

Breaking Bad — Season 5 Episode 1
Kelimeler ve anlamları
520 kelime
Seviye
beklemek
Sahnedebir şey olana kadar bir yerde kalmak
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
sabırsızlanmak
bir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
beklemek
kısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
beklemek
bir şeyin gerçekleşmesini beklemek
Please wait for me
Lütfen beni bekle
kalmak
bir yerden ayrılmadan durmak
I will wait in the car
Arabada kalacağım
yerinde durmak
hareket etmeden olduğu yeri korumak
Wait right there for me
Tam orada yerinde dur
durmak
kısa bir süreliğine hareket etmemek
Cars must wait at the red light
Arabalar kırmızı ışıkta durmalı
ara vermek
bir işe kısa süreliğine ara vermek
We will wait with the decision
Karar vermeye ara vereceğiz
içinden atmak
Sahnedeuzun zamandır yapmak istediğin bir şeyi gerçekleştirip rahatlamak
I needed to shout to get it out of my system
İçimden atmak için bağırmam gerekiyordu
içini dökmek
gizlenen bir şeyi söyleyip rahatlamak
You should just tell him and get it out of your system
Sadece ona söyleyip içini dökmelisin
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
gizlice çıkmak
Sahnedebir yerden veya durumdan sessizce veya gizlice ayrılmak
I slipped out of the room
Odadan gizlice çıktım
fark ettirmeden çıkmak
bir yerden kimseye fark ettirmeden ayrılmak
He slipped out of the room quietly
Odadan sessizce çıktı
pahalı
Sahnedeçok para tutan
This car is very expensive
Bu araba çok pahalı
oynamak
Sahnedebirine veya bir şeye ciddiyetsiz veya dikkatsizce davranmak
Don't toy with my feelings
Duygularımla oynama
üzerinde düşünmek
bir şeyi yapmayı aklından geçirmek
She is toying with the idea of moving
Taşınma fikri üzerinde düşünüyor
oyalanmak
bir şeyle dikkatsizce uğraşmak
He toyed with his pen while waiting
Beklerken kalemiyle oyalanıyordu
oynamak
birinin duygularıyla kötü niyetli davranmak
He toyed with her feelings
Onun duygularıyla oynadı
soprano
Sahnedeen yüksek kadın şarkı sesi
She is a talented soprano
O yetenekli bir soprano
kaynak
Sahnedebir şeyin çıktığı veya başladığı yer veya şey
The sun is the source of energy
Güneş enerji kaynağıdır
temin etmek
bir yerden veya kişiden bir şey elde etmek
We source materials from this factory
Malzemeleri bu fabrikadan temin ediyoruz
fikir
Sahnedebir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
fikir
Sahnedezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
bulmak
Sahnedebir şeyi görmek veya yerini tespit etmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
biri veya bir şey hakkında fikir sahibi olmak
I find it easy
Onu kolay buluyorum
hükmetmek
mahkemede resmen bir karara varmak
The jury found him guilty
Jüri onun suçlu olduğuna hükmetti
yanıt
bir soruya verilen cevap
What is your find to the question
Soruya verdiğin yanıt nedir
piller
Sahnedeeşyaların çalışması için elektrik depolayan cihazlar
The remote needs new batteries
Kumandanın yeni pillere ihtiyacı var
pislik
Sahnedekaba veya sinir bozucu erkekler için kullanılan kaba bir tabir
He is such a prick
O tam bir pislik
sivri uç
Sahnedebir bitki veya nesne üzerindeki küçük keskin nokta
The tool has a small sharp prick at the end
Aletin ucunda küçük keskin bir nokta var
batırmak
sivri bir uçla küçük bir delik açmak
I pricked my finger with a needle
Parmağıma iğne battı
penis
erkek cinsel organı
He injured his penis
O penisini incitti
kazanmak
Sahnedebir ödül veya zafer elde etmek
She hopes to win the game
O oyunu kazanmayı umuyor
bahis oynamak
