

Bridgerton — Season 3 Episode 3
Kelimeler ve anlamları
684 kelime
Seviye
hoş
Sahnedehoş veya keyifli olan
The weather is very pleasant today
Bugün hava çok hoş
hoş
keyif veren veya güzel olan
We had a pleasant day together
Birlikte hoş bir gün geçirdik
değiştirmek
Sahnedebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
para üstü
ödemeden sonra geri alınan miktar
You forgot your change
Para üstünü unuttun
konu değişimi
konuşulan temayı başka bir şeye çevirme
It is time for a change of topic
Konu değişimi zamanı geldi
değişim
bir şeyin başkalaşmasıyla ortaya çıkan yeni durum
There was a big change in the weather
Havada büyük bir değişim oldu
değiştirmek
bir şeyi farklı hale getirmek
I need to change the plan
Planı değiştirmem gerekiyor
değişmek
farklı hale gelmek
The weather is starting to change
Hava değişmeye başlıyor
üstünü değiştirmek
farklı kıyafetler giymek
Please change before we leave
Gitmeden önce lütfen üstünü değiştir
bozuk para
küçük metal para şeklindeki para
I have some change in my pocket
Cebimde biraz bozuk para var
aktarma yapmak
bir araçtan diğerine geçmek
I have to change trains there
Orada tren değiştirmem gerekiyor
değişiklik
yeni bir durum veya farklılık
This is a big change for us
Bu bizim için büyük bir değişiklik
kıyafet değiştirmek
kendine farklı kıyafetler giymek
She went to change for the party
Partiye gitmek için kıyafet değiştirdi
yenisiyle değiştirmek
eski bir eşyayı yenisiyle yenilemek
I need to change the battery
Pili değiştirmem gerekiyor
müzikal
şarkı ve dans içeren oyun veya film
We saw a change at the theater
Tiyatroda bir müzikal izledik
çıkmak
Sahnededaha yüksek bir konuma doğru hareket etmek
Please go up the stairs
Lütfen merdivenlerden yukarı çık
çıkmak
daha yüksek bir yere hareket etmek
He went up the stairs
Merdivenlerden yukarı çıktı
yanıp kül olmak
ateşle yok olmak
The house went up in flames
Ev alevler içinde yanıp kül oldu
artmak
değer veya miktar olarak yükselmek
Prices go up every year
Fiyatlar her yıl artar
karşı karşıya gelmek
biriyle rekabet etmek veya çatışmak
Our team will go up against the champions
Takımımız şampiyonlara karşı mücadele edecek
asılmak
halka açık bir yere konulmak veya sergilenmek
New posters went up in the city center
Şehir merkezine yeni afişler asıldı
yaklaşmak
birinin yanına doğru yürümek
He went up to her and said hello
Ona yaklaştı ve merhaba dedi
yönelmek
bir yere doğru hareket etmek
I will go up to the city
Şehre doğru yöneliyorum
çıkmak
daha yüksek bir yere gitmek
Please go up the stairs
Lütfen merdivenlerden yukarı çık
artmak
daha yüksek bir seviyeye ulaşmak
The price will go up
Fiyat artacak
gemi
Sahnededenizde seyahat eden büyük deniz taşıtı
The large ship crossed the ocean
Büyük gemi okyanusu geçti
göndermek
malları göndermek veya taşımak
We will ship the order tomorrow
Siparişi yarın göndereceğiz
gemi
insan veya mal taşımak için kullanılan büyük tekne
The ship sailed across the ocean
Gemi okyanusu geçti
durum belirten ek
bir durum veya nitelik ifade eden son ek
Friendship is very important
Arkadaşlık çok önemlidir
yakıştırmak
iki kişiyi romantik bir çift olarak desteklemek
I ship those two characters
O iki karakteri birbirine yakıştırıyorum
büyük bir miktar
Sahnedebir şeyden çok fazla olması durumu
He spends a great deal of time reading
Okumaya çok fazla zaman harcıyor
çok
büyük miktar
It helped a great deal
