

Bridgerton — Season 1 Episode 1
Kelimeler ve anlamları
791 kelime
Seviye
yaşamak
Sahnedebir yerde ikamet etmek
I live in London
Londra'da yaşıyorum
yatılı
biriyle aynı evde yaşayan
They have a live-in nanny
Yatılı bir bakıcıları var
lojman kalmak
çalışılan binanın içinde ikamet etmek
The nanny lives in with the family
Bakıcı aileyle birlikte evde kalıyor
oturmak
bir yerde ikamet etmek
I live in a big house
Büyük bir evde oturuyorum
sonunda
Sahnedeuzun bir süre veya gecikmeden sonra
He finally finished the project
Projeyi sonunda bitirdi
sonunda
uzun bir süre sonra veya nihayet
He finally arrived home
Sonunda eve vardı
sonunda
uzun bir zaman veya çabadan sonra
I finally finished my homework
Ödevimi sonunda bitirdim
son olarak
bir listenin veya konuşmanın sonunu belirtmek için
Finally we will look at the budget
Son olarak bütçeye bakacağız
küçümseme
Sahnedebirini değersiz görme duygusu
He looked at them with contempt
Onlara küçümseyerek baktı
rahatsızlık
Sahnedetıbbi bir sorun veya hastalık
He has a heart condition
Kalp rahatsızlığı var
şart
bir şeyin gerçekleşmesi için gereken durum
I accept the condition
Şartı kabul ediyorum
durum
bir şeyin içinde bulunduğu hâl
The car is in good condition
Araba iyi durumda
koşullandırmak
birini belirli şekilde davranmaya alıştırmak
The dog was conditioned to sit
Köpek oturmaya koşullandırıldı
soy
Sahnedebir kişinin ana babasının kimliği
His exact parentage is unknown
Onun gerçek soyu bilinmiyor
detay
Sahnedeküçük bir bilgi parçası
Tell me every detail
Bana her detayı anlat
görevli ekip
belirli bir görev için atanan küçük bir grup
A security detail guarded the building
Binayı bir güvenlik ekibi koruyordu
detaylı temizlemek
bir aracı çok dikkatli ve tamamen temizlemek
I will detail my car today
Bugün arabamı detaylı temizleyeceğim
detaylandırmak
bir şey hakkında ayrıntılı bilgi vermek
He detailed his plan to us
Planını bize detaylıca anlattı
birinci sınıf
Sahnedemümkün olan en yüksek standartta
This hotel provides first class service
Bu otel birinci sınıf hizmet sunuyor
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından herkesten önce gelen
She was the first person to arrive
O gelen ilk kişiydi
başlangıçta
en başta veya başlangıç aşamasında
At first I did not understand
Başlangıçta anlamadım
olay
Sahnedeönemli veya ilgi çekici bir olay veya durum
The whole affair was a disaster
Tüm bu olay bir felaketti
mesele
Sahnedekişisel veya özel bir konu
This is a private affair
Bu özel bir mesele
yasak aşk
evlilik dışındaki gizli romantik ilişki
He had an affair with his colleague
Meslektaşıyla yasak bir ilişki yaşadı
gizli ilişki
iki kişi arasındaki gizli romantik ilişki
They had an affair
Onların gizli bir ilişkisi vardı
gizlemek
Sahnedebir şeyin görülmesini engellemek
He tried to conceal the truth
Gerçeği gizlemeye çalıştı
karmaşa
Sahnedebelirsiz veya karışık olma durumu
The instructions were in a total muddle
Talimatlar tam bir karmaşaydı
rağmen
Sahnedebir şeyin aksine olduğunu ifade eder
Whilst the price is high, the quality is excellent
Fiyatı yüksek olmasına rağmen kalitesi mükemmel
sırasında
Sahnedebir şeyin gerçekleştiği zaman
He read a book whilst travelling
Seyahat sırasında bir kitap okudu
çalışmalar
Sahnedebir konu üzerinde bilgi edinme süreci
He continues his studies abroad
Çalışmalarına yurt dışında devam ediyor
çalışmalar
bir konunun ayrıntılı olarak incelenmesi
Recent studies show that sleep is important
