

Bridgerton — 2. Sezon Bölüm 6
Kelimeler ve anlamları
874 kelime
Seviye
hevesle
Sahnedeçok heyecanlı veya hevesli bir şekilde
She eagerly opened the gift
Hediyeyi hevesle açtı
şöyle dursun
Sahnedebir şeyin gerçekleşme ihtimalinin çok daha düşük olduğunu vurgulamak için kullanılır
I can't even walk, let alone run
Yürüyemiyorum, koşmak şöyle dursun
önemli olmak
Sahnedebir şeyin değer veya önem taşıması
It does not matter to me
Bu benim için önemli değil
mesele
Sahnedeele alınması gereken önemli bir konu
This is a private matter
Bu özel bir mesele
süre
kısa bir zaman dilimi
It happened in a matter of days
Bu birkaç gün içinde oldu
madde
eşyaların yapıldığı fiziksel temel
Everything is made of matter
Her şey maddeden yapılmıştır
önem
bir şeyin değeri veya gerekliliği
This work is a matter of great importance
Bu iş büyük önem taşıyan bir konu
sorun
çözülmesi gereken güç bir durum
I have a private matter to discuss with you
Seninle konuşmam gereken özel bir sorun var
konu
üzerinde durulan düşünce veya olay
We should focus on the matter at hand
Elimizdeki konuya odaklanmalıyız
madde
fiziksel dünyayı oluşturan temel yapı
Everything in the universe is made of matter
Evrendeki her şey maddeden oluşur
mevzu
üzerine konuşulan veya ilgilenilen durum
Let us talk about a different matter
Farklı bir mevzu hakkında konuşalım
öğleden sonra
Sahnedeöğle vaktinden akşama kadar olan süre
I have a meeting in the afternoon
Öğleden sonra bir toplantım var
öğleden sonra
günün öğle ile akşam arasındaki bölümü
We have a meeting in the afternoon
Öğleden sonra bir toplantımız var
uygun
Sahnedebir durum için doğru veya yerinde olan
This dress is appropriate for the party
Bu elbise parti için uygun
el koymak
bir şeyi izinsiz olarak almak
He appropriated the company funds for personal use
Şirket fonlarına kişisel kullanım için el koydu
el koymak
bir şeyi kendi kullanımı için izinsiz almak
He appropriated the money
Paraya el koydu
halinden anlamak
Sahnedebirinin duygularını anlamak ve önemsemek
I sympathize with your situation
Senin halinden anlıyorum
acımak
birinin yaşadığı zor duruma karşı üzüntü duymak
I sympathize with your situation
Senin durumuna üzülüyorum
sosyete
Sahnedeİngiliz toplumundaki moda üst sınıf
She belongs to the ton
O sosyete kesiminden
ton
ağırlık ölçü birimi ya da çok fazla miktar
I have a ton of homework
Tonla ödevim var
istisna
genel kurala dahil olmayan şey
There is a ton to every rule
Her kuralın bir istisnası vardır
kalabalık
çok sayıda insan veya miktar
A ton of people arrived
Bir kalabalık insan geldi
sohbet
Sahnedekişiler arasındaki karşılıklı konuşma
We had a long conversation
Uzun bir sohbet ettik
hayvanlar
Sahnedebitki olmayan canlılar
There are many animals in the forest
Ormanda birçok hayvan var
hayvanlar
bitki olmayan canlı varlık
I love animals
Hayvanları severim
hayvanlar
hareket edebilen ve hisleri olan canlılar
Animals can feel emotions
Hayvanlar duygu hissedebilir
hayvanlar
hareket edebilen ve hissedebilen canlı varlık
We saw many wild animals at the zoo
Hayvanat bahçesinde birçok vahşi hayvan gördük
geri al
Sahnedeyapılan bir işlemi iptal etmek veya geri çevirmek
I want to undo my mistake
Hatamı geri almak istiyorum
çözmek
