

Bridgerton — Season 1 Episode 1
Kelimeler ve anlamları
791 kelime
Seviye
sadece
Sahnedesadece veya yalnızca anlamında
It was merely a mistake
Bu sadece bir hataydı
sadece
Sahnedesadece veya yalnızca anlamında
It was merely a small error
Bu sadece küçük bir hataydı
doğum
Sahnedebir bebeğin dünyaya geldiği an
The date of birth is important
Doğum tarihi önemlidir
doğurmak
bir şeyin dünyaya gelmesini veya var olmasını sağlamak
The artist gave birth to a masterpiece
Sanatçı bir şaheser doğurdu
isim
birini veya bir şeyi çağırmak için kullanılan sözcük
What is the birth of this character
Bu karakterin ismi nedir
soy
bir kişinin dünyaya geldiği aile veya sosyal sınıf
He is of noble birth
O asil bir soydan geliyor
göstermek
Sahnedebir şeye dikkat veya saygı yöneltmek
Please pay attention to the teacher
Lütfen öğretmene dikkat edin
ödemek
Sahnedebir şey için para vermek
I have to pay the bill
Faturayı ödemem gerekiyor
işe yaramak
iyi bir sonuç veya avantaj getirmek
Honesty will pay in the end
Dürüstlük sonunda işe yarayacak
kazançlı olmak
zaman veya çaba harcamaya değmek
It pays to arrive on time
Zamanında gelmek kazançlıdır
hırslı
Sahnedebaşarılı olma konusunda güçlü bir istek duyan
He is a very ambitious student
O çok hırslı bir öğrencidir
eğlendirmek
Sahnedebirini güldürmek veya mutlu etmek
The clown amused the children
Palyaço çocukları eğlendirdi
eğlenmek
bir şeyi komik veya keyifli bulmak
She was amused by the story
Hikayeye güldü
yürüyüş yolu
Sahnedeinsanların üzerinde yürümesi için yapılmış yol
The park has a nice walk for visitors
Parkta ziyaretçiler için güzel bir yürüyüş yolu var
yürümek
Sahnedebir ayağını diğerinin önüne koyarak ilerlemek
She likes to walk in the park
O parkta yürümeyi sever
çekilmek
bir durumdan veya anlaşmadan vazgeçmek
If you do not like the deal you can walk
Eğer anlaşmayı beğenmediysen çekilebilirsin
eşlik etmek
bir yere giderken birine eşlik etmek
I will walk you to the station
Seni istasyona kadar yürüyerek götüreceğim
görünmek
Sahnedebelli bir izlenim vermek
He appears to be tired
Yorgun görünüyor
belirmek
görünür hale gelmek veya görülmek
A ghost appeared in the room
Odada bir hayalet belirdi
rol almak
bir oyunda filmde veya gösteride yer almak
She will appear in the new movie
O yeni filmde rol alacak
erişim
Sahnedebir yere girme veya bir şeyi kullanma imkanı
I have access to the building
Binaya erişimim var
erişmek
bir yere veya sisteme girmek
You can access the files here
Dosyalara buradan erişebilirsin
gerçekten
Sahnedebir ifadeyi vurgulamak için kullanılır
It is very cold indeed
Gerçekten çok soğuk
kullanışlı
Sahnedekullanımı kolay ve yararlı
This app is very convenient
Bu uygulama çok kullanışlı
şefkatli
Sahnedeçok sevgi veya özen gösteren
She is a dearest companion
O şefkatli bir yoldaş
sevgili
Sahnedeçok sevilen
You are my dearest friend
Sen benim sevgili arkadaşımsın
canım
Sahnedeçok sevilen bir kişi
Come here my dearest
Buraya gel canım
yakın inceleme
Sahnededikkatli ve ayrıntılı inceleme
The project is under scrutiny
Proje yakın inceleme altında
Hazretleri
Sahnedebir soylu kişiye veya yargıca hitap ederken kullanılan saygı unvanı
He addressed the judge as Your Lordship
Yargıca Hazretleri diye hitap etti
sponsor
Sahnedebir etkinliği veya faaliyeti desteklemek için para veren kişi veya kuruluş
The company is a sponsor of the team
Şirket takımın bir sponsoru
sponsor olmak
bir etkinliğe veya faaliyete maddi destek sağlamak
The company will sponsor the local marathon
Şirket yerel maratona sponsor olacak
darbe
Sahnedehükümetin zor kullanılarak ani bir şekilde değiştirilmesi
The government was overthrown in a sudden coup
Hükümet ani bir darbeyle devrildi
darbe
bir hükümetin aniden ve şiddetle devrilmesi
