

Bridgerton — Season 1 Episode 3
Kelimeler ve anlamları
760 kelime
Seviye
asla
Sahnedehiçbir zaman
I never eat meat
Asla et yemem
Görüşürüz
Sahnedebirine veda ederken kullanılan ifade
See you tomorrow
Yarın görüşürüz
dolu
Sahnedebir şeyin içinde çok miktarda bulunan
The room is full of people
Oda insanlarla dolu
kötü şöhretli
Sahnedekötü bir şeyle tanınan
he is a notorious criminal
o kötü şöhretli bir suçludur
rahatsızlık
Sahnedetıbbi bir sorun veya hastalık
He has a heart condition
Kalp rahatsızlığı var
şart
bir şeyin gerçekleşmesi için gereken durum
I accept the condition
Şartı kabul ediyorum
durum
bir şeyin içinde bulunduğu hâl
The car is in good condition
Araba iyi durumda
koşullandırmak
birini belirli şekilde davranmaya alıştırmak
The dog was conditioned to sit
Köpek oturmaya koşullandırıldı
rica etmek
Sahnedebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
sormak
Sahnedebirine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
belirtmek
bir görüşü ifade etmek
You should ask your opinion clearly
Görüşünü açıkça belirtmelisin
sormak
bir şeyi öğrenmek için soru sormak
Please ask him about the time
Lütfen ona zamanı sor
bilgi istemek
bir konuda bilgi talep etmek
I ask for the latest report
Son rapor hakkında bilgi istiyorum
eskiz defteri
Sahnederesim çizmek için boş sayfaları olan kitap
I draw in my sketchbook every day
Her gün eskiz defterime çizim yaparım
çizim defteri
Sahnederesim yapmak için kullanılan boş sayfalı defter
She filled her sketchbook with pencil drawings
Çizim defterini karakalem resimlerle doldurdu
dikkat çekici
Sahnedebir şey hakkında daha fazla bilgi edinme isteği uyandıran
This discovery is very interesting
Bu keşif çok dikkat çekici
ilginç
merak uyandıran
The book is very interesting
Kitap çok ilginç
dikkat çekici
ilgi ve merak uyandıran
He gave an interesting performance
Dikkat çekici bir performans sergiledi
ilginç
dikkat çeken veya merak uyandıran bir şey
That is an interesting idea
Bu ilginç bir fikir
merak uyandırıcı
daha fazla öğrenme isteği yaratan
The findings were very interesting
Bulgular çok merak uyandırıcıydı
ilgi çekici
dikkatleri üzerinde tutan
It was an interesting conversation
İlgi çekici bir konuşmaydı
sadece
Sahnedebaşka hiçbir şey olmayan
It is a mere scratch
Bu sadece bir çizik
soyut
Sahnedefiziksel olarak dokunulamayan veya görülemeyen
Peace is an intangible value
Barış soyut bir değerdir
elle tutulamaz
Sahnededokunulamayan veya ölçülemeyen
Success is an intangible benefit
Başarı elle tutulamaz bir faydadır
akşam
Sahnedeöğleden sonra ile gece arasındaki süre
The evening is cool
Akşam serindir
akşam
günün güneş battıktan sonraki bölümü
I like the cool evening air
Akşam serinliğini severim
akşam
öğleden sonra ile gece arasındaki günün bölümü
We meet in the evening
Seninle akşam buluşuruz
akşam vakti
öğleden sonra ile gece arasındaki zaman
It is a nice evening
Bu güzel bir akşam vakti
akşam üzeri
öğleden sonra ile gece arasındaki kısım
I will be home in the evening
Akşam üzeri evde olacağım
akşam saati
öğleden sonra ile gece arasındaki vakit
The evening is very calm
Akşam saati çok sakin
akşam zamanı
öğleden sonra ile gece arasındaki bölüm
Work ends in the evening
İş akşam zamanı biter
akşam
öğleden sonra ile gece arasındaki parça
We go out in the evening
Akşam dışarı çıkarız
akşam vakti
öğleden sonra ile gece arasındaki zaman
The evening passed quickly
Akşam vakti çabuk geçti
akşam üzeri
öğleden sonra ile gece arasındaki bölüm
He likes the evening
Akşam üzerini sever
akşam saati
öğleden sonra ile gece arasındaki vakit
It was a long evening
Uzun bir akşam saatiydi
akşam
öğleden sonra ile gece arasındaki zaman
Dinner is in the evening
Akşam yemeği akşam vaktindedir
konuşur
Sahnedebirine kelimeler söylemek
She speaks English well
O iyi İngilizce konuşur
konuşur
sesli olarak kelimeler söylemek
She speaks very clearly
O çok net konuşur
konuşmak
bir dilde kendini ifade etmek
He speaks English
O İngilizce konuşur
konuşmak
birine sözcükleri söylemek
She speaks to her friend
O arkadaşıyla konuşur
kumaş
Sahnedeliflerden yapılmış malzeme
This fabric is very soft
Bu kumaş çok yumuşak
yapı
bir şeyin temel düzeni veya çatısı
The fabric of society is changing
Toplumun yapısı değişiyor
kıyı
Sahnededeniz veya göl kenarındaki kara parçası