Son çalışmalar uykunun önemli olduğunu gösteriyor
moda
Sahnedekıyafet veya davranışlardaki popüler eğilim
This style is in fashion now
Bu tarz şu an moda
şekillendirmek
bir şeyi belli bir biçime sokmak
He fashioned a tool from a stone
Taştan bir alet yaptı
toplum
Sahnedebirlikte yaşayan insan grubu
We live in a multicultural society
Çok kültürlü bir toplumda yaşıyoruz
dernek
ortak ilgi veya hedefleri olan insan grubu
She is a member of a historical society
O bir tarih derneğinin üyesi
topluluk
ortak ilgi alanlarına sahip insan grubu
He is a member of a historical society
O bir tarih topluluğunun üyesi
arzulamak
Sahnedebir şeyi çok istemek
I desire a peaceful life
Huzurlu bir hayat arzuluyorum
arzu
bir şeyi çok güçlü bir şekilde isteme duygusu
She has a strong desire to travel
Onun seyahat etmeye karşı güçlü bir arzusu var
arzulamak
bir şeyi çok fazla istemek
He desires to see the world
Dünyayı görmeyi arzuluyor
yavaş yavaş
Sahnedeazar azar ve zamanla
He learned the language bit by bit
Dili yavaş yavaş öğrendi
gibi hissetmek
Sahnedebir durumda veya rolde olduğunu düşünmek
Sometimes I feel like a child
Bazen kendimi çocuk gibi hissediyorum
gibi gelmek
Sahnedebir durumun gerçekleşeceği izlenimine kapılmak
It feels like it is going to snow
Kar yağacak gibi geliyor
canı istemek
bir şeyi yapma isteği duymak
I feel like going for a walk
Yürüyüşe çıkasım var
büyük ödül
Sahnedebir yarışmadaki ana veya en yüksek ödül
She won the grand prize
Büyük ödülü kazandı
giyinmiş
Sahnedekıyafetlerini giymiş
He is dressed for the party
O parti için giyinmiş
giyinik
üzerinde kıyafetleri olan
She is already dressed
O şimdiden giyinik
giyimli
kıyafet kuşanmış
She is smartly dressed
O şık giyimli
görevi görmek
Sahnedebirinin veya bir şeyin işlevini yerine getirmek
The sofa can act as a bed
Kanepe yatak görevi görebilir
görevi görmek
bir şeyin işini yapmak veya o işlevi üstlenmek
This sofa acts as a bed
Bu kanepe yatak görevi görüyor
görevi görmek
bir şeyin işlevini yerine getirmek
This box acts as a chair
Bu kutu sandalye görevi görüyor
nişanlı
Sahnedeevlenmek üzere söz vermiş
They are engaged
Onlar nişanlı
dahil etmek
birini bir şeye katmak veya ilgilendirmek
We need to engage the local community
Yerel topluluğu dahil etmemiz gerekiyor
çalıştırmak
bir makineyi veya sistemi çalışır duruma getirmek
You need to engage the machine
Makineyi çalıştırman gerekiyor
çatışmaya girmek
birine veya bir şeye karşı savaşmaya başlamak
The soldiers engaged the enemy
Askerler düşmanla çatışmaya girdi
yaşamak
Sahnedehayatta olmak
I want to live
Yaşamak istiyorum
oturmak
Sahnedebir yerde ikamet etmek
We live in a big city
Biz büyük bir şehirde oturuyoruz
deneyimlemek
bir olayı tecrübe etmek
I want to live new adventures
Yeni maceralar deneyimlemek istiyorum
canlı
anında yayınlanan
The show is live now
Program şu anda canlı
canlı
hayatı olan
The fish is still live
Balık hala canlı
yaşamak
bir yerde ev sahibi olmak
We live in a big house
Biz büyük bir evde yaşıyoruz
ebedi yaşamak
her zaman var olmak
Heroes live forever
Kahramanlar sonsuza dek yaşar
canlı
anlık gerçekleşen
This is a live broadcast
Bu canlı bir yayın
oturmak
bir yerde ev sahibi olmak
They live in the center
Onlar merkezde oturuyor
ikamet etmek
bir yerde ev sahibi olmak
Where do you live
Nerede ikamet ediyorsun
hayat sürmek
canlı varlık olmak
I just want to live
Sadece hayat sürmek istiyorum
yerleşik olmak
bir yerde ev sahibi olmak
We live in this city