Çok yardımcı oldu
çok miktarda
bir şeyden bolca bulunması
There is a great deal of water
Çok miktarda su var
üzgün
Sahnedemutsuz veya endişeli hissetme durumu
She felt upset after the argument
Tartışmadan sonra üzgün hissetti
üzmek
birini üzgün veya endişeli hale getirmek
I didn't want to upset her
Onu üzmek istemedim
sürpriz galibiyet
daha güçlü bir rakibe karşı kazanılan beklenmedik zafer
The small team caused a major upset
Küçük takım büyük bir sürpriz galibiyet elde etti
sinirlendirmek
birini kızdırmak veya huzursuz etmek
His behavior upset everyone
Davranışları herkesi sinirlendirdi
üzgün
mutsuz veya endişeli hissetme durumu
She felt upset after the argument
Tartışmadan sonra kendini üzgün hissetti
üzmek
birini üzgün veya endişeli hissettirmek
Please do not upset her
Lütfen onu üzme
kolay
Sahnedeyapılması veya anlaşılması zor olmayan
This math test was easy
Bu matematik sınavı kolaydı
yumuşak
sert veya katı olmayan
Be easy with her
Ona karşı yumuşak ol
elbette
bir isteği kabul ederken veya onaylarken kullanılan ifade
Can you do this? Easy
Bunu yapabilir misin? Elbette
rahat
endişeli olmayan ve sakin
She has an easy personality
O rahat bir kişiliğe sahip
kolay
yapılması veya anlaşılması zor olmayan
It is easy to understand this lesson
Bu dersi anlamak kolay
basit
zor veya karmaşık olmayan
This is an easy way to solve it
Bu onu çözmenin kolay bir yolu
saçmalık
Sahnedemantıksız veya gerçek olmayan sözler veya fikirler
Stop talking nonsense
Saçmalamayı bırak
gizli plan yapmak
Sahnedegizlice bir plan hazırlamak
They plotted to overthrow the king
Kralı devirmek için gizli plan yaptılar
arsa
toprağın küçük bir parçası
He bought a small plot of land
Küçük bir arsa satın aldı
olay örgüsü
bir hikayenin ana olayları
The plot of the movie is exciting
Filmin olay örgüsü heyecan verici
mezar yeri
mezarlıkta defin için ayrılmış küçük toprak parçası
They bought a plot in the cemetery
Mezarlıkta bir mezar yeri satın aldılar
komplo
kötü bir şey yapmak için hazırlanan gizli plan
They discovered the plot against the king
Krallığa karşı kurulan komployu ortaya çıkardılar
bahsetmek
Sahnedebir şeyden kısaca söz etmek
He didn't mention the price
Fiyattan bahsetmedi
değinmek
bir konuya kısaca değinmek
Please mention your experience in the letter
Lütfen mektupta deneyiminizden değinin
bahsetmek
birinden veya bir şeyden söz etmek
He mentioned the book to me
Kitaptan bana bahsetti
hafta
Sahnedeyedi günlük süre
I will see you next week
Seni haftaya göreceğim
hafta
yedi günlük bir süre
There are seven days in a week
Bir haftada yedi gün vardır
hafta
takvimde pazartesiden pazara yedi günlük bir zaman dilimi
I have exams next week
Gelecek hafta sınavlarım var
hafta
bir zaman süresi olarak yedi gün
It took a week to finish the work
İşi bitirmek bir hafta sürdü
hafta
yedi günlük bir zaman aralığı
This week has gone by very quickly
Bu hafta çok çabuk geçti
tanıdık
Sahnedeiyi tanımadığınız ama bildiğiniz kişi
He is just an acquaintance
O sadece bir tanıdık
düşük profil
Sahnededikkat çekmeme durumu
He keeps a low profile
O düşük profil çiziyor
dikkat çekmeyen
insanların ilgisini çekmeyecek şekilde davranma durumu
He tried to keep a low profile at the party
Partide dikkat çekmemeye çalıştı
göze çarpmayan
çevre tarafından fark edilmeyecek şekilde tasarlanmış olma
The security camera has a low profile design
