

Bridgerton — 3. Sezon Bölüm 8
Kelimeler ve anlamları
826 kelime
Seviye
hissetmek
Sahnedefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
düşünmek
Sahnedebir fikir veya tutuma sahip olmak
I feel that we should go
Gitmemiz gerektiğini düşünüyorum
endişeli
kendine güvenmeyen veya emin olamayan his
I feel anxious about the test
Sınav hakkında endişeli hissediyorum
hatırlatmak
birine bir şeyi anımsatmak
This song makes me feel my childhood
Bu şarkı bana çocukluğumu hatırlatıyor
daha az miktarda
Sahnededaha küçük bir miktar veya sayı
I want less water
Daha az suya ihtiyacım var
siz eki
Sahnedebir şeyin bulunmadığını belirten son ek
She is fearless
O korkusuz
kutsamak
tanrıdan korumasını veya yardım etmesini istemek
May God bless you
Tanrı seni kutsasın
sayısız
sayılamayacak kadar çok
The stars are endless
Yıldızlar sayısızdır
gardırop
Sahnedebir kişinin sahip olduğu tüm kıyafetler
She updated her winter wardrobe
Kışlık gardırobunu yeniledi
gardırop
kıyafetlerin asıldığı yüksek bir mobilya
Put your clothes in the wardrobe
Kıyafetlerini gardıroba koy
parlaklık
Sahnedebir şeyin ışık yayma durumu veya yoğunluğu
The brightness of the sun is strong
Güneşin parlaklığı çok güçlüdür
bilge
Sahnedetecrübe bilgi ve doğru karar verme yetisi olan
She is a very wise woman
O çok bilge bir kadındır
haberdar etmek
birine bilgi vermek
I will wise her up on the plan
Onu plan hakkında haberdar edeceğim
açısından
belirli bir konuyla ilgili olarak
Things are looking up career-wise
Kariyer açısından işler yolunda gidiyor
bilge
çok bilgili ve doğru kararlar veren kişi
The wise old man gave us advice
Bilge yaşlı adam bize tavsiye verdi
asla görünmemek
Sahnedebir şeyin utanç verici bulunması nedeniyle onu yapmak istememek
I wouldn't be caught dead wearing that hat
O şapkayı takarken asla görünmek istemezdim
giyinmek
Sahnedeüstüne kıyafet giymek
I get dressed for school
Okul için giyiniyorum
ağır
Sahnedehoş olmayan şekilde güçlü veya zalimce
The winter here is very harsh
Buradaki kış çok şiddetlidir
sert
kaba veya öfkeli bir şekilde konuşmak
He was very harsh with his staff
Personeline karşı çok sertti
acımasız
birinin keyfini veya eğlencesini bozacak şekilde davranmak
That was a harsh comment
Bu acımasızca bir yorumdu
hamile
Sahnedekarnında bebek taşıyan
She was with child during the long winter
Uzun kış boyunca hamileydi
unutmak
Sahnedebir şeyi hatırlayamamak
I often forget my keys
Anahtarlarımı sık sık unuturum
hatırlamak
bir şeyi tekrar akla getirmek
I remember this song
Bu şarkıyı hatırlıyorum
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I often forget where I put my keys
Anahtarlarımı nereye koyduğumu sık sık unuturum
boşvermek
bir şeyi düşünmeyi veya ona önem vermeyi bırakmak
Just forget the argument
Tartışmayı boşver
teslim etmek
Sahnedebir belgeyi veya formu yetkili bir kişiye veya kuruma verme
You must submit your assignment today
Ödevinizi bugün teslim etmelisiniz
boyun eğmek
birinin otoritesini veya kontrolünü kabul etmek
He refused to submit to the enemy
Düşmana boyun eğmeyi reddetti
sunmak
resmi olarak değerlendirilmesi için fikir veya belge vermek
Please submit your application by Friday
Lütfen başvurunuzu cuma gününe kadar sunun
sorgulamak
resmi olarak birine soru sormak
The police submitted the witness to questioning
Polis tanığı sorguya çekti
önermek
Sahnedebir fikir veya plan sunmak
