünü unuttun
konu değişimi
konuşulan temayı başka bir şeye çevirme
It is time for a change of topic
Konu değişimi zamanı geldi
değişim
bir şeyin başkalaşmasıyla ortaya çıkan yeni durum
There was a big change in the weather
Havada büyük bir değişim oldu
değiştirmek
bir şeyi farklı hale getirmek
I need to change the plan
Planı değiştirmem gerekiyor
değişmek
farklı hale gelmek
The weather is starting to change
Hava değişmeye başlıyor
üstünü değiştirmek
farklı kıyafetler giymek
Please change before we leave
Gitmeden önce lütfen üstünü değiştir
bozuk para
küçük metal para şeklindeki para
I have some change in my pocket
Cebimde biraz bozuk para var
aktarma yapmak
bir araçtan diğerine geçmek
I have to change trains there
Orada tren değiştirmem gerekiyor
değişiklik
yeni bir durum veya farklılık
This is a big change for us
Bu bizim için büyük bir değişiklik
kıyafet değiştirmek
kendine farklı kıyafetler giymek
She went to change for the party
Partiye gitmek için kıyafet değiştirdi
yenisiyle değiştirmek
eski bir eşyayı yenisiyle yenilemek
I need to change the battery
Pili değiştirmem gerekiyor
müzikal
şarkı ve dans içeren oyun veya film
We saw a change at the theater
Tiyatroda bir müzikal izledik
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
uygun olmayan veya iyi bir eşleşme sağlamayan
This is the wrong key for the door
Bu kapı için yanlış anahtar
kötülük etmek
birine adil olmayan veya zarar verici şekilde davranmak
He wronged her by taking the money
Parayı alarak ona kötülük etti
yanlış
doğru olmayan bir biçimde
You answered the question wrong
Soruyu yanlış cevapladın
hata
doğru veya ahlaki olmayan eylem
It is a mistake to lie
Yalan söylemek bir hatadır
hatalı
doğru olmayan veya gerçeğe uymayan
That is the wrong answer
Bu hatalı bir cevap
ters
düzgün çalışmayan veya iyi gitmeyen
Something is wrong with the engine
Motorda bir terslik var
sorun
yolunda gitmeyen bir durum
Tell me what is wrong
Bana ne sorun olduğunu söyle
oyun kartı
Sahnedeoyunlar için kullanılan kartlar
We played cards
Kart oynadık
ödeme kartı
mal veya hizmet satın almak için kullanılan küçük plastik kart
I paid with my card
Kartımla ödeme yaptım
kart
genellikle üzerinde bilgi bulunan küçük ve kalın kâğıt
I sent a birthday card
Bir doğum günü kartı gönderdim
hafıza kartı
dijital verileri saklamak için kullanılan küçük elektronik cihaz
I inserted the memory card into the camera
Hafıza kartını kameraya taktım
kılıf
Sahnedeeşyaları saklamak veya taşımak için kullanılan kutu veya çanta
He put the phone in its case
Telefonu kılıfına koydu
durum
Sahnedebelirli bir durum veya örnek
This is a special case
Bu özel bir durum
vaka
polisin araştırdığı olay
The police are working on the case
Polis vaka üzerinde çalışıyor
durum
bir şey olma ihtimaline karşı hazırlık
Take an umbrella in case it rains
Yağmur yağması ihtimaline karşı bir şemsiye al
iddia
bir şeyi desteklemek veya karşı çıkmak için sunulan sebepler bütünü
He made a strong case for the new policy
Yeni politika için güçlü bir iddia sundu
gözlemek
bir yeri dikkatlice incelemek veya izlemek
The thief cased the house before breaking in
Hırsız girmeden önce evi gözledi
durum
olayların gerçek hali
That is not the case
Durum böyle değil
kapsamak
Sahnedebir parçası veya özelliği olarak bulundurmak
The job involves a lot of travel
İş çok fazla seyahat gerektiriyor
dahil etmek
bir şeye katılmasını sağlamak
We want to involve everyone in the project
Herkesi projeye dahil etmek istiyoruz
ilişki yaşamak
romantik bir ilişki içinde olmak
They are romantically involved
Romantik bir ilişki yaşıyorlar
sürmek
Sahnedehareket halindeki bir aracı kontrol ederek kullanmak
She wants to ride her new bike
Yeni bisikletini sürmek istiyor
kaymak
bir konumda bulunmak veya yer değiştirmek
Her skirt tends to ride up
Eteği yukarı kayma eğiliminde
lunapark aracı
eğlence parklarında insanların keyif için bindiği mekanik araç
The roller coaster is a fun ride
Hız treni eğlenceli bir lunapark aracıdır
araç yolculuğu
bir vasıta ile yapılan seyahat
The ride to the airport was long
Havaalanına araç yolculuğu uzundu
sürekli eleştirmek
birini sürekli rahatsız etmek veya eleştirmek
Stop riding me about my mistakes
Hatalarım hakkında beni sürekli eleştirmeyi bırak
binmek