Güvenlik kamerasının göze çarpmayan bir tasarımı var
dikkat çekmeyen
kamuoyunun ilgisini çekmeyen
He likes a low-profile lifestyle
O dikkat çekmeyen bir hayat tarzını sever
yaşamak
Sahnedebir yerde ikamet etmek
I live in London
Londra'da yaşıyorum
yatılı
biriyle aynı evde yaşayan
They have a live-in nanny
Yatılı bir bakıcıları var
lojman kalmak
çalışılan binanın içinde ikamet etmek
The nanny lives in with the family
Bakıcı aileyle birlikte evde kalıyor
ara sıra
Sahnedezaman zaman veya bazen
I occasionally visit my grandparents
Ara sıra büyükanne ve büyükbabamı ziyaret ederim
doğuştan
Sahnededoğumdan beri var olan
She has an innate talent for music
Onun müziğe karşı doğuştan gelen bir yeteneği var
şaşırmış
Sahnedebeklenmedik bir durum karşısında hissedilen şok veya hayret
He was surprised to see her
Onu gördüğüne şaşırdı
şaşırmış
beklenmedik bir durum karşısında hayret hissetmek
I was surprised to see her
Onu gördüğüme şaşırdım
şaşırtmak
birinin hayret etmesine neden olmak
The result surprised me
Sonuç beni şaşırttı
beklenmedik
önceden haber verilmeyen veya şaşırtmak amacıyla yapılan
The visit was a surprised event
Ziyaret beklenmedik bir etkinlikti
şaşırmış
bir şeye karşı duyulan hayret veya şaşkınlık hissi
I am surprised by your success
Başarına şaşırdım
şoke olmuş
beklenmedik bir durum karşısında hissedilen şaşkınlık
He was shocked by the bad news
Kötü haber karşısında şoke oldu
irkilmiş
aniden gelen şok veya şaşkınlık tepkisi
The loud noise startled the dog
Yüksek ses köpeği irkiltti
gerçekten
Sahnedebir ifadeyi vurgulamak için kullanılır
It is very cold indeed
Gerçekten çok soğuk
ilham vermek
Sahnedebirine yeni bir fikir veya yaratıcılık hissi vermek
Her story inspires me
Onun hikayesi bana ilham veriyor
ilham vermek
birini bir şey yapmaya heveslendirmek
Her teacher inspired her to write
Öğretmeni ona yazması için ilham verdi
yaratıcılık
Sahnedeyeni fikirler üretme yeteneği
His ingenuity helped him solve the problem
Onun yaratıcılığı sorunu çözmesine yardımcı oldu
çatı
Sahnedebir binanın en üst kısmı
The roof is leaking
Çatı akıyor
ev
yaşanılan ev veya yer
He has a roof over his head
Başını sokacak bir evi var
çatı
bir binanın tepesini örten yapı
The cat is sitting on the roof
Kedi çatının üzerinde oturuyor
huzurlu bir şekilde
Sahnedesessiz ve sakin bir şekilde
She slept peacefully
Huzurla uyudu
şefkatli
Sahnedebaşkalarına karşı ilgi ve sevgi duyan
She is a very caring person
O çok şefkatli bir insan
şefkatli
başkalarına karşı sıcaklık ve ilgi gösteren
She is a caring person
O, şefkatli bir insandır
şefkatli
başkalarına karşı ilgili ve yardımsever olma özelliği
She is a very caring person
O çok şefkatli bir insan
dolu
Sahnedemümkün olduğunca çok şeyle doldurulmuş
The glass is full of water
Bardak suyla dolu
tam
tüm parçaları içeren
Please write your full name
Lütfen tam adınızı yazın
tam
mümkün olan en yüksek derecede
He has full control
O tam kontrole sahip
tok
yeterince yemek yemiş olma durumu
I am full after that meal
O yemekten sonra tokum
dolu
hiç boş yer veya zaman kalmamış
The parking lot is full
Otopark dolu
memnun etmek
Sahnedebirini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
lütfen
Sahnedenazik bir ricada bulunurken kullanılan kelime
Please come here
Lütfen buraya gel
anlaşıldı
telsiz mesajını almak ve kavramak
Please the transmission
İletiyi anladım
istediğini yapmak