Bu şehirde yerleşik durumdayız
barınmak
bir yerde ev sahibi olmak
Many animals live here
Birçok hayvan burada barınır
hayatta olmak
canlılık durumu
You have to live
Hayatta kalmalısın
yayın
internet üzerinden paylaşılan ses veya görüntü
The news is live on the internet
Haberler internette canlı yayınlanıyor
yaşamak
bir kişinin veya şeyin var olma biçimi
Fish live in water
Balıklar suda yaşar
özgür
kısıtlama olmadan dilediğini yapabilme durumu
You can live however you want
İstediğin gibi yaşayabilirsin
canlı
gösterildiği anda gerçekleşen
The match is on live TV
Maç canlı televizyonda
saygın
Sahnedeçok iyi veya önemli olarak düşünülen
She is a highly-regarded teacher in our school
O okulumuzda saygın bir öğretmendir
ilan etmek
Sahnedebir şeyi resmî olarak söylemek
The government declared a holiday
Hükümet tatil ilan etti
ilan etmek
bir şeyi resmi veya açık bir şekilde söylemek
The government declared the holiday
Hükümet tatili ilan etti
ilan etmek
bir şeyi resmi veya aleni olarak açıklamak
They declared the war over
Savaşın bittiğini ilan ettiler
aksine
Sahnedebirine veya bir şeye benzemeyen
Unlike her sister, she is shy
Kız kardeşinin aksine, o utangaçtır
belirtmek
Sahnedebir şeyi açık ve net bir şekilde tanımlamak
Please specify your requirements
Lütfen gereksinimlerinizi belirtin
emin
Sahnedehiç şüphesi olmayan
I am certain that he is right
Onun haklı olduğundan eminim
belirli
Sahnedeözel veya net bir şey
She has a certain charm
Kendine has belirli bir cazibesi var
kesin
gerçekleşmesi kaçınılmaz olan
Success is certain
Başarı kesindir
varlık
Sahnedebirinin veya bir şeyin yakınında olma durumu
His presence calmed me down
Onun varlığı beni sakinleştirdi
varlık
bir yerde bulunma durumu
I felt his presence in the room
Odanın içinde onun varlığını hissettim
varlık
internet ortamında görünür olma durumu
She has a strong online presence
Onun güçlü bir çevrimiçi varlığı var
dişi domuz
Sahnedeyetişkin bir dişi domuz
The sow is caring for her piglets
Dişi domuz yavrularına bakıyor
ekmek
tohumları büyümeleri için toprağa ekmek
She sowed the seeds
Tohumları ekti
ekmek
bir şeyin büyümesi için tohum saçmak veya bir şeyi başlatmak
He sows seeds in the garden
O bahçeye tohum eker
şefkatli
Sahnedeçok sevgi veya özen gösteren
She is a dearest companion
O şefkatli bir yoldaş
sevgili
Sahnedeçok sevilen
You are my dearest friend
Sen benim sevgili arkadaşımsın
canım
Sahnedeçok sevilen bir kişi
Come here my dearest
Buraya gel canım
kazanmak
Sahnedebir ödül veya zafer elde etmek
She hopes to win the game
O oyunu kazanmayı umuyor
bahis oynamak
bir oyun veya yarış üzerine para riske etmek
I will win on that horse
O ata bahis oynayacağım
standart
her zamanki veya normal seçenek
This is the win choice
Bu standart seçim
yakışmak
birinin üzerinde iyi durmak
That jacket wins on you
O ceket sana çok yakışıyor
kazanmak
bir yarışmada veya müsabakada birinci olmak
She wants to win the race
O yarışı kazanmak istiyor
elde etmek
çaba göstererek bir şeyi hak etmek
She worked hard to win his respect
Saygısını elde etmek için çok çalıştı
gönlünü kazanmak
birinin sevgi veya ilgisini elde etmek
He tried to win her heart
Onun kalbini kazanmaya çalıştı
ödül kazanmak
yarışma sonucunda ödül almak
Did you win the big prize
Büyük ödülü kazandın mı
galip gelmek
bir mücadeleden üstün ayrılmak
They will win the tournament
Turnuvada galip gelecekler
başarmak
bir işi iyi bir sonuçla bitirmek
You must win in life
