

Bridgerton — 1. Sezon Bölüm 2
Kelimeler ve anlamları
793 kelime
Seviye
açıklama
Sahnedebir şeyi netleştiren ifade
I need a clear explanation
Net bir açıklamaya ihtiyacım var
açıklama
bir şeyi anlaşılır kılan ifade
Please give me an explanation for this
Lütfen bana bunun için bir açıklama yap
açıklama
bir durumu anlaşılır kılan ifade
I need an explanation for this mistake
Bu hata için bir açıklamaya ihtiyacım var
aç
Sahnedeyiyecek yeme ihtiyacı duyan
I am hungry
Ben açım
istekli
bir şeyi şiddetle arzulayan
He is hungry for success
Başarıya açtır
daha aç
öncekine göre daha fazla yeme ihtiyacı hissetme
I am even more hungry now
Şimdi daha da aç hissediyorum
uzak
Sahnedearada uzun mesafe olan
His house is far away
Evi çok uzak
Bana inan
Sahnedebirinin söylediklerine güvenmesini istemek
Believe me, it is true
Bana inan, bu doğru
inan bana
birinden söylediklerinize güvenmesini istemek
Believe me I did not lie
İnan bana yalan söylemedim
kanıtlamak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu göstermek
I can prove it
Bunu kanıtlayabilirim
ispatlamak
Sahnedebir iddianın gerçekliğini ortaya koymak
He proved his theory
Teorisini ispatladı
doğruluğunu göstermek
bir şeyin gerçek olduğunu kanıtlamak
They proved the truth
Gerçeği kanıtladılar
dondurucu
Sahnedeaşırı derecede soğuk
The winter wind was frigid
Kış rüzgarı dondurucuydu
yalvarmak
Sahnedebir şeyi çok acil veya ısrarlı bir şekilde istemek
I beg you to stay
Kalman için sana yalvarıyorum
dilenmek
genellikle para veya yardım istemek
He begged for money on the street
Sokakta para dilendi
söylenti
Sahnededoğruluğu kanıtlanmamış bilgi
The report is based on hearsay
Bu rapor söylentilere dayanıyor
elde etmek
Sahnedebir şeyi çaba göstererek kazanmak
They managed to secure a loan
Bankadan kredi almayı başardılar
kendinden emin
kendinden emin ve güvende hissetmek
She feels secure in her job
İşinde kendini güvende hissediyor
güvenli
tehlikeden veya zarardan korunmuş
This is a secure location
Burası güvenli bir yer
sabitlemek
bir şeyi hareket etmeyecek şekilde sağlamca tutturmak
Please secure the rope to the post
Lütfen halatı direğe sabitleyin
korumak
bir şeyi tehlikelere karşı güvenceye almak
The lock helps to secure the house
Kilit evi korumaya yardımcı olur
ele geçirmek
bir şeyi güvende tutmak için kontrolünü sağlamak
They managed to secure the area
Bölgeyi ele geçirmeyi başardılar
hissetmek
Sahnedefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
düşünmek
Sahnedebir fikir veya tutuma sahip olmak
I feel that we should go
Gitmemiz gerektiğini düşünüyorum
endişeli
kendine güvenmeyen veya emin olamayan his
I feel anxious about the test
Sınav hakkında endişeli hissediyorum
hatırlatmak
birine bir şeyi anımsatmak
This song makes me feel my childhood
Bu şarkı bana çocukluğumu hatırlatıyor
yola çıkmak
Sahnedebir yere gitmek için ayrılmak
I am off to work
İşe gidiyorum
yola çıkmak
bir yere gitmek üzere ayrılmak
We are off to Paris tomorrow
Yarın Paris'e yola çıkıyoruz
rol
Sahnedebir durum veya performansta üstlenilen görev
She played an important role in the project
Projede önemli bir rol oynadı
rol
film veya tiyatro oyununda oyuncunun canlandırdığı karakter
She played a lead role in the movie
