

Bridgerton — Season 2 Episode 5
Kelimeler ve anlamları
873 kelime
Seviye
yıl
Sahnede12 ay veya 365 gün süren takvim dönemi
This year is 2024
Bu yıl 2024
yıl
12 aylık zaman birimi
Happy New Year
Mutlu yıllar
yıl
365 günlük zaman dilimi
It lasted five years
Beş yıl sürdü
hemfikir olmak
Sahnedebiriyle aynı görüşü paylaşmak
We agree on this point
Bu noktada hemfikiriz
hemfikir olmak
birisiyle aynı düşünceye sahip olmak
I agree with you
Seninle hemfikirim
katılmak
birisiyle aynı düşünceye sahip olmak ya da bir şeyi kabul etmek
I agree with your plan
Planına katılıyorum
söz konusu
Sahnedeüzerinde konuşulan veya ele alınan
The person in question left early
Söz konusu kişi erken ayrıldı
sonraki
Sahnedeşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
yandaki
bir şeye çok yakın veya onun yanında olan
She sat in the next seat
O yandaki koltukta oturdu
belirgin
Sahnedeaçık ve kolayca görülebilen
It was evident that she was happy
Mutlu olduğu belliydi
ev sahipliği yapmak
Sahnedebir etkinlik veya misafir için yer sağlamak
This city will play host to the event
Bu şehir etkinliğe ev sahipliği yapacak
üstlenmek
Sahnedebir işin sorumluluğunu gönüllü olarak kabul etmek
He will take upon himself the project management
Proje yönetimini üstlenecek
üstlenmek
bir işi kimse söylemeden yapmaya karar vermek
She took it upon herself to organize the event
Etkinliği organize etmeyi kendi üstlendi
ziyaret etmek
Sahnedebir yere belirli bir süre kalmak için gitmek
I will visit my grandmother tomorrow
Yarın büyükannemi ziyaret edeceğim
ziyaret etmek
birini görmeye gitmek ve onunla vakit geçirmek
I will visit my grandmother
Babaannemi ziyaret edeceğim
musallat olmak
birine kötü bir durum veya sıkıntı vermek
The sickness visited the small town
Hastalık küçük kasabaya musallat oldu
ziyaret
birini veya bir yeri görmek için yapılan kısa gezi
This visit was very nice
Bu ziyaret çok güzeldi
ziyaret etmek
birini görmek için yanına gitmek
I will visit my friend today
Bugün arkadaşımı ziyaret edeceğim
göndermek
Sahnedebirini veya bir şeyi bir yere gitmeye yöneltmek
I will send him to school
Onu okula göndereceğim
göndermek
bir mesajı veya nesneyi başkasına ulaştırmak
I will send an email to him
Ona bir e-posta göndereceğim
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I send to do this
Bunu yapmaya niyetleniyorum
göndermek
bir şeyi veya birini bir yere ulaştırmak amacıyla yola çıkarmak
Please send the letter to my house
Lütfen mektubu evime gönder
göndermek
bir şeyi bir yere ulaştırmak
He sent the documents to the office
Belgeleri ofise gönderdi
postalamak
bir mektup veya paketi yollamak
She sent a letter to her friend
Arkadaşına bir mektup postaladı
geri göndermek
bir şeyi geldiği yere yollamak
I will send the item back
Ürünü geri göndereceğim
uzun bir yol
Sahnedeiki nokta arasındaki büyük uzaklık
It is a long way to the station
İstasyona uzun bir yol var
önemli mesafe
büyük bir ilerleme veya etki
She has come a long way in her studies
Çalışmalarında önemli bir mesafe katetti
büyük ilerleme
bir konuda kat edilen büyük gelişme
Technology has come a long way
Teknoloji büyük bir ilerleme kaydetti
örnek
Sahnedebir şeyi açıklamak için kullanılan somut durum
Give me an example
Bana bir örnek ver
örnek
bir şeyin neye benzediğini gösteren şey
Can you give me an example
Bana bir örnek verebilir misin
cevap
Sahnedebir soruya verilen yanıt
I am waiting for your answer
Cevabını bekliyorum
çözüm
bir sorunu çözmenin doğru yolu
I found the answer to the puzzle
Bulmacanın çözümünü buldum
cevap
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
The answer is not correct
Cevap doğru değil
yanıt
bilgi almak için kullanılan cümle veya ifade
I need an answer to this question
Bu soruya bir yanıt bekliyorum
