

Bridgerton — 2. Sezon Bölüm 7
Kelimeler ve anlamları
709 kelime
Seviye
canlı
Sahnedeenerji ve hareket dolu olan
She is a lively child
O, canlı bir çocuk
iyi geceler
Sahnedeayrılırken veya uyumaya giderken kullanılan bir ifade
Good night, see you tomorrow
İyi geceler, yarın görüşürüz
iyi geceler
gece veda ederken kullanılan ifade
Good night see you tomorrow
İyi geceler yarın görüşürüz
iyi geceler
akşam veda ederken veya uyumaya giderken kullanılan nazik bir ifade
I will see you tomorrow good night
Yarın görüşürüz iyi geceler
güzel bir akşam
akşam saatlerinde geçirilen keyifli vakit
I had a good night with my friends
Arkadaşlarımla güzel bir akşam geçirdim
anlamak
Sahnedebilgiden sonuç çıkarmak
I gather that you are tired
Yorgun olduğunuzu anlıyorum
toparlamak
kontrol altına almak
She gathered her thoughts
Düşüncelerini topladı
toplamak
insanları veya nesneleri bir araya getirmek
Please gather your things before we leave
Gitmeden önce lütfen eşyalarını topla
toplanmak
bir grup halinde bir yere gelmek
We will gather here tonight
Bu gece burada toplanacağız
sonra
Sahnedebir olaydan sonra gerçekleşen
We will eat later
Yemekten sonra yiyeceğiz
geç
beklenenden daha geç
She arrived later than me
O benden geç geldi
merhum
vefat etmiş kişi
The late king died long ago
Merhum kral uzun zaman önce öldü
yeni
son zamanlarda gerçekleşen
That is a later development
O yeni bir gelişme
daha sonra
gelecekte veya belirli bir olaydan sonra
I will do it later
Bunu daha sonra yapacağım
sonra
şu andan daha ileri bir vakit
See you later
Seni sonra görürüm
gelecekte
ileriki bir zamanda
I will be back later
Gelecekte geri döneceğim
gecikmeli
beklenen zamandan daha geç gerçekleşen
The later train arrived at midnight
Gecikmeli tren gece yarısı vardı
geç dönem
bir zaman diliminin sonuna yakın olan
This is a later work of the artist
Bu sanatçının geç dönem bir eseri
vakitli değil
kararlaştırılan zamanda olmayan
He is later than usual
Her zamankinden daha vakitsiz
gecikmiş
zamanında olmayan
She is later than we expected
Beklediğimizden daha gecikmiş durumda
sağlamak
Sahnedeihtiyaç duyulan bir şeyi vermek
The company provides free water
Şirket ücretsiz su sağlıyor
sağlamak
birinin ihtiyacı olan bir şeyi vermek
The company provides free food
Şirket ücretsiz yemek sağlıyor
şartıyla
bir durumun gerçekleşmesi için gereken koşulu belirtir
You can go out provided you finish your homework
Ödevini bitirmen şartıyla dışarı çıkabilirsin
sağlamak
ihtiyaç duyulan bir şeyi vermek veya sunmak
The hotel provides free breakfast
Otel ücretsiz kahvaltı sağlıyor
geri gelmek
Sahnedebir yere veya bir kişiye geri dönmek
When will you come back?
Ne zaman geri geleceksin?
geri dönmek
bir dönem sonra yeniden popüler veya başarılı hale gelmek
Vintage clothes are coming back
Vintage kıyafetler yeniden popüler oluyor
saf olmayan
Sahnedetemiz veya saf olmayan
The water in the river is impure
Nehirdeki su saf değil
karar
Sahnededüşünerek yapılan seçim
It was a difficult decision
Zor bir karardı
karar
iki veya daha fazla olasılık arasından seçim yapma eylemi
He made a difficult decision
Zor bir karar verdi
içinde
Sahnedebelirli bir zaman veya mekanın içinde
I will arrive within an hour
Bir saat içinde varacağım
gerçek
Sahnedevar olan veya doğru olan
This is a real diamond
Bu gerçek bir elmas
gerçekten
çok veya samimi bir şekilde
He is real quiet
O gerçekten sessiz
sade
süslü veya karmaşık olmayan
He prefers a real and simple lifestyle
O sade ve basit bir yaşam tarzını tercih ediyor
sosyalist
üretim araçlarının topluma ait olduğu bir sisteme inanan kişi
He is a real who believes in common ownership
O ortak mülkiyete inanan bir sosyalisttir
müstakbel gelin
Sahnedeyakında evlenecek olan kadın
She is a beautiful bride to be
O çok güzel bir müstakbel gelin
gelin adayı
yakın zamanda evlenecek olan kadın
She is a happy bride to be
O mutlu bir gelin adayı
müstakbel gelin
düğünü yaklaşan kadın
The bride to be chose her dress
Müstakbel gelin elbisesini seçti
grup
Sahnedebirlikte bir şeyler yapan insan topluluğu
We are meeting with the other parties today
Bugün diğer gruplarla buluşuyoruz
partiler
insanların eğlenmek veya sosyalleşmek için toplandığı etkinlikler
I love going to parties
Partilere gitmeyi severim
vuhuu
Sahnedeheyecan veya sevinç belirten ünlem
Whoo! We won the game!
