

Breaking Bad — 5. Sezon Bölüm 10
Kelimeler ve anlamları
449 kelime
Seviye
ilgilendirmek
Sahnedebir konuyla ilgili veya bağlantılı olmak
This problem concerns all of us
Bu sorun hepimizi ilgilendiriyor
endişe
sizi huzursuz hissettiren şey
My main concern is the weather
Temel endişem hava durumu
firma
büyük bir iş yeri veya şirket
It is a large manufacturing concern
Bu büyük bir üretim firmasıdır
mesele
ele almanız gereken iş veya görev
That is none of your concern
Bu senin meselen değil
görev gücü
Sahnedebelirli bir amaç veya görev için oluşturulan grup
The taskforce will investigate the problem
Görev gücü sorunu araştıracak
nezarethane
Sahnedepolisin insanları tuttuğu yer
The suspect was taken to the lockup
Şüpheli nezarethaneye götürüldü
standart
Sahnedeolağan veya beklenen şey
This is the standard procedure
Bu standart prosedürdür
sancak
bir yönetici veya lider tarafından kullanılan bayrak
The king waved his royal standard
Kral kraliyet sancağını salladı
standart
kabul edilebilir sayılan bir kalite veya başarı düzeyi
The company has a high standard of quality
Şirketin yüksek bir kalite standardı var
tahmin etmek
Sahnedeemin olmadan bir fikir oluşturmak
Can you guess my age
Yaşımı tahmin edebilir misin
tahmin
kesin olarak bilmeden bir cevap verme çabası
I made a guess about the answer
Cevap hakkında bir tahminde bulundum
tahmin
tam olarak emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz fikir
My guess was wrong
Tahminim yanlıştı
uzun
Sahnedesüresi fazla olan
The meeting was long
Toplantı uzundu
arzulamak
bir şeyi çok istemek
I long to see you
Seni görmeyi çok arzuluyorum
uzun
bir uçtan diğer uca mesafesi fazla olan
The snake is very long
Yılan çok uzun
uzun süre
fazla miktarda
We did not wait long
Uzun süre beklemedik
kalite
Sahnedebir şeyin ne kadar iyi veya kötü olduğu
This is high quality work
Bu yüksek kaliteli bir iştir
vasıf
bir kişinin sahip olduğu özel özellik
He has leadership qualities
Onun liderlik vasıfları var
nitelik
bir kişiyi veya şeyi tanımlayan belirgin özellik
Patience is a good quality to have
Sabırlı olmak iyi bir niteliktir
uzman
Sahnedebir konuda çok bilgi veya beceriye sahip kişi
She is an expert in this field
O bu alanda bir uzmandır
tabii ki
Sahnedeonaylamak veya evet demek için kullanılır
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
elbette
birini onaylamak veya beklendik bir durumu belirtmek için kullanılan ifade
Can you help me? Of course
Bana yardım edebilir misin? Elbette
elbette
bir şeyin beklendiğini veya aşikar olduğunu belirtmek için kullanılır
Of course I will help you
Elbette sana yardım edeceğim
çıkarmak
Sahnedebir kişiden veya nesneden bir şeyi uzaklaştırmak
Please take it off
Lütfen onu çıkar
yetişmek
Sahnedebir yere veya hedefe ulaşmak
I can make it on time
Zamanında yetişebilirim
yaptırmak
Sahnedebirine bir şeyi yapmasını sağlamak
He made me cry
Beni ağlattı
yapmak
Sahnedebir şeyi üretmek veya oluşturmak
I make dinner every day
Her gün akşam yemeği yaparım
yapmak
Sahnedebir şeyi ifade etmek veya söylemek
She made a suggestion
Bir öneride bulundu
parça
Sahnedebütünün bir kısmı
The engine has many parts
Motorun birçok parçası var
rol
film veya tiyatrodaki karakter
He played a small part
Küçük bir rol oynadı
ayrılmak
birbirinden uzaklaşmak
They parted at the airport
Havalimanında ayrıldılar
zorlu iş