cevap
bir sorguya verilen yanıt
I have the answer to your inquiry
Sorguna bir cevabım var
cevaplamak
bir telefon çağrısına veya mesaja karşılık vermek
Please answer the phone
Lütfen telefonu cevapla
yanıt
bir soruya verilen karşılık
This is the correct answer
Bu doğru yanıt
aydınlatmak
Sahnedebirine bilgi vermek veya durumu açıklamak
Please enlighten me about this topic
Lütfen bu konu hakkında beni aydınlat
neredeyse hiç
Sahnedeçok az veya neredeyse hiç
I can hardly hear you
Seni neredeyse hiç duyamıyorum
personel
Sahnedebir kurumda çalışan insanların tümü
The staff is very helpful
Personel çok yardımsever
asa
yürümeye yardımcı olması için kullanılan uzun tahta
He used a wooden staff for walking
Yürümek için tahta bir asa kullandı
personel
bir kurumda çalışan kişiler
The hotel staff was very helpful
Otel personeli çok yardımseverdi
yapamamak
Sahnedebir şeyi yapmaya gücü yetmemek
I cannot swim
Yüzemem
durum
Sahnedebelirli bir zaman veya olay
It was a special occasion
Bu özel bir durumdu
neden olmak
bir şeyin gerçekleşmesine sebep olmak
His comments occasioned much debate
Yorumları çok tartışmaya neden oldu
düşünmek
Sahnedebir konu üzerinde dikkatlice düşünmek
I will consider your offer
Teklifinizi düşüneceğim
saymak
bir şeyi belli bir şekilde görmek veya kabul etmek
I consider him a friend
Onu bir arkadaşım olarak görüyorum
dikkate almak
bir karar verirken belirli bir durumu düşünmek
You should consider the cost before buying it
Satın almadan önce maliyeti dikkate almalısın
aramak
Sahnedebir şeyi bulmaya çalışmak
He is seeking a new job
Yeni bir iş arıyor
aramak
bir şeyi bulmak için çaba sarf etmek
They seek a solution
Bir çözüm arıyorlar
aramak
birini veya bir şeyi bulmaya çalışmak
He is seeking his lost cat
Kaybolan kedisini arıyor
elde etmeye çalışmak
bir şeyi başarmak için çabalamak
She seeks a better future
Daha iyi bir gelecek elde etmeye çalışıyor
önce
Sahnedeşimdiden önce veya geçmişte
I saw him two days ago
Onu iki gün önce gördüm
önce
şimdiye göre geçmişte kalmış zaman
I arrived an hour ago
Bir saat önce geldim
fazlasıyla
Sahnedeçok büyük bir derecede
We were sorely disappointed by the news
Habere fazlasıyla üzüldük
en sevilen
Sahnedediğerlerinden daha çok sevilen
Blue is my favorite color
Mavi benim en sevdiğim renktir
huzursuz
Sahnedekaygılı veya rahat olmayan
He felt ill at ease in the large crowd
Kalabalıkta kendini huzursuz hissetti
boğuşmak
Sahnedezor bir durumla veya sorunla başa çıkmaya çalışmak
He is wrestling with a difficult decision
Zor bir kararla boğuşuyor
heyecan
Sahnedemutluluk veya heyecanın verdiği güçlü duygu
I love the thrill of speed
Hızın verdiği heyecanı seviyorum
heyecanlandırmak
birini çok mutlu veya heyecanlı hissettirmek
The news thrilled her
Haber onu heyecanlandırdı
kalmak
Sahnedebir yerde bulunmaya devam etmek
Please remain in your seats
Lütfen koltuklarınızda kalın
kalmak
varlığını sürdürmek veya aynı durumda kalmak
He remained silent
Sessiz kaldı
kalıntı
ölen bir kişinin bedeni veya parçası
The remains were found in the woods
Kalıntılar ormanda bulundu
kalmak
bir durumda varlığını sürdürmek
The temperature will remain the same
Sıcaklık aynı kalacak
artırmak
Sahnedebir şeyin miktarını veya değerini büyütmek
They added to their existing debt
Mevcut borçlarını artırdılar
eklemek
bir şeyi başka bir şeye katmak
Add some salt to the soup
Çorbaya biraz tuz ekle
dikkat eksikliği
odaklanmayı zorlaştıran bir bozukluk
He has ADD and struggles to focus
Onun dikkat eksikliği var ve odaklanmakta zorlanıyor
eklemek
daha fazla şey söylemek
He added that he will be late
Geç kalacağını da ekledi
eklemek
bir grubu veya koleksiyona bir şey dahil etmek
Please add your name to the list
Lütfen ismini listeye ekle
olmak
Sahnedemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
meydana gelmek
bir şeyin gerçekleşmesi
Something strange happened
Tuhaf bir şey oldu
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi
iyi
Sahnedeyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
buluşmak
Sahnedebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
Buluşmak
SahnedeBirisiyle veya bir şeyle bir araya gelmek
Let us meet at the park tomorrow
Yarın parkta buluşalım
benzemek
bir şeye benzer olmak
His words meet his actions
Sözleri davranışlarına benziyor
karşılamak
bir gereksinimi yerine getirmek
We must meet the requirements
Gereksinimleri karşılamalıyız
tanışmak
biriyle ilk defa bir araya gelmek
I want you to meet my friend
Arkadaşımla tanışmanı istiyorum
görünmek
gözle görülür veya fark edilir olmak
A strange scene met my eyes
Gözüme garip bir manzara göründü
birleşmek
bir araya gelip bütün oluşturmak
The two rivers meet here
İki nehir burada birleşiyor
müsabaka
insanların spor dallarında yarıştığı etkinlik
The swimming meet was exciting
Yüzme müsabakası heyecan vericiydi
buluşmak
bir yerde bir araya gelmek
We will meet at the park
Parkta buluşacağız
toplantı
insanların konuşmak veya çalışmak için bir araya geldiği planlı etkinlik
We have a business meet today
Bugün bir iş toplantımız var
meydana gelmek
bir şeyin vuku bulması veya ortaya çıkması
New challenges met him
Karşısına yeni zorluklar meydana geldi
karşılamak
bir ihtiyacı veya gerekliliği gidermek
This solution meets all requirements
Bu çözüm tüm gereksinimleri karşılıyor
geri çekmek
Sahnedebir şeyi geri almak
She withdrew her statement
İfadesini geri çekti
çekilmek
Sahnedebir yerden veya gruptan uzaklaşmak
The soldiers decided to withdraw from the city
Askerler şehirden çekilmeye karar verdi
para çekmek
banka hesabından para almak
I went to the bank to withdraw money
Para çekmek için bankaya gittim
önlemek
Sahnedebir şeyin olmasını engellemek
Vaccines prevent diseases
Aşılar hastalıkları önler
önemsemek
Sahnedebirine veya bir şeye değer vermek ya da onun için endişelenmek
I care about my friends
Arkadaşlarımı önemsiyorum
önemsemek
bir konu veya kişi hakkında endişelenmek
I care about my grades
Notlarımı önemsiyorum
değer vermek
birine karşı sevgi veya ilgi duymak
They care about each other
Birbirlerine değer veriyorlar
ilgilenmek
bir konu üzerinde kafa yormak
We care about this issue
Bu sorunla ilgileniyoruz
kaplumbağa
Sahnedesert kabuklu, yavaş hareket eden bir hayvan
The turtle moves slowly
Kaplumbağa yavaş hareket eder
kabuğuna çekilmek
korunmak için başı ve uzuvları içeri çekmek
The boy turtled when he saw the dog
Çocuk köpeği görünce kabuğuna çekildi
yavaşça ilerlemek
çok ağır hareket etmek
Traffic turtled along the highway
Trafik otoyolda çok yavaş ilerledi
turtle çikolatası
kaplumbağa şeklinde çikolata
She ate a chocolate turtle
O bir kaplumbağa çikolata yedi
endişelenmek
Sahnedebir konu hakkında sürekli kaygı duymak veya üzülmek
Do not fret about the small details
Küçük detaylar için endişelenme
hükümdar
Sahnedebir ülkeyi yöneten kral veya kraliçe
The sovereign signed the new law
Hükümdar yeni yasayı imzaladı
egemen
kendi kendini yönetme yetkisine sahip
The country is a sovereign nation
Ülke egemen bir ulustur
hükümdar
ülkeyi yöneten kral veya kraliçe
The sovereign lives in the palace
Hükümdar sarayda yaşıyor
hayal etmek
Sahnedebir şeyi çok istemek
I dream of becoming a doctor
Doktor olmayı hayal ediyorum
arzulamak
bir şeyi şiddetle istemek
He dreams of becoming a famous singer
O ünlü bir şarkıcı olmayı arzuluyor
hayal etmek
zihinde bir durum canlandırmak
I dream of a life without any worries
Hiçbir kaygı olmadan bir yaşam hayal ediyorum
hasretini çekmek
bir şeye kavuşmayı içtenlikle istemek
She dreams of seeing her family again
