

Bridgerton — Season 4 Episode 2
Kelimeler ve anlamları
713 kelime
Seviye
derin
Sahnedeyüzeyden çok aşağıya inen
The ocean is very deep
Okyanus çok derindir
derin
Sahnedeçok güçlü veya yoğun
He has a deep love for music
Müziğe karşı derin bir sevgisi var
kalın
düşük tona sahip olan
He has a deep voice
Onun kalın bir sesi var
zengin
çok parası olan
He has deep pockets
Onun çok parası var
sandık
Sahnedeeşyaları saklamak için kullanılan kapaklı büyük ve sağlam kutu
She kept her old clothes in the trunk
Eski kıyafetlerini sandıkta sakladı
deniz şortu
yüzmek için giyilen şort
He is wearing blue trunks
O mavi deniz şortu giyiyor
ağaç gövdesi
bir ağacın kalın ana gövdesi
The tree has a thick trunk
Ağacın kalın bir gövdesi var
hortum
filin uzun ve esnek burnu
The elephant drinks with its trunk
Fil hortumuyla su içer
bagaj
arabanın arkasındaki geniş depolama alanı
Put your suitcase in the trunk
Bavulunu bagaja koy
zevk
Sahnedebir şeye karşı kişisel beğeni
We have the same taste in music
Müzik konusunda aynı zevke sahibiz
tat
bir şeyi yerken veya içerken hissedilen duygu
This cake has a sweet taste
Bu kekin tatlı bir tadı var
tatmak
kalitesini anlamak için az miktarda denemek
Please taste the soup
Lütfen çorbayı tat
tatmak
yiyecek veya içecekten kalitesine bakmak için az miktarda almak
Please taste this sauce to see if it is good
Bu sosun iyi olup olmadığını anlamak için lütfen tadına bak
tat
bir şeyin kısa süreliğine yaşanması
She wanted a taste of success
Başarının tadına bakmak istedi
tatmak
bir yiyeceğin ağızdaki lezzetini almak
Can I taste your soup
Çorbanı tadabilir miyim
yaşamak
Sahnedehayatta olmak
I want to live
Yaşamak istiyorum
deneyimlemek
bir olayı tecrübe etmek
I want to live new adventures
Yeni maceralar deneyimlemek istiyorum
canlı
anında yayınlanan
The show is live now
Program şu anda canlı
oturmak
bir yerde ikamet etmek
We live in a big city
Biz büyük bir şehirde oturuyoruz
canlı
hayatı olan
The fish is still live
Balık hala canlı
yaşamak
bir yerde ev sahibi olmak
We live in a big house
Biz büyük bir evde yaşıyoruz
ebedi yaşamak
her zaman var olmak
Heroes live forever
Kahramanlar sonsuza dek yaşar
canlı
anlık gerçekleşen
This is a live broadcast
Bu canlı bir yayın
oturmak
bir yerde ev sahibi olmak
They live in the center
Onlar merkezde oturuyor
ikamet etmek
bir yerde ev sahibi olmak
Where do you live
Nerede ikamet ediyorsun
hayat sürmek
canlı varlık olmak
I just want to live
Sadece hayat sürmek istiyorum
yerleşik olmak
bir yerde ev sahibi olmak
We live in this city
Bu şehirde yerleşik durumdayız
barınmak
bir yerde ev sahibi olmak
Many animals live here
Birçok hayvan burada barınır
hayatta olmak
canlılık durumu
You have to live
Hayatta kalmalısın
çözmek
Sahnedebir sorunu çözüme kavuşturmak
They hope to resolve the conflict
Anlaşmazlığı çözmeyi umuyorlar
karar vermek
kesin bir karar almak
She resolved to study harder
Daha sıkı çalışmaya karar verdi
kararlılık
bir şeyi başarmak için sahip olunan güçlü irade
He showed great resolve
O büyük bir kararlılık gösterdi
ücret
Sahnedeçalışma karşılığında kazanılan para
He earns a low wage
Düşük bir ücret kazanıyor
yürütmek
bir savaşı veya mücadeleyi başlatmak veya sürdürmek
They decided to wage war
Savaş çıkarmaya karar verdiler
bahse girmek
bir olay üzerine bahis oynamak
They decided to wage a bet on the game
Oyun üzerine bahse girmeye karar verdiler
