

Bridgerton — Season 3 Episode 7
Kelimeler ve anlamları
646 kelime
Seviye
hiçbir şey
Sahnedehiçbir miktar veya nesne
There is nothing here
Burada hiçbir şey yok
hiçbir şey
herhangi bir nesnenin olmaması
I have nothing in my hand
Elimde hiçbir şey yok
hiç
geriye kalan bir şeyin yokluğu
There is nothing left
Geriye hiçbir şey kalmadı
hiçbir şey
herhangi bir şeyin bulunmaması
There is nothing in the box
Kutunun içinde hiçbir şey yok
doğru
Sahnedebir eylemin yöneldiği kişi veya şeyi belirtmek için kullanılan eski bir edat
He spoke unto the crowd
Kalabalığa konuştu
eksik
Sahnedeyerinde olmayan
A page is missing
Bir sayfa eksik
kayıp
bulunamayan
The dog is missing
Köpek kayıp
özlemek
birinin yokluğunda üzüntü duymak
I miss you
Seni özlüyorum
bulamamak
bir şeye sahip olamamak
I am missing my keys
Anahtarlarımı bulamıyorum
paylaşmak
Sahnedebir özelliği başkasıyla aynı şekilde taşımak
We share the same hobby
Aynı hobiyi paylaşıyoruz
paylaşmak
Sahnedebir şeyi başkalarıyla kullanmak ya da onlara vermek
I will share my food with you
Yemeğimi seninle paylaşacağım
pay
bir şeyin bir parçası veya bölümü
This is your share
Bu senin payın
ortak kullanmak
bir nesneyi başkalarıyla birlikte kullanmak
I share a room with him
Odamı onunla ortak kullanıyorum
saat
Sahnede60 dakikaya eşit süre
I will be there in one hour
Bir saat içinde orada olacağım
saat
bir günün yirmi dört parçasından biri
We will leave in one hour
Bir saat içinde ayrılacağız
saat
60 dakikalık zaman dilimi
I will be there in an hour
Bir saat içinde orada olacağım
son
Sahnedediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
geçen
Sahnedeşimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
sürmek
bir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
sevgili
Sahnedeçok sevilen
You are my dearest friend
Sen benim sevgili arkadaşımsın
şefkatli
çok sevgi veya özen gösteren
She is a dearest companion
O şefkatli bir yoldaş
canım
çok sevilen bir kişi
Come here my dearest
Buraya gel canım
sonlu
Sahnedesınırlı olan veya bir sonu olan
Our time on Earth is finite
Dünyadaki zamanımız sonludur
gevşetmek
Sahnedebir şeyi daha az sıkı hale getirmek
Loosen the screw a bit
Vidayı biraz gevşet
serbest bırakmak
tutuşu veya bağını azaltmak
He loosened his grip
Tutuşunu gevşetti
karar vermek
Sahnedebir konu hakkında seçim yapmak
I need to decide what to eat
Ne yiyeceğime karar vermem lazım
kırsal alan
Sahnedeşehir ve kasabaların dışındaki bölgeler
I love walking in the countryside
Kırsalda yürüyüş yapmayı severim
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
bak
dikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
görünmek
Sahnedebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
gerçekten
Sahnedegerçek veya dürüst bir şekilde
He is truly sorry for his mistake
Hatalarından dolayı gerçekten pişman
gerçekten
samimi veya dürüst bir şekilde
I am truly sorry
Gerçekten üzgünüm
gerçekten
aşırı derecede
He is truly kind
O gerçekten nazik
çok
Sahnedebüyük bir miktar veya sayı
I have a lot of books
Çok kitabım var
çok
büyük bir miktar veya sayı
There are a lot of people here
Burada çok insan var
tahmin etmek
Sahnedeemin olmadan bir fikir oluşturmak
Can you guess my age
Yaşımı tahmin edebilir misin
tahmin
kesin olarak bilmeden bir cevap verme çabası
I made a guess about the answer
Cevap hakkında bir tahminde bulundum