bir aracın üzerine oturup yol almak
I want to ride the roller coaster
Hız trenine binmek istiyorum
sürmek
bir hayvanın üzerine oturup onu idare etmek
You need practice to ride a horse
At sürmek için pratik yapman gerek
bisiklet sürmek
bisikletin üzerine oturup hareket etmek
Kids love to ride their bikes
Çocuklar bisiklet sürmeyi sever
üzerinde yol almak
bir aracın üzerinde seyahat etmek
We ride on the back of the truck
Kamyonun arkasında yol alıyoruz
ata binmek
bir hayvanın sırtına binerek gitmek
They enjoy riding horses
Ata binmekten keyif alıyorlar
araçla gitmek
bir vasıtaya binerek yolculuk yapmak
Let us ride to the city center
Şehir merkezine araçla gidelim
gezinti
bir vasıta ile yapılan kısa seyahat
The roller coaster is a fun ride
Hız treni eğlenceli bir gezinti
taşıt
insanları bir yerden bir yere götüren vasıta
This ride is very smooth
Bu taşıt çok sarsıntısız
erkek kardeşler
Sahnedeaynı anne ve babadan olan erkek çocuklar
He has two brothers
İki erkek kardeşi var
-den çıkmak
Sahnedebir şeyin içinden gelmek
The cat came out of the box
Kedi kutudan çıktı
dışarı çıkmak
bir yerden ayrılmak veya görünür olmak
He came out of the house
Evden dışarı çıktı
sonuçlanmak
bir durumun veya girişimin belli bir şekilde neticelenmesi
Nothing good came out of the meeting
Toplantıdan iyi bir sonuç çıkmadı
dışarı çıkmak
bir yerin içinden dış kısmına hareket etmek
He came out of the room
O odadan dışarı çıktı
çıkmak
bir yerin veya kabın içinden ayrılmak
The rabbit will come out of the hole
Tavşan delikten çıkacak
çıkmak
belli bir durumdan kurtulmak
He will come out of the coma soon
Yakında komadan çıkacak
doğmak
bir olaydan veya süreçten kaynaklanmak
Nothing good came out of that meeting
O toplantıdan iyi bir şey çıkmadı
açıkça söylemek
bir şeyi dürüst ve doğrudan ifade etmek
You should come out of it and be honest
Gerçekleri açıkça söylemelisin
çıkmak
bir yerin içinden dışarıya doğru hareket etmek
She came out of the store
Mağazadan dışarı çıktı
çıkmak
bir şeyin içinden gelmek veya birinden söylenmek
These words came out of his mouth
Bu kelimeler ağzından çıktı
atlatmak
zor bir durumdan iyileşerek veya kurtularak çıkmak
She came out of the crisis safely
Krizi güvenli bir şekilde atlattı
çıkmak
bir miktar paradan veya kaynaktan eksilmek
The money came out of the account
Para hesaptan çıktı
şef
Sahnedemutfaktan sorumlu profesyonel aşçı
The chef cooked a delicious meal
Şef lezzetli bir yemek pişirdi
ünlü
Sahnedebirçok kişi tarafından tanınan
He is a famous singer
O ünlü bir şarkıcıdır
yer
Sahnedebelirli bir alan veya konum
This is a beautiful place
Burası güzel bir yer
gerçekleşmek
meydana gelmek veya vuku bulmak
The meeting will take place tomorrow
Toplantı yarın gerçekleşecek
yerleştirmek
bir şeyi belirli bir konuma koymak
Please place the book on the table
Lütfen kitabı masanın üzerine koyun
tanımak
birini nereden tanıdığını hatırlamak
I know his face but I can't place him
Yüzünü hatırlıyorum ama onu çıkaramıyorum
kapanış
Sahnedebir şeyin sona erdirilmesi
The company announced the closure of the office
Şirket ofisin kapanışını duyurdu
huzura kavuşma
zor bir olayın ardından hissedilen rahatlama ve devam edebilme duygusu
She finally found closure after the accident
Kazadan sonra sonunda huzura kavuştu
dürüst
Sahnededoğrudan ve doğru sözlü
Give me a straight answer
Bana dürüst bir cevap ver
düz
eğrisi veya bükümü olmayan
Draw a straight line
Düz bir çizgi çiz
heteroseksüel
karşı cinse cinsel ilgi duyan
He is straight
O heteroseksüel
aralıksız
durmadan veya ara vermeden
I worked for three hours straight
Üç saat aralıksız çalıştım
dümdüz
yön değiştirmeden veya durmadan ilerleyen
Go straight to your home
Evine dümdüz git
tahmin etmek
Sahnedekesin bilgi sahibi olmadan bir fikir yürütmek
I guess that he is at home
Onun evde olduğunu tahmin ediyorum
tahmin
emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz bir fikir
It was just a guess
Sadece bir tahmindi
tahmin etmek
emin olmadan bir fikir oluşturmak
Can you guess my age
Yaşımı tahmin edebilir misin
tahmin
kesin olarak bilmeden bir cevap verme çabası
I made a guess about the answer
Cevap hakkında bir tahminde bulundum
tahmin
tam olarak emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz fikir