Sahnedezor ve can sıkıcı durum veya görev
Solving this problem is a real bitch
Bu problemi çözmek çok zorlu bir iş
sızlanmak
memnuniyetsizliğini veya rahatsızlığını dile getirmek
Stop bitching about the weather
Hava hakkında sızlanmayı bırak
sürtük
bir kadın veya kişi için kullanılan kaba bir kelime
He called her a bitch
Ona sürtük dedi
dişi köpek
dişi köpek
The bitch is guarding her puppies
Dişi köpek yavrularını koruyor
Robin Hood
Sahnedezenginlerden çalıp fakirlere veren efsanevi İngiliz kahramanı
Robin Hood stole from the rich and gave to the poor
Robin Hood zenginlerden çaldı ve fakirlere verdi
bir yerde
Sahnedebelirlenmemiş veya bilinmeyen bir yer
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yere bıraktım
bir yer
bilinmeyen veya belirtilmemiş bir konum
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yerde bıraktım
bir yer
bilinmeyen veya belirtilmemiş bir mekan
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yerde bıraktım
korumak
Sahnedebirini veya bir şeyi zarardan uzak tutmak
We must protect the environment
Çevreyi korumalıyız
korumak
birini veya bir şeyi zarar görmekten sakınmak
The mother protected her child from the rain
Anne çocuğunu yağmurdan korudu
korumak
bir şeyi güvende tutmak
We must protect the environment
Çevreyi korumalıyız
gelmek
Sahnedebir yere doğru hareket etmek
Come here
Buraya gel
meydana gelmek
gerçekleşmek veya vuku bulmak
How did this come about
Bu nasıl oldu
hadi
dikkat çekmek veya söze başlamak için kullanılan ifade
Come now do not be upset
Hadi ama üzülme
sohbet
Sahnedekişiler arasındaki karşılıklı konuşma
We had a long conversation
Uzun bir sohbet ettik
kontrol etmek
Sahnedebir şeye dikkatlice bakmak
Please check your answers
Lütfen cevaplarınızı kontrol edin
hesap
ödenmesi gereken miktarı gösteren belge
Can I have the check please
Hesabı alabilir miyim lütfen
kareli
kumaş üzerindeki küçük kareli desen
He wore a check shirt
Kareli bir gömlek giydi
hesap
bir hizmet veya yemek için ne kadar borcunuz olduğunu gösteren kağıt parçası
Could we have the check please
Hesabı alabilir miyiz lütfen
bebeğim
Sahnedesevilen birine hitap şekli
I love you baby
Seni seviyorum bebeğim
bebek
çok küçük çocuk
The baby is sleeping
Bebek uyuyor
mızmız
olgunlaşmamış gibi davranan kişi
Don't be such a baby
Bu kadar mızmız olma
yavru
çok genç hayvan
Look at that baby goat
Şu yavru keçiye bak
kovuşturmak
Sahnedebirine karşı yasal işlem başlatmak
The state decided to prosecute him
Devlet onu kovuşturmaya karar verdi
dava açmak
birini mahkemede resmi olarak suçlamak
They will prosecute him for the crime
Onu bu suçtan dolayı dava edecekler
yürütmek
bir işi çaba göstererek devam ettirmek
He prosecuted the plan with diligence
Planı titizlikle yürüttü
rahatsız olmak
Sahnedebir şeyden rahatsızlık duymak
I don't mind the cold
Soğuktan rahatsız olmam
zihin
kişinin düşünen ve hisseden kısmı
He has a brilliant mind
Parlak bir zihni var
dikkat etmek
bir şeye odaklanmak veya özen göstermek
Please mind your step on the stairs
Lütfen merdivenlerde adımına dikkat et
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I mind to help him
Ona yardım etmeye niyetlendim
gücenme
Sahnedebirini kızdıran veya üzen durum
No offense intended
Seni gücendirmek istemedim
suç
yasa dışı bir eylem
It was a serious offense
Bu ciddi bir suçtu
saldırı
birine veya bir şeye saldırma eylemi