O filmde başrolü oynadı
görev
bir durum içinde sahip olunan işlev veya konum
Everyone has a specific role in the project
Projede herkesin belirli bir görevi var
fikir değiştirmek
Sahnedekararını veya düşüncesini değiştirmek
I changed my mind about the movie
Film hakkındaki fikrimi değiştirdim
fikrini değiştirmek
daha önce aldığın bir karardan veya görüşten farklı bir karara varmak
I think I will change my mind
Sanırım fikrimi değiştireceğim
harf
Sahnedealfabedeki bir sembol
A is a letter
A bir harftir
mektup
Sahnedebirine gönderilen yazılı not
I wrote a letter
Bir mektup yazdım
harfi harfine
her detayıyla hiçbir değişiklik olmadan
He followed the instructions to the letter
Talimatları harfi harfine uyguladı
spor nişanı
spordaki başarılar için verilen ödül
He earned a letter for his performance on the team
Takımdaki performansı için spor nişanı kazandı
aptal
Sahnedeçok aptal veya salak olan kimse
He is acting like an imbecile
Aptal gibi davranıyor
aptal
çok akılsız veya zeki olmayan kişi
Do not act like an imbecile
Aptal gibi davranma
paket
Sahnedebirbirine bağlanmış veya sarılmış nesneler grubu
She carried a bundle of clothes
Bir paket kıyafet taşıdı
demetlemek
şeyleri bir grup halinde birbirine bağlamak
She bundled the sticks together
Çubukları bir araya bağladı
sıkı giyinmek
soğuktan korunmak için kat kat giyinmek
You must bundle up in this cold weather
Bu soğuk havada sıkı giyinmelisin
tomar
büyük miktarda para
He made a bundle of money today
Bugün bir tomar para kazandı
fikir birliği
Sahnedeaynı görüşe sahip olma durumu
We are in agreement
Fikir birliği içindeyiz
sözleşme
her iki tarafın da uyması gereken kuralları içeren resmi belge
They signed the agreement
Sözleşmeyi imzaladılar
anlaşma
insanlar arasındaki resmi uzlaşı
They signed the agreement
Onlar anlaşmayı imzaladılar
rica etmek
Sahnedebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
sormak
Sahnedebirine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
belirtmek
bir görüşü ifade etmek
You should ask your opinion clearly
Görüşünü açıkça belirtmelisin
resmî
Sahnedeönemli veya ciddi etkinlikler için uygun
He wore a formal suit to the wedding
Düğüne resmî bir takım elbise giydi
balo
şık kıyafetlerin giyildiği özel dans partisi
She bought a new dress for the formal
O balo için yeni bir elbise satın aldı
resmi davet
ciddi kuralları olan sosyal toplantı
We were invited to a formal event
Resmi bir davete çağrıldık
resmi
kurallara ve görgüye uygun olan
You should wear formal clothes here
Burada resmi kıyafetler giymelisin
neredeyse
Sahnedetamamen değil ama çok yakın
It is nearly time to go
Neredeyse gitme vakti
hatırlatmak
Sahnedebirine bir şeyi hatırlamasını sağlamak
Please remind me to call him
Lütfen ona telefon etmemi hatırlat
reddetmek
Sahnedebir teklifi veya kişiyi kabul etmemek
He rejected the offer
Teklifi reddetti
defolu ürün
standartlara uymadığı için kabul edilmeyen ürün
This shirt is a reject
Bu gömlek defolu bir ürün
reddedilen ürün
kabul edilmeyip geri çevrilen şey
The factory sells the rejects cheaply
Fabrika reddedilen ürünleri ucuza satıyor
vikont
Sahnedekontun altında yer alan bir soyluluk unvanı
The viscount attended the royal meeting
