

Breaking Bad — Season 5 Episode 5
Kelimeler ve anlamları
677 kelime
Seviye
sürmek
Sahnedehareket halindeki bir aracı kontrol ederek kullanmak
She wants to ride her new bike
Yeni bisikletini sürmek istiyor
kaymak
bir konumda bulunmak veya yer değiştirmek
Her skirt tends to ride up
Eteği yukarı kayma eğiliminde
lunapark aracı
eğlence parklarında insanların keyif için bindiği mekanik araç
The roller coaster is a fun ride
Hız treni eğlenceli bir lunapark aracıdır
araç yolculuğu
bir vasıta ile yapılan seyahat
The ride to the airport was long
Havaalanına araç yolculuğu uzundu
sürekli eleştirmek
birini sürekli rahatsız etmek veya eleştirmek
Stop riding me about my mistakes
Hatalarım hakkında beni sürekli eleştirmeyi bırak
binmek
bir aracın üzerine oturup yol almak
I want to ride the roller coaster
Hız trenine binmek istiyorum
sürmek
bir hayvanın üzerine oturup onu idare etmek
You need practice to ride a horse
At sürmek için pratik yapman gerek
bisiklet sürmek
bisikletin üzerine oturup hareket etmek
Kids love to ride their bikes
Çocuklar bisiklet sürmeyi sever
üzerinde yol almak
bir aracın üzerinde seyahat etmek
We ride on the back of the truck
Kamyonun arkasında yol alıyoruz
ata binmek
bir hayvanın sırtına binerek gitmek
They enjoy riding horses
Ata binmekten keyif alıyorlar
araçla gitmek
bir vasıtaya binerek yolculuk yapmak
Let us ride to the city center
Şehir merkezine araçla gidelim
gezinti
bir vasıta ile yapılan kısa seyahat
The roller coaster is a fun ride
Hız treni eğlenceli bir gezinti
taşıt
insanları bir yerden bir yere götüren vasıta
This ride is very smooth
Bu taşıt çok sarsıntısız
tebrik
Sahnedebirinin başarısını kutlamak için söylenen sözler
Congratulations on your graduation
Mezuniyetin için tebrikler
yenmek
Sahnedebirini veya bir şeyi mağlup etmek
They beat the champion
Şampiyonu yendiler
devriye bölgesi
bir polisin veya görevlinin düzenli olarak dolaştığı bölge
The officer walked his beat every evening
Memur her akşam devriye bölgesinde yürürdü
çırpmak
malzemeleri bir aletle karıştırmak
Beat the eggs before cooking
Pişirmeden önce yumurtaları çırpın
bitkin
çok yorgun ve halsiz hissetme
I am beat after working all day
Bütün gün çalıştıktan sonra bitkinim
erken varmak
bir yere bir başkasından daha önce ulaşmak
I will try to beat you to the station
İstasyona senden önce varmaya çalışacağım
daha iyi olmak
bir şeyden daha arzu edilir veya tercih edilebilir olmak
Nothing beats a cold drink on a hot day
Sıcak bir günde soğuk bir içecekten daha iyisi yoktur
bitkin
çok yorgun
I am completely beat after work
İşten sonra tamamen bitkinim
ayrılmak
bir yerden gitmek
Let us beat it before it starts raining
Yağmur başlamadan önce hadi ayrılalım
ritim
düzenli tekrarlanan ses veya hareket
I like the beat of this song
Bu şarkının ritmini seviyorum
mafya
Sahnedesuçla uğraşan gizli bir örgüt
He joined the mafia
Mafyaya katıldı
kovmak
Sahnedebirini bir yerden zorla uzaklaştırmak
They kicked him out of the party
Onu partiden kovdular
kovmak
birini bir yerden zorla çıkarmak
They kicked him out of the club
Onu kulüpten kovdular
kovmak
birini bir yerden zorla çıkarmak
They kicked him out of the house
Onu evden kovdular
çıkarmak
makineden bir şeyi dışarı itmek
The machine will kick out the disk
Makine diski dışarı çıkaracak
üretmek
bir şeyi ortaya koymak veya göndermek
The factory can kick out many items
Fabrika çok sayıda ürün üretebilir
rehin
Sahnedebir şartın yerine getirilmesi için tutsak edilen kişi
They took a hostage
Bir kişiyi rehin aldılar
ayakkabı
Sahnedeayağı koruyan örtü
I bought new shoes
Yeni ayakkabılar aldım
nal çakmak
bir hayvanın ayağına nal takmak
He shoes the horse
Atı nallıyor
parlak
Sahnedeışığı yansıtan
The coin is shiny
Bozuk para parlak
parlak
ışığı yansıtan ve cilalı görünen
The car looks very shiny
Araba çok parlak görünüyor
parlak
ışığı yansıtan ve pırıl pırıl görünen