tahmin
tam olarak emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz fikir
My guess was wrong
Tahminim yanlıştı
günlük
Sahnedekişisel deneyimlerin yazıldığı defter
I write in my journal every day
Her gün günlüğüme yazarım
dergi
ciddi bir gazete veya akademik yayın
He reads a medical journal
O, tıbbi bir dergi okur
günlük tutmak
kişisel bir deftere düşünceleri veya yaşanılanları düzenli olarak yazmak
I journal every morning
Her sabah günlük tutarım
bırakmak
Sahnedebir şeyi yapmayı bırakmak
I want to give up smoking
Sigarayı bırakmak istiyorum
pes etmek
denemeyi bırakmak veya teslim olmak
Don't give up now
Şimdi pes etme
vazgeçmek
sahip olduğu bir şeyi bırakmak veya ondan feragat etmek
He gave up his seat
Koltuğunu verdi
teslim etmek
birini yetkili birine vermek
He gave up his accomplice to the police
Suç ortağını polise teslim etti
çok
Sahnedeçok derin bir sevgiyle
I love my family dearly
Ailemi çok seviyorum
ahmak
Sahnedeçok aptal kimse
Don't be such a dunderhead and listen to me
Böyle bir ahmak olma ve beni dinle
dehşete düşmüş
Sahnedeaşırı korku hissetme
He was terrified of the dark
Karanlıktan dehşete düşmüştü
dehşete düşmüş
aşırı derecede korkmuş
She was terrified of the dark
Karanlıktan dehşete düşmüştü
dehşete kapılmış
aşırı derecede korku hissetme durumu
She was terrified of the dark
O karanlıktan dehşete kapılmıştı
yazmak
Sahnedebir belgeye veya alana bilgi eklemek
Write your name here
Adını buraya yaz
oluşturmak
Sahnedebir yüzeyde yazı meydana getirmek
She writes content for the website
Web sitesi için içerik oluşturuyor
çek yazmak
bankaya para ödemesi için verilen yazılı belge
I need to write a check for the rent
Kira için bir çek yazmam gerekiyor
yazı bırakmak
bir yüzeye semboller veya kelimeler koymak
Please write your name on the list
Lütfen listeye ismini yaz
istemek
Sahnedebir şeyi istediğini söylemek
I will ask for a glass of water
Bir bardak su isteyeceğim
davetiye çıkarmak
kötü bir olayın gerçekleşmesine neden olacak şekilde davranmak
You are asking for trouble by staying out late
Geç saatlere kadar kalarak başını belaya davetiye çıkarıyorsun
istemek
bir şey istediğini belirtmek
She will ask for help
O yardım isteyecek
ilan etmek
Sahnedebir şeyi resmî olarak söylemek
The government declared a holiday
Hükümet tatil ilan etti
ilan etmek
Sahnedebir şeyi resmi veya aleni olarak açıklamak
They declared the war over
Savaşın bittiğini ilan ettiler
ilan etmek
bir şeyi resmi veya açık bir şekilde söylemek
The government declared the holiday
Hükümet tatili ilan etti
aceleye getirilmiş
Sahnedeacele ile yapılmış
The project felt very rushed
Proje çok aceleye getirilmiş hissettirdi
aceleye getirilmiş
çok hızlı veya özensiz yapılmış
The decision was rushed
Karar aceleye getirildi
acele etmek
çok hızlı hareket etmek
He rushed to catch the bus
Otobüsü yakalamak için acele etti
yargılama
Sahnedebir şey hakkında fikir oluşturma
Stop judging me
Beni yargılamayı bırak
kaybetmek
Sahnedeartık bir şeye sahip olmamak
I lost my ring
Yüzüğümü kaybettim
yenilmek
bir mücadelede mağlup duruma düşmek
The team lost the match
Takım maçta yenildi
kaybetmek
bir şeyi bulamamak
I lost my keys
Anahtarlarımı kaybettim
takip edememek
birinin ne dediğini anlayamamak
You are losing me
Beni takip edemiyorsun
romantik
Sahnedesevgi gösteren veya ifade eden