My guess was wrong
Tahminim yanlıştı
hemen
Sahnedebekletmeden, şu anda
Come here immediately
Hemen buraya gel
oto yıkama
Sahnedearabanın temizlenmesi için para ödenen yer
I took my car to the car wash
Arabamı oto yıkamaya götürdüm
oto yıkama
arabanızı ücret karşılığında temizlettiğiniz yer
I took my car to the car wash
Arabamı oto yıkamaya götürdüm
organik
Sahnedecanlı organizmalardan gelen veya karbon temelli
This apple is organic
Bu elma organik
araç
Sahnedeinsanları veya eşyaları bir yerden başka bir yere taşımak için kullanılan şey
The car is a common vehicle
Araba yaygın bir araçtır
dosya
Sahnedebelgelerin veya dijital verilerin toplandığı yer
I opened the file
Dosyayı açtım
sıra
insanların birbiri ardına dizildiği sıra
The students walked in a file
Öğrenciler tek sıra halinde yürüdü
törpü
bir şeyi düzeltmek veya şekillendirmek için kullanılan pürüzlü alet
She used a nail file
Tırnak törpüsü kullandı
dosyalamak
resmî makamlara belge teslim etmek
You must file your report today
Raporunu bugün dosyalamalısın
dosya
kağıtları saklamak için kullanılan klasör
I put the reports in the file
Raporları dosyaya koydum
tutmak
Sahnedebir şeyi bir başkası için elinde bulundurmak
Please hang on to my bag for a minute
Lütfen bir dakikalığına çantamı tut
yeterli
Sahnedeistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeter
artık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
yeterli
gerektiği kadar
This is enough for me
Bu benim için yeterli
muhakeme
Sahnedebir sonuca varmak için dikkatlice düşünme süreci
Her reasoning is quite logical
Muhakemesi oldukça mantıklı
akıl yürütme
mantık kullanarak fikirler oluşturma süreci
His reasoning was very clear
Onun akıl yürütmesi çok netti
akıl yürütme
mantık kullanarak fikir oluşturma
Her reasoning is logical
Onun akıl yürütmesi mantıklı
ters
Sahnedezıt yön veya sıra
Please reverse the order of the list
Lütfen listenin sırasını tersine çevirin
tersine çevirmek
bir şeyin yönünü aksi tarafa döndürmek
The car started to reverse down the street
Araba sokakta geri gitmeye başladı
geri almak
bir durumu eski haline getirmek
We must reverse the damage to the environment
Çevreye verilen zararı geri almalıyız
arka yüz
bir madeni paranın veya belgenin arka tarafı
Sign your name on the reverse of the document
Adınızı belgenin arka yüzüne imzalayın
neyse ki
Sahnedeşanslı bir şekilde
Fortunately, I found my keys
Neyse ki anahtarlarımı buldum
gerçek
Sahnedegerçek olan veya doğru olan
The actual cost was higher
Gerçek maliyet daha yüksekti
gerçek
gerçekten var olan
The actual cost was lower
Gerçek maliyet daha düşüktü
kağıt
Sahnedeyazı yazmak veya baskı yapmak için kullanılan ince tabaka
I need a piece of paper
Bir parça kağıda ihtiyacım var
belge
üzerinde resmi yazı bulunan kağıt
Please sign this paper
Lütfen bu belgeyi imzalayın
kağıtla kaplamak
bir yüzeyi duvar kağıdı gibi bir maddeyle örtmek
They decided to paper the bedroom
Yatak odasını kağıtla kaplamaya karar verdiler
ticari kağıt
şirketlerin kısa vadeli finansman sağlamak için kullandığı borçlanma aracı
The firm issued paper to raise money
Firma para toplamak için ticari kağıt ihraç etti
gazete
günlük haberlerin basılı olduğu yayın
I read the paper every morning
Her sabah gazete okurum
makale
okul veya yayın için hazırlanan yazılı çalışma
She wrote a paper about history
Tarih hakkında bir makale yazdı
yitirmek
Sahnedeartık bir şeye sahip olmamak
She lost her job yesterday
Dün işini yitirdi
yenilmek
bir mücadelede mağlup duruma düşmek
The team lost the match
Takım maçta yenildi
kaybetmek
bir şeyi bulamamak
I lost my keys
Anahtarlarımı kaybettim
anlayamamak
söylenenleri takip edememek
I lost his explanation
Açıklamasını anlayamadım
kaybetmek
artık bir şeye sahip olmamak
I lost my ring
Yüzüğümü kaybettim
takip edememek
birinin ne dediğini anlayamamak
You are losing me
Beni takip edemiyorsun
gözden kaçmak
fark edilmemek
Many details were lost
Birçok detay gözden kaçtı
şaşırtmak
birinin kafasını karıştırmak
The rules lost him
Kurallar onu şaşırttı
cesaretini yitirmek
korkuyla pes etmek
He lost his courage
Cesaretini yitirdi
yenilmek
bir yarışmada mağlup olmak
They lost the match
Maçı yenildiler
yitirmek
sevilen birinin ölümü
We lost our father
Babamızı yitirdik
kurtulmak