O ailesini tekrar görmenin hasretini çekiyor
eğlendirmek
Sahnedebirini mutlu veya ilgili tutmak
The clown entertained the children
Palyaço çocukları eğlendirdi
değerlendirmek
bir fikri veya olasılığı dikkate almak
He did not entertain the idea of leaving
Ayrılma fikrini değerlendirmedi
şaşırtmak
Sahnedebirini şaşkına çevirmek
You surprise me
Beni şaşırtıyorsun
sürpriz
Sahnedebeklenmedik şekilde gerçekleşen olay
That party was a big surprise
O parti büyük bir sürprizdi
sürpriz
beklenmedik bir durum anında söylenen söz
Surprise! I am here
Sürpriz! Buradayım
sürpriz
beklenmedik şekilde gerçekleşen
It was a surprise visit
Sürpriz bir ziyaretti
şaşırmak
beklenmedik bir durum karşısında hayrete düşmek
I am surprised by the gift
Hediyeye şaşırdım
şaşırtmak
birinin hayrete düşmesine sebep olmak
You surprised me with your arrival
Gelişinle beni şaşırttın
ürkütmek
birini aniden korkutarak şaşırtmak
The sudden noise surprised her
Aniden çıkan ses onu ürküttü
şaşkınlık
beklenmedik bir şey karşısında duyulan şok
She showed great surprise
Büyük bir şaşkınlık gösterdi
sürpriz
beklenmedik bir anda gerçekleşen olay veya hediye
We have a surprise for you
Senin için bir sürprizimiz var
dedikodu
Sahnedebaşkalarının özel hayatı hakkında konuşma
I don't like gossip
Dedikodudan hoşlanmam
dedikodu yapmak
başkaları hakkında özel bilgiler paylaşmak
They love to gossip
Dedikodu yapmayı severler
dedikodu
başkalarının özel hayatları hakkında yapılan gayriresmi konuşma
They love sharing gossip
Dedikodu yapmayı severler
dedikoducu
başkaları hakkında özel bilgileri paylaşmayı seven kişi
He is such a gossip
O çok dedikoducu biri
minnettar
Sahnedeşükran duyan veya teşekkür eden
I am grateful for your help
Yardımın için minnettarım
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
tanımak
birini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
o zamandan beri
Sahnedegeçmişteki bir zamandan şimdiye kadar
I have lived here ever since I was a child
Çocukluğumdan beri burada yaşıyorum
o zamandan beri
geçmişteki bir noktadan şu ana kadar sürekli olarak
I have lived here ever since
O zamandan beri burada yaşıyorum
haklar
Sahnedeyasal veya ahlaki olarak sahip olunan yetkiler
Everyone has human rights
Herkesin insan hakları vardır
yetkiler
bir şeyi yapabilmek için verilen yasal veya ahlaki izin
They have rights to edit the files
Dosyaları düzenleme yetkileri var
doğru
bir durumun olması gereken en uygun biçimi
You chose the right path
Doğru yolu seçtin
haklar
insanların sahip olmasına veya yapmasına izin verilen şeyler
Everyone has basic human rights
Herkes temel insan haklarına sahiptir
yasal haklar
yasal olarak yapmanıza veya sahip olmanıza izin verilen şeyler
You have rights under the law
Yasalar önünde haklarınız vardır
yetkiler
bir şeyi yapma konusundaki yasal güç
She has the rights to use the photo
Fotoğrafı kullanma yetkisi var
şüphe duymak
Sahnedebir şeyden emin olmamak
I doubt he will come
Geleceğinden şüphe duyuyorum
şüphelenmek
Sahnedebir şeyin doğruluğuna inanmamak
I doubt that
Bundan şüpheleniyorum
müzik grubu
müzik yapan topluluk
The band is very good
Müzik grubu çok iyi
şüphe
bir şeyin doğru olup olmadığından emin olamama hissi
I have some doubt about his story
Onun hikayesi hakkında biraz şüphem var
hayal etmek
Sahnedezihninde bir görüntü oluşturmak
Just imagine a world without war
Sadece savaşsız bir dünya hayal et
hayal etmek
zihinde bir resim veya görüntü oluşturmak
Imagine a beautiful beach
Güzel bir plaj hayal et
hayal etmek
zihninde bir görüntü oluşturmak
Imagine you are on a beach
Sahilde olduğunu hayal et
beceri
Sahnedebir şeyi iyi yapabilme yeteneği
Reading is an important skill
Okuma önemli bir beceridir
nişan
Sahnedeevlenmek için yapılan söz