We walked along the shore
Kıyı boyunca yürüdük
kıyı
deniz veya göl kenarındaki kara parçası
We walked along the shore
Kıyı boyunca yürüdük
hazine
Sahnedeçok değerli olan şey
They found the pirate's hidden treasure
Korsanın gizli hazinesini buldular
çok değer vermek
bir şeye çok önem vermek ve onu korumak
I treasure our friendship
Arkadaşlığımıza çok değer veriyorum
hazine
çok özel ve sevilen kimse
You are a real treasure to us
Sen bizim için gerçek bir hazinesin
hazine
çok değerli veya önemli olan bir şey
They found a chest of gold treasure
Bir sandık dolusu altın hazine buldular
çok eskiden
Sahnedegeçmişte uzun zaman önce
Long ago people lived in caves
Çok eskiden insanlar mağaralarda yaşardı
önceki
Sahnedeşimdiki zamandan önce olan
The previous chapter was easier
Önceki bölüm daha kolaydı
özür
Sahnedeüzgün olduğunu belirten sözler
Please accept my apologies
Lütfen özürlerimi kabul edin
gerçek
Sahnedevar olan veya doğru olan
This is a real diamond
Bu gerçek bir elmas
çekici
cinsel olarak çekici olan
She is real
O çekici
gerçekten
çok veya samimi bir şekilde
He is real quiet
O gerçekten sessiz
sade
süslü veya karmaşık olmayan
He prefers a real and simple lifestyle
O sade ve basit bir yaşam tarzını tercih ediyor
gerçek
aslında var olan veya doğru olan
This is a real diamond
Bu gerçek bir elmas
sosyalist
üretim araçlarının topluma ait olduğu bir sisteme inanan kişi
He is a real who believes in common ownership
O ortak mülkiyete inanan bir sosyalisttir
kanıtlamak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu göstermek
I can prove it
Bunu kanıtlayabilirim
doğruluğunu göstermek
Sahnedebir şeyin gerçek olduğunu kanıtlamak
They proved the truth
Gerçeği kanıtladılar
ispatlamak
bir iddianın gerçekliğini ortaya koymak
He proved his theory
Teorisini ispatladı
kesin
Sahnedetamamen doğru veya hatasız
What is the exact time?
Tam saat kaç?
zorla almak
birinden bir şeyi baskı ile istemek
He exacted a promise from her
Ondan zorla bir söz aldı
arzulamak
Sahnedebir şeyi çok istemek
I desire a peaceful life
Huzurlu bir hayat arzuluyorum
arzu
bir şeyi çok güçlü bir şekilde isteme duygusu
She has a strong desire to travel
Onun seyahat etmeye karşı güçlü bir arzusu var
arzulamak
bir şeyi çok fazla istemek
He desires to see the world
Dünyayı görmeyi arzuluyor
o zamandan beri
Sahnedegeçmişteki bir zamandan şimdiye kadar
I have lived here ever since I was a child
Çocukluğumdan beri burada yaşıyorum
o zamandan beri
geçmişteki bir noktadan şu ana kadar sürekli olarak
I have lived here ever since
O zamandan beri burada yaşıyorum
dalga geçmek
Sahnedebiriyle eğlenmek için gülmek
Don't laugh at him
Onunla dalga geçme
başardı
Sahnedebir hedefe ulaşmak veya bir işi iyi sonuçlandırmak
She succeeded in passing the exam
Sınavı geçmeyi başardı
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
He finally came to the city
Sonunda şehre vardı
tutmak
toplamı belli bir miktara ulaşmak
The bill comes to ten dollars
Fatura on dolar tutuyor
söz konusu olmak
belirli bir konuyla ilgili olmak
When it comes to cooking she is the best
Yemek pişirme söz konusu olduğunda en iyisi odur
farkına varmak
bir şeyi yavaşça anlamak
I slowly came to realize the truth
Yavaş yavaş gerçeğin farkına vardım
varmak
belirli bir sonuca veya duruma ulaşmak
They finally came to an agreement
Sonunda bir anlaşmaya vardılar
gelince
bir konu hakkında konuşmak
When it comes to cooking she is the best
Yemek pişirmeye gelince o en iyisidir
başvurmak
yardım veya bir şey istemek için birine gitmek
She came to me for advice
Tavsiye almak için bana başvurdu
yardımına gelmek
birine destek ya da yardım sunmak
She came to his aid when he fell
Düştüğünde onun yardımına geldi
kanaatine varmak
bir kişi ya da durum hakkında belirli bir görüşe sahip olmak
I have come to believe that he is honest
Onun dürüst olduğu kanaatine vardım
varmak
belirli bir toplam rakama ulaşmak veya bir karara varmak
The total bill comes to fifty dollars
Toplam hesap elli dolara varıyor
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak veya amaçlamak
How did you come to do that
Bunu yapmaya nasıl niyetlendin
değinmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
We will come to that topic later
O konuya sonra değineceğiz
gelmek
belirli bir yere ulaşmak
Please come to my office
Lütfen ofisime gel