düğümlü veya bağlı bir şeyi açmak
Undo the knot
Düğümü çöz
kendi
Sahnedecümlenin bahsettiği kişi
One should believe in oneself
İnsan kendine inanmalıdır
üretmek
Sahnedebir şeyi yapmak veya yetiştirmek
The factory produces cars
Fabrika araba üretiyor
sebze ve meyve
taze olarak toplanmış sebze ve meyveler
They sell local produce in this shop
Bu dükkanda yerel sebze ve meyveler satıyorlar
sunmak
bir şey talep edildiğinde onu vermek
Please produce your ticket
Lütfen biletinizi sunun
yakında
Sahnedekısa bir süre sonra
The train will arrive shortly
Tren yakında varacak
kadeh kaldırmak
Sahnedebirini onurlandırmak veya kutlamak için kadehini havaya kaldırmak
Let us drink to your success
Senin başarının şerefine kadeh kaldıralım
kadeh kaldırmak
birini kutlamak veya iyi dileklerde bulunmak için kadeh tokuşturmak
We drank to their success
Başarılarının şerefine kadeh kaldırdık
yas tutmak
Sahnedebirinin ölümü nedeniyle çok üzülmek
They mourn the loss of their friend
Arkadaşlarının kaybı için yas tutuyorlar
hı-hı
onaylama veya kabul etme anlamında çıkarılan ses
Mm hmm, I agree
Hı-hı, katılıyorum
hı-hı
dinlediğini göstermek için çıkarılan ses
Mm hmm, go on
Hı-hı, devam et
hı-hı
evet anlamında kullanılan ses
Mm hmm, it is
Hı-hı, öyle
hı hı
bir şeyi onaylamak veya dinlediğini belirtmek için kullanılan ses
Mm hmm, I am listening to you
Hı hı, seni dinliyorum
hı hı
insanların hemfikir olduklarını veya dinlediklerini göstermek için çıkardığı ses
Mm hmm I understand what you are saying
Hı hı ne dediğini anlıyorum
hı hı
birinin bizi dinlediğini veya onayladığını göstermek için çıkardığı ses
Mm hmm I agree with you
Hı hı sana katılıyorum
başpiskopos
SahnedeHristiyan kilisesinde yüksek rütbeli piskopos
The archbishop led the ceremony
Başpiskopos töreni yönetti
başpiskopos
SahnedeHristiyan kilisesindeki kıdemli piskopos
The archbishop led the service
Başpiskopos ayini yönetti
kadın terzisi
Sahnedekadınlar için kıyafet tasarlayan veya diken kişi
She visited the modiste for a fitting
Bir prova için kadın terzisini ziyaret etti
gelenek
Sahnedeuzun süredir devam eden uygulama veya alışkanlık
It is a family tradition
Bu bir aile geleneğidir
ölmek
Sahnedeyaşamın kalıcı olarak sona ermesi
Everyone will die one day
Herkes bir gün ölecek
zar
oyunlarda kullanılan üzerinde sayılar olan küçük küp
Roll the die
Zarı at
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am dying for a coffee
Bir kahve için can atıyorum
ölmek üzere
ölüme çok yakın olmak
The plant is going to die soon
Bitki yakında ölmek üzere
çok istemek
bir şeyi yapmayı çok arzulamak
I am dying to see the show
Gösteriyi görmeyi çok istiyorum
tecrübesiz kişi
belirli bir aktiviteyi daha önce hiç yapmamış kimse
He is still a die here
O burada hala tecrübesiz biri
ölmek
yaşamın sona ermesi
The old tree died yesterday
Yaşlı ağaç dün öldü
bozulmak
çalışmayı veya işlemeyi bırakmak
My laptop died suddenly
Dizüstü bilgisayarım aniden bozuldu
ölmek
canlılığın sona ermesi
All living things will eventually die
Tüm canlılar sonunda ölecek
gerektirmek
Sahnedebir şeyin olması için gerekli olmak
This job requires a lot of patience
Bu iş çok sabır gerektiriyor
gerektirmek
Sahnedebir şeyin zorunlu olduğunu belirtmek
This job requires experience