Their betrothal was announced yesterday
Nişanları dün duyuruldu
nişanlamak
Sahnedeevlilik için sözlendirmek
They were betrothed in childhood
Çocukluklarında nişanlandılar
hata
Sahnededoğru olmayan şey
I made an error
Bir hata yaptım
gerçekleşmek
Sahnedebir olayın meydana gelmesi
The meeting will take place tomorrow
Toplantı yarın gerçekleşecek
gerçekleşmek
bir olayın meydana gelmesi veya bir etkinliğin düzenlenmesi
The concert will take place in the park
Konser parkta gerçekleşecek
gerçekleşmek
bir olayın meydana gelmesi
The meeting will take place tomorrow
Toplantı yarın gerçekleşecek
şefkat
Sahnedenazik ve şefkatli olma durumu
She looked at the baby with tenderness
Bebeğe şefkatle baktı
hassasiyet
bir yerin acıması veya dokunmaya karşı duyarlı olması
I felt tenderness in my injured ankle
İncinmiş ayak bileğimde hassasiyet hissettim
tam
Sahnedeher şeyi kapsayan
It was a total failure
Tam bir başarısızlıktı
tamamen
bütünüyle bir şekilde
I totally agree with you
Sana tamamen katılıyorum
pert etmek
bir araca onarılamayacak kadar hasar vermek
He totaled his car
Arabasını pert etti
toplam
bütün miktar veya sayı
The total is fifty
Toplam elli ediyor
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
He finally came to the city
Sonunda şehre vardı
varmak
Sahnedebelirli bir sonuca veya duruma ulaşmak
They finally came to an agreement
Sonunda bir anlaşmaya vardılar
yerleşmek
Sahnedebiriyle aynı evde oturmaya başlamak
They came to live in this house
Bu eve yaşamaya geldiler
tutmak
toplamı belli bir miktara ulaşmak
The bill comes to ten dollars
Fatura on dolar tutuyor
söz konusu olmak
belirli bir konuyla ilgili olmak
When it comes to cooking she is the best
Yemek pişirme söz konusu olduğunda en iyisi odur
farkına varmak
bir şeyi yavaşça anlamak
I slowly came to realize the truth
Yavaş yavaş gerçeğin farkına vardım
gelince
bir konu hakkında konuşmak
When it comes to cooking she is the best
Yemek pişirmeye gelince o en iyisidir
başvurmak
yardım veya bir şey istemek için birine gitmek
She came to me for advice
Tavsiye almak için bana başvurdu
yardımına gelmek
birine destek ya da yardım sunmak
She came to his aid when he fell
Düştüğünde onun yardımına geldi
kanaatine varmak
bir kişi ya da durum hakkında belirli bir görüşe sahip olmak
I have come to believe that he is honest
Onun dürüst olduğu kanaatine vardım
varmak
belirli bir toplam rakama ulaşmak veya bir karara varmak
The total bill comes to fifty dollars
Toplam hesap elli dolara varıyor
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak veya amaçlamak
How did you come to do that
Bunu yapmaya nasıl niyetlendin
değinmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
We will come to that topic later
O konuya sonra değineceğiz
gelmek
belirli bir yere ulaşmak
Please come to my office
Lütfen ofisime gel
ziyaret etmek
birinin yanına gidip vakit geçirmek
Please come to see me
Lütfen beni ziyarete gel
dikkatini çekmek
bir durumun veya bilginin birinin farkına varması
The mistake came to my notice yesterday
Hata dün dikkatimi çekti
yaklaşmak
bir kişiye veya yere doğru hareket etmek
The stranger came to me
Yabancı bana yaklaştı
varmak
bir yere ulaşmak
We finally came to the station
Sonunda istasyona vardık
gelmek
belirli bir amaç için bir yere ulaşmak
I came to help you
Sana yardım etmeye geldim
katılmak
bir etkinliğe veya yere gitmek
Did you come to the party
Partiye geldin mi
aklına gelmek
düşüncelerine girmek
The idea came to me
Fikir aklıma geldi
zihninde belirmek
aniden zihnine girmek
The thought came to him
Düşünce zihninde belirdi
noktaya gelmek
belirli bir duruma veya sonuca ulaşmak
We have come to the end
Sona geldik
hale gelmek
belirli bir duruma ulaşmak
The situation has come to this
Durum bu hale geldi