He is a romantic man
O romantik bir adamdır
dikkat etmek
Sahnedebir şeyi fark edip önemsemek
Please take note of these instructions
Lütfen bu talimatlara dikkat edin
cüret
Sahnedeaşırı küstahlık veya yüzsüzlük
He had the gall to ask for more money
Daha fazla para istemeye cüret etti
safra
karaciğer tarafından üretilen acı sarı sıvı
Gall is produced by the liver
Safra karaciğer tarafından üretilir
yüzsüzlük
birinin sergilediği kaba veya cüretkar davranış
He had the gall to walk out without paying
Ödeme yapmadan çıkıp gitme yüzsüzlüğünü gösterdi
etkisiz hale getirmek
Sahnedebir şeyin etkisini yok ederek geçersiz kılmak
The bad weather will negate all our hard work
Kötü hava tüm sıkı çalışmamızı etkisiz hale getirecek
geçersiz kılmak
bir şeyi etkisiz hale getirmek veya doğru olmadığını söylemek
The new evidence negates the theory
Yeni kanıt teoriyi geçersiz kılıyor
yeterli
Sahnedeistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeterli
Sahnedeihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
yeterli
Sahnedegerektiği kadar
This is enough for me
Bu benim için yeterli
yeter
artık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
tuzak kurma
Sahnedebirini yanlış bir şey yapmaya zorlamak için kurulan tuzak
The lawyer argued that this was entrapment
Avukat bunun bir tuzak kurma olduğunu savundu
işkence
Sahnedebirine şiddetli fiziksel veya zihinsel acı verme eylemi
The torture was cruel and illegal
İşkence zalimce ve yasa dışıydı
işkence etmek
birine şiddetli fiziksel veya zihinsel acı çektirmek
They decided to torture him
Ona işkence etmeye karar verdiler
işkence etmek
birine şiddetli fiziksel veya zihinsel acı çektirmek
The villain tortured the hero
Kötü adam kahramana işkence etti
işkence
birine uygulanan aşırı acı veya eziyet
Torture is a crime against humanity
İşkence insanlığa karşı bir suçtur
sabah erkenden
Sahnedesabahın çok erken saatlerinde
I woke up bright and early
Sabah erkenden uyandım
kaçırmak
Sahnedebirini zorla alıp götürmek
The criminals tried to abduct the child
Suçlular çocuğu kaçırmaya çalıştı
meydana gelmek
Sahnedegerçekleşmek veya olmak
The accident occurred at midnight
Kaza gece yarısı meydana geldi
akla gelmek
bir düşüncenin zihne gelmesi
An idea occurred to me
Aklıma bir fikir geldi
ihtiyaç duymak
Sahnedegerekli olduğu için bir şeye gereksinim duymak
I need some help
Biraz yardıma ihtiyacım var
ihtiyaç
gerekli veya zorunlu olan şey
There is a need for water
Suya ihtiyaç var
arayan kişi
Sahnedetelefonla arama yapan kişi
The caller hung up the phone
Arayan kişi telefonu kapattı
ziyaretçi
bir yeri ziyarete gelen kişi
We had a surprise caller this morning
Bu sabah sürpriz bir ziyaretçimiz oldu
arayan
telefon görüşmesi başlatan kimse
The caller left a message
Arayan kişi bir mesaj bıraktı
telefon eden
arama gerçekleştiren kişi
I do not know who the caller is
Telefon eden kişinin kim olduğunu bilmiyorum
birlikte yaşamak
Sahnedebiriyle aynı evde yaşamak
They live together in a small apartment
Küçük bir dairede birlikte yaşıyorlar
nişan
Sahnedeevlilik sözü verme
They announced their engagement
Nişanlandıklarını duyurdular
çatışma
ordular arasındaki savaş
The first engagement lasted two hours
İlk çatışma iki saat sürdü
randevu
önceden kararlaştırılmış bir etkinlik veya buluşma
I have a prior engagement tonight