The new car is shiny
Yeni araba parlak
yemin etmek
Sahnedeciddi bir söz veya vaatte bulunmak
I swear to tell the truth
Doğruyu söyleyeceğime yemin ederim
yemin etmek
bir şeyden çok emin olduğunu belirtmek
I swear I saw him
Onu gördüğüme yemin ederim
küfretmek
kötü kelimeler kullanmak
Do not swear in class
Derste küfretme
yemin etmek
resmi bir söz vermek
I swear to tell the truth
Doğruyu söylemeye yemin ederim
yemin etmek
bir şeyin doğru olduğuna dair söz vermek
I swear that I did not do it
Onu yapmadığıma yemin ederim
küfür etmek
kaba veya ayıp sözler söylemek
It is rude to swear
Küfür etmek kabalıktır
adlandırmak
Sahnedebir şeye isim vermek
Let's call it a success
Hadi buna bir başarı diyelim
paydos etmek
bir etkinliği şimdilik durdurmak
Let us call it a day
Hadi bugünlük paydos edelim
doğru tahmin etmek
bir şeyi önceden isabetli şekilde bilmek
You called it when you said it would rain
Yağmur yağacağını söylediğinde doğru tahmin ettin
adlandırmak
bir şeye belirli bir isim vermek
What do you want to call it
Ona ne isim vermek istiyorsun
şifreli
Sahnedeanlamı gizlemek için özel bir sistemle yazılmış
The spy sent a coded message
Casus şifreli bir mesaj gönderdi
kodlanmış
bilgisayar için talimatlar yazılarak oluşturulmuş
The software was coded by a team
Yazılım bir ekip tarafından kodlandı
şifreli
bilgiyi temsil etmek için özel kurallarla yazılmış
The message was sent in a coded format
Mesaj şifreli bir biçimde gönderildi
fikir
Sahnedebir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
fikir
Sahnedezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
tamam
Sahnedeyeterince iyi veya kabul edilebilir
The meal was all right
Yemek idare ederdi
peki
Sahnedekesinlikle veya şüphe duymadan
All right, I will come
Peki, geleceğim
tamam
Sahnededinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
bir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
tamam
bir isteği kabul etmek veya bir işe başlamak için kullanılan ifade
All right I will go now
Tamam şimdi gideceğim
iyi
kabul edilebilir veya güvenli durumda olan
Everything will be all right
Her şey iyi olacak
belki
Sahnedemuhtemelen
Maybe he is late
Belki geç kalmıştır
belki
belirsizlik ifade etmek için kullanılır
Maybe it will rain
Belki yağmur yağar
ihtimal
gerçekleşebilecek veya doğru olabilecek durum
It is a maybe
Bu bir ihtimal
toparlanmak
Sahnedesakinleşip kendini kontrol altına almak
You need to get it together
Toparlanman gerekiyor
toparlanmak
sakin ve düzenli bir hale gelmek
You need to get it together before the meeting
Toplantıdan önce toparlanman gerekiyor
düzene girmek
organize veya sakin bir duruma gelmek
We need to get it together now
Şimdi düzene girmemiz gerekiyor
kendine çeki düzen vermek
hayatını ve davranışlarını kontrol altına almak
It is time to get it together
Artık kendine çeki düzen verme zamanı
artış
Sahnedebir şeydeki artış
The new plan gave a boost to sales
Yeni plan satışlarda bir artış sağladı
yukarı itmek
birini veya bir şeyi yukarı doğru itmek veya kaldırmak
He boosted her up to the window
Onu pencereye doğru yukarı itti
çalmak
bir şeyi izinsiz şekilde almak
The teenager boosted a bike
Genç çocuk bir bisiklet çaldı
iptal etmek
Sahnedebir şeyi tamamlanmadan önce durdurmak
They had to abort the mission
Görevi iptal etmek zorunda kaldılar
rahat bırak beni
Sahnedebirinden sizi rahatsız etmeyi bırakmasını veya daha makul olmasını istemek
Give me a break, I need some peace
Rahat bırak beni, biraz huzura ihtiyacım var
her şey
Sahnedeher bir şey
Everything is ready
Her şey hazır
her şey
Sahnedetüm şeyler
He lost everything
Her şeyi kaybetti
hareketli
Sahnedeyer değiştiren
The car is moving
Araba hareket ediyor
duygulandırıcı
güçlü duygular uyandıran
It was a moving story
Duygulandırıcı bir hikayeydi
taşınmak
yaşadığı yeri değiştirmek
We are moving to a new city next week