ayılmak
bilincini tekrar kazanmak
The patient finally came to
Hasta ayıldı
kendine gelmek
baygınlıktan sonra tekrar bilincini kazanmak
He came to after the accident
Kazadan sonra kendine geldi
aklı başına gelmek
zihinsel olarak normale dönmek
He has finally come to his senses
Sonunda aklı başına geldi
gözünü açmak
bayıldıktan sonra bilincini geri kazanmak
She came to after a few minutes
Birkaç dakika sonra gözünü açtı
hatırlamak
bir şeyi aniden düşünmeye başlamak
The name came to me
İsmi hatırladım
sonuçlanmak
belirli bir duruma varmak
The talks came to nothing
Görüşmeler sonuçsuz kaldı
tutmak
belirli bir miktara ulaşmak
The bill came to fifty dollars
Hesap elli dolar tuttu
ziyaret etmek
birini görmek için bir yere gitmek
They came to see us
Bizi ziyaret etmeye geldiler
ders
Sahnedebir grup insana verilen resmi konuşma
The professor gave a long lecture
Profesör uzun bir ders verdi
ders vermek
bir topluluğa yapılan resmi konuşma
The professor will lecture on history today
Profesör bugün tarih dersi verecek
azarlamak
birini kızgın veya eleştirel bir şekilde uyarmak
Do not lecture me about my mistakes
Hatalarım hakkında beni azarlama
ders vermek
bir gruba yapılan öğretici konuşma
The professor gave a lecture today
Profesör bugün ders verdi
ders vermek
birine uzun ve ciddi bir konuşma yapmak
He lectured me about my behavior
Davranışlarım hakkında bana ders verdi
uygunluk
Sahnedebir amaç için doğru veya uygun olma durumu
We checked the suitability of the candidate for this job
Adayın bu işe uygunluğunu kontrol ettik
şart
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesi için gereken durum
I accept the condition
Şartı kabul ediyorum
durum
Sahnedebir şeyin içinde bulunduğu hâl
The car is in good condition
Araba iyi durumda
rahatsızlık
tıbbi bir sorun veya hastalık
He has a heart condition
Kalp rahatsızlığı var
koşullandırmak
birini belirli şekilde davranmaya alıştırmak
The dog was conditioned to sit
Köpek oturmaya koşullandırıldı
altı peni
Sahnedealtı peni değerindeki eski İngiliz madeni parası
He paid sixpence for the newspaper
Gazete için altı peni ödedi
üstüne kalmak
Sahnedebir sorumluluğun birine kalması
The task fell to me
Görev bana kaldı
üstüne düşmek
Sahnedebir şeyin üzerine düşmek
He fell to the ground
Yere düştü
yenilmek
bir kişi veya grup tarafından ele geçirilmek
The city fell to the invaders
Şehir istilacılara yenildi
görev düşmek
birinin sorumluluğu veya görevi haline gelmek
The task falls to you
Bu görev sana düştü
kontrolüne girmek
birinin veya bir şeyin kontrolü altına girmek
The city fell to the enemy
Şehir düşmanın kontrolüne girdi
önemsiz
Sahnedeönemi veya değeri olmayan
They argued over a trivial matter
Önemsiz bir mesele yüzünden tartıştılar
izin vermek
Sahnedebirinin bir şeyi yapmasına izin vermek
Please allow me to explain
Lütfen açıklama yapmama izin verin
izin vermek
Sahnedebir şeyin yapılmasına onay vermek
They allowed us to go home
Eve gitmemize izin verdiler
yolculuk yapmak
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
They will journey across the country
Ülke genelinde yolculuk yapacaklar
yolculuk
bir yerden başka bir yere gitme eylemi
The journey took ten hours
Yolculuk on saat sürdü
yolculuk
bir hedefe ulaşmak için yaşanan uzun veya zorlu olaylar dizisi
Learning a new language is a long journey
Yeni bir dil öğrenmek uzun bir yolculuktur
rock grubu
ünlü bir amerikalı rock müzik grubu
I love listening to the band Journey
Journey grubunun şarkılarını dinlemeyi seviyorum
güçlü
Sahnedebüyük güce veya etkiye sahip olan
He is a powerful leader
O güçlü bir lider
köklü
Sahnedealışılmışın dışında ve çok farklı olan
They made radical changes to the plan
Plana köklü değişiklikler yaptılar
evli
Sahnedebir eşi olan
Are you married?