sürdürmek
bir savaşı veya mücadeleyi başlatıp devam ettirmek
They waged war against the enemy
Düşmana karşı savaş sürdürdüler
cesaret etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya cesareti olmak
He didn't dare to jump
Atlamaya cesaret edemedi
meydan okuma
cesaret göstermek için yapılan riskli eylem
I accepted the dare
Meydan okumayı kabul ettim
cesaret etmek
risk almaya veya yeni şeyler denemeye istekli olmak
She dared to sing on the stage
O sahnede şarkı söylemeye cesaret etti
satmak
Sahnedebir şeyi para karşılığında vermek
I will sell my old phone
Eski telefonumu satacağım
satmak
kişisel çıkar için birini ele vermek
He sold his partner to the police
Ortağını polise sattı
ikna etmek
birini bir şeye inanmaya ikna etmek
He sold me on the new plan
Beni yeni plana ikna etti
satmak
bir fikri veya planı başkasına kabul ettirmek
He tried to sell his new plan to the team
Yeni planını takıma satmaya çalıştı
satmak
bir şeyi para karşılığında vermek
They sell fresh vegetables here
Burada taze sebze satıyorlar
haz
Sahnedebüyük bir mutluluk hissi
The children played with delight
Çocuklar büyük bir hazla oynadı
sevindirmek
birini çok mutlu etmek
The news will delight the whole family
Bu haber tüm aileyi sevindirecek
uygun
Sahnedebelirli bir durum için doğru olan
He is not fit for the job
Bu iş için uygun değil
nöbet
Sahnedeaniden gelen güçlü bir duygu veya davranış
He had a fit of anger
Bir öfke nöbeti geçirdi
formda
güçlü ve fiziksel olarak sağlıklı
She exercises to stay fit
Formda kalmak için egzersiz yapıyor
uymak
bir şeyin bir yere girecek doğru boyutta veya şekilde olması
The key fits the lock perfectly
Anahtar kilide tam uyuyor
uygun
bir durum için doğru olan
This outfit is fit for a party
Bu kıyafet parti için uygun
sığdırmak
yoğun bir programa birine zaman ayırmak
I can fit you in at two o'clock
Seni saat ikide programıma sığdırabilirim
büyüleyici
Sahnedeaşırı derecede ilginç veya çekici
The story was absolutely fascinating
Hikaye kesinlikle büyüleyiciydi
büyüleyici
çok ilginç veya çekici
This book is fascinating
Bu kitap büyüleyici
şımartmak
Sahnedebirini aşırı ilgi ve sevgiyle şımartmak
Don't spoil the child
Çocuğu şımartma
bozmak
Sahnedeiyi bir şeyi mahvetmek veya zarar vermek
The rain spoiled the picnic
Yağmur pikniği bozdu
ganimet
zafer veya çaba sonucunda elde edilen değerli şeyler
They divided the spoils of war among the soldiers
Savaş ganimetlerini askerler arasında paylaştırdılar
ganimet
savaşta veya zorla ele geçirilen değerli eşyalar
The soldiers shared the spoils after the battle
Askerler savaştan sonra ganimetleri paylaştılar
kulüp binası
Sahnedebir grubun toplanması için kullanılan bina
We met at the clubhouse
Kulüp binasında buluştuk
umut etmek
Sahnedebir şeyin olmasını istemek
I hope for a better future
Daha iyi bir gelecek umuyorum
affetmek
Sahnedebirinin hatası nedeniyle ona kızmayı bırakmak
Please forgive me
Lütfen beni affet
affetmek
birinin yaptığı bir şey için ona kızmayı bırakmak
You should forgive him for his mistake
Onun hatası için onu affetmelisin
miras
Sahnedebir kişiden veya geçmişten geriye kalan önemli değerler
He left a great legacy behind
Arkasında büyük bir miras bıraktı
miras
atadan kalan şey
He left a legacy for his children
Çocuklarına bir miras bıraktı
eski
güncel veya modern olmayan
The company uses legacy systems
Şirket eski sistemler kullanıyor