birinin kendi keyfine göre hareket etmesi
You can do as you please
İstediğini yapabilirsin
lütfen
nazik bir ricada bulunmak için kullanılır
Please help me
Lütfen bana yardım et
lütfen
bir ricayı daha nazik hale getirmek için kullanılır
Close the door please
Lütfen kapıyı kapat
lütfen
nazik bir şekilde bir şey istemek için kullanılır
Please wait here
Lütfen burada bekle
lütfen
birinden kibarca bir şey talep etmek için kullanılır
Please listen to me
Lütfen beni dinle
memnun etmek
birini mutlu veya tatmin etmek
It is hard to please everyone
Herkesi memnun etmek zordur
başarı
Sahnedebaşarıyla tamamlanan şey
Graduating from college was a great accomplishment
Üniversiteden mezun olmak büyük bir başarıydı
de değil
Sahnedeolumsuz bir ifadenin başkası için de geçerli olduğunu belirtir
I don't like it. Neither do I
Sevmiyorum. Ben de sevmiyorum
hiçbiri
iki seçenekten hiçbirini değil
Neither book is good
İki kitap da iyi değil
hiçbiri
iki kişiden veya şeyden hiçbiri
Neither of the students is here
Öğrencilerin hiçbiri burada
ikisi de değil
iki durumdan hiçbiri
The box is neither big nor small
Kutu ne büyük ne de küçük
neyse ki
Sahnedeşükürler olsun ki
Thankfully, it didn't rain
Neyse ki yağmur yağmadı
muktedir
Sahnedebir şeyi yapma yeteneği veya imkanı olan
She is able to speak English
İngilizce konuşabiliyor
acımak
Sahnedebirine karşı üzüntü duymak
I pity him
Ona acıyorum
yazık
Sahnedebir durumun olması gerektiği gibi olmamasından duyulan üzüntü
It is a pity that you cannot come
Gelememen çok yazık
akılsız
iyi muhakemesi olmayan kişi
He is a total pity
O tam bir akılsız
kendine acıma
kendi durumuna duyulan üzüntü
Stop feeling pity for yourself
Kendine acımayı bırak
acımak
birinin kötü durumuna karşı üzüntü duymak
I feel pity for the hungry dog
Aç köpeğe acıyorum
dürüstçe
Sahnededoğru ve samimi bir şekilde
Please answer honestly
Lütfen dürüstçe cevap ver
oldukça
Sahnedeorta derecede
It is rather cold today
Bugün hava oldukça soğuk
tercih etmek
Sahnedebir şeyi diğerinden daha çok istemek veya seçmek
I would rather stay home
Evde kalmayı tercih ederim
tercih etmek
bir şeyi diğerine tercih etmek için kullanılır
I would rather stay home
Evde kalmayı tercih ederim
muhtemel
Sahnedegerçekleşme ihtimali yüksek olan
It is likely to rain today
Bugün yağmur yağması muhtemel
görmek
Sahnedebir şeyi fark etmek için gözlerini kullanmak
I can see you
Seni görebiliyorum
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak veya fark etmek
I see what you mean
Ne demek istediğini anlıyorum
bak
birinin dikkatini çekmek için kullanılır
See here
Buraya bak
görüşmek
biriyle buluşmak veya ziyaret etmek
I will see you tomorrow
Yarın seninle görüşeceğim
aileler
Sahnedekan bağı veya evlilikle birbirine bağlı insan grubu
Many families live here
Burada birçok aile yaşıyor
mafya ailesi
organize suç üyelerinden oluşan grup
These crime families control the city
Bu suç aileleri şehri kontrol ediyor
yazmak
Sahnedebir belgeye veya alana bilgi eklemek
Write your name here
Adını buraya yaz
yazmak
Sahnedebir metin meydana getirmek
I will write a book
Bir kitap yazacağım
çek yazmak
bankaya para ödemesi için verilen yazılı belge
I need to write a check for the rent
Kira için bir çek yazmam gerekiyor
yazmak
bilgiyi bir belgeye veya kayda geçirmek
Please write your name on the form
Lütfen adınızı forma yazın
yazmak
bir kağıt veya ekran üzerine kelimeler oluşturmak