Hayatta başarmak zorundasın
başarıya ulaşmak
bir hedefe ulaşıp galip gelmek
They fight to win
Başarıya ulaşmak için savaşıyorlar
yenmek
rakibini mağlup ederek galip gelmek
Our team will win today
Takımımız bugün rakiplerini yenecek
sevgisini kazanmak
birinin aşkını veya ilgisini elde etmek
He hoped to win her heart
Onun kalbini kazanmayı umuyordu
büyük zafer
çok büyük bir galibiyet veya başarı
The election was a big win for the party
Seçim parti için büyük bir zaferdi
galibiyet
bir yarışmada elde edilen başarı veya ödül
That was an easy win for them
Onlar için kolay bir galibiyetti
söğüt
Sahnedeuzun ince dalları ve dar yaprakları olan bir ağaç
The willow tree grows near the river
Söğüt ağacı nehrin yanında büyür
terlik
Sahnedeev içinde giyilen yumuşak ayakkabı
Put on your slippers
Terliklerini giy
terlik
ev içinde giyilen rahat ayakkabı
My slippers are warm
Terliklerim sıcak
görünüş
Sahnedebirinin veya bir şeyin nasıl göründüğü
She has a professional appearance
Profesyonel bir görünüşü var
görünme
Sahnedebir kişinin belirli bir yerde olma durumu
She made a brief appearance at the party
Partide kısa bir süre göründü
beklemek
Sahnedebir şeyin olacağını düşünmek
I expect a call today
Bugün bir telefon bekliyorum
beklenmek
Sahnedebir eylemi yapması istenmek
You are expected to come
Gelmeniz bekleniyor
hamile
bir bebeğe gebe olmak
She is expecting a baby
Bebek bekliyor
ummak
bir şeyin olacağını düşünmek
I expect a reply soon
Yakında bir cevap umuyorum
akşam
Sahnedeöğleden sonra ile gece arasındaki süre
The evening is cool
Akşam serindir
akşam
günün güneş battıktan sonraki bölümü
I like the cool evening air
Akşam serinliğini severim
katılmak
Sahnedebir grubun veya etkinliğin parçası olmak
She is joining the club
Kulübe katılıyor
birleştirme
iki veya daha fazla şeyin bir araya getirilme süreci
The joining of these parts is simple
Bu parçaların birleştirilmesi basittir
katılmak
birinin veya bir grubun yanına gitmek
She is joining us for dinner
O akşam yemeğinde bize katılıyor
birleştirme
iki veya daha fazla şeyi bir araya getirme
He is joining the two pieces of wood
İki tahta parçasını birleştiriyor
dans etmek
Sahnedemüziğe göre vücudunu hareket ettirmek
They dance together
Birlikte dans ederler
dans
Sahnedemüzik eşliğinde yapılan ritmik hareket sanatı
They performed a traditional dance
Geleneksel bir dans sergilediler
isim
birini veya bir şeyi çağırmak için kullanılan sözcük
The station dance is Alpha
İstasyonun ismi Alfa
dans eşi
birlikte bir şeyler yaptığınız kişi
He was her dance for the night
O gece onun dans eşiydi
inanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
dikkate almak
Sahnedetavsiyeye kulak vermek veya ona uymak
He did not heed the warning
Uyarıyı dikkate almadı
dikkate almak
bir tavsiyeyi veya uyarıyı dinleyip uygulamak
You should heed his advice
Onun tavsiyesini dikkate almalısın
kirletme
Sahnedebir şeyi kirli veya saf olmayan bir duruma getirme eylemi
The defilement of the forest angered the villagers
Ormanın kirletilmesi köylüleri kızdırdı
modası geçmiş
Sahnedegüncel moda trendlerini takip etmeyen
This coat looks unfashionable
Bu kaban modası geçmiş görünüyor
alfabetik olarak
Sahnedealfabedeki harf sırasına göre
The list is sorted alphabetically
Liste alfabetik olarak sıralanmış
dükalık
Sahnedebir dükün unvanı veya yönettiği topraklar
He inherited the dukedom from his father
Babasından dükalığı miras aldı
koruma
Sahnedebirini veya bir şeyi güvende tutma işlemi