sebep
Sahnedebir şeyin meydana gelmesine yol açan neden
Give me one good reason
Bana tek bir geçerli sebep ver
akıl
Sahnedemantıklı düşünme yetisi
Humans have the power of reason
İnsanlar akıl yürütme gücüne sahiptir
mantık yürütmek
mantık kullanarak bir sonuca varmak
We must reason logically
Mantıklı bir şekilde düşünmeliyiz
maskeli balo
Sahnedemaske ve süslü kıyafetlerin giyildiği bir parti
They attended a masquerade in elegant costumes
Şık kostümlerle bir maskeli baloya katıldılar
kılık değiştirmek
başkası gibi görünmek için kılık değiştirmek
He masqueraded as a guard
Güvenlik görevlisi kılığına girdi
yaklaşılmaz
Sahnedekonuşması veya yakınlaşması zor olan
He looks unapproachable because he never smiles
Asla gülümsemediği için yaklaşılmaz görünüyor
korkarım
Sahnedekötü bir durumdan dolayı üzgün veya kaygılı hissetmek
I am afraid that we are late
Korkarım geç kaldık
korkarım ki
kötü bir durumdan dolayı üzüntü veya endişe duyma
I am afraid I cannot help you
Korkarım ki size yardım edemem
korkmuş
korku hissetme
She is afraid of spiders
O örümceklerden korkar
bir yerde
Sahnedebelirlenmemiş veya bilinmeyen bir yer
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yere bıraktım
bir yer
bilinmeyen veya belirtilmemiş bir konum
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yerde bıraktım
bir yer
bilinmeyen veya belirtilmemiş bir mekan
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yerde bıraktım
keşfetmek
Sahnedebir şeyi ilk kez bulmak
They discovered a new planet
Yeni bir gezegen keşfettiler
keşfetmek
daha önce bilinmeyen bir şeyi bulmak veya ortaya çıkarmak
Scientists discovered a new planet
Bilim insanları yeni bir gezegen keşfetti
keşfetmek
bilinmeyen bir şeyi ortaya çıkarmak
Scientists discovered a new planet
Bilim insanları yeni bir gezegen keşfetti
keşfetmek
bir şeyi ilk defa öğrenmek veya bulmak
Scientists discover new planets
Bilim insanları yeni gezegenler keşfediyor
gitmek
Sahnedebir yerden ayrılmak
Please go away
Lütfen git
yok olmak
mevcut olmamak veya ortadan kalkmak
The pain will go away soon
Ağrı yakında geçecek
tatile gitmek
kısa bir tatil için başka bir yere seyahat etmek
We will go away for the weekend
Hafta sonu için tatile gideceğiz
gitmek
bir yerden ayrılmak
You should go away now
Şimdi gitmelisin
uzaklaşmak
bulunduğu bir yerden ayrılmak
He decided to go away for a while
Bir süreliğine uzaklaşmaya karar verdi
gezinti yolu
Sahnededeniz kenarındaki yürüyüş yolu
We walked along the promenade
Gezinti yolu boyunca yürüdük
gezinmek
Sahnedehalka açık bir yerde keyif için yürümek
We like to promenade along the beach
Sahil boyunca gezinmeyi seviyoruz
birazdan
Sahnedekısa bir süre içinde
The meeting will begin momentarily
Toplantı birazdan başlayacak
kısa bir süreliğine
çok kısa bir süre için
He paused momentarily
Kısa bir süreliğine durakladı
herhangi bir zaman
Sahnedene zaman olursa olsun
You can come over any time
İstediğin zaman gelebilirsin
hayat arkadaşı
Sahnedebirinin eşi veya sevgilisi
I am going to the dinner with my better half
Yemeğe hayat arkadaşımla gidiyorum
susuzluk
Sahnedesu içme ihtiyacı
I feel a strong thirst
Güçlü bir susuzluk hissediyorum
unvan
Sahnedebir kişinin sosyal veya mesleki konumunu gösteren sözcük
He has the title of professor
Profesör unvanına sahip
başlık
kitap veya film gibi bir eserin adı
What is the title of the book?