I propose a new plan
Yeni bir plan öneriyorum
evlenme teklif etmek
birine kendisiyle evlenmesini istemek
He proposed to her last night
Dün gece ona evlenme teklif etti
evlenme teklif etmek
birine kendisiyle evlenmesini istemek
He decided to propose
Evlenme teklif etmeye karar verdi
tövbe
Sahnedekötü davranışlar nedeniyle duyulan üzüntü
He showed sincere repentance for his mistakes
Hataları için samimi bir tövbe gösterdi
uygun
Sahnededurum için doğru veya uygun olan
Please use the proper tools
Lütfen uygun araçları kullanın
uygun
bir durum için doğru veya yerinde olan
You should wear proper clothes for the meeting
Toplantı için uygun kıyafetler giymelisin
terbiyeli
toplumsal kurallara uyan ve nazik olan
He is a very proper young man
O çok terbiyeli bir genç adam
uygun
bir durum için doğru veya yerinde olan
Please wear proper shoes for the hike
Lütfen yürüyüş için uygun ayakkabılar giyin
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
fikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
coşkulu
Sahnedeçok mutlu ve heyecanlı olma durumu
She felt elated after passing the difficult exam
Zor sınavı geçtikten sonra kendini çok mutlu hissetti
şu anda
Sahnedetam şu an veya bulunulan an
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
tamam mı
karşıdaki kişinin anlayıp anlamadığını kontrol etme
You understand right now
Anladın tamam mı
şu an
içinde bulunulan zaman dilimi
Right now is the best time
Şu an en iyi zaman
şu anda
içinde bulunulan an
I am busy right now
Şu anda meşgulüm
başlamak
Sahnedebir şeye başlamak
Let's begin the lesson
Hadi derse başlayalım
odaklanmış
Sahnedebir şeye dikkatini vermek
The meeting was centered on the new project
Toplantı yeni projeye odaklanmıştı
dengeli
duygularını kontrol edebilen ve sakin olan
Meditation helps me feel centered
Meditasyon kendimi dengeli hissetmeme yardımcı oluyor
dengeli
zihinsel olarak sakin ve kendi iç dünyasına odaklanmış
I feel centered today
Bugün dengeli hissediyorum
dengeli
duygusal olarak sakin ve kontrollü hissetme durumu
She felt centered after the yoga class
Yoga dersinden sonra kendini dengeli hissetti
katılmak
Sahnedebir grubun parçası olmak
I want to join the club
Kulübe katılmak istiyorum
eşlik etmek
Sahnedebirinin yanına gitmek
Join us for lunch
Öğle yemeği için bize katılın
evlendirmek
evlilik yoluyla birleştirmek
The priest joined them in marriage
Rahip onları evlilikle birleştirdi
birleştirmek
iki şeyi birbirine bağlamak
Please join these two pieces of rope
Lütfen bu iki ip parçasını birleştirin
tavsiye etmek
Sahnedebir şeyin iyi veya yararlı olduğunu söylemek
I recommend this book
Bu kitabı tavsiye ederim
artık
Sahnedeartık veya bir daha (olumsuz cümlelerde kullanılır)
I don't live there anymore
Artık orada yaşamıyorum
artık
artık gerçekleşmeyen veya var olmayan
I don't live here anymore
Artık burada yaşamıyorum
artık
bir şeyin eskisi gibi devam etmediğini belirtir
I don't go there anymore
Artık oraya gitmiyorum
artık
günümüzde geçerliliğini yitirmiş durumları ifade eder
They don't play together anymore
Artık birlikte oynamıyorlar
özdenetim
Sahnededuyguları veya davranışları kontrol etme becerisi
He showed great restraint during the argument
Tartışma sırasında büyük bir özdenetim gösterdi
kısıtlayıcı
hareketi sınırlamak için kullanılan araç
The safety restraint held him in place
Güvenlik kısıtlayıcısı onu yerinde tuttu