Bu iş tecrübe gerektiriyor
gerektirmek
bir şeyin olmasını zorunlu tutmak
This job requires a lot of experience
Bu iş çok fazla deneyim gerektirir
bilmek
Sahnedebir konu hakkında bilgi sahibi olmak
He knows the answer
O cevabı biliyor
önem taşımak
bir şeyin değerinin veya etkisinin olması
It knows little here
Burada pek bir önemi yok
tanımak
birini veya bir şeyi görüp ayırt edebilmek
She knows her teacher
Öğretmenini tanıyor
bilmek
bir şeyi yapma yeteneğine veya bilgisine sahip olmak
He knows how to swim well
O iyi yüzmeyi bilir
bilmek
zihinde bilgi veya beceriye sahip olmak
She knows the answer
O cevabı biliyor
sözleşme
Sahnederesmi yazılı anlaşma
They signed the contracts
Sözleşmeleri imzaladılar
ısrar etmek
Sahnedebir şeyin olması gerektiğini kesin bir dille söylemek
I insist on paying for dinner
Akşam yemeğini ödemek için ısrar ediyorum
maddi
Sahnederuhsal olmayan, maddeyle ilgili
The physical world is complex
Fiziksel dünya karmaşıktır
fiziksel
vücutla ilgili olan
He is in good physical health
Fiziksel sağlığı yerinde
sağlık kontrolü
bir kişinin vücudunun tıbbi muayenesi
I need to go for my yearly physical
Yıllık sağlık kontrolüme gitmem gerekiyor
fiziksel
vücut ile ilgili olan
He needs physical exercise daily
Günlük fiziksel egzersize ihtiyacı var
buluşmak
Sahnedebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
Buluşmak
SahnedeBirisiyle veya bir şeyle bir araya gelmek
Let us meet at the park tomorrow
Yarın parkta buluşalım
karşılamak
Sahnedebir ihtiyacı veya gerekliliği gidermek
This solution meets all requirements
Bu çözüm tüm gereksinimleri karşılıyor
müsabaka
insanların spor dallarında yarıştığı etkinlik
The swimming meet was exciting
Yüzme müsabakası heyecan vericiydi
endişe
Sahnedebir durumdan kaynaklanan huzursuzluk hissi
She expressed her worry about the project
Proje hakkındaki endişesini dile getirdi
kaygılandırmak
Sahnedebirini tedirgin etmek
The news worried the family
Haberler aileyi kaygılandırdı
endişelenmek
bir şey hakkında kaygılı hissetmek
Do not worry about me
Benim hakkımda endişelenme
kadeh kaldırmak
Sahnedebirini onurlandırmak için kadeh kaldırıp içmek
They made a toast to the success
Başarı için kadeh kaldırdılar
kızartmak
ekmeği ısıtarak rengini kahverengiye döndürmek
I toast the bread
Ekmeği kızartırım
kızarmış ekmek
ısı ile rengi kahverengiye dönmüş ekmek
I eat toast for breakfast
Kahvaltıda kızarmış ekmek yerim
bitmiş
başarısız veya kurtarılamaz bir durumda olan
If we lose this game we are toast
Eğer bu maçı kaybedersek bittik demektir
çözmek
Sahnedebir sorunun cevabını bulmak
I can solve this math problem
Bu matematik problemini çözebilirim
çözmek
bir şeyin cevabını bulmak
I can solve this puzzle
Bu bulmacayı çözebilirim
çözmek
bir soruna çözüm bulmak
They solved the problem
Sorunu çözdüler
çözmek
bir sorunun cevabını bulmak
She can solve this puzzle
Bu bulmacayı çözebilir
inanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
zorba
Sahnedegücünü acımasızca kullanan yönetici
The people rebelled against the tyrant
Halk zorbaya karşı ayaklandı
zorba
zalim veya adaletsiz bir yönetici
The people rebelled against the tyrant
Halk zorbaya karşı isyan etti
karar
Sahnededüşünerek yapılan seçim
