

Bridgerton — 3. Sezon Bölüm 4
Kelimeler ve anlamları
638 kelime
Seviye
hı-hı
onaylama veya kabul etme anlamında çıkarılan ses
Mm hmm, I agree
Hı-hı, katılıyorum
hı-hı
dinlediğini göstermek için çıkarılan ses
Mm hmm, go on
Hı-hı, devam et
hı-hı
evet anlamında kullanılan ses
Mm hmm, it is
Hı-hı, öyle
hı hı
bir şeyi onaylamak veya dinlediğini belirtmek için kullanılan ses
Mm hmm, I am listening to you
Hı hı, seni dinliyorum
hı hı
insanların hemfikir olduklarını veya dinlediklerini göstermek için çıkardığı ses
Mm hmm I understand what you are saying
Hı hı ne dediğini anlıyorum
hı hı
birinin bizi dinlediğini veya onayladığını göstermek için çıkardığı ses
Mm hmm I agree with you
Hı hı sana katılıyorum
limonata
Sahnedelimon ve şekerden yapılan içecek
I would like a glass of lemonade
Bir bardak limonata istiyorum
limonata
Sahnedelimon suyu ile hazırlanan tatlı içecek
She drank a glass of cold lemonade
Bir bardak soğuk limonata içti
iyi dilek
Sahnedebirinin mutluluğu için söylenen sözler
They gave us their blessing
Bize iyi dileklerini sundular
kutsama
Tanrı'dan koruma veya yardım için yapılan dua
The priest gave a blessing
Rahip kutsama yaptı
nimet
mutluluk veya yardım getiren şey
This rain is a blessing
Bu yağmur bir nimet
nimet
insanın kendini şanslı veya minnettar hissetmesini sağlayan şey
Having good health is a blessing
Sağlığının yerinde olması bir nimettir
yük
Sahnedeağır bir ağırlık veya sorumluluk
It is a heavy burden
Bu ağır bir yüktür
alışkın
Sahnedebir şeye geçmiş deneyimlerinden dolayı aşina olmak
I am accustomed to the cold weather
Soğuk havaya alışkınım
alışkın
deneyim yoluyla bir şeye alışmış olan
I am accustomed to the cold weather
Soğuk havaya alışkınım
mümkün
Sahnedeyapılabilen veya gerçekleşebilen durum
It is possible to finish the work today
İşi bugün bitirmek mümkün
aday
seçilme ihtimali olan kişi
She is a possible for the role
O bu rol için bir aday
tüketmek
Sahnedebir şeyin tamamını kullanıp bitirmek
The long meeting drained my energy
Uzun toplantı enerjimi tüketti
gider
suyun veya atıkların akıp gitmesini sağlayan boru
The drain is blocked
Gider tıkalı
süzmek
bir şeyin içindeki sıvının akıp gitmesini sağlamak
Drain the pasta
Makarnayı süz
basket atmak
basketbolda başarılı bir şekilde sayı yapmak
He drained the shot from the corner
Köşeden basketi attı
kibar
Sahnedebaşkalarına karşı nazik ve saygılı davranan
He is a very polite boy
O çok kibar bir çocuk
kabul odası
Sahnedemisafirleri ağırlamak için kullanılan oda
They welcomed their guests in the drawing room
Misafirlerini kabul odasında ağırladılar
olmak
Sahnedebir şey olmaya başlamak
She wants to become a doctor
O doktor olmak istiyor
yakışmak
bir kıyafetin birinde güzel durması
That dress really becomes you
O elbise sana gerçekten yakışıyor
dönüşmek
bir şeyden başka bir şeye geçmek
Water will become ice
Su buza dönüşecek
milföy pastası
Sahnedekat kat milföy hamuru ve krema ile yapılan Fransız tatlısı
We ordered a delicious mille-feuille for dessert
Tatlı olarak lezzetli bir milföy pastası sipariş ettik
toplantı
Sahnedebelirli bir amaçla bir araya gelen insan grubu
The gathering started on time
Toplantı zamanında başladı
toplama
bir yerde bir araya gelme veya getirme
We are gathering all the information
Tüm bilgileri topluyoruz
mahremiyet
Sahnedebaşkalarının dikkati olmadan yalnız olma durumu