ziyaret etmek
birinin yanına gidip vakit geçirmek
Please come to see me
Lütfen beni ziyarete gel
dikkatini çekmek
bir durumun veya bilginin birinin farkına varması
The mistake came to my notice yesterday
Hata dün dikkatimi çekti
yerleşmek
biriyle aynı evde oturmaya başlamak
They came to live in this house
Bu eve yaşamaya geldiler
yaklaşmak
bir kişiye veya yere doğru hareket etmek
The stranger came to me
Yabancı bana yaklaştı
varmak
bir yere ulaşmak
We finally came to the station
Sonunda istasyona vardık
gelmek
belirli bir amaç için bir yere ulaşmak
I came to help you
Sana yardım etmeye geldim
katılmak
bir etkinliğe veya yere gitmek
Did you come to the party
Partiye geldin mi
aklına gelmek
düşüncelerine girmek
The idea came to me
Fikir aklıma geldi
zihninde belirmek
aniden zihnine girmek
The thought came to him
Düşünce zihninde belirdi
noktaya gelmek
belirli bir duruma veya sonuca ulaşmak
We have come to the end
Sona geldik
hale gelmek
belirli bir duruma ulaşmak
The situation has come to this
Durum bu hale geldi
ayılmak
bilincini tekrar kazanmak
The patient finally came to
Hasta ayıldı
kendine gelmek
baygınlıktan sonra tekrar bilincini kazanmak
He came to after the accident
Kazadan sonra kendine geldi
aklı başına gelmek
zihinsel olarak normale dönmek
He has finally come to his senses
Sonunda aklı başına geldi
gözünü açmak
bayıldıktan sonra bilincini geri kazanmak
She came to after a few minutes
Birkaç dakika sonra gözünü açtı
hatırlamak
bir şeyi aniden düşünmeye başlamak
The name came to me
İsmi hatırladım
sonuçlanmak
belirli bir duruma varmak
The talks came to nothing
Görüşmeler sonuçsuz kaldı
tutmak
belirli bir miktara ulaşmak
The bill came to fifty dollars
Hesap elli dolar tuttu
ziyaret etmek
birini görmek için bir yere gitmek
They came to see us
Bizi ziyaret etmeye geldiler
küstah
Sahnedeotoriteye karşı saygısız davranan
He was fired for his insolent behavior towards his boss
Patronuna karşı gösterdiği küstah davranış nedeniyle kovuldu
tam olarak
Sahnedetam ve kesin bir şekilde
The meeting starts at 9:00 precisely
Toplantı tam olarak saat 9:00'da başlıyor
şaşırmış
Sahnedebeklenmedik bir durum karşısında hissedilen şok veya hayret
He was surprised to see her
Onu gördüğüne şaşırdı
şaşırmış
beklenmedik bir durum karşısında hayret hissetmek
I was surprised to see her
Onu gördüğüme şaşırdım
şaşırtmak
birinin hayret etmesine neden olmak
The result surprised me
Sonuç beni şaşırttı
beklenmedik
önceden haber verilmeyen veya şaşırtmak amacıyla yapılan
The visit was a surprised event
Ziyaret beklenmedik bir etkinlikti
şaşırmış
bir şeye karşı duyulan hayret veya şaşkınlık hissi
I am surprised by your success
Başarına şaşırdım
şoke olmuş
beklenmedik bir durum karşısında hissedilen şaşkınlık
He was shocked by the bad news
Kötü haber karşısında şoke oldu
irkilmiş
aniden gelen şok veya şaşkınlık tepkisi
The loud noise startled the dog
Yüksek ses köpeği irkiltti
karalamak
Sahnedehızlı ve özensiz bir şekilde yazmak
He scribbled a note
Bir not karaladı
hızla geçmek
Sahnedebir yüzey boyunca hızla ve güçlü şekilde hareket etmek
The wind swept across the field
Rüzgar tarlanın üzerinden hızla geçti
süpürmek
bir yüzeyi fırçalayarak temizlemek
Please sweep the floor
Lütfen yerleri süpür
piyango
insanların ödül kazanma şansı için bilet satın aldığı bir kumar türü
They organized a sweep for charity
Yardım için bir piyango düzenlediler
gizlemek
bir sorunu veya gerçeği saklamaya çalışmak
They tried to sweep the scandal under the rug
Skandalı gizlemeye çalıştılar
sürüklemek
birini veya bir şeyi güçlü bir şekilde yerinden etmek
The flood swept the car away
Sel arabayı sürükleyip götürdü
yere sermek
birini aniden düşürmek
The wave swept him off his feet
Dalga onu ayağından edip yere serdi
hızla çekmek
birini veya bir şeyi hızlı ve şiddetli bir hareketle ilerletmek
She swept the child into her arms
Çocuğu hızla kucağına aldı
baca temizleyicisi
bacaları temizlemekle görevli kişi
The chimney sweep climbed up to the roof
Baca temizleyicisi çatıya tırmandı
sonları
Sahnedebir dönemin bitişine yakın
It happened in the late nineties
Doksanlı yılların sonlarında oldu
merhum
artık hayatta olmayan
His late father was a doctor
Merhum babası doktordu
geç
zamanında olmayan
I am late for work
İşe geç kaldım
son