She wants to write a letter
O bir mektup yazmak istiyor
kaleme almak
bir konu hakkında metin üretmek
He will write a report tomorrow
Yarın bir rapor kaleme alacak
oluşturmak
bir yüzeyde yazı meydana getirmek
She writes content for the website
Web sitesi için içerik oluşturuyor
betimlemek
bir şeyi yazarak anlatmak
The author wrote his appearance in detail
Yazar onun dış görünüşünü detaylıca betimledi
harf dizmek
bir yüzeye harfler yerleştirmek
Children learn to write letters early
Çocuklar erken yaşta harf dizmeyi öğrenir
metin yazmak
bir yüzey üzerinde yazı oluşturmak
You should write the text clearly
Metni açık bir şekilde yazmalısın
yazı bırakmak
bir yüzeye semboller veya kelimeler koymak
Please write your name on the list
Lütfen listeye ismini yaz
yazı yazmak
bir yüzeye harf veya kelimeler oluşturmak
It is hard to write on glass
Camın üzerine yazı yazmak zordur
uyumak
Sahnedegözler kapalı şekilde dinlenmek
I need to sleep
Uyumam gerekiyor
sürgün etmek
Sahnedebirini bir yerden ayrılmaya zorlamak
They banished the criminal from the city
Suçluyu şehirden sürgün ettiler
sürgün etmek
birini bir yerden zorla uzaklaştırmak
They decided to banish him from the kingdom
Onu krallıktan sürgün etmeye karar verdiler
kapmak
Sahnedehızlı bir hareketle bir şeyi almak
She grabbed her keys and left
Anahtarlarını kaptı ve gitti
kapmak
bir şeyi elinle hızla almak
She reached out to grab the bag
Çantayı kapmak için uzandı
çevrelemek
bir şeyi her taraftan sarmak
The walls grab the garden
Duvarlar bahçeyi çevreliyor
şans
Sahnedetesadüfen gerçekleşen iyi şeyler
I had some good luck
Biraz şansım vardı
şans
iyi veya kötü şeylerin gerçekleşmesine neden olan güç
Luck can change quickly
Şans hızla değişebilir
şans eseri bulmak
iyi bir talih sonucu bir şeye sahip olmak
He lucked into this amazing job
O şans eseri bu harika işi buldu
iyi geçinmek
Sahnedebiriyle arkadaşça veya hoş bir ilişkiye sahip olmak
I get on with my colleagues
İş arkadaşlarımla iyi geçinirim
devam etmek
bir işe devam etmek
I need to get on with my work
İşime devam etmem gerekiyor
iyi geçinmek
biriyle arkadaşça ve samimi bir ilişkiye sahip olmak
I get on with my colleagues
İş arkadaşlarımla iyi geçiniyorum
geç
Sahnedezamanında olmayan
I am late for work
İşe geç kaldım
geç
Sahnedezamanından sonra olan
I was late for the meeting
Toplantıya geç kaldım
merhum
artık hayatta olmayan
His late father was a doctor
Merhum babası doktordu
sonları
bir dönemin bitişine yakın
It happened in the late nineties
Doksanlı yılların sonlarında oldu
son
yakın zamanda gerçekleşen veya yapılan
These are late reports
Bunlar son raporlar
düzgünce
Sahnededoğru bir şekilde
Please close the door properly
Lütfen kapıyı düzgünce kapat
düzgünce
doğru ve uygun bir şekilde
Please close the door properly
Lütfen kapıyı düzgünce kapat
sürmek
Sahnedebelirli bir süre boyunca devam etmek
The movie lasts two hours
Film iki saat sürüyor
geçen
Sahnedeşu andan hemen önce olan
I saw her last week
Onu geçen hafta gördüm
son
diğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
sürmek
bir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
geçen
şimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
kokmak
Sahnedebir koku yaymak
The fish smells bad
Balık kötü kokuyor
kokusunu almak
bir kokuyu fark etmek veya tanımak
I can smell smoke
Duman kokusunu alabiliyorum
koku
burunla algılanan özellik