I need some privacy to work
Çalışmak için biraz mahremiyete ihtiyacım var
mahremiyet
başkalarının müdahalesi veya dikkatinden uzak olma durumu
I value my privacy
Mahremiyetime önem veririm
mahremiyet
başkalarının gözünden uzak olma durumu
I need some privacy to work
Çalışmak için biraz mahremiyete ihtiyacım var
yardımcı
Sahnedeyardım veya fayda sağlayan
He is a very helpful person
O çok yardımcı bir insandır
hazırlanmak
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesi için hazır durumda olmak
The cat is poised to jump
Kedi atlamaya hazırlanıyor
soğukkanlılık
kendine hakim ve kendinden emin tavır
She handled the pressure with great poise
Baskı karşısında büyük bir soğukkanlılık sergiledi
tamam
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
tamam
dinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
onay veya kabullenme belirtmek için kullanılan ifade
All right I will go to the store
Tamam markete gideceğim
mahvetmek
Sahnedebir şeyi artık kullanılamayacak kadar bozmak
The rain ruined my clothes
Yağmur kıyafetlerimi mahvetti
harabe
yok olmuş bir yapının kalıntıları
We visited the ancient ruins
Eski harabeleri ziyaret ettik
mahvetmek
bir şeye büyük zarar vermek
The rain ruined our plans
Yağmur planlarımızı mahvetti
yıkım
tamamen yok olma veya başarısız olma durumu
The war brought total ruin
Savaş tam bir yıkım getirdi
memnun
Sahnedeistediği şeye sahip olduğu için mutlu hissetmek
I am satisfied with my work
İşimden memnunum
sert eleştiri
Sahnedeşiddetli veya öfkeli eleştiri
He faced a raking for his mistake
Hatası için sert bir eleştiriye maruz kaldı
tırmıklamak
tırmık kullanarak yaprak veya çöp toplamak
She is raking the leaves in the yard
Bahçedeki yaprakları tırmıklıyor
duyarlılık
Sahnedebir şeyi anlama veya hissetme yeteneği
She has a great sensitivity to other people's needs
Diğer insanların ihtiyaçlarına karşı büyük bir duyarlılığı var
duyarlılık
bir şeyi hissetme veya ona tepki verme yeteneği
She has great sensitivity to cold weather
O soğuk havaya karşı büyük bir duyarlılığa sahip
ağaç
Sahnedegövdesi ve dalları olan uzun bir bitki
The tree is tall
Ağaç uzun
ağaç
gövdesi odunsu ve çok yıllık olan büyük bitki
There is a tall tree in the garden
Bahçede uzun bir ağaç var
ağaca tırmandırmak
bir hayvanı ağaca çıkmaya zorlamak
The dog treed the cat
Köpek kediyi ağaca tırmandırdı
sevgili
Sahnedeçok sevilen
You are my dearest friend
Sen benim sevgili arkadaşımsın
şefkatli
çok sevgi veya özen gösteren
She is a dearest companion
O şefkatli bir yoldaş
canım
çok sevilen bir kişi
Come here my dearest
Buraya gel canım
hayalini kurmak
Sahnedebir şeyi çok istemek
He is dreaming of a new car
O yeni bir arabanın hayalini kuruyor
kitap
Sahnedeyazılı sayfaların ciltlenmiş hali
I read a book
Bir kitap okudum
rezervasyon yapmak
bir şeyi önceden ayırmak
I want to book a room
Bir oda ayırtmak istiyorum
kaydetmek
birinin tutuklanmasını polis kayıtlarına resmi olarak işlemek
The police decided to book the suspect
Polis şüpheliyi kaydetmeye karar verdi
savaşmak
Sahnedebir savaşta yer almak
The soldiers battle for the city
Askerler şehir için savaşıyor
savaşmak
birini veya bir şeyi yenmeye çalışmak
The soldiers battle for the city
Askerler şehir için savaşıyor
mücadele etmek
zor bir durumla başa çıkmak için çok çabalamak