Kitabın başlığı nedir?
şampiyonluk
bir sporda en iyinin kim olduğuna karar veren yarışma
He won the world boxing title
Dünya boks şampiyonluğunu kazandı
tapu
bir mülkün kime ait olduğunu gösteren yasal belge
She holds the title to the house
Evin tapusuna o sahip
özgür ruh
Sahnedetoplumsal kurallara bağlı kalmadan kendi bildiği gibi yaşayan kişi
She is a free spirit who loves traveling
O dünyayı gezmeyi seven bir özgür ruh
özgür ruh
toplum kurallarına uymayan ve kendi istediği gibi yaşayan kimse
She is a true free spirit who travels the world alone
O dünyayı tek başına gezen gerçek bir özgür ruh
Soru
SahnedeBilgi edinmek için sorulan cümle
He asked me a difficult question
Bana zor bir soru sordu
sorgulamak
bir şey hakkında şüphe belirtmek
I question his honesty
Onun dürüstlüğünü sorguluyorum
Söz konusu
Üzerinde tartışılan konu
This is the issue in question
Söz konusu olan mesele budur
sorgulamak
birine resmi olarak soru sormak
The police questioned the suspect
Polis şüpheliyi sorguladı
Soru sormak
birinden bilgi almak amacıyla bir şey sormak
She wanted to question him about the project
Proje hakkında ona soru sormak istedi
hizmetçi
Sahnedeev işlerini yapmak için tutulan kadın
The maid cleans the apartment
Hizmetçi daireyi temizliyor
evlenmemiş kadın
hiç evlenmemiş olan kadın
She lived her whole life as a maid
Tüm hayatını evlenmemiş bir kadın olarak geçirdi
yasaklamak
Sahnedebir şeye izin vermemek
My parents forbid me to go out
Ailem dışarı çıkmamı yasakladı
yasaklamak
Sahnedebir eylemin yapılmasına izin vermemek
They forbid smoking in the office
Ofiste sigara içmeyi yasaklıyorlar
yasaklamak
bir şeyin yapılmasına izin vermemek
Smoking is forbidden here
Burada sigara içmek yasaktır
engellemek
bir durumun oluşmasına mani olmak
Heavy rain forbids us from leaving
Şiddetli yağmur ayrılmamızı engelliyor
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
bir davayı mahkemede incelemek
The court will try him
Mahkeme onu yargılayacak
yargılamak
mahkemede suçlu olup olmadığına karar vermek için delilleri incelemek
They will try the suspect in court
Şüpheliyi mahkemede yargılayacaklar
denemek
bir şeyi yapmak için çaba harcamak
Please try to open the door
Lütfen kapıyı açmayı dene
denemek
bir şeyi yapmak için çaba göstermek
I will try to finish this
Bunu bitirmeyi deneyeceğim
kıyafet denemek
üzerine olup olmadığını anlamak için giymek
Can I try this shirt
Bu gömleği deneyebilir miyim
denenmiş
tecrübe ile iyi sonuç verdiği kanıtlanmış
This is a tried method
Bu denenmiş bir yöntemdir
aniden
Sahnedebeklenmedik bir şekilde ve hızlıca gerçekleşen
All of a sudden, it started to rain
Birdenbire yağmur yağmaya başladı
ani
uyarı olmaksızın hızlıca gerçekleşen
It was an all of a sudden change
Bu ani bir değişiklikti
aniden
beklenmedik bir biçimde birdenbire
All of a sudden the phone rang
Aniden telefon çaldı
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir bilgiyi zihne getirmek
I cannot recall his name
Onun adını hatırlayamıyorum
hatırlamak
geçmişte yaşanan bir şeyi zihne getirmek
I cannot recall his name
Onun ismini hatırlayamıyorum
geri çağırmak
kusurlu bir ürünü piyasadan toplatmak
The company will recall the cars
Şirket arabaları geri çağıracak
geri çağırmak
güvensiz olduğu için bir ürünü iade etmelerini istemek
The company will recall the faulty products
Şirket hatalı ürünleri geri çağıracak
hatırlamak
zihinde geçmişe ait bir şeyi yeniden canlandırmak
I can recall the event vividly