It was a difficult decision
Zor bir karardı
karar
iki veya daha fazla olasılık arasından seçim yapma eylemi
He made a difficult decision
Zor bir karar verdi
üye
Sahnedebir gruba dahil olan kişi
He is a member of the club
O kulübün bir üyesidir
anımsamak
bir şeyi zihne geri getirmek
I try to recall the answer
Cevabı anımsamaya çalışıyorum
rapor
Sahnedebir olay veya durum hakkındaki anlatım
She gave a detailed report
Detaylı bir rapor verdi
bildirmek
Sahnedebir konu hakkında bilgi vermek
She reported the news to her boss
Haberleri patronuna bildirdi
bildirmek
talimat üzerine bir yere gitmek
Report to the manager immediately
Derhal müdüre başvurun
rapor
bilgi veya bulguların yazılı açıklaması
I wrote a report for school
Okul için bir rapor yazdım
elde etmek
Sahnedebir şeyi almak veya kazanmak
You must obtain a permit
İzin belgesi almalısın
edinmek
bir şeyi çaba göstererek kazanmak
I managed to obtain the information
İhtiyacım olan bilgiyi edindim
mükemmel
Sahnedeçok iyi
This cake is excellent
Bu kek mükemmel
fikir
Sahnedezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
fikir
bir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
evli
Sahnedebir eşi olan
Are you married?
Evli misiniz?
bağlı
bir şeye veya fikre güçlü bir şekilde bağlı olma
He is married to his work
İşine çok bağlı
evli
bir eşi olan
They are a married couple
Onlar evli bir çift
evli
bir eşi olan
They have been married for ten years
Onlar on yıldır evliler
acımak
Sahnedebirine karşı üzüntü duymak
I pity him
Ona acıyorum
akılsız
iyi muhakemesi olmayan kişi
He is a total pity
O tam bir akılsız
yazık
bir durumun olması gerektiği gibi olmamasından duyulan üzüntü
It is a pity that you cannot come
Gelememen çok yazık
kendine acıma
kendi durumuna duyulan üzüntü
Stop feeling pity for yourself
Kendine acımayı bırak
füzen
Sahnedeyanmış odunla yapılan siyah bir çizim malzemesi
She drew a portrait using charcoal
Bir portreyi füzen kullanarak çizdi
silahlandırmak
Sahnedesilah veya araç gereç sağlamak
The soldiers were armed
Askerler silahlandırıldı
kol
omuzdan ele kadar olan vücut bölümü
My arm hurts
Kolum ağrıyor
silah
savaşta kullanılan ateşli veya kesici araç
He had to drop his arm
Silahını bırakmak zorunda kaldı
kol
büyük bir organizasyonun belirli bir iş alanıyla ilgilenen bölümü
This is the research arm of the company
Bu şirketin araştırma koludur
fırsat
Sahnedeuygun bir zaman veya durum
This is a great opportunity
Bu harika bir fırsat
fırsat
bir şeyi yapabilme imkanı sağlayan iyi durum
This job is a great opportunity
Bu iş harika bir fırsat
müşteri
Sahnedebir hizmet için ödeme yapan kişi
The lawyer met with his client
Avukat müşterisiyle buluştu
özür dilemek
Sahnedebir hata yaptığında üzgün olduğunu söylemek
I apologize for being late
Geç kaldığım için özür dilerim
özür dilemek
bir hata için pişmanlık belirtmek
I apologize for being late
Geç kaldığım için özür dilerim
özür dilemek
bir hata yaptığını kabul etme eylemi
You should apologize for being late
Geç kaldığın için özür dilemelisin
akşam yemeği
Sahnedegünün genellikle akşam saatlerinde yenen ana öğünü
We are having chicken for dinner
Akşam yemeğinde tavuk yiyoruz
akşam yemeği
günün ana öğünü, genellikle akşam yenir
What's for dinner?