The army prepared a strong offense
Ordu güçlü bir saldırı hazırladı
yeterli olmak
bir ihtiyacı karşılayacak kadar uygun veya etkili olmak
This small amount will offense for the ticket
Bu küçük miktar bilet için yeterli olacaktır
korkutmak
Sahnedebirini korkutmak
Don't scare me
Beni korkutma
korku
ani korku hissi
It was a big scare
Büyük bir korkuydu
kabul etmek
Sahnedesunulan bir şeyi almak
I will take it
Onu kabul edeceğim
öyle varsaymak
kanıt olmadan bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I take it you agree
Katıldığını varsayıyorum
başa çıkmak
bir sorunla veya durumla mücadele etmek
Can you take it
Bununla başa çıkabilir misin
taşımak
bir şeyi bir yerden başka bir yere yer değiştirmek
Please take it to the kitchen
Lütfen bunu mutfağa taşı
kabul etmek
kendisine sunulanı almak
You should take it as a gift
Onu bir hediye olarak kabul etmelisin
dayanmak
zor bir duruma katlanmak
I cannot take it anymore
Artık buna dayanamıyorum
kabullenmek
bir durumu olduğu gibi kabul etmek
You have to take it as it is
Onu olduğu gibi kabullenmelisin
almak
bir şeyi tutup yanına götürmek
Take it with you
Onu yanına al
sınır
Sahnedeizin verilen en yüksek miktar veya en uzak nokta
There is a speed limit here
Burada bir hız sınırı var
sınırlamak
bir şeyi belirli bir miktarın altında tutmak
You should limit your sugar intake
Şeker tüketiminizi sınırlamalısınız
sınır
izin verilen en yüksek miktar veya seviye
There is a limit to how many people can enter
İçeri girebilecek insan sayısının bir sınırı var
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
Sahnedeiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
bir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
hayran buluşması
Sahnedeünlü bir kişiyle insanların bir araya gelip konuşabileceği etkinlik
The singer held a meet and greet after the concert
Şarkıcı konserden sonra bir hayran buluşması düzenledi
tanışma etkinliği
ünlü veya önemli biriyle insanların buluşabileceği bir etkinlik
The fans attended a meet and greet with the singer
Hayranlar şarkıcıyla bir tanışma etkinliğine katıldı
durum
Sahnedebelirli bir zamandaki koşullar bütünü
This is a difficult situation
Bu zor bir durum
durum
bir kişinin veya yerin içinde bulunduğu şartlar
I am in a difficult situation
Zor bir durumdayım
durum
koşullar veya olaylar bütünü
It is a difficult situation
Bu zor bir durum
vaziyet
bir yerde veya zamanda gerçekleşen olaylar bütünü
The situation here is strange
Buradaki vaziyet tuhaf
tekrar
Sahnedebir kez daha
Please try again
Lütfen tekrar dene
araba
Sahnededört tekerlekli bir yol taşıtı
I have a red car
Kırmızı bir arabam var
araba
dört tekerlekli ve motorlu kara taşıtı
He drives his car to work
İşe arabasıyla gidiyor
vagon
trenin yolcu veya yük taşımak için kullanılan bölümü
We sat in the last car of the train
Trenin son vagonunda oturduk
savunmacı
Sahnedeeleştirilere karşı kendini korumaya çalışan
Stop being so defensive
Bu kadar savunmacı olmayı bırak
suçla ilgili
Sahnedesuçla veya yasalara aykırı olan
Criminal activities are illegal
Suç faaliyetleri yasa dışıdır
suçlu
bir suç işleyen kimse
The criminal was arrested
Suçlu tutuklandı
suçlu
suç işleyen kişi
The police caught the criminal
Polis suçluyu yakaladı
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
başlamak
Sahnedebir işe girişmek