bir oyun veya yarış üzerine para riske etmek
I will win on that horse
O ata bahis oynayacağım
standart
her zamanki veya normal seçenek
This is the win choice
Bu standart seçim
yakışmak
birinin üzerinde iyi durmak
That jacket wins on you
O ceket sana çok yakışıyor
kazanmak
bir yarışmada veya müsabakada birinci olmak
She wants to win the race
O yarışı kazanmak istiyor
elde etmek
çaba göstererek bir şeyi hak etmek
She worked hard to win his respect
Saygısını elde etmek için çok çalıştı
gönlünü kazanmak
birinin sevgi veya ilgisini elde etmek
He tried to win her heart
Onun kalbini kazanmaya çalıştı
ödül kazanmak
yarışma sonucunda ödül almak
Did you win the big prize
Büyük ödülü kazandın mı
galip gelmek
bir mücadeleden üstün ayrılmak
They will win the tournament
Turnuvada galip gelecekler
başarmak
bir işi iyi bir sonuçla bitirmek
You must win in life
Hayatta başarmak zorundasın
başarıya ulaşmak
bir hedefe ulaşıp galip gelmek
They fight to win
Başarıya ulaşmak için savaşıyorlar
yenmek
rakibini mağlup ederek galip gelmek
Our team will win today
Takımımız bugün rakiplerini yenecek
kontrol etmek
Sahnedebir şeyi yönetmek veya ona hükmetmek
He can control the robot
Robotu kontrol edebilir
kontrol
bir şeyi yönetme veya düzenleme eylemi
She lost control of the car
Arabanın kontrolünü kaybetti
kontrol
deney sonuçlarını karşılaştırmak için kullanılan standart
The scientists used a control for their experiment
Bilim insanları deneyleri için bir kontrol kullandılar
istemek
Sahnedebir şeyi yapmayı dilemek
I wanna go home
Eve gitmek istiyorum
istemek
bir şeye sahip olmayı dilemek
I wanna drink
Bir şeyler içmek istiyorum
zorunda
Sahnedebir şeyi yapmak zorunda olmak
I gotta go now
Şimdi gitmem lazım
zorunda olmak
bir şeyi yapma gerekliliği
I gotta go now
Şimdi gitmem gerek
sertçe çekmek
Sahnedebir şeyi hızlıca ve güçlü bir şekilde çekmek
He yanked the door open
Kapıyı sertçe çekerek açtı
başına gelmek
Sahnedebirinin başına bir şey gelmesi durumu
What happened to him
Ona ne oldu
tesadüfen
bir şeyi planlamadan veya kazara yapmak
I happen to know the answer
Tesadüfen cevabı biliyorum
başına gelmek
birinin başına bir olay meydana gelmek
What happened to him
Onun başına ne geldi
kazara yapmak
planlamadan bir şeyi yapmak
I happened to drop the glass
Bardağı kazara düşürdüm
tesadüfen bulmak
planlamadan bir şeyi keşfetmek
I happened to find my old key
Eski anahtarımı tesadüfen buldum
tesadüfen yapmak
plan yapmadan bir eylem gerçekleştirmek
I happened to meet him at the park
Onunla parkta tesadüfen karşılaştım
denk gelmek
bir olayın veya kişinin rastgele karşısına çıkması
I happened to be at the store
Dükkanda denk geldim
yanlışlıkla yapmak
istenmeden veya planlanmadan gerçekleşmek
I happened to break the vase
Vazoyu yanlışlıkla kırdım
şans eseri yapmak
plan dışı bir şekilde gerçekleşmek
I happened to see the movie
Filmi şans eseri izledim
hayatta
Sahnedeyaşayan ve ölü olmayan
He is still alive
O hâlâ hayatta
canlı
hayatı ve deneyimleri olan
She is happy to be alive
O hayatta olduğu için mutlu
sezon
Sahnedebir televizyon veya radyo dizisinin bölümleri
I am watching the second season
İkinci sezonu izliyorum
tatlandırmak
yemeğe tuz veya baharat eklemek
Season the chicken with some salt
Tavuğu biraz tuzla tatlandır
dönem
yılın dört zaman diliminden biri
Each season lasts three months
Her mevsim üç ay sürer
mevsim
yılın belirli hava koşullarıyla ayrılan bölümlerinden biri
Summer is my favorite season
Yaz benim en sevdiğim mevsimdir
sezon
televizyon dizilerinin bölümlerden oluşan kısımları