Akşam yemeğinde ne var?
akşam yemeği
günün genellikle akşam yenen ana öğünü
We are having dinner at seven
Akşam yemeğini saat yedide yiyoruz
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
duymak
Sahnedebir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
kutsama
SahnedeTanrı'dan koruma veya yardım için yapılan dua
The priest gave a blessing
Rahip kutsama yaptı
nimet
mutluluk veya yardım getiren şey
This rain is a blessing
Bu yağmur bir nimet
nimet
insanın kendini şanslı veya minnettar hissetmesini sağlayan şey
Having good health is a blessing
Sağlığının yerinde olması bir nimettir
iyi dilek
birinin mutluluğu için söylenen sözler
They gave us their blessing
Bize iyi dileklerini sundular
müzakere etmek
Sahnedebir anlaşmaya varmak için görüşmek
They are negotiating a new contract
Yeni bir sözleşme için müzakere ediyorlar
müzakere etmek
anlaşmaya varmak amacıyla karşılıklı konuşmak
They need to negotiate the price
Fiyatı müzakere etmeleri gerekiyor
saygıyla
Sahnedederin bir saygı göstererek
They listened to the music reverently
Müziği saygıyla dinlediler
bile
Sahnedeşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
iki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
çabalamak
bir şeyi başarmak için gayret göstermek
You should even to reach your goal
Hedefine ulaşmak için çabalamalısın
çift
ikiye tam bölünebilen sayı
Four is an even number
Dört çift bir sayıdır
tahmin
Sahnedekanıta dayanmayan fikir
It is a mere conjecture
Bu sadece bir tahmindir
bulmak
Sahnedebirinin veya bir şeyin nerede olduğunu öğrenmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
birinin veya bir şeyin nerede olduğunu öğrenmek
They found the lost dog
Kayıp köpeği buldular
kurmak
bir şeyi başlatmak veya oluşturmak
He founded a new company
Yeni bir şirket kurdu
karar vermek
yasal bir süreçte bir sonuca veya hükme ulaşmak
The court found that the agreement was invalid
Mahkeme sözleşmenin geçersiz olduğuna karar verdi
önemli
Sahnedeçok anlamlı veya önemli
There is a significant difference
Önemli bir fark var
emin
Sahnedehiç şüphesi olmayan
I am certain that he is right
Onun haklı olduğundan eminim
belirli
Sahnedeözel veya net bir şey
She has a certain charm
Kendine has belirli bir cazibesi var
kesin
gerçekleşmesi kaçınılmaz olan
Success is certain
Başarı kesindir
bir yol
Sahnedebir şeyi yapmanın bir yöntemi
This is one way to do it
Bu yapmanın bir yoludur
tek yönlü
sadece tek yöne giden
I bought a one way ticket
Tek yönlü bir bilet aldım
tek yön
tek yönde harekete izin veren
This is a one way street
Burası tek yönlü bir sokaktır
tek yön
dönüşü olmayan gidiş bileti
I bought a one way ticket to London
Londra'ya tek yön bilet aldım
tek yönlü
sadece bir yöne hareket etmeye izin veren
This street is a one-way road
Bu cadde tek yönlü bir yoldur
kusur bulmak
Sahnedebirinin bir şeyi yanlış yaptığını söylemek
It is hard to fault his work
Onun işinde kusur bulmak zor
hata
Sahnedebir sorun veya yanlışlık için sorumluluk durumu
It was my fault that we were late
Geç kalmamız benim hatamdı
fay
yer kabuğundaki büyük kırık
There is a fault line under this city
Bu şehrin altında bir fay hattı var
kusur
bir kişinin karakterindeki kötü veya zayıf özellik
Everyone has a personal fault
Herkesin kişisel bir kusuru vardır
detay
Sahnedeküçük bir bilgi parçası
Tell me every detail
Bana her detayı anlat
görevli ekip