yakın zamanda gerçekleşen veya yapılan
These are late reports
Bunlar son raporlar
geç
zamanından sonra olan
I was late for the meeting
Toplantıya geç kaldım
bir yer
Sahnedebilinmeyen veya belirtilmemiş bir konum
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yerde bıraktım
bir yerde
belirlenmemiş veya bilinmeyen bir yer
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yere bıraktım
bir yer
bilinmeyen veya belirtilmemiş bir mekan
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yerde bıraktım
feragatname
Sahnedebir haktan veya iddiadan vazgeçildiğini gösteren yasal belge
She signed a legal release
O yasal bir feragatname imzaladı
feragatname
resmi bir izin veya sorumluluktan kurtulma belgesi
Sign the release form
Feragatnameyi imzalayın
serbest bırakmak
bir şeyi serbest bırakmak veya salıvermek
Please release the bird
Lütfen kuşu serbest bırakın
rahatlama
stres veya gerginlikten kurtulma hissi
Crying brought her a sense of release
Ağlamak ona bir rahatlama hissi getirdi
özgür
Sahnedekısıtlanmamış veya kontrol edilmeyen
The bird is free
Kuş özgür
ücretsiz
bedava olan veya ücret ödenmeyen
This water is free
Bu su ücretsiz
serbest bırakmak
birini veya bir şeyi tutulduğu ya da sıkıştığı yerden kurtarmak
They decided to free the bird from the cage
Kuşu kafesten serbest bırakmaya karar verdiler
muaf
bir şeyden kurtulmuş veya bir şeye sahip olmayan
He is free from pain
O acıdan muaftır
müsait
yapacak işi veya zorunluluğu olmayan
I am free this afternoon
Bu öğleden sonra müsaitim
hiçbir şekilde
Sahnedevurgu yapmak için kullanılır
I have no doubt whatsoever
Hiçbir şüphem yok
her ne olursa olsun
herhangi bir şeyi vurgulamak için kullanılır
Any help whatsoever is welcome
Her ne şekilde olursa olsun her türlü yardım hoş karşılanır
merhaba
Sahnedeselam vermek için kullanılır
Hello, how are you
Merhaba, nasılsın
yahu
şaşkınlık veya inanmazlık belirtmek için kullanılır
Hello? Are you kidding
Yahu, şaka mı yapıyorsun
bağışıklı
Sahnedebir şeye karşı dirençli olan veya etkilenmeyen
Some people are immune to this disease
Bazı insanların bu hastalığa karşı bağışıklığı vardır
zeki
Sahnedeçabuk öğrenen veya anlayan
She is a clever student
O zeki bir öğrencidir
zeki
bir şeyi çabuk kavrayan veya düşünen
He is a clever student
O zeki bir öğrenci
katlanmak
Sahnedehoş olmayan bir şeye tahammül etmek
I cannot put up with this noise
Bu gürültüye katlanamıyorum
hizmet etmek
Sahnedebir masadaki kişilere yiyecek ve içecek getirmek
He waits on customers in the cafe
Kafede müşterilere hizmet ediyor
beklemek
bir olayın veya kişinin gelmesini beklemek
I will wait on the final report
Nihai raporu bekleyeceğim
beklemede kalmak
birinin gelmesini ya da bir şeyin gerçekleşmesini beklemek
Please wait on the bus to arrive
Lütfen otobüsün gelmesini bekle
için
Sahnedebir amaçla
I study hard in order to pass the exam
Sınavı geçmek için çok çalışıyorum
amacıyla
bir şeyi yapmayı mümkün kılmak
I study hard in order to pass the exam
Sınavı geçmek için çok çalışıyorum
kesinlikle
Sahnedehiç şüphe olmadan
He will surely win
Kesinlikle kazanacak
çok
Sahnedebüyük ölçüde
I am awfully sorry
Çok üzgünüm
mademki
Sahnedebir durum gerçekleştiği için
Now that you are here, we can start
Madem buradasın, başlayabiliriz
mademki
yeni bir durum nedeniyle bir şeyin doğru olduğunu açıklamak için kullanılır
Now that you are here we can start
Mademki buradasın başlayabiliriz
karıştırmak
Sahnedebirini veya bir şeyi başka bir şeyle karıştırmak
I mistook him for his brother
Onu kardeşiyle karıştırdım
hissetmek
Sahnedefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
düşünmek
bir şeyin olduğuna dair inanca sahip olmak
I feel that you are right
Haklı olduğunu düşünüyorum
endişeli
kendine güvenmeyen veya emin olamayan his
I feel anxious about the test
Sınav hakkında endişeli hissediyorum
hatırlatmak
birine bir şeyi anımsatmak
This song makes me feel my childhood
Bu şarkı bana çocukluğumu hatırlatıyor
itiraf etmek
bir şeyin doğru olduğunu söylemek
She felt her mistake to everyone
O hatasını herkese itiraf etti
hissetmek
fiziksel veya duygusal bir duyguya sahip olmak
I feel happy today
Bugün mutlu hissediyorum
minnettar olmak
çok şanslı veya müteşekkir hissetmek
I feel grateful for your help
Yardımın için minnettar hissediyorum
sezgi
bir şeyi düşünmeden anlama yeteneği