Olayı net bir şekilde hatırlayabiliyorum
makas
Sahnedekesmek için kullanılan iki bıçaklı alet
I need scissors to cut the paper
Kağıdı kesmek için makasa ihtiyacım var
makas
iki bıçaklı kesme aracı
Where are the scissors
Makaslar nerede
makaslamak
makas ile kesmek
He will scissors the paper
Kâğıdı makaslayacak
şaşırtmak
Sahnedebirini şaşkına çevirmek
You surprise me
Beni şaşırtıyorsun
sürpriz
Sahnedebeklenmedik şekilde gerçekleşen olay
That party was a big surprise
O parti büyük bir sürprizdi
sürpriz
beklenmedik bir durum anında söylenen söz
Surprise! I am here
Sürpriz! Buradayım
sürpriz
beklenmedik şekilde gerçekleşen
It was a surprise visit
Sürpriz bir ziyaretti
şaşırmak
beklenmedik bir durum karşısında hayrete düşmek
I am surprised by the gift
Hediyeye şaşırdım
şaşırtmak
birinin hayrete düşmesine sebep olmak
You surprised me with your arrival
Gelişinle beni şaşırttın
ürkütmek
birini aniden korkutarak şaşırtmak
The sudden noise surprised her
Aniden çıkan ses onu ürküttü
şaşkınlık
beklenmedik bir şey karşısında duyulan şok
She showed great surprise
Büyük bir şaşkınlık gösterdi
sürpriz
beklenmedik bir anda gerçekleşen olay veya hediye
We have a surprise for you
Senin için bir sürprizimiz var
sebep olmak
Sahnedebir şeye sebep olmak veya ortaya çıkmasını sağlamak
Stress can bring on a headache
Stres baş ağrısına sebep olabilir
işe almak
birini bir iş için görevlendirmek
We decided to bring on a new assistant
Yeni bir asistanı işe almaya karar verdik
sahneye çıkarmak
birini veya bir şeyi herkesin önüne çıkarmak
Please bring on the next guest
Lütfen bir sonraki konuğu sahneye çıkarın
yol açmak
bir şeyin olmasına veya gerçekleşmesine sebep olmak
This weather can bring on a cold
Bu hava soğuk algınlığına yol açabilir
endişe
Sahnedebir durumdan kaynaklanan huzursuzluk hissi
She expressed her worry about the project
Proje hakkındaki endişesini dile getirdi
endişelenmek
Sahnedebir şey hakkında kaygılı hissetmek
Do not worry about me
Benim hakkımda endişelenme
kaygılandırmak
Sahnedebirini tedirgin etmek
The news worried the family
Haberler aileyi kaygılandırdı
endişe
sizi kaygılandıran bir şey
My main worry is the weather
Asıl endişem hava durumu
endişeli
kaygılı veya huzursuz hissetme durumu
He looks worried today
Bugün endişeli görünüyor
kaygı
insanı huzursuz eden düşünce veya sorun
Money is his main worry
Para onun temel kaygısı
endişelenmek
bir şey hakkında huzursuz veya gergin hissetmek
Do not worry about the future
Gelecek hakkında endişelenme
güzel
Sahnedegöze veya zihne hoş gelen
She has a beautiful voice
Onun güzel bir sesi var
güzel
göze hitap eden ve hoş görünen
She is a beautiful woman
O güzel bir kadın
hafta
Sahnedeyedi günlük süre
I will see you next week
Seni haftaya göreceğim
hafta
yedi günlük bir süre
There are seven days in a week
Bir haftada yedi gün vardır
hafta
takvimde pazartesiden pazara yedi günlük bir zaman dilimi
I have exams next week
Gelecek hafta sınavlarım var
hafta
bir zaman süresi olarak yedi gün
It took a week to finish the work
İşi bitirmek bir hafta sürdü
hafta
yedi günlük bir zaman aralığı
This week has gone by very quickly
Bu hafta çok çabuk geçti
kendini alamamak
Sahnedebir şeyi yapmaktan kendini tutamamak
I cannot help but cry when I watch this movie
Bu filmi izlerken ağlamaktan kendimi alamıyorum
aramak
Sahnedebir şeyi bulmaya çalışmak
I am searching for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
geri gelmek
Sahnedebir yere veya bir kişiye geri dönmek
When will you come back?