They battle against the storm
Onlar fırtınaya karşı mücadele ediyor
hukuki mücadele
bir mahkemede yaşanan uzun ve zorlu anlaşmazlık
They fought a long battle in court
Mahkemede uzun bir hukuk mücadelesi verdiler
bağlamak
Sahnedeiki şeyi birbirine birleştirmek
Please connect the wires
Lütfen kabloları bağlayın
bağlamak
iki şeyi birbirine birleştirmek
Connect the printer to the computer
Yazıcıyı bilgisayara bağla
bağ kurmak
biriyle iletişim veya yakınlık kurmak
I like to connect with new people
Yeni insanlarla bağ kurmak hoşuma gidiyor
dönem
Sahnedeyılın dört zaman diliminden biri
Each season lasts three months
Her mevsim üç ay sürer
sezon
bir televizyon veya radyo dizisinin bölümleri
I am watching the second season
İkinci sezonu izliyorum
tatlandırmak
yemeğe tuz veya baharat eklemek
Season the chicken with some salt
Tavuğu biraz tuzla tatlandır
uğramak
Sahnedebirine resmi olmayan bir şekilde kısa süreliğine ziyaret etmek
I will drop by your office tomorrow
Yarın ofisine uğrayacağım
uğramak
kısa süreliğine ziyaret etmek
Drop by my house later
Daha sonra evime uğra
uğramak
plan yapmadan birini ziyaret etmek
I will drop by your house later
Daha sonra evine uğrayacağım
insansız
Sahnedeinsan tarafından yönetilmeyen veya kullanılmayan
The aircraft is unmanned
Hava aracı insansızdır
insansız
içinde insan veya yönetici bulunmayan
The weather station is completely unmanned
Hava durumu istasyonu tamamen insansız
mürettebatsız
içinde bir insan ekibi bulunmayan
They launched an unmanned spacecraft
Mürettebatsız bir uzay aracı fırlattılar
-den beri
Sahnedegeçmişteki bir noktadan günümüze kadar
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
için
bir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık
den beri
geçmişteki bir zamandan şimdiye kadar
I have been here since morning
Sabahtan beri buradayım
deniz yolculuğu
Sahnedeözellikle deniz yoluyla yapılan uzun seyahat
They went on a long sea voyage
Uzun bir deniz yolculuğuna çıktılar
deniz yolculuğu
özellikle deniz yoluyla yapılan uzun seyahat
The ship began its long voyage
Gemi uzun yolculuğuna başladı
izin
Sahnedebir şeyi yapmak için alınan onay
I asked for permission to leave early
Erken ayrılmak için izin istedim
dolu
Sahnedebir şeyin içinde çok miktarda bulunan
The room is full of people
Oda insanlarla dolu
sohbet
Sahnedekişiler arasındaki karşılıklı konuşma
We had a long conversation
Uzun bir sohbet ettik
kısım
Sahnedebir şeyin parçası veya bölümü
He ate a large portion of the cake
Pastanın büyük bir kısmını yedi
olup olmadığı
Sahnedeiki olasılığı belirtmek için kullanılır
I don't know whether he will come
Gelip gelmeyeceğini bilmiyorum
ip-medigi
Sahnedeiki olasılık arasında seçim veya belirsizlik belirtmek için kullanılan bağlaç
I do not know whether he is coming
Onun gelip gelmeyeceğini bilmiyorum
anıt mezar
Sahnedeölülerin gömüldüğü büyük bina
The mausoleum is very old
Anıt mezar çok eski
etkili
Sahnedeistenen sonucu veren
This is an effective method
Bu etkili bir yöntem
yürürlüğe giren
çalışmaya veya kullanılmaya başlayan
The rule is effective from tomorrow
Kural yarından itibaren yürürlüğe giriyor
harcadı
Sahnedebir şey karşılığında para verdi
He spent all his money
Bütün parasını harcadı
bitkin
çok yorgun veya enerjisi kalmamış
I am completely spent
Tamamen bitkinim
geçirdi