Bu gece önceden ayarlanmış bir randevum var
katılım
bir şeye dahil olma eylemi
Active engagement is key to success
Aktif katılım başarının anahtarıdır
Buluşmak
SahnedeBirisiyle veya bir şeyle bir araya gelmek
Let us meet at the park tomorrow
Yarın parkta buluşalım
buluşmak
bir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
müsabaka
insanların spor dallarında yarıştığı etkinlik
The swimming meet was exciting
Yüzme müsabakası heyecan vericiydi
karşılamak
bir ihtiyacı veya gerekliliği gidermek
This solution meets all requirements
Bu çözüm tüm gereksinimleri karşılıyor
nazik
Sahnededost canlısı ve cömert
She is a kind person
O nazik bir insandır
tür
Sahnedebenzer özelliklere sahip grup
What kind of music do you like
Ne tür müzik seversiniz
biraz
küçük bir ölçüde
I am kind of tired
Biraz yorgunum
nazik
başkalarına karşı iyi ve yardımsever olan
She is a kind person
O nazik bir insan
tehlikeli
Sahnedezarar verme olasılığı olan
This road is dangerous
Bu yol tehlikeli
tehlikeli
zarar veya yaralanma riski taşıyan
It is dangerous to play with fire
Ateşle oynamak tehlikelidir
kızıl saçlı
Sahnedekızıl saçlı kişi
She is a redhead
O kızıl saçlıdır
açıkçası
Sahnededürüst ve doğrudan bir şekilde
Frankly, I do not like this
Açıkçası bunu sevmedim
acı verici
Sahnedeacı veya rahatsızlık veren
The injury was very painful
Yaralanma çok acı vericiydi
kahvaltı
Sahnedegünün ilk öğünü
I eat breakfast at 8 AM
Saat 8'de kahvaltı yaparım
kahvaltı
Sahnedegünün ilk öğünü
I like to eat eggs for breakfast
Kahvaltıda yumurta yemeyi severim
yalanlamak
Sahnedebir ifadenin doğru olmadığını söylemek
She denied the rumors about her
Hakkındaki söylentileri yalanladı
reddetmek
birinden gelen bir isteği kabul etmemek
The manager denied my request for time off
Müdür izin talebimi reddetti
yardım
Sahnededestek veya yardım sağlayan şey
The organization provided food aid
Kuruluş gıda yardımı sağladı
sonunda
Sahnedeuzun bir bekleyişten sonra
He arrived at last
Sonunda geldi
geçmiş
Sahnedezaten yaşanmış olan zaman
We should learn from the past
Geçmişten ders almalıyız
geçe
saatin tam vaktinden sonraki zaman
It is ten past five
Saat beşi on geçiyor
hamur işi
fırında pişmiş bir tür hamur işi veya tuzlu yemek
He bought a fresh past
Taze bir hamur işi satın aldı
sunmak
birine incelemesi veya onaylaması için vermek
Please pass this document to the manager
Lütfen bu belgeyi yöneticiye sunun
yani
Sahnedesöylenenleri açıklamak veya duraksamak için kullanılır
I mean, it is a bit expensive
Yani, biraz pahalı
uşak
Sahnedekapıları açan ve yemek servisi yapan erkek hizmetçi
The footman opened the door for the guests
Uşak misafirler için kapıyı açtı
nişanlı
Sahnedeevlenmek üzere söz vermiş
They are engaged
Onlar nişanlı
dahil etmek
birini bir şeye katmak veya ilgilendirmek
We need to engage the local community
Yerel topluluğu dahil etmemiz gerekiyor
çalıştırmak
bir makineyi veya sistemi çalışır duruma getirmek
You need to engage the machine
Makineyi çalıştırman gerekiyor
çatışmaya girmek
birine veya bir şeye karşı savaşmaya başlamak
The soldiers engaged the enemy
Askerler düşmanla çatışmaya girdi
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
sürülmek
bir maddenin bir yüzeye uygulanması
The paint goes on easily
Boya kolayca sürülür
yayınlanmak
radyo veya televizyonda gösterilmek