Evli misiniz?
bağlı
bir şeye veya fikre güçlü bir şekilde bağlı olma
He is married to his work
İşine çok bağlı
evli
bir eşi olan
They are a married couple
Onlar evli bir çift
evli
bir eşi olan
They have been married for ten years
Onlar on yıldır evliler
kutu
Sahnededüz kenarları olan bir kap
Put the books in the box
Kitapları kutuya koy
sınıflandırmak
birini belirli bir kategoriye koymak
They try to box people into categories
İnsanları kategorilere ayırmaya çalışıyorlar
boks yapmak
yumruklarla dövüşmek
They like to box on weekends
Hafta sonları boks yapmayı severler
paketlemek
bir şeyi kutunun içine koymak
Please box the items carefully
Lütfen eşyaları dikkatlice paketleyin
terim
Sahnedebelirli bir bağlamda kullanılan kelime veya ifade
This is a technical term
Bu teknik bir terimdir
şart
bir anlaşmanın kuralı veya parçası
The terms of the contract are fair
Sözleşmenin şartları adildir
dönem
belirli bir görev süresi veya zaman dilimi
His term in office ends soon
Görev süresi yakında doluyor
terim
dilde özel bir anlamı olan kelime veya ifade
This is a technical term
Bu teknik bir terimdir
adlandırmak
bir şeyi tanımlamak için belirli bir kelime veya ifade kullanmak
They termed the project a failure
Bu projeyi başarısızlık olarak adlandırdılar
ulaşmak
Sahnedebir yere varmak
We arrived at the hotel
Otele ulaştık
gecikmek
planlanan zamandan sonra varmak
The train will arrive late
Tren geç varacak
varmak
bir yere ulaşmak
We will arrive at the station soon
İstasyona yakında varacağız
gecikmek
bir yere vaktinde ulaşamamak
Do not arrive late for the class
Derse geç kalmayın
ulaşmak
bir noktaya varmak
They arrived at the city at noon
Şehre öğleyin ulaştılar
canı istemek
Sahnedebir şeyi istemek veya beğenmek
Do you fancy a cup of tea
Bir fincan çay ister misin
lüks
pahalı ve şık olan
They went to a fancy restaurant
Lüks bir restorana gittiler
hayal gücü
zihinde fikirler veya görüntüler yaratma yeteneği
It was just a flight of fancy
Bu sadece bir hayal ürünüydü
tatlı atıştırmalık
küçük tatlı yiyecek maddesi
I bought a sweet fancy at the shop
Dükkandan tatlı bir atıştırmalık aldım
lüks
pahalı veya çok kaliteli olan
He wore a fancy suit
O lüks bir takım elbise giydi
hoş
beklenmedik veya keyif verici
It was a fancy little gift
O hoş küçük bir hediyeydi
heves
zihindeki bir düşünce veya plan
It was just a passing fancy
Sadece geçici bir hevesti
sonuç
Sahnedebir sürecin veya olayın sonunda ortaya çıkan durum
We are waiting for the outcome of the test
Testin sonucunu bekliyoruz
başpiskopos
SahnedeHristiyan kilisesinde yüksek rütbeli piskopos
The archbishop led the ceremony
Başpiskopos töreni yönetti
başpiskopos
Hristiyan kilisesindeki kıdemli piskopos
The archbishop led the service
Başpiskopos ayini yönetti
yarışma
Sahnedeinsanların bir şeyi kazanmaya çalıştığı etkinlik
He won the photography competition
Fotoğrafçılık yarışmasını kazandı
rekabet
kazanmaya veya daha iyi olmaya çalışma eylemi
There is a lot of competition between the two companies
İki şirket arasında büyük bir rekabet var
kibar
Sahnedebaşkalarına karşı nazik ve saygılı davranan