She has a feel for music
Onun müzik için bir sezgisi var
hava
bir şeyin genel karakteri veya atmosferi
The room has a cozy feel
Odanın rahat bir havası var
sezmek
bir şeyin doğasını anlamak
I could feel his anger
Onun öfkesini sezebiliyordum
düşünmek
bir fikir veya tutuma sahip olmak
I feel that we should go
Gitmemiz gerektiğini düşünüyorum
olmak
Sahnedebir şey olmaya başlamak
She wants to become a doctor
O doktor olmak istiyor
haline getirmek
bir şeyi başka bir şeye çevirmek
Heat makes water become steam
Isı suyu buhar haline getirir
yakışmak
bir kıyafetin birinde güzel durması
That dress really becomes you
O elbise sana gerçekten yakışıyor
olmak
bir şey haline gelmeye başlamak
She wants to become a teacher
O öğretmen olmak istiyor
haline gelmek
yeni bir duruma bürünmek
The weather will become cold
Hava soğuk bir hal alacak
dönüşmek
bir şeyden başka bir şeye geçmek
Water will become ice
Su buza dönüşecek
girmek
belirli bir duruma geçiş yapmak
He became angry
O öfkeye girdi
halini almak
bir durumun içine geçmek
The sky became dark
Gökyüzü karanlık halini aldı
başlamak
bir durumun başlangıcında olmak
It became sunny
Hava güneşli olmaya başladı
evrilmek
başka bir şekle dönüşmek
The situation has become worse
Durum daha kötüye evrildi
bilge
Sahnedetecrübe bilgi ve doğru karar verme yetisi olan
She is a very wise woman
O çok bilge bir kadındır
haberdar etmek
birine bilgi vermek
I will wise her up on the plan
Onu plan hakkında haberdar edeceğim
açısından
belirli bir konuyla ilgili olarak
Things are looking up career-wise
Kariyer açısından işler yolunda gidiyor
bilge
çok bilgili ve doğru kararlar veren kişi
The wise old man gave us advice
Bilge yaşlı adam bize tavsiye verdi
bozmak
Sahnedebir şeyi hatalı çalışacak şekilde kötü yönde değiştirmek
The virus corrupted the file
Virüs dosyayı bozdu
yozlaşmış
kişisel çıkar için kuralları çiğnemeye hazır
The government was corrupt
Hükümet yozlaşmıştı
bozuk
kötü bir şekilde değiştiği için artık düzgün çalışmayan
The data file is corrupt
Veri dosyası bozuk
yoldan çıkarmak
birini dürüst olmayan veya ahlaksız davranmaya yöneltmek
The bad influence corrupted the young boy
Kötü etki küçük çocuğu yoldan çıkardı
söylemek
Sahnedebir şeyi sözlü olarak ifade etmek
Can you say your name
Adını söyleyebilir misin
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
ünlem
birinin dikkatini çekmek için kullanılan söz
I say that is enough
Hey bu kadarı yeterli
fikrini belirtmek
bir düşünceyi ifade etmek
She says it is a good idea
O bunun iyi bir fikir olduğunu söylüyor
kabul etmek
bir şeyi onayladığını ifade etmek
She says yes to the plan
Planı kabul ediyor
örneğin
kaba bir tahmin belirtirken kullanılan söz
Let us say we leave at five
Örneğin saat beşte çıkalım
bahse girmek
biriyle iddiaya tutuşmak
I say they will win
Onların kazanacağına bahse girerim
söylemek
birine sözlerini iletmek
Tell her I am ready
Hazır olduğumu ona söyle
ifade etmek
bir duyguyu kelimelerle anlatmak
Words cannot express my joy
Kelimeler neşemi ifade edemez
dile getirmek
sözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
bahsetmek
bir konudan söz etmek
They mentioned the accident
Kazadan bahsettiler
söz hakkı
görüş bildirme yetkisi
You have a say here
Burada söz hakkın var
demek
kelimeleri sesli olarak kullanmak
What did you say
Ne dedin
konuşmak
iletişim kurmak için kelimeler kullanmak
He spoke to his friend
Arkadaşıyla konuştu
belirtmek
kesin veya resmi şekilde konuşmak
The law states that clearly
Kanun bunu net şekilde belirtiyor
öne sürmek
bir düşünceyi veya inancı belirtmek
She says he is honest
Onun dürüst olduğunu öne sürüyor
önermek
bir fikir veya plan sunmak
I suggest we wait
Beklememizi öneriyorum
sohbet etmek
bir konu hakkında konuşmak
We were just talking
Sadece sohbet ediyorduk
plan
Sahnedebir şeyi yapmak için oluşturulan sistem veya düzenleme
The company has a new training scheme
Şirketin yeni bir eğitim planı var
tezgahlamak
gizli planlar yapmak
They schemed to win the election
Seçimi kazanmak için tezgah kurdular
entrika
birine zarar vermek veya sahtekarlık yapmak amacıyla gizli plan yapma
He devised a clever scheme to cheat
Hile yapmak için zekice bir entrika kurdu
niyet
Sahnedeyapmak veya başarmak istenen şey
My intention is to learn English
