

Bridgerton — 2. Sezon Bölüm 5
Kelimeler ve anlamları
873 kelime
Seviye
keyif almak
Sahnedebir şeyden zevk almak
I enjoy reading books
Kitap okumaktan keyif alırım
düzenleme
Sahnedebir şeyi planlamak veya hazırlamak
I am arranging a meeting for next week
Gelecek hafta için bir toplantı düzenliyorum
giydirmek
Sahnedebirine kıyafet giydirmek
She helped clothe the baby
Bebeği giydirmesine yardım etti
giysi
vücudu örtmeye yarayan parça
He bought a new piece of clothing
O yeni bir kıyafet aldı
grup
Sahnedebirlikte bir şeyler yapan insan topluluğu
We are meeting with the other parties today
Bugün diğer gruplarla buluşuyoruz
partiler
insanların eğlenmek veya sosyalleşmek için toplandığı etkinlikler
I love going to parties
Partilere gitmeyi severim
geri dönmek
Sahnedegidilen yönde geri dönmek
It was too late to turn back
Geri dönmek için çok geçti
geri dönmek
geldiği yöne doğru geri gitmek
We had to turn back because of the storm
Fırtına yüzünden geri dönmek zorunda kaldık
sessiz
Sahnedeses çıkarmayan
The room was completely silent
Oda tamamen sessizdi
saçmalık
Sahnedemantıksız veya gerçek olmayan sözler veya fikirler
Stop talking nonsense
Saçmalamayı bırak
beslenmek
Sahnedegıda alarak yaşamak
Cows feed on grass
İnekler otla beslenir
besleme
bir makineye veya sisteme sağlanan veri ya da malzeme
The machine needs a steady feed
Makinenin sürekli beslemeye ihtiyacı var
içerik akışı
sürekli güncellenen bilgi dizisi
The website has a constant content feed
Web sitesinin sürekli bir içerik akışı var
bahsetmek
Sahnedebir konu veya kişi hakkında konuşmak
They talked of their future plans
Gelecek planlarından bahsettiler
halka açık
Sahnedeherkesin kullanımına açık olan
This park is public
Bu park halka açık
halk
sıradan insanlardan oluşan grup
The public loves the new law
Halk yeni yasayı sevdi
halka açık
herkesin kullanımına sunulmuş olan
This is a public park
Bu halka açık bir park
topluluk önünde
birçok insanın görüp duyabileceği bir ortam
She spoke in public about the problem
O sorun hakkında topluluk önünde konuştu
hanımefendi
Sahnedegenç kadın veya kız çocuk
Miss Taylor is my teacher
Bayan Taylor benim öğretmenim
kaçırmak
bir şeye yetişememek veya orada olmamak
I missed the bus
Otobüsü kaçırdım
ıskalamak
hedefi vuramamak veya tutturamamak
He missed the target
Hedefi ıskaladı
özlemek
birinin yokluğunu hissedip üzülmek
I miss my family
Ailemi özlüyorum
ipek
Sahnedeipekböceklerinden üretilen yumuşak ve parlak bir kumaş
This scarf is made of silk
Bu atkı ipekten yapılmıştır
sorumluluk
Sahnedeyapmanız gereken işler
Doing homework is his responsibility
Ödev yapmak onun sorumluluğudur
sorumluluk
yerine getirilmesi gereken görev
It is my responsibility to finish the work
İşi bitirmek benim sorumluluğum
teşekkür ederim
Sahnedeminnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
minnettarlık ifade eden söz
I sent a thank-you to my teacher
Öğretmenime bir teşekkür gönderdim
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan nazik ifade
I want to say thank you
Sana teşekkür ederim demek istiyorum
teşekkür
minnettarlığı göstermenin nazik bir yolu
A simple thank you goes a long way
Basit bir teşekkür çok şey ifade eder
teşekkürler
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan sözler
Please say thank you for the gift
Lütfen hediye için teşekkürler de
hareketli
Sahnedeetkinlik ve hareketle dolu
The street is bustling with shoppers
Cadde alışveriş yapan insanlarla hareketli
gezinmek
Sahnedehalka açık bir yerde keyif için yürümek
We like to promenade along the beach