Gelecek hafta yeni bir şehre taşınıyoruz
hareketli
hareket eden veya yer değiştiren
Watch out for the moving car
Hareket eden arabaya dikkat et
-e kadar
Sahnedebelli bir sınıra veya miktara kadar
It can take up to ten days
On güne kadar sürebilir
gücü yetmek
Sahnedebir şeyi yapabilmek için gereken enerjiye sahip olmak
I am not up to going out today
Bugün dışarı çıkmaya gücüm yetmiyor
-e bağlı
birinin seçimi veya sorumluluğunda olmak
It is up to you
Bu sana bağlı
yapmak
bir aktiviteyle meşgul olmak
What are you up to
Ne yapıyorsun
-e kadar
belirli bir yere kadar
He walked up to the door
Kapıya kadar yürüdü
bir işle meşgul
bir şey ile ilgilenmek veya yapmak
You are up to something
Bir şeyler karıştırıyorsun
kadar
bir yöne veya noktaya doğru
The cat ran up to the door
Kedi kapıya kadar koştu
kararına kalmış
birinin kararına bağlı olma durumu
It is up to you to decide
Karar vermek sana kalmış
e kadar
belirli bir sınıra kadar olan
The room holds up to ten people
Oda on kişiye kadar insan alabiliyor
yakınına
bir şeyin yüzeyine çok yakın olmak
He walked up to the wall
Duvarın yakınına yürüdü
yaklaşmak
birine veya bir şeye doğru hareket etmek
A stranger came up to me
Bir yabancı yanıma geldi
en geç
bir zaman sınırı belirtmek için kullanılır
You can stay up to midnight
Gece yarısına kadar kalabilirsin
en fazla
bir sayının veya miktarın olabilecek en yüksek seviyesi
There were up to ten people
On kişiye kadar insan vardı
yapabilecek durumda
bir şeyi yapma becerisine veya enerjisine sahip olmak
He is not up to running today
Bugün koşabilecek durumda değil
sana kalmış
bir şeyin seçilmesi sorumluluğunun birinde olması
It is up to you to decide
Karar vermek sana kalmış
bağlı olmak
birinin kararına göre belirlenmek
It is up to the manager
Karar müdüre bağlı
teşvik etmek
birini bir şey yapması için desteklemek
She put me up to this
Bunu yapmam için beni o teşvik etti
maksimum
bir şeyin aşılmaması gereken sınırı
It will take up to two hours
En fazla iki saat sürer
yeterli olmak
bir gereksinimi karşılayacak kadar iyi olmak
Is he up to the job
O iş için yeterli mi
neler çevirmek
bir şeyle meşgul olmak veya bir planı olmak
What are you up to today
Bugün neler çeviriyorsun
seviyesine kadar
belirli bir noktaya veya seviyeye uzanmak
The water was up to my knees
Su dizlerime kadar geliyordu
hazır olmak
bir şey için gereken seviyede bulunmak
Are you up to a challenge
Zorluğa hazır mısın
sorumluluk
bir kişinin seçim yapma görevi
The choice is up to you
Seçim senin sorumluluğunda
sorumlu kişi
karar veren veya bir işten sorumlu olan kişi olmak
Who is up to finalizing this
Bunu tamamlamaktan kim sorumlu
yapmak zorunda
bir işi yapmak zorunda olan kişi olmak
He is up to fixing the sink
Lavaboyu tamir etmekten o sorumlu
karşı sorumlu
birine hesap vermek veya birine karar bildirmek
You are up to the committee
Komiteye karşı sorumlusun
doğru
bir yerin veya kişinin yönüne gitmek
He ran up to the house
Eve doğru koştu
hiçbir şey
Sahnedehiçbir miktar veya nesne
There is nothing here
Burada hiçbir şey yok
hiçbir şey
herhangi bir nesnenin olmaması
I have nothing in my hand
Elimde hiçbir şey yok
hiç
geriye kalan bir şeyin yokluğu
There is nothing left
Geriye hiçbir şey kalmadı
hiçbir şey
herhangi bir şeyin bulunmaması
There is nothing in the box
Kutunun içinde hiçbir şey yok
ebeveynlik
Sahnedeçocuk yetiştirme eylemi
Parenting can be difficult
Ebeveynlik zor olabilir
Ebeveynlik
çocuk yetiştirme süreci
Parenting is a difficult but rewarding job
Ebeveynlik zor ama ödüllendirici bir iştir
sadece
Sahnedetek bir şeyin yeterli olduğunu vurgulamak için kullanılır
The cost alone is high
Sadece maliyeti bile yüksek
yalnız
Sahnedebaşka kimse olmadan
He walked home alone
Eve yalnız yürüdü
yalnız
yanında başka kimse olmayan
She is alone
O yalnız
tek başına
rahatsız edilmeden
Please leave me alone
Lütfen beni yalnız bırak
altı