Niyetim İngilizce öğrenmek
iyi
Sahnedeyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
ince
kalın olmayan
The pen has a fine tip
Kalemin ince bir ucu var
iyi
sağlığı yerinde veya zarar görmemiş olan
I am feeling fine today
Bugün kendimi iyi hissediyorum
iyi
yeterince iyi veya tatmin edici
The weather is fine today
Bugün hava iyi
kabul edilebilir
yeterli veya uygun
This plan is fine with me
Bu plan benim için kabul edilebilir
kaliteli
çok iyi nitelikli
This is a fine cloth
Bu kaliteli bir kumaş
üstün
çok yüksek nitelikte
They have fine taste in art
Sanat konusunda üstün bir zevkleri var
sağlıklı
iyi bir sağlık veya durum içinde
I am fine thank you
İyiyim teşekkür ederim
ceza
ceza olarak ödenmesi gereken para
He had to pay a fine
Bir ceza ödemek zorunda kaldı
ince yazılı
bir belgede küçük puntoyla yazılanlar
Read the fine print carefully
İnce yazıları dikkatlice oku
seçkin
çok yüksek kalitede
A fine specimen of the plant
Bitkinin seçkin bir örneği
zinde
iyi bir sağlık durumu içinde
She is feeling fine today
Bugün kendini zinde hissediyor
gardırop
Sahnedebir kişinin sahip olduğu tüm kıyafetler
She updated her winter wardrobe
Kışlık gardırobunu yeniledi
gardırop
kıyafetlerin asıldığı yüksek bir mobilya
Put your clothes in the wardrobe
Kıyafetlerini gardıroba koy
yaptırmak
Sahnedebirini bir işi yapmaya neden olmak
She is making me clean the room
O bana odayı temizletiyor
yapma
bir şeyi üretmek veya oluşturmak
She is making a cake
O bir pasta yapıyor
kazanmak
bir işten para elde etmek
She is making a lot of money
O çok para kazanıyor
nitelik
bir şeye katkıda bulunan özellik
He has the making of a champion
O şampiyon olma niteliğine sahip
hazırlamak
bir şey için hazırlık yapmak
I am making plans for the trip
Gezi için plan yapıyorum
yapmak
bir şeyi üretmek veya oluşturmak
She is making a cake
O bir pasta yapıyor
yapım
bir şeyi oluşturma süreci
We watched the making of this film
Bu filmin yapımını izledik
ilerleme
bir hedefe doğru ilerleme eylemi
We are making progress on the project
Projede ilerleme kaydediyoruz
varis
Sahnedebiri öldüğünde mal varlığını devralacak kişi
He is the only heir to his father's fortune
O babasının servetinin tek varisidir
varis
bir unvanı mülkü veya makamı devralacak kişi
He is the sole heir to the family fortune
Aile servetinin tek varisi odur
hemfikir olmak
Sahnedebiriyle aynı görüşü paylaşmak
We agree on this point
Bu noktada hemfikiriz
hemfikir olmak
birisiyle aynı düşünceye sahip olmak
I agree with you
Seninle hemfikirim
katılmak
birisiyle aynı düşünceye sahip olmak ya da bir şeyi kabul etmek
I agree with your plan
Planına katılıyorum
ulaşmak
Sahnedebir yere varmak
We arrived at the hotel
Otele ulaştık
gecikmek
planlanan zamandan sonra varmak
The train will arrive late
Tren geç varacak
varmak
bir yere ulaşmak
We will arrive at the station soon
İstasyona yakında varacağız
gecikmek
bir yere vaktinde ulaşamamak
Do not arrive late for the class
Derse geç kalmayın
ulaşmak
bir noktaya varmak
They arrived at the city at noon
Şehre öğleyin ulaştılar
öneri
Sahnededeğerlendirilmesi için sunulan fikir veya plan
Do you have any suggestions
Hiç öneriniz var mı
öneri
yapılması veya seçilmesi gereken şey hakkında sunulan fikir
I have a good suggestion
İyi bir önerim var
tavsiye
yapılması veya seçilmesi gereken şey hakkında verilen öğüt
Please follow my suggestion
Lütfen tavsiyeme uy
kavga
Sahnedeiki kişi arasındaki fiziksel veya sözlü çatışma
They had a big fight yesterday
Dün büyük bir kavga ettiler
tarz
bir şeyi yapma veya ifade etme biçimi
Her fight is very unique
Onun tarzı çok özgün
azim
güçlü ve kararlı olma niteliği
She showed great fight today
Bugün büyük bir azim gösterdi
mücadele etmek
bir şeyi durdurmak veya engellemek için çok çabalamak
We must fight the disease
Hastalıkla mücadele etmeliyiz
tartışmak
biriyle öfkeli bir anlaşmazlık yaşamak
They often fight about money
Para konusunda sık sık tartışırlar
kavga
insanlar arasındaki öfkeli anlaşmazlık
I heard a fight in the street
Sokakta bir kavga duydum
savaşmak
bir kavgada veya savaşta yer almak
Soldiers fight to protect their country
Askerler ülkelerini korumak için savaşırlar
mücadele etmek
resmi bir yarışmaya veya kampanyaya katılmak
They will fight for the title
Unvan için mücadele edecekler
çabalamak