Sahil boyunca gezinmeyi seviyoruz
gezinti yolu
deniz kenarındaki yürüyüş yolu
We walked along the promenade
Gezinti yolu boyunca yürüdük
manken
Sahnedefotoğraf çekimleri veya defileler için kıyafetleri sergileyen kişi
She is a famous fashion model
O ünlü bir moda mankeni
modellemek
bir şeyin versiyonunu veya tanımını oluşturmak
They model the data in the system
Verileri sistemde modelliyorlar
örnek
taklit edilmesi gereken iyi bir kişi veya şey
She is a good model for students
O öğrenciler için iyi bir örnek
model
bir ürünün belirli bir tasarımı veya versiyonu
This is the latest model of the car
Bu arabanın en son modeli
aslında
Sahnedebir şeyin gerçek olduğunu vurgulamak veya ek bilgi vermek için kullanılır
I thought it was easy, but in fact it was hard
Kolay olduğunu sanmıştım ama aslında zordu
altı peni
Sahnedealtı peni değerindeki eski İngiliz madeni parası
He paid sixpence for the newspaper
Gazete için altı peni ödedi
zorlukla toplamak
Sahnedeözellikle parayı güçlükle bir araya getirmek
I managed to scratch together enough money for the ticket
Bilet için zorlukla para toplayabildim
tek
Sahnedesadece bir tane olan
I need a single sheet of paper
Tek bir kağıda ihtiyacım var
tek banknot
bir dolarlık kağıt para
He paid with a single
Tek bir banknotla ödeme yaptı
tek vuruş
beyzbolda vurucunun birinci kaleye ulaşmasını sağlayan vuruş
The player hit a single
Oyuncu tek vuruş yaptı
bekar
evli olmayan
He is currently single
O şu anda bekar
tekli
bir albümü tanıtmak için yayınlanan kısa müzik kaydı
They released a new single yesterday
Dün yeni bir tekli yayınladılar
tek
yalnızca bir tane olan
I have a single dollar left
Geriye sadece tek bir dolarım kaldı
genç
Sahnedegençliğe özgü veya enerjik olan
She has a youthful appearance
Genç bir görünüşü var
yolculuk
Sahnedebir yerden başka bir yere yapılan seyahat
Have a nice trip
İyi yolculuklar
ayağı takılmak
dengesini kaybedip neredeyse düşmek
I tripped over a rock
Bir taşa takıldım
tetiklemek
bir cihazı veya sistemi çalışmaya başlatmak
The sensor tripped the alarm
Sensör alarmı tetikledi
halüsinasyon görmek
gerçek olmayan şeyleri görmek veya deneyimlemek
He started to trip after taking the pill
Hapı aldıktan sonra halüsinasyon görmeye başladı
ara sıra
Sahnedesıklıkla olmasa da zaman zaman
I go to the cinema on occasion
Ara sıra sinemaya giderim
aptal
Sahnedesağduyudan yoksun kişi
Don't be such a fool
Bu kadar aptal olma
kandırmak
Sahnedebirini aldatmak
Don't try to fool me
Beni kandırmaya çalışma
budala
doğru karar verme yeteneği olmayan kişi
He is a complete fool
O tam bir budala
kandırmak
birini aldatmak
You can't fool me
Beni kandıramazsın
önermek
Sahnedebir fikri değerlendirilmesi için sunmak
I suggest we go home
Eve gitmemizi öneririm
işaret etmek
bir şeyi göstermek veya ima etmek
The evidence suggests he is guilty
Kanıtlar onun suçlu olduğunu gösteriyor
almak
Sahnedebir şeyi teslim almak veya kabul etmek
I received a letter
Bir mektup aldım
borç biriktirmek
Sahnedebir borcun veya faturanın artmasına neden olmak
He ran up a huge bill at the hotel
Otelde yüklü bir fatura biriktirdi
hızlanma koşusu
bir atlama veya atıştan önce hız kazanmak için yapılan kısa koşu
The athlete took a short run up before the jump
Atlet atlamadan önce kısa bir hızlanma koşusu yaptı
hazırlık dönemi
önemli bir olaydan önceki hazırlık süresi
There is excitement in the run up to the election
Seçim öncesindeki hazırlık döneminde büyük bir heyecan var
hazırlık dönemi
bir olaydan önceki zaman dilimi
He was busy in the run-up to the concert