Ne zaman geri geleceksin?
geri dönmek
bir dönem sonra yeniden popüler veya başarılı hale gelmek
Vintage clothes are coming back
Vintage kıyafetler yeniden popüler oluyor
fikir
Sahnedezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
fikir
bir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
hızla götürmek
Sahnedebirini hızla bir yere götürmek
The taxi whisked her to the airport
Taksi onu hızla havaalanına götürdü
çırpıcı
malzemeleri karıştırmak için kullanılan mutfak aleti
I used a whisk to mix the eggs
Yumurtaları karıştırmak için bir çırpıcı kullandım
başlangıç
Sahnedebir şeyin ilk kısmı
The beginning of the movie was great
Filmin başlangıcı harikaydı
başlangıç
bir şeyin ilk kısmı
The beginning of the movie was slow
Filmin başlangıcı yavaştı
yetiştirmek
Sahnedebir çocuğu yetişkin olana kadar bakıp büyütmek
She raised three children alone
Üç çocuğunu tek başına yetiştirdi
kaldırmak
bir şeyi yukarı doğru hareket ettirmek
Please raise your hand
Lütfen elinizi kaldırın
gündeme getirmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
She raised a new point
Yeni bir konu gündeme getirdi
toplamak
belirli bir miktar para biriktirmek
They raised money for charity
Yardım için para topladılar
cana yakın
Sahnedearkadaş canlısı ve nazik
He is a genial person
O cana yakın bir insan
duymak
Sahnedebir şeyi birinden öğrenmek
Did you hear about the accident?
Kazayı duydun mu?
duymak
bir kişi veya durum hakkında bilgi ya da haber almak
Did you hear about the accident
Kazayı duydun mu
haberdar olmak
bir durumla ilgili bilgi almak
I heard about the meeting
Toplantıdan haberdar oldum
duymak
bir şeyi öğrenmek veya işitmek
Did you hear about the news
Haberleri duydun mu
cevap
Sahnedeyazılı veya sözlü bir yanıt
I am waiting for your reply
Cevabınızı bekliyorum
cevap
bir soruya verilen karşılık
I am waiting for your reply
Cevabını bekliyorum
tamam
Sahnedeyeterince iyi veya kabul edilebilir
The meal was all right
Yemek idare ederdi
peki
kesinlikle veya şüphe duymadan
All right, I will come
Peki, geleceğim
tamam
dinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
bir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
tamam
bir isteği kabul etmek veya bir işe başlamak için kullanılan ifade
All right I will go now
Tamam şimdi gideceğim
iyi
kabul edilebilir veya güvenli durumda olan
Everything will be all right
Her şey iyi olacak
mümkün
Sahnedeyapılabilir veya gerçekleşebilir olan
It is possible to win this game
Bu oyunu kazanmak mümkün
mümkün
Sahnedeyapılabilen veya gerçekleşebilen durum
It is possible to finish the work today
İşi bugün bitirmek mümkün
mümkün
yapılması veya gerçekleşmesi imkan dahilinde olan
It is possible to finish the task today
İşi bugün bitirmek mümkün
aday
seçilme ihtimali olan kişi
She is a possible for the role
O bu rol için bir aday
mümkün
yapılabilen veya doğru olabilen şey
It is possible to finish the work today
İşi bugün bitirmek mümkün
teşhir rafı
Sahnedeürünlerin satılması için kullanılan düz yüzey
We put these products on the shelf
Bu ürünleri rafa koyduk
raf
eşyaları koymak için kullanılan düz tahta
Put the book on the shelf
Kitabı rafa koy
raf
eşyaları saklamak için kullanılan düz yüzey
My books are on the shelf
Kitaplarım rafta duruyor
rafa kaldırmak
bir şeyi saklamak için rafa yerleştirmek
He shelved the documents
Belgeleri rafa kaldırdı
raf
üzerine eşya koymaya yarayan düz yüzey
Put the books on the shelf
Kitapları rafa koy
raf
eşyaları koymak veya sergilemek için kullanılan düz yatay yüzey
Put the book on the shelf