zor bir şeyi yapmak için büyük gayret göstermek
She had to fight to finish her work
İşi bitirmek için çabalaması gerekti
karşı koymak
bir şeyi durdurmak veya değiştirmek için çok uğraşmak
We must fight against climate change
İklim değişikliğine karşı koymalıyız
düz
Sahnedeeğrisi veya bükümü olmayan
Draw a straight line
Düz bir çizgi çiz
dürüst
doğrudan ve doğru sözlü
Give me a straight answer
Bana dürüst bir cevap ver
heteroseksüel
karşı cinse cinsel ilgi duyan
He is straight
O heteroseksüel
aralıksız
durmadan veya ara vermeden
I worked for three hours straight
Üç saat aralıksız çalıştım
dümdüz
yön değiştirmeden veya durmadan ilerleyen
Go straight to your home
Evine dümdüz git
telafi etmek
Sahnedebir eksikliği veya kaybı gidermek
He tried to compensate for his mistake
Hatasını telafi etmeye çalıştı
tazmin etmek
bir hizmetin veya kaybın maddi bedelini ödemek
The company will compensate you for the delay
Şirket gecikme için sizi tazmin edecek
telafi etmek
bir hatayı veya olumsuzluğu gidermek
He gave me a gift to compensate for his mistake
Hatasını telafi etmek için bana bir hediye verdi
açık
Sahnedegörülmesi veya anlaşılması kolay
The answer is obvious
Cevap açık
keyif
Sahnedemutluluk veya tatmin duygusu
Reading books gives me great pleasure
Kitap okumak bana büyük bir keyif verir
turistik yer
Sahnedeinsanların ziyaret etmekten hoşlandığı yer
The museum is a popular attraction
Müze popüler bir turistik yerdir
çekicilik
insanların ilgisini çeken özellik
The city has a special attraction
Şehrin özel bir çekiciliği var
kulak
Sahnedeişitmemizi sağlayan organ
I have two ears
İki kulağım var
kulak
bir şeyi anlama veya ayırt etme yeteneği
She has a good ear for music
Müziğe iyi bir kulağı var
kulak
bir şeyi fark etme veya değerlendirme yeteneği
She has a good ear for music
Onun iyi bir müzik kulağı var
erişim
önemli bir kişiye ulaşma ve onu etkileme yetisi
She has the ear of the director
Onun müdüre doğrudan erişimi var
de değil
Sahnedeolumsuz bir ifadenin başkası için de geçerli olduğunu belirtir
I don't like it. Neither do I
Sevmiyorum. Ben de sevmiyorum
hiçbiri
iki seçenekten hiçbirini değil
Neither book is good
İki kitap da iyi değil
hiçbiri
iki kişiden veya şeyden hiçbiri
Neither of the students is here
Öğrencilerin hiçbiri burada
ikisi de değil
iki durumdan hiçbiri
The box is neither big nor small
Kutu ne büyük ne de küçük
meraklı
Sahnedeyeni şeyler öğrenmeye istekli
He is a curious student
O, meraklı bir öğrencidir
gizlice izlemek
Sahnedebirini gizlice takip etmek veya gözetlemek
They used a camera to spy on him
Onu gizlice izlemek için bir kamera kullandılar
gizlice izlemek
birini haberi olmadan izlemek
He tried to spy on his neighbors
Komşularını gizlice izlemeye çalıştı
gözetlemek
birini fark ettirmeden takip etmek
The detective decided to spy on the suspect
Dedektif şüpheliyi gözetlemeye karar verdi
fiziksel
Sahnedevücutla ilgili olan
He is in good physical health
Fiziksel sağlığı yerinde
maddi
Sahnederuhsal olmayan, maddeyle ilgili
The physical world is complex
Fiziksel dünya karmaşıktır
sağlık kontrolü
bir kişinin vücudunun tıbbi muayenesi
I need to go for my yearly physical
Yıllık sağlık kontrolüme gitmem gerekiyor
fiziksel
vücut ile ilgili olan
He needs physical exercise daily
Günlük fiziksel egzersize ihtiyacı var
devam
Sahnedebir şeyin sürdürülmesi eylemi
We are waiting for the continuation of the story
Hikayenin devamını bekliyoruz
anlam
Sahnedebelirli bir mana veya yorum
This word has another sense
Bu kelimenin başka bir anlamı var
mantıklı
makul veya anlaşılabilir olmak
It makes sense
Bu mantıklı
duyu
vücudun dünyadan bilgi almasını sağlayan beş yoldan biri
Sight is a sense
Görme bir duyudur
hissetmek
bir şeyin farkına varmak
I sense that something is wrong
Bir şeylerin yanlış olduğunu hissediyorum
his
bir duygu veya farkındalık
I have a sense of relief
Bir rahatlama hissi içindeyim
mantık
açık veya makul olma özelliği
What you said makes sense
Söylediklerin mantıklı geliyor
hissetmek
bir şeyin farkına varmak
I can sense his fear
Onun korkusunu hissedebiliyorum
beklemek
Sahnedebir şey olana kadar bir yerde durmak
I am waiting for the bus
Otobüsü bekliyorum
beklemek
birinin gelmesini veya bir şeyin olmasını bekleyerek bir yerde durmak
I wait for the bus
Otobüsü bekliyorum
sabırsızlıkla beklemek