kısıtlama
bir şeyi yapmanızı engelleyen şey
There are no restraints on her power
Gücü üzerinde hiçbir kısıtlama yok
muhteşem
Sahnedeçok iyi veya etkileyici
The view was splendid
Manzara muhteşemdi
neredeyse
Sahnedetamamen değil ama çok yakın
It is nearly time to go
Neredeyse gitme vakti
bir tür
Sahnedebenzer özelliklere sahip bir grup
This is some kind of plant
Bu bir tür bitki
-e kadar
Sahnedebelirli bir zamana kadar
Wait till tomorrow
Yarına kadar bekle
kadar
Sahnedebelirli bir vakte dek
I will work till five
Beşe kadar çalışacağım
yazar kasa
dükkanlarda paranın saklandığı cihaz
The cashier opened the till
Kasiyer yazar kasayı açtı
dek
bir eylemin olacağı zamana kadar
Wait till she arrives
O gelene dek bekle
içecek
Sahnedeiçilebilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
içecek
tüketilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
içmek
sıvı bir maddeyi yutmak
I drink water every day
Her gün su içerim
talep etmek
Sahnedebir şeyi kesin veya güçlü bir şekilde istemek
The workers demand better pay
İşçiler daha iyi ücret talep ediyor
talep
bir şeyi isteme eylemi
I demand an explanation
Bir açıklama talep ediyorum
talep etmek
bir şeyi ısrarla veya zorla istemek
The workers demand higher wages
İşçiler daha yüksek ücret talep ediyor
mutluluk
Sahnedemükemmel bir mutluluk hali
It was pure bliss
Saf bir mutluluktu
atıp tutmak
Sahnedeyüksek sesle ve anlamsızca tehditler savurmak
He blustered about his plans but never actually did anything
Planları hakkında atıp tuttu ama aslında hiçbir şey yapmadı
bile
Sahnedeşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
iki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
çabalamak
bir şeyi başarmak için gayret göstermek
You should even to reach your goal
Hedefine ulaşmak için çabalamalısın
çift
ikiye tam bölünebilen sayı
Four is an even number
Dört çift bir sayıdır
Lordum
SahnedeSoylu veya hakimlere hitap ederken kullanılan saygılı bir ifade
I am ready my lord
Hazırım lordum
üzgün
Sahnedemutsuz veya endişeli hissetme durumu
She felt upset after the argument
Tartışmadan sonra üzgün hissetti
üzmek
Sahnedebirini üzgün veya endişeli hissettirmek
Please do not upset her
Lütfen onu üzme
sürpriz galibiyet
daha güçlü bir rakibe karşı kazanılan beklenmedik zafer
The small team caused a major upset
Küçük takım büyük bir sürpriz galibiyet elde etti
bozmak
bir şeyin düzenini veya işleyişini aksatmak
The rain upset our plans
Yağmur planlarımızı bozdu
buna rağmen
Sahnedeaksine veya yine de
I am tired as though
Buna rağmen yorgunum
sanki
bir şeyin doğru olduğunu düşündürecek şekilde
It looks as though it will rain
Yağmur yağacakmış gibi görünüyor
rica etmek
Sahnedebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
sormak
Sahnedebirine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
belirtmek
bir görüşü ifade etmek
You should ask your opinion clearly
Görüşünü açıkça belirtmelisin
evlenmek
Sahnedebirisiyle hayatını birleştirmek
They decided to marry last year
Geçen yıl evlenmeye karar verdiler
evlenmek
Sahnedebiriyle eş olmak
They want to marry soon
Yakında evlenmek istiyorlar
adamak
bir şeye kendini tamamen bağlamak
He married his life to music
Hayatını müziğe adadı
mümkün
Sahnedeyapılabilen veya gerçekleşebilen durum
It is possible to finish the work today
İşi bugün bitirmek mümkün
aday
seçilme ihtimali olan kişi
She is a possible for the role
