

Breaking Bad — Season 5 Episode 2
Kelimeler ve anlamları
666 kelime
Seviye
sos
Sahnedeyemekle birlikte servis edilen koyu kıvamlı sıvı
I like tomato sauce
Domates sosunu severim
içki
alkol için kullanılan argo bir terim
He hits the sauce every night
Her gece içkiye vuruyor
sos
yemeklere lezzet katmak için eklenen yoğun sıvı
Add some sauce to the meat
Ete biraz sos ekle
yemek sosu
tabağın üzerine dökülen yoğun kıvamlı sıvı
Pour the sauce over the salad
Sosu salatanın üzerine dök
anlatmak
Sahnedebir şeyi birine söylemek veya tarif etmek
Can you tell me a story
Bana bir hikaye anlatabilir misin
sakinleşmek
kızgınlığın veya üzüntünün azalması
Please calm down
Lütfen sakinleş
sakinleştirmek
birini veya bir durumu huzurlu hale getirmek
He tried to calm down his angry friend
Arkadaşını sakinleştirmeye çalıştı
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
hadi
Sahnedebir öneride bulunmak için kullanılan ifade
Let us go home
Hadi eve gidelim
engel olmak
bir şeyin gerçekleşmesini durdurmak
He moved without let or hindrance
Hiçbir engel olmaksızın hareket etti
hayal kırıklığına uğratmak
birinin beklentilerini karşılayamamak
I do not want to let my family down
Ailemi hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum
yalnızca
Sahnedebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
tek
Sahnedeeşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
kesinlikle
Sahnedehiçbir şüphe olmadan veya tamamen
I absolutely agree with you
Sana kesinlikle katılıyorum
tamamlamak
Sahnedebir eylemin başarıyla bittiğini gösterir
I worked it out
Bunu hallettim
dışarı
Sahnedebir bina veya odanın dışında olan
Let's go out
Hadi dışarı çıkalım
dışarı çıkarmak
Sahnedebir şeyi içeriden dışarıya almak
Take out the trash
Çöpü dışarı çıkar
açığa çıkarmak
gizli bir şeyi bilinir hale getirmek
The truth came out
Gerçek ortaya çıktı
dinlemek
Sahnedeseslere dikkat etmek
Listen to the music
Müziği dinle
dinlemek
Sahnedekonuşan birine veya bir sese dikkatini vermek
Please listen to me
Lütfen beni dinle
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I don't get it
Anlamıyorum
görüşmek
Sahnedebiriyle buluşmak veya ziyaret etmek
I will see you tomorrow
Yarın seninle görüşeceğim
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak veya fark etmek
I see what you mean
Ne demek istediğini anlıyorum
bak
birinin dikkatini çekmek için kullanılır
See here
Buraya bak
görmek
bir şeyi fark etmek için gözlerini kullanmak
I can see you
Seni görebiliyorum
içmek
Sahnedebir sıvıyı yutmak
I am drinking water
Su içiyorum
içki içmek
alkollü içecekler tüketmek
He stopped drinking last year
Geçen yıl içkiyi bıraktı
içme
vücuda sıvı alma eylemi
She is drinking a glass of water
O bir bardak su içiyor
depo
Sahnedemalların saklandığı büyük bina
The goods are kept in the warehouse
Mallar depoda tutuluyor
ses
Sahnedekonuşurken veya şarkı söylerken çıkan ses
He has a deep voice
Onun derin bir sesi var
dile getirmek
düşünce veya duyguları söylemek
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
özel
Sahnedealışılmışın dışında ve farklı olan
I have a special task for you
Senin için özel bir görevim var
özel
sınırlı süreliğine sunulan ürün veya hizmet
The lunch special is very cheap
Öğle yemeği menüsü çok ucuz
özel program
belirli bir olay veya konu için hazırlanan televizyon programı
We watched a holiday special on TV
Televizyonda bir bayram özel programı izledik
özel ikram
zevk veren bir şey
Getting ice cream was a special treat
Dondurma yemek özel bir ikramdı
kanat
Sahnedekuşların veya böceklerin uçmak için kullandığı organ
The bird has a broken wing
Kuşun kanadı kırık