Kitabı rafa koy
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
uygun olmayan veya iyi bir eşleşme sağlamayan
This is the wrong key for the door
Bu kapı için yanlış anahtar
kötülük etmek
birine adil olmayan veya zarar verici şekilde davranmak
He wronged her by taking the money
Parayı alarak ona kötülük etti
yanlış
doğru olmayan bir biçimde
You answered the question wrong
Soruyu yanlış cevapladın
hata
doğru veya ahlaki olmayan eylem
It is a mistake to lie
Yalan söylemek bir hatadır
hatalı
doğru olmayan veya gerçeğe uymayan
That is the wrong answer
Bu hatalı bir cevap
ters
düzgün çalışmayan veya iyi gitmeyen
Something is wrong with the engine
Motorda bir terslik var
sorun
yolunda gitmeyen bir durum
Tell me what is wrong
Bana ne sorun olduğunu söyle
ev halkı
Sahnedebir evde yaşayan tüm kişiler
The household consists of five people
Ev halkı beş kişiden oluşuyor
hane halkı
aynı evde birlikte yaşayan insanlar
There are four people in my household
Hane halkımızda dört kişi var
gerektirmek
Sahnedezorunlu olarak gerektirmek
This job entails a lot of travel
Bu iş çok fazla seyahat gerektirir
hafta sonu tatili
SahnedeCuma akşamından pazar gecesine kadar olan zaman
We are going on a trip for the weekend
Hafta sonu tatili için bir geziye çıkıyoruz
hafta sonu
cumartesi ve pazar günleri
I will go to the park this weekend
Bu hafta sonu parka gideceğim
hafta sonu
cuma akşamından pazar akşamına kadar olan zaman dilimi
I like to relax on the weekend
Hafta sonu dinlenmeyi severim
hafta sonu
haftanın sonunda gelen cumartesi ve pazar günleri
We go to the park on the weekend
Hafta sonu parka gideriz
hafta sonu
iş haftasının bitimindeki iki günlük dinlenme süresi
I do not work on the weekend
Hafta sonu çalışmam
tanık olmak
Sahnedebir olayın gerçekleştiği sırada orada bulunmak
I witnessed the accident yesterday
Dün kazaya tanık oldum
gözlemlemek
bir durumun gerçekleşmesini izlemek
He witnessed the bird fly away
Kuşun uçup gittiğini gözlemledi
kuru
Sahnedesu veya nem içermeyen
The grass is dry
Çimler kuru
sıkıcı
ilginç olmayan
The history lecture was dry
Tarih dersi sıkıcıydı
ayık
alkol almamış olan
He has been dry for a year
Bir yıldır ayık
parasız
hiç parası kalmamış olma durumu
I am dry until payday
Maaş gününe kadar beş parasızım
kuru
üzerinde su veya nem bulunmayan
The leaves on the ground are dry
Yerdeki yapraklar kuru
sade
sos veya ek malzeme içermeyen
Please make my burger dry
Lütfen burgerimi sade yapın
tema
Sahnedebir tartışma veya etkinliğin ana konusu
The theme of the conference is climate change
Konferansın teması iklim değişikliğidir
tema
bir eserdeki ana konu veya fikir
The theme of the book is love
Kitabın teması aşk
tema
bir müzik eserinin ana melodisi
The movie has a catchy musical theme
Filmin akılda kalıcı bir müzik teması var
tema
bir eserdeki ana konu veya fikir
The theme of the movie is love
Filmin teması aşk
kömür madeni
Sahnedekömürün yerden çıkarıldığı yer
They work in a local colliery
Yerel bir kömür madeninde çalışıyorlar
saygı
Sahnedehayranlık veya değer verme duygusu
I have high regard for her work
Onun işine büyük saygı duyuyorum
görmek
bir şeyi belirli bir şekilde düşünmek
I regard this as a success
Bunu bir başarı olarak görüyorum
ilgili olmak
bir konuyla bağlantılı olmak
This matter regards the new plan
Bu konu yeni planla ilgili
selam
birine gönderilen saygı veya dostça duygu mesajı
Please give my regards to your parents
Lütfen ebeveynlerine selamlarımı ilet
bakım
bir konunun belirli bir yönü veya ayrıntısı
In this regard, you are right.