zamanı bir şeyi yaparak kullandı
She spent the day reading
Günü okuyarak geçirdi
tükenmiş
zaten kullanılmış veya tüketilmiş
The battery is spent
Pil tükenmiş
keyif almak
Sahnedebir şeyden zevk almak
I enjoy reading books
Kitap okumaktan keyif alırım
oldukça
Sahnedeorta derecede
It is rather cold today
Bugün hava oldukça soğuk
tercih etmek
bir şeyi diğerine tercih etmek için kullanılır
I would rather stay home
Evde kalmayı tercih ederim
tercih etmek
bir şeyi diğerinden daha çok istemek veya seçmek
I would rather stay home
Evde kalmayı tercih ederim
söz hakkı vermek
Sahnedebirinden konuşmasını veya cevap vermesini istemek
The teacher called on me to answer the question
Öğretmen soruyu cevaplamam için bana söz hakkı verdi
ziyaret etmek
birini görmek için yanına gitmek
I will call on my grandmother today
Bugün büyükannemi ziyaret edeceğim
çağırmak
birinden bir şey yapmasını istemek
The teacher called on her to speak
Öğretmen konuşması için onu çağırdı
hata
Sahnedeyanlış veya hatalı olan şey
I made a mistake
Bir hata yaptım
karıştırmak
bir şeyi olduğundan farklı sanmak
I mistook him for his brother
Onu kardeşiyle karıştırdım
uygun
Sahnedebelirli bir durum için doğru veya yerinde olan
It is a fitting end to the story
Bu hikayeye uygun bir son
montaj
parçaları birleştirme veya takma işi
The fitting of the parts took time
Parçaların montajı zaman aldı
deneme
bir giysinin doğru bedende olup olmadığını anlamak için giyilmesi
The fitting of the coat took five minutes
Montun denenmesi beş dakika sürdü
prova
bir şeyin tam ölçüsüne getirilmesi işlemi
The tailor is doing a fitting for my suit
Terzi takım elbisem için prova yapıyor
evlenme teklif etmek
Sahnedebirine kendisiyle evlenmesini istemek
He proposed to her last night
Dün gece ona evlenme teklif etti
evlenme teklif etmek
Sahnedebirine kendisiyle evlenmesini istemek
He decided to propose
Evlenme teklif etmeye karar verdi
önermek
bir fikir veya plan sunmak
I propose a new plan
Yeni bir plan öneriyorum
etki
Sahnedebir şeyin başka bir şey üzerinde yarattığı sonuç
The medicine had a good effect
İlacın iyi bir etkisi oldu
anlam
bir sözün ifade ettiği amaç
He said something to that effect
O bu anlama gelen bir şey söyledi
eşya
bir kişiye ait olan özel mülk
He gathered his personal effects
Kişisel eşyalarını topladı
kuzen
Sahnedehala, teyze, amca veya dayı çocukları
She is my cousin
O benim kuzenim
ilham vermek
Sahnedebirine yeni bir fikir veya yaratıcılık hissi vermek
Her story inspires me
Onun hikayesi bana ilham veriyor
ilham vermek
birini bir şey yapmaya heveslendirmek
Her teacher inspired her to write
Öğretmeni ona yazması için ilham verdi
tehlikeli
Sahnedezarar verme olasılığı olan
This road is dangerous
Bu yol tehlikeli
tehlikeli
zarar veya yaralanma riski taşıyan
It is dangerous to play with fire
Ateşle oynamak tehlikelidir
okur
Sahnedekitap veya metin okuyan kimse
She is a fast reader
O hızlı bir okur
okuyucu
okuyan kişi
The reader liked the book
Okuyucu kitabı beğendi
okuyucu
bilgileri görüntüleyen veya okuyan bir cihaz
The card reader is broken
Kart okuyucu bozuk
okuma kitabı
okumayı öğrenmek için kullanılan kitap
The teacher gave us a reader
Öğretmen bize bir okuma kitabı verdi
inmek
Sahnededaha düşük bir yere hareket etmek
Please come down from the ladder
Lütfen merdivenden in
düşmek