We will get to the main topic soon
Ana konuya yakında başlayacağız
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
rahatsız etmek
birini kızdırmak veya üzmek
His constant talking really gets to me
Onun sürekli konuşması beni gerçekten rahatsız ediyor
fırsatı olmak
bir şeyi yapma şansı bulmak
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma fırsatın var
varmak
bir yere ulaşmak
We will get to the hotel soon
Otele yakında varacağız
fırsat bulmak
bir şey yapma şansı yakalamak
I get to travel for work
İş için seyahat etme fırsatı buluyorum
şans elde etmek
bir şey yapmak için imkanın olması
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma şansı elde ediyorsun
izinli olmak
bir şeyi yapma yetkisine sahip olmak
I get to leave early today
Bugün erken çıkma iznim var
başarmak
bir şeyi yapma imkanı bulmak
We finally get to see the show
Sonunda gösteriyi izlemeyi başardık
zorunda olmak
bir şeyi yapmak durumunda kalmak
I have to get to the airport
Havaalanına gitmek zorundayım
ulaşmak
bir şeyle bağlantı kurabilmek
You can get to the main road from here
Buradan ana yola ulaşabilirsin
etkilemek
birinin duygularını sarsmak veya üzmek
Her bad mood started to get to me
Onun kötü ruh hali beni etkilemeye başladı
zorunda olmak
bir şeyi yapmaya mecbur kalmak
I get to clean my room today
Bugün odamı temizlemek zorundayım
fırsat bulmak
bir şeyi yapmaya izinli olmak
You get to stay up late tonight
Bu gece geç saate kadar ayakta kalmaya iznin var
fırsat yakalamak
bir şeyi yapma şansına sahip olmak
I get to meet the director tomorrow
Yarın yönetmenle tanışma fırsatım olacak
ilişkili olmak
bir şeyle bağlantı kurmak
Does this rule get to our project
Bu kural projemizle ilişkili mi
zorlamak
Sahnedebirini bir eyleme mecbur bırakmak
They forced him to leave
Onu gitmeye zorladılar
kuvvet
polis veya asker gibi insanlardan oluşan grup
He joined the police force
Polis kuvvetine katıldı
zorlamak
bir şeyi hareket ettirmek için fiziksel güç kullanmak
He forced the door open
Kapıyı açmak için zorladı
kuvvet
fiziksel dayanıklılık veya bedensel güç
He pushed the door with force
Kapıyı kuvvetle itti
loş bir şekilde
Sahnedeçok az ışıkla
The room was dimly lit
Oda loş bir şekilde aydınlatılmıştı
kaçmak
Sahnedebir yerden uzaklaşmak veya kurtulmak
He managed to get away with the bag
Çantayı alıp kaçmayı başardı
yanına kâr kalmak
yanlış veya yasa dışı bir şey yaptıktan sonra ceza almamak
He managed to get away with the crime
Suç onun yanına kâr kaldı
yanına kâr kalmak
yanlış bir şey yapıp ceza almamak
He thought he would get away with it
Bunun yanına kâr kalacağını düşündü
cezasız kalmak
bir suçu veya hatayı ceza almadan yapmak
He cheated on the test and got away with it
Sınavda kopya çekti ve cezasız kaldı
teslim olmak
Sahnedepolise veya yetkililere yakalanmayı kabul etmek
He decided to give himself up to the police
Polise teslim olmaya karar verdi
dört
Sahnede4 sayısı
I have four apples
Dört elmam var
emin olmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu kontrol etmek
Make sure the door is locked
Kapının kilitli olduğundan emin ol
sağlamak
bir şeyin gerçekleşmesini kesinleştirmek
Make sure you arrive on time
Zamanında geldiğinden emin ol
emin olmak
hiçbir şüphe duymamak
Make sure of the facts
Gerçeklerden emin ol
garantiye almak
bir şeyin doğru olduğundan emin olmak için kontrol etmek
