

Breaking Bad — Season 4 Episode 7
Kelimeler ve anlamları
687 kelime
Seviye
başka
Sahnedebelirtilenlerin dışında veya ek olarak
Who else is coming?
Başka kim geliyor?
başka
farklı bir kişi veya şey
I want to go somewhere else
Başka bir yere gitmek istiyorum
başka türlü
farklı bir biçimde
How else can I do this
Bunu başka türlü nasıl yapabilirim
konuşmak
biriyle sözlü olarak iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam gerekiyor
cevap
Sahnedebir soruya verilen yanıt
I am waiting for your answer
Cevabını bekliyorum
çözüm
Sahnedebir sorunu çözmenin doğru yolu
I found the answer to the puzzle
Bulmacanın çözümünü buldum
cevap
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
The answer is not correct
Cevap doğru değil
yanıt
bilgi almak için kullanılan cümle veya ifade
I need an answer to this question
Bu soruya bir yanıt bekliyorum
içecek
Sahnedeiçilebilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
içmek
Sahnedevücuda sıvı almak
I drink water
Su içerim
içki içmek
alkollü içecek tüketmek
He does not drink
O içki içmez
tuğla
Sahnedeyapı yapmak için kullanılan sert blok
The wall is made of brick
Duvar tuğladan yapılmıştır
tesis
Sahnedeendüstriyel veya teknik bir sürecin gerçekleştiği yer
He works at a power plant
Enerji santralinde çalışıyor
dikmek
Sahnedetohumları veya genç bitkileri toprağa ekmek
We plant seeds in spring
Baharda tohum dikeriz
gizlice yerleştirmek
bir şeyi gizli bir yere koymak
They planted a bug in the room
Odaya gizlice bir dinleme cihazı yerleştirdiler
bitki
genellikle toprakta yetişen canlı bir varlık
I bought a new plant
Yeni bir bitki aldım
bin
Sahnede1.000 sayısı
I have a thousand books
Bin kitabım var
tam
Sahnedetam vaktinde olan
We start at nine sharp
Dokuzda tam başlıyoruz
keskin
kesici bir kenarı olan
The knife is very sharp
Bıçak çok keskin
zeki
çabuk anlayan ve akıllı
She is a sharp student
O zeki bir öğrenci
donuk
zeki veya akıllı olmayan
He is not very sharp
O pek zeki değil
ilerleme
Sahnedeileriye doğru hareket veya gelişim
She is making progress in her studies
Çalışmalarında ilerleme kaydediyor
ilerlemek
bir hedef doğrultusunda ileri gitmek veya gelişmek
Science continues to progress
Bilim ilerlemeye devam ediyor
başarısız olmak
Sahnedebaşarısız olmak
He failed the test
Sınavda başarısız oldu
inanılmaz
Sahnedeçok iyi veya etkileyici
The view is incredible
Manzara inanılmaz
varış
Sahnedebir yere ulaşma eylemi
The plane's arrival was delayed
Uçağın varışı gecikti
oturmak
bir yerde bulunmak ve orada kalmak
He likes to sit in the sun
Güneşte oturmayı sever
oturma eylemi yapmak
bir yerde oturarak protesto etmek
They decided to sit in
Oturma eylemi yapmaya karar verdiler
blok
Sahnedeiki kavşak arasındaki sokak bölümü
Walk one block and turn left
Bir blok yürüyün ve sola dönün
kütle
bir şeyin büyük katı parçası
He used a block of ice
Bir buz kütlesi kullandı
engellemek
bir şeyin hareket etmesini önlemek
The fallen tree blocks the road
Devrilmiş ağaç yolu engelliyor
kütük
infaz için kullanılan ahşap platform
The prisoner knelt on the block
Mahkum kütüğün önünde diz çöktü
tahmin etmek
Sahnedekesin bilgi olmadan bir fikir yürütmek
Can you guess my age?