seviye miktar veya sıcaklık olarak azalmak
Prices will come down soon
Fiyatlar yakında düşecek
dayanmak
bir durumun temel sebebinin belirli bir şeye bağlı olması
It all comes down to money
Her şey paraya dayanıyor
sert davranmak
birine karşı katı ve disiplinli bir tavır takınmak
The teacher came down on the student
Öğretmen öğrenciye sert davrandı
yürümek
Sahnedebir ayağını diğerinin önüne koyarak ilerlemek
She likes to walk in the park
O parkta yürümeyi sever
yürüyüş yolu
insanların üzerinde yürümesi için yapılmış yol
The park has a nice walk for visitors
Parkta ziyaretçiler için güzel bir yürüyüş yolu var
eşlik etmek
bir yere giderken birine eşlik etmek
I will walk you to the station
Seni istasyona kadar yürüyerek götüreceğim
adım adım anlatmak
bir süreci aşama aşama tarif etmek
Let me walk you through the process
Süreci sana adım adım anlatayım
gibi gelmek
Sahnededoğru veya olası görünmek
That sounds like a good idea
Bu iyi bir fikir gibi geliyor
dans etmek
Sahnedemüziğe göre vücudunu hareket ettirmek
They dance together
Birlikte dans ederler
dans
Sahnedemüzik eşliğinde yapılan ritmik hareket sanatı
They performed a traditional dance
Geleneksel bir dans sergilediler
isim
birini veya bir şeyi çağırmak için kullanılan sözcük
The station dance is Alpha
İstasyonun ismi Alfa
dans eşi
birlikte bir şeyler yaptığınız kişi
He was her dance for the night
O gece onun dans eşiydi
dans
insanların dans ettiği sosyal toplanma
We are going to a dance tonight
Bu akşam bir dansa gidiyoruz
dans etmek
vücudunu müzikle uyumlu hareket ettirmek
She likes to dance at parties
Partilerde dans etmeyi sever
nasıl olursa olsun
Sahnedehangi şekilde olursa olsun
However you do it, it is fine
Nasıl yaparsan yap, sorun değil
ancak
zıtlık belirtmek için kullanılır
It was raining; however, we went out
Yağmur yağıyordu; ancak dışarı çıktık
ancak
iki ifade arasındaki zıtlığı belirtmek için kullanılır
It is raining; however, we will go out.
Hava yağmurlu; ancak dışarı çıkacağız.
yorucu
Sahnedeinsanı yoran
The long walk was very tiring
Uzun yürüyüş çok yorucuydu
yorucu
birini çok yoran veya bitkin düşüren durum
This long walk is very tiring
Bu uzun yürüyüş çok yorucu
yine de
Sahnedebuna rağmen
It was delicious though
Yine de lezzetliydi
rağmen
bir durumun tersine rağmen
Though it was raining we went out
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktık
her ne kadar
karşıt bir durumu ifade etmek için kullanılır
Though he was tired he kept working
Her ne kadar yorgun olsa da çalışmaya devam etti
yine de
bir cümlede karşıt bir fikir belirtmek için kullanılır
It is a bit expensive though
Yine de biraz pahalı
beklemek
Sahnededaha iyi bir şey olana kadar beklemek
He is holding out for a better offer
Daha iyi bir teklif bekliyor
bir şey için direnmek
bir şeyi elde edene kadar kabul etmemek
They are holding out for a better offer
Daha iyi bir teklif için direniyorlar
arayan
Sahnedetelefon görüşmesi başlatan kimse
The caller left a message
Arayan kişi bir mesaj bıraktı
telefon eden
Sahnedearama gerçekleştiren kişi
I do not know who the caller is
Telefon eden kişinin kim olduğunu bilmiyorum
arayan kişi
telefonla arama yapan kişi
The caller hung up the phone
Arayan kişi telefonu kapattı
ziyaretçi
bir yeri ziyarete gelen kişi
We had a surprise caller this morning
Bu sabah sürpriz bir ziyaretçimiz oldu