O bu rol için bir aday
parça
Sahnedebir bütünün küçük bir kısmı
I have a piece of cake
Bir parça kekim var
birleştirmek
ayrı parçaları bütün oluşturacak şekilde bir araya getirmek
I will piece these parts together
Bu parçaları birleştireceğim
sapasağlam
zarar görmemiş
The box arrived in one piece
Kutu sapasağlam ulaştı
adet
belirli bir türden tek bir nesne
I have two pieces of furniture
İki adet mobilyam var
giriş
Sahnedebir yere girme eylemi
Entry is forbidden here
Buraya giriş yasaktır
girdi
bir liste veya hesapta yazılı olan öğe
There is a new entry in the list
Listede yeni bir girdi var
başvuru
bir yarışmaya katılmak için gönderilen çalışma
She submitted her entry for the art contest
O sanat yarışması için başvurusunu gönderdi
girdi
bir liste veya koleksiyondaki tek bir öğe
There is a new entry in the dictionary
Sözlükte yeni bir girdi var
belki
Sahnedeihtimalle veya olabilir anlamında
Perhaps it will rain today
Belki bugün yağmur yağar
gerektirmek
Sahnedebir şeyin zorunlu olduğunu belirtmek
This job requires experience
Bu iş tecrübe gerektiriyor
gerektirmek
bir şeyin olması için gerekli olmak
This job requires a lot of patience
Bu iş çok sabır gerektiriyor
gerektirmek
bir şeyin olmasını zorunlu tutmak
This job requires a lot of experience
Bu iş çok fazla deneyim gerektirir
yolculuk
Sahnedebir yerden başka bir yere yapılan seyahat
Have a nice trip
İyi yolculuklar
ayağı takılmak
dengesini kaybedip neredeyse düşmek
I tripped over a rock
Bir taşa takıldım
tetiklemek
bir cihazı veya sistemi çalışmaya başlatmak
The sensor tripped the alarm
Sensör alarmı tetikledi
halüsinasyon görmek
gerçek olmayan şeyleri görmek veya deneyimlemek
He started to trip after taking the pill
Hapı aldıktan sonra halüsinasyon görmeye başladı
barış
Sahnedeçatışmanın olmadığı, sessiz ve sakin durum
We all want peace
Hepimiz barış istiyoruz
barış
savaş veya çatışmanın olmadığı durum
We all want peace in the world
Hepimiz dünyada barış istiyoruz
sulh hakimi
küçük yasal meselelerle ilgilenen yerel görevli
The justice of the peace signed our papers
Sulh hakimi kağıtlarımızı imzaladı
hemen
Sahnedeçok kısa bir süre içinde veya hemen
I will be right up
Hemen geliyorum
öyle varsaymak
Sahnedekanıt olmadan bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I take it you agree
Katıldığını varsayıyorum
kabul etmek
sunulan bir şeyi almak
I will take it
Onu kabul edeceğim
başa çıkmak
bir sorunla veya durumla mücadele etmek
Can you take it
Bununla başa çıkabilir misin
taşımak
bir şeyi bir yerden başka bir yere yer değiştirmek
Please take it to the kitchen
Lütfen bunu mutfağa taşı
alacaklı
Sahnedekendisine borçlanılan kişi veya kurum
The creditor demanded payment
Alacaklı ödeme talep etti
ağır
Sahnedeağırlığı fazla olan
This box is heavy
Bu kutu ağır
ciddi
önemli veya zorlu durum
This is a heavy topic
Bu ciddi bir konu
ağır
çok yağlı veya şekerli olan
This chocolate cake is very heavy
Bu çikolatalı kek çok ağır
heavy metal
yüksek sesli ve sert bir rock müzik türü
He listens to heavy metal
O heavy metal dinliyor
çırak
Sahnedebir işi veya beceriyi öğrenen kişi
He is an apprentice carpenter
O çırak bir marangozdur
çıraklık yapmak
usta bir kişiyle çalışarak bir zanaat öğrenmek
He apprenticed with a master chef
Usta bir şefin yanında çıraklık yaptı
tam olarak
Sahnedekesin veya eksiksiz bir şekilde
It is exactly ten o'clock
Saat tam olarak on