Yaşımı tahmin edebilir misin?
tahmin etmek
emin olmadan bir şeyin doğru olduğunu söylemek
Can you guess the answer
Cevabı tahmin edebilir misin
sanmak
bir durum hakkında kesin kanıt olmadan fikir oluşturmak
I guess it will rain
Sanırım yağmur yağacak
tahmin
emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz bir fikir
It was just a guess
Sadece bir tahmindi
yine de
Sahnedeher durumda
It's raining, but I'll go anyway
Yağmur yağıyor ama yine de gideceğim
tonla
çok büyük miktarda
We have supplies up the wazoo
Tonla malzememiz var
ısırmak
Sahnedebir şeyi kesmek veya incitmek için dişleri kullanmak
Be careful, the dog might bite
Dikkat et, köpek ısırabilir
lokma
hızlıca yenen küçük bir miktar yemek
I had a quick bite
Hızlıca bir şeyler atıştırdım
kabul etmek
riskli bir teklifi onaylamak
He decided to bite on the offer
O teklifi kabul etmeye karar verdi
ısırılmak
bir hayvanın dişleriyle yaralanmak
He was afraid of being bitten by the dog
Köpek tarafından ısırılmaktan korkuyordu
minimum
Sahnedeolabilecek en düşük miktar
The minimum age is 18
Minimum yaş 18'dir
geçirdi
Sahnedezamanı bir şeyi yaparak kullandı
She spent the day reading
Günü okuyarak geçirdi
bitkin
çok yorgun veya enerjisi kalmamış
I am completely spent
Tamamen bitkinim
harcadı
bir şey karşılığında para verdi
He spent all his money
Bütün parasını harcadı
tükenmiş
zaten kullanılmış veya tüketilmiş
The battery is spent
Pil tükenmiş
değil mi
Sahnedekarşıdakinin katılıp katılmadığını sormak için kullanılır
It's hot, huh?
Hava sıcak, değil mi?
ha
kafa karışıklığını veya tekrar isteğini belirtir
Huh? Who is that?
Ha? O kim?
yakın
Sahnedekısa bir mesafede bulunmak
My house is close to the park
Evim parka yakın
kapatmak
Sahnedebir şeyi erişilmez hale getirmek
Please close the door
Lütfen kapıyı kapat
bitirmek
bir süreci sonlandırmak
We will close the meeting soon
Toplantıyı yakında bitireceğiz
dikkatli
detaylara çok fazla özen gösteren
Please pay close attention to the details
Lütfen detaylara çok dikkat et
bugün
Sahnedeiçinde bulunulan gün
I am busy today
Bugün meşgulüm
bugün
şimdiki gün
Today is a holiday
Bugün tatil
bugün
şu anki gün
I saw him today
Onu bugün gördüm
bugün
mevcut gün
We start today
Bugün başlıyoruz
yer
Sahnedebelirli bir alan veya konum
This is a beautiful place
Burası güzel bir yer
gerçekleşmek
meydana gelmek veya vuku bulmak
The meeting will take place tomorrow
Toplantı yarın gerçekleşecek
yerleştirmek
bir şeyi belirli bir konuma koymak
Please place the book on the table
Lütfen kitabı masanın üzerine koyun
tanımak
birini nereden tanıdığını hatırlamak
I know his face but I can't place him
Yüzünü hatırlıyorum ama onu çıkaramıyorum
karşılamak
Sahnedevaran birini selamlamak
They welcomed the guests
Misafirleri karşıladılar
hoş karşılanan
memnuniyetle karşılanan veya istenen
You are welcome here
Burada isteniyorsunuz
serbest
bir şeyi yapmasına izin verilen
Questions are welcome
Sorular serbesttir
duvar
Sahnedetaş veya tuğladan yapılmış güçlü yapı
The wall is made of brick
Duvar tuğladan yapılmıştır
bölme
bir alanı bölen veya kapatan dikey yapı
They put a wall in the room
Odaya bir bölme yaptılar
duvar
bir alanı bölen veya çevreleyen dikey yapı
The wall is very high
Duvar çok yüksek
duvarla çevirmek
bir alanı duvarla çevrelemek