Sahnede6 sayısı
I have six apples
Altı elmam var
iltihaplanmak
Sahnedeyara veya benzerinin iltihaplanıp kötüleşmesi
The wound began to fester
Yara iltihaplanmaya başladı
denklem
Sahnedeiki matematiksel ifadenin eşit olduğunu belirten ifade
Solve the equation
Denklemi çöz
teşekkür
Sahnedeminnettarlık ifadesi
He sent his thanks
Teşekkürlerini gönderdi
teşekkürler
birine minnettar olduğunu söylemek
Thanks for the help
Yardım için teşekkürler
teşekkürler
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan kısa bir ifade
Thanks for your help
Yardımın için teşekkürler
iyi saklanmış
Sahnededikkatlice gizlenmiş olan
The key was well hidden
Anahtar iyi saklanmıştı
çağırmak
Sahnedebir şeyi özellikle telefonla istemek
I will call for a taxi
Bir taksi çağıracağım
öngörmek
bir şeyin olacağını söylemek
The forecast calls for rain
Hava durumu yağmur öngörüyor
gerektirmek
bir şeyin gerekli olması
This job calls for experience
Bu iş tecrübe gerektirir
uğrayıp almak
birini veya bir şeyi bir yerden almak için oraya gitmek
I will call for you at eight
Seni saat sekizde uğrayıp alacağım
talep etmek
bir şeyin yapılmasını açıkça istemek
The citizens called for justice
Vatandaşlar adalet talep etti
gerektirmek
bir şeyin yapılmasına ihtiyaç duyulması
This situation calls for patience
Bu durum sabır gerektiriyor
aramak
birini telefonla aramak
You should call for him this evening
Onu bu akşam aramalısın
gerektirmek
bir şeyin gerekli olduğunu belirtmek
The situation calls for quick action
Durum hızlı hareket etmeyi gerektiriyor
konuşmak
Sahnedebiriyle sözlerle iletişim kurmak
I can speak English
İngilizce konuşabiliyorum
konuşmak
sözcükler ile iletişim kurmak
She can speak French
O Fransızca konuşabiliyor
şimdi konuşmak
şu anda konuşma eylemi
Please speak now
Lütfen şimdi konuş
konuşmak
ağzından kelimeler çıkarmak
The child is learning to speak
Çocuk konuşmayı öğreniyor
söylenen
sesli olarak ifade edilmiş
The spoken words were kind
Söylenen kelimeler nazikti
söylemek
kelimeleri sesli olarak dile getirmek
You must speak the truth
Gerçeği söylemelisin
konuşmak
birisiyle karşılıklı iletişim kurmak
We need to speak soon
Yakında konuşmamız lazım
konuşabilmek
bir dilde iletişim kurma becerisi
Do you speak Spanish
İspanyolca konuşabilir misin
film
Sahnedesinemada veya televizyonda gösterilen hikaye
I love watching movies
Film izlemeyi severim
sunmak
Sahnedebirine bir şey vermek veya teklif etmek
She presented him with a gift
Ona bir hediye sundu
şimdiki zaman
şu an gerçekleşmekte olan zaman
Focus on the present
Şimdiki zamana odaklan
mevcut
şu anki yerde bulunma durumu
All students are present
Tüm öğrenciler burada
tanıtmak
birine kim olduğunu söylemek
Please present yourself to the committee
Lütfen komiteye kendinizi tanıtın
ortaya çıkarmak
bir şeyin olmasına neden olmak
This situation presents a problem
Bu durum bir sorun ortaya çıkarıyor
hediye
birine armağan olarak verilen şey
I bought a nice present
Güzel bir hediye aldım
sahte
Sahnedegerçek veya hakiki olmayan
This is a pseudo science
Bu sahte bir bilim
taklit
bir şeyin gerçek olmayan kopyası
He is a pseudo intellectual
O bir taklit entelektüel
için
Sahnedebir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık
-den beri
Sahnedegeçmiş bir zamandan beri
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
-den beri
geçmişteki bir noktadan şimdiye kadar
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
-den beri
geçmişteki bir noktadan günümüze kadar
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
-dığı için
bir durumun nedenini açıklamak için kullanılan bağlaç
Since it is raining we will stay inside
Yağmur yağdığı için içeride kalacağız
madem
bir şeyin nedeni olarak
Since you are here let us talk
Madem buradasın konuşalım
uyuyor
Sahnedeuyku durumunda olan
The baby is asleep
Bebek uyuyor
doğru
Sahnedegerçek olan veya yanlış olmayan
