

Breaking Bad — Season 5 Episode 13
Kelimeler ve anlamları
633 kelime
Seviye
almaya gelmek
Sahnedebirini bulunduğu yerden alıp götürmek için gelmek
I came for my son at school
Okuldan oğlumu almaya geldim
saldırmak
birini eleştirmek veya agresif bir şekilde yüzleşmek
Why did he come for you
Neden sana saldırdı
ziyarete gelmek
birini veya bir yeri ziyaret etmek için gelmek
She came for a quick visit
Kısa bir ziyarete geldi
yönelmek
birine veya bir şeye doğru hareket etmek
The dog is coming for the ball
Köpek topa doğru yöneliyor
liste
Sahnedebirbiri ardına yazılmış şeyler dizisi
I have a shopping list
Bir alışveriş listem var
listelemek
maddeleri bir sıra ile yazmak veya söylemek
List the items you need
İhtiyacın olan maddeleri listele
seçkinler
en başarılı veya ünlü kişilerden oluşan grup
They are on the A-list of Hollywood actors
Onlar Hollywood oyuncularının seçkinleri arasında
kanun
Sahnedehükümet tarafından konulan kural
You must obey the law
Kanunlara uymalısın
tanımak
Sahnedebirini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
tam
Sahnedeher şeyi kapsayan
It was a total failure
Tam bir başarısızlıktı
tamamen
bütünüyle bir şekilde
I totally agree with you
Sana tamamen katılıyorum
pert etmek
bir araca onarılamayacak kadar hasar vermek
He totaled his car
Arabasını pert etti
toplam
bütün miktar veya sayı
The total is fifty
Toplam elli ediyor
tamir etmek
Sahnedebozuk bir şeyi yeniden çalışır hale getirmek
Can you fix it?
Onu tamir edebilir misin?
ayarlamak
bir şey için gerekli düzenlemeleri yapmak
I will fix the meeting time
Toplantı saatini ayarlayacağım
biraz
Sahnedeaz miktarda veya bir dereceye kadar
I am kind of tired
Biraz yorgunum
tür
benzer nitelikleri olan grup
What kind of book do you want
Ne tür bir kitap istiyorsun
tür
belirli bir çeşit veya tip
This is a new kind of fruit
Bu yeni bir tür meyve
maviimsi
Sahnedeneredeyse mavi olan bir renge sahip
The sky looks bluish today
Gökyüzü bugün maviimsi görünüyor
sağlamak
Sahnedeihtiyaç duyulan bir şeyi vermek
The company provides free water
Şirket ücretsiz su sağlıyor
sağlamak
birinin ihtiyacı olan bir şeyi vermek
The company provides free food
Şirket ücretsiz yemek sağlıyor
şartıyla
bir durumun gerçekleşmesi için gereken koşulu belirtir
You can go out provided you finish your homework
Ödevini bitirmen şartıyla dışarı çıkabilirsin
sağlamak
ihtiyaç duyulan bir şeyi vermek veya sunmak
The hotel provides free breakfast
Otel ücretsiz kahvaltı sağlıyor
koymak
Sahnedebir şeyi bir yere yerleştirmek
Put the book on the table
Kitabı masanın üzerine koy
ifade etmek
bir şeyi belirli bir şekilde söylemek
How should I put this
Bunu nasıl ifade etmeliyim
sokmak
birini zor bir duruma düşürmek
The mistake put him in a difficult situation
Hata onu zor bir duruma soktu
yöneltmek
dikkat veya çabayı bir şey üzerine çevirmek
She put all her energy into the project
Tüm enerjisini projeye yöneltti
yetişmek
Sahnedebir yere veya hedefe ulaşmak
I can make it on time
Zamanında yetişebilirim
yaptırmak
Sahnedebirine bir şeyi yapmasını sağlamak
He made me cry
Beni ağlattı
yapmak
Sahnedebir şeyi üretmek veya oluşturmak
I make dinner every day
Her gün akşam yemeği yaparım
yapmak
Sahnedebir şeyi ifade etmek veya söylemek
She made a suggestion
Bir öneride bulundu
kaldırmak
Sahnedebir şeyi bulunduğu yerden almak veya uzaklaştırmak
Please remove the box