The military staged a coup
Ordu darbe yaptı
heyecan
Sahnedeilgi veya mutluluğun verdiği güçlü duygu
She was full of excitement
Heyecan doluydu
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
duymak
Sahnedebir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
dağıtmak
Sahnedeşeyleri birçok kişiye vermek
The teacher distributed the papers
Öğretmen kağıtları dağıttı
dağıtmak
bir şeyleri birçok kişiye paylaştırmak
The teacher distributed the papers to the students
Öğretmen kağıtları öğrencilere dağıttı
yaşında
Sahnedebelirli bir yaşı doldurmuş olma
She is ten years old
O on yaşında
yaşında
belirli bir yaştaki kişi
She is a ten-year-old girl
O on yaşında bir kız
reddetmek
Sahnedebir teklifi veya daveti kabul etmemek
I had to decline the invitation
Daveti reddetmek zorunda kaldım
azalmak
daha küçük veya daha zayıf hale gelmek
The population began to decline
Nüfus azalmaya başladı
dayanmak
Sahnedezor bir şeye dayanabilecek güçte olmak
The building can withstand an earthquake
Bina bir depreme dayanabilir
dayanmak
bir şeye karşı güçlü olmak
The house can withstand strong winds
Ev güçlü rüzgarlara dayanabilir
yüzlerce
Sahnedeçok sayıda
I have read hundreds of books
Yüzlerce kitap okudum
yüzlerce
yüz sayısının katları olan çok sayıda
Hundreds of people came
Yüzlerce kişi geldi
yüzlerce
çok miktarda
There were hundreds of people at the concert
Konserde yüzlerce insan vardı
Engel olmak
SahnedeBirinin yolunu kapatmak
Don't get in my way
Yoluma çıkma
binmek
bir yere veya araca girmek
Get in the car
Arabaya bin
dahil olmak
bir durumun veya faaliyetin parçası olmaya başlamak
I want to get in the game
Oyuna dahil olmak istiyorum
aklına girmek
birinin zihnine veya düşüncelerine yerleşmek
That tune got in my head
O melodi aklıma girdi
kabul edilmek
bir okula veya gruba girmeye hak kazanmak
I want to get in that university
O üniversiteye kabul edilmek istiyorum
girmek
bir araca veya binaya giriş yapmak
Get in the car now
Şimdi arabaya bin
varmak
bir yolculuktan sonra bir yere ulaşmak
What time does your train get in
Treniniz saat kaçta varacak
cinsel ilişkiye girmek
birisiyle cinsel birliktelik yaşamak
He tried to get in with her
Onunla cinsel ilişkiye girmeye çalıştı
etki etmek
birinin düşünce veya duygularını etkilemek
Do not let his negative comments get in
Olumsuz yorumlarının seni etkilemesine izin verme
üzerine yürümek
birine agresif bir şekilde yaklaşmak
Don't get in my face when you are angry
Sinirliyken üzerime gelme
için
Sahnedebir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık
-den beri
Sahnedegeçmişteki bir noktadan şimdiye kadar
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
-den beri
geçmiş bir zamandan beri
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
-den beri
geçmişteki bir noktadan günümüze kadar
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
-dığı için
bir durumun nedenini açıklamak için kullanılan bağlaç
Since it is raining we will stay inside
Yağmur yağdığı için içeride kalacağız
gerçekten
Sahnedegerçek veya dürüst bir şekilde
He is truly sorry for his mistake
Hatalarından dolayı gerçekten pişman
gerçekten
samimi veya dürüst bir şekilde
I am truly sorry
Gerçekten üzgünüm
gerçekten
aşırı derecede
He is truly kind
O gerçekten nazik
yazar
Sahnedekitap veya makale yazan kişi
He is a famous author
O ünlü bir yazardır
kabul etmek
Sahnedesunulan bir şeyi almak
I will take it
Onu kabul edeceğim
öyle varsaymak
kanıt olmadan bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I take it you agree
Katıldığını varsayıyorum
sır olarak sakla
bir şeyi başkalarına anlatmamak
Please take it to the grave
Lütfen bunu mezara kadar götür
başlamak
bir işe girişmek
You take it from here