doğaçlama yapmak
hazırlık yapmadan bir şeyi gerçekleştirmek
I will wing the speech
Konuşmayı doğaçlama yapacağım
yaralamak
vücudun bir kısmını yaralamak
The hunter winged the bird
Avcı kuşu yaraladı
kanat
bir binanın veya organizasyonun yan kısmı
She is in the west wing
Batı kanadında
kovuşturma
Sahnedebirine karşı mahkemede yasal işlem başlatılması süreci
The prosecution of the suspect began today
Şüphelinin kovuşturması bugün başladı
savcılık
mahkemede sanığın suçlu olduğunu kanıtlamaya çalışan taraf
The prosecution presented their evidence
Savcılık kanıtlarını sundu
bırakmak
Sahnedebir şeyi yapmayı durdurmak
I want to quit smoking
Sigarayı bırakmak istiyorum
oturmak
Sahnedekalçayı bir yere yaslayarak dinlenmek
Please sit on the chair
Lütfen sandalyeye oturun
uymak
kabul edilebilir olmak
That decision doesn't sit well with me
Bu karar bana pek uymadı
yer almak
belirli bir yerde bulunmak
The house sits on a hill
Ev bir tepenin üzerinde yer alıyor
oturmak
vücudunu oturma pozisyonuna getirmek
Please sit in this chair
Lütfen bu sandalyeye otur
kelepçe
Sahnedebir kişinin bileklerini birbirine kilitlemek için kullanılan alet
The police put handcuffs on the suspect
Polis şüpheliye kelepçe taktı
göz önünde
birinin tam karşısında olmasına rağmen fark edilmeyen durum
He stole the cake right under my nose
Pastayı tam gözümün önünde çaldı
gün batımı
Sahnedegüneşin battığı zaman
We watched the sunset
Gün batımını izledik
üzmek
Sahnedebirini mutsuz hissettirmek
The bad news saddened him
Kötü haber onu üzdü
cehennem
Sahnedeöfke veya vurgu belirtmek için kullanılır
Go to hell
Cehenneme git
cehennem
ölümden sonraki azap yeri
I don't believe in hell
Cehenneme inanmam
cehennem
büyük acı veya sefalet hali
Life was hell for him
Hayatı onun için cehennem gibiydi
hayatta
Sahnedeyaşayan ve ölü olmayan
He is still alive
O hâlâ hayatta
beş yaşındaki çocuk
beş yaşında olan kişi
The five year old is playing
Beş yaşındaki çocuk oyun oynuyor
beş yaşındaki çocuk
beş yaşında olan çocuk
The five year old is playing
Beş yaşındaki çocuk oynuyor
sahte
Sahnedegerçek veya hakiki olmayan
This is a pseudo science
Bu sahte bir bilim
taklit
bir şeyin gerçek olmayan kopyası
He is a pseudo intellectual
O bir taklit entelektüel
incelemek
bir şeyin doğru veya uygun olup olmadığını anlamak için bakmak
Please check it out
Lütfen ona bir bak
iyi
Sahnedeyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
tamamen
Sahnedeeksiksiz ve detaylı bir şekilde
Wash your hands thoroughly
Ellerinizi iyice yıkayın
aman
Sahnedebıkkınlık veya yalvarma durumunda kullanılır
Oh, please stop it
Ah, lütfen dur artık
memnun etmek
birini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
anlaşıldı
telsiz mesajını almak ve kavramak
Please the transmission
İletiyi anladım
iz bırakmak
Sahnedebirinin duygu veya düşünceleri üzerinde güçlü bir etki yaratmak
Her kindness impressed me
Kibarlığı bende iz bıraktı
etkilemek
birinde hayranlık veya saygı uyandırmak
He wanted to impress his boss
Patronunu etkilemek istedi
etki etmek
güçlü bir his uyandırmak
The music impressed the crowd
Müzik kalabalığı etkiledi
etkilemek
birinin hayranlığını veya saygısını kazanmak
He tried to impress his boss
Patronunu etkilemeye çalıştı
üretmek
Sahnedefabrikada ürün yapmak
They manufacture cars in this factory
Bu fabrikada araba üretiyorlar
iyi
Sahnedeiyi veya tatmin edici bir şekilde
She speaks Spanish well
İspanyolcayı iyi konuşuyor
sabah
Sahnedegünün güneş doğuşundan öğlene kadar olan kısmı
I wake up early in the morning
Sabahları erken uyanırım
günaydın
iyi sabahlar anlamında kullanılan kısa selamlama
Morning, how are you?