Lütfen kutuyu kaldırın
parça
Sahnedebütünün bir kısmı
The engine has many parts
Motorun birçok parçası var
rol
film veya tiyatrodaki karakter
He played a small part
Küçük bir rol oynadı
ayrılmak
birbirinden uzaklaşmak
They parted at the airport
Havalimanında ayrıldılar
zorunda
Sahnedebir şeyi yapmak zorunda olmak
I gotta go now
Şimdi gitmem lazım
zorunda olmak
bir şeyi yapma gerekliliği
I gotta go now
Şimdi gitmem gerek
sonunda varmak
Sahnedesonunda belirli bir yere veya duruma gelmek
We ended up at the beach
Sonunda plaja vardık
çok kirli
Sahnedepislikle kaplı veya çok kirli
His shoes were filthy
Ayakkabıları çok kirliydi
aşırı
bir durumu vurgulamak için kullanılan çok fazla anlamında
He is filthy rich
O aşırı zengin
kement
Sahnedesığır yakalamak için kullanılan uç kısmı halkalı ip
The cowboy swung his lariat
Kovboy kementini savurdu
ilmek
Sahnedekementin ucundaki halka
He formed a lariat loop
Kementle bir ilmek oluşturdu
önemli
Sahnedebüyük anlamı veya değeri olan
Education is important
Eğitim önemlidir
güvenli ev
Sahnedeinsanların saklanabileceği veya güvende kalabileceği yer
The spies met at the safe house
Casuslar güvenli evde buluştu
güvenli ev
korunmak veya saklanmak için kullanılan yer
They hid the witness in a safe house
Tanığı güvenli bir evde sakladılar
güvenli ev
güvende kalmak için kullanılan gizli yer
The spy hid in the safe house
Casus güvenli evde saklandı
görmek
Sahnedebir şeyi fark etmek için gözlerini kullanmak
I can see you
Seni görebiliyorum
bak
birinin dikkatini çekmek için kullanılır
See here
Buraya bak
görüşmek
biriyle buluşmak veya ziyaret etmek
I will see you tomorrow
Yarın seninle görüşeceğim
anlamak
bir şeyi kavramak veya fark etmek
I see what you mean
Ne demek istediğini anlıyorum
çete üyesi
Sahnedesokak çetesi üyesi
The police arrested a known gangbanger
Polis tanınmış bir çete üyesini tutukladı
çete üyesi
sokak çetesine üye olan kişi
He was a gangbanger in his youth
Gençliğinde bir çete üyesiydi
kapsamak
Sahnedebir parçası veya özelliği olarak bulundurmak
The job involves a lot of travel
İş çok fazla seyahat gerektiriyor
dahil etmek
bir şeye katılmasını sağlamak
We want to involve everyone in the project
Herkesi projeye dahil etmek istiyoruz
ilişki yaşamak
romantik bir ilişki içinde olmak
They are romantically involved
Romantik bir ilişki yaşıyorlar
kesinlikle
Sahnedebir şeyin doğruluğunu vurgulamak için kullanılan ifade
You are sure as hell going to regret this
Buna kesinlikle pişman olacaksın
kesinlikle
kesinlik veya güçlü bir vurgu ifade etmek için kullanılır
I am sure as hell going to win
Kesinlikle kazanacağım
gerçekten de
öfke veya güçlü bir vurgu belirtmek için kullanılır
He was sure as hell angry
Gerçekten de çok kızgındı
sebep
Sahnedebir şeyin meydana gelmesine yol açan neden
Give me one good reason
Bana tek bir geçerli sebep ver
akıl
Sahnedemantıklı düşünme yetisi
Humans have the power of reason
İnsanlar akıl yürütme gücüne sahiptir
mantık yürütmek
mantık kullanarak bir sonuca varmak
We must reason logically
Mantıklı bir şekilde düşünmeliyiz
sesli mesaj sistemi
Sahnedetelefon mesajlarını kaydeden sistem
Your voicemail is full
Sesli mesaj kutunuz dolu
sesli mesaj
telefona bırakılan sesli mesaj kaydı
He left me a voicemail
Bana bir sesli mesaj bıraktı
sesli mesaj
telefona bırakılan kayıtlı sesli mesaj
I left him a voicemail
Ona sesli mesaj bıraktım
sesli mesaj