It is true that she is here
Burada olduğu doğru
dürüst
yalan söylemeyen ve doğru sözlü
He is a true person
O dürüst bir insan
sadık
birine bağlı ve vefalı olan
She is a true friend to me
O benim için sadık bir dost
güvenilir
her zaman beklenen şekilde çalışan
This system is true and effective
Bu sistem güvenilir ve etkili
yüklemek
Sahnedeveri veya dosyaları bir bilgisayara veya web sitesine göndermek
I need to upload the photo
Fotoğrafı yüklemem gerekiyor
yetiştirmek
Sahnedebir çocuğu yetişkin olana kadar bakıp büyütmek
She raised three children alone
Üç çocuğunu tek başına yetiştirdi
kaldırmak
bir şeyi yukarı doğru hareket ettirmek
Please raise your hand
Lütfen elinizi kaldırın
gündeme getirmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
She raised a new point
Yeni bir konu gündeme getirdi
toplamak
belirli bir miktar para biriktirmek
They raised money for charity
Yardım için para topladılar
yönelmek
Sahnedebir yere doğru hareket etmek
Let's head to the park
Hadi parka gidelim
yönelmek
bir yere doğru gitmek
I am heading to the office
Ofise doğru gidiyorum
zar zor
Sahnedeçok küçük bir farkla veya güçlükle
I could barely see the road
Yolu zar zor görebiliyordum
usta
Sahnedebüyük beceriye veya bilgiye sahip kişi
She is a master of chess
O bir satranç ustasıdır
yüksek lisans
üniversitede lisansüstü bir derece
She is studying for a master degree
O yüksek lisans yapıyor
ana
türünün en önemli veya en büyük olanı
This is the master bedroom
Bu ana yatak odası
sahip
başkaları veya mülk üzerinde kontrolü olan kişi
The dog waited for its master
Köpek sahibini bekledi
bölüm
Sahnedebir organizasyonun bir parçası
He works in the sales department
Satış bölümünde çalışıyor
reyon
bir mağazanın veya organizasyonun bir kısmı
This is the clothing department
Burası giyim reyonu
bölüm
büyük bir kurumun belirli bir işi yapan parçası
She works in the marketing department
Pazarlama bölümünde çalışıyor
bölüm
belirli bir faaliyet veya ilgi alanı
He works in the sales department
O satış bölümünde çalışıyor
dış yüzey
Sahnedebir şeyin dış kısmı veya yüzeyi
The outside of the box is blue
Kutunun dışı mavidir
dışarıdan
Sahnedebir grubun veya yerin dışından gelen
He is an outside consultant
O dışarıdan bir danışmandır
dışarıda
bina dışında olan yer
The kids are playing outside
Çocuklar dışarıda oynuyor
hariç
bir şeyin veya bir kimsenin dahil olmadığı durum
Outside of this small issue the project is complete
Bu küçük mesele haricinde proje tamamlandı
yeterli
Sahnedeistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeter
artık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
yeterli
gerektiği kadar
This is enough for me
Bu benim için yeterli
ortaya çıkmak
Sahnedebir durumun sonunda aslında nasıl olduğunun anlaşılması
It turned out to be true
Doğru olduğu ortaya çıktı
dönüşmek
gelişim göstererek bir şeye dönüşmek
He turned out to be a good student
İyi bir öğrenci oldu
ortaya çıkmak
gerçek durumun sonradan anlaşılması
It turned out that he was lying
Yalan söylediği ortaya çıktı
söndürmek
ışığı kapatmak
Turn out the lights
Işıkları söndür
boşaltmak
bir kabın veya cebin içindekileri dışarı çıkarmak
He turned out his pockets to find the coin
Bozuk parayı bulmak için ceplerini boşalttı
geri çevirmek
birini kabul etmeyi veya ona yardım etmeyi reddetmek
They turned out the man who asked for help
Yardım isteyen adamı geri çevirdiler
katılmak
bir topluluğa veya etkinliğe hazır bulunmak
Many people turned out for the concert
Konsere pek çok insan katıldı
sonuçlanmak
belirli bir şekilde gelişmek veya bitmek
The cake turned out delicious
Kek harika sonuçlandı
üretmek
büyük miktarlarda mal ortaya koymak
The factory turns out many toys
Fabrika çok sayıda oyuncak üretiyor
dışarı salmak
hayvanları açık bir alana bırakmak
The farmer turned out the cows
Çiftçi inekleri dışarı saldı
ortaya çıkmak