Konser öncesindeki hazırlık döneminde meşguldü
koşarak yaklaşmak
birine veya bir şeye doğru hızlıca hareket etmek
The child ran up to his mother
Çocuk annesine doğru koştu
hızlıca hazırlamak
bir şeyi aceleyle yapmak
I can run up a quick lunch for you
Senin için hızlıca bir öğle yemeği hazırlayabilirim
göl
Sahnedekara ile çevrili geniş su kütlesi
The lake is very blue
Göl çok mavi
uyarmak
Sahnedebirini bir tehlike veya durum hakkında haberdar etmek
The alarm alerted everyone to the fire
Alarm herkesi yangına karşı uyardı
uyanık
tamamen uyanık ve net düşünebilen
He is very alert
O çok uyanık
uyarı
size tehlikeyi bildiren bir mesaj
I got a weather alert
Bir hava durumu uyarısı aldım
arzulamak
Sahnedebir şeyi şiddetle istemek
He dreams of becoming a famous singer
O ünlü bir şarkıcı olmayı arzuluyor
hayal etmek
bir şeyi yapmayı düşünmek veya tasarlamak
I dream of traveling around the world
Dünyayı gezmeyi hayal ediyorum
gerçek
Sahnedebir şey hakkındaki gerçekler
Tell me the truth
Bana gerçeği söyle
çıkış yolu
Sahnedezor bir durumdan kurtulma yöntemi
He is looking for a way out of this problem
Bu sorundan bir çıkış yolu arıyor
çıkış
bir yerden ayrılmak için kullanılan yol veya kapı
Where is the way out
Çıkış nerede
çıkış yolu
zor bir durumdan kurtulma yöntemi
There must be a way out of this mess
Bu karmaşadan kurtulmanın bir çıkış yolu olmalı
sıra dışı
normalin veya alışılmışın çok dışında
His ideas are way out
Onun fikirleri çok sıra dışı
aynı evi paylaşmak
Sahnedebaşka birisiyle aynı evi kullanmak
They live with their friends
Arkadaşlarıyla aynı evi paylaşıyorlar
kabullenmek
zor veya nahoş bir durumu tahammül ederek kabul etmek
You have to learn to live with it
Bununla yaşamayı öğrenmelisin
fikrini belirtmek
Sahnedebir düşünceyi ifade etmek
She says it is a good idea
O bunun iyi bir fikir olduğunu söylüyor
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
göstermek
Sahnedebilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
en ufak
Sahnedemiktar veya derece bakımından çok az olan
I don't have the slightest idea
En ufak bir fikrim yok
en küçük
miktar olarak en az olan
He noticed the slightest movement
En küçük hareketi fark etti
en ufak
mümkün olan en az miktar
I do not have the slightest idea
En ufak bir fikrim yok
olay
Sahnedeönemli veya ilgi çekici bir olay veya durum
The whole affair was a disaster
Tüm bu olay bir felaketti
mesele
Sahnedekişisel veya özel bir konu
This is a private affair
Bu özel bir mesele
gizli ilişki
iki kişi arasındaki gizli romantik ilişki
They had an affair
Onların gizli bir ilişkisi vardı
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
tanımak
birini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
bir yol
Sahnedebir şeyi yapmanın bir yöntemi
This is one way to do it
Bu yapmanın bir yoludur
tek yönlü
sadece tek yöne giden
I bought a one way ticket
Tek yönlü bir bilet aldım
tek yön
tek yönde harekete izin veren
This is a one way street
Burası tek yönlü bir sokaktır
tek yön
dönüşü olmayan gidiş bileti
I bought a one way ticket to London
Londra'ya tek yön bilet aldım
tek yönlü
sadece bir yöne hareket etmeye izin veren
This street is a one-way road
Bu cadde tek yönlü bir yoldur
geri al
Sahnedeyapılan bir işlemi iptal etmek veya geri çevirmek
I want to undo my mistake
Hatamı geri almak istiyorum
çözmek
düğümlü veya bağlı bir şeyi açmak
Undo the knot
Düğümü çöz
uğruna
Sahnedebir amaç veya fayda için
I did it for her sake
Bunu onun uğruna yaptım
sake
pirinçten yapılan Japon alkollü içeceği
I ordered a glass of sake