telefon cevap vermediğinde bırakılan mesaj
I left a voicemail for my friend
Arkadaşıma sesli mesaj bıraktım
rahatlamak
Sahnededinlenmek ve sakinleşmek
I just want to chill tonight
Bu gece sadece rahatlamak istiyorum
ürperti
soğuktan veya korkudan kaynaklanan titreme hissi
I felt a chill in the air
Havada bir ürperti hissettim
sükunet
sinirlenmeden sakin kalabilme durumu
He keeps his chill during arguments
Tartışmalar sırasında sükunetini korur
soğutmak
bir şeyi çok soğuk hale getirmek
You should chill the wine before dinner
Akşam yemeğinden önce şarabı soğutmalısın
yetenek
Sahnedebir şeyi yapabilme gücü veya becerisi
She has the ability to learn quickly
Hızlı öğrenme yeteneğine sahip
yetenek
bir şeyi yapabilme gücü veya becerisi
She has the ability to sing well
Onun iyi şarkı söyleme yeteneği var
yetenek
bir şeyi yapabilme gücü veya becerisi
She has the ability to speak three languages
O üç dil konuşma yeteneğine sahip
asi
Sahnedekurallara uymayan cesur ve aykırı tutum
He has a punk attitude
Onun asi bir tutumu var
punk
bir müzik türü
They love listening to punk
Punk dinlemeyi seviyorlar
kandırmak
birine şaka yapmak
He decided to punk his friend
Arkadaşını kandırmaya karar verdi
adlandırmak
Sahnedebir şeye isim vermek
Let's call it a success
Hadi buna bir başarı diyelim
paydos etmek
bir etkinliği şimdilik durdurmak
Let us call it a day
Hadi bugünlük paydos edelim
doğru tahmin etmek
bir şeyi önceden isabetli şekilde bilmek
You called it when you said it would rain
Yağmur yağacağını söylediğinde doğru tahmin ettin
adlandırmak
bir şeye belirli bir isim vermek
What do you want to call it
Ona ne isim vermek istiyorsun
birim
Sahnedebir grubun parçası olan tek bir şey veya kişi
Each unit costs ten dollars
Her birim on dolar
birlik
Sahnededaha büyük bir yapının parçası olan küçük grup
The special unit moved out
Özel birlik harekete geçti
birim
ölçüm için standart olarak kullanılan sabit miktar
Meter is a unit of length
Metre bir uzunluk birimidir
asla
Sahnedehiçbir zaman
I never eat meat
Asla et yemem
sabır
Sahnedesakince bekleme yeteneği
Please have some patience
Lütfen biraz sabır gösterin
sabır
kızmadan sakin bir şekilde bekleme yeteneği
Learning requires a lot of patience
Öğrenmek çok sabır gerektirir
onurlandırmak
Sahnedebirine büyük saygı göstermek
They honor the winners
Kazananları onurlandırıyorlar
onur
özel bir görev veya ayrıcalık
It was a great honor to accept the award
Ödülü kabul etmek büyük bir onurdu
ödül
birine gösterilen kamuoyu saygısı veya verilen mükafatlar
The hero received many honors
Kahraman birçok ödül aldı
bin dolar
Sahnedebin dolar anlamına gelen argo ifade
The car cost ten grand
Araba on bin dolara mal oldu
görkemli
çok büyük ve etkileyici
He lives in a grand house
Görkemli bir evde yaşıyor
harika
çok iyi veya hoş
That is a grand idea
Bu harika bir fikir
görkemli
çok etkileyici ve muhteşem
They live in a grand house
Onlar görkemli bir evde yaşıyorlar
tahmin etmek
Sahnedebir şeyin olası olduğunu düşünmek
I was figuring you would come
Geleceğini tahmin ediyordum
yalan söyleme
Sahnededoğru olmayan bir şeyi bilerek söylemek
He is lying to his parents
Ailesine yalan söylüyor
boş boş yatmak
faydalı hiçbir şey yapmadan vakit geçirmek
Stop lying around all day
Bütün gün boş boş yatmayı bırak
uzanma
bir yüzey üzerinde yatay konumda bulunma
He is lying on the sofa
Koltukta uzanıyor