avukat
Sahnedehukuki danışmanlık veren ve mahkemede müvekkillerini temsil eden kişi
I consulted my solicitor about the contract
Sözleşme hakkında avukatımla görüştüm
savuşturmak
Sahnedebir saldırıyı veya istenmeyen bir şeyi uzaklaştırmak
He tried to fend off the attack
Saldırıyı savuşturmaya çalıştı
savuşturmak
bir şeyi kendinden uzak tutmak
She used a stick to fend off the dog
Köpeği savuşturmak için bir sopa kullandı
çelişmek
Sahnedefarklı olmak veya uyuşmamak
These two reports conflict
Bu iki rapor çelişiyor
çatışma
ciddi bir kavga veya anlaşmazlık
They have a conflict
Onların bir çatışması var
çakışma
iki şeyin aynı anda gerçekleşememe durumu
We have a schedule conflict
Bir zamanlama çakışmamız var
kural
Sahnedebir kılavuz veya yasa
Follow the rules
Kurallara uyun
yönetmek
bir şey üzerinde güce sahip olmak
The king rules the land
Kral ülkeyi yönetiyor
harika olmak
en iyi veya baskın olmak
This song rules
Bu şarkı harika
hüküm vermek
bir yasal davada resmi karar vermek
The judge will rule on the case
Yargıç dava hakkında hüküm verecek
yönetmek
bir ülke veya bölge üzerinde resmi yetkiye sahip olmak
The king used to rule the country
Kral eskiden ülkeyi yönetirdi
kural
ne yapmanız veya yapmamanız gerektiğini söyleyen ifade
You must follow the school rules
Okul kurallarına uymalısın
adet
olayların olağan veya normal durumu
Working late is the rule here
Burada geç çalışmak bir adettir
ilke
bir şeyin nasıl yapıldığını anlatan genel ifade
It is a fundamental rule of science
Bu bilimin temel bir ilkesidir
düzenleme
ne yapabileceğiniz hakkında resmi talimat
New safety rules were introduced
Yeni güvenlik düzenlemeleri getirildi
emekli olmak
Sahnedeiş hayatını sonlandırıp çalışmayı bırakmak
He wants to retire next year
Gelecek yıl emekli olmak istiyor
çekilmek
bulunduğu odadan çıkıp başka bir yere gitmek
He retired to his room to read
Okumak için odasına çekildi
emekli olmak
genellikle yaşlılık sebebiyle çalışmayı bırakmak
My father will retire next year
Babam gelecek yıl emekli olacak
emekliye ayrılmak
çalışma hayatını sonlandırmak
She is planning to retire soon
Yakında emekliye ayrılmayı planlıyor
reddetmek
Sahnedebir teklifi veya kişiyi kabul etmemek
He rejected the offer
Teklifi reddetti
defolu ürün
standartlara uymadığı için kabul edilmeyen ürün
This shirt is a reject
Bu gömlek defolu bir ürün
reddedilen ürün
kabul edilmeyip geri çevrilen şey
The factory sells the rejects cheaply
Fabrika reddedilen ürünleri ucuza satıyor
dansçı
Sahnededans eden kişi
She is a professional dancer
O profesyonel bir dansçıdır
yeniden düzenlemek
Sahnedebir şeylerin sırasını veya yerini değiştirmek
She decided to rearrange the books
Kitapları yeniden düzenlemeye karar verdi
yeniden düzenlemek
bir şeyin sırasını veya konumunu değiştirmek
I need to rearrange the furniture
Mobilyaları yeniden düzenlemem gerekiyor
herhangi bir şey
Sahnedeherhangi bir nesne veya madde
I can eat anything
Herhangi bir şeyi yiyebilirim
hiçbir şey
herhangi bir nesne veya madde
I don't have anything
Hiçbir şeyim yok
affetmek
Sahnedebirinin hatası nedeniyle ona kızmayı bırakmak
Please forgive me
Lütfen beni affet
affetmek
birinin yaptığı bir şey için ona kızmayı bırakmak
You should forgive him for his mistake
Onun hatası için onu affetmelisin
nazik
Sahnedekibar veya iyi kalpli kişi