Bir bardak sake sipariş ettim
uğruna
bir şeyin yapılması için olan amaç veya neden
I did it for the sake of peace
Barış uğruna bunu yaptım
nişanlı
Sahnedeevlenmek için sözleşmiş kimse
He is my fiancé
O benim nişanlım
müstakbel eş
evlenilecek olan kişi
I am waiting for my future spouse
Müstakbel eşimi bekliyorum
erkek nişanlı
evlenmek üzere olunan erkek
Her fiancé is a pilot
Onun erkek nişanlısı bir pilot
nişanlı
evlenmek üzere sözlenmiş erkek
My fiancé is coming to dinner
Nişanlım akşam yemeğine geliyor
nişanlı
evlenmeye söz verdiğiniz kişi
She is introducing her fiancé
O nişanlısını tanıştırıyor
nişanlı
evlenmek üzere sözleşmiş erkek
He is my fiancé
O benim nişanlım
emanet etmek
Sahnedebirine bir sorumluluk veya görev vermek
I entrust this task to you
Bu görevi sana emanet ediyorum
katılmak
Sahnedebir etkinliğe gitmek veya bir yerde bulunmak
I will attend the meeting
Toplantıya katılacağım
eşlik etmek
bir şeyle aynı zamanda meydana gelmek
Fever often attends this illness
Ateş genellikle bu hastalığa eşlik eder
ilgilenmek
birine veya bir şeye yardım etmek ya da bakım sağlamak
You should attend to your studies
Derslerinle ilgilenmelisin
beklemek
birinin gelmesine kadar orada bulunmak
He attended the guests at the door
Misafirleri kapıda bekledi
sosyete
Sahnedeİngiliz toplumundaki moda üst sınıf
She belongs to the ton
O sosyete kesiminden
ton
ağırlık ölçü birimi ya da çok fazla miktar
I have a ton of homework
Tonla ödevim var
istisna
genel kurala dahil olmayan şey
There is a ton to every rule
Her kuralın bir istisnası vardır
kalabalık
çok sayıda insan veya miktar
A ton of people arrived
Bir kalabalık insan geldi
korumak
Sahnedebir şeyi daha sonra kullanmak üzere saklamak
We must conserve water
Suyu korumalıyız
plan
Sahnedebir şeyi yapmak için oluşturulan sistem veya düzenleme
The company has a new training scheme
Şirketin yeni bir eğitim planı var
tezgahlamak
gizli planlar yapmak
They schemed to win the election
Seçimi kazanmak için tezgah kurdular
entrika
birine zarar vermek veya sahtekarlık yapmak amacıyla gizli plan yapma
He devised a clever scheme to cheat
Hile yapmak için zekice bir entrika kurdu
çeyiz
Sahnedekadının evlenirken beraberinde getirdiği giysi ve eşyalar
She started preparing her trousseau years before the wedding
Düğünden yıllar önce çeyizini hazırlamaya başladı
kalmak
Sahnedebir yerde bulunmaya devam etmek
Please stay here
Lütfen burada kal
uyanık kalmak
tamamen uyanık ve net düşünebilir durumda olmak
I need to stay awake
Uyanık kalmam gerekiyor
kalmak
bir yerde belirli bir süre konaklamak
We will stay in a hotel
Bir otelde kalacağız
kalış
bir yerde geçirilen süre
We enjoyed our stay in London
Londra'daki kalışımızdan keyif aldık
işten çıkarmak
Sahnedebirinin görevine son vermek
The company decided to dismiss him
Şirket onu işten çıkarmaya karar verdi
serbest bırakmak
birine gidebileceğini söylemek
The teacher dismissed the class
Öğretmen sınıfı serbest bıraktı
reddetmek
bir şeyin önemli olmadığına karar vermek
He dismissed my idea
Fikrimi reddetti
kovmak
birine artık orada kalamayacağını söylemek
The manager dismissed the worker
Müdür işçiyi kovdu
kuzen
Sahnedehala, teyze, amca veya dayı çocukları
She is my cousin
O benim kuzenim
açıkça
Sahnedenet bir şekilde
It is clearly visible
Bu açıkça görünüyor
açıkça
Sahnedekolayca görülebilen duyulabilen veya anlaşılabilen bir biçimde
She spoke clearly during the meeting
Toplantı sırasında açıkça konuştu
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
aile
Sahnedekan veya evlilikle birbirine bağlı kişiler
I love my family
Ailemi seviyorum
yemek tarifi
yemek hazırlamak için gerekli talimatlar
Please follow the family for this dish
Lütfen bu yemek için tarifi izle
bölüm
bir televizyon dizisinin parçası
I watched the first family of the show
Dizinin ilk bölümünü izledim
eğlenmek
Sahnedekendi kendini eğlendirmek
The children disported themselves on the grass
Çocuklar çimenlerin üzerinde eğlendiler
macera
Sahnedealışılmadık ve heyecan verici bir deneyim veya etkinlik
We had a great adventure in the mountains
Dağlarda harika bir macera yaşadık
takı
Sahnedevücuda takılan süs eşyaları
She loves wearing jewelry
O, takı takmayı sever
takı
yüzük veya kolye gibi vücuda takılan süs eşyaları
She wears beautiful jewelry every day
O her gün güzel takılar takar
mücevher
vücuda takılan süs eşyası
She wears beautiful jewelry
O güzel mücevherler takıyor
ayak işi
Sahnedebelirli bir işi yapmak için çıkılan kısa yolculuk
I have to run some errands today
Bugün bazı ayak işlerini halletmem gerekiyor
izlemek
Sahnedebir şeye dikkatlice bakmak
He is watching the birds
Kuşları izliyor
izlemek
bir şeyi bir süre boyunca gözleme
I am watching a movie
Bir film izliyorum
uygunluk
Sahnedebir amaç için doğru veya uygun olma durumu
We checked the suitability of the candidate for this job
Adayın bu işe uygunluğunu kontrol ettik
kumar
Sahnedepara kazanmak amacıyla oyun oynama etkinliği
Gaming is illegal in some countries
Kumar bazı ülkelerde yasa dışıdır
oyun oynama
elektronik oyunlar oynama eylemi
He spends all his time on gaming
Tüm vaktini oyun oynamaya harcıyor
yelken açmak
Sahnedebir tekne veya gemiyle su üzerinde ilerlemek
We want to sail around the world
Dünyayı yelkenle gezmek istiyoruz
yelken
rüzgarı yakalayarak teknenin hareket etmesini sağlayan büyük kumaş
The boat has a large sail
Teknenin büyük bir yelkeni var
tekne kullanmak
su üzerinde giden bir taşıtı yönetmek
She knows how to sail well
O iyi tekne kullanmayı biliyor
savunulamaz
Sahnedesavunulması veya haklı gösterilmesi mümkün olmayan
His cruel behavior was insupportable
Onun acımasız davranışı savunulamazdı
gözden kaçırmak
Sahnedebir şeyi fark etmemek
I overlooked a small mistake
Küçük bir hatayı gözden kaçırdım
yukarıdan bakmak
yukarıdan bir manzaraya sahip olmak
The hotel overlooks the ocean
Otel okyanusa bakıyor
manzara noktası
bir yerin aşağısını görmeyi sağlayan yüksek konum
We stopped at the overlook to take photos
Fotoğraf çekmek için manzara noktasında durduk
gözden kaçırmak
bir şeyi görmemek veya dikkat etmemek
I overlooked the error in the document
Belgedeki hatayı gözden kaçırdım
çılgınlık
Sahnedekontrol edilemeyen aşırı heyecan durumu
The crowd was in a frenzy
Kalabalık çılgına dönmüştü
kesinlikle
Sahnedehiç şüphe olmadan
He will surely win
Kesinlikle kazanacak
potansiyel
Sahnedebir şeyin daha iyi hale gelme veya bir şeyi başarma olasılığı
He has great potential as a leader
Lider olarak büyük bir potansiyeli var
potansiyel
bir şeyin gerçekleşme veya gelişme olasılığı
This student has a lot of potential
Bu öğrencinin büyük bir potansiyeli var
şüphe duymak
Sahnedebir şeyden emin olmamak
I doubt he will come
Geleceğinden şüphe duyuyorum
şüphelenmek
Sahnedebir şeyin doğruluğuna inanmamak
I doubt that
Bundan şüpheleniyorum
müzik grubu
müzik yapan topluluk
The band is very good
Müzik grubu çok iyi
şüphe
bir şeyin doğru olup olmadığından emin olamama hissi
I have some doubt about his story
Onun hikayesi hakkında biraz şüphem var
başlık
Sahnedekitap veya film gibi bir eserin adı
What is the title of the book?