süreklilik
Sahnedekesintiye uğramadan devam etme durumu
The project requires continuity to succeed
Projenin başarılı olması için süreklilik gerekiyor
doldurmak
Sahnedebir şeyi tamamen doldurmak
Please fill up the bottle
Lütfen şişeyi doldur
depoyu doldurmak
bir aracın yakıt deposunu benzin ile doldurmak
I need to fill up the car before the trip
Yolculuktan önce arabayı doldurmam gerekiyor
karnını doyurmak
açlık hissini geçirmek için yemek yemek
I ate snacks to fill up
Karnımı doyurmak için atıştırmalık yedim
pat diye girmek
Sahnedebir yere veya bir duruma izinsiz ve kaba bir şekilde girmek
He barged in without knocking
Kapıyı çalmadan pat diye içeri girdi
pat diye girmek
bir yere uyarı vermeden aniden girmek
Please knock before you barge in
Lütfen girmeden önce kapıyı çal
saygısızca girmek
bir yere nezaketsizce aniden girmek
He barged in while we were talking
Biz konuşurken içeri daldı
izinsiz girmek
bir yere davet edilmeden girmek
You cannot just barge in here without asking
Buraya sormadan öylece giremezsin
tamirci
Sahnedeeşyaları onaran kişi
He is a great fixer
O harika bir tamircidir
sorun çözücü
başkaları adına zor problemleri çözen kimse
He is known as a fixer in the office
O ofiste sorun çözücü olarak bilinir
sabitleyici
fotoğrafları kalıcı hale getirmek için kullanılan kimyasal madde
Pour the fixer into the tray
Sabitleyiciyi tepsiye dökün
iyi
Sahnedeyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
epey
Sahnedebir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
oyalayıcı iş
Sahnededeğeri olmayan sadece vakit geçirmek için yapılan iş
The teacher gave us some busywork to keep us quiet
Öğretmen sessiz kalmamız için bize biraz oyalayıcı iş verdi
almak
Sahnedebir şeyi elde etmek
I have gotten a letter
Bir mektup aldım
olmak
farklı bir duruma geçmek
It has gotten cold
Hava soğudu
varmış
bir yere ulaşmış olma durumu
I have gotten to the station
İstasyona varmış durumdayım
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Yeah I agree with you
Evet sana katılıyorum
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
nezarethane
Sahnedepolisin insanları tuttuğu yer
The suspect was taken to the lockup
Şüpheli nezarethaneye götürüldü
ton
Sahnedebir rengin belirli bir derecesi
She chose a lighter shade of blue
Mavinin daha açık bir tonunu seçti
gölge
güneşten korunan serin alan
Let's sit in the shade
Hadi gölgede oturalım
güneş gözlüğü
gözleri güneşten koruyan koyu renkli gözlükler
I need my shades
Güneş gözlüklerime ihtiyacım var
azıcık
küçük bir miktar
It is a shade larger than the other one
Diğerinden azıcık daha büyük
haberdar
Sahnedeözel veya gizli bir bilgiye sahip olan
Only a few people are in the know
Sadece birkaç kişi haberdar
bağışlamak
Sahnedebirini zarar görmekten veya ölmekten kurtarmak
The enemy decided to spare his life
Düşman onun hayatını bağışlamaya karar verdi
yedek
fazladan tutulan
I have a spare key
Yedek bir anahtarım var
ayırmak
bir şeyi kullanmayıp başkasına vermek için kenara koymak
Can you spare a minute to help me
Bana yardım etmek için bir dakika ayırabilir misin
esirgemek
birini bir zahmetten veya yükten kurtarmak
Please spare me the details
Lütfen detayları benden esirge
bulmak
Sahnedebir şeyi görmek veya yerini tespit etmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
biri veya bir şey hakkında fikir sahibi olmak
I find it easy
Onu kolay buluyorum