He is a gentle man
O nazik bir adamdır
yumuşak
sakin ve sert olmayan
He has a gentle voice
Onun yumuşak bir sesi var
nazik
kaba olmayan ve sakin
He is a gentle person
O nazik bir insan
katlanmak
Sahnedezor veya acı verici bir şeye dayanmak
She had to endure the pain
Acıya katlanmak zorundaydı
sürmek
uzun süre devam etmek
The tradition endures today
Gelenek bugün hala sürüyor
katlanmak
zor veya acı verici bir duruma dayanmak
She had to endure the cold weather
Soğuk havaya katlanmak zorunda kaldı
öğrenmek
Sahnedebir durum hakkında haber almak
I learned that the meeting is postponed
Toplantının ertelendiğini öğrendim
öğrenmek
çalışarak veya deneyim yoluyla bilgi veya beceri edinmek
I want to learn English
İngilizce öğrenmek istiyorum
öğretmek
birine bilgi veya beceri kazandırmak
He learned me a new skill
Bana yeni bir beceri öğretti
öğrenmek
yeni bir bilgi veya beceri edinmek
I am learning how to play chess
Satranç oynamayı öğreniyorum
hikayeler
Sahnedehayali veya gerçek olayların anlatımı
I love reading ghost stories
Hayalet hikayeleri okumayı severim
katlar
bir binanın katları veya seviyeleri
The building has ten stories
Binanın on katı var
her şey
Sahnedetüm şeyler
He lost everything
Her şeyi kaybetti
her şey
her bir şey
Everything is ready
Her şey hazır
sonuçlanmak
Sahnedebir durumun belli bir şekilde neticelenmesi
The situation worked out eventually
Durum sonunda sonuçlandı
spor yapmak
zindelik için fiziksel aktivite yapmak
I work out every morning
Her sabah spor yaparım
planlamak
bir şeyi dikkatlice düşünmek ve geliştirmek
We need to work out a plan
Bir plan yapmamız gerekiyor
çözmek
bir problemin çözümünü bulmak
I will work out the problem
Sorunu çözeceğim
tesadüfen yapmak
Sahnedeplan yapmadan bir eylem gerçekleştirmek
I happened to meet him at the park
Onunla parkta tesadüfen karşılaştım
başına gelmek
birinin başına bir şey gelmesi durumu
What happened to him
Ona ne oldu
tesadüfen yapmak
planlamadan bir şey yapmak
I happened to meet him
Onunla tesadüfen karşılaştım
denk gelmek
bir şeyin rastlantı sonucu olması
I happened to be there
Tesadüfen orada bulundum
rast gelmek
beklenmedik bir şekilde meydana gelmek
Such things happen to everyone
Böyle şeyler herkesin başına gelir
istemeden yapmak
planlamadan bir şeyle sonuçlanmak
I happened to break the glass
Kadehi yanlışlıkla kırdım
başına gelmek
birinin veya bir şeyin başına bir durumun gelmesi
What happened to your car
Arabana ne oldu
bakmak
Sahnedebir şeye bakmak veya onunla ilgilenmek
She tends the garden
Bahçeye bakıyor
eğilimi olmak
belirli bir şekilde davranmaya meyilli olmak
I tend to wake up early
Erken uyanma eğilimim var
geri çekmek
Sahnedebir şeyi kendine doğru hareket ettirmek
She drew back the curtains to let in light
Işık girmesi için perdeleri geri çekti
geri çekilmek
korku veya şaşkınlıkla birinden veya bir şeyden uzaklaşmak
He drew back when the dog barked
Köpek havlayınca geri çekildi
erken
Sahnedebir zaman diliminin başlangıcına yakın
I woke up early today
Bugün erkenden uyandım
erken
Sahnedebeklenenden daha önce gerçekleşen
I arrived early today
Bugün erken geldim
erken
şimdiki zamandan önceki bir vakitte
We arrived early
Erken geldik
bildiri
Sahnederesmi ve halka açık bir açıklama
The government issued a formal declaration
Hükümet resmi bir bildiri yayınladı