I love the smell of rain
Yağmurun kokusunu seviyorum
sezmek
bir sorunun veya tehlikenin varlığını fark etmek
I smell something wrong with this deal
Bu anlaşmada bir terslik olduğunu seziyorum
geri dönmek
eski bir konuma veya popülariteye yeniden kavuşmak
The trend began to smell again
Moda tekrar geri dönmeye başladı
kesinlikle
Sahnedehiç şüphe olmadan
He will surely win
Kesinlikle kazanacak
talip
Sahnederomantik bir ilişki veya evlilik isteyen kişi
He was her most persistent suitor
O, onun en ısrarcı talibiydi
alk
Sahnedeuçamayan büyük siyah beyaz bir deniz kuşu
The auk lives in cold climates
Alk soğuk iklimlerde yaşar
alk
Sahnededeniz kenarında yaşayan büyük siyah beyaz bir kuş
I spotted an auk near the shore
Kıyının yakınında bir alk fark ettim
konuşmak
Sahnedebiriyle sözlü olarak iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam gerekiyor
konuşmak
biriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam lazım
görüşmek
biriyle bir meseleyi konuşmak
I want to talk to the manager
Müdürle görüşmek istiyorum
sohbet etmek
biriyle keyifli bir şekilde konuşmak
We like to talk to our friends
Arkadaşlarımızla sohbet etmeyi severiz
dertleşmek
biriyle samimi şekilde konuşmak
I want to talk to my sister
Kız kardeşimle dertleşmek istiyorum
heyecanlandırmak
Sahnedebirini çok mutlu veya heyecanlı hissettirmek
The news thrilled her
Haber onu heyecanlandırdı
heyecan
mutluluk veya heyecanın verdiği güçlü duygu
I love the thrill of speed
Hızın verdiği heyecanı seviyorum
leylek
Sahnedeuzun bacaklı ve uzun boyunlu büyük bir kuş
I saw a stork flying in the sky
Gökyüzünde uçan bir leylek gördüm
çadır
Sahnedekumaş ve direklerden yapılan taşınabilir barınak
We slept in a tent
Bir çadırda uyuduk
çadır gibi örtmek
bir şeyi çadır veya benzeri bir yapı ile kapatmak
The spider tented the leaves with its web
Örümcek yaprakları ağıyla çadır gibi örttü
düşünme
Sahnededikkatli bir şekilde düşünme eylemi
He was lost in thought
Düşüncelere dalmıştı
düşünce
Sahnedezihinden geçen fikir veya inanış
He had a strange thought
Aklına tuhaf bir düşünce geldi
bahsetmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
He thought to mention the new plan
O yeni plandan bahsetmeyi düşündü
düşünmek
bir konu hakkında görüşe sahip olmak
I thought you were busy
Meşgul olduğunu düşünmüştüm
çoğunlukla
Sahnedebüyük oranda veya genellikle
It is mostly sunny today
Bugün hava çoğunlukla güneşli
çoğunlukla
büyük ölçüde veya genel olarak
The students are mostly from Turkey
Öğrencilerin çoğu Türkiye'den
boğucu
Sahnedenefes almayı zorlaştıran
The heat in the room was suffocating
Odadaki sıcaklık boğucuydu
davetiye
Sahnedebirini bir etkinliğe çağırmak için gönderilen kart veya mesaj
I received an invitation to the wedding
Düğün için bir davetiye aldım
hiç
Sahnedeherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
Sahnedebir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
o zamandan beri
geçmiş bir zamandan bugüne kadar
I have loved it ever since
O zamandan beri bunu seviyorum
marki
Sahnededük ile kont arasında yer alan bir soyluluk unvanı
The marquess attended the royal ceremony
Marki kraliyet törenine katıldı
doğa
Sahnededünyadaki bitkiler hayvanlar ve arazi
We must protect the natural world
Doğayı korumalıyız
duygu
Sahnedeiçte yaşanan duygusal durum
Love is a strong feeling
Aşk güçlü bir duygudur
hava