hükmetmek
mahkemede resmen bir karara varmak
The jury found him guilty
Jüri onun suçlu olduğuna hükmetti
yanıt
bir soruya verilen cevap
What is your find to the question
Soruya verdiğin yanıt nedir
avukat tutmak
Sahnedeyasal temsilci ile anlaşmak
He decided to lawyer up before the trial
Duruşmadan önce avukat tutmaya karar verdi
avukat ayarlamak
Sahnedeprofesyonel bir avukat bulmak
They advised her to lawyer up immediately
Ona hemen bir avukat ayarlamasını tavsiye ettiler
hukuki destek almak
hukuki yardım almak
You should lawyer up because of this issue
Bu mesele yüzünden hukuki destek almalısın
avukatlığını yapmak
birinin yasal temsilcisi olarak görev yapmak
She will lawyer up for the case
O dava için onun avukatlığını yapacak
-e doğru
Sahnedebirine veya bir şeye doğru
She walked towards the door
Kapıya doğru yürüdü
uğraşmak
Sahnedebirine şaka yapmak veya onu rahatsız etmek
Do not mess with my little brother
Küçük kardeşimle uğraşma
uğraşmak
birine kasten sorun çıkarmak
Don't mess with me
Benimle uğraşma
muhtemelen
Sahnedebüyük olasılıkla
It will probably rain today
Bugün muhtemelen yağmur yağacak
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
bak
dikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
cevap
Sahnedebir soruya verilen yanıt
I am waiting for your answer
Cevabını bekliyorum
çözüm
bir sorunu çözmenin doğru yolu
I found the answer to the puzzle
Bulmacanın çözümünü buldum
cevap
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
The answer is not correct
Cevap doğru değil
yanıt
bilgi almak için kullanılan cümle veya ifade
I need an answer to this question
Bu soruya bir yanıt bekliyorum
minder
Sahnedeoturmak veya yaslanmak için kullanılan yumuşak ped
Put the cushion on the chair
Minderi sandalyeye koy
su ısıtıcısı
Sahnedesu kaynatmak için kullanılan kap
The kettle is boiling
Su ısıtıcısı kaynıyor
koruma
Sahnedebirini korumak için tutulan kişi
He has a professional bodyguard
Onun profesyonel bir koruması var
koruma
birini tehlikeden korumak için tutulan kişi
The celebrity hired a bodyguard
Ünlü bir koruma tuttu
bırakmak
Sahnedeelinde tuttuğu bir şeyi yüzeyin üzerine koymak
Please put down your heavy bag
Lütfen ağır çantanı bırak
kesin bir şekilde belirtmek
bir şeyi kararlı bir şekilde ifade etmek
He put down his rules clearly
Kurallarını açıkça belirtti
aşağılamak
biri hakkında kırıcı şeyler söylemek
Stop putting me down
Beni aşağılamayı bırak
uyutmak
bir çocuğu uyuması için yatağına koymak
I will put the baby down for a nap
Bebeği uyuması için yatağına yatıracağım
peşinat vermek
bir ödemenin bir kısmını başlangıçta yapmak
We put down some money for the new car
Yeni araba için bir miktar peşinat verdik
yazmak
bir bilgiyi kağıda veya sisteme kaydetmek
Please put down your name on the list
Lütfen adınızı listeye yazın
peşinat yatırmak
bir alışveriş için ilk ödemeyi yapmak
We put down a deposit for the car
Araba için peşinat yatırdık
hatırlamak
Sahnedebir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
reklam panosu
Sahnedereklam amacıyla kullanılan büyük tabela
I saw a big billboard on the highway
Otoyolda büyük bir reklam panosu gördüm
reklam panosu
reklamlar için kullanılan büyük dış mekan panosu
I saw an advertisement on the billboard
Reklam panosunda bir ilan gördüm
değil mi
Sahnedekarşıdakinin katılıp katılmadığını sormak için kullanılır
It's hot, huh?