Vikont kraliyet toplantısına katıldı
saat
Sahnede60 dakikaya eşit süre
I will be there in one hour
Bir saat içinde orada olacağım
saat
Sahnede60 dakikalık zaman dilimi
I will be there in an hour
Bir saat içinde orada olacağım
saat
bir günün yirmi dört parçasından biri
We will leave in one hour
Bir saat içinde ayrılacağız
gitmek
Sahnedebir yere varmak amacıyla yola çıkmak
She went off to school early
Okula erkenden gitti
çok
Sahnedeçok fazla bir şekilde
I badly need some help
Çok yardıma ihtiyacım var
kötü bir şekilde
yetersiz veya hatalı bir biçimde
He played the game badly
Oyunu kötü oynadı
dört
Sahnede4 sayısı
I have four apples
Dört elmam var
muhakeme
Sahnededoğru kararlar verebilme yeteneği
She showed good judgment
İyi bir muhakeme gösterdi
yargı
birisi veya bir şey hakkında verilen karar veya görüş
You should not make a quick judgment
Hızlı bir yargıya varmamalısın
kurtulmak
Sahnedebir şeyi veya birini uzaklaştırmak
I want to get rid of this old chair
Bu eski sandalyeden kurtulmak istiyorum
büyüleyici
Sahnededikkatinizi tamamen üzerine çeken
The movie was absolutely captivating
Film kesinlikle büyüleyiciydi
ay
Sahnedeotuz gün civarındaki zaman dilimi
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
aylık
bir ay süren veya kapsayan
It was a six-month project
Bu altı aylık bir projeydi
ay
yılın on iki bölümünden biri
February is the second month of the year
Şubat yılın ikinci ayıdır
ay
yılın on iki bölümünden her biri
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
yarar
Sahnedebirinin iyiliğine veya faydasına olan en iyi durum
It is in your best interest to tell the truth
Doğruyu söylemek senin yararınadır
iki kez
Sahnedeiki defa
I called him twice
Onu iki kez aradım
niyetinde olmak
Sahnedene yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
gitmek
bir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
gitmek
bir yere veya kişiye ulaşmak
The letter goes to the manager
Mektup müdüre gidiyor
gitmek
bir okulda öğrenci olmak
She goes to university in London
O Londra'da üniversiteye gidiyor
yönelmek
bir yerin doğrultusunda hareket etmek
The road goes to the city center
Yol şehir merkezine yöneliyor
uğramak
bir yeri ziyaret etmek
I will go to the library today
Bugün kütüphaneye uğrayacağım
gitmek
belirli bir yere doğru hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
hakkında konuşmak
Sahnedebir konu üzerine konuşmak
We need to talk about the plan
Plan hakkında konuşmamız gerekiyor
işte buna denir
bir durumun aşırı veya sıra dışı olduğunu vurgulamak için kullanılır
Talk about a lucky break
İşte buna büyük bir şans denir
bahsetmek
bir konu hakkında bir şeyler söylemek
They talked about the project
Projeden bahsettiler
statü
Sahnedebir kişinin gruptaki yeri veya itibarı
He has high standing in the community
Toplumda yüksek bir statüsü var
duran
belirli bir yerde bulunan
The tree is standing there
Ağaç orada duruyor
dik durmak
vücut dik şekilde ayaklar üzerinde olmak
He is standing in the middle of the room
O odanın ortasında dik duruyor
mevcut
şu anda var olan veya kabul edilen
This is a standing rule in our school
Bu okulumuzda mevcut bir kuraldır
takım elbise