büyüleyici
Sahnedeilginizi çekecek kadar hoş ve çekici
She has a beguiling smile
Büyüleyici bir gülümsemesi var
inanılmaz derecede
Sahnedeçok büyük bir derecede
The weather is unbelievably hot
Hava inanılmaz derecede sıcak
şüphelenmek
Sahnedebirinin suçlu olduğunu veya bir şeyin yanlış olduğunu düşünmek
The police suspect him of the crime
Polis ondan şüpheleniyor
şüpheli
suç işlediğinden şüphelenilen kimse
The police caught the suspect
Polis şüpheliyi yakaladı
şüpheli
kötü veya dürüst olmadığı düşünülen
That behavior looks very suspect
Bu davranış çok şüpheli görünüyor
şüpheli
bir suça karıştığı düşünülen kimse
The police questioned the suspect
Polis şüpheliyi sorguladı
çağrıda bulunmak
Sahnedebirinden bir şey yapmasını istemek
The president called upon the citizens to stay home
Başkan vatandaşları evde kalmaya çağırdı
çağrıda bulunmak
birinden resmen bir şey yapmasını istemek
The committee will call upon him to testify
Komite ifade vermesi için ona çağrıda bulunacak
bu seferlik
Sahnedesadece bir defaya mahsus
For once he is on time
Bu seferlik zamanında geldi
bir kereliğine
her zamankinden farklı olarak sadece bu kez
You are on time for once
Bir kereliğine vaktinde geldin
bu seferlik
sadece bu defaya mahsus
He is on time for once
O bu seferlik vaktinde geldi
kişilik
Sahnedebaşkalarına gösterilen kişilik veya imaj
She maintains a calm persona during meetings
Toplantılar sırasında sakin bir kişilik sergiliyor
dans etmek
Sahnedemüziğe göre vücudunu hareket ettirmek
They dance together
Birlikte dans ederler
dans
Sahnedemüzik eşliğinde yapılan ritmik hareket sanatı
They performed a traditional dance
Geleneksel bir dans sergilediler
isim
birini veya bir şeyi çağırmak için kullanılan sözcük
The station dance is Alpha
İstasyonun ismi Alfa
dans eşi
birlikte bir şeyler yaptığınız kişi
He was her dance for the night
O gece onun dans eşiydi
dans
insanların dans ettiği sosyal toplanma
We are going to a dance tonight
Bu akşam bir dansa gidiyoruz
dans etmek
vücudunu müzikle uyumlu hareket ettirmek
She likes to dance at parties
Partilerde dans etmeyi sever
serbest
Sahnedebir şeyi yapmasına izin verilen
Questions are welcome
Sorular serbesttir
hoş karşılanan
memnuniyetle karşılanan veya istenen
You are welcome here
Burada isteniyorsunuz
karşılamak
varan birini selamlamak
They welcomed the guests
Misafirleri karşıladılar
görünüş
Sahnedebirinin veya bir şeyin nasıl göründüğü
She has a professional appearance
Profesyonel bir görünüşü var
görünme
bir kişinin belirli bir yerde olma durumu
She made a brief appearance at the party
Partide kısa bir süre göründü
dilemek
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini istemek
I wish for a better world
Daha iyi bir dünya diliyorum
pekmez
Sahnedeşekerden yapılmış koyu ve tatlı şurup
I put some treacle on my bread
Ekmeğime biraz pekmez sürdüm
saklanmak
Sahnedekimsenin bulamayacağı gizli bir yerde kalmak
The criminal was hiding out in the woods
Suçlu ormanda saklanıyordu
gözden kaybolmak
Sahnedegörünmez hale gelmek veya bulunamamak
The sun disappeared behind the clouds
Güneş bulutların arkasında kayboldu
yalvarma
Sahnedebir şey için ciddi ve acil istek
He made a plea for help
Yardım için bir yalvarışta bulundu
savunma
mahkemede yapılan resmi beyan
He entered a plea of not guilty
Suçsuz olduğu yönünde savunma yaptı
sonunda varmak