Hava sıcak, değil mi?
ha
Sahnedekafa karışıklığını veya tekrar isteğini belirtir
Huh? Who is that?
Ha? O kim?
hı
şaşkınlık veya kafa karışıklığı belirten bir ses
Huh I do not know
Hı ben bilmiyorum
endişelendirmek
Sahnedebirini korkutmak veya endişeye sevk etmek
Don't alarm the children
Çocukları endişelendirme
alarm
tehlikeyi bildiren yüksek sesli uyarı sinyali
The fire alarm rang
Yangın alarmı çaldı
alarm
insanları uyarmak için yüksek ses çıkaran cihaz
He set the alarm for seven
Alarmı yediye kurdu
tür
Sahnedebenzer özelliklere sahip grup
What kind of music do you like
Ne tür müzik seversiniz
nazik
dost canlısı ve cömert
She is a kind person
O nazik bir insandır
biraz
küçük bir ölçüde
I am kind of tired
Biraz yorgunum
nazik
başkalarına karşı iyi ve yardımsever olan
She is a kind person
O nazik bir insan
ay
Sahnedeyılın on iki bölümünden biri
February is the second month of the year
Şubat yılın ikinci ayıdır
aylık
bir ay süren veya kapsayan
It was a six-month project
Bu altı aylık bir projeydi
ay
otuz gün civarındaki zaman dilimi
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
ay
yılın on iki bölümünden her biri
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
gizlice katmak
Sahnedebir maddeye gizlice küçük bir miktar bir şey eklemek
He laced the drink with poison
İçeceğe gizlice zehir kattı
dantel
ince ve süslü dekoratif kumaş
She wore a lace dress
Dantelli bir elbise giydi
bağlamak
ayakkabı veya benzeri bağları sıkıca düğümlemek
She needs to lace her shoes
Ayakkabılarını bağlaması gerekiyor
sonraki
Sahnedeşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
yandaki
bir şeye çok yakın veya onun yanında olan
She sat in the next seat
O yandaki koltukta oturdu
geri gelmek
Sahnedebir yere veya bir kişiye geri dönmek
When will you come back?
Ne zaman geri geleceksin?
geri dönmek
bir dönem sonra yeniden popüler veya başarılı hale gelmek
Vintage clothes are coming back
Vintage kıyafetler yeniden popüler oluyor
konuşmak
Sahnedebirisiyle sohbet etmek amacıyla konuşmak
I need to speak to you
Seninle konuşmam gerekiyor
azarlamak
birisinin kötü davranışı veya hatası hakkında ciddi şekilde konuşmak
The teacher had to speak to the student
Öğretmen öğrenciyi azarlamak zorunda kaldı
hitap etmek
birinin duygularına veya düşüncelerine seslenmek
This movie really speaks to me
Bu film gerçekten duygularıma hitap ediyor
hitap etmek
bir konu veya duygu ile ilgilenmek ya da onu ele almak
This document speaks to the needs of the students
Bu belge öğrencilerin ihtiyaçlarına hitap ediyor
on
Sahnede10 sayısı
I have ten apples
On tane elmam var
adil
Sahnedeherkese eşit veya makul şekilde davranan
This is a fair deal
Bu adil bir anlaşma
güzel
bakıldığında hoş görünen
She has a fair face
Onun güzel bir yüzü var
fuar
sergilerin ve eğlencelerin olduğu halka açık etkinlik
We went to the book fair
Kitap fuarına gittik
yemek
Sahnedeyemek yenen şeyler
I like Italian food
İtalyan yemeklerini severim
sertleşmek
Sahnedekatılaşmak veya sert hale gelmek
The cement will harden quickly
Çimento hızla sertleşecek
sertleştirmek
bir şeyi katı veya sert hale getirmek
The cold will harden the clay
Soğuk kili sertleştirecek
ezmek
Sahnedebir taşıtla birine veya bir hayvana çarpmak
The car ran over the cat
Araba kediyi ezdi
hızlıca gitmek
bir yere çabucak gitmek
I will run over to your house
Evine hızlıca uğrayacağım
kısa süreliğine uğramak
bir yeri kısa süre ziyaret etmek
I will run over to see you later
Seni görmek için daha sonra kısa süreliğine uğrayacağım
net
Sahnedeanlaşılması kolay
The answer is clear
Cevap net
aklamak
birinin bir suçtan suçsuz olduğuna karar vermek
The evidence helped to clear him of the crime
Kanıtlar onu suçtan aklamaya yardımcı oldu
şeffaf
ışığın geçmesine izin vererek arkasındakilerin görünmesini sağlayan
The water in the lake is clear
Göldeki su çok şeffaf
açık
önünde engel veya sorun bulunmayan
The road ahead is clear
İlerideki yol açık
ne
Sahnedeöfke veya şaşkınlık belirtmek için kullanılan vurgu
What the hell is happening
Ne halt oluyor burada
telefon
Sahnedearama yapmak için kullanılan aygıt
The phone is on the table
Telefon masanın üzerinde
telefon etmek
telefonla aramak
I will phone you tomorrow
Seni yarın arayacağım
telefon
arama yapmak ve internete girmek için kullanılan cihaz
My phone is charging
Telefonum şarj oluyor
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
duymak
Sahnedebir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
şahsen
Sahnedekendi görüşüne göre
Personally, I prefer tea
Şahsen çayı tercih ederim
şahsen
kişinin kendi bakış açısına göre
Personally I think it is a good idea
Şahsen bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
bizzat
başkası yerine doğrudan kendisi tarafından yapılan
She signed the document personally
Belgeyi bizzat imzaladı
para üstü
Sahnedeödemeden sonra geri alınan miktar
You forgot your change
Para üstünü unuttun
değiştirmek
bir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
konu değişimi
konuşulan temayı başka bir şeye çevirme
It is time for a change of topic
Konu değişimi zamanı geldi
değişim
bir şeyin başkalaşmasıyla ortaya çıkan yeni durum
There was a big change in the weather
Havada büyük bir değişim oldu
değiştirmek
bir şeyi farklı hale getirmek
I need to change the plan
Planı değiştirmem gerekiyor
değişmek
farklı hale gelmek
The weather is starting to change
Hava değişmeye başlıyor
üstünü değiştirmek
farklı kıyafetler giymek
Please change before we leave
Gitmeden önce lütfen üstünü değiştir
bozuk para
küçük metal para şeklindeki para
I have some change in my pocket
Cebimde biraz bozuk para var
aktarma yapmak
bir araçtan diğerine geçmek
I have to change trains there
Orada tren değiştirmem gerekiyor
değişiklik
yeni bir durum veya farklılık
This is a big change for us
Bu bizim için büyük bir değişiklik
kıyafet değiştirmek
kendine farklı kıyafetler giymek
She went to change for the party
Partiye gitmek için kıyafet değiştirdi
yenisiyle değiştirmek
eski bir eşyayı yenisiyle yenilemek
I need to change the battery
Pili değiştirmem gerekiyor
müzikal
şarkı ve dans içeren oyun veya film
We saw a change at the theater
Tiyatroda bir müzikal izledik