Sahnedebirbirine uygun ceket ve pantolondan oluşan kıyafet
He wore a black suit to the wedding
Düğüne siyah bir takım elbise giydi
dava
mahkemeye taşınan hak talebi veya anlaşmazlık
He brought a suit against his neighbor
Komşusuna karşı dava açtı
uymak
bir durum veya kişi için uygun olmak
This time suits me well
Bu zaman bana gayet iyi uyuyor
teşekkür ederim
Sahnedeminnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
minnettarlık ifade eden söz
I sent a thank-you to my teacher
Öğretmenime bir teşekkür gönderdim
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan nazik ifade
I want to say thank you
Sana teşekkür ederim demek istiyorum
teşekkür
minnettarlığı göstermenin nazik bir yolu
A simple thank you goes a long way
Basit bir teşekkür çok şey ifade eder
teşekkürler
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan sözler
Please say thank you for the gift
Lütfen hediye için teşekkürler de
dikkate almak
Sahnedetavsiyeye kulak vermek veya ona uymak
He did not heed the warning
Uyarıyı dikkate almadı
dikkate almak
bir tavsiyeyi veya uyarıyı dinleyip uygulamak
You should heed his advice
Onun tavsiyesini dikkate almalısın
anlaşma
Sahnedeiki veya daha fazla kişi arasında yapılan plan
We made an arrangement to meet at noon
Öğlen buluşmak için bir anlaşma yaptık
düzen
şeylerin yerleştirilme veya düzenlenme biçimi
The arrangement of the furniture is nice
Mobilyaların düzeni güzel
anlaşma
insanlar arasında yapılan plan
We have an arrangement to meet tomorrow
Yarın buluşmak için bir anlaşmamız var
yeterince iyi
Sahnedekalite bakımından tatmin edici veya kabul edilebilir
He found a decent job
Makul bir iş buldu
rahatsızlık
Sahnedetıbbi bir sorun veya hastalık
He has a heart condition
Kalp rahatsızlığı var
şart
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesi için gereken durum
I accept the condition
Şartı kabul ediyorum
durum
bir şeyin içinde bulunduğu hâl
The car is in good condition
Araba iyi durumda
koşullandırmak
birini belirli şekilde davranmaya alıştırmak
The dog was conditioned to sit
Köpek oturmaya koşullandırıldı
kez
Sahnedebir olayın gerçekleşme sayısı
I read this book three times
Bu kitabı üç kez okudum
dönem
belirli bir tarihsel dönem
We live in difficult times
Zor dönemlerde yaşıyoruz
zaman
bir olayın sürdüğü dönem
It takes time to finish the work
İşi bitirmek zaman alıyor
çarpı
matematikte çarpma işlemi
Five times five is twenty five
Beş çarpı beş yirmi beş eder
gazete
haberleri yayınlayan bir kuruluş
This newspaper is called the Times
Bu gazetenin adı Times
cesaret etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya cesareti olmak
He didn't dare to jump
Atlamaya cesaret edemedi
meydan okuma
cesaret göstermek için yapılan riskli eylem
I accepted the dare
Meydan okumayı kabul ettim
cesaret etmek
risk almaya veya yeni şeyler denemeye istekli olmak
She dared to sing on the stage
O sahnede şarkı söylemeye cesaret etti
daha büyük
Sahnedeboyut veya miktar olarak daha fazla
This number is greater than that one
Bu sayı diğerinden daha büyük
daha önemli
önem veya değer olarak daha fazla
Safety is of greater importance here
Burada güvenlik daha önemli
hızlıca
Sahnedehızlı bir şekilde veya gecikmeden
He ran quickly to the bus