Make sure the door is locked
Kapının kilitli olduğundan emin ol
vermek
Sahnedebir şeyi birinin eline ulaştırmak
He gave me his book
O bana kitabını verdi
yol açmak
bir şeyin olmasına neden olmak
The noise gave me a headache
Bu gürültü baş ağrısına yol açtı
söylemek
birine bilgi veya cevap iletmek
Please give me your answer
Lütfen bana cevabını söyle
oralarda bir yerlerde
Sahnededünyada veya bir yerde mevcut olan
There are many opportunities out there
Oralarda bir yerlerde birçok fırsat var
sıra dışı
tuhaf veya alışılmadık
His ideas are a bit out there
Fikirleri biraz sıra dışı
orada
konuşmacıdan uzak bir yerde
Look at the birds out there
Şuradaki kuşlara bak
dışarıda
bulunulan yerin uzağında bir yerde
He is out there waiting for you
O dışarıda seni bekliyor
orada
mevcut durumda veya belli bir alanda
There are many people out there
Orada pek çok insan var
önemli mesafe
Sahnedebüyük bir ilerleme veya etki
She has come a long way in her studies
Çalışmalarında önemli bir mesafe katetti
uzun bir yol
iki nokta arasındaki büyük uzaklık
It is a long way to the station
İstasyona uzun bir yol var
büyük ilerleme
bir konuda kat edilen büyük gelişme
Technology has come a long way
Teknoloji büyük bir ilerleme kaydetti
olursa diye
Sahnedebir şeyin olması ihtimaline karşı önlem olarak
Take an umbrella in case it rains
Yağmur yağarsa diye şemsiye al
olur da
bir durumun gerçekleşme ihtimaline karşı
Take an umbrella in case it rains
Yağmur yağar diye şemsiyeni al
olası duruma karşı
bir şeyin gerçekleşme ihtimaline karşı hazırlıklı olmak
Take an umbrella in case it rains
Yağmur yağma ihtimaline karşı bir şemsiye al
getirmek
Sahnedebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
bir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
peşinden gelmek
birinin arkasından yakın bir şekilde yürümek
The dog likes to bring behind me
Köpek peşimden gelmeyi sever
suçlamak
birinin yasa dışı bir şey yaptığını resmen ifade etmek
The police decided to bring charges against him
Polis ona karşı suçlamada bulunmaya karar verdi
uzatmak
Sahnedebir şeyi birine vermek
Please pass on the water
Lütfen suyu uzatın
pas geçmek
bir şeye katılmamaya karar vermek
I will pass on the offer
Teklifi pas geçeceğim
vefat etmek
hayatını kaybetmek
He passed on last night
Dün gece vefat etti
iletmek
bir şeyi başkasına vermek
Please pass on this message to her
Lütfen bu mesajı ona ilet
pas geçmek
sıranı kullanmamayı tercih etmek
I will pass on this round
Bu turu pas geçeceğim
bile
Sahnedeşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
iki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
çabalamak
bir şeyi başarmak için gayret göstermek
You should even to reach your goal
Hedefine ulaşmak için çabalamalısın
çift
ikiye tam bölünebilen sayı
Four is an even number
Dört çift bir sayıdır
alıcı
Sahnedemal satın alan kişi
The buyer paid for the car
Alıcı arabanın ödemesini yaptı
avukat
Sahnedehukuki konularda müvekkillerini temsil eden kişi
He is a good lawyer
O iyi bir avukattır
avukatlık yapmak
biri için avukat olarak hareket etmek
He will lawyer the case
Davaya avukatlık yapacak
avukat
insanlara hukuki tavsiye veren ve onları mahkemede temsil eden kişi
The lawyer defended his client in court
Avukat müvekkilini mahkemede savundu
ayrılma
Sahnedebir yerden gitmek
I am leaving the house now
Şimdi evden ayrılıyorum
