

Bridgerton — Season 3 Episode 1
Kelimeler ve anlamları
739 kelime
Seviye
yüksek sesle
Sahnedebaşkalarının duyabileceği şekilde
Read it out loud
Onu yüksek sesle oku
sesli
duyulabilir bir şekilde
Please read the text out loud
Lütfen metni sesli oku
yüksek sesle
kolayca işitilebilecek bir sesle
She laughed out loud at the joke
Şakaya yüksek sesle güldü
kurban gitmek
Sahnedebir şeyin saldırısına uğramak veya zarar görmek
Many small animals fall prey to eagles
Birçok küçük hayvan kartallara kurban gider
acele etmemek
Sahnedebir şeyi acele etmeden yapmak
They can take their time
Acele etmeyebilirler
ekşi
Sahnedelimon gibi keskin ve asidik bir tada sahip olan
Lemons are sour
Limonlar ekşidir
bozulmak
bir ilişkinin veya durumun kötüleşerek tatsız bir hal alması
Their friendship turned sour after the argument
Tartışmadan sonra arkadaşlıkları bozuldu
suratsız
kızgın veya hoş olmayan bir ifadeye sahip olma durumu
He had a sour look on his face
Yüzünde suratsız bir ifade vardı
muhteşem
Sahnedeçok etkileyici ve güzel
The view is magnificent
Manzara muhteşem
sorumlu tutmak
Sahnedebir olayın sonucunu birinin üzerine yıkmak
I blame the rain for the delay
Gecikmeden dolayı yağmuru sorumlu tutuyorum
suçlamak
birinin bir yanlıştan sorumlu olduğunu söylemek
Do not blame me for this mistake
Bu hata için beni suçlama
ayıplamak
birinin yaptığı davranışı onaylamadığını belirtmek
They blamed him for his selfish behavior
Bencil davranışından dolayı onu ayıpladılar
suç
kötü bir durumdan dolayı sorumlu tutulma durumu
He accepted the blame for the accident
Kazanın suçunu üstlendi
hafife almak
Sahnedebir şeyi önemli veya ciddi görmemek
You should not take his warning lightly
Onun uyarısını hafife almamalısın
iştah
Sahnedeyemek yeme isteği
I have no appetite today
Bugün hiç iştahım yok
istek
bir şeyi yapma veya sahip olma yönündeki güçlü arzu
He has an appetite for adventure
Maceraya karşı büyük bir isteği var
cevap
Sahnedebir soruya verilen yanıt
I am waiting for your answer
Cevabını bekliyorum
çözüm
bir sorunu çözmenin doğru yolu
I found the answer to the puzzle
Bulmacanın çözümünü buldum
cevap
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
The answer is not correct
Cevap doğru değil
yanıt
bilgi almak için kullanılan cümle veya ifade
I need an answer to this question
Bu soruya bir yanıt bekliyorum
cevap
bir sorguya verilen yanıt
I have the answer to your inquiry
Sorguna bir cevabım var
cevaplamak
bir telefon çağrısına veya mesaja karşılık vermek
Please answer the phone
Lütfen telefonu cevapla
yanıt
bir soruya verilen karşılık
This is the correct answer
Bu doğru yanıt
içki
Sahnedealkollü bir içecek
He enjoys a daily tipple
Günlük bir içki keyfi yapar
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
uygun olmayan veya iyi bir eşleşme sağlamayan
This is the wrong key for the door
Bu kapı için yanlış anahtar
kötülük etmek
birine adil olmayan veya zarar verici şekilde davranmak
He wronged her by taking the money
Parayı alarak ona kötülük etti
yanlış
doğru olmayan bir biçimde
You answered the question wrong
Soruyu yanlış cevapladın
hata
doğru veya ahlaki olmayan eylem
It is a mistake to lie
Yalan söylemek bir hatadır
hatalı
doğru olmayan veya gerçeğe uymayan
That is the wrong answer
Bu hatalı bir cevap
ters
düzgün çalışmayan veya iyi gitmeyen
Something is wrong with the engine
Motorda bir terslik var
sorun
yolunda gitmeyen bir durum
Tell me what is wrong
Bana ne sorun olduğunu söyle
hiçbir yer
Sahnedehiçbir yerde olmayan
There is nowhere to sit
Oturacak hiçbir yer yok
hiçbir yer
herhangi bir yer veya konum bulunmayan durum