Buradan devamını sen getir
varsaymak
eldeki bilgilere dayanarak bir durumun doğru olduğuna inanmak
I take it you are coming
Geleceğini varsayıyorum
dayanmak
nahoş bir duruma katlanabilmek
He cannot take it anymore
Artık buna dayanamıyor
varsaymak
kanıt olmadan bir şeyin doğru olduğuna inanmak
I take it you are busy
Meşgul olduğunu varsayıyorum
değerlendirmek
bir karar vermeden önce etraflıca düşünmek
I need to take it before deciding
Karar vermeden önce bunu değerlendirmem gerekiyor
ciddiye almak
bir şeyi şaka yapmadan içtenlikle ele almak
You should take it in earnest
Bunu ciddiye almalısın
nakletmek
Sahnedebir şeyi bir yerden başka bir yere götürmek
Ships carry goods across the sea
Gemiler malları deniz aşırı nakleder
bulundurmak
bir şeyi yanında tutmak veya sahip olmak
The store carries fresh fruit
Mağaza taze meyve bulunduruyor
destek olmak
birinin zor zamanlarda ayakta kalmasını sağlamak
Courage carries him through the day
Cesaret gün boyunca ona destek oluyor
fikir
Sahnedezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
fikir
bir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
başlamak
Sahnedebir şeye başlamak
Let's begin the lesson
Hadi derse başlayalım
oldukça
Sahnedeorta derecede
It is rather cold today
Bugün hava oldukça soğuk
tercih etmek
bir şeyi diğerine tercih etmek için kullanılır
I would rather stay home
Evde kalmayı tercih ederim
tercih etmek
bir şeyi diğerinden daha çok istemek veya seçmek
I would rather stay home
Evde kalmayı tercih ederim
eğitim
Sahnedeöğretme ve öğrenme süreci
Education is important for everyone
Eğitim herkes için önemlidir
merhum
Sahnedeartık hayatta olmayan
His late father was a doctor
Merhum babası doktordu
geç
Sahnedezamanında olmayan
I am late for work
İşe geç kaldım
son
Sahnedeyakın zamanda gerçekleşen veya yapılan
These are late reports
Bunlar son raporlar
geç
Sahnedezamanından sonra olan
I was late for the meeting
Toplantıya geç kaldım
sonları
bir dönemin bitişine yakın
It happened in the late nineties
Doksanlı yılların sonlarında oldu
sıradanlık
Sahnedesıkıcı veya olağan olma durumu
He complained about the banality of the conversation
Sohbetin sıradanlığından şikayet etti
arkadaşlık
Sahnedearkadaş olma durumu
Our friendship is very strong
Arkadaşlığımız çok güçlü
arkadaşlık
arkadaşlar arasındaki yakın ilişki
They have a long friendship
Uzun bir arkadaşlıkları var
arkadaşlık
arkadaşlar arasındaki yakın ilişki
They have a long friendship
Onların uzun bir arkadaşlığı var
olasılık
Sahnedebir şeyin gerçekleşme ihtimali
The prospect of a new job is exciting
Yeni bir iş olasılığı heyecan verici
müşteri adayı
müşteri veya alıcı olma ihtimali olan kişi
The sales team is contacting new prospects
Satış ekibi yeni müşteri adaylarıyla iletişime geçiyor
vurmak
Sahnedebir şeye, örneğin kapıya vurmak
Knock on the door
Kapıyı çal
hamile bırakmak
bir kadının gebe kalmasına neden olmak
He knocked her up
Onu hamile bıraktı
indirmek
bir şeyin değerini veya miktarını azaltmak
They knocked ten dollars off
Fiyattan on dolar indirdiler
etkilemek
birini derin bir şekilde hayran bırakmak
Her performance knocked them out
Performansı onları çok etkiledi
sonsuza dek
Sahnedegelecekteki tüm zamanlar boyunca
They will be together evermore
Sonsuza dek birlikte olacaklar
ne kadar
Sahnedemiktar veya fiyat sormak için kullanılan ifade
How much is this
Bu ne kadar
buluşmak
Sahnedebir yerde bir araya gelmek
Let's get together for coffee
Kahve içmek için buluşalım
sevgili olmak
romantik bir ilişkiye başlamak
They finally got together
Sonunda sevgili oldular
buluşmak
sosyal amaçla biriyle bir araya gelmek
Let's get together this weekend
Bu hafta sonu buluşalım
davet
arkadaşlar arasında düzenlenen küçük eğlence