Günaydın, nasılsın?
sabah
günün erken saatleri
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
duş
Sahnedesu püskürtmesi altında yıkanma eylemi
I take a shower every morning
Her sabah duş alırım
yağdırmak
birine bir şeyden çok fazla vermek
They showered her with gifts
Ona hediyeler yağdırdılar
sağanak
kısa süreli yağmur
There was a quick shower this afternoon
Bu öğleden sonra kısa bir sağanak yağış vardı
bebek partisi
hamile bir kadına hediye vermek için düzenlenen parti
She enjoyed the baby shower
Bebek partisini çok beğendi
dün gece
bugünden önceki gece
I slept well last night
Dün gece iyi uyudum
dün gece
bugünden önceki gece
I went to the cinema last night
Dün gece sinemaya gittim
sahibi
Sahnedebir şeye sahip olan kişi
Who is the owner of this car?
Bu arabanın sahibi kim?
sahip
bir şeye sahip olan kimse
He is the owner of the company
Şirketin sahibi o
saatli bomba
belirli bir süre sonra patlayan silah
He found a time bomb
Bir saatli bomba buldu
görmek
Sahnedebir şeyi gözle fark etmek
I ver the bird
Kuşu görüyorum
sonsuza dek
her zaman
I will love you ver
Seni daima seveceğim
vermek
birine bir şeyi elden uzatmak
Please give me the pen
Lütfen bana kalemi ver
varsaymak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu kanıtsız kabul etmek
I suppose you are right
Haklı olduğunu varsayıyorum
sanmak
bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I suppose that you are right
Haklı olduğunu sanıyorum
niyetinde olmak
bir amaç veya plan taşımak
You are supposed to arrive by ten
Ona kadar varman gerekiyor
beraber
Sahnedeaynı yerde veya aynı zamanda
We study together
Birlikte çalışıyoruz
barışmış
bir ayrılığın ardından tekrar sevgili olmak
They got back together recently
Yakın zamanda tekrar barıştılar
toplamda
sayıların toplamını hesaplamak
How much is it all together
Hepsi toplamda ne kadar
düzenli
mantıklı ve planlı bir şekilde
She is a very together person
O çok düzenli bir insandır
durum
Sahnedebelirli bir durum veya örnek
In this case, we must wait
Bu durumda beklemeliyiz
kılıf
eşyaları saklamak veya taşımak için kullanılan kutu veya çanta
He put the phone in its case
Telefonu kılıfına koydu
gözlemek
bir yeri veya kişiyi dikkatle incelemek
The thief cased the bank
Hırsız bankayı gözledi
dava
mahkemede görülen hukuki mesele
The judge dismissed the case
Hakim davayı reddetti
insanlar
Sahnedebir grup insan, özellikle aile veya arkadaşlar
My folks are coming to visit
Ailem ziyarete geliyor
aile
aile bireyleri
I am visiting my folks this weekend
Bu hafta sonu ailemi ziyarete gidiyorum
halk
sıradan insanların geleneksel kültürüyle ilgili
She likes to listen to folk music
O halk müziği dinlemeyi sever
içgörü
Sahnedebir durumun net bir şekilde anlaşılması
She has a deep insight into the problem
Probleme dair derin bir içgörüye sahip
dilim
Sahnedeekmek veya pizza gibi bir şeyin ince parçası
I want a slice of pizza
Bir dilim pizza istiyorum
dilimlemek
ince parçalar halinde kesmek
Slice the bread
Ekmeği dilimle
dilimlemek
bir şeyi ince ve yassı parçalara ayırmak
Please slice the bread
Lütfen ekmeği dilimle
değiştirmek
Sahnedebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
para üstü
Sahnedeödemeden sonra geri alınan miktar
You forgot your change
Para üstünü unuttun
değiştirmek
eski bir şeyi alıp yerine yenisini koymak
I need to change my shirt
Gömleğimi değiştirmem gerekiyor
istemek
Sahnedebir şeyi yapmayı dilemek
I wanna go home
Eve gitmek istiyorum
istemek
bir şeye sahip olmayı dilemek
I wanna drink
Bir şeyler içmek istiyorum
avukat
Sahnedehukuki konularda müvekkillerini temsil eden kişi
He is a good lawyer
O iyi bir avukattır
avukatlık yapmak