I have nowhere to go tonight
Bu gece gidecek hiçbir yerim yok
dolandırıcı
Sahnedebaşkalarını kandırarak paralarını alan kişi
The swindler stole all his money
Dolandırıcı tüm parasını çaldı
hariç
Sahnededahil etmeden
Aside from the weather it was a great trip
Hava durumu dışında harika bir geziydi
kenara
yan tarafa doğru
Please step aside
Lütfen kenara çekilin
yana
bir tarafa veya kenara doğru
Please step aside
Lütfen kenara çekil
haricinde
bir şey dışında tutularak
Aside from the rain the day was great
Yağmur haricinde gün harikaydı
yan yorum
asıl konu dışındaki kısa açıklama
He made a quick aside during the speech
Konuşması sırasında kısa bir yan yorum yaptı
rahatsız etmek
Sahnedebirini kızdırmak veya hayal kırıklığına uğratmak
His constant questions began to vex me
Sürekli sorduğu sorular beni rahatsız etmeye başladı
yalancı
Sahnededoğru olmayan şeyler söyleyen kişi
He is a liar
O bir yalancı
çarşı
Sahnedealım satım yapılan yer
The farmer took his goods to the mart
Çiftçi mallarını çarşıya götürdü
hobi
Sahnedeboş zamanlarda yapmaktan hoşlanılan etkinlik
Reading is one of my interests
Okumak hobilerimden biridir
merak
Sahnedebir şeyi öğrenme veya anlama isteği
I have an interest in science
Bilime karşı merakım var
faiz
ödünç alınan para için ödenen ek ücret
The bank charges a high interest rate
Banka yüksek bir faiz oranı uyguluyor
pay
bir işteki ortaklık veya hisse durumu
He has an interest in the company
Şirkette bir payı var
ilgilendirmek
birinin bir şeye merak duymasını veya dikkat etmesini sağlamak
This book interests me
Bu kitap ilgimi çekiyor
habersiz
Sahnedebir durumun farkında olmayan
He was unaware of the danger
Tehlikeden habersizdi
içecekler
Sahnedeiçilebilen sıvı
Would you like some drinks?
Biraz içecek ister misiniz?
içecekler
içilebilen sıvılar
I like cold drinks
Soğuk içecekleri severim
içki içmek
alkollü içecek tüketmek
He rarely drinks
O nadiren içki içer
affedersiniz
Sahnedeözür dilemek veya birinin dikkatini çekmek için kullanılan nazik bir ifade
Pardon me, where is the station?
Affedersiniz, istasyon nerede?
Majesteleri
Sahnedekral veya kraliçeye hitap şekli
Yes, Your Majesty
Evet, Majesteleri
neyse ki
Sahnedeşükürler olsun ki
Thankfully, it didn't rain
Neyse ki yağmur yağmadı
karakter
Sahnedehikaye, film veya oyundaki kişi
He is my favorite character
O benim en sevdiğim karakter
karakter
bir hikayedeki kişi
The main character is brave
Ana karakter cesurdur
karakter
bir insanı tanımlayan özellikler bütünü
He has a strong character
Güçlü bir karakteri var
karakter
yazı sisteminde kullanılan harf veya simge
This password requires eight characters
Bu şifre sekiz karakter gerektiriyor
karakter
insanların bir kişinin ahlaki nitelikleri hakkındaki görüşü
He is a man of strong character
O güçlü karaktere sahip bir adam
yeni
Sahnedekısa süre önce
They are newly married
Onlar yeni evliler
kurtarmak
Sahnedeistenmeyen bir şeyden arındırmak
I need to rid my house of pests
Evimi haşerelerden kurtarmam gerekiyor
mahvetmek
Sahnedebir şeyi artık kullanılamayacak kadar bozmak
The rain ruined my clothes
Yağmur kıyafetlerimi mahvetti
harabe
yok olmuş bir yapının kalıntıları
We visited the ancient ruins
Eski harabeleri ziyaret ettik
mahvetmek
bir şeye büyük zarar vermek
The rain ruined our plans
Yağmur planlarımızı mahvetti
yıkım
tamamen yok olma veya başarısız olma durumu
The war brought total ruin
Savaş tam bir yıkım getirdi
sonunda
Sahnedeuzun bir bekleyişten sonra
He arrived at last
Sonunda geldi
görev
Sahnedeyapılması gereken iş veya sorumluluk
It is my duty to help you
Sana yardım etmek benim görevim