artık
bir işlemden sonra geriye kalan madde
This ash is a leaving of the fire
Bu kül ateşten geriye kalan bir artığıdır
bırakmak
birini veya bir şeyi belirli bir durumda tutmak
The news left him speechless
Haber onu suskun bıraktı
dedi
Sahnedesözle ifade etmek
He said no
Hayır dedi
söyledi
bir düşünceyi veya bilgiyi kelimelerle ifade etmek
He said that he was busy
Meşgul olduğunu söyledi
bahsi geçen
daha önce değinilmiş olan
The said document is missing
Bahsi geçen belge kayıp
söyledi
bir düşünceyi sözlü olarak ifade etmek
She said she was tired
Yorgun olduğunu söyledi
koymak
Sahnedebir şeyi bir yere yerleştirmek
Put the book on the table
Kitabı masanın üzerine koy
ifade etmek
bir şeyi belirli bir şekilde söylemek
How should I put this
Bunu nasıl ifade etmeliyim
sokmak
birini zor bir duruma düşürmek
The mistake put him in a difficult situation
Hata onu zor bir duruma soktu
yöneltmek
dikkat veya çabayı bir şey üzerine çevirmek
She put all her energy into the project
Tüm enerjisini projeye yöneltti
gelir sağlamak
Sahnedebir işten veya faaliyetten para kazanmak
He brings in a lot of money
Çok para kazanıyor
dahil etmek
Sahnedebirini bir işe katılmaya çağırmak
They will bring in a new team
Yeni bir ekip dahil edecekler
gözaltına almak
bir şüpheliyi polis merkezine götürmek
The police will bring in the suspect
Polis şüpheliyi gözaltına alacak
içeri getirmek
bir şeyi bir yerin içine taşımak
Please bring in the groceries
Lütfen market alışverişini içeri getir
çağırmak
birinin bir yere gelmesini istemek
They will bring in an expert to help
Yardım etmesi için bir uzman çağıracaklar
dahil etmek
bir şeyi grubun parçası haline getirmek
We should bring in an expert to help
Yardım etmesi için bir uzman dahil etmeliyiz
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
tamam
Sahnedeanlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
kasık mantarı
Sahnedekasık bölgesinde oluşan mantar enfeksiyonu
He developed jock itch after the workout
Antrenmandan sonra kasık mantarı oluştu
kasık mantarı
kasık bölgesinde oluşan mantar enfeksiyonu
He used a cream to treat his jock itch
Kasık mantarını tedavi etmek için bir krem kullandı
güvenli
Sahnedetehlikeli veya riskli olmayan
You are safe here
Burada güvendesin
çelik kasa
değerli eşyaları korumak için kullanılan metal kutu
The documents are in the safe
Belgeler çelik kasada
güvenilir
bir işi iyi yapacağına inanılan
She is a safe choice for the job
O bu iş için güvenilir bir seçenek
kesin
bir şeyden emin olma durumu
It is a safe bet
Bu kesin bir bahis
geri kalan
Sahnedegeride kalan kısım
I will do the rest tomorrow
Geri kalanını yarın yapacağım
dinlenmek
enerji toplamak için hareket etmeyi veya çalışmayı bırakmak
I need some rest
Biraz dinlenmeye ihtiyacım var
destek
bir şeyi tutan veya destekleyen nesne
He used a foot rest
Bir ayak desteği kullandı
telefon
Sahnedearama yapmak için kullanılan aygıt
The phone is on the table
Telefon masanın üzerinde
telefon etmek
telefonla aramak
I will phone you tomorrow
Seni yarın arayacağım
telefon
arama yapmak ve internete girmek için kullanılan cihaz
My phone is charging
Telefonum şarj oluyor
iyi
Sahnedeyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
zinde
iyi bir sağlık durumu içinde
She is feeling fine today
Bugün kendini zinde hissediyor
ufak
boyut veya miktar olarak çok küçük