biri için avukat olarak hareket etmek
He will lawyer the case
Davaya avukatlık yapacak
üzgün
Sahnedepişmanlık duyan veya özür dileyen
I am sorry for being late
Geç kaldığım için üzgünüm
havuç
Sahnedeyenebilen uzun turuncu bir kök sebze
I like carrots
Havuçları severim
gereğinden fazla
Sahnedeihtiyaç duyulandan çok daha fazlası
This much security is overkill
Bu kadar güvenlik gereğinden fazladır
aramak
bir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
aramak
bir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
kese
Sahnedeküçük yumuşak bir çanta
He put the coins in a leather pouch
Bozuk paraları deri bir keseye koydu
karavan
Sahnedeseyahat ve kamp yapmak için kullanılan büyük araç
They traveled in an RV
Bir karavanla seyahat ettiler
karavan
kamp yapmaya ve içinde yaşamaya uygun büyük motorlu taşıt
We traveled across the country in an RV
Ülkeyi bir karavanla gezdik
yatmak
uyumak için yatağa girmek
I go to bed at ten
Saat onda yatarım
yumuşak
Sahnedesert veya katı olmayan
Be easy with her
Ona karşı yumuşak ol
kolay
Sahnedezor olmayan
This test is very easy
Bu sınav çok kolay
elbette
bir isteği kabul ederken veya onaylarken kullanılan ifade
Can you do this? Easy
Bunu yapabilir misin? Elbette
terk etmek
Sahnedearkada bırakmak veya vazgeçmek
He had to abandon his car
Arabasını terk etmek zorunda kaldı
terk etmek
birini veya bir yeri bırakıp gitmek
They had to abandon the ship
Gemiyi terk etmek zorunda kaldılar
ilerlemek
konum değiştirmek veya yeni bir yere gitmek
Please move forward
Lütfen ilerleyin
ilerlemek
bir gelişim kaydetmek veya ileriye gitmek
We need to move forward with this project
Bu projeyle ilerlememiz gerekiyor
ilerlemek
bir işte veya süreçte gelişme göstermek
We must move forward with this plan
Bu planla ilerlemeliyiz
ileri gitmek
öne veya geleceğe doğru fiziksel hareket yapmak
Please move forward to the next line
Lütfen bir sonraki sıraya ileri gidin
güle güle
veda etmek için kullanılan bir söz
Bye bye, see you later
Güle güle, sonra görüşürüz
hoşça kal
veda etme yolu
I said bye bye to my friend
Arkadaşıma hoşça kal dedim
bay bay
veda edip ayrılmak
He waved and said bye bye
El salladı ve bay bay dedi
yok
artık mevcut olmayan
The money is bye bye
Para artık yok
aldı
Sahnedebir şeyi edinmek veya almak
She got a letter
Bir mektup aldı
vardı
bir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
rahatsız etti
birini rahatsız etmek
The noise got to me
Gürültü beni rahatsız etti
bitti
Sahnedebir şeyin sona gelmesi veya tamamlanması
The movie ended late last night
Film dün gece geç saatte bitti
incelemek
Sahnedebir şeyi dikkatlice kontrol etmek
They vet all new employees
Tüm yeni çalışanları incelerler
veteriner
hayvanları tedavi eden doktor
I took my cat to the vet
Kedimi veterinere götürdüm
rastlamak
bir şeye tesadüfen rastlamak veya bulmak
I stumbled across an old photo in the attic
Tavan arasında eski bir fotoğrafa rastladım
rastlamak
bir şeyi beklenmedik bir şekilde bulmak
I stumbled across an old book in the attic
Tavan arasında eski bir kitaba rastladım
hop hop
birine durmasını veya yavaşlamasını söylemek için kullanılır
Whoa whoa, slow down
Hop hop, yavaşla
yani
söylenenleri açıklamak veya duraksamak için kullanılır
I mean, it is a bit expensive
Yani, biraz pahalı
hızlı
Sahnedekısa sürede gerçekleşen veya yapılan
She gave a quick answer
Hızlı bir cevap verdi
tırnak eti
tırnakların altındaki hassas deri dokusu
He cut his nail too short and reached the quick
Tırnağını çok kısa kesti ve tırnak etine ulaştı
dışarıda
bir yerin veya iç kısmın uzağında
It is cold out there
Dışarısı soğuk
oralarda
dünyanın herhangi bir yerinde mevcut olan