bir gerçeğin sonradan fark edilmesi
It turned out that the key was in the drawer
Anahtarın çekmecede olduğu ortaya çıktı
sonuçlanmak
bir durumun belirli bir şekilde bitmesi
The meeting turned out well
Toplantı iyi sonuçlandı
söndürmek
bir ışık kaynağını kapatmak
Please turn out the light before sleeping
Uyumadan önce lütfen ışığı söndür
toplanmak
bir olay için insanların bir araya gelmesi
Many people turned out for the protest
Protesto için birçok insan toplandı
gerçekleşmek
olayların belirli bir seyir izlemesi
The situation turned out quite complicated
Durum oldukça karmaşık bir şekilde gerçekleşti
anlaşılmak
bir şeyin aslında öyle olduğunun fark edilmesi
It turned out he was right all along
Onun başından beri haklı olduğu anlaşıldı
çıkmak
bir kişinin sonradan farklı bir karakterde görülmesi
The stranger turned out to be an old friend
Yabancı eski bir arkadaş çıktı
neticelenmek
bir durumun belli bir şekilde bitişe ulaşması
Their long search turned out in failure
Uzun aramaları başarısızlıkla neticelendi
sistem
Sahnedebirbiriyle bağlantılı parçalar veya prosedürler bütünü
The school has a new system
Okulun yeni bir sistemi var
vücut sistemi
insan vücudu ve işleyişi
Her immune system is very strong
Bağışıklık sistemi çok güçlü
sistem
bir şeyi yapma yöntemi
We need a better system to organize our files
Dosyalarımızı düzenlemek için daha iyi bir sisteme ihtiyacımız var
inanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
geç
Sahnedezamanında olmayan
I am late for work
İşe geç kaldım
merhum
artık hayatta olmayan
His late father was a doctor
Merhum babası doktordu
sonları
bir dönemin bitişine yakın
It happened in the late nineties
Doksanlı yılların sonlarında oldu
son
yakın zamanda gerçekleşen veya yapılan
These are late reports
Bunlar son raporlar
geç
zamanından sonra olan
I was late for the meeting
Toplantıya geç kaldım
tuzak soru
Sahnedebirini yanıltmak veya kandırmak için tasarlanmış soru
Is this a trick question
Bu bir tuzak soru mu
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
bir şekilde
Sahnedenasıl olduğu bilinmeyen bir şekilde
I will finish it somehow
Onu bir şekilde bitireceğim
galon
Sahnede4 kuartlık hacim ölçü birimi
He bought a gallon of milk
Bir galon süt aldı
mesele
Sahnedeçok önemli olan durum
It is a big deal
Bu büyük bir mesele
başa çıkmak
bir sorunu çözmek için harekete geçmek
I can deal with this
Bununla başa çıkabilirim
çok miktar
bir şeyin büyük miktarı
This task takes a great deal of time
Bu görev çok fazla zaman alıyor
yasa dışı ticaret yapmak
yasa dışı ürünlerin alım satımını yapmak
He was arrested for dealing drugs
Uyuşturucu ticaretinden tutuklandı
küçük kız
Sahnedegenç bir kız çocuk
The little girl is playing
Küçük kız oyun oynuyor
küçük kız
genç kız çocuğu
The little girl is playing in the park
Küçük kız parkta oynuyor
hadi canım
Sahnedeşaşkınlık veya kızgınlık belirten ünlem
Jeez, that is expensive
Hadi canım, bu çok pahalı
üretim
Sahnedeüretilen miktar
The factory increased its daily output
Fabrika günlük üretimini artırdı
çıktı
bilgisayar tarafından üretilen bilgi
The program gives a clear output
Program net bir çıktı veriyor
ele geçirmek
Sahnedebir şeyi zorlukla elde etmek
I finally got my hands on the book
Sonunda kitabı ele geçirdim
ele geçirmek
bir şeye sahip olmak
I finally got my hands on the new book
Yeni kitabı sonunda ele geçirdim
güven
Sahnedebirinin dürüstlüğüne veya güvenilirliğine duyulan inanç
I have trust in you
Sana güvenim var
itimat etmek
Sahnedebirine güven duymak
You can trust his advice
Onun tavsiyesine itimat edebilirsin
güvenmek
birinin dürüst veya güvenilir olduğuna inanmak
I trust my friend
Arkadaşıma güvenirim
güven
anlam taşıyan tek bir dil birimi
Trust is a word
Güven bir kelimedir
minnettar olmak
Sahnedebir şey için teşekkür hissetmek
I appreciate your help
Yardımınız için minnettarım
takdir etmek