görev
yapılması gereken işler
It is your duty to help him
Ona yardım etmek senin görevin
görev
yapılması gereken iş veya sorumluluk
It is my duty to help others
Başkalarına yardım etmek benim görevim
gümrük vergisi
mallar üzerinden ödenen vergi
You must pay duty on these goods
Bu mallar için gümrük vergisi ödemelisiniz
korkunç
Sahnedeçok kötü veya hoş olmayan
The weather was ghastly
Hava korkunçtu
yanılmış
Sahnedebir konuda hata yapmış olmak
I think you are mistaken about the time
Sanırım zaman konusunda yanıldınız
hatalı
yanlış veya hatalı olan
This is a mistaken calculation
Bu hatalı bir hesaplama
karıştırmak
bir kişiyi veya nesneyi başka biri ya da başka bir şey sanmak
I mistook him for someone else
Onu başkasıyla karıştırdım
yanlış
doğru olmayan veya hatalı
His belief was mistaken
Onun inancı yanlıştı
yanlış
doğru olmayan bir düşünce veya fikir
It is a mistaken belief
Bu yanlış bir inanış
memnun etmek
Sahnedebirini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
lütfen
Sahnedenazik bir ricada bulunurken kullanılan kelime
Please come here
Lütfen buraya gel
anlaşıldı
telsiz mesajını almak ve kavramak
Please the transmission
İletiyi anladım
istediğini yapmak
birinin kendi keyfine göre hareket etmesi
You can do as you please
İstediğini yapabilirsin
lütfen
nazik bir ricada bulunmak için kullanılır
Please help me
Lütfen bana yardım et
lütfen
bir ricayı daha nazik hale getirmek için kullanılır
Close the door please
Lütfen kapıyı kapat
lütfen
nazik bir şekilde bir şey istemek için kullanılır
Please wait here
Lütfen burada bekle
lütfen
birinden kibarca bir şey talep etmek için kullanılır
Please listen to me
Lütfen beni dinle
memnun etmek
birini mutlu veya tatmin etmek
It is hard to please everyone
Herkesi memnun etmek zordur
talip
Sahnederomantik bir ilişki veya evlilik isteyen kişi
He was her most persistent suitor
O, onun en ısrarcı talibiydi
didinmek
Sahnedeçok ve yorucu bir şekilde çalışmak
They toiled for hours in the field
Tarlada saatlerce didindiler
düşünmek
Sahnedebir konu hakkında fikir yürütmek
I need to think of a solution
Bir çözüm düşünmem gerekiyor
hatırlamak
birini veya bir şeyi zihne getirmek
I often think of my home
Sık sık evimi hatırlarım
aklına gelmek
bir fikir üretmek ya da bir şeyi hatırlamak
I can think of a better name
Daha iyi bir isim aklıma geliyor
hatırlamak
bir anıyı kişiyi veya bilgiyi akla getirmek
I often think of my childhood
Sık sık çocukluğumu hatırlarım
bulmak
yeni bir fikir veya plan icat etmek
Can you think of a better solution
Daha iyi bir çözüm bulabilir misin
düşünmek
bir konu hakkında görüş sahibi olmak veya bir eylemi değerlendirmek
What do you think of this movie
Bu film hakkında ne düşünüyorsun
akla getirmek
bir konudan bahsetmeye başlamak
Can you think of any good movies
Aklına iyi bir film geliyor mu
düşünmek
birini veya bir şeyi zihninde bulundurmak
I often think of my old friends
Sık sık eski arkadaşlarımı düşünürüm
düşünmek
bir şey hakkında görüş sahibi olmak
What do you think of this plan
Bu plan hakkında ne düşünüyorsun
düşünmek
birini veya bir şeyi zihninde tutmak
I am thinking of my friends
Arkadaşlarımı düşünüyorum
hakkında düşünmek
birisi veya bir şey hakkında belirli bir görüşe sahip olmak
What do you think of this
Bunun hakkında ne düşünüyorsun
aklına getirmek
yeni bir fikir veya plan üretmek
I thought of a new plan
Yeni bir plan aklıma geldi
tabii ki
Sahnedeonaylamak veya evet demek için kullanılır
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
elbette
birini onaylamak veya beklendik bir durumu belirtmek için kullanılan ifade
Can you help me? Of course
Bana yardım edebilir misin? Elbette
çok
Sahnedebüyük ölçüde
He is far better than me
O benden çok daha iyi
uzak
mesafesi çok olan
The station is far
İstasyon uzak
şimdiye kadar
şu ana kadar
So far everything is good
Şimdiye kadar her şey iyi
ilerleme
yapılması veya tamamlanması gereken kısım
How far are you with your homework
Ödevinde ne kadar ilerledin
uzak
bir noktadan veya yerden büyük mesafede
The store is too far
Mağaza çok uzak
çok daha
önemli ölçüde veya büyük derecede
This car is far better
Bu araba çok daha iyi
kulak
Sahnedeişitmemizi sağlayan organ
I have two ears
İki kulağım var
kulak
bir şeyi anlama veya ayırt etme yeteneği
She has a good ear for music
Müziğe iyi bir kulağı var
kulak
bir şeyi fark etme veya değerlendirme yeteneği
She has a good ear for music
Onun iyi bir müzik kulağı var
erişim
önemli bir kişiye ulaşma ve onu etkileme yetisi
She has the ear of the director
Onun müdüre doğrudan erişimi var
an
Sahnedeçok kısa bir zaman dilimi
Wait a moment
Bir an bekle
an
Sahnedeçok kısa bir zaman dilimi
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
an
çok kısa süre
It happened in a moment
Bir anda oldu
kısa süre
az bir zaman aralığı
It took a short moment
Kısa bir süre aldı
şu an
şimdiki zaman dilimi
I am busy at the moment
Şu anda meşgulüm
unvan
Sahnedebir kişinin sosyal veya mesleki konumunu gösteren sözcük
He has the title of professor
Profesör unvanına sahip
başlık
kitap veya film gibi bir eserin adı
What is the title of the book?
Kitabın başlığı nedir?
şampiyonluk
bir sporda en iyinin kim olduğuna karar veren yarışma
He won the world boxing title
Dünya boks şampiyonluğunu kazandı
tapu
bir mülkün kime ait olduğunu gösteren yasal belge
She holds the title to the house
Evin tapusuna o sahip
görev
Sahnedeyapılması gereken iş
This is a difficult task
Bu zor bir görev
görevlendirmek
birine bir iş vermek
They tasked me with the project
Beni proje ile görevlendirdiler
kiracı
Sahnedebir yerde yaşamak için ödeme yapan kişi
The tenant pays rent every month
Kiracı her ay kira öder
uyandırmak
Sahnedegüçlü bir duyguya veya hisse sebep olmak
The music stirred my soul
Müzik ruhumu uyandırdı
karıştırmak
bir sıvıyı veya maddeyi kaşıkla karıştırmak
Stir the soup
Çorbayı karıştır
kıpırdamak
hafifçe hareket etmek
He did not stir
Kıpırdamadı
uyandırmak
bir duygu veya hatırayı akla getirmek
The song stirred old memories
Şarkı eski anıları uyandırdı
ortalığı karıştırmak
sorun veya huzursuzluğa yol açmak
He likes to stir up trouble
Ortalığı karıştırmayı sever
heyecan
bir toplulukta ortaya çıkan hareketlilik veya ilgi
His speech caused quite a stir
Konuşması oldukça heyecan yarattı
sonraki
Sahnedeşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
yandaki
bir şeye çok yakın veya onun yanında olan
She sat in the next seat
O yandaki koltukta oturdu
oldukça
Sahnedeorta derecede
It is rather cold today
Bugün hava oldukça soğuk
tercih etmek
bir şeyi diğerine tercih etmek için kullanılır
I would rather stay home
Evde kalmayı tercih ederim
tercih etmek
bir şeyi diğerinden daha çok istemek veya seçmek
I would rather stay home
Evde kalmayı tercih ederim
süreç
Sahnedebir sonuca ulaşmak için izlenen adımlar dizisi
It is a long process
Bu uzun bir süreç
işlemek
bir şeyi sistematik olarak ele almak
The computer processes the data
Bilgisayar verileri işler
işleme
bir şeyi sistematik olarak ele alma eylemi
Data processing takes time
Veri işleme zaman alır
işlemek
bir bilgiyi zihinde değerlendirmek
I need some time to process the information
Bu bilgiyi işlemek için biraz zamana ihtiyacım var
arkadaşlık
Sahnedearkadaş olma durumu
Our friendship is very strong
Arkadaşlığımız çok güçlü
arkadaşlık
Sahnedearkadaşlar arasındaki yakın ilişki
They have a long friendship
Uzun bir arkadaşlıkları var
arkadaşlık
arkadaşlar arasındaki yakın ilişki
They have a long friendship
Onların uzun bir arkadaşlığı var
üç kez
Sahnedeüç defa gerçekleşen
I checked the door thrice
Kapıyı üç kez kontrol ettim
sundu
Sahnedebirine bir şeyi resmi şekilde vermek
The teacher presented the prize to the student
Öğretmen ödülü öğrenciye sundu
tanıtmak
birini veya kendini kim olduğunu söyleyerek tanıştırmak
He presented himself to the group
O gruba kendini tanıttı
aptalca
Sahnedeakıl ve mantıktan yoksun
That was a silly mistake
Bu aptalca bir hataydı
efendim
Sahnedebir erkeğe hitap ederken kullanılan nazik bir ifade
Yes, sir
Evet, efendim
idrak etmek
Sahnedebir durumun önemini veya gerçekliğini kavramak
He finally realized the truth
Sonunda gerçeği idrak etti
fark etmek
bir şeyi anlamak veya farkına varmak
I realized my mistake
Hatamı fark ettim
gerçekleştirmek
bir şeyi gerçek hale getirmek veya hayata geçirmek
She realized her dream
Hayalini gerçekleştirdi
bakmak
Sahnedegözleri bir yöne çevirmek
Please look at me
Lütfen bana bak
ele almak
bir konuyu değerlendirmek
We must look at this plan
Bu planı ele almalıyız
seyretmek
bir şeyi dikkatle izlemek
They look at the stars
Yıldızları seyrediyorlar
incelemek
detaylıca gözlemlemek
I looked at the painting
Resim tablosunu inceledim
bakmak
birini veya bir şeyi görmek için gözlerini ona çevirmek
Look at that bird
Şu kuşa bak
incelemek
bir şeyi dikkatlice araştırmak veya düşünmek
I need to look at the documents
Belgeleri incelemem gerekiyor
bakmak
bir şeyi görmek için gözlerini ona çevirmek
Look at the painting
Tabloya bak
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
hani
Sahnedekonuşurken dikkat çekmek veya düşünürken kullanılan bir ifade
You know, I am not sure about this
Hani, bu konuda emin değilim
daha az miktarda
Sahnededaha küçük bir miktar veya sayı
I want less water
Daha az suya ihtiyacım var
kutsamak
tanrıdan korumasını veya yardım etmesini istemek
May God bless you
Tanrı seni kutsasın
sayısız
sayılamayacak kadar çok
The stars are endless
Yıldızlar sayısızdır
siz eki
bir şeyin bulunmadığını belirten son ek
She is fearless
O korkusuz
gelişen
Sahnedebaşarılı şekilde büyüyen veya iyi durumda olan
The local business is thriving
Yerel işletme gelişiyor
yazmak
Sahnedebir metin meydana getirmek
I will write a book
Bir kitap yazacağım
çek yazmak
bankaya para ödemesi için verilen yazılı belge
I need to write a check for the rent
Kira için bir çek yazmam gerekiyor
yazmak
bir belgeye veya alana bilgi eklemek
Write your name here
Adını buraya yaz
yazmak
bilgiyi bir belgeye veya kayda geçirmek
Please write your name on the form
Lütfen adınızı forma yazın
yazmak
bir kağıt veya ekran üzerine kelimeler oluşturmak
She wants to write a letter
O bir mektup yazmak istiyor
kaleme almak
bir konu hakkında metin üretmek
He will write a report tomorrow
Yarın bir rapor kaleme alacak
oluşturmak
bir yüzeyde yazı meydana getirmek
She writes content for the website
Web sitesi için içerik oluşturuyor
betimlemek
bir şeyi yazarak anlatmak
The author wrote his appearance in detail
Yazar onun dış görünüşünü detaylıca betimledi
harf dizmek
bir yüzeye harfler yerleştirmek
Children learn to write letters early
Çocuklar erken yaşta harf dizmeyi öğrenir
metin yazmak
bir yüzey üzerinde yazı oluşturmak
You should write the text clearly
Metni açık bir şekilde yazmalısın
yazı bırakmak
bir yüzeye semboller veya kelimeler koymak
Please write your name on the list
Lütfen listeye ismini yaz
yazı yazmak
bir yüzeye harf veya kelimeler oluşturmak
It is hard to write on glass
Camın üzerine yazı yazmak zordur
beklemek
Sahnedebir şeyin olacağını düşünmek
I expect a call today
Bugün bir telefon bekliyorum
hamile
bir bebeğe gebe olmak
She is expecting a baby
Bebek bekliyor
beklenmek
bir eylemi yapması istenmek
You are expected to come
Gelmeniz bekleniyor
ummak
bir şeyin olacağını düşünmek
I expect a reply soon
Yakında bir cevap umuyorum
burnunu sokan
Sahnedebaşkalarının işlerine rahatsız edici şekilde karışan
Stop being so interfering
Bu kadar burnunu sokmayı bırak
engelleyici
bir şeyin düzgün çalışmasını veya gerçekleşmesini önleyen
The loud noise is interfering with my work
Yüksek ses işimi engelliyor
oynamak
Sahnedebir nesneyi eğlence amacıyla kullanmak
The child is playing with the blocks
Çocuk bloklarla oynuyor
oynamak
bir canlıyla eğlenceli vakit geçirmek
I like to play with my dog
Köpeğimle oynamayı severim
üzerinde düşünmek
bir fikri kesin karar vermeden değerlendirmek
I play with the idea of moving abroad
Yurtdışına taşınma fikri üzerinde düşünüyorum
oyalanmak
bir nesneye amaçsızca veya sürekli dokunmak
He plays with his keys while waiting
Beklerken anahtarlarıyla oyalanıyor
oynamak
keyif almak için bir etkinlikte bulunmak veya bir nesneyi kullanmak
Children love to play with toys
Çocuklar oyuncaklarla oynamayı severler
ile uğraşmak
eğlence veya aktivite için bir şeyi kullanmak veya ellemek
He is playing with the controls
Kontrollerle uğraşıyor
ile oynamak
bir şeyle oyun oynamak
The kids are playing with the ball
Çocuklar topla oynuyor
parlak
Sahnedeçok ışık veren veya yansıtan
The sun is very bright today
Güneş bugün çok parlak
zeki
akıllı veya öğrenmeye yatkın
She is a bright student
O zeki bir öğrencidir
umut verici
geleceği iyi olan ve umut vadeden
The student has a bright future
Öğrencinin parlak bir geleceği var
akıllıca olmayan
iyi bir yargı göstermeyen
That was not a bright idea
Bu akıllıca bir fikir değildi
izlemek
Sahnedebir şeye dikkatlice bakmak
He is watching the birds
Kuşları izliyor
izlemek
bir şeyi bir süre boyunca gözleme
I am watching a movie
Bir film izliyorum
izlemek
bir şeye bir süre boyunca bakmak
I am watching a movie
Bir film izliyorum
izlemek
belirli bir süre boyunca bir şeye bakmak
I am watching a movie
Bir film izliyorum
açıklama
Sahnedebir şeyi netleştiren ifade
I need a clear explanation
Net bir açıklamaya ihtiyacım var
açıklama
bir şeyi anlaşılır kılan ifade
Please give me an explanation for this
Lütfen bana bunun için bir açıklama yap
açıklama
bir durumu anlaşılır kılan ifade
I need an explanation for this mistake
Bu hata için bir açıklamaya ihtiyacım var
teşekkür
Sahnedebir takdir ifadesi
A big thank you to all
Herkese büyük bir teşekkür
teşekkür ederim
minnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan sözler
Thank you for your help
Yardımın için teşekkür ederim
teşekkür ederim
minnettarlığı göstermek için kullanılan kibar bir söz
I say thank you to my teacher
Öğretmenime teşekkür ederim diyorum
teşekkürler
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan nezaket ifadesi
Thank you for the coffee
Kahve için teşekkürler
teşekkür
minnettarlık ifade eden söz
I sent a thank-you to my teacher
Öğretmenime bir teşekkür gönderdim
birkaç
Sahnedeikiden fazla fakat çok olmayan
I have several books
Birkaç kitabım var
endişe
Sahnedebir durumdan kaynaklanan huzursuzluk hissi
She expressed her worry about the project
Proje hakkındaki endişesini dile getirdi
endişelenmek
Sahnedebir şey hakkında kaygılı hissetmek