There are many options out there
Oralarda birçok seçenek var
sıra dışı
tuhaf veya alışılmadık
His ideas are a bit out there
Fikirleri biraz sıra dışı
oralarda bir yerlerde
dünyada veya bir yerde mevcut olan
There are many opportunities out there
Oralarda bir yerlerde birçok fırsat var
adlandırmak
bir şeye isim vermek
Let's call it a success
Hadi buna bir başarı diyelim
paydos etmek
bir etkinliği şimdilik durdurmak
Let us call it a day
Hadi bugünlük paydos edelim
inanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
sanmak
bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe he is home
Onun evde olduğunu sanıyorum
inanmak
bir şeyin gerçek olduğunu düşünmek
I believe the news
Haberlere inanıyorum
güvenmek
birine veya bir şeye güvenmek
I believe in you
Sana güveniyorum
yalnız
Sahnedeyanında başka kimse olmayan
He is a lone survivor
O tek kurtulan kişi
çok
Sahnedebüyük miktar veya sayı
I have a lot of books
Çok kitabım var
arsa
küçük bir toprak parçası
He bought a parking lot
Bir otopark alanı satın aldı
kader
kişinin hayatındaki yazgısı
This is my lot in life
Bu benim hayattaki kaderim
sık sık
birçok kez veya genellikle
I go there a lot
Oraya sık sık giderim
ele geçirmek
bir şeyi zorlukla elde etmek
I finally got my hands on the book
Sonunda kitabı ele geçirdim
ele geçirmek
bir şeye sahip olmak
I finally got my hands on the new book
Yeni kitabı sonunda ele geçirdim
ertesi gün
mevcut günden sonra gelen gün
I will see you the next day
Seni ertesi gün göreceğim
sol
Sahnedesağın karşı tarafı
Turn left here
Buradan sola dön
kalmak
Sahnedediğerleri gittikten sonra orada olmaya devam etmek
Only two cookies are left
Sadece iki kurabiye kaldı
ayrılmak
bir yerden veya birinden uzaklaşmak
She left the office at five
Ofisten saat beşte ayrıldı
bırakmak
bir şeyin belirli bir durumda olmasını sağlamak
He left the door open
Kapıyı açık bıraktı
koymak
Sahnedebir şeyi bir yere yerleştirmek
Put the book on the table
Kitabı masanın üzerine koy
ifade etmek
bir şeyi belirli bir şekilde söylemek
How should I put this
Bunu nasıl ifade etmeliyim
sokmak
birini zor bir duruma düşürmek
The mistake put him in a difficult situation
Hata onu zor bir duruma soktu
yöneltmek
dikkat veya çabayı bir şey üzerine çevirmek
She put all her energy into the project
Tüm enerjisini projeye yöneltti
itiraf etmek
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu söylemek
He admitted his mistake
Hatasını itiraf etti
kabul etmek
bir yere girmeye izin vermek
The club admits members only
Kulüp sadece üyeleri kabul eder
pes etmek
denemeyi bırakmak veya teslim olmak
Don't give up now
Şimdi pes etme
bırakmak
bir şeyi yapmayı bırakmak
I want to give up smoking
Sigarayı bırakmak istiyorum
vazgeçmek
sahip olduğu bir şeyi bırakmak veya ondan feragat etmek
He gave up his seat
Koltuğunu verdi
teslim etmek
birini yetkili birine vermek
He gave up his accomplice to the police
Suç ortağını polise teslim etti
tanımak
Sahnedebirini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
vurmak
Sahnedesert bir şekilde vurmak
He struck the ball
Topa vurdu
grev
işçilerin protesto amacıyla çalışmayı durdurması
The workers are on strike
İşçiler grevde
silmek
bir şeyi listeden veya yazıdan çıkarmak
Strike his name from the list
Onun adını listeden silin
izlenim vermek
birinde belirli bir duygu veya düşünce uyandırmak
He strikes me as a kind person
Bana kibar bir insan izlenimi veriyor
kelepçe
Sahnedebilekleri birbirine bağlamaya yarayan araç
He wore handcuffs on his wrists
Bileklerinde kelepçe vardı
kelepçelemek
birinin bileklerine kelepçe takmak
The police officer handcuffed the suspect
Polis memuru şüpheliyi kelepçeledi