Kitabın başlığı nedir?
unvan
Sahnedebir kişinin sosyal veya mesleki konumunu gösteren sözcük
He has the title of professor
Profesör unvanına sahip
şampiyonluk
bir sporda en iyinin kim olduğuna karar veren yarışma
He won the world boxing title
Dünya boks şampiyonluğunu kazandı
tapu
bir mülkün kime ait olduğunu gösteren yasal belge
She holds the title to the house
Evin tapusuna o sahip
görünmek
Sahnedebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
zorlamak
Sahnedebir şeye aşırı yük bindirmek
This difficult task taxes my energy
Bu zor görev enerjimi tüketiyor
vergi
gelir veya mallar üzerinden hükümete ödenen para
I have to pay my taxes
Vergilerimi ödemem gerekiyor
efendim
Sahnedebirinin söylediğini tekrarlamasını istemek için kullanılır
Pardon? I didn't hear you
Efendim? Sizi duymadım
af
Sahnedebir hata veya kaba davranışın mazur görülmesi
He asked for a pardon for his mistake
Hatası için af diledi
affetmek
birini resmi olarak cezadan kurtarmak
The king pardoned the prisoner
Kral mahkumu affetti
leke
Sahnedeçıkarması zor olan kirli iz
There is a coffee stain on my shirt
Gömleğimde bir kahve lekesi var
uzak
Sahnedearada uzun mesafe olan
His house is far away
Evi çok uzak
avlu
Sahnedeetrafı duvarlarla çevrili açık alan
They sat in the courtyard
Avluda oturdular
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please continue reading
Lütfen okumaya devam et
sürmek
olmaya veya gerçekleşmeye devam etmek
The rain continued all day
Yağmur tüm gün sürdü
sürdürmek
bir şeyi kararlılıkla yapmaya devam etmek
He continued his studies
Çalışmalarını sürdürdü
devam etmek
bir eylemi kesintisiz sürdürmek
They decided to continue the meeting
Toplantıya devam etmeye karar verdiler
olmak
Sahnedebir şey olmaya başlamak
She wants to become a doctor
O doktor olmak istiyor
yakışmak
bir kıyafetin birinde güzel durması
That dress really becomes you
O elbise sana gerçekten yakışıyor
dönüşmek
bir şeyden başka bir şeye geçmek
Water will become ice
Su buza dönüşecek
miras almak
Sahnedebir yakınının vefatı sonucu onun malına veya parasına sahip olmak
She inherited a fortune from her aunt
Teyzesinden ona büyük bir servet miras kaldı
kusur
Sahnedebir kişinin karakterindeki kötü veya zayıf özellik
Everyone has a personal fault
Herkesin kişisel bir kusuru vardır
hata
Sahnedebir sorun veya yanlışlık için sorumluluk durumu
It was my fault that we were late
Geç kalmamız benim hatamdı
fay
yer kabuğundaki büyük kırık
There is a fault line under this city
Bu şehrin altında bir fay hattı var
kusur bulmak
birinin bir şeyi yanlış yaptığını söylemek
It is hard to fault his work
Onun işinde kusur bulmak zor
mükemmel
Sahnedeson derece iyi veya etkileyici
The food was superb
Yemekler mükemmeldi