The show will go on tonight
Gösteri bu gece yayınlanacak
çıkmak
biriyle romantik bir randevuya gitmek
Are you going on a date tonight
Bu gece bir randevuya mı çıkıyorsun
katılmak
bir gezi veya etkinliğe iştirak etmek
Are you going on the tour
Tura katılıyor musun
konuşup durmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
Don't go on about it anymore
Artık bu konuda konuşup durma
hissetmek
Sahnedefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
düşünmek
Sahnedebir fikir veya tutuma sahip olmak
I feel that we should go
Gitmemiz gerektiğini düşünüyorum
endişeli
kendine güvenmeyen veya emin olamayan his
I feel anxious about the test
Sınav hakkında endişeli hissediyorum
hatırlatmak
birine bir şeyi anımsatmak
This song makes me feel my childhood
Bu şarkı bana çocukluğumu hatırlatıyor
sevmek
Sahnedebirine karşı güçlü sevgi ve şefkat duymak
I love my family
Ailemi seviyorum
çok sevmek
bir şeyi veya birini çok fazla sevmek
I love chocolate
Çikolatayı çok severim
çok istemek
bir şeyi çok fazla istemek
I would love a cup of coffee
Bir fincan kahve çok isterdim
sevişmek
cinsel ilişkiye girmek
They made love
Seviştiler
bütün
Sahnedeeksiksiz ve tam olan
She read the entire book
Bütün kitabı okudu
bütün
tamamı veya eksiksiz olan
I read the entire book
Kitabın tamamını okudum
tüm
bir şeyin tamamı
The entire team arrived early
Tüm takım erken geldi
kabul etmek
Sahnedebir şeyi doğru veya geçerli olarak tanımak
I accept the truth
Gerçeği kabul ediyorum
kabul etmek
Sahnedesunulan bir şeyi almak
He accepted the award
Ödülü kabul etti
kabul etmek
bir şeye onay vermek
She accepted the invitation
Daveti kabul etti
kabul etmek
bir şeyi almaya veya onaylamaya razı olmak
I accept your offer
Teklifi kabul ediyorum
çok uzun zaman önce
Sahnedeçok eski bir zamanda
I lived there a long time ago
Çok uzun zaman önce orada yaşadım
yükünü hafifletmek
Sahnedekendini ağır bir yükten veya endişeden kurtarmak
She felt better after she unburdened herself
İçini döktükten sonra kendini daha iyi hissetti
yazar
Sahnedekitap veya makale yazan kişi
He is a famous author
O ünlü bir yazardır
sezon
Sahnedebir televizyon veya radyo dizisinin bölümleri
I am watching the second season
İkinci sezonu izliyorum
dönem
Sahnedeyılın dört zaman diliminden biri
Each season lasts three months
Her mevsim üç ay sürer
tatlandırmak
yemeğe tuz veya baharat eklemek
Season the chicken with some salt
Tavuğu biraz tuzla tatlandır
tam olarak
Sahnedekesin veya eksiksiz bir şekilde
It is exactly ten o'clock
Saat tam olarak on
boş boş
Sahnedeçaba sarf etmeden veya hiçbir şey yapmadan
He sat idly by the window
Pencerenin kenarında boş boş oturdu
açık hava
Sahnedebinalardan uzak dış alan
I love the outdoors
Açık havayı seviyorum
açık havada
bina dışında, açık havada
I love spending time outdoors
Açık havada vakit geçirmeyi severim
açık hava
binaların dışında kalan açık alan
We spent the day outdoors
Günü açık havada geçirdik
açık hava
binalardan uzak açık alan veya kırsal bölge
We spent the day outdoors
Günü açık havada geçirdik
hazır
Sahnedehazırlanmış durumda olan
I am ready to go
Gitmeye hazırım
bu kadar uzun süre
Sahnedebelirli bir zamanın uzunluğu
It has been so long since we met
Görüşmeyeli çok uzun zaman oldu
hoşça kal
vedalaşırken kullanılan bir ifade
So long, see you later!
Hoşça kal, sonra görüşürüz!