bir şeyin değerini veya kalitesini anlamak
I appreciate good art
İyi sanatı takdir ederim
rahatsız olmak
bir durumdan dolayı hoşnutsuzluk duymak
I would appreciate it if you stopped bothering me
Beni rahatsız etmeyi bırakırsan sevinirim
takdir etmek
bir şeyin önemini veya değerini anlamak
I appreciate the effort you put into this
Bunun için harcadığın çabayı takdir ediyorum
takdir etmek
bir şeyin değerini anlamak
I appreciate your help
Yardımını takdir ediyorum
edinmek
Sahnedebir şeye sahip olmak
He got a new car
Yeni bir araba edindi
vardı
bir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
haline gelmek
değişip yeni bir duruma girmek
It got dark outside
Dışarısı karardı
zorunda olmak
bir şeyi yapmak mecburiyetinde olmak
I have got to go now
Şimdi gitmek zorundayım
dahil olmak
bir faaliyetin veya durumun parçası olmaya başlamak
I got into the project
Projeye dahil oldum
cesaret
zor veya korkutucu bir şeyi yapabilme gücü
He has got the nerve to ask
Sormaya cesareti var
girmek
bir yerin içine doğru gitmek
He got into the house
Eve girdi
sahip olmak
bir şeyi elinde bulundurmak
I have got a new car
Yeni bir arabaya sahibim
halletmek
bir durum veya sorunla ilgilenip çözüme kavuşturmak
I got the problem solved
Sorunu hallettim
şımartmak
birine gereğinden fazla iyi davranarak bencil olmasına yol açmak
She got the baby spoiled
Bebeği şımarttı
izlenim
bir kişi veya durum hakkında edinilen fikir veya his
I got the feeling you were angry
Kızgın olduğun izlenimine kapıldım
almak
bir şeye sahip olmaya başlamak
I got a letter today
Bugün bir mektup aldım
anlamak
bir şeyi doğru şekilde kavramak veya duymak
I finally got the message
Sonunda mesajı anladım
de
Sahnedeolumsuz cümlelerde de anlamı katar
I don't like it either
Ben de sevmiyorum
ya da
Sahnedeiki seçenekten biri veya diğeri
Either you stay or I go
Ya sen kalırsın ya da ben giderim
da
olumsuz cümlelerde benzer bir durumu belirtmek için kullanılır
I do not like apples and she does not either
Elma sevmiyorum ve o da sevmiyor
açıklamak
Sahnedebir şeyi anlaşılır hale getirmek
Can you explain this
Bunu açıklayabilir misin
açıklamak
bir şeyi anlaşılır kılmak için bilgi vermek
Please explain the rules to me
Lütfen kuralları bana açıkla
açıklamak
bir şeyi kolay anlaşılır kılmak için nedenlerini veya detaylarını vermek
Can you explain this rule
Bu kuralı açıklayabilir misin
açıklamak
bir şeyi anlaşılır hale getirmek
Can you explain this math problem to me
Bu matematik problemini bana açıklayabilir misin
dikkat etmek
Sahnededikkatli olmak
Take care on the road
Yolda dikkatli ol
ilgilenmek
birine veya bir şeye bakmak
She takes care of her sister
Kız kardeşine bakıyor
ilgilenmek
birinin veya bir şeyin sorumluluğunu üstlenmek
He takes care of his little sister
O kız kardeşiyle ilgileniyor
bakmak
birine veya bir şeye göz kulak olmak
I will take care of the baby
Bebeğe ben bakacağım
dışarı çıkmak
Sahnedebir yerden ayrılmak veya görünür olmak
He came out of the house
Evden dışarı çıktı
-den çıkmak
bir şeyin içinden gelmek
The cat came out of the box
Kedi kutudan çıktı
sonuçlanmak
bir durumun veya girişimin belli bir şekilde neticelenmesi
Nothing good came out of the meeting
Toplantıdan iyi bir sonuç çıkmadı
dışarı çıkmak
bir yerin içinden dış kısmına hareket etmek
He came out of the room
O odadan dışarı çıktı
çıkmak
bir yerin veya kabın içinden ayrılmak
The rabbit will come out of the hole
Tavşan delikten çıkacak
çıkmak
belli bir durumdan kurtulmak
He will come out of the coma soon
Yakında komadan çıkacak
doğmak
bir olaydan veya süreçten kaynaklanmak
Nothing good came out of that meeting
O toplantıdan iyi bir şey çıkmadı
açıkça söylemek
bir şeyi dürüst ve doğrudan ifade etmek
You should come out of it and be honest
Gerçekleri açıkça söylemelisin
çıkmak
bir yerin içinden dışarıya doğru hareket etmek
She came out of the store
Mağazadan dışarı çıktı