bir şeyi elden çıkarmak
I must lose this habit
Bu alışkanlıktan kurtulmalıyım
başarısız olmak
bir oyunu kazanamamak
We lost the game
Oyunda başarısız olduk
elden kaçırmak
bir fırsatı değerlendirememek
We lost the chance
Fırsatı elden kaçırdık
yenik düşmek
yarışmada geride kalmak
He lost the contest
Yarışmada yenik düştü
bulamamak
bir şeyi koyduğu yeri unutmak
I lost my glasses
Gözlüklerimi bulamıyorum
yolunu şaşırmak
nerede olduğunu bilememek
I lost my way
Yolumu şaşırdım
anlamamak
bir şeyi kavrayamamak
I lost the point
Konuyu anlamadım
aklını yitirmek
mantıklı düşünemez hale gelmek
She is losing her mind
Aklını yitiriyor
kilo vermek
zayıflayarak hafiflemek
He lost ten kilos
On kilo verdi
yitirmek
bir şeye artık sahip olmamak
He lost his status
Statüsünü yitirdi
bağlantısı kopmak
telefonda sesi duyamamak
I lost you
Bağlantımız koptu
kaybolmak
nerede olduğunu bilememek
We are lost
Kaybolduk
kazıklamak
Sahnedebir şey için çok fazla para istemek
They ripped me off
Beni kazıkladılar
taklit
bir şeyin kalitesiz kopyası
This song is a rip off
Bu şarkı bir taklit
hızla koparmak
bir şeyi hızla ve sertçe yerinden çıkarmak
He ripped off the bandage
Bandajı hızla kopardı
kazık
değerine göre çok pahalı olan şey
This taxi fare is a rip off
Bu taksi ücreti tam bir kazık
çalmak
başkasına ait olan bir şeyi izinsiz almak
He ripped off my wallet
Cüzdanımı çaldı
kazık
değerinden çok daha pahalı olan şey
That shirt was a total rip-off
O gömlek tam bir kazıktı
kazıklamak
birini haksız yere kandırıp parasını almak
He ripped me off with that fake watch
O sahte saatle beni kazıkladı
yırtıp koparmak
bir şeyi zor kullanarak yerinden ayırmak
He ripped off the cover of the book
Kitabın kapağını yırtıp kopardı
uzağa
Sahnedebir şeyi başka bir yere taşımak
Put your toys away
Oyuncaklarını kaldır
durmaksızın
durmadan veya ara vermeden
He was working away
Durmadan çalışıyordu
uzakta
buranın uzağında
The city is far away
Şehir çok uzakta
uzakta
bir yerde bulunmama durumu
He is away for the weekend
O hafta sonu için uzakta
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
kararsız
bir şey hakkında kesinliği olmayan
He is sure about the plan
Plan hakkında kararsız
elbette
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
elbette
bir durumu kesinlikle kabul ettiğini belirtmek için kullanılan ifade
Can I help you? Sure.
Size yardım edebilir miyim? Elbette.
tamam
bir öneriyi veya fikri onaylamak için kullanılan ifade
We can meet later. Sure.
Daha sonra buluşabiliriz. Tamam.
garip
Sahnedesıra dışı veya tuhaf biri
Stop being such a freaking weirdo
Böyle garip biri gibi davranmayı bırak
aşırı
bir sözcüğü vurgulamak için kullanılır
It is freaking cold outside
Dışarısı aşırı soğuk
acayip
çok tuhaf veya sıra dışı
That is a freaking strange noise
O çok acayip bir ses
aşırı
çok büyük bir derecede
It is freaking hot today
Bugün hava aşırı sıcak
iptal etmek
Sahnedebir şeyin gerçekleşmeyeceğine karar vermek
I need to cancel my appointment
Randevumu iptal etmem gerekiyor
iptal etmek
planlanmış bir etkinliğin gerçekleşmeyeceğine karar vermek
They had to cancel the meeting
Toplantıyı iptal etmek zorunda kaldılar
geçersiz kılmak
bir bilet veya pulun artık kullanılamayacağını belirtmek için işaretlemek
The machine will cancel your ticket
Makine biletinizi geçersiz kılacak
dışlamak
birine olan desteği veya onayı kamusal alanda durdurmak
People decided to cancel the actor
İnsanlar oyuncuyu dışlamaya karar verdi
kokusunu almak
Sahnedebir kokuyu fark etmek veya tanımak
I can smell smoke
Duman kokusunu alabiliyorum
kokmak
bir koku yaymak
The fish smells bad
Balık kötü kokuyor
koku
burunla algılanan özellik
I love the smell of rain
Yağmurun kokusunu seviyorum
sezmek
bir sorunun veya tehlikenin varlığını fark etmek
I smell something wrong with this deal
Bu anlaşmada bir terslik olduğunu seziyorum
geri dönmek
eski bir konuma veya popülariteye yeniden kavuşmak
The trend began to smell again
Moda tekrar geri dönmeye başladı
takviye
Sahnedeek destek veya güç
They sent reinforcements to the city
Şehre takviye kuvvetler gönderdiler
anladım
Sahnedebir şeyi anlamak
I got it
Anladım
isim
Sahnedebir kişiye veya nesneye verilen sözcük
My name is Alex
Benim adım Alex
adlandırmak
birine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