Otobüse hızlıca koştu
bozulmak
Sahnededüzgün çalışmayı bırakmak
The system went wrong
Sistem bozuldu
hata yapmak
bir hata yapmak veya yanlış bir şey yapmak
I think you went wrong on this question
Bence bu soruda hata yaptın
ters gitmek
bir şeylerin kötü gitmesi ya da düzgün çalışmaması
Everything started to go wrong
Her şey ters gitmeye başladı
ters gitmek
bir şeyin beklendiği gibi gitmemesi veya bozulması
Everything will go wrong
Her şey ters gidecek
çift
Sahnedebirbiriyle ilgili iki şeyden oluşan set
I bought a new pair of shoes
Yeni bir çift ayakkabı aldım
çift
birlikte kullanılan iki eşyadan oluşan set
I have a pair of socks
Bir çift çorabım var
eşlemek
iki şeyi bir araya getirerek takım oluşturmak
I need to pair these socks
Bu çorapları eşlemem gerekiyor
başarısız olmak
Sahnedebaşarısız olmak
He failed the test
Sınavda başarısız oldu
bozulmak
Sahnedebir şeyin düzgün çalışmayı bırakması
The engine failed during the trip
Motor yolculuk sırasında bozuldu
anlamına gelmek
Sahnedebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
niyetlenmek
Sahnedebir şey yapmayı planlamak veya istemek
I meant to call you earlier
Seni daha önce aramaya niyetlenmiştim
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
kaba
nazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
demek istemek
konuşurken bir şeyi açıklamak için kullanılan ifade
I mean to say that we are late
Geç kaldığımızı demek istiyorum
müthiş
çok iyi veya yetenekli
She plays a mean tennis match
O müthiş bir tenis maçı çıkarıyor
yani
konuşurken duraksamak veya açıklık getirmek için kullanılan söz
I mean it is not raining today
Yani bugün yağmur yağmıyor
anlamına gelmek
bir şeyin ne olduğunu belirtmek
A red light means stop
Kırmızı ışık dur anlamına gelir
yöntem
bir işi yapmanın yolu
They used a simple mean to fix it
Bunu düzeltmek için basit bir yöntem kullandılar
temsil etmek
bir fikri ifade etmek veya göstermek
The flag means our country
Bayrak ülkemizi temsil eder
grotesk
Sahnedeşok edici derecede çirkin veya tuhaf
The statue had a grotesque face
Heykelin grotesk bir yüzü vardı
gülümsemek
Sahnedeağzını kıvırarak mutluluk belirtmek
She smiled at me
Bana gülümsedi
gülümseme
yüzdeki mutlu ifade
He has a beautiful smile
Onun güzel bir gülümsemesi var
gülümsemek
birine nezaket veya onay göstermek
Fortune smiled on the family
Şans aileye güldü
gülümsemek
ağzı yukarı kıvırarak mutlu bir ifade oluşturmak
She gave a small smile
O hafifçe gülümsedi
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
duymak
Sahnedebir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
başarmak
Sahnedeözellikle çaba sarf ettikten sonra bir şeyi başarmak
She worked hard to achieve her goals
Hedeflerini başarmak için çok çalıştı
başarmak
bir çaba sonucunda başarılı olmak
You can achieve anything with hard work
Çok çalışarak her şeyi başarabilirsin
başarmak
bir hedefe ulaşmak veya iyi bir sonuç elde etmek
You can achieve your goals with hard work
Çok çalışarak hedeflerine ulaşabilirsin
minnettar
Sahnedebir şeye karşı şükran duyma
I am very appreciative of your help
Yardımınız için çok minnettarım
oo
Sahnedeşaşkınlık veya haz belirten bir ünlem
Ooh, look at that cake!
Oo, şu pastaya bak!
ulaşılmaz
Sahnedebirinin sevgisini kazanmanın imkansız olduğu
He is an uncatchable bachelor
O ulaşılmaz bir bekar
kalmak
Sahnedevarlığını sürdürmek veya aynı durumda kalmak
He remained silent
Sessiz kaldı
kalmak
Sahnedebir durumda varlığını sürdürmek
The temperature will remain the same
Sıcaklık aynı kalacak
kalmak
bir yerde bulunmaya devam etmek
Please remain in your seats
Lütfen koltuklarınızda kalın
kalıntı
ölen bir kişinin bedeni veya parçası
The remains were found in the woods
Kalıntılar ormanda bulundu
yapıştırmak
Sahnedebir şeyi yapıştırıcı kullanarak tutturmak
Glue the picture to the paper
Resmi kağıda yapıştır
yapıştırıcı
bir şeyleri birbirine tutturmak için kullanılan yapışkan madde
I need some glue for my project
Projem için biraz yapıştırıcıya ihtiyacım var
yapıştırmak
yapışkan kullanarak bir şeyi onarmak
I will glue the broken vase
Kırık vazoyu yapıştıracağım
birleştirmek
yapıştırıcıyla iki parçayı tutturmak
They will glue the parts together
Parçaları birbirine birleştirecekler
yürüyüş yolu
Sahnedeinsanların üzerinde yürümesi için yapılmış yol
The park has a nice walk for visitors
Parkta ziyaretçiler için güzel bir yürüyüş yolu var
eşlik etmek
bir yere giderken birine eşlik etmek
I will walk you to the station
Seni istasyona kadar yürüyerek götüreceğim
yürümek
bir ayağını diğerinin önüne koyarak ilerlemek
She likes to walk in the park
O parkta yürümeyi sever
adım adım anlatmak
bir süreci aşama aşama tarif etmek
Let me walk you through the process
Süreci sana adım adım anlatayım
arya
Sahnedeoperada tek bir ses için bestelenen uzun şarkı
The soprano sang a beautiful aria
Soprano güzel bir arya söyledi
zorlayıcı
Sahnedebirini bir şey yapmaya mecbur bırakan
He felt a compelling urge to scream
Bağırmak için zorlayıcı bir dürtü hissetti
inandırıcı
birini inanmaya ikna eden
She provided compelling evidence for her claim
İddiası için inandırıcı kanıtlar sundu
sürükleyici
çok ilginç veya heyecan verici
The story is very compelling
Hikaye çok sürükleyici
bulunmak
Sahnedebir yerde var olmak veya yer almak
The power resides in the people
Güç halkta bulunur
ikamet etmek
bir yerde sürekli olarak yaşamak
They reside in a small house
Küçük bir evde ikamet ediyorlar
ileri gelen
Sahnederesmi bir etkinlikte yer alan önemli kişi
Many foreign dignitaries attended the ceremony
Törene birçok yabancı ileri gelen katıldı
bozmak
Sahnedeiyi bir şeyi mahvetmek veya zarar vermek
The rain spoiled the picnic
Yağmur pikniği bozdu
şımartmak
birini aşırı ilgi ve sevgiyle şımartmak
Don't spoil the child
Çocuğu şımartma
ganimet
zafer veya çaba sonucunda elde edilen değerli şeyler
They divided the spoils of war among the soldiers
Savaş ganimetlerini askerler arasında paylaştırdılar
ganimet
savaşta veya zorla ele geçirilen değerli eşyalar
The soldiers shared the spoils after the battle
Askerler savaştan sonra ganimetleri paylaştılar
ile başlamak
Sahnedebir şeyi yaparak başlamak
Let's start with the first page
Hadi birinci sayfa ile başlayalım
ile başlamak
bir işe ilk adım olarak girişmek
Let us start with the basics
Temellerle başlayalım
korkutmak
Sahnedebirini korkutmak
Don't scare me
Beni korkutma
korku
ani korku hissi
It was a big scare
Büyük bir korkuydu
yanlış anlama
Sahnedebir şeyi doğru şekilde anlayamama durumu
There was a misunderstanding between them
Aralarında bir yanlış anlama oldu
yanlış anlaşılma
insanların birbirini doğru anlamadığı durum
It was a simple misunderstanding
Basit bir yanlış anlaşılmaydı
yanlış anlamak
bir şeyi hatalı biçimde yorumlamak
Do not misunderstand my intentions
Niyetlerimi yanlış anlama
lanet olsun
Sahnedeöfke veya hayal kırıklığı ifadesi
Damn, I forgot my keys
Lanet olsun, anahtarlarımı unuttum
önemsemek
bir şeyi önemsemek veya değer vermek
I don't give a damn about it
Bunu hiç umurumda değil
lanetlemek
birinin cezayı hak ettiğini söylemek
The priest damned the sinner
Rahip günahkarı lanetledi
çok
büyük bir derecede
It is damn hot today
Bugün hava feci sıcak
varsaymak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu kanıtsız kabul etmek
I suppose you are right
Haklı olduğunu varsayıyorum
sanmak
bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I suppose that you are right
Haklı olduğunu sanıyorum
niyetinde olmak
bir amaç veya plan taşımak
You are supposed to arrive by ten
Ona kadar varman gerekiyor
dün gece
Sahnedebugünden önceki gece
I went to the cinema last night
Dün gece sinemaya gittim
dün gece
bugünden önceki gece
I slept well last night
Dün gece iyi uyudum
aman tanrım
Sahnedeşaşkınlık veya hafif bir duygu belirtmek için kullanılır
My goodness, it is cold today
Aman tanrım, bugün hava çok soğuk
göz
Sahnedegörmeyi sağlayan vücut bölümü
I have two eyes
İki gözüm var
yetenek
Sahnedebir şeyi fark etme veya ona dikkat etme becerisi
She has a good eye for art
Sanat konusunda iyi bir yeteneği var
gözlemek
Sahnedebirine veya bir şeye dikkatlice bakmak
He eyed the stranger suspiciously
Yabancıyı şüpheyle gözledi
merkez
fırtınanın tam ortasındaki sakin bölge
The eye of the storm is calm
Fırtınanın merkezi çok sakindir
seçim
Sahnedebir şeyi seçme eylemi veya seçilen şey
It was a difficult choice
Zor bir seçimdi
seçkin
çok iyi kalitede olan
We were served choice wine
Bize seçkin bir şarap ikram edildi
seçim
birinin en çok tercih ettiği şey
This blue dress is my choice
Bu mavi elbise benim seçimim
yorgunluk
Sahnedeaşırı fiziksel veya zihinsel bitkinlik durumu
He suffered from fatigue after the long trip
Uzun yolculuktan sonra yorgunluk çekti
dehşete düşmüş
Sahnedeaşırı korku hissetme
He was terrified of the dark
Karanlıktan dehşete düşmüştü
dehşete düşmüş
aşırı derecede korkmuş
She was terrified of the dark
Karanlıktan dehşete düşmüştü
dehşete kapılmış
aşırı derecede korku hissetme durumu
She was terrified of the dark
O karanlıktan dehşete kapılmıştı
işe yaramaz
Sahnedeherhangi bir amacı veya faydası olmayan
This tool is useless
Bu araç işe yaramaz
işe yaramaz
bir işe yaramayan veya fayda sağlamayan
This broken pen is useless
Bu bozuk kalem işe yaramaz
kusursuz
Sahnedehiçbir hatası veya kusuru olmayan
This diamond is perfect
Bu elmas kusursuz
mükemmelleştirmek
bir şeyi kusursuz hale getirmek
She wants to perfect her skills
Becerilerini mükemmelleştirmek istiyor
tam puan
okul çalışması için verilen en yüksek not
She got a perfect on her history exam
Tarih sınavından tam puan aldı
bahane
bir hatayı açıklamak için öne sürülen neden
That is just a perfect for being late
Bu geç kalmak için sadece bir bahane
bakmak
Sahnedebir şeye bakmak veya onunla ilgilenmek
She tends the garden
Bahçeye bakıyor
eğilimi olmak
belirli bir şekilde davranmaya meyilli olmak
I tend to wake up early
Erken uyanma eğilimim var
mantıklı olmak
Sahnedegerçeklere dayanarak mantıklı veya belirgin olmak
It stands to reason that he is tired
Yorgun olması mantıklıdır
mantıklı olmak
bir durumun akla yatkın veya beklendik olması
It stands to reason that he is tired
Yorgun olması çok mantıklı