There is fine sand on the beach
Sahilde ufak kumlar var
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz olan
Everything will be fine
Her şey iyi olacak
güzel
göze hoş gelen veya çekici
She looks very fine today
Bugün çok güzel görünüyor
kaliteli
çok iyi niteliğe sahip olan
This is a fine piece of work
Bu kaliteli bir iş
yeterli
kabul edilebilir veya yeterli olan
It is fine to stay here
Burada kalmak yeterli
ateş
Sahnedeyanma sonucu oluşan sıcak alevler
The fire is hot
Ateş sıcaktır
tutuşturmak
Sahnedebir şeyin yanmasını başlatmak
He fired the furnace
Fırını tutuşturdu
kovmak
birini işten çıkarmak
The boss fired him
Patron onu kovdu
ateş etmek
silahtan kurşun çıkarmak
He fired the gun
Silahı ateşledi
gerçekten
Sahnedebir ifadeyi vurgulamak için kullanılır
It is very cold indeed
Gerçekten çok soğuk
aynı
Sahnedefarklı olmayan
We have the same car
Bizim arabalarımız aynı
aynı
daha önce sözü edilenin tıpkısı
I saw the same man yesterday
Dün aynı adamı gördüm
atmak
Sahnedebir şeyi hafifçe fırlatmak
He tossed the keys to me
Anahtarları bana attı
harmanlamak
malzemeleri hafifçe karıştırmak
Toss the salad with the dressing
Salatayı sosla harmanlayın
altüst etmek
bir yeri dağıtarak iyice aramak
The police tossed the room for evidence
Polis kanıt için odayı altüst etti
dönüp durmak
uykuda huzursuzca bir taraftan diğer tarafa dönmek
I tossed and turned all night
Bütün gece yatakta dönüp durdum
daha kötü
Sahnededaha nahoş veya daha düşük kaliteli
The weather is getting worse
Hava daha da kötüleşiyor
daha kötü
daha düşük kaliteli veya daha ciddi olan
This cake tastes worse than the last one
Bu kekin tadı bir öncekine göre daha kötü
gerçek
Sahnedevar olan veya doğru olan
This is a real diamond
Bu gerçek bir elmas
gerçekten
çok veya samimi bir şekilde
He is real quiet
O gerçekten sessiz
sade
süslü veya karmaşık olmayan
He prefers a real and simple lifestyle
O sade ve basit bir yaşam tarzını tercih ediyor
sosyalist
üretim araçlarının topluma ait olduğu bir sisteme inanan kişi
He is a real who believes in common ownership
O ortak mülkiyete inanan bir sosyalisttir
şu anda
Sahnedetam şu an veya bulunulan an
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
tamam mı
karşıdaki kişinin anlayıp anlamadığını kontrol etme
You understand right now
Anladın tamam mı
şu an
içinde bulunulan zaman dilimi
Right now is the best time
Şu an en iyi zaman
şu anda
içinde bulunulan an
I am busy right now
Şu anda meşgulüm
şu an
içinde bulunulan tam bu an
I am busy right now
Şu an meşgulüm
hemen
tam bu anda
I need to go right now
Hemen gitmem gerekiyor
şu anda
tam olarak bu zamanda
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
hali hazırda
içinde bulunduğumuz an itibarıyla
He is working right now
O şu anda çalışıyor
hemen şimdi
tam bu anda
Please come here right now
Lütfen hemen şimdi buraya gel
dışarı
Sahnedebir bina veya odanın dışında olan
Let's go out
Hadi dışarı çıkalım
dışarı çıkarmak
Sahnedebir şeyi içeriden dışarıya almak
Take out the trash
Çöpü dışarı çıkar
tamamlamak
bir eylemin başarıyla bittiğini gösterir
I worked it out
Bunu hallettim
açığa çıkarmak
gizli bir şeyi bilinir hale getirmek
The truth came out
Gerçek ortaya çıktı
hapishane
Sahnedeyasa dışı işler yapan kişilerin tutulduğu yer
He is in jail
O hapiste
paranoyak
Sahnedebaşkalarının kendisine zarar vereceği yönünde aşırı şüphe duyan