bir yerin genel havası veya karakteri
The room has a cozy feeling
Odada rahat bir hava var
his
bir şeyin doğru olduğuna dair düşünce veya görüş
I have a feeling it will rain
Yağmur yağacak gibi bir hissim var
duygu
yoğun bir his veya heyecan durumu
Love is a powerful feeling
Aşk güçlü bir duygudur
hissetmek
fiziksel veya duygusal bir tecrübe yaşamak
I am feeling happy today
Bugün mutlu hissediyorum
duymak
fiziksel bir algıya sahip olmak
I can feel the wind
Rüzgarı duyabiliyorum
sezmek
bir şeyin olduğuna dair düşünceye sahip olmak
I feel that we are lost
Kaybolduğumuzu seziyorum
izlenim
bir şeyin doğru olduğuna dair inanç
I have a feeling he knows
Onun bildiğine dair bir izlenimim var
sezgi
kanıt olmadan bir şeyin doğru olduğuna inanmak
She trusts her intuition
Sezgilerine güveniyor
his
fiziksel veya duygusal bir duyu
I have a strange feeling
Garip bir hissim var
duygu
yoğun bir heyecan durumu
Anger is a strong feeling
Öfke güçlü bir duygudur
duygu
güçlü bir his
Joy is a happy feeling
Neşe mutlu bir duygudur
duygu
güçlü bir duygu hali
She is full of feeling
O duygu dolu biri
dip
Sahnedeçok kötü veya başarısız bir nokta
That was the low of his career
Bu kariyerinin en kötü noktasıydı
düşük
miktarı veya derecesi az olan
The price is very low
Fiyat çok düşük
kısık
ses seviyesi düşük olan
She speaks in a low voice
O kısık sesle konuşuyor
düşük
miktarı veya seviyesi az olan
The battery level is low
Pil seviyesi düşük
alçak
kötü veya adil olmayan
That was a low act
Bu alçak bir hareketti
düşünceli
Sahnedegenellikle hüzünlü bir şekilde derin derin düşünen
She looked pensive as she stared out the window
Pencereden dışarı bakarken düşünceli görünüyordu
giymek veya takmak
Sahnedevücudunda bir şey bulundurmak
I wear a watch
Saat takıyorum
aşınmak
zamanla kalınlığın veya yoğunluğun azalması
The carpet began to wear
Halı aşınmaya başladı
taşımak
yüzünde veya davranışında bir duygu veya özellik sergilemek
She wears a happy expression
Yüzünde mutlu bir ifade taşıyor
yormak
birini aşırı derecede yormak
The hard work began to wear him
Zor iş onu yormaya başladı
giysi
vücudu örtmek için kullanılan eşyalar
This shop sells sports wear
Bu mağaza spor giysileri satıyor
giymek
üzerinde kıyafet bulunması
I wear a coat in winter
Kışın palto giyerim
giymek
vücudun kıyafetle kaplı olması
She wears a beautiful dress
O güzel bir elbise giyiyor
giymek
üzerinde bir giysi bulundurmak
He wears a blue shirt
O mavi bir gömlek giyiyor
takmak
vücudunda aksesuar veya benzeri bir şey taşımak
You should wear a mask
Bir maske takmalısın
giymek
bir kıyafeti üzerine geçirmek
Wear your jacket before leaving
Çıkmadan önce ceketini giy
giymek
vücuduna kıyafet geçirmek
She wears her new shoes
O yeni ayakkabılarını giyiyor
içinde
Sahnedebir şeyin iç kısmı veya içinde
The keys are inside the bag
Anahtarlar çantanın içinde
içeride
Sahnedebir yerin veya nesnenin içi
It is very hot inside
İçerisi çok sıcak
içeriden
sadece sınırlı sayıda kişinin bildiği
She has inside knowledge
Onun içeriden bilgisi var
iç
bir yerin iç kısmı veya oraya girme imkanı
The key lets you inside the room
Anahtar odaya girmenizi sağlar
içeri
bir binanın veya odanın içine
It is cold so let us go inside
Hava soğuk o yüzden içeri gidelim
adam
Sahnedegenellikle erkekler için kullanılan samimi bir ifade
He is a nice fellow
O iyi bir adam
meslektaş
aynı statüye veya aktiviteye sahip kişi