Do not worry about me
Benim hakkımda endişelenme
kaygılandırmak
birini tedirgin etmek
The news worried the family
Haberler aileyi kaygılandırdı
endişe
sizi kaygılandıran bir şey
My main worry is the weather
Asıl endişem hava durumu
endişeli
kaygılı veya huzursuz hissetme durumu
He looks worried today
Bugün endişeli görünüyor
kaygı
insanı huzursuz eden düşünce veya sorun
Money is his main worry
Para onun temel kaygısı
endişelenmek
bir şey hakkında huzursuz veya gergin hissetmek
Do not worry about the future
Gelecek hakkında endişelenme
belirti
Sahnedebir hastalığın olduğunu gösteren fiziksel belirti
Fever is a common symptom of the flu
Ateş, gribin yaygın bir belirtisidir
en iyi ihtimalle
Sahnedeen olumlu bakış açısıyla
It will take two hours at best
En iyi ihtimalle iki saat sürer
en iyi ihtimalle
bir şeyin olabileceği en iyi durumun bile çok iyi olmadığını belirtmek için kullanılır
The movie was boring at best
Film en iyi ihtimalle sıkıcıydı
piyano
Sahnedetuşlu bir müzik aleti
She plays the pianoforte gracefully
O piyanoyu zarafetle çalıyor
cenaze töreni
Sahnedeölen kişi için düzenlenen tören
They attended the funeral yesterday
Dün cenaze törenine katıldılar
geçen yıl
Sahnedeiçinde bulunduğumuz yıldan hemen önceki yıl
I moved here last year
Geçen yıl buraya taşındım
geçen sene
içinde bulunduğumuz yıldan bir önceki yıl
It was colder last year
Geçen sene daha soğuktu
sevgili
Sahnedeçok sevilen
You are my dearest friend
Sen benim sevgili arkadaşımsın
şefkatli
çok sevgi veya özen gösteren
She is a dearest companion
O şefkatli bir yoldaş
canım
çok sevilen bir kişi
Come here my dearest
Buraya gel canım
varsaymak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu kanıtsız kabul etmek
I suppose you are right
Haklı olduğunu varsayıyorum
sanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I suppose that you are right
Haklı olduğunu sanıyorum
niyetinde olmak
bir amaç veya plan taşımak
You are supposed to arrive by ten
Ona kadar varman gerekiyor
rahat
Sahnedeendişesiz ve huzurlu hissetme durumu
He felt at ease during the interview
Mülakat sırasında kendini rahat hissetti
rahat
zorluk veya çabadan uzak olma durumu
I feel at ease when I am at home
Evdeyken kendimi rahat hissediyorum
yakışıklı
Sahnedeiyi görünümlü
He is very handsome
O çok yakışıklı
taşınmak
Sahnedeyeni bir yerde yaşamaya başlamak
We will move into our new house tomorrow
Yarın yeni evimize taşınıyoruz
girmek
bir yerin içine doğru gitmek
The cat moved into the box
Kedi kutunun içine girdi
taşınmak
yeni bir yere yaşamaya başlamak
We will move into our new house tomorrow
Yarın yeni evimize taşınacağız
refakat etmek
Sahnedebirine göz kulak olmak veya korumak için eşlik etmek
The teacher will chaperone the trip
Öğretmen geziye refakat edecek
refakatçi
Sahnedekorumak veya yol göstermek için birine eşlik eden kişi
Every student needs a chaperone
Her öğrencinin bir refakatçiye ihtiyacı var
refakat etmek
gençlerin kurallara uygun davranmasını sağlamak için onlara eşlik etmek
She will chaperone the students on the trip
Okul gezisinde öğrencilere o refakat edecek
yönetme
Sahnedebir şeyi kontrol etme veya onunla ilgilenme
He is handling the situation well
Durumu iyi yönetiyor
cana yakın
Sahnededost canlısı ve keyifli
We had a congenial conversation
Cana yakın bir sohbetimiz oldu
dans kartı
Sahnedesosyal bir etkinlikte dans ortaklarını not etmek için kullanılan kart
She wrote his name on her dance card
Onun ismini dans kartına yazdı
program
planlanmış etkinliklerin veya işlerin listesi
My dance card is full today
Bugün programım çok dolu