They walled off the area
Alanı duvarla çevirdiler
görünmek
Sahnedebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
ödeşmiş
Sahnedeiki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
bile
şaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
hafifçe fırlatmak
bir şeyi hafif bir hareketle atmak
He evened the paper plane into the bin
Kağıt uçağı çöp kutusuna hafifçe fırlattı
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
Sahnedeşu anki zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
bırakmak
Sahnedebir şeyle ilgilenmeyi veya konuşmayı sonlandırmak
Please drop the subject now
Lütfen şimdi bu konuyu bırak
düşürmek
bir şeyi elinden kaçırıp yere inmesini sağlamak
Be careful not to drop the plate
Tabağı düşürmemeye dikkat et
damla
çok küçük miktarda sıvı
Put one drop of oil in the pan
Tavaya bir damla yağ koy
bırakmak
bir şeyi belirli bir yere bırakmak
I will drop you off at school
Seni okula bırakacağım
kayıt
Sahnedegerçeklerin yazılı veya resmi tutanağı
The school keeps a record of grades
Okul notların bir kaydını tutar
rekor
şimdiye kadar ulaşılan en yüksek seviye
He broke the world record
Dünya rekorunu kırdı
kaydetmek
ses video veya bilgiyi daha sonra kullanmak üzere depolamak
Please record the meeting
Lütfen toplantıyı kaydedin
mutlak
Sahnedetam veya sınırsız
He has absolute power
Onun mutlak gücü var
yalnızca
Sahnedebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
tek
Sahnedeeşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
fabrika
Sahnedeürünlerin üretildiği bina
The factory makes cars
Fabrika arabalar üretiyor
fabrika
eşyaların üretildiği yer
This is a big factory
Bu büyük bir fabrika
hey
Sahnededikkat çekmek veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Hey, look at this!
Hey, şuna bak!
yapma
Sahnedebir şeyi gerçekleştirme eylemi
Success comes from doing
Başarı yapmaktan gelir
yapmak
bir işi yerine getirmek
What are you doing
Ne yapıyorsun
yapma
bir eylemi gerçekleştirme
I am doing my homework
Ödevimi yapıyorum
yapmak
bir eylemi gerçekleştirmek
She is doing her homework
O ödevini yapıyor
detay
Sahnedeküçük bir bilgi parçası
Tell me every detail
Bana her detayı anlat
detaylandırmak
bir şey hakkında ayrıntılı bilgi vermek
Please detail the plan for me
Lütfen planı benim için detaylandır
görevli ekip
belirli bir görev için atanan küçük bir grup
A security detail guarded the building
Binayı bir güvenlik ekibi koruyordu
detaylı temizlemek
bir aracı çok dikkatli ve tamamen temizlemek
I will detail my car today
Bugün arabamı detaylı temizleyeceğim
gözden uzak
görünür olmayan
He stayed out of sight
Gözden uzak durdu
asker
Sahnedeorduda savaşan kişi
He is a brave soldier
O cesur bir askerdir
ürün
Sahnedesatılmak üzere üretilen şey
This is a new product
Bu yeni bir ürün
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
iyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
bir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
beygir gücü
Sahnedemotor gücü birimi
The car engine has 300 horse
Araba motoru 300 beygir gücünde
at
binmek için kullanılan büyük bir hayvan
I ride a horse
Ata biniyorum
teşekkür ederim
minnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
bir takdir ifadesi
A big thank you to all
Herkese büyük bir teşekkür
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan sözler