He is a very polite boy
O çok kibar bir çocuk
bulmak
Sahnedebirinin veya bir şeyin nerede olduğunu öğrenmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
kurmak
Sahnedebir şeyi başlatmak veya oluşturmak
He founded a new company
Yeni bir şirket kurdu
bulmak
birinin veya bir şeyin nerede olduğunu öğrenmek
They found the lost dog
Kayıp köpeği buldular
karar vermek
yasal bir süreçte bir sonuca veya hükme ulaşmak
The court found that the agreement was invalid
Mahkeme sözleşmenin geçersiz olduğuna karar verdi
edinmek
Sahnedebir şeye sahip olmak
He got a new car
Yeni bir araba edindi
vardı
bir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
haline gelmek
değişip yeni bir duruma girmek
It got dark outside
Dışarısı karardı
zorunda olmak
bir şeyi yapmak mecburiyetinde olmak
I have got to go now
Şimdi gitmek zorundayım
dahil olmak
bir faaliyetin veya durumun parçası olmaya başlamak
I got into the project
Projeye dahil oldum
cesaret
zor veya korkutucu bir şeyi yapabilme gücü
He has got the nerve to ask
Sormaya cesareti var
girmek
bir yerin içine doğru gitmek
He got into the house
Eve girdi
sahip olmak
bir şeyi elinde bulundurmak
I have got a new car
Yeni bir arabaya sahibim
halletmek
bir durum veya sorunla ilgilenip çözüme kavuşturmak
I got the problem solved
Sorunu hallettim
şımartmak
birine gereğinden fazla iyi davranarak bencil olmasına yol açmak
She got the baby spoiled
Bebeği şımarttı
izlenim
bir kişi veya durum hakkında edinilen fikir veya his
I got the feeling you were angry
Kızgın olduğun izlenimine kapıldım
almak
bir şeye sahip olmaya başlamak
I got a letter today
Bugün bir mektup aldım
anlamak
bir şeyi doğru şekilde kavramak veya duymak
I finally got the message
Sonunda mesajı anladım
görmek
Sahnedebir şeyi fark etmek için gözlerini kullanmak
I can see you
Seni görebiliyorum
bak
birinin dikkatini çekmek için kullanılır
See here
Buraya bak
görüşmek
biriyle buluşmak veya ziyaret etmek
I will see you tomorrow
Yarın seninle görüşeceğim
anlamak
bir şeyi kavramak veya fark etmek
I see what you mean
Ne demek istediğini anlıyorum
ad
Sahnedekişinin kendisine verilen isim
What is your given name
Adın nedir
fedakarlık
Sahnededaha büyük bir amaç için vazgeçilen şey
It was a huge sacrifice
Bu büyük bir fedakarlıktı
feda etmek
bir amaç uğruna değerli bir şeyden vazgeçmek
He sacrificed his time for the team
Takım için zamanını feda etti
kurban etmek
bir tanrıya sunu olarak bir canlıyı öldürmek
People used to sacrifice animals
İnsanlar eskiden hayvan kurban ederlerdi
feda etmek
bir amaç uğruna değerli bir şeyden vazgeçmek
She sacrificed her career for her family
Kariyerini ailesi için feda etti
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
sadece
Sahnedebasit bir şekilde veya sadece
It is simply a matter of time
Bu sadece bir zaman meselesi
sadece
Sahnedesadece veya kolay bir şekilde
I simply wanted to help
Sadece yardım etmek istedim
basitçe
basit veya anlaşılır bir biçimde
She explained it simply
Bunu basitçe anlattı
kesinlikle
bir ifadeyi vurgulamak için kullanılır
It is simply amazing
Bu kesinlikle harika