We are having a small get together on Friday
Cuma günü küçük bir davetimiz var
buluşma
insanların bir araya geldiği resmi olmayan toplantı
Let's have a get together soon
Yakında bir buluşma yapalım
hazırlamak
bir şeyi düzenlemek veya bir araya getirmek
I need to get together my notes
Notlarımı hazırlamam gerekiyor
nazik
Sahnededost canlısı ve cömert
She is a kind person
O nazik bir insandır
tür
Sahnedebenzer özelliklere sahip grup
What kind of music do you like
Ne tür müzik seversiniz
biraz
küçük bir ölçüde
I am kind of tired
Biraz yorgunum
cömertçe
Sahnedeçok zengin veya pahalı bir şekilde
She decorated the house lavishly for the party
Partisi için evi cömertçe süsledi
kesinlikle
Sahnedehiçbir şüphe olmadan
I will definitely come
Kesinlikle geleceğim
yakın
Sahnedegüçlü bir ilişkiye sahip olan
They are a tight family
Onlar yakın bir ailedir
sıkı
sıkıca tutulmuş veya sabitlenmiş
Hold the rope tight
İpi sıkı tut
kısıtlı
çok az boş zamanı olan
I have a tight schedule
Yoğun bir programım var
dar
iki tarafı arasında çok az boşluk bulunan
The hallway is very tight
Koridor çok dar
medeni
Sahnedeiyi tavırları olan ve saygılı davranan
Try to have a civilized discussion
Medeni bir tartışma yapmaya çalışın
medeni
gelişmiş bir topluma sahip olan
They live in a civilized society
Medeni bir toplumda yaşıyorlar
medeni
kibar ve görgülü
We had a civilized discussion
Medeni bir tartışma yaptık
ünlü
Sahnedebirçok kişi tarafından bilinen ve takdir edilen
He is a renowned artist
O ünlü bir sanatçıdır
günler
Sahnede24 saatlik süreler
I have been waiting for two days
İki gündür bekliyorum
program
televizyon yayını
I watched Days yesterday
Dün Days programını izledim
kalan gün
tamamlanması gereken süre
There are five days left
Beş gün kaldı
gün
24 saatlik zaman dilimi
There are seven days in a week
Bir haftada yedi gün vardır
takvim
Sahnedebir yılın günlerini, haftalarını ve aylarını gösteren liste
Check the calendar for the date
Tarih için takvimi kontrol et
konaklama
Sahnedeseyahat ederken kalınacak yer
We found cheap lodgings near the station
İstasyonun yakınında ucuz bir konaklama yeri bulduk
yaşamak
Sahnedehayatta olmak
I want to live
Yaşamak istiyorum
oturmak
Sahnedebir yerde ikamet etmek
We live in a big city
Biz büyük bir şehirde oturuyoruz
deneyimlemek
bir olayı tecrübe etmek
I want to live new adventures
Yeni maceralar deneyimlemek istiyorum
canlı
anında yayınlanan
The show is live now
Program şu anda canlı
dedikoducu
Sahnedesöylentileri yayan kimse
The rumormonger spread false information
Dedikoducu yanlış bilgiler yaydı
değer
Sahnedebir şeyin ne kadar yararlı veya önemli olduğu
This ring has great value
Bu yüzüğün büyük bir değeri var
değer vermek
bir şeyi önemli bulmak
I value your friendship
Arkadaşlığına değer veriyorum
değer
bir şeyin ne kadar ettiğini gösteren miktar
The value of this house is high
Bu evin değeri yüksek
değer vermek
birini önemli veya yararlı bulmak
I value our friendship very much
Arkadaşlığımıza çok değer veriyorum
değer
bir kişinin önemli bulduğu prensip veya standart
Honesty is a core value
Dürüstlük temel bir değerdir
tamamen
Sahnedebütünüyle veya tamamen
I entirely agree with you
Sana tamamen katılıyorum
planlamak
Sahnedebir şeyi yapmaya niyet etmek
I plan to travel
Seyahat etmeyi planlıyorum
plan
Sahnedebir şeyi yapma konusundaki fikir veya düzenleme
We have a plan for the weekend
Hafta sonu için bir planımız var
planlamak
bir şey için hazırlık yapmak
We plan a trip
Bir gezi planlıyoruz
plan
bir şeyi yapmak için yöntem
I have a great plan
Harika bir planım var
affedersiniz
Sahnedeözür dilemek veya birinin dikkatini çekmek için kullanılan nazik bir ifade
Excuse me, where is the station?