This helmet provides protection
Bu kask koruma sağlar
eşlik etmek
Sahnedebirine bir yere giderken koruma veya rehberlik amacıyla yanında bulunmak
He will escort you to the door
Sana kapıya kadar eşlik edecek
refakatçi
bir yere giderken birine eşlik eden kişi
He acted as her escort
Onun refakatçisi oldu
escort
dört tekerlekli bir yol taşıtı
He drives an old Escort
Eski bir Escort sürüyor
eskort
cinsel hizmet karşılığında para alan kişi
He hired an escort for the evening
Akşam için bir eskort tuttu
yarışma
Sahnedeinsanların bir şeyi kazanmaya çalıştığı etkinlik
He won the photography competition
Fotoğrafçılık yarışmasını kazandı
rekabet
Sahnedekazanmaya veya daha iyi olmaya çalışma eylemi
There is a lot of competition between the two companies
İki şirket arasında büyük bir rekabet var
evlenmek
Sahnedebirisiyle hayatını birleştirmek
They decided to marry last year
Geçen yıl evlenmeye karar verdiler
adamak
bir şeye kendini tamamen bağlamak
He married his life to music
Hayatını müziğe adadı
evlenmek
biriyle eş olmak
They want to marry soon
Yakında evlenmek istiyorlar
limonata
Sahnedelimon ve şekerden yapılan içecek
I would like a glass of lemonade
Bir bardak limonata istiyorum
limonata
limon suyu ile hazırlanan tatlı içecek
She drank a glass of cold lemonade
Bir bardak soğuk limonata içti
yiğit
Sahnedeözellikle kadınlara karşı kibar ve cesur olan
He was a gallant knight
O yiğit bir şövalyeydi
centilmen
özellikle kadınlara karşı kibar ve cesur olan
He acted in a gallant manner towards the lady
Kadına karşı centilmen bir tavır sergiledi
farkında
Sahnedebir şeyden haberdar olan
I am aware of the problem
Sorunun farkındayım
sosyalleşmek
Sahnedebaşkalarıyla vakit geçirmek
He likes to socialize with his friends
Arkadaşlarıyla sosyalleşmeyi sever
sosyalleşmek
diğer insanlarla bir araya gelip konuşmak
I like to socialize with my friends on weekends
Hafta sonları arkadaşlarımla sosyalleşmekten hoşlanırım
aşık olmak
Sahnedebirine karşı romantik duygular beslemeye başlamak
They fell in love in Paris
Paris'te birbirlerine aşık oldular
aşık olmak
birine karşı romantik duygular beslemeye başlamak
They fell in love at first sight
İlk görüşte aşık oldular
aşık olmak
birine karşı romantik sevgi duymaya başlamak
I think I am falling in love with her
Sanırım ona aşık oluyorum
aşık olmak
birine karşı romantik bir sevgi geliştirmek
It is easy to fall in love in summer
Yazın aşık olmak kolaydır
merhum
Sahnedeartık hayatta olmayan
His late father was a doctor
Merhum babası doktordu
geç
Sahnedezamanında olmayan
I am late for work
İşe geç kaldım
son
Sahnedeyakın zamanda gerçekleşen veya yapılan
These are late reports
Bunlar son raporlar
sonları
bir dönemin bitişine yakın
It happened in the late nineties
Doksanlı yılların sonlarında oldu
refakatsiz
Sahnedeyanında sorumlu bir yetişkin olmadan
Children should not be left unchaperoned in the park
Çocuklar parkta refakatsiz bırakılmamalıdır
güzel
Sahnedegöze veya zihne hoş gelen
She has a beautiful voice
Onun güzel bir sesi var
güzel
göze hitap eden ve hoş görünen
She is a beautiful woman
O güzel bir kadın
kesin olarak
Sahnededikkatli ve tam bir şekilde
Follow the rules strictly
Kurallara kesin olarak uyun
bakımsız
Sahnededüzenli veya tertipli olmayan
He looked unkempt after the long journey
Uzun yolculuktan sonra bakımsız görünüyordu
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
sürülmek
bir maddenin bir yüzeye uygulanması