çıkmak
bir şeyin içinden gelmek veya birinden söylenmek
These words came out of his mouth
Bu kelimeler ağzından çıktı
atlatmak
zor bir durumdan iyileşerek veya kurtularak çıkmak
She came out of the crisis safely
Krizi güvenli bir şekilde atlattı
çıkmak
bir miktar paradan veya kaynaktan eksilmek
The money came out of the account
Para hesaptan çıktı
bahçe
Sahnedebir binanın yanındaki çevrili arazi alanı
The children are playing in the yard
Çocuklar bahçede oynuyor
yarda
3 feet'e eşit olan uzunluk birimi
The fabric is one yard long
Kumaş bir yarda uzunluğunda
bahçe
evin çevresindeki açık alan
The children are playing in the yard
Çocuklar bahçede oynuyor
dönmek
Sahnedehızla kendi etrafında dönmek
The dancer started to spin
Dansçı dönmeye başladı
çarpıtmak
bir şeyi belirli bir bakış açısıyla sunmak
He put a positive spin on the news
Habere olumlu bir yorum kattı
kısa tur
bir araçla yapılan kısa yolculuk
We went for a quick spin
Hızlı bir tura çıktık
müzik çalmak
bir izleyici kitlesi için kayıtlı müzik çalmak
The DJ will spin some records at the party
DJ partide birkaç plak çalacak
döndürmek
bir şeyi kendi etrafında hızlıca hareket ettirmek
He decided to spin the top
O topacı döndürmeye karar verdi
sunucu
Sahnedediğer bilgisayarlara veri sağlayan güçlü makine
The server is down
Sunucu çöktü
garson
restoranda müşterilere yiyecek ve içecek getiren kişi
The server brought us the menu
Garson bize menüyü getirdi
güzel
Sahnedegöze hitap eden
That is a nice dress
O güzel bir elbise
iyi
Sahnedenazik veya dost canlısı
She is a nice person
O iyi bir insan
hoş
Sahnedekeyifli veya zevkli
We had a nice day
Hoş bir gün geçirdik
önemsiz
Sahnedeçok küçük veya değersiz
He earned a piddling amount of money
O çok önemsiz bir miktar para kazandı
istemek
Sahnedebir şeyi yapmayı dilemek
I wanna go home
Eve gitmek istiyorum
istemek
bir şeye sahip olmayı dilemek
I wanna drink
Bir şeyler içmek istiyorum
iletmek
Sahnedebir bilgiyi veya mesajı başkasına aktarmak
Please pass along this message to him
Lütfen bu mesajı ona ilet
yarda
Sahnedeüç feet uzunluğunda bir ölçü birimi
The path is ten yards long
Yol on yarda uzunluğunda
yarda
üç feete eşit bir uzunluk ölçüsü
He ran fifty yards
Elli yarda koştu
yarda
3 feet uzunluğuna eşit bir ölçü birimi
The race is 100 yards long
Yarış 100 yarda uzunluğunda
hakiki
Sahnedebir şeyin sahtesi olmayan orijinal hali
This watch is the real mccoy
Bu saat hakiki olanı
bugün
Sahnedeiçinde bulunulan gün
I am busy today
Bugün meşgulüm
bugün
şimdiki gün
Today is a holiday
Bugün tatil
bugün
şu anki gün
I saw him today
Onu bugün gördüm
bugün
mevcut gün
We start today
Bugün başlıyoruz
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
Sahnedefikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
suçlama
Sahnedebir suç için yapılan resmi itham
He faced a rap for the robbery
Soygun suçlamasıyla karşı karşıya kaldı
tıklatmak
bir şeye hızlıca ve sertçe vurmak
He rapped on the door
Kapıyı tıkladı
rap yapmak
müzik eşliğinde ritmik konuşma yapmak
He likes to rap
Rap yapmayı sever
ayırmak
Sahnedebelirli bir amaç için ayırmak
The government earmarked funds for education
Hükümet eğitim için ödenek ayırdı
belirgin özellik
bir şeyin ne olduğunu gösteren özellik
Attention to detail is the earmark of a professional
Detaylara dikkat etmek bir profesyonelin belirgin özelliğidir
liste
Sahnedebirbiri ardına yazılmış şeyler dizisi
I have a shopping list
Bir alışveriş listem var
listelemek
maddeleri bir sıra ile yazmak veya söylemek
List the items you need
İhtiyacın olan maddeleri listele
seçkinler
en başarılı veya ünlü kişilerden oluşan grup
They are on the A-list of Hollywood actors
Onlar Hollywood oyuncularının seçkinleri arasında
okyanus
Sahnedeçok büyük tuzlu su alanı
The ocean is very deep
Okyanus çok derindir
okyanus
çok geniş tuzlu su kütlesi
The ocean is very deep
Okyanus çok derindir