I finished the first season of the show
Dizinin ilk sezonunu bitirdim
sürpriz
Sahnedebeklenmedik şekilde gerçekleşen
It was a surprise visit
Sürpriz bir ziyaretti
şaşırtmak
birini şaşkına çevirmek
You surprise me
Beni şaşırtıyorsun
sürpriz
beklenmedik bir durum anında söylenen söz
Surprise! I am here
Sürpriz! Buradayım
sürpriz
beklenmedik şekilde gerçekleşen olay
That party was a big surprise
O parti büyük bir sürprizdi
şaşırmak
beklenmedik bir durum karşısında hayrete düşmek
I am surprised by the gift
Hediyeye şaşırdım
şaşırtmak
birinin hayrete düşmesine sebep olmak
You surprised me with your arrival
Gelişinle beni şaşırttın
ürkütmek
birini aniden korkutarak şaşırtmak
The sudden noise surprised her
Aniden çıkan ses onu ürküttü
şaşkınlık
beklenmedik bir şey karşısında duyulan şok
She showed great surprise
Büyük bir şaşkınlık gösterdi
sürpriz
beklenmedik bir anda gerçekleşen olay veya hediye
We have a surprise for you
Senin için bir sürprizimiz var
affetmek
Sahnedebirinin hatası nedeniyle ona kızmayı bırakmak
Please forgive me
Lütfen beni affet
affetmek
birinin yaptığı bir şey için ona kızmayı bırakmak
You should forgive him for his mistake
Onun hatası için onu affetmelisin
patlamış mısır
Sahnedeısıtılmış mısır tanelerinin patlamasıyla oluşan yiyecek
I love eating popcorn
Patlamış mısır yemeyi severim
tümsek
Sahnedebir yüzeyde veya vücutta oluşan yuvarlak kabarıklık
There is a hump in the road
Yolda bir tümsek var
cinsel ilişkiye girmek
biriyle cinsel birliktelik kurmak
They were caught humping
Cinsel ilişkiye girerken yakalandılar
hafta ortası
çalışma haftasının tam ortası
We have finally reached the hump
Nihayet hafta ortasına ulaştık
sırt
çalışırken insanın sırtı veya omuzları
He put the heavy load on his hump
Ağır yükü sırtına yükledi
sicim teorisi
Sahnedefizikteki tüm parçacıkların küçük titreşen sicimlerden oluştuğunu söyleyen teori
String theory is a complex concept in physics
Sicim teorisi fizikte karmaşık bir kavramdır
göz
Sahnedegörmeyi sağlayan vücut bölümü
I have two eyes
İki gözüm var
yetenek
bir şeyi fark etme veya ona dikkat etme becerisi
She has a good eye for art
Sanat konusunda iyi bir yeteneği var
merkez
fırtınanın tam ortasındaki sakin bölge
The eye of the storm is calm
Fırtınanın merkezi çok sakindir
gözlemek
birine veya bir şeye dikkatlice bakmak
He eyed the stranger suspiciously
Yabancıyı şüpheyle gözledi
göz
görmemizi sağlayan vücut organı
I have two eyes
İki gözüm var
zor
Sahnedebaşa çıkması veya anlaşılması zor olan
This is a tricky question
Bu zor bir soru
cam / bardak
Sahnedesert şeffaf bir madde veya içecek kabı
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
cam
Sahnedepencerelerde ve şişelerde kullanılan sert ve saydam madde
The window is made of glass
Pencere camdan yapılmıştır
bardak
içecekleri koymaya yarayan kap
I drank a glass of water
Bir bardak su içtim
bardağa koymak
bir şeyi cam bir kabın içine yerleştirmek
She will glass the juice
Meyve suyunu bardağa koyacak
sürtük
Sahnedebir kadın veya kişi için kullanılan kaba bir kelime
He called her a bitch
Ona sürtük dedi
sızlanmak
memnuniyetsizliğini veya rahatsızlığını dile getirmek
Stop bitching about the weather
Hava hakkında sızlanmayı bırak
dişi köpek
dişi köpek
The bitch is guarding her puppies
Dişi köpek yavrularını koruyor
zorlu iş
zor ve can sıkıcı durum veya görev
Solving this problem is a real bitch
Bu problemi çözmek çok zorlu bir iş
kahraman
Sahnedecesareti nedeniyle hayranlık duyulan kişi
He is a real hero
O gerçek bir kahraman
dahil