adını söylemek
birinin ismini belirtmek
She named the winner
Kazananın adını söyledi
isim
bir kişiye veya şeye verilen ad
What is your name
İsmin ne
ad
bir şeyi tanımlamak için kullanılan sözcük
They gave a name to the product
Ürüne bir ad verdiler
ara sokak
Sahnedebinalar arasında kalan dar sokak
The cat ran down the alley
Kedi ara sokağa doğru koştu
ihtimal
Sahnedebir şeyin gerçekleşme olasılığı
There is a chance of rain
Yağmur yağma ihtimali var
fırsat
bir şeyi yapmak için uygun olan zaman veya durum
I had a chance to travel
Seyahat etme fırsatım oldu
risk
kötü bir şeyin olma ihtimali
There is a chance of failure
Başarısızlık riski var
yürümek
Sahnedebir ayağını diğerinin önüne koyarak ilerlemek
She likes to walk in the park
O parkta yürümeyi sever
yürüyüş yolu
insanların üzerinde yürümesi için yapılmış yol
The park has a nice walk for visitors
Parkta ziyaretçiler için güzel bir yürüyüş yolu var
çekilmek
bir durumdan veya anlaşmadan vazgeçmek
If you do not like the deal you can walk
Eğer anlaşmayı beğenmediysen çekilebilirsin
eşlik etmek
bir yere giderken birine eşlik etmek
I will walk you to the station
Seni istasyona kadar yürüyerek götüreceğim
yürüyerek götürmek
bir şeyi yürüyerek birine veya bir yere ulaştırmak
I walked the package to his house
Paketi onun evine yürüyerek götürdüm
yürüyüş
egzersiz veya keyif için yapılan kısa yolculuk
We went for a walk in the park
Parkta yürüyüşe çıktık
yürümek
ayaklar üzerinde hareket etmek
I walk to work every day
Her gün işe yürürüm
birey
Sahnedetek bir kişiyi ifade eden terim
Every person is different
Her birey farklıdır
kişi
insan olan varlık
He is a good person
O iyi bir kişidir
insan
genel anlamda insan türü
A person needs sleep
Bir insanın uykuya ihtiyacı vardır
şahıs
belirli bir kimse
I know that person
O şahsı tanıyorum
başka
Sahnedebelirtilenlerin dışında veya ek olarak
Who else is coming?
Başka kim geliyor?
başka
farklı bir kişi veya şey
I want to go somewhere else
Başka bir yere gitmek istiyorum
başka türlü
farklı bir biçimde
How else can I do this
Bunu başka türlü nasıl yapabilirim
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
Sahnedebir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
bir davayı mahkemede incelemek
The court will try him
Mahkeme onu yargılayacak
yargılamak
mahkemede suçlu olup olmadığına karar vermek için delilleri incelemek
They will try the suspect in court
Şüpheliyi mahkemede yargılayacaklar
denemek
bir şeyi yapmak için çaba harcamak
Please try to open the door
Lütfen kapıyı açmayı dene
denemek
bir şeyi yapmak için çaba göstermek
I will try to finish this
Bunu bitirmeyi deneyeceğim
kıyafet denemek
üzerine olup olmadığını anlamak için giymek
Can I try this shirt
Bu gömleği deneyebilir miyim
denenmiş
tecrübe ile iyi sonuç verdiği kanıtlanmış
This is a tried method
Bu denenmiş bir yöntemdir
binanın önünde
Sahnedebir binanın hemen dışındaki alan
He is waiting out front
O binanın önünde bekliyor
önde
bir yerin en ön kısmı
He is running out front
O en önde koşuyor
kapı önünde
bir binanın önündeki dış alan
I am waiting out front
Kapının önünde bekliyorum
minnettar olmak
Sahnedebir şey için teşekkür hissetmek
I appreciate your help
Yardımınız için minnettarım
takdir etmek
bir şeyin değerini veya kalitesini anlamak
I appreciate good art
İyi sanatı takdir ederim
rahatsız olmak
bir durumdan dolayı hoşnutsuzluk duymak
I would appreciate it if you stopped bothering me
Beni rahatsız etmeyi bırakırsan sevinirim
takdir etmek
bir şeyin önemini veya değerini anlamak
I appreciate the effort you put into this
Bunun için harcadığın çabayı takdir ediyorum
takdir etmek
bir şeyin değerini anlamak
I appreciate your help
Yardımını takdir ediyorum
göz atmak
Sahnedehızlıca ve gizlice bakmak
I took a peek at the gift
Hediyeye hızlıca bir göz attım
dikizlemek
gizlice bakmak
Do not peek through the window
Pencereden dikizleme
gizlice bakmak
belli etmeden hızlıca bakmak
She peeked at the answer
Cevaba gizlice baktı
teneffüs
Sahnedeokulda veya işte verilen kısa dinlenme süresi
I will see you at recess
Seninle teneffüste görüşürüz
girinti
bir duvarın veya alanın içe doğru olan boşluğu
The statue sits in a wall recess
Heykel duvardaki bir girintide duruyor