The paint goes on easily
Boya kolayca sürülür
yayınlanmak
radyo veya televizyonda gösterilmek
The show will go on tonight
Gösteri bu gece yayınlanacak
çıkmak
biriyle romantik bir randevuya gitmek
Are you going on a date tonight
Bu gece bir randevuya mı çıkıyorsun
katılmak
bir gezi veya etkinliğe iştirak etmek
Are you going on the tour
Tura katılıyor musun
konuşup durmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
Don't go on about it anymore
Artık bu konuda konuşup durma
etkilenmiş
Sahnedebir şeyden etkilenmiş olan
He was affected by the news
Haberlerden etkilendi
yapmacık
samimi veya doğal olmayan davranış
She spoke in an affected manner
Yapmacık bir tavırla konuştu
etkilenen
bir durum veya kişi tarafından üzerinde etki bırakılmış olan
The affected regions are being evacuated
Etkilenen bölgeler tahliye ediliyor
yeter
Sahnedeartık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
Sahnedeistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeterli
Sahnedegerektiği kadar
This is enough for me
Bu benim için yeterli
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
baştan çıkarma
Sahnedebirini kendine çekme veya ayartma eylemi
He is a master of seduction
O, baştan çıkarma konusunda bir ustadır
kaybetmek
Sahnedeartık bir şeye sahip olmamak
I lost my ring
Yüzüğümü kaybettim
yenilmek
bir mücadelede mağlup duruma düşmek
The team lost the match
Takım maçta yenildi
kaybetmek
bir şeyi bulamamak
I lost my keys
Anahtarlarımı kaybettim
takip edememek
birinin ne dediğini anlayamamak
You are losing me
Beni takip edemiyorsun
cevap
Sahnedebir soruya verilen yanıt
I am waiting for your answer
Cevabını bekliyorum
çözüm
Sahnedebir sorunu çözmenin doğru yolu
I found the answer to the puzzle
Bulmacanın çözümünü buldum
cevap
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
The answer is not correct
Cevap doğru değil
yanıt
bilgi almak için kullanılan cümle veya ifade
I need an answer to this question
Bu soruya bir yanıt bekliyorum
izlenim
Sahnedebir kişi veya şey hakkında edinilen fikir veya duygu
My first impression of him was positive
Onun hakkındaki ilk izlenimim olumluydu
taklit
ünlü bir kişinin sesini veya tavırlarını taklit etme
He does a great impression of the president
Başkanın harika bir taklidini yapıyor
iz
bir şeyi bir yüzeye bastırarak bırakılan işaret
The ring left an impression on her finger
Yüzük parmağında bir iz bıraktı
izlenim
bir kişi veya şey hakkında sahip olunan fikir ya da his
She left a good impression on me
O bende iyi bir izlenim bıraktı
kan susamış
Sahnedeinsanları incitmek veya öldürmek isteyen
He is a bloodthirsty killer
O, kan susamış bir katildir
anlaşma
Sahnedeiki veya daha fazla kişi arasında yapılan plan
We made an arrangement to meet at noon
Öğlen buluşmak için bir anlaşma yaptık
düzen
şeylerin yerleştirilme veya düzenlenme biçimi
The arrangement of the furniture is nice
Mobilyaların düzeni güzel
anlaşma
insanlar arasında yapılan plan
We have an arrangement to meet tomorrow
Yarın buluşmak için bir anlaşmamız var
veda
Sahnedeveda etmek için kullanılan söz
He bade his friends adieu
Arkadaşlarına veda etti
görmek
Sahnedebir şeyi belirli bir şekilde düşünmek
I regard this as a success
Bunu bir başarı olarak görüyorum
saygı
Sahnedehayranlık veya değer verme duygusu
I have high regard for her work
Onun işine büyük saygı duyuyorum
bakım
bir konunun belirli bir yönü veya ayrıntısı
In this regard, you are right.
Bu bakımda haklısın.