belirli bir görev için atanan küçük bir grup
A security detail guarded the building
Binayı bir güvenlik ekibi koruyordu
detaylı temizlemek
bir aracı çok dikkatli ve tamamen temizlemek
I will detail my car today
Bugün arabamı detaylı temizleyeceğim
detaylandırmak
bir şey hakkında ayrıntılı bilgi vermek
He detailed his plan to us
Planını bize detaylıca anlattı
yaşamını sürdürmek
Sahnedeyaşamaya devam etmek
Plants cannot survive without water
Bitkiler susuz yaşayamaz
hayatta kalmak
tehlikeli bir olaydan sonra sağ kurtulmak
He survived the accident
Kazadan hayatta kaldı
hayatta kalmak
başka biri öldükten sonra yaşamaya devam etmek
He survived his wife by ten years
Eşinden on yıl daha fazla yaşadı
hayatta kalmak
zor bir durumdan sonra var olmaya devam etmek
They survived the earthquake
Depremden sağ kurtuldular
merhamet
Sahnedebaşkalarının acısına karşı duyulan yardım etme isteği
He showed compassion to the poor
Yoksullara karşı merhamet gösterdi
hadi
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
kur
birini cezbetmek için yapılan hamle
She gave him a come-on to start a conversation
Sohbet başlatmak için ona kur yaptı
belirmek
görünmeye veya olmaya başlamak
A smile came on his face
Yüzünde bir gülümseme belirdi
yaklaşmak
bir şeye doğru veya daha yakınına hareket etmek
He came on toward the house
Eve doğru yaklaştı
katılmak
bir etkinlikte veya faaliyette yer almak
Do you want to come on the trip with us
Bizimle geziye katılmak ister misin
durumda olmak
Sahnedebelirli bir konumda veya durumda bulunmak
How do things stand now
Şu an durumlar nasıl
tahammül etmek
hoş olmayan bir durumu kabul edebilmek
I can stand the noise
Gürültüye tahammül edebiliyorum
dik durmak
vücudun dik olacak şekilde ayaklarının üzerinde bulunmak
She stood straight to show respect
Saygı göstermek için dik durdu
destek
bir şeyi tutmak için kullanılan yapı
The camera is on a stand
Kamera bir desteğin üzerinde
fark etmek
Sahnedebir şeyi anlamak veya farkına varmak
I realized my mistake
Hatamı fark ettim
idrak etmek
Sahnedebir durumun önemini veya gerçekliğini kavramak
He finally realized the truth
Sonunda gerçeği idrak etti
gerçekleştirmek
bir şeyi gerçek hale getirmek veya hayata geçirmek
She realized her dream
Hayalini gerçekleştirdi
karıştırmak
Sahnedebir şeyi olduğundan farklı sanmak
I mistook him for his brother
Onu kardeşiyle karıştırdım
hata
yanlış veya hatalı olan şey
I made a mistake
Bir hata yaptım
sadece
Sahnedesadece veya yalnızca anlamında
It was merely a mistake
Bu sadece bir hataydı
sadece
Sahnedesadece veya yalnızca anlamında
It was merely a small error
Bu sadece küçük bir hataydı
boyunca
Sahnedebir hat veya yön boyunca
Walk along the river
Nehir boyunca yürüyün
boyunca
tüm süre boyunca
He sang along the way
Yol boyunca şarkı söyledi
yanında
biriyle birlikte veya beraberinde
Bring your sister along
Kız kardeşini de yanına al
kandırmak
birini çıkar sağlamak amacıyla yalanla oyalama
He led me along with fake promises
Beni sahte vaatlerle kandırdı
hmm
Sahnededüşünürken veya tereddüt ederken çıkarılan ses
Hmm, let me think
Hmm, bir düşüneyim
devam etmek
Sahnedebir moladan sonra yeniden başlamak
We will resume the meeting at two
Toplantıya saat ikide devam edeceğiz
özgeçmiş
iş deneyimi ve eğitimin özeti
Please send me your resume
Lütfen bana özgeçmişinizi gönderin
özgeçmiş
iş deneyimi ve becerilerin listelendiği belge