Sahnedesonunda belirli bir yere veya duruma gelmek
We ended up at the beach
Sonunda plaja vardık
civarında
Sahnedebir yerin yakınındaki alan
Many trees are around the school
Okulun civarında çok ağaç var
yaklaşık
yaklaşık bir miktarı belirtmek için kullanılır
I will arrive around 5 PM
Saat 5 civarında geleceğim
aşina
bir şeyi nasıl kullanacağını veya idare edeceğini bilmek
She knows her way around the office
Ofis konusunda bilgisi var
tersine
bir şeyin yönünü veya sonucunu değiştirmek
We must turn the situation around
Durumu tersine çevirmeliyiz
derin
Sahnedeçok güçlü veya yoğun
He has a deep love for music
Müziğe karşı derin bir sevgisi var
derin
yüzeyden çok aşağıya inen
The ocean is very deep
Okyanus çok derindir
kalın
düşük tona sahip olan
He has a deep voice
Onun kalın bir sesi var
zengin
çok parası olan
He has deep pockets
Onun çok parası var
tatmak
Sahnedekalitesini anlamak için az miktarda denemek
Please taste the soup
Lütfen çorbayı tat
tat
bir şeyi yerken veya içerken hissedilen duygu
This cake has a sweet taste
Bu kekin tatlı bir tadı var
zevk
bir şeye karşı kişisel beğeni
We have the same taste in music
Müzik konusunda aynı zevke sahibiz
tat
bir şeyin kısa süreliğine yaşanması
She wanted a taste of success
Başarının tadına bakmak istedi
sadece
Sahnedesadece veya yalnızca anlamında
It was merely a small error
Bu sadece küçük bir hataydı
sadece
sadece veya yalnızca anlamında
It was merely a mistake
Bu sadece bir hataydı
hareket tarzı
Sahnedebir hedefe ulaşmak için izlenen adımlar bütünü
We need to decide on a course of action
Bir hareket tarzı belirlememiz gerekiyor
büyülemek
Sahnedebirinin tüm dikkatini çekmek ve onu etkilemek
Her voice captivated the audience
Sesi izleyicileri büyüledi
büyülemek
birinin dikkatini çekmek ve kendine bağlamak
Her performance captivated the audience
Performansı izleyicileri büyüledi
zeki
Sahnedeçok zeki veya akıllı
He is a brilliant student
O zeki bir öğrenci
harika
Sahnedeçok iyi veya etkileyici
This is a brilliant idea
Bu harika bir fikir
katip
Sahnedebelgeleri elle yazan kimse
The scribe wrote down the royal decree
Katip kraliyet fermanını yazdı
suçlama
Sahnedebirinin yanlış bir şey yaptığının belirtilmesi
He denied the accusation
Suçlamayı reddetti
zorlamak
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya mecbur bırakmak
The law compels them to pay
Yasalar onları ödeme yapmaya zorlar
son
Sahnedediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
sürmek
Sahnedebir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
geçen
Sahnedeşimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
ücreti ödenmiş
Sahnedeyapılan iş karşılığında para verilmiş
She is a paid worker
O ücretli bir çalışan
satın aldı
bir şeyi edinmek
He paid for the car
Arabayı satın aldı
dikkat etti
birine veya bir şeye yoğunlaşma eylemi
He paid attention to the lesson
O derse dikkat etti
erken
Sahnedebeklenenden daha önce gerçekleşen
I arrived early today
Bugün erken geldim
erken
bir zaman diliminin başlangıcına yakın
I woke up early today
Bugün erkenden uyandım
erken
şimdiki zamandan önceki bir vakitte
We arrived early
Erken geldik
tartışmak
Sahnedebir konu hakkında biriyle konuşmak
We need to discuss the plan
Planı tartışmamız gerekiyor
evde
Sahnedeyaşadığı yerde olmak
He is at home
O evde
evinde gibi
bir yerde mutlu ve rahat hissetmek
I feel at home here
Burada kendimi evimde gibi hissediyorum