Vuhuu! Maçı kazandık!
vuhuu
heyecan göstermek için yüksek sesle bağırmak
They yelled whoo after the goal
Golden sonra vuhuu diye bağırdılar
uhu
siren veya yüksek bir çığlığı taklit etmek için çıkarılan ses
The crowd shouted whoo
Kalabalık uhu diye bağırdı
gözden kaçırmak
Sahnedebir şeyi fark etmemek
I overlooked a small mistake
Küçük bir hatayı gözden kaçırdım
yukarıdan bakmak
yukarıdan bir manzaraya sahip olmak
The hotel overlooks the ocean
Otel okyanusa bakıyor
manzara noktası
bir yerin aşağısını görmeyi sağlayan yüksek konum
We stopped at the overlook to take photos
Fotoğraf çekmek için manzara noktasında durduk
gözden kaçırmak
bir şeyi görmemek veya dikkat etmemek
I overlooked the error in the document
Belgedeki hatayı gözden kaçırdım
arzulamak
Sahnedebir şeyi çok istemek
I desire a peaceful life
Huzurlu bir hayat arzuluyorum
arzu
bir şeyi çok güçlü bir şekilde isteme duygusu
She has a strong desire to travel
Onun seyahat etmeye karşı güçlü bir arzusu var
arzulamak
bir şeyi çok fazla istemek
He desires to see the world
Dünyayı görmeyi arzuluyor
tercih etmek
Sahnedebir şeyi diğerine karşı daha çok istemek
I prefer tea to coffee
Çayı kahveye tercih ederim
tercih etmek
bir şeyi diğerinden daha çok istemek veya sevmek
I prefer coffee to tea
Kahveyi çaya tercih ederim
doğrulandı
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu kanıtlamak
The date of the meeting was confirmed
Toplantının tarihi doğrulandı
kabul edilmiş
kilise üyeliğine resmen kabul edilmiş
He is a confirmed member of the church
O kilisenin kabul edilmiş bir üyesidir
doğrulanmış
gerçek olduğu teyit edilmiş
The meeting time is confirmed
Toplantı saati doğrulandı
söylenti
Sahnededoğruluğu kanıtlanmamış yayılan bilgi
I heard a rumor about the new project
Yeni proje hakkında bir söylenti duydum
söylenti
doğru olmayabilecek bir hikaye
I heard a rumor about him
Onun hakkında bir söylenti duydum
en önemli şey
Sahnedebir şeyin en önemli veya nihai parçası
This promotion is the end all of his career goals
Bu terfi kariyer hedeflerinin en önemli noktası
gelmek
Sahnedebir yere doğru hareket etmek
Come here
Buraya gel
meydana gelmek
gerçekleşmek veya vuku bulmak
How did this come about
Bu nasıl oldu
hadi
dikkat çekmek veya söze başlamak için kullanılan ifade
Come now do not be upset
Hadi ama üzülme
ceza
Sahnedeyanlış bir şey yaptığında verilen yaptırım
He received a punishment for being late
Geç kaldığı için ceza aldı
alışveriş
Sahnedemağazalara gidip ürün satın alma eylemi
I enjoy doing my shopping on Saturdays
Cumartesi günleri alışveriş yapmaktan keyif alırım
alışveriş
bir mağazadan satın alınan şeyler
I put the shopping in the car
Alışverişi arabaya koydum
kış bahçesi
Sahnedebitki yetiştirmek için kullanılan cam yapı
He grows exotic plants in the conservatory
Egzotik bitkilerini kış bahçesinde yetiştiriyor
sade
Sahnedesüslemesi olmayan
She wore a plain white dress
Sade beyaz bir elbise giydi
ova
geniş ve ağaçsız düzlük
The cattle graze on the plain
Sığırlar ovada otluyor
açık
herkesin kolayca anlayabileceği şekilde
It is plain to see that she is happy
Mutlu olduğu çok açık
tamamen
bütünüyle veya kesinlikle
That was plain wrong
Bu tamamen yanlıştı
sertleşmek
Sahnedekatılaşmak veya sert hale gelmek
The cement will harden quickly
Çimento hızla sertleşecek
sertleştirmek
bir şeyi katı veya sert hale getirmek
The cold will harden the clay
Soğuk kili sertleştirecek
düğün
Sahnedeevlilik töreni
We are going to a wedding this Saturday
Bu cumartesi bir düğüne gidiyoruz
evlilik töreni
Sahnedeiki kişinin evlendiği merasim
The wedding ceremony starts at noon
Evlilik töreni öğlen başlıyor
gelin
evlenen kadın
The bride arrived at the wedding early
Gelin düğüne erken geldi
düğün
evlilik töreni
They are planning their wedding
Onlar düğünlerini planlıyorlar
küçümseme
Sahnedebirine veya bir şeye duyulan güçlü nefret veya saygısızlık hissi
He looked at them with scorn
Onlara küçümseyerek baktı
ile başa çıkmak
Sahnedezor bir durum veya sorunla mücadele etmek
We have to contend with heavy traffic
Yoğun trafikle başa çıkmak zorundayız
kuzen
Sahnedehala, teyze, amca veya dayı çocukları
She is my cousin
O benim kuzenim
anlamak
Sahnedebir şeyin anlamını kavramak
I understand the lesson
Dersi anlıyorum
anlamak
Sahnedene demek olduğunu bilmek
I understand you
Seni anlıyorum
anlamak
bir durumun veya gerçeğin bilincine varmak
I understand the risks involved
İşin içindeki riskleri anlıyorum
kavramak
söylenen bir şeyi zihnen çözümlemek
I understood his instructions clearly
Talimatlarını net bir şekilde kavradım
tuhaf
Sahnedealışılmadık veya garip olan
He has a peculiar habit
Tuhaf bir alışkanlığı var
sonuç
Sahnedebir eylemin sonucunda meydana gelen durum
Every action has a consequence
Her eylemin bir sonucu vardır
önem
Sahnedebir şeyin değeri veya ağırlığı
The decision is of great consequence
Bu karar büyük önem taşıyor
ceza
yanlış bir davranışın sonucunda verilen karşılık
He faced the consequence of his actions
Yaptıklarının cezasını çekti
suçlu
Sahnedebir hata veya suç işlemekten sorumlu olan
He felt guilty about lying
Yalan söylediği için kendini suçlu hissetti
suçlu
bir suç işlemiş olan veya kendini suçlu hisseden
He felt guilty about lying
Yalan söylediği için kendini suçlu hissetti
suçluluk duyan
bir şeyi yanlış yaptığı için kötü hissetme
He felt guilty about lying
Yalan söylediği için suçluluk duydu
suçlu
yasalara veya ahlaki kurallara aykırı bir şey yapmış olma
The jury found him guilty
Jüri onu suçlu buldu
bahse girmek
Sahnedebir şeyin gerçekleşeceğinden emin olmak
I would wager that he wins the game
Oyunu kazanacağına bahse girerim
bahis yapmak
bir sonucun ne olacağına dair para riske atmak
I will wager ten dollars on the red team
Kırmızı takıma on dolar bahis yapacağım
hemfikir olmak
Sahnedebiriyle aynı görüşü paylaşmak
We agree on this point
Bu noktada hemfikiriz
hemfikir olmak
birisiyle aynı düşünceye sahip olmak
I agree with you
Seninle hemfikirim
katılmak
birisiyle aynı düşünceye sahip olmak ya da bir şeyi kabul etmek
I agree with your plan
Planına katılıyorum
istemek
Sahnedebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
birini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
ortaya çıkarmak
Sahnedegizli olan bir şeyi göstermek
The police uncovered the truth
Polis gerçeği ortaya çıkardı
hissetmek
Sahnedefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
endişeli
Sahnedekendine güvenmeyen veya emin olamayan his
I feel anxious about the test
Sınav hakkında endişeli hissediyorum
düşünmek
Sahnedebir fikir veya tutuma sahip olmak
I feel that we should go
Gitmemiz gerektiğini düşünüyorum
hatırlatmak
birine bir şeyi anımsatmak
This song makes me feel my childhood
Bu şarkı bana çocukluğumu hatırlatıyor
bunaltıcı
Sahnedeçok sıcak ve rahatsız edici
It is a sweltering day today
Bugün bunaltıcı bir gün
bunaltıcı
rahatsız edici derecede sıcak olan
It is sweltering outside today
Bugün dışarısı bunaltıcı derecede sıcak
hasat etmek
Sahnedetarladaki ürünü kesip toplamak
Farmers reap the crops
Çiftçiler ürünleri hasat eder
biçmek
Sahnedebir eylemin sonucunu almak
You will reap the rewards of your hard work
Çok çalışmanın meyvesini biçeceksin
ayrıcalık
Sahnedeözel bir avantaj veya fayda
Education is a privilege
Eğitim bir ayrıcalıktır
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Yeah I agree with you
Evet sana katılıyorum
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
eşiğinde
Sahnedebir durumun gerçekleşmesine çok yakın olmak
The company was on the brink of collapse
Şirket çöküşün eşiğindeydi
kalabalık
Sahnedeçok sayıda insan veya miktar
A ton of people arrived
Bir kalabalık insan geldi
sosyete
Sahnedeİngiliz toplumundaki moda üst sınıf
She belongs to the ton
O sosyete kesiminden
ton
ağırlık ölçü birimi ya da çok fazla miktar
I have a ton of homework
Tonla ödevim var
istisna
genel kurala dahil olmayan şey
There is a ton to every rule
Her kuralın bir istisnası vardır
teşekkür ederim
Sahnedeminnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
minnettarlık ifade eden söz
I sent a thank-you to my teacher
Öğretmenime bir teşekkür gönderdim
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan nazik ifade
I want to say thank you
Sana teşekkür ederim demek istiyorum
teşekkür
minnettarlığı göstermenin nazik bir yolu
A simple thank you goes a long way
Basit bir teşekkür çok şey ifade eder
teşekkürler
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan sözler
Please say thank you for the gift
Lütfen hediye için teşekkürler de
almak
Sahnedebir şeyi teslim almak veya kabul etmek
I received a letter
Bir mektup aldım
kaçınmak
Sahnedebir şeyden uzak durmak veya uzak kalmak
Try to avoid bad habits
Kötü alışkanlıklardan kaçınmaya çalış
kaçınmak
birinden veya bir şeyden uzak durmak
I try to avoid traffic
Trafikten kaçınmaya çalışıyorum
kaçınmak
birinden veya bir şeyden uzak durmak
I try to avoid heavy traffic
Yoğun trafikten kaçınmaya çalışıyorum
hissetti
Sahnededokunma veya duygu yoluyla fark etmek
I felt the cold wind
Soğuk rüzgarı hissettim
utandı
utangaç veya tuhaf hissetmek
He felt awkward at the party
Partide kendini tuhaf hissetti
keçe
preslenmiş yünden yapılan yumuşak kumaş
This hat is made of felt
Bu şapka keçeden yapılmıştır
bir şekilde
Sahnedenasıl olduğu bilinmeyen bir şekilde
I will finish it somehow
Onu bir şekilde bitireceğim
durum
Sahnedebelirli bir durum veya örnek
This is a special case
Bu özel bir durum
vaka
Sahnedepolisin araştırdığı olay
The police are working on the case
Polis vaka üzerinde çalışıyor
kılıf
eşyaları saklamak veya taşımak için kullanılan kutu veya çanta
He put the phone in its case
Telefonu kılıfına koydu
görev
Sahnedeyapılması gereken iş veya sorumluluk
It is my duty to help you
Sana yardım etmek benim görevim
görev
yapılması gereken işler
It is your duty to help him
Ona yardım etmek senin görevin
görev
yapılması gereken iş veya sorumluluk
It is my duty to help others
Başkalarına yardım etmek benim görevim
gümrük vergisi
mallar üzerinden ödenen vergi
You must pay duty on these goods
Bu mallar için gümrük vergisi ödemelisiniz
pelerin
Sahnedebol dış giysi
He wore a black cloak
Siyah bir pelerin giydi
gizlemek
bir şeyi tamamen saklamak veya örtmek
The mountain was cloaked in thick fog
Dağ kalın bir sisle kaplanmıştı
yazdırmak
Sahnedebir makine kullanarak kağıda yazı veya resim çıkarmak
I need to print this document
Bu belgeyi yazdırmam gerekiyor
iz
basınçla bir yüzeyde bırakılan iz
There is a fingerprint on the glass
Camda bir parmak izi var
dükkan
bir şeyler satın aldığınız yer
She works at the print
O dükkanda çalışıyor
dişler
Sahnedeısırmak için kullanılan ağızdaki sert beyaz parçalar
Brush your teeth
Dişlerini fırçala
diş
çiğnemek için kullanılan ağızdaki sert beyaz nesne
He lost a tooth
Bir dişini kaybetti
hafta
Sahnedeyedi günlük süre
I will see you next week
Seni haftaya göreceğim
hatırlatmak
Sahnedebirine bir şeyi hatırlamasını sağlamak
Please remind me to call him
Lütfen ona telefon etmemi hatırlat
ile konuşmak
Sahnedebiriyle sözcükler kullanarak iletişim kurmak
I need to speak with the manager
Müdürle konuşmam gerekiyor
ile görüşmek
biriyle karşılıklı konuşma yapmak
Can I speak with you for a moment
Sizinle bir an görüşebilir miyim
Bana inan
Sahnedebirinin söylediklerine güvenmesini istemek
Believe me, it is true
Bana inan, bu doğru
inan bana
birinden söylediklerinize güvenmesini istemek
Believe me I did not lie
İnan bana yalan söylemedim
kulak
Sahnedeişitmemizi sağlayan organ
I have two ears
İki kulağım var
kulak
bir şeyi anlama veya ayırt etme yeteneği
She has a good ear for music
Müziğe iyi bir kulağı var
kulak
bir şeyi fark etme veya değerlendirme yeteneği
She has a good ear for music
Onun iyi bir müzik kulağı var
erişim
önemli bir kişiye ulaşma ve onu etkileme yetisi
She has the ear of the director
Onun müdüre doğrudan erişimi var
gerektirmek
Sahnedebir şeyin olması için gerekli olmak
This job requires a lot of patience
Bu iş çok sabır gerektiriyor
gerektirmek
Sahnedebir şeyin zorunlu olduğunu belirtmek
This job requires experience
Bu iş tecrübe gerektiriyor
gerektirmek
bir şeyin olmasını zorunlu tutmak
This job requires a lot of experience
Bu iş çok fazla deneyim gerektirir
uyarmak
Sahnedebirini olası bir tehlike hakkında bilgilendirmek
I warned him about the rain
Onu yağmur hakkında uyardım
arayan kişi
Sahnedetelefonla arama yapan kişi
The caller hung up the phone
Arayan kişi telefonu kapattı
ziyaretçi
bir yeri ziyarete gelen kişi
We had a surprise caller this morning
Bu sabah sürpriz bir ziyaretçimiz oldu
arayan
telefon görüşmesi başlatan kimse
The caller left a message
Arayan kişi bir mesaj bıraktı
telefon eden
arama gerçekleştiren kişi
I do not know who the caller is
Telefon eden kişinin kim olduğunu bilmiyorum
saat
Sahnede60 dakikaya eşit süre
I will be there in one hour
Bir saat içinde orada olacağım
saat
bir günün yirmi dört parçasından biri
We will leave in one hour
Bir saat içinde ayrılacağız
saat
60 dakikalık zaman dilimi
I will be there in an hour
Bir saat içinde orada olacağım
ziyaret etmek
Sahnedebirini görmeye gitmek ve onunla vakit geçirmek
I will visit my grandmother
Babaannemi ziyaret edeceğim
ziyaret etmek
Sahnedebir yere belirli bir süre kalmak için gitmek
I will visit my grandmother tomorrow
Yarın büyükannemi ziyaret edeceğim
musallat olmak
birine kötü bir durum veya sıkıntı vermek
The sickness visited the small town
Hastalık küçük kasabaya musallat oldu
niyetinde olmak
Sahnedene yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
gitmek
bir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
gitmek
bir yere veya kişiye ulaşmak
The letter goes to the manager
Mektup müdüre gidiyor
damat
Sahnedeevlenen erkek
The groom looked very happy
Damat çok mutlu görünüyordu
bakım yapmak
bir kişiyi veya hayvanı temiz ve düzenli hale getirmek
She groomed her horse
Atının bakımını yaptı
yetiştirmek
birini bir görev veya iş için hazırlamak
The manager is grooming her for the position
Müdür onu pozisyon için yetiştiriyor
damat
evlenmekte olan erkek
The groom wore a black suit
Damat siyah bir takım elbise giydi
yük
Sahnedeağır bir ağırlık veya sorumluluk
It is a heavy burden
Bu ağır bir yüktür
endişe
Sahnedebir durumdan kaynaklanan huzursuzluk hissi
She expressed her worry about the project
Proje hakkındaki endişesini dile getirdi
endişelenmek
bir şey hakkında kaygılı hissetmek
Do not worry about me
Benim hakkımda endişelenme
kaygılandırmak
birini tedirgin etmek
The news worried the family
Haberler aileyi kaygılandırdı
görünmek
Sahnedebelli bir izlenim vermek
He appears to be tired
Yorgun görünüyor
belirmek
görünür hale gelmek veya görülmek
A ghost appeared in the room
Odada bir hayalet belirdi
rol almak
bir oyunda filmde veya gösteride yer almak
She will appear in the new movie
O yeni filmde rol alacak
belirmek
görüş alanına girmek veya görünür olmak
The stars appear at night
Yıldızlar gece belirir
o kadar
Sahnedebelirtilen miktarda veya derecede
I did not think it would hurt that much
O kadar acıyacağını düşünmemiştim
beklemek
Sahnedebir şey olana kadar bir yerde durmak
I am waiting for the bus
Otobüsü bekliyorum
beklemek
birinin gelmesini veya bir şeyin olmasını bekleyerek bir yerde durmak
I wait for the bus
Otobüsü bekliyorum
sabırsızlıkla beklemek
bir şeyin olmasını heyecanla istemek
I am waiting for my vacation
Tatilimi sabırsızlıkla bekliyorum
itibar zedeleyici
Sahnedebirinin itibarını sarsan durum
He was found with compromising photos
İtibar zedeleyici fotoğraflarla yakalandı
fayton
Sahnedegenellikle atlar tarafından çekilen tekerlekli araç
The royal carriage arrived at the palace
Kraliyet faytonu saraya vardı
at arabası
atlar tarafından çekilen taşıt
The prince arrived in a horse carriage
Prens at arabasıyla geldi
olay
Sahnedegerçekleşen herhangi bir şey özellikle önemli bir durum
This event changed my life
Bu olay hayatımı değiştirdi
etkinlik
planlanmış toplumsal veya sosyal bir organizasyon
The music event was great
Müzik etkinliği harikaydı
şans
Sahnedeiyi veya kötü şeylerin gerçekleşmesine neden olan güç
Luck can change quickly
Şans hızla değişebilir
şans
tesadüfen gerçekleşen iyi şeyler
I had some good luck
Biraz şansım vardı
şans eseri bulmak
iyi bir talih sonucu bir şeye sahip olmak
He lucked into this amazing job
O şans eseri bu harika işi buldu
tercih etmek
Sahnedebir şeyi diğerine yeğlemek
I would rather drink tea
Çay içmeyi tercih ederim
eğitim
Sahnedeöğretme ve öğrenme süreci
Education is important for everyone
Eğitim herkes için önemlidir
plan
Sahnedebir şeyi yapmaya yönelik düzenleme
We made a plan for the trip
Gezi için bir plan yaptık
plan
bir şeyi yapmak için yöntem
I have a great plan
Harika bir planım var
tüketmek
Sahnedebirinin tüm zamanını veya dikkatini almak
Work consumes all his time
İş onun tüm vaktini tüketiyor
tüketmek
bir şeyi tamamen kullanıp bitirmek
These lamps consume a lot of energy
Bu lambalar çok enerji tüketiyor
tüketmek
bir şeyi yemek içmek veya harcamak
We consume too much electricity
Çok fazla elektrik tüketiyoruz
çılgınlık
Sahnedekontrol edilemeyen aşırı heyecan durumu
The crowd was in a frenzy
Kalabalık çılgına dönmüştü