Thank you for your help
Yardımın için teşekkür ederim
sürükleyici
Sahnededikkati sürekli canlı tutan
The speech was quite interesting
Konuşma oldukça sürükleyiciydi
ilginç
merak uyandıran
The book is very interesting
Kitap çok ilginç
merak uyandırıcı
öğrenme isteği doğuran
The result was interesting
Sonuç merak uyandırıcıydı
ilginç
dikkat çekici veya merak uyandıran
That was an interesting movie
Bu ilginç bir filmdi
macun
Sahnedeyumuşak ve ıslak karışım
This paste is thick
Bu macun koyu kıvamlı
yapıştırıcı
yapışkan özelliğe sahip yumuşak madde
Use the paste for the paper
Kağıt için yapıştırıcıyı kullan
yapıştırıcı
bir şeyi yapıştırmak için kullanılan yumuşak ve ıslak karışım
I need some paste for this project
Bu proje için biraz yapıştırıcıya ihtiyacım var
öğün
Sahnedegünün belirli bir saatte yenen yemek
Breakfast is the first meal of the day
Kahvaltı günün ilk öğünüdür
yemek
belirli bir vakitte yenen yiyecek
We had a nice meal
Güzel bir yemek yedik
eski
Sahnededaha önce olan veya var olan
He is a former president
O eski bir başkandır
başlamak
Sahnedebir şeye başlamak
Let's begin the lesson
Hadi derse başlayalım
pes etmek
denemeyi bırakmak veya teslim olmak
Don't give up now
Şimdi pes etme
bırakmak
bir şeyi yapmayı bırakmak
I want to give up smoking
Sigarayı bırakmak istiyorum
vazgeçmek
sahip olduğu bir şeyi bırakmak veya ondan feragat etmek
He gave up his seat
Koltuğunu verdi
teslim etmek
birini yetkili birine vermek
He gave up his accomplice to the police
Suç ortağını polise teslim etti
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
bir davayı mahkemede incelemek
The court will try him
Mahkeme onu yargılayacak
mümkün
Sahnedeyapılması veya gerçekleşmesi imkan dahilinde olan
It is possible to finish the task today
İşi bugün bitirmek mümkün
aday
seçilme ihtimali olan kişi
She is a possible for the role
O bu rol için bir aday
atmak
Sahnedebir şeyden kurtulmak
I ditched my old shoes
Eski ayakkabılarımı attım
terk etmek
birini veya bir şeyi geride bırakmak
He ditched his friends
Arkadaşlarını ekti
hendek
toprağa kazılmış uzun ve dar çukur
The car fell into the ditch
Araba hendeğe düştü
kendini kabullenme
kişinin kendisini olduğu gibi benimsemesi ve onaylaması
Self acceptance is crucial for personal growth
Kendini kabullenme kişisel gelişim için çok önemlidir
kendini sevme
kişinin kendisine şefkat göstermesi ve değer vermesi
You should focus on self acceptance and happiness
Kendini sevme ve mutluluğa odaklanmalısın
ağ
Sahnedebirbirine bağlı şeylerin oluşturduğu grup
The city has a good road network
Şehrin iyi bir yol ağı var
yayın ağı
programları paylaşan televizyon veya radyo istasyonları grubu
This is a national television network
Bu ulusal bir televizyon ağıdır
ağ kurmak
bilgisayarları veya insanları birbirine bağlamak
I need to network with other professionals
Diğer profesyonellerle ağ kurmam gerekiyor
kanka
Sahnedeyakın arkadaş
He is my best pal
O benim en iyi kankam
suçlu hissettirmek
Sahnedebirine yaptığı bir şey için pişmanlık duymasını sağlamak
She tried to guilt him into going
Onu gitmeye ikna etmek için suçlu hissettirdi
suçluluk duygusu
kötü bir şey yapmış olma hissi
He felt a sense of guilt
Bir suçluluk duygusu hissetti
suçluluk
yanlış veya yasa dışı bir şey yapmış olma durumu