Sahnedebir grubun parçası olarak
Everyone is invited, including me
Ben de dahil herkes davetli
aile
Sahnedekan veya evlilikle birbirine bağlı kişiler
I love my family
Ailemi seviyorum
yemek tarifi
yemek hazırlamak için gerekli talimatlar
Please follow the family for this dish
Lütfen bu yemek için tarifi izle
bölüm
bir televizyon dizisinin parçası
I watched the first family of the show
Dizinin ilk bölümünü izledim
muhteşem
Sahnedeçok etkileyici ve güzel
The view is magnificent
Manzara muhteşem
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
Sahnedefikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
patlamak
Sahnedegürültüyle parçalara ayrılmak
The bomb blew up
Bomba patladı
parlamak
aniden çok sinirlenmek
He blew up at me
Bana çok sinirlendi
büyütmek
daha büyük hale getirmek
Blow up the photo
Fotoğrafı büyüt
patlama yapmak
bir durumun aniden çok hareketli hale gelmesi
Her social media accounts blew up overnight
Sosyal medya hesapları bir gecede patlama yaptı
büyütmek
bir şeyin boyutunu daha büyük hale getirmek
I want to blow up this photo
Bu fotoğrafı büyütmek istiyorum
patlamak
aniden çok ünlü veya başarılı hale gelmek
His career blew up after that song
Onun kariyeri o şarkıdan sonra patladı
sürekli aramak
birini telefonla defalarca aramak
Stop blowing up my phone
Telefonumu sürekli aramayı bırak
mesaj yağmuruna tutmak
birine çok sayıda mesaj veya arama göndermek
She was blowing up my phone with messages
Sürekli mesaj atarak telefonumu rahatsız etti
havaya uçurmak
bir şeyi patlama ile yok etmek
They blew up the bridge
Köprüyü havaya uçurdular
şişme
hava ile doldurulmuş
We played with a blow-up ball
Şişme bir topla oynadık
ters gitmek
bir durumun veya planın aniden bozulması
The plan started to blow up
Plan ters gitmeye başladı
aniden çıkmak
özellikle rüzgar veya fırtına gibi şeylerin aniden başlaması
The storm began to blow up
Fırtına aniden çıktı
kavga
aniden çıkan şiddetli tartışma
They had a sudden blow-up during the meeting
Toplantı sırasında aniden büyük bir kavga çıktı
fotoğraf
Sahnedekamera ile çekilmiş resim
This is a beautiful photograph
Bu güzel bir fotoğraf
fotoğraflamak
fotoğraf makinesiyle resim çekmek
She likes to photograph flowers
Çiçekleri fotoğraflamayı sever
oğul
Sahnedeebeveynlerin erkek çocuğu
He is my son
O benim oğlum
içeride
Sahnedebir yerin veya nesnenin içi
It is very hot inside
İçerisi çok sıcak
içinde
bir şeyin iç kısmı veya içinde
The keys are inside the bag
Anahtarlar çantanın içinde
içeriden
sadece sınırlı sayıda kişinin bildiği
She has inside knowledge
Onun içeriden bilgisi var
iç
bir yerin iç kısmı veya oraya girme imkanı
The key lets you inside the room
Anahtar odaya girmenizi sağlar
içeri
bir binanın veya odanın içine
It is cold so let us go inside
Hava soğuk o yüzden içeri gidelim
tartışmak
Sahnedebir konu hakkında gerekçe sunmak
He tried to argue his point of view
O kendi bakış açısını savunmaya çalıştı
karşı çıkmak
bir şeye karşı konuşmak
He argued against the plan
Plana karşı çıktı
geçim kaynağı
kendinizi geçindirmek için kazandığınız para
Farming is his livelihood
Çiftçilik onun geçim kaynağıdır
tartışmak
farklı görüşlere sahip olduğunuz için biriyle kızgın bir şekilde konuşmak
They always argue about money
Onlar her zaman para hakkında tartışırlar
güçlendirmek
Sahnedebir şeyi daha güçlü hale getirmek
We need to reinforce the wall
Duvarı güçlendirmemiz gerekiyor
yapacak
Sahnedegeleceğe dair bir plan veya tahmini ifade etmek için kullanılır
I'm gonna call you
Seni arayacağım
geri dönmek
Sahnedebir yere veya konuya tekrar gitmek
I went back to the office
Ofise geri döndüm
geri dönmek
eski haline veya konumuna dönmek
Let's get back to work
Hadi işe geri dönelim
pislik
Sahnedeçok kaba veya kötü niyetli kişi
He is such an asshole
O tam bir pislik
makat
vücuttan dışkının atıldığı açıklık
He felt pain in his asshole
Makatında ağrı hissetti
pislik
çok kaba veya kötü niyetli kimse
Don't be an asshole to your friends
Arkadaşlarına karşı pislik olma
pislik
çok kaba veya sevimsiz insan
Don't be such an asshole
Bu kadar pislik olma
ayrılmak
Sahnedebir yerden gitmek
I am leaving now
Şimdi ayrılıyorum
bırakmak
bir şeyi olduğu yerde bırakmak
I am leaving the door open
Kapıyı açık bırakıyorum
artık
bir işlemden sonra geriye kalan madde
This ash is a leaving of the fire
Bu kül ateşten geriye kalan bir artığıdır
bırakmak
birini veya bir şeyi belirli bir durumda tutmak
The news left him speechless
Haber onu suskun bıraktı
ayrılma
bir yerden gitmek
I am leaving the house now
Şimdi evden ayrılıyorum
ayrılma
bir yerden gitme eylemi
Leaving the party early is rude
Partiden erken ayrılmak kabalıktır
leotard
Sahnedevücudu saran dar tek parça giysi
The gymnast wears a leotard
Jimnastikçi leotard giyer
teşekkür
Sahnedeminnettarlık ifadesi
He sent his thanks
Teşekkürlerini gönderdi
teşekkürler
birine minnettar olduğunu söylemek
Thanks for the help
Yardım için teşekkürler
teşekkürler
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan kısa bir ifade
Thanks for your help
Yardımın için teşekkürler
bahsetmek
Sahnedebir şeyden söz etmek
He didn't speak of the accident
Kazadan bahsetmedi
bahsetmeye değer
üzerinde konuşulacak kadar önemli olan
It is a success worth speaking of
Bu bahsetmeye değer bir başarı
küçük
Sahnedeboyutu büyük olmayan
This is a small cat
Bu küçük bir kedi
paydos zamanı
Sahnedeişi bırakıp içki içme vakti
It is miller time after a long work day
Uzun bir iş gününden sonra paydos zamanı
konuşma
Sahnedefikir veya bilgilerin sözlü olarak paylaşılması
We had a long talk
Uzun bir konuşma yaptık
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
konuşabilmek
konuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
konuşma
bir konu üzerine yapılan resmi sözlü sunum
She gave a short talk about history
Tarih hakkında kısa bir konuşma yaptı
konuşmak
bir konu hakkında karşılıklı konuşmak
They need to talk about their plans
Planları hakkında konuşmaları gerekiyor
bitirmek
Sahnedebir şeyi sona erdirmek veya tamamlamak
I need to finish up my homework
Ödevimi bitirmem gerekiyor
kapı
Sahnedebina veya oda girişindeki hareketli panel
Close the door please
Lütfen kapıyı kapat
kapı
girişe izin vermek için açılıp kapanan hareketli panel
The door is open
Kapı açık
kapı
bir odaya girmek için açılan panel
He is at the door
O kapıda
kapı
bir odaya veya binaya girişi kapatmaya yarayan hareketli engel
Please close the door
Lütfen kapıyı kapat
duvar
Sahnedetaş veya tuğladan yapılmış güçlü yapı
The wall is made of brick
Duvar tuğladan yapılmıştır
bölme
bir alanı bölen veya kapatan dikey yapı
They put a wall in the room
Odaya bir bölme yaptılar
duvar
bir alanı bölen veya çevreleyen dikey yapı
The wall is very high
Duvar çok yüksek
duvarla çevirmek
bir alanı duvarla çevrelemek
They walled off the area
Alanı duvarla çevirdiler
tamamlamak
Sahnedebir eylemin başarıyla bittiğini gösterir
I worked it out
Bunu hallettim
dışarı
Sahnedebir bina veya odanın dışında olan
Let's go out
Hadi dışarı çıkalım
dışarı çıkarmak
bir şeyi içeriden dışarıya almak
Take out the trash
Çöpü dışarı çıkar
açığa çıkarmak
gizli bir şeyi bilinir hale getirmek
The truth came out
Gerçek ortaya çıktı
cevap
Sahnedebir soruya verilen yanıt
I am waiting for your answer
Cevabını bekliyorum
çözüm
bir sorunu çözmenin doğru yolu
I found the answer to the puzzle
Bulmacanın çözümünü buldum
cevap
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
The answer is not correct
Cevap doğru değil
yanıt
bilgi almak için kullanılan cümle veya ifade
I need an answer to this question
Bu soruya bir yanıt bekliyorum
cevap
bir sorguya verilen yanıt
I have the answer to your inquiry
Sorguna bir cevabım var
cevaplamak
bir telefon çağrısına veya mesaja karşılık vermek
Please answer the phone
Lütfen telefonu cevapla
yanıt
bir soruya verilen karşılık
This is the correct answer
Bu doğru yanıt
tekrar
Sahnedebir kez daha
Please try again
Lütfen tekrar dene
çatı kaplama
Sahnedebir binanın üstünü örtme işi
The workers started the roofing today
İşçiler bugün çatı kaplama işlemine başladı
çatı kaplaması
bir binanın en üst kısmını örtmek için kullanılan malzeme
The roofing on this old building is damaged
Bu eski binanın çatı kaplaması hasarlı
eklemek
Sahnedebir şeyi başka bir şeye katmak
Add some salt to the soup
Çorbaya biraz tuz ekle
artırmak
bir şeyin miktarını veya değerini büyütmek
They added to their existing debt
Mevcut borçlarını artırdılar
dikkat eksikliği
odaklanmayı zorlaştıran bir bozukluk
He has ADD and struggles to focus
Onun dikkat eksikliği var ve odaklanmakta zorlanıyor
eklemek
daha fazla şey söylemek
He added that he will be late
Geç kalacağını da ekledi
eklemek
bir grubu veya koleksiyona bir şey dahil etmek
Please add your name to the list
Lütfen ismini listeye ekle
garson
Sahnederestoranda müşterilere yiyecek ve içecek getiren kişi
The server brought us the menu
Garson bize menüyü getirdi
sunucu
diğer bilgisayarlara veri sağlayan güçlü makine
The server is down
Sunucu çöktü
kanıt
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu gösteren bilgi
There is no evidence for this claim
Bu iddia için hiçbir kanıt yok
dış yüzey
Sahnedebir şeyin dış kısmı veya yüzeyi
The outside of the box is blue
Kutunun dışı mavidir
dışarıda
Sahnedebina dışında olan yer
The kids are playing outside
Çocuklar dışarıda oynuyor
dışarıdan
bir grubun veya yerin dışından gelen
He is an outside consultant
O dışarıdan bir danışmandır
hariç
bir şeyin veya bir kimsenin dahil olmadığı durum
Outside of this small issue the project is complete
Bu küçük mesele haricinde proje tamamlandı
en azından
Sahnedebir sorun olsa da olumlu bir yanını belirtmek için kullanılır
At least it is not raining
En azından yağmur yağmıyor
en az
Sahnedebelirtilen miktardan daha az olmayan
I need at least ten dollars
En az on dolara ihtiyacım var
bari
yapılması beklenen en basit şeyi belirtmek için kullanılır
You could at least say sorry
Bari özür dileyebilirdin
en azından
hiç değilse biraz olsun
It is at least warm here
Burası en azından sıcak
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
iyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
bir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
tabii ki
Sahnedeonaylamak veya evet demek için kullanılır
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
elbette
birini onaylamak veya beklendik bir durumu belirtmek için kullanılan ifade
Can you help me? Of course
Bana yardım edebilir misin? Elbette
korumak
Sahnedegüvenliği sağlamak için gözetlemek
The dog guards the house
Köpek evi korur
koruma
bir yeri veya kişileri koruyan kişi
The guard is at the door
Koruma kapıda duruyor
tetikte olma
tehlikeden kaçınmak için dikkatli olma durumu
You must keep your guard up
Tetikte olmalısın
zorla girmek
Sahnedebir yere veya araca zor kullanarak girmek
Someone tried to break into my car
Birisi arabama zorla girmeye çalıştı
zorla girmek
bir binaya güç kullanarak yasa dışı şekilde girmek
Someone tried to break into the house
Birisi eve zorla girmeye çalıştı
izinsiz girmek
bir yere yetkisi veya izni olmadan girmek
They broke into the office at night
Geceleyin ofise izinsiz girdiler
metal
Sahnededemir veya altın gibi sert ve parlak bir madde
This spoon is made of metal
Bu kaşık metalden yapılmıştır
metal
yüksek sesli ve sert bir rock müzik türü
She loves listening to metal
O metal dinlemeyi seviyor
metal
demir veya altın gibi sert ve parlak madde
Gold is a valuable metal
Altın değerli bir metaldir
yakın
Sahnedekısa bir mesafede bulunmak
My house is close to the park
Evim parka yakın
kapatmak
Sahnedebir şeyi erişilmez hale getirmek
Please close the door
Lütfen kapıyı kapat
dikkatli
detaylara çok fazla özen gösteren
Please pay close attention to the details
Lütfen detaylara çok dikkat et
kuşatmak
etrafını sarıp yakalamak
The police close on the suspect
Polis şüphelinin etrafını sarar
merhaba
Sahnedeselam vermek için kullanılır
Hello, how are you
Merhaba, nasılsın
yahu
şaşkınlık veya inanmazlık belirtmek için kullanılır
Hello? Are you kidding
Yahu, şaka mı yapıyorsun
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
etkilemek
güçlü bir duygu uyandırmak
His words got to me
Sözleri beni etkiledi
zorunda kalmak
bir şeyi yapmakla yükümlü olmak
I get to do the chores
Ev işlerini yapmak zorundayım
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
fırsat bulmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to meet the famous actor today
Bugün ünlü oyuncuyla tanışma fırsatı buluyorum
varmak
bir yere ulaşmak
We will get to the hotel soon
Otele yakında varacağız
rahatsız etmek
birini kızdırmak veya üzmek
His constant talking really gets to me
Onun sürekli konuşması beni gerçekten rahatsız ediyor
fırsat bulmak
bir şeyi yapma şansına sahip olmak
I finally got to see the movie
Sonunda filmi görme fırsatı buldum
sinirini bozmak
birini sinirlendirmek veya üzmek
His comments really got to me
Yorumları gerçekten sinirimi bozdu
başlamak
bir işi yapmaya koyulmak
We need to get to work
İşe başlamamız gerekiyor
ilgili olmak
bir şeyle bağlantılı olmak
This point gets to the main issue
Bu nokta asıl sorunla ilgili
varmak
bir yere ulaşmak
We got to the hotel at noon
Otele öğlen vardık
gitmek
bir etkinliğe ulaşmak
I cannot get to the party today
Bugün partiye gidemiyorum
yapabilmek
bir şeyi yapma izni olmak
I get to stay up late tonight
Bu gece geç saatlere kadar oturabiliyorum
izinli olmak
bir şeyi yapmaya yetkili olmak
She gets to drive the car today
Bugün arabayı sürme izni var
başlamak
bir işe girişmek
We will get to the main topic soon
Ana konuya yakında başlayacağız
zorunda olmak
bir şeyi yapma mecburiyeti
I get to finish this task now
Bu görevi şimdi bitirmek zorundayım
fırsatı olmak
bir şeyi yapma şansı bulmak
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma fırsatın var
imkanı olmak
bir şeyi yapma olanağı
We get to visit them next week
Gelecek hafta onları ziyaret etme imkanımız var
yetkili olmak
yapma yetkisi bulunmak
You get to pick the winner
Kazananı seçme yetkin var
şansı olmak
bir şeyi yapma fırsatı
We get to win the prize
Ödülü kazanma şansımız var
olanağı olmak
yapma olanağına sahip olmak
They get to see the show
Gösteriyi izleme olanakları var
mecbur kalmak
yapma mecburiyetinde olmak
I get to pay for dinner
Akşam yemeğini ödemeye mecbur kalıyorum
etkilemek
birini duygu olarak sarsmak
His rude comments really get to me
Kaba yorumları beni gerçekten etkiliyor
başarmak
bir işi başarıyla tamamlamak
She got to finish the race
Yarışı bitirmeyi başardı
becermek
bir şeyi yapmayı başarmak
We finally got to see the view
Sonunda manzarayı görmeyi becerdik
gerek duymak
bir şeyi yapmaya ihtiyaç duymak
I get to ask him for help
Ondan yardım istemeye gerek duyuyorum
ihtiyaç duymak
yapma zorunluluğu hissetmek
You get to send these emails
Bu e-postaları göndermeye ihtiyaç duyuyorsun
ele almak
bir işe veya konuya başlamak
Let us get to the next point
Bir sonraki maddeyi ele almaya başlayalım
girişmek
bir faaliyete başlamak
I will get to cleaning later
Evi temizlemeye daha sonra girişeceğim
koyulmak
işe veya çalışmaya başlamak
We should get to working now
Şimdi çalışmaya koyulmalıyız
oldukça
Sahnedeorta derecede
This task is pretty hard
Bu görev oldukça zor
güzel
bakıldığında hoş görünen
She is a pretty girl
O güzel bir kız
güzel
göze hoş gelen
She is wearing a pretty dress
Çok güzel bir elbise giyiyor
ne kadar
Sahnedebir şeyin miktarı
How much is this
Bu ne kadar
fazla
Sahnedegeriye kalan miktar
Not much is left
Geriye fazla bir şey kalmadı
çok
büyük ölçüde
I like it very much
Onu çok seviyorum
pek
küçük bir ölçüde
It did not help much
Pek yardımcı olmadı
etik olarak
Sahnededoğru veya adil bir şekilde
He acted ethically
Etik olarak davrandı
sent
Sahnededoların yüzde biri olan para birimi
It costs ten cents
On sent tutuyor
sent
dolar veya avronun yüzde birine eşit para birimi
I have fifty cents in my pocket
Cebimde elli sent var
yüzde bir
bir bütünün yüz parçaya bölünmüş kısmı
The word percent literally means per cent
Yüzde kelimesi tam olarak her yüz için anlamına gelir
yüz
yüz sayısı
A century is one hundred years
Bir yüzyıl yüz yıldır
sent
küçük bir para birimi
This coffee costs fifty cents
Bu kahve elli sent tutuyor
kelime
Sahnedeanlamı olan tek bir dil birimi
I don't know this word
Bu kelimeyi bilmiyorum
tavsiye
kısa bir tavsiye veya bilgi
Let me give you a word of advice
Sana bir tavsiye vereyim
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
tanımak
birini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
yalnızca
Sahnedebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
tek
Sahnedeeşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
sadece
daha fazlası olmayan
I have only two dollars
Sadece iki dolarım var
cinsel ilişkiye girmek
Sahnedebirisiyle cinsel birliktelik yaşamak
The couple decided to bone
Çift cinsel ilişkiye girmeye karar verdi
kemik
iskeleti oluşturan sert beyaz madde
The dog chewed the bone
Köpek kemiği çiğnedi
İyilik
birine yapılan küçük bir yardım
He threw me a bone by helping me
Bana yardım ederek bir iyilik yaptı
Dolar
bir doları ifade eden argo terim
That meal cost five bones
O yemek beş dolara mal oldu
diyaliz
Sahnedeböbrekleri çalışmayan hastaların kanını temizlemek için uygulanan tıbbi işlem
He undergoes dialysis three times a week
Haftada üç kez diyalize giriyor
ile birlikte
Sahnedebirine veya bir şeye eşlik ederek
He came along with his friend
Arkadaşıyla birlikte geldi
ile birlikte
bir kişinin veya nesnenin eşliğinde
She came along with her friend
O arkadaşı ile birlikte geldi
yanı sıra
bir şeyin ek olarak veya yanında bulunması
I need a pen along with this paper
Bu kağıdın yanı sıra bir kaleme de ihtiyacım var