Please send me your resume
Lütfen özgeçmişini bana gönder
devam etmek
durduktan sonra tekrar başlamak
We will resume the lesson soon
Dersimize yakında devam edeceğiz
çok
Sahnedeçok derin bir sevgiyle
I love my family dearly
Ailemi çok seviyorum
öz yansıtma
Sahnedeinsanın kendi duygu ve davranışlarını değerlendirme süreci
She used self reflection to understand her actions
Hareketlerini anlamak için öz yansıtma yaptı
ihanet
Sahnedegüveni kötüye kullanma veya sadakatsizlik eylemi
His betrayal shocked everyone
Onun ihaneti herkesi şaşırttı
özellikle
Sahnedenormalden daha fazla
I am not particularly hungry
Özellikle aç değilim
hayal
Sahnedearzu edilen bir şeye dair kurulan hoş düşünce veya rüya
He has a fantasy of traveling the world
Dünyayı gezme hayali var
fantastik
sihir ve hayali dünyalarla ilgili hikayeler türü
I love reading fantasy novels
Fantastik romanlar okumayı severim
hayal
gerçek olmayan hoş bir durum
Living on the moon is a fantasy
Ayda yaşamak bir hayal
fantezi
gerçek olmayan hikaye veya fikir
I love reading fantasy books
Fantezi kitapları okumayı seviyorum
çağırmak
Sahnedebir şeyi özellikle telefonla istemek
I will call for a taxi
Bir taksi çağıracağım
öngörmek
bir şeyin olacağını söylemek
The forecast calls for rain
Hava durumu yağmur öngörüyor
uğrayıp almak
birini veya bir şeyi bir yerden almak için oraya gitmek
I will call for you at eight
Seni saat sekizde uğrayıp alacağım
gerektirmek
bir şeyin gerekli olduğunu belirtmek
The situation calls for quick action
Durum hızlı hareket etmeyi gerektiriyor
kaba
Sahnedekaba veya saldırgan
He is a total brute
O tam bir vahşi
somut
Sahnedefiziksel olarak dokunulabilen veya hissedilebilen
There is no tangible evidence
Somut bir kanıt yok
eşit
Sahnededeğer durum veya miktar bakımından aynı olan
The two pieces of cake are equal in size
İki kek parçası eşit boyutta
eşit olmak
değer veya anlam bakımından aynı olmak
Two plus two is equal to four
İki artı iki dörde eşittir
eş
hakları statüsü veya yeteneği başka biriyle aynı olan kişi
She is treated like an equal
Ona bir eş gibi davranılıyor
tatlandırıcı
şeker yerine kullanılan yapay bir marka
I put Equal in my coffee
Kahveme Equal koyuyorum
kurnaz
Sahnedebaşkalarını kandırmada yetenekli
The fox was very cunning and escaped
Tilki çok kurnazdı ve kaçtı
elbise
Sahnedekadınlar veya kızlar için üst ve alt kısmı örten giysi
She is wearing a blue dress
Mavi bir elbise giyiyor
giyinmek
kıyafet giymek
I need to dress for work
İş için giyinmem gerekiyor
pansuman yapmak
bir yarayı temizleyip kapatmak
The nurse will dress the wound
Hemşire yaraya pansuman yapacak
süslemek
bir şeyi daha çekici hale getirmek için güzelleştirmek
We should dress the cake with fresh fruit
Pastayı taze meyveyle süslemeliyiz
beklentiler
Sahnedebir şeyin gerçekleşeceğine dair güçlü inanç
He has high expectations for his new job
Yeni işinden yüksek beklentileri var
ayağı takılmak
Sahnededengesini kaybedip neredeyse düşmek
I tripped over a rock
Bir taşa takıldım
yolculuk
bir yerden başka bir yere yapılan seyahat
Have a nice trip
İyi yolculuklar
tetiklemek
bir cihazı veya sistemi çalışmaya başlatmak
The sensor tripped the alarm
Sensör alarmı tetikledi
halüsinasyon görmek
gerçek olmayan şeyleri görmek veya deneyimlemek
He started to trip after taking the pill
Hapı aldıktan sonra halüsinasyon görmeye başladı