dâhilik
Sahnedeüstün zihinsel yetenek
Her musical genius is obvious
Onun müzikal dâhiliği ortada
dâhi
Sahnedeüstün zihinsel yeteneğe sahip kişi
Einstein was a genius
Einstein bir dâhiydi
dahi
olağanüstü zeka veya yeteneğe sahip kişi
Albert Einstein was a true genius
Albert Einstein gerçek bir dahiydi
üstün zekalı
olağanüstü zihinsel yeteneklere sahip kimse
She is a genius when it comes to science
Bilim konusunda o üstün zekalıdır
dahi
olağanüstü zeka yeteneğine sahip kimse
Einstein was a genius
Einstein bir dahiydi
biraz
Sahnedeaz miktarda veya bir dereceye kadar
I am kind of tired
Biraz yorgunum
tür
Sahnedebenzer nitelikleri olan grup
What kind of book do you want
Ne tür bir kitap istiyorsun
tür
belirli bir çeşit veya tip
This is a new kind of fruit
Bu yeni bir tür meyve
harika
Sahnedeçok etkileyici veya çok iyi
This view is awesome
Bu manzara harika
müthiş
çok yüksek kalitede veya şaşırtıcı derecede iyi
Your performance was awesome
Performansın müthişti
şahane
çok güzel veya hayranlık uyandırıcı
That is an awesome idea
Bu şahane bir fikir
harika
son derece etkileyici veya keyifli
That movie was awesome
O film harikaydı
hissetmek
Sahnedefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
düşünmek
bir şeyin olduğuna dair inanca sahip olmak
I feel that you are right
Haklı olduğunu düşünüyorum
endişeli
kendine güvenmeyen veya emin olamayan his
I feel anxious about the test
Sınav hakkında endişeli hissediyorum
hatırlatmak
birine bir şeyi anımsatmak
This song makes me feel my childhood
Bu şarkı bana çocukluğumu hatırlatıyor
itiraf etmek
bir şeyin doğru olduğunu söylemek
She felt her mistake to everyone
O hatasını herkese itiraf etti
hissetmek
fiziksel veya duygusal bir duyguya sahip olmak
I feel happy today
Bugün mutlu hissediyorum
minnettar olmak
çok şanslı veya müteşekkir hissetmek
I feel grateful for your help
Yardımın için minnettar hissediyorum
sezgi
bir şeyi düşünmeden anlama yeteneği
She has a feel for music
Onun müzik için bir sezgisi var
hava
bir şeyin genel karakteri veya atmosferi
The room has a cozy feel
Odanın rahat bir havası var
sezmek
bir şeyin doğasını anlamak
I could feel his anger
Onun öfkesini sezebiliyordum
düşünmek
bir fikir veya tutuma sahip olmak
I feel that we should go
Gitmemiz gerektiğini düşünüyorum
kasaba
Sahnedeinsanların yaşadığı, çok sayıda evin ve binanın bulunduğu yer
I live in a small town
Küçük bir kasabada yaşıyorum
iyi
Sahnedeyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
Sahnedealınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
Sahnedebir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
tam olarak
Sahnedekesin veya eksiksiz bir şekilde
It is exactly ten o'clock
Saat tam olarak on
baba
Sahnedebaba için kullanılan gayriresmi bir kelime
My old man is home
Babam evde
yaşlı adam
yaşlı bir erkek için kullanılan kelime
The old man is sitting
Yaşlı adam oturuyor
yaşlı adam
yaşı ilerlemiş erkek
The old man sat on the bench
Yaşlı adam bankta oturdu
yaşlı adam
ilerlemiş yaştaki erkek
He is a very kind old man
O çok nazik bir yaşlı adam
geri dönmek
Sahnedebir yere veya bir aktiviteye tekrar dönmek
I need to get back to work
İşe geri dönmem gerekiyor
dönüş yapmak
birine daha sonra bilgi vermek amacıyla cevap yazmak veya aramak
I will get back to you later
Sana daha sonra dönüş yapacağım
tekrar başlamak
bir işi yeniden yapmaya başlamak veya eski bir konuya geri dönmek
Let us get back to our work
İşimize tekrar başlayalım
geri dönmek
bir yere veya bir işe geri gitmek
I will get back to work soon
Yakında işe geri döneceğim
geri dönmek
birine daha sonra ulaşarak bilgi vermek
I will get back to you soon
Size yakında geri döneceğim
tekrar ulaşmak
bir kişiyle ilerleyen bir zamanda yeniden iletişim kurmak
I need to get back to him tomorrow
Yarın ona tekrar ulaşmam gerekiyor
geri dönüş yapmak
birine bir konu hakkında sonradan bilgi iletmek
He will get back to us with the details
Detaylarla ilgili bize geri dönüş yapacak
cevap vermek
bir mesaj veya soruya daha sonra yanıt iletmek
She promised to get back to my email
E-postama cevap vereceğine söz verdi
sonra yanıtlamak
bir isteğe veya çağrıya zaman geçtikten sonra cevap vermek
Please get back to me when you are free
Müsait olduğunda lütfen beni sonra yanıtla