Affedersiniz, istasyon nerede?
affedersiniz
birinin dikkatini çekmek veya küçük bir hata için özür dilemek amacıyla kullanılan ifade
Excuse me can you help me
Affedersiniz bana yardım edebilir misiniz
pardon
duyulmayan veya anlaşılmayan bir şeyi tekrar ettirmek için kullanılan ifade
Excuse me could you say that again
Pardon bunu tekrar söyleyebilir misiniz
niyetinde olmak
Sahnedene yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to call him tomorrow
Yarın onu aramayı planlıyorum
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
gitmek
bir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
başvuru kaynağı
yardım almak için güvenilen kişi veya şey
She is my go to person for advice
O benim tavsiye için başvurduğum kişidir
gitmek
bir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
gitmek
bir yere bir amaçla gitmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
göstermek
bir şeyin doğru olduğunu kanıtlamak veya ortaya koymak
This goes to show that hard work pays off
Bu çok çalışmanın karşılığını verdiğini gösteriyor
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
ayaklarını sürümek
Sahnedeayakları yerden kaldırmadan yavaşça yürümek
He started to shuffle toward the door
Kapıya doğru ayaklarını sürüyerek yürümeye başladı
karıştırmak
nesneleri rastgele bir sıraya koymak
Shuffle the cards
Kartları karıştır
karmaşa
meşgul ve düzensiz bir durum
There was a huge shuffle at the entrance
Girişte büyük bir karmaşa vardı
shuffle
ekransız taşınabilir küçük Apple müzik çalar
I listen to music on my shuffle
Müziği shuffle'ımda dinliyorum
korumak
Sahnedebirini veya bir şeyi zarardan uzak tutmak
We must protect the environment
Çevreyi korumalıyız
korumak
birini veya bir şeyi zarar görmekten sakınmak
The mother protected her child from the rain
Anne çocuğunu yağmurdan korudu
tartışmak
Sahnedebir konu hakkında biriyle konuşmak
We need to discuss the plan
Planı tartışmamız gerekiyor
toplumsal
Sahnedeinsanların gruplar halinde birlikte yaşamasıyla ilgili
This is a major social issue
Bu önemli bir toplumsal sorun
sosyal etkinlik
Sahnedeinsanların eğlenmek veya sosyalleşmek için bir araya gelmesi
We went to a social last night
Dün akşam bir sosyal etkinliğe gittik
sosyal
toplumla veya arkadaşlıklarla ilgili olan
She is a very social person
O çok sosyal bir insandır
sosyal medya
sosyal etkileşim için kullanılan bir web sitesi veya uygulama
I spend too much time on social media
Sosyal medyada çok fazla zaman harcıyorum
yazılı
Sahnedemetin veya kelimelerden oluşturulmuş
This is a written document
Bu yazılı bir belgedir
yazılı
yazı ile oluşturulmuş
The rules are written here
Kurallar burada yazılı
yazılmış
bir yüzey üzerine harf veya kelimelerle işlenmiş
Her name is written on the note
Adı notun üzerine yazılmış
düzgün
Sahnedebaşkalarının görmesine uygun temiz ve düzenli
You should look presentable for the interview
Görüşme için düzgün görünmelisin
gergin
Sahnedegelecekte ne olacağı konusunda endişeli veya korkmuş
I feel nervous about the exam
Sınav hakkında gergin hissediyorum
gergin
kolayca endişelenen veya huzursuz olan
I feel nervous before the exam
Sınavdan önce gergin hissediyorum
başlangıç
Sahnedebir şeyi başlatma eylemi
The opening of the play was exciting
Oyunun başlangıcı heyecan vericiydi
açıklık
girilmesini veya geçilmesini sağlayan boşluk veya delik
There is a small opening in the wall
Duvarda küçük bir açıklık var
boş pozisyon
mevcut olan bir iş veya pozisyon
Is there a job opening here?