He is feeling paranoid
Paranoyak hissediyor
her ne zaman
Sahnedeherhangi bir zamanda
Call me whenever you want
İstediğin her an beni ara
her ne zaman
uygun olan herhangi bir zamanda
Come visit whenever you like
Ne zaman istersen gel
hamle
Sahnedeyapılan bir eylem veya adım
It was a smart move
Akıllıca bir hamleydi
hareket etmek
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
Please move your car
Lütfen arabanızı hareket ettirin
duygulandırmak
birini güçlü duygular hissetmeye yöneltmek
Her story really moved me
Hikayesi beni gerçekten duygulandırdı
hızla satılmak
genellikle düşük fiyata hızlıca elden çıkarılmak
These cheap goods move very fast
Bu ucuz ürünler hızla satılıyor
hareket etmek
bir yerini değiştirmek veya yeni bir yere gitmek
We will move to a new house
Yeni bir eve taşınacağız
taşınmak
yaşanılan yeri değiştirmek
We will move to a new house next month
Gelecek ay yeni bir eve taşınacağız
hey
Sahnededikkat çekmek veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Hey, look at this!
Hey, şuna bak!
yalnızca
Sahnedebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
tek
Sahnedeeşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
sadece
daha fazlası olmayan
I have only two dollars
Sadece iki dolarım var
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Yeah I agree with you
Evet sana katılıyorum
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
evet
bir şeyi onaylamak için kullanılır
Yeah that sounds like a good plan
Evet bu kulağa iyi bir plan gibi geliyor
girmek
Sahnedebir yerin içine girmek veya dahil olmak
She is going into the building
O binaya giriyor
dahil olmak
bir şeyin parçası haline gelmek
He is going into the family business
O aile şirketine dahil oluyor
ya da
Sahnedeiki seçenekten biri veya diğeri
Either you stay or I go
Ya sen kalırsın ya da ben giderim
de
olumsuz cümlelerde de anlamı katar
I don't like it either
Ben de sevmiyorum
da
olumsuz cümlelerde benzer bir durumu belirtmek için kullanılır
I do not like apples and she does not either
Elma sevmiyorum ve o da sevmiyor
yol göstermek
Sahnedeyolu göstermek veya yönetmek
She will lead the group
Gruba o yol gösterecek
kurşun
ağır ve yumuşak bir metal
Lead is a heavy metal
Kurşun ağır bir metaldir
ipucu
bir problemi veya gizemi çözmeye yardımcı olan bilgi parçası
The police followed a new lead in the case
Polis vakada yeni bir ipucunu takip etti
başrol
bir film veya tiyatro oyunundaki ana karakter
She played the lead in the movie
Filmde başrolü o oynadı
şşş
Sahnedebirine sessiz olmasını söylemek için kullanılır
Shh, be quiet
Şşş, sessiz ol
şşş sesi
birine sessiz olmasını söylemek için çıkarılan ses
He made a shh sound
Şşş sesi çıkardı
şşş
birinden sessiz olmasını istemek için çıkarılan ses
Shh the movie has started
Şşş film başladı
açıklama
Sahnedebir şeyi netleştiren ifade
I need a clear explanation
Net bir açıklamaya ihtiyacım var
açıklama
bir şeyi anlaşılır kılan ifade
Please give me an explanation for this
Lütfen bana bunun için bir açıklama yap
açıklama
bir durumu anlaşılır kılan ifade
I need an explanation for this mistake
Bu hata için bir açıklamaya ihtiyacım var
sır
Sahnedebaşkalarına söylemediğiniz bilgi
I have a secret to tell you
Sana söyleyecek bir sırrım var
gizli
başkaları tarafından bilinmeyen
I have a secret plan
Gizli bir planım var