mesele
Sahnedekişisel veya özel bir konu
This is a private affair
Bu özel bir mesele
olay
önemli veya ilgi çekici bir olay veya durum
The whole affair was a disaster
Tüm bu olay bir felaketti
yasak aşk
evlilik dışındaki gizli romantik ilişki
He had an affair with his colleague
Meslektaşıyla yasak bir ilişki yaşadı
gizli ilişki
iki kişi arasındaki gizli romantik ilişki
They had an affair
Onların gizli bir ilişkisi vardı
bir parçası
Sahnedebir grubun veya organizasyonun üyesi olmak
I am part of the team
Takımın bir parçasıyım
uğraşmak
Sahnedebirine şaka yapmak veya onu rahatsız etmek
Do not mess with my little brother
Küçük kardeşimle uğraşma
uğraşmak
birine kasten sorun çıkarmak
Don't mess with me
Benimle uğraşma
uyandırmak
Sahnedebirini uykudan uyandırmak
The noise roused her from her sleep
Gürültü onu uykusundan uyandırdı
coşturmak
birini enerjik veya hevesli hissettirmek
He tried to rouse the crowd
Kalabalığı coşturmaya çalıştı
civarında
Sahnedebir yerin yakınındaki alan
Many trees are around the school
Okulun civarında çok ağaç var
yaklaşık
yaklaşık bir miktarı belirtmek için kullanılır
I will arrive around 5 PM
Saat 5 civarında geleceğim
aşina
bir şeyi nasıl kullanacağını veya idare edeceğini bilmek
She knows her way around the office
Ofis konusunda bilgisi var
tersine
bir şeyin yönünü veya sonucunu değiştirmek
We must turn the situation around
Durumu tersine çevirmeliyiz
yaşamak
Sahnedehayatta olmak
I want to live
Yaşamak istiyorum
oturmak
Sahnedebir yerde ikamet etmek
We live in a big city
Biz büyük bir şehirde oturuyoruz
deneyimlemek
bir olayı tecrübe etmek
I want to live new adventures
Yeni maceralar deneyimlemek istiyorum
canlı
anında yayınlanan
The show is live now
Program şu anda canlı
canlı
hayatı olan
The fish is still live
Balık hala canlı
yaşamak
bir yerde ev sahibi olmak
We live in a big house
Biz büyük bir evde yaşıyoruz
ebedi yaşamak
her zaman var olmak
Heroes live forever
Kahramanlar sonsuza dek yaşar
canlı
anlık gerçekleşen
This is a live broadcast
Bu canlı bir yayın
oturmak
bir yerde ev sahibi olmak
They live in the center
Onlar merkezde oturuyor
ikamet etmek
bir yerde ev sahibi olmak
Where do you live
Nerede ikamet ediyorsun
hayat sürmek
canlı varlık olmak
I just want to live
Sadece hayat sürmek istiyorum
yerleşik olmak
bir yerde ev sahibi olmak
We live in this city
Bu şehirde yerleşik durumdayız
barınmak
bir yerde ev sahibi olmak
Many animals live here
Birçok hayvan burada barınır
hayatta olmak
canlılık durumu
You have to live
Hayatta kalmalısın
yayın
internet üzerinden paylaşılan ses veya görüntü
The news is live on the internet
Haberler internette canlı yayınlanıyor
yaşamak
bir kişinin veya şeyin var olma biçimi
Fish live in water
Balıklar suda yaşar
özgür
kısıtlama olmadan dilediğini yapabilme durumu
You can live however you want
İstediğin gibi yaşayabilirsin
canlı
gösterildiği anda gerçekleşen
The match is on live TV
Maç canlı televizyonda
miktar
Sahnedebir şeyin sayısı veya büyüklüğü
A small amount of sugar is enough
Az miktarda şeker yeterli
varmak
bir şeyin sonunda belirli bir noktaya veya duruma gelmek
Her efforts amounted to nothing
Çabaları hiçbir şeye varmadı
kovalamak
Sahnedebirini yakalamak için hızla takip etmek
The dog ran after the cat
Köpek kediyi kovaladı
kaçmak
Sahnedebirinden veya bir şeyden hızla uzaklaşmak
The cat ran away from the dog
Kedi köpekten kaçtı
kaçmak
tehlikeden kurtulmak amacıyla bir yerden hızla uzaklaşmak
The boy ran away from the danger
Çocuk tehlikeden kaçtı
belki
Sahnedeihtimalle veya olabilir anlamında
Perhaps it will rain today
Belki bugün yağmur yağar
toz
Sahnedehavada uçuşan veya yüzeylerde biriken ince kuru parçacıklar
I need to clean the dust
Tozu temizlemem gerekiyor
toz almak
bir yüzeydeki tozları temizlemek
I need to dust the shelf
Rafın tozunu almam gerekiyor
serpmek
bir yüzeyi ince bir toz tabakasıyla kaplamak
She dusted the cake with sugar
Pastanın üzerine şeker serpti
haklamak
birini öldürmek
The gangster dusted his rival
Gangster rakibini hakladı