Burada boş bir iş pozisyonu var mı?
açma
kapalı bir şeyi açık hale getirme eylemi
She is opening the window
O pencereyi açıyor
allah korusun
Sahnedekötü bir şeyin olmamasını dilerken kullanılan ifade
Heaven forbid we are late
Allah korusun geç kalırsak
kabul odası
Sahnedekonukların karşılanıp ağırlandığı büyük oda
They received guests in the drawing room
Misafirleri kabul odasında ağırladılar
kabul odası
misafirleri ağırlamak için kullanılan oda
They welcomed their guests in the drawing room
Misafirlerini kabul odasında ağırladılar
salon
evde oturup dinlenmek için kullanılan oda
We sat in the drawing room
Salonda oturduk
oturma odası
evde misafirlerin ağırlandığı ortak oda
Guests sat in the drawing room
Misafirler oturma odasında oturdu
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
tanımak
birini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
ortaya çıkarmak
Sahnedegizli olan bir şeyi göstermek
She revealed the secret
Sırrı ortaya çıkardı
aşırı hevesli
Sahnedebir şeye karşı gereğinden fazla coşkulu veya istekli
The overzealous guard checked our bags twice
Aşırı hevesli güvenlik görevlisi çantalarımızı iki kez kontrol etti
geçirdi
Sahnedezamanı bir şeyi yaparak kullandı
She spent the day reading
Günü okuyarak geçirdi
bitkin
çok yorgun veya enerjisi kalmamış
I am completely spent
Tamamen bitkinim
harcadı
bir şey karşılığında para verdi
He spent all his money
Bütün parasını harcadı
tükenmiş
zaten kullanılmış veya tüketilmiş
The battery is spent
Pil tükenmiş
hiçbir
Sahnedehiçbir tane bile olmayan
Nary a word was spoken
Hiçbir söz söylenmedi
an
Sahnedeçok kısa bir zaman dilimi
Wait a moment
Bir an bekle
an
çok kısa süre
It happened in a moment
Bir anda oldu
an
çok kısa bir zaman dilimi
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
kısa süre
az bir zaman aralığı
It took a short moment
Kısa bir süre aldı
garanti etmek
Sahnedebir şeyin gerçekleşeceğine dair söz vermek
I guarantee you will love this movie
Bu filmi seveceğinizi garanti ederim
endişelenmek
Sahnedebir şey hakkında kaygılı hissetmek
Do not worry about me
Benim hakkımda endişelenme
endişe
bir durumdan kaynaklanan huzursuzluk hissi
She expressed her worry about the project
Proje hakkındaki endişesini dile getirdi
kaygılandırmak
birini tedirgin etmek
The news worried the family
Haberler aileyi kaygılandırdı
endişe
sizi kaygılandıran bir şey
My main worry is the weather
Asıl endişem hava durumu
daha erken
Sahnedebeklenenden önce
I arrived sooner than expected
Beklenenden daha erken geldim
daha erken
beklenenden daha kısa sürede gerçekleşen
Please arrive sooner next time
Lütfen bir dahaki sefere daha erken gel
tercih etmek
bir şeyi başka bir şeye yeğlemek
I would sooner stay than leave
Gitmektense kalmayı tercih ederim
daha erken
kısa bir süre içinde
I arrived sooner than expected
Beklediğimden daha erken geldim
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
engel olmak
bir şeyin gerçekleşmesini durdurmak
He moved without let or hindrance
Hiçbir engel olmaksızın hareket etti
hayal kırıklığına uğratmak
birinin beklentilerini karşılayamamak
I do not want to let my family down
Ailemi hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum
bildirmek
birine bir şeyi haber vermek
Let me know your answer
Cevabını bana bildir
serbest bırakmak
birinin sorumluluktan veya cezadan kurtulmasına izin vermek
The police let him go without any punishment
Polis onu hiçbir ceza vermeden serbest bıraktı
ortak
Sahnedeiki veya daha fazla kişi tarafından paylaşılan
We have a lot in common
Birçok ortak noktamız var
bırakmak
Sahnedetutmayı bırakmak
Let go of the rope
İpi bırak
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
They let her go last week
Onu geçen hafta işten çıkardılar
uygun
Sahnedebir şey yapmaya hakkı veya niteliği olan
You are eligible for a discount
İndirim almaya uygunsunuz
evlenmeye uygun
romantik bir ilişki için doğru niteliklere sahip olan
He is considered an eligible bachelor
O evlenmeye uygun bir bekar olarak görülüyor
sorumluluk
Sahnedeyapmanız gereken işler
Doing homework is his responsibility
Ödev yapmak onun sorumluluğudur
sorumluluk
yerine getirilmesi gereken görev
It is my responsibility to finish the work
İşi bitirmek benim sorumluluğum