bir şeyin olmasını heyecanla istemek
I am waiting for my vacation
Tatilimi sabırsızlıkla bekliyorum
uzak
Sahnedeyakın veya bağlantılı olmayan
We are distant relatives
Biz uzak akrabayız
uzak
bir şeye çok uzak olan
The stars are very distant
Yıldızlar çok uzaktır
mesafeli
arkadaş canlısı olmayan veya soğuk davranan
He seemed distant and cold
Mesafeli ve soğuk görünüyordu
hayvanlar
Sahnedehareket edebilen ve hisleri olan canlılar
Animals can feel emotions
Hayvanlar duygu hissedebilir
hayvanlar
bitki olmayan canlı varlık
I love animals
Hayvanları severim
hayvanlar
bitki olmayan canlılar
There are many animals in the forest
Ormanda birçok hayvan var
hayvanlar
hareket edebilen ve hissedebilen canlı varlık
We saw many wild animals at the zoo
Hayvanat bahçesinde birçok vahşi hayvan gördük
hitap etmek
Sahnedebirine konuşmak veya bir şeyi birine göndermek
He addressed the crowd
Kalabalığa hitap etti
ele almak
bir sorunu veya soruyu düşünmek ve çözmeye başlamak
We need to address the issue
Bu sorunu ele almamız gerekiyor
adres
birinin yaşadığı veya çalıştığı yer
What is your home address
Ev adresin nedir
konuşma
bir dinleyici kitlesine yapılan resmi konuşma
The president gave an address
Başkan bir konuşma yaptı
duygulandırmak
Sahnedebirini güçlü duygular hissetmeye yöneltmek
Her story really moved me
Hikayesi beni gerçekten duygulandırdı
hamle
yapılan bir eylem veya adım
It was a smart move
Akıllıca bir hamleydi
hareket etmek
bir yerden başka bir yere gitmek
Please move your car
Lütfen arabanızı hareket ettirin
film
sinemada veya televizyonda gösterilen bir hikaye
I watched a great movie last night
Dün gece harika bir film izledim
hareket etmek
bir yerden başka bir yere gitmek
He started to move to the door
Kapıya doğru hareket etmeye başladı
ertelemek
bir etkinliğin tarihini veya saatini değiştirmek
They moved the meeting to Friday
Toplantıyı cumaya ertelediler
hareket halinde
yer değiştiren veya kımıldayan
The train is finally moving
Tren sonunda hareket ediyor
teklif etmek
bir planı veya fikri tartışma için resmi olarak sunmak
I move that we end the meeting
Toplantıyı bitirmeyi teklif ediyorum
taşınmak
bir yerden başka bir yere yerleşmek
We are going to move to a new house
Yeni bir eve taşınacağız
hızla satılmak
genellikle düşük fiyata hızlıca elden çıkarılmak
These cheap goods move very fast
Bu ucuz ürünler hızla satılıyor
yerini değiştirmek
bir şeyi bir yerden başka bir yere nakletmek
Can you move your chair please
Lütfen sandalyenin yerini değiştirebilir misin
değiştirmek
Sahnedebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
para üstü
ödemeden sonra geri alınan miktar
You forgot your change
Para üstünü unuttun
konu değişimi
konuşulan temayı başka bir şeye çevirme
It is time for a change of topic
Konu değişimi zamanı geldi
değişim
bir şeyin başkalaşmasıyla ortaya çıkan yeni durum
There was a big change in the weather
Havada büyük bir değişim oldu
değiştirmek
bir şeyi farklı hale getirmek
I need to change the plan
Planı değiştirmem gerekiyor
değişmek
farklı hale gelmek
The weather is starting to change
Hava değişmeye başlıyor
üstünü değiştirmek
farklı kıyafetler giymek
Please change before we leave
Gitmeden önce lütfen üstünü değiştir
bozuk para
küçük metal para şeklindeki para
I have some change in my pocket
Cebimde biraz bozuk para var
aktarma yapmak
bir araçtan diğerine geçmek
I have to change trains there
Orada tren değiştirmem gerekiyor
değişiklik
yeni bir durum veya farklılık
This is a big change for us
Bu bizim için büyük bir değişiklik
kıyafet değiştirmek
kendine farklı kıyafetler giymek
She went to change for the party
Partiye gitmek için kıyafet değiştirdi
yenisiyle değiştirmek
eski bir eşyayı yenisiyle yenilemek
I need to change the battery
Pili değiştirmem gerekiyor
müzikal
şarkı ve dans içeren oyun veya film
We saw a change at the theater
Tiyatroda bir müzikal izledik
katılmak
Sahnedebir grubun parçası olmak
I want to join the club
Kulübe katılmak istiyorum
eşlik etmek
Sahnedebirinin yanına gitmek
Join us for lunch
Öğle yemeği için bize katılın
evlendirmek
evlilik yoluyla birleştirmek
The priest joined them in marriage
Rahip onları evlilikle birleştirdi
birleştirmek
iki şeyi birbirine bağlamak
Please join these two pieces of rope
Lütfen bu iki ip parçasını birleştirin