üst kat
Sahnedezemin katın üzerindeki kat
My bedroom is upstairs
Yatak odam üst katta
hafif kadın
Sahnedeçok sayıda rastgele cinsel partneri olan kadın
The term lightskirts is an old fashioned insult
Hafif kadın terimi eski moda bir hakarettir
dayatmak
Sahnedeistemeyen birine zorla kabul ettirmek
They tried to foist their views on me
Görüşlerini bana dayatmaya çalıştılar
hareket etmek
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
Please move your car
Lütfen arabanızı hareket ettirin
hamle
yapılan bir eylem veya adım
It was a smart move
Akıllıca bir hamleydi
film
sinemada veya televizyonda gösterilen bir hikaye
I watched a great movie last night
Dün gece harika bir film izledim
duygulandırmak
birini güçlü duygular hissetmeye yöneltmek
Her story really moved me
Hikayesi beni gerçekten duygulandırdı
hareket etmek
bir yerden başka bir yere gitmek
He started to move to the door
Kapıya doğru hareket etmeye başladı
ertelemek
bir etkinliğin tarihini veya saatini değiştirmek
They moved the meeting to Friday
Toplantıyı cumaya ertelediler
hareket halinde
yer değiştiren veya kımıldayan
The train is finally moving
Tren sonunda hareket ediyor
teklif etmek
bir planı veya fikri tartışma için resmi olarak sunmak
I move that we end the meeting
Toplantıyı bitirmeyi teklif ediyorum
taşınmak
bir yerden başka bir yere yerleşmek
We are going to move to a new house
Yeni bir eve taşınacağız
hızla satılmak
genellikle düşük fiyata hızlıca elden çıkarılmak
These cheap goods move very fast
Bu ucuz ürünler hızla satılıyor
yerini değiştirmek
bir şeyi bir yerden başka bir yere nakletmek
Can you move your chair please
Lütfen sandalyenin yerini değiştirebilir misin
ikna etmek
birinin fikrini veya hareketini değiştirmesine neden olmak
Nothing could move him to change his mind
Hiçbir şey onu fikrini değiştirmeye ikna edemedi
öneride bulunmak
bir toplantıda resmi olarak bir şey önermek
She moved that the meeting be adjourned
Toplantının ertelenmesi için öneride bulundu
sadece
Sahnedesadece veya yalnızca anlamında
It was merely a mistake
Bu sadece bir hataydı
sadece
Sahnedesadece veya yalnızca anlamında
It was merely a small error
Bu sadece küçük bir hataydı
kesinlikle
Sahnedehiç şüphe olmadan
He will surely win
Kesinlikle kazanacak
en azından
Sahnedebir sorun olsa da olumlu bir yanını belirtmek için kullanılır
At least it is not raining
En azından yağmur yağmıyor
bari
yapılması beklenen en basit şeyi belirtmek için kullanılır
You could at least say sorry
Bari özür dileyebilirdin
en az
belirtilen miktardan daha az olmayan
I need at least ten dollars
En az on dolara ihtiyacım var
en azından
hiç değilse biraz olsun
It is at least warm here
Burası en azından sıcak
gün
Sahnede24 saatlik süre
I work every day
Her gün çalışıyorum
dönem
Sahnedeözellikle geçmişteki belirli bir zaman dilimi
In my grandfather's day, there were no computers
Büyükbabamın döneminde bilgisayarlar yoktu
özel gün
Sahnedebelirli bir şeyi kutlamak için ayrılmış gün
We celebrate a special day
Biz özel bir gün kutlarız
bir gün
gelecekteki bir zaman
I want to travel the world one day
Bir gün dünyayı gezmek istiyorum
dehşete düşmüş
Sahnedeaşırı derecede korkmuş
She was terrified of the dark
Karanlıktan dehşete düşmüştü
dehşete düşmüş
aşırı korku hissetme
He was terrified of the dark
Karanlıktan dehşete düşmüştü
dehşete kapılmış
aşırı derecede korku hissetme durumu
She was terrified of the dark
O karanlıktan dehşete kapılmıştı
parlak
Sahnedeçok ışık veren veya yansıtan
The sun is very bright today
Güneş bugün çok parlak
zeki
akıllı veya öğrenmeye yatkın
She is a bright student
O zeki bir öğrencidir
umut verici
geleceği iyi olan ve umut vadeden
The student has a bright future
Öğrencinin parlak bir geleceği var
akıllıca olmayan
iyi bir yargı göstermeyen
That was not a bright idea
Bu akıllıca bir fikir değildi
katılmak
Sahnedebir grubun parçası olmak
I want to join the club
Kulübe katılmak istiyorum
eşlik etmek
Sahnedebirinin yanına gitmek
Join us for lunch
Öğle yemeği için bize katılın
evlendirmek
evlilik yoluyla birleştirmek
The priest joined them in marriage
Rahip onları evlilikle birleştirdi
birleştirmek
iki şeyi birbirine bağlamak
Please join these two pieces of rope
Lütfen bu iki ip parçasını birleştirin