The evidence proved his guilt
Kanıtlar onun suçluluğunu kanıtladı
masada yenen yemek
insanların masaya oturarak yediği yemek
We had a sit-down meal
Masada yenen bir yemek yedik
oturup dinlenmek
rahatlamak için bir yere oturmak
Please sit down and relax
Lütfen oturun ve rahatlayın
oturmak
oturma pozisyonuna geçmek
Sit down on the chair
Sandalyeye otur
görüşme
resmi veya planlı bir tartışma
We need a sit down to talk about the project
Bu konuyu konuşmak için bir görüşmeye ihtiyacımız var
ödül
Sahnedeiyi bir davranış veya çalışma karşılığında verilen şey
He got a reward for his hard work
Sıkı çalışması için bir ödül aldı
ödüllendirmek
birine yaptığı bir iş karşılığında bir şey vermek
Teachers reward students for hard work
Öğretmenler öğrencileri sıkı çalışmaları için ödüllendirir
arkadaş
Sahnedeyakın bir arkadaş veya yoldaş
He is my best buddy
O benim en iyi arkadaşım
ilgi
Sahnedebir şeyi öğrenme veya bilme isteği
She showed a great interest in science
Bilime büyük bir ilgi gösterdi
pay
Sahnedebir işteki ortaklık veya hisse durumu
He has an interest in the company
Şirkette bir payı var
faiz
ödünç alınan para için ödenen ek ücret
The bank charges a high interest rate
Banka yüksek bir faiz oranı uyguluyor
hobi
boş zamanlarda yapmaktan hoşlanılan etkinlik
Reading is one of my interests
Okumak hobilerimden biridir
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
engel olmak
bir şeyin gerçekleşmesini durdurmak
He moved without let or hindrance
Hiçbir engel olmaksızın hareket etti
hadi
bir öneride bulunmak için kullanılan ifade
Let us go home
Hadi eve gidelim
hayal kırıklığına uğratmak
birinin beklentilerini karşılayamamak
I do not want to let my family down
Ailemi hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum
çöp öğütücü
Sahnedeatık maddeleri parçalayan makine
The kitchen has a garbage disposal
Mutfakta bir çöp öğütücü var
kullanımına hazır olma
kullanıma hazır olma durumu
The tools are at your disposal
Araçlar kullanımınıza hazırdır
atılma
bir şeyi elden çıkarma veya yok etme işlemi
We need a better system for the disposal of garbage
Çöplerin atılması için daha iyi bir sisteme ihtiyacımız var
aman
Sahnedebıkkınlık veya yalvarma durumunda kullanılır
Oh, please stop it
Ah, lütfen dur artık
memnun etmek
birini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
anlaşıldı
telsiz mesajını almak ve kavramak
Please the transmission
İletiyi anladım
başa baş
doğrudan rekabet veya çatışma içinde
The two candidates will go head to head in the debate
İki aday tartışmada başa baş mücadele edecek
yüz yüze
iki kişinin doğrudan birbirine dönük olması
We had a head to head meeting today
Bugün yüz yüze bir toplantı yaptık
başa baş
bir yarışmada rakiple doğrudan mücadele etmek
The players went head to head in the final
Oyuncular finalde başa baş mücadele etti
yetmiş
Sahnedealtmış dokuzdan sonra gelen sayı
He is seventy years old
O yetmiş yaşında
gözler
Sahnedegörmeyi sağlayan vücut parçası
She has blue eyes
Onun mavi gözleri var
dikkat
bir şeye odaklanma veya fark etme yeteneği
Keep your eyes on the road
Gözlerini yoldan ayırma
kenar
Sahnedeyuvarlak bir nesnenin dış kenarı
The glass has a gold rim
Bardağın altın bir kenarı var
söylemek
Sahnedekelimelerle ifade etmek veya konuşmak
What did you say?
Ne söyledin?
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
diyelim
bir şeye örnek vermek için kullanılan ifade
Say we meet at noon
Diyelim ki öğlen buluşalım
sözü geçen
daha önce bahsedilmiş olan
The say project is cancelled
Sözü geçen proje iptal edildi
kusursuz
Sahnedehiçbir hatası veya kusuru olmayan
This diamond is perfect
Bu elmas kusursuz
mükemmel
Sahnedebir amaç için tam olarak uygun olan
It is a perfect day for a walk
Yürüyüş için mükemmel bir gün
mükemmelleştirmek
bir şeyi kusursuz hale getirmek
She wants to perfect her skills
Becerilerini mükemmelleştirmek istiyor
tam puan
okul çalışması için verilen en yüksek not
She got a perfect on her history exam
Tarih sınavından tam puan aldı
yapman lazım
bir şeyi yapmanın zorunlu veya gerekli olduğunu belirtir
You gotta see this movie
Bu filmi izlemen lazım
satış konuşması
birini bir şey satın almaya ikna etmek için yapılan konuşma
He gave a quick sales pitch for the product
Ürün için hızlı bir satış konuşması yaptı
satış sunumu
bir ürünü satmak amacıyla yapılan resmi açıklama
She prepared a persuasive sales pitch for investors
Yatırımcılar için ikna edici bir satış sunumu hazırladı
pazarlama konuşması
insanları satın almaya yönlendiren ikna edici söylem
That sounded like a sales pitch to me
O bana bir pazarlama konuşması gibi geldi
satış konuşması
birini bir şey almaya ikna etmek için yapılan konuşma
He gave a great sales pitch
O harika bir satış konuşması yaptı
kırmak
Sahnedebir şeyi parçalamak veya bozmak
Don't break the glass
Bardağı kırma
ara
aktiviteye verilen kısa mola
Let's take a break
Bir ara verelim
çiğnemek
bir kurala veya yasaya uymamak
Do not break the rules
Kuralları çiğneme
haber vermek
birine önemli bir bilgiyi açıklamak
She had to break the news to him
Haberi ona vermek zorundaydı
devam etmek
bir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
olmak
meydana gelmek veya gerçekleşmek
What is going on here
Burada neler oluyor
çıkmak
bir yolculuğa veya tatile gitmek
They go on a vacation every summer
Her yaz tatile çıkarlar
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
katılmak
bir etkinliğe veya faaliyete dahil olmak
We decided to go on the tour
Tura katılmaya karar verdik
açılmak
bir cihazın veya ışığın çalışmaya başlaması
The heater goes on at night
Isıtıcı gece açılır
sürülmek
bir maddenin bir yüzeye uygulanması
The paint goes on easily
Boya kolayca sürülür
aferin
Sahnedeiyi bir iş yapan birini övmek için kullanılır
Attaboy! You did it!
Aferin! Başardın!
düz
Sahnedeeğrisi veya bükümü olmayan
Draw a straight line
Düz bir çizgi çiz
dürüst
doğrudan ve doğru sözlü
Give me a straight answer
Bana dürüst bir cevap ver
doğrudan
durmadan veya yön değiştirmeden
Go straight to the office
Doğrudan ofise git
heteroseksüel
karşı cinse cinsel ilgi duyan
He is straight
O heteroseksüel
yerel
Sahnedebelirli bir bölgeye veya yere ait olan
I like local food
Yerel yemekleri severim
yerel otobüs
güzergah üzerindeki tüm duraklarda duran otobüs
I take the local bus to work
İşe gitmek için yerel otobüsü kullanıyorum
yerli
belirli bir bölgede yaşayan kimse
Ask a local for directions
Yön tarifi için bir yerliye sorun
lanet olsun
Sahnedeöfke veya hayal kırıklığı ifadesi
Damn, I forgot my keys
Lanet olsun, anahtarlarımı unuttum
önemsemek
bir şeyi önemsemek veya değer vermek
I don't give a damn about it
Bunu hiç umurumda değil
lanetlemek
birinin cezayı hak ettiğini söylemek
The priest damned the sinner
Rahip günahkarı lanetledi
çok
büyük bir derecede
It is damn hot today
Bugün hava feci sıcak
civarında
Sahnedebir şeye yakın bir alanda
Is there a bank around here
Buralarda bir banka var mı
etrafında
Sahnedebir şeyin her yanını çevreleyen
We sat around the table
Masanın etrafında oturduk
yaklaşık
yaklaşık bir miktarı belirtmek için kullanılır
I will arrive around 5 PM
Saat 5 civarında geleceğim
tersine
bir şeyi başka bir yöne çevirmek
Please turn around
Lütfen arkana dön
dört
Sahnede4 sayısı
I have four apples
Dört elmam var
karşılanmak
insanlar tarafından kabul edilmek veya beğenilmek
The joke didn't go over well
Şaka pek iyi karşılanmadı
devrilmek
yere düşmek
The vase went over
Vazo devrildi
geçmek
başka bir yere gitmek veya taraf değiştirmek
He went over to the other side
Karşı tarafa geçti
gözden geçirmek
bir şeyi incelemek veya kontrol etmek
Let's go over the plan
Planı gözden geçirelim
aşmak
bir sınırı veya sayıyı geçmek
The costs must not go over the budget
Masraflar bütçeyi aşmamalı