yanıtlamak
birine belirli bir süre sonra geri bildirimde bulunmak
I will get back to your question later
Sorunu daha sonra yanıtlayacağım
geri bildirimde bulunmak
birine beklettiği bir konuda geç de olsa yanıt vermek
We will get back to the client shortly
Müşteriye kısa süre içinde geri bildirimde bulunacağız
kaldığı yerden devam etmek
bir ara verdikten sonra işine geri dönmek
Let us get back to our work
Hadi işimize kaldığı yerden devam edelim
iletişimi sürdürmek
bir kişiyle aradan sonra tekrar bağlantıya geçmek
I hope to get back to him next week
Gelecek hafta onunla iletişimi sürdürmeyi umuyorum
kelime
Sahnedeanlamı olan tek bir dil birimi
I don't know this word
Bu kelimeyi bilmiyorum
tavsiye
kısa bir tavsiye veya bilgi
Let me give you a word of advice
Sana bir tavsiye vereyim
şarkı söylemek
Sahnedesesiyle müzikal sesler çıkarmak
I like to sing
Şarkı söylemeyi severim
çok iyi işlemek
bir şeyin çok iyi veya başarılı şekilde çalışması
The new design is really singing
Yeni tasarım gerçekten çok iyi işliyor
övmek
birinden veya bir şeyden iyi bir şekilde bahsetmek
She sang his praises
Ondan övgüyle bahsetti
melodi
bir şarkıyı oluşturan müzikal notalar dizisi
That sing was very catchy
O melodi çok akılda kalıcıydı
şarkı söylemek
sesinle müzikal sesler çıkarmak
They like to sing together
Birlikte şarkı söylemeyi severler
devam etmek
Sahnedebir işe devam etmek
I need to get on with my work
İşime devam etmem gerekiyor
iyi geçinmek
biriyle arkadaşça veya hoş bir ilişkiye sahip olmak
I get on with my colleagues
İş arkadaşlarımla iyi geçinirim
iyi geçinmek
biriyle arkadaşça ve samimi bir ilişkiye sahip olmak
I get on with my colleagues
İş arkadaşlarımla iyi geçiniyorum
birleşik resim
SahnedeBaşka resimlerin parçalarının birleştirilmesiyle oluşturulan resim
He created a composite image of the suspect
Şüphelinin birleşik bir resmini oluşturdu
kompozit malzeme
İki veya daha fazla farklı maddeden yapılan malzeme
They use a composite material for the wings of the airplane
Uçağın kanatları için kompozit bir malzeme kullanıyorlar
mutfak
Sahnedeyemek pişirmek için kullanılan oda
The kitchen is clean
Mutfak temiz
sus
Sahnedekonuşmayı bırakmak veya birini susturmak
Please shut up
Lütfen sus
susturmak
birinin konuşmayı bırakmasını sağlamak
Just shut up and listen
Sadece sus ve dinle
susmak
konuşmayı kesmek veya birine sessiz kalmasını söylemek
Please shut up while I am working
Çalışırken lütfen sus
susmak
konuşmayı bırakmak
Please shut up and listen
Lütfen sus ve beni dinle
niyetinde olmak
Sahnedene yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to call him tomorrow
Yarın onu aramayı planlıyorum
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
gitmek
bir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
başvuru kaynağı
yardım almak için güvenilen kişi veya şey
She is my go to person for advice
O benim tavsiye için başvurduğum kişidir
gitmek
bir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
gitmek
bir yere bir amaçla gitmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
göstermek
bir şeyin doğru olduğunu kanıtlamak veya ortaya koymak
This goes to show that hard work pays off
Bu çok çalışmanın karşılığını verdiğini gösteriyor
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
etki etmek
zihin veya davranış üzerinde bir etkisi olmak
The noise went to his head
Gürültü zihnini etkiledi
gönderilmek
birine iletilmek veya teslim edilmek
The prize goes to her
Ödül ona gönderiliyor
düşünmek
zihnini bir şeye odaklamak
I will go to that idea later
O fikri sonra düşüneceğim
vermek
birine bir şey sunmak
All profits go to charity
Tüm kâr hayır kurumuna veriliyor
olmak
bir olayın meydana gelmesi
I wonder what goes to happen
Ne olacağını merak ediyorum
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I go to write a letter
Mektup yazmaya niyetleniyorum
gitmek
bir yere doğru hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula gidiyorum
yönelmek
bir yerin istikametine doğru ilerlemek
She went to the window
Pencereye yöneldi
ilerlemek
bir yöne doğru hareket etmek
They went to the station
İstasyona doğru ilerlediler
gerekmek
bir şeyin yapılmasına ihtiyaç duymak
You go to be careful
Dikkatli olman gerekir
elde etmeye çalışmak