He is a fellow student
O bir okul arkadaşı
adam
bir erkek veya erkek çocuk
He is a nice fellow
O nazik bir adam
mevcut
Sahnedeşu anki yerde bulunma durumu
All students are present
Tüm öğrenciler burada
sunmak
Sahnedebirine bir şey vermek veya teklif etmek
She presented him with a gift
Ona bir hediye sundu
şimdiki zaman
şu an gerçekleşmekte olan zaman
Focus on the present
Şimdiki zamana odaklan
tanıtmak
birine kim olduğunu söylemek
Please present yourself to the committee
Lütfen komiteye kendinizi tanıtın
ortaya çıkarmak
bir şeyin olmasına neden olmak
This situation presents a problem
Bu durum bir sorun ortaya çıkarıyor
hediye
birine armağan olarak verilen şey
I bought a nice present
Güzel bir hediye aldım
evlenmek
Sahnedebiriyle karı koca olmak
I want to marry her
Onunla evlenmek istiyorum
evlenmek
Sahnedebirisiyle hayatını birleştirmek
They decided to marry last year
Geçen yıl evlenmeye karar verdiler
evli
eşi olan
He is married
O evli
evli
eşi olan
They are married
Onlar evli
adamak
bir şeye kendini tamamen bağlamak
He married his life to music
Hayatını müziğe adadı
evli
Sahnedebir eşi olan
Are you married?
Evli misiniz?
bağlı
bir şeye veya fikre güçlü bir şekilde bağlı olma
He is married to his work
İşine çok bağlı
evli
bir eşi olan
They are a married couple
Onlar evli bir çift
evli
bir eşi olan
They have been married for ten years
Onlar on yıldır evliler
içeride
Sahnedebir binanın içinde
It is raining, let's stay indoors
Yağmur yağıyor, içeride kalalım
asla
Sahnedehiçbir zaman
I never eat meat
Asla et yemem
gösteri
Sahnedegörkemli bir halka açık sergileme veya olay
The parade was a huge spectacle
Geçit töreni devasa bir gösteriydi
gözlük
görmeye yardımcı olmak için kullanılan mercek çifti
He needs spectacles to read small text
Küçük yazıları okumak için gözlüğe ihtiyacı var
nazik
Sahnededost canlısı ve cömert
She is a kind person
O nazik bir insandır
tür
Sahnedebenzer özelliklere sahip grup
What kind of music do you like
Ne tür müzik seversiniz
biraz
küçük bir ölçüde
I am kind of tired
Biraz yorgunum
nazik
başkalarına karşı iyi ve yardımsever olan
She is a kind person
O nazik bir insan
hiç kimse
Sahnedehiçbir kişi
No one is home
Evde kimse yok
hiç kimse
hiçbir kişi
No one knows the answer
Cevabı hiç kimse bilmiyor
hiç kimse
tek bir kişi bile değil
No one is at home
Evde hiç kimse yok
balon pilotu
Sahnedebalon uçuran kişi
The balloonist landed the hot air balloon safely
Balon pilotu sıcak hava balonunu güvenli bir şekilde indirdi
teklif
Sahnedebir plan veya resmi teklif
He made a business proposal
Bir iş teklifi sundu
açıksözlülük
Sahnedeaçık ve dürüst olma durumu
I appreciate your frankness
Açıksözlülüğünü takdir ediyorum
barış
Sahnedeçatışmanın olmadığı, sessiz ve sakin durum
We all want peace
Hepimiz barış istiyoruz
barış
savaş veya çatışmanın olmadığı durum
We all want peace in the world
Hepimiz dünyada barış istiyoruz
sulh hakimi
küçük yasal meselelerle ilgilenen yerel görevli
The justice of the peace signed our papers
Sulh hakimi kağıtlarımızı imzaladı
sevimli
Sahnedebirinin sizden hoşlanmasını sağlayan
Her smile is very endearing
Gülümsemesi çok sevimli
sevimli
sevgi veya şefkat uyandıran
He has an endearing smile
Onun sevimli bir gülüşü var
havada
Sahnedehavada veya yüksekte
The birds are aloft
Kuşlar havada
hatırlamak
Sahnedebir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum