

Breaking Bad — Season 4 Episode 8
Kelimeler ve anlamları
779 kelime
Seviye
tür
Sahnedekategori veya sınıf
What type of music do you like
Ne tür müzik seversin
tip
benzer özelliklere sahip grup
He is a weird type of person
O tuhaf bir tip
yazmak
klavye ile yazı yazmak
I am typing an email
Bir e-posta yazıyorum
gruplandırmak
kan gibi biyolojik örnekleri ayırmak
The doctor typed his blood
Doktor kan grubunu belirledi
kemik
Sahnedeiskeleti oluşturan sert beyaz madde
The dog chewed the bone
Köpek kemiği çiğnedi
İyilik
birine yapılan küçük bir yardım
He threw me a bone by helping me
Bana yardım ederek bir iyilik yaptı
Dolar
bir doları ifade eden argo terim
That meal cost five bones
O yemek beş dolara mal oldu
cinsel ilişkiye girmek
birisiyle cinsel birliktelik yaşamak
The couple decided to bone
Çift cinsel ilişkiye girmeye karar verdi
sebat etmek
Sahnedebir şeyi kararlılıkla yapmaya devam etmek
If you keep at it, you will succeed
Eğer sebat edersen, başarılı olacaksın
kimya
Sahnedeiki kişi arasındaki romantik çekim veya uyum
They have great chemistry
Onların harika bir kimyası var
kimya
Sahnedemaddelerin yapısını ve değişimlerini inceleyen bilim dalı
I like chemistry class
Kimya dersini seviyorum
her zaman
Sahnedesürekli veya çok sık
He talks all the time
O her zaman konuşur
düzgünce
Sahnededoğru bir şekilde
Please close the door properly
Lütfen kapıyı düzgünce kapat
düzgünce
doğru ve uygun bir şekilde
Please close the door properly
Lütfen kapıyı düzgünce kapat
silahlı saldırgan
Sahnedesilah kullanarak suç işleyen kimse
The police caught the gunman
Polis silahlı saldırganı yakaladı
silahlı saldırgan
saldırı amacıyla silah kullanan kişi
The gunman fired a shot
Silahlı saldırgan bir el ateş etti
silahlı adam
silahı olan kişi
The police caught the gunman
Polis silahlı adamı yakaladı
silahlı saldırgan
bir suç işlemek için silah kullanan kişi
The gunman ran away after the robbery
Silahlı saldırgan soygun sonrasında kaçtı
ikram etmek
Sahnedebirine bir şeyi alma şansı vermek
He offered me some water
Bana biraz su ikram etti
teklif etmek
Sahnedebirinin kabul etmesi veya reddetmesi için bir şey sunmak
They offered him a new job
Ona yeni bir iş teklif ettiler
teklif
bir şeyin yapılması veya verilmesi yönündeki öneri
He accepted the job offer
İş teklifini kabul etti
sunmak
birine bir şey vermek veya uzatmak
He offered his hand to her
Elini ona uzattı
kolay
Sahnedeyapılması veya anlaşılması zor olmayan
This math test was easy
Bu matematik sınavı kolaydı
yumuşak
sert veya katı olmayan
Be easy with her
Ona karşı yumuşak ol
elbette
bir isteği kabul ederken veya onaylarken kullanılan ifade
Can you do this? Easy
Bunu yapabilir misin? Elbette
rahat
endişeli olmayan ve sakin
She has an easy personality
O rahat bir kişiliğe sahip
eylem
Sahnedebir kişinin yaptığı herhangi bir şey
This was a brave act
Bu cesurca bir eylemdi
yasa
devlet tarafından konulan resmi kural
The government passed a new act
Hükümet yeni bir yasa çıkardı
gösteri
izleyiciler için yapılan kısa süreli performans
The circus act was funny
Sirk gösterisi komikti
cam
Sahnedepencerelerde ve şişelerde kullanılan sert ve saydam madde
The window is made of glass
Pencere camdan yapılmıştır
cam / bardak
sert şeffaf bir madde veya içecek kabı
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
bardak
içecekleri koymaya yarayan kap
I drank a glass of water
Bir bardak su içtim
bardağa koymak
bir şeyi cam bir kabın içine yerleştirmek
She will glass the juice
Meyve suyunu bardağa koyacak
ayrıca
Sahnedeek bir bilgi veya nokta eklemek için kullanılır
Besides, it is too late
Ayrıca, çok geç
haricinde
bir şeyin dışında veya hariç tutularak
No one was there besides me
Benden başka kimse yoktu
ayrıca
söylenene ek olarak
Besides it is getting late
Ayrıca hava kararıyor
ayrıca
söylenenlere ek bir nokta katmak için kullanılır
Besides it is raining outside
Ayrıca dışarıda yağmur yağıyor
önemli
Sahnedebüyük anlamı veya değeri olan
Education is important
Eğitim önemlidir
başına gelmek
Sahnedebirinin başına bir şey gelmesi durumu
What happened to him
Ona ne oldu
tesadüfen yapmak
Sahnedeplan yapmadan bir eylem gerçekleştirmek
I happened to meet him at the park
Onunla parkta tesadüfen karşılaştım
birisi
Sahnedebelirsiz veya bilinmeyen bir kişi
Someone is at the door
Kapıda biri var
küçük bir miktar
Sahnedebir şeyden çok küçük bir miktar
Add a touch of salt
Biraz
duygulandırmak
birinin duygularını etkilemek
Your kind words touched me
Nazik sözlerin beni duygulandırdı
dokunmak
elini bir şeye koymak
Do not touch the glass
Cama dokunma
yetenek
bir şeyi iyi yapma konusundaki doğal beceri
He has a professional touch
Profesyonel bir dokunuşu var
geç
Sahnedezamanında olmayan
I am late for work
İşe geç kaldım
merhum
artık hayatta olmayan
His late father was a doctor
Merhum babası doktordu
sonları
bir dönemin bitişine yakın
It happened in the late nineties
Doksanlı yılların sonlarında oldu
son
yakın zamanda gerçekleşen veya yapılan
These are late reports
Bunlar son raporlar
çalışmak
Sahnedebir konu hakkında bilgi edinmek için zaman harcamak
I study English every day
Her gün İngilizce çalışırım
çalışma odası
okuma yazma veya çalışma için kullanılan oda
He is in his study
O çalışma odasında
hızlı öğrenen
bir şeyi çabuk kavrayan kimse
She is a fast study
O hızlı öğrenen biridir
araştırma
bir konunun detaylı incelenmesi
They conducted a study on the new medicine
Yeni ilaç üzerine bir araştırma yaptılar
lezzetli
Sahnedehoş bir tadı olan
This cake is tasty
Bu kek lezzetli
lezzetli
tadı güzel olan
The soup is tasty
Çorba lezzetli
harika
Sahnedeçok iyi
This cake is fantastic
Bu kek harika
inanılmaz
çok büyük ölçüde
He spent a fantastic amount of money
İnanılmaz miktarda para harcadı
son
Sahnedediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
sürmek
bir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
geçen
şimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
anı yaşa
Sahnedegünün tadını çıkar anlamına gelen Latince bir ifade
He decided to carpe diem and enjoy the moment
Anı yaşamaya karar verdi ve o anın tadını çıkardı
anı yaşa
anı değerlendirme ve hayatın tadını çıkarma felsefesini ifade eden latince söz
He lives by the motto carpe diem
O carpe diem mottosuyla yaşıyor
hiç kimse
Sahnedehiçbir kişi
No one is home
Evde kimse yok
hiç kimse
hiçbir kişi
No one knows the answer
Cevabı hiç kimse bilmiyor
hiç kimse
tek bir kişi bile değil
No one is at home
Evde hiç kimse yok
endişe duymak
Sahnedebirinin güvenliği veya iyiliği için endişelenmek
I fear for her safety
Onun güvenliği için endişe duyuyorum
endişelenmek
birinin güvenliği veya iyiliği için kaygı duymak
I fear for his safety
Onun güvenliği için endişeleniyorum
üç katı
Sahnedeüç kat miktarında olan
The price is now triple
Fiyat şimdi üç katı
üçlü
üç parçadan oluşan
He ordered a triple espresso
Üçlü espresso sipariş etti
üç katına çıkarmak
bir şeyi üç katına ulaştırmak
The company wants to triple its sales
Şirket satışlarını üç katına çıkarmak istiyor
üçlü
üç parçadan oluşan grup
This pack comes in a triple set
Bu paket üçlü set halinde geliyor
alan
Sahnedeboş veya kullanılabilir alan
There is no space here
Burada hiç yer yok
dalıp gitmek
odaklanmayı kaybetmek veya unutmak
I spaced out during the lesson
Ders sırasında dalıp gittim
uzay
Dünya atmosferinin dışındaki bölge
He wants to go to space
Uzaya gitmek istiyor
aralık bırakmak
nesneleri birbirlerinden uzağa yerleştirmek
You should space the plants out
Bitkiler arasında aralık bırakmalısın
karaoke
Sahnedekaydedilmiş müzik eşliğinde şarkı söyleme eğlencesi
We went to a karaoke bar last night
Dün gece bir karaoke bara gittik
karaoke
kayıtlı müzik eşliğinde insanların şarkı söylediği bir eğlence biçimi
We went to a bar for karaoke
Karaoke için bir bara gittik
baskın
Sahnedeani bir saldırı veya istila
The police conducted a raid on the building
Polis binaya baskın düzenledi
baskın
ani ve beklenmedik saldırı
The police planned a raid
Polis bir baskın planladı
sprey
bir kaptan küçük damlalar halinde püskürtülen sıvı
Use the raid to kill the insects
Böcekleri öldürmek için Raid kullan
baskın yapmak
bir yere izinsiz girip bir şeyler almak
They raided the kitchen for food
Yiyecek için mutfağa baskın yaptılar
kendi işinin patronu olmak
Sahnedekendi işini kurup bağımsız çalışmak
She wants to be her own boss
O kendi işinin patronu olmak istiyor
sorumlu
Sahnedekontrolü veya yetkisi olan
Who is in charge here?
Burada kim sorumlu?
sorumlu
bir şey üzerinde kontrol veya yetkiye sahip olma
She is in charge of the project
Projeden o sorumlu
yaşamak
Sahnedebir yerde ikamet etmek
I live in London
Londra'da yaşıyorum
yatılı
biriyle aynı evde yaşayan
They have a live-in nanny
Yatılı bir bakıcıları var
lojman kalmak
çalışılan binanın içinde ikamet etmek
The nanny lives in with the family
Bakıcı aileyle birlikte evde kalıyor
oturmak
bir yerde ikamet etmek
I live in a big house
Büyük bir evde oturuyorum
sonra
Sahnedebir olaydan sonra gerçekleşen
We will eat later
Yemekten sonra yiyeceğiz
geç
beklenenden daha geç
She arrived later than me
O benden geç geldi
merhum
vefat etmiş kişi
The late king died long ago
Merhum kral uzun zaman önce öldü
yeni
son zamanlarda gerçekleşen
That is a later development
O yeni bir gelişme
kiralite
Sahnedebir nesnenin ayna görüntüsü ile özdeş olmaması durumu
Chirality is an important concept in chemistry
Kiralite kimyada önemli bir kavramdır
karıştırıp aramak
Sahnedebir şeyi bulmak için etrafı karıştırarak aramak
I need to dig around in my bag for my keys
Anahtarlarımı bulmak için çantamı karıştırmam gerekiyor
rastlamak
Sahnedebiriyle tesadüfen karşılaşmak
I ran into an old friend
Eski bir arkadaşıma rastladım
sorun yaşamak
bir problem veya zorlukla karşılaşmak
We ran into some problems
Bazı sorunlar yaşadık
çarpmak
hareket halindeyken bir şeye vurmak
He ran into the wall
Duvara çarptı
bulmak
belli bir miktara veya seviyeye ulaşmak
The costs ran into thousands
Masraflar binleri buldu
çarpmak
hareket halindeyken kazara bir nesneye vurmak
I ran into a tree while skiing
Kayak yaparken bir ağaca çarptım
sorun yaşamak
beklenmedik bir problemle karşılaşmak
We ran into trouble with the car
Araba ile sorun yaşadık
rastlamak
biriyle beklenmedik bir şekilde karşılaşmak
I ran into an old friend today
Bugün eski bir arkadaşıma rastladım
karışmak
renklerin veya sıvıların birbirinin içine geçmesi
The blue paint ran into the yellow paint
Mavi boya sarı boyaya karıştı
rastlamak
biriyle tesadüfen karşılaşmak
I ran into my old teacher at the park
Parkta eski öğretmenime rastladım
birlikte çalışmak
Sahnedebir işi bir başkasıyla beraber yapmak
I work with my sister
Kız kardeşimle birlikte çalışıyorum
idare etmek
bir şeyi kullanabilmek veya onunla başa çıkabilmek
I can work with this budget
Bu bütçeyle idare edebilirim
başa çıkmak
bir durumu başarılı şekilde yönetmek
I can work with that schedule
Bu programla başa çıkabilirim
ile çalışmak
bir nesneyi kullanmak veya bir kişiyle iş yapmak
I work with computers every day
Her gün bilgisayarlarla çalışırım
ışık
Sahnedegörmemizi sağlayan doğal veya yapay parlaklık
The light is bright
Işık parlak
yakmak
bir şeyi tutuşturmak veya yanmasını sağlamak
Light the candle
Mumu yak
hafif
ağırlığı az olan
This box is light
Bu kutu hafif
açık renkli
koyu olmayan renk
I like light blue
Açık maviyi severim
somon rengi
Sahnedekırmızıya yakın açık bir renk
She wore a salmon dress
Somon rengi bir elbise giydi
somon
genellikle yenen pembe etli bir balık
I love eating grilled salmon
Izgara somon yemeyi severim
kalıntı
Sahnedebir şeyden geri kalan az miktar
There was a sticky residue on the table
Masada yapışkan bir kalıntı vardı
zor
Sahnedekolay olmayan
This exam is hard
Bu sınav zor
sert
alkol içeren
This is a hard drink
Bu sert bir içkidir
sert
yumuşak olmayan
The bed is too hard
Yatak çok sert
sıkı
çok çaba veya enerji ile
He works hard every day
O her gün sıkı çalışıyor
hamle
Sahnedeyapılan bir eylem veya adım
It was a smart move
Akıllıca bir hamleydi
hareket etmek
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
Please move your car
Lütfen arabanızı hareket ettirin
film
sinemada veya televizyonda gösterilen bir hikaye
I watched a great movie last night
Dün gece harika bir film izledim
duygulandırmak
birini güçlü duygular hissetmeye yöneltmek
Her story really moved me
Hikayesi beni gerçekten duygulandırdı
hareket etmek
bir yerden başka bir yere gitmek
He started to move to the door
Kapıya doğru hareket etmeye başladı
ertelemek
bir etkinliğin tarihini veya saatini değiştirmek
They moved the meeting to Friday
Toplantıyı cumaya ertelediler
hareket halinde
yer değiştiren veya kımıldayan
The train is finally moving
Tren sonunda hareket ediyor
teklif etmek
bir planı veya fikri tartışma için resmi olarak sunmak
I move that we end the meeting
Toplantıyı bitirmeyi teklif ediyorum
taşınmak
bir yerden başka bir yere yerleşmek
We are going to move to a new house
Yeni bir eve taşınacağız
hızla satılmak
genellikle düşük fiyata hızlıca elden çıkarılmak
These cheap goods move very fast
Bu ucuz ürünler hızla satılıyor
yerini değiştirmek
bir şeyi bir yerden başka bir yere nakletmek
Can you move your chair please
Lütfen sandalyenin yerini değiştirebilir misin
ikna etmek
birinin fikrini veya hareketini değiştirmesine neden olmak
Nothing could move him to change his mind
Hiçbir şey onu fikrini değiştirmeye ikna edemedi
öneride bulunmak
bir toplantıda resmi olarak bir şey önermek
She moved that the meeting be adjourned
Toplantının ertelenmesi için öneride bulundu
gücendirmek
Sahnedekaba bir davranışla birini üzmek veya kızdırmak
I did not mean to offend you
Seni gücendirmek istemedim
gücendirmek
kaba bir davranışla birini üzmek veya kızdırmak
I did not mean to offend you
Seni gücendirmek istemedim
önce
Sahnedeşimdiden önce veya geçmişte
I saw him two days ago
Onu iki gün önce gördüm
önce
şimdiye göre geçmişte kalmış zaman
I arrived an hour ago
Bir saat önce geldim
rahatlık
Sahnedefiziksel gevşeme veya huzur durumu
I love the comfort of my bed
Yatağımın rahatlığını seviyorum
teselli
kişinin endişesinin veya üzüntüsünün azalması durumu
His words gave me comfort
Sözleri bana teselli verdi
teselli etmek
birini daha az üzgün veya endişeli hissettirmek
I tried to comfort my friend
Arkadaşımı teselli etmeye çalıştım
araştırmak
Sahnedebir konuyu veya durumu incelemek
I will look into this problem
Bu sorunu araştıracağım
içine bakmak
bir şeyin içine doğru gözlerini çevirmek
She looked into the box
O kutunun içine baktı
göç etmek
Sahnedebaşka bir ülkeye sürekli yaşamak için gitmek
They decided to immigrate to Canada
Kanada'ya göç etmeye karar verdiler
göç etmek
başka bir ülkede yaşamak için oraya taşınmak
He decided to immigrate to Canada
Kanada'ya göç etmeye karar verdi
asla
Sahnedehiçbir zaman
I never eat meat
Asla et yemem
aramak
Sahnedebir şeyi bulmaya çalışmak
I search for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
dürüst
Sahnededoğruyu söyleyen ve hile yapmayan
He is an honest man
O dürüst bir adamdır
öldürmek
Sahnedebir canlının yaşamına son vermek
The hunter killed the deer
Avcı geyiği öldürdü
kırıp geçirmek
bir gösteride çok komik veya popüler olmak
The comedian killed the audience
Komedyen seyirciyi kırıp geçirdi
durdurmak
bir süreci veya çalışmayı sona erdirmek
The company killed the project
Şirket projeyi durdurdu
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am killing for a slice of pizza
Bir dilim pizzayı çok istiyorum
gelmek
Sahnedebir yere varmak veya görünmek
He didn't show up for the meeting
Toplantıya gelmedi
ortaya çıkmak
birinin bir yerde görünmesi veya gelmesi
He finally showed up at the party
Sonunda partide göründü
rezil etmek
birini başkalarının önünde utandırmak
She showed him up in front of the team
Onu takımın önünde rezil etti
belirmek
bir arka plan üzerinde kolayca fark edilmek
The stain does not show up on this dark shirt
Bu koyu renkli gömlekte leke belli olmuyor
gölgede bırakmak
birinden daha iyi performans göstererek onu kötü duruma düşürmek
He tried to show up his rival during the match
Maç sırasında rakibini gölgede bırakmaya çalıştı
gölgede bırakmak
birinden daha iyi performans göstererek onu geride bırakmak
He showed up his rival with a better performance
Rakibini daha iyi bir performansla gölgede bıraktı
gelmek
bir etkinliğe katılmak veya bir yere varmak
He did not show up for the party
O partiye gelmedi
diploma
Sahnedeeğitim programı tamamlandığında alınan unvan
She has a university degree
Üniversite diploması var
derece
Sahnedebir şeyin miktarı veya seviyesi
There is a high degree of risk
Yüksek bir risk derecesi var
derece
sıcaklık ölçü birimi
It is twenty degrees today
Bugün hava yirmi derece
derece
sıcaklığı ölçmek için kullanılan bir birim
It is 20 degrees outside
Dışarısı 20 derece
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
bildirmek
birine bir şeyi haber vermek
Let me know your answer
Cevabını bana bildir
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
The manager had to let him go
Müdür onu işten çıkarmak zorunda kaldı
serbest bırakmak
tutulan veya hapsedilen birini ya da bir şeyi salmak
They let the bird fly away
Kuşu serbest bıraktılar
milyon
Sahnedebin tane binlikten oluşan sayı
A million people live here
Burada bir milyon insan yaşıyor
hiçbir şey
Sahnedehiçbir miktar veya nesne
There is nothing here
Burada hiçbir şey yok
hiçbir şey
herhangi bir nesnenin olmaması
I have nothing in my hand
Elimde hiçbir şey yok
hiç
geriye kalan bir şeyin yokluğu
There is nothing left
Geriye hiçbir şey kalmadı
hiçbir şey
herhangi bir şeyin bulunmaması
There is nothing in the box
Kutunun içinde hiçbir şey yok
bastırmak
Sahnedebir şeye baskı uygulamak
Press the button
Düğmeye bas
basın
haber kurumları ve gazeteciler
The press is here
Basın burada
ısrar etmek
bir konuda güçlü talepte bulunmak
They will press us for an answer
Bizden cevap için ısrar edecekler
çıkarmak
Sahnedebir şeyi özellikle kullanmak için ortaya çıkarmak
We should break out the champagne
Şampanyayı çıkarmalıyız
patlak vermek
aniden başlamak
War broke out in 1939
Savaş 1939'da patlak verdi
firar etmek
bir yerden veya durumdan kaçmak
They broke out of prison
Hapishaneden firar ettiler
döküntü dökmek
vücutta aniden döküntü oluşması
She broke out in a rash after touching the plant
Bitkiye dokunduktan sonra vücudunda döküntü oluştu
başka
Sahnedebelirtilenlerin dışında veya ek olarak
Who else is coming?
Başka kim geliyor?
başka
farklı bir kişi veya şey
I want to go somewhere else
Başka bir yere gitmek istiyorum
başka türlü
farklı bir biçimde
How else can I do this
Bunu başka türlü nasıl yapabilirim
dikkat
Sahnedebir şeye veya birine odaklanma durumu
Please pay attention
Lütfen dikkat edin
bakım
hasta veya yaralı birine yardım etme eylemi
He needs medical attention
Tıbbi bakıma ihtiyacı var
dikkat
bir şeyi özenle dinleme veya izleme eylemi
Pay attention to the teacher
Öğretmene dikkat et
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
Sahnedefikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
irtibatta kalmak
Sahnedebiriyle iletişimini sürdürmek
I will keep in contact with my friends
Arkadaşlarımla irtibatta kalacağım
görünüş
Sahnedebir şeyin dıştan izlenimi veya sahip olduğu renk tonu
Her face had a sad cast
Yüzünde hüzünlü bir görünüş vardı
oyuncu kadrosu
bir film veya oyundaki oyuncuların tamamı
The cast was great
Oyuncu kadrosu harikaydı
alçı
kırık bir kemiği desteklemek için kullanılan sert sargı
He has a cast on his arm
Kolunda alçı var
fırlatmak
bir şeyi havaya atmak veya göndermek
He cast the line into the water
Olta iğnesini suya fırlattı
oturmak
Sahnedebir yerde bulunmak ve orada kalmak
He likes to sit in the sun
Güneşte oturmayı sever
oturma eylemi yapmak
bir yerde oturarak protesto etmek
They decided to sit in
Oturma eylemi yapmaya karar verdiler
gözlemci olarak katılmak
bir toplantı veya derste aktif olmadan sadece izleyici olarak bulunmak
I will sit in on the lecture today
Bugün derse gözlemci olarak katılacağım
oturma eylemi yapmak
bir yeri işgal ederek barışçıl şekilde protesto etmek
The students sat in to protest the decision
Öğrenciler kararı protesto etmek için oturma eylemi yaptı
izleyici olmak
bir toplantıda aktif rol almadan bulunmak
Please sit in and listen
Lütfen otur ve dinle
oturmak
bir yerin içinde oturmak
She is sitting in the library
O kütüphanede oturuyor
yer almak
bir bölgede veya konumda bulunmak
The house sits in a valley
Ev bir vadide yer alır
konumlanmak
belirli bir alanda yerini almış olmak
The box sits in the corner
Kutu köşede konumlanmıştır
bulunmak
bir toplulukta veya grupta hazır olmak
He sits in the audience
O seyirciler arasında bulunuyor
oturur durumda olmak
bir yerin içinde oturmuş pozisyonda olmak
She was sitting in the car
O arabada oturur durumdaydı
yer tutmak
bir koltuğu veya yeri işgal etmek
Do not sit in his seat
Onun koltuğunu işgal etme
konuk olarak katılmak
bir etkinliğe misafir olarak eşlik etmek
The musician sat in with the band
Müzisyen gruba konuk olarak katıldı
kullanmak
bir koltuğu veya yeri kullanmak
You can sit in that chair
O sandalyeyi kullanabilirsin
endişe
Sahnedesizi huzursuz hissettiren şey
My main concern is the weather
Temel endişem hava durumu
ilgilendirmek
Sahnedebir konuyla ilgili veya bağlantılı olmak
This problem concerns all of us
Bu sorun hepimizi ilgilendiriyor
firma
büyük bir iş yeri veya şirket
It is a large manufacturing concern
Bu büyük bir üretim firmasıdır
mesele
ele almanız gereken iş veya görev
That is none of your concern
Bu senin meselen değil
tekerlek
Sahnedearaçların hareket etmesini sağlayan yuvarlak nesne
The car has four wheels
Arabanın dört tekerleği var
iterek götürmek
tekerlekli bir nesneyi iterek hareket ettirmek
He wheeled the suitcase
Valizi iterek götürdü
tekerlek
bir şeyin hareket etmesini sağlayan dönen yuvarlak parça
The car has four wheels
Arabanın dört tekerleği var
ayağa kalkmak
Sahnedeoturur veya yatar durumdayken ayaklanmak
I need to get up to reach the book
Kitaba ulaşmak için ayağa kalkmam gerekiyor
kılık
giyilen bir kıyafet takımı
She wore a funny get-up to the party
Partiye komik bir kılıkla geldi
bir şeyle meşgul olmak
bir faaliyetin veya durumun içinde yer almak
What are you getting up to today?
Bugün nelerle meşgulsün?
yukarı çıkmak
daha yüksek bir konuma ulaşmak
You need to get up to the second floor
İkinci kata çıkman gerekiyor
uyandırmak
birini uykudan kaldırmak
Please get the children up early
Lütfen çocukları erkenden uyandır
Metamfetamin
SahnedeGüçlü ve yasadışı uyarıcı bir uyuşturucu madde
Methamphetamine is a dangerous and addictive drug
Metamfetamin tehlikeli ve bağımlılık yapıcı bir uyuşturucudur
kafa karışıklığı
Sahnedebir şeyi net bir şekilde anlamama durumu
There was some confusion about the date
Tarih konusunda bazı kafa karışıklıkları vardı
gelişme
Sahnedebir şeyin daha iyi hale gelmesi
I can see a big improvement in your work
Çalışmalarında büyük bir gelişme görüyorum
gizli
Sahnedebaşkalarından saklanan
The project was kept hush hush
Proje gizli tutuldu
amansız
Sahnededurmadan devam eden veya pes etmeyen
The sun was relentless in the desert
Çölde güneş amansızdı
an
Sahnedeçok kısa bir zaman dilimi
Wait a moment
Bir an bekle
şu an
şimdiki zaman dilimi
I am busy at the moment
Şu anda meşgulüm
gelmek
Sahnedebir yere ulaşma
The train is coming
Tren geliyor
gelecek
yakın zamanda olacak olan
The coming weeks will be busy
Gelecek haftalar yoğun geçecek
ilerleme
gelişme kaydetme
The project is coming along well
Proje iyi ilerliyor
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
hani
konuşurken dikkat çekmek veya düşünürken kullanılan bir ifade
You know, I am not sure about this
Hani, bu konuda emin değilim
arabayla bırakmak
Sahnedebir araçla ücretsiz olarak bir yere götürmek
He gave me a lift
Beni arabayla bıraktı
kaldırmak
bir şeyi daha yüksek bir konuma taşımak
Can you lift this box
Bu kutuyu kaldırabilir misin
asansör
bir binada insanları veya eşyaları katlar arasında aşağı yukarı taşıyan cihaz
The lift is broken so we must take the stairs
Asansör bozuk olduğu için merdivenleri kullanmalıyız
iyileştirmek
bir şeyi daha iyi veya daha çekici hale getirmek
This paint will lift the look of the room
Bu boya odanın görünümünü iyileştirecek
ilerleme
Sahnedeileriye doğru hareket veya gelişim
She is making progress in her studies
Çalışmalarında ilerleme kaydediyor
ilerlemek
bir hedef doğrultusunda ileri gitmek veya gelişmek
Science continues to progress
Bilim ilerlemeye devam ediyor
ilerleme
ileri doğru hareket veya gelişim
We are making good progress on this project
Bu projede iyi ilerleme kaydediyoruz
şüphelenmek
Sahnedebirinin suçlu olduğunu veya bir şeyin yanlış olduğunu düşünmek
The police suspect him of the crime
Polis ondan şüpheleniyor
şüpheli
Sahnedesuç işlediğinden şüphelenilen kimse
The police caught the suspect
Polis şüpheliyi yakaladı
şüpheli
kötü veya dürüst olmadığı düşünülen
That behavior looks very suspect
Bu davranış çok şüpheli görünüyor
pay
Sahnedebir işteki ortaklık veya hisse durumu
He has an interest in the company
Şirkette bir payı var
ilgilendirmek
Sahnedebirinin bir şeye merak duymasını veya dikkat etmesini sağlamak
This book interests me
Bu kitap ilgimi çekiyor
faiz
ödünç alınan para için ödenen ek ücret
The bank charges a high interest rate
Banka yüksek bir faiz oranı uyguluyor
hobi
boş zamanlarda yapmaktan hoşlanılan etkinlik
Reading is one of my interests
Okumak hobilerimden biridir
saat
Sahnede60 dakikaya eşit süre
I will be there in one hour
Bir saat içinde orada olacağım
saat
bir günün yirmi dört parçasından biri
We will leave in one hour
Bir saat içinde ayrılacağız
saat
60 dakikalık zaman dilimi
I will be there in an hour
Bir saat içinde orada olacağım
iletişim
Sahnedebiriyle irtibat kurma eylemi
Please contact me soon
Lütfen benimle yakında iletişime geçin
kontak yapıştırıcı
basıldığında yapışacak şekilde tasarlanan
Use contact adhesive for the edges
Kenarlar için kontak yapıştırıcı kullanın
temas
birine veya bir şeye dokunma eylemi
Avoid direct contact with the skin
Ciltle doğrudan temastan kaçının
kontakt lens
görmeyi iyileştirmek için göze takılan ince mercek
I wear contact lenses every day
Her gün kontakt lens takıyorum