bir şeyi satın almaya veya almaya gayret etmek
I will go to get some milk
Biraz süt almaya çalışacağım
planlamak
bir şeyi yapmayı tasarlamak
I go to study hard
Sıkı çalışmayı planlıyorum
geçmek
bir sonraki aşamaya ilerlemek
Let us go to the next topic
Bir sonraki konuya geçelim
uzanmak
bir noktaya kadar devam etmek
The road goes to the sea
Yol denize uzanıyor
seyahat etmek
bir yere yolculuk yapmak
They go to Paris every year
Her yıl Paris'e seyahat ederler
ziyaret etmek
birini veya bir yeri görmek için oraya gitmek
I will go to my friend
Arkadaşımı ziyaret edeceğim
gerçekleşecek
gelecekte olması planlanan durum
It is going to rain today
Bugün yağmur yağacak
gergin
Sahnedegelecekte ne olacağı konusunda endişeli veya korkmuş
I feel nervous about the exam
Sınav hakkında gergin hissediyorum
gergin
kolayca endişelenen veya huzursuz olan
I feel nervous before the exam
Sınavdan önce gergin hissediyorum
kadar
Sahnedebir zamana kadar
Wait until tomorrow
Yarına kadar bekle
kadar
belirli bir zamana kadar
We stayed until noon
Öğlene kadar kaldık
kadar
bir eylem gerçekleşene dek
Do not leave until I return
Ben dönene kadar ayrılma
beklenmek
Sahnedebir şeyi yapmasının beklendiği veya gerektiği durum
I am supposed to finish this today
Bunu bugün bitirmem gerekiyor
varsayılan
kanıt olmaksızın doğru olduğu düşünülen
He is the supposed owner of the house
O evin varsayılan sahibi odur
gereken
yapılması zorunlu veya beklenilen
You are supposed to arrive on time
Zamanında gelmen gerekiyor
yapması beklenmek
bir şeyin yapılması zorunlu veya beklenir durum olması
You are supposed to arrive at eight
Saat sekizde gelmen bekleniyor
fırlatmak
Sahnedebir silahtan mermi veya nesne göndermek
The archer will shoot the arrow
Okçu oku fırlatacak
hay aksi
hafif kızgınlık veya hayal kırıklığı belirten ünlem
Shoot, I forgot my keys
Hay aksi, anahtarlarımı unuttum
çekmek
film reklam veya video için görüntü kaydetmek
They are shooting a movie
Bir film çekiyorlar
tüh
şaşkınlık veya hayal kırıklığı ifade eden hafif bir kelime
Oh shoot I forgot my keys
Tüh anahtarlarımı unuttum
hay aksi
şaşkınlık veya kızgınlık ifade eden ünlem
Shoot I forgot my keys
Hay aksi anahtarlarımı unuttum
çekim
film veya fotoğraf kaydedilen etkinlik
The film shoot was long
Film çekimi uzundu
ateş etmek
bir silahtan mermi çıkarmak
He started to shoot
O ateş etmeye başladı
fırlatmak
bir şeyi hızla ileriye göndermek
He shot an arrow
Bir ok fırlattı
silah ateşlemek
bir silahı kullanıp patlatmak
Please do not shoot the weapon
Lütfen silahı ateşleme
ateş açmak
birine veya bir şeye doğru ateş etmek
They shot at the target
Hedefe ateş açtılar
vurmak
birini mermi ile yaralamak
He shot the target
Hedefi vurdu
isabet ettirmek
bir nesneyi hızla hedefi vuracak şekilde atmak
He shot the ball into the net
Topu ağlara isabet ettirdi
damardan vermek
iğne ile vücuda ilaç zerk etmek
They shoot drugs into their veins
Damarlarına ilaç veriyorlar
vurarak öldürmek
birini mermiyle yaşamına son vermek
He shot the outlaw
Haydutu vurarak öldürdü
silahla öldürmek
birini ateşli silahla öldürmek
He shot his rival
Rakibini silahla öldürdü
avlamak
hayvanı silahla vurarak öldürmek
They shoot deer
Geyikleri avlıyorlar
filiz
bitkinin yeni çıkan genç kısmı
I see a green shoot
Yeşil bir filiz görüyorum
çekmek
kamera ile görüntü kaydetmek
We will shoot a movie
Bir film çekeceğiz
fırlamak
aniden ve hızlıca yükselmek
The prices shot up
Fiyatlar fırladı
göndermek
birine bir şey iletmek
Shoot me an email
Bana bir e-posta gönder
hemen göndermek
bir şeyi aceleyle yollamak
Shoot that file to me
O dosyayı bana hemen gönder
çekim seansı
fotoğraf çekilen etkinlik
The photo shoot was fun
Fotoğraf çekim seansı eğlenceliydi
kaymak
pürüzsüz bir yüzeyde hızla ilerlemek
He shot across the ice
Buzun üzerinde kaydı
sürgün
bitkide yeni çıkan dal
The plant has a new shoot
Bitkinin yeni bir sürgünü var
haberdar
Sahnedebir konu hakkında bilgi sahibi olan
Keep me in the loop about the project updates
Proje güncellemeleri hakkında beni haberdar et
yine de
Sahnedeher durumda
It's raining, but I'll go anyway
Yağmur yağıyor ama yine de gideceğim
neyse
konuyu değiştirmek veya bir duraksamadan sonra devam etmek için kullanılan söz
Anyway let us continue with the lesson
Neyse derse devam edelim