Bu bakımda haklısın.
konuşmak
Sahnedeağzından kelimeler çıkarmak
The child is learning to speak
Çocuk konuşmayı öğreniyor
konuşmak
biriyle sözlerle iletişim kurmak
I can speak English
İngilizce konuşabiliyorum
konuşmak
sözcükler ile iletişim kurmak
She can speak French
O Fransızca konuşabiliyor
şimdi konuşmak
şu anda konuşma eylemi
Please speak now
Lütfen şimdi konuş
söylenen
sesli olarak ifade edilmiş
The spoken words were kind
Söylenen kelimeler nazikti
söylemek
kelimeleri sesli olarak dile getirmek
You must speak the truth
Gerçeği söylemelisin
konuşmak
birisiyle karşılıklı iletişim kurmak
We need to speak soon
Yakında konuşmamız lazım
konuşabilmek
bir dilde iletişim kurma becerisi
Do you speak Spanish
İspanyolca konuşabilir misin
inanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
olduğu anda
Sahnedebir şeyin olduğu o anda
I will leave as soon as it stops raining
Yağmur durduğu an ayrılacağım
-er -mez
bir şey olur olmaz
Call me as soon as you arrive
Varır varmaz beni ara
hemen
bir şeyin gerçekleştiği an
Call me as soon as you arrive
Vardığında beni hemen ara
olur olmaz
tam o anda
He left as soon as the movie finished
Film biter bitmez gitti
hemen
çok kısa bir süre içinde
We will leave as soon as possible
Mümkün olan en kısa sürede ayrılacağız
yapar yapmaz
bir şey olur olmaz anında
Call me as soon as you arrive
Varır varmaz beni ara
hakkında yazmak
Sahnedebirinin veya bir şeyin özelliklerini yazarak anlatmak
She will write about her trip
Gezisi hakkında yazacak
yük
Sahnedeağır bir ağırlık veya sorumluluk
It is a heavy burden
Bu ağır bir yüktür
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
engel olmak
bir şeyin gerçekleşmesini durdurmak
He moved without let or hindrance
Hiçbir engel olmaksızın hareket etti
hayal kırıklığına uğratmak
birinin beklentilerini karşılayamamak
I do not want to let my family down
Ailemi hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum
bildirmek
birine bir şeyi haber vermek
Let me know your answer
Cevabını bana bildir
serbest bırakmak
birinin sorumluluktan veya cezadan kurtulmasına izin vermek
The police let him go without any punishment
Polis onu hiçbir ceza vermeden serbest bıraktı
etkilemek
birinin duyguları veya ruh hali üzerinde etki yaratmak
The sad song let me feel nostalgic
Hüzünlü şarkı beni nostaljik hissettirdi
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
The manager had to let him go
Müdür onu işten çıkarmak zorunda kaldı
izin vermek
birinin bir şey yapmasına müsaade etmek
Please let me go home
Lütfen eve gitmeme izin ver
serbest bırakmak
tutulan veya hapsedilen birini ya da bir şeyi salmak
They let the bird fly away
Kuşu serbest bıraktılar
yedek
Sahnedefazladan tutulan
I have a spare key
Yedek bir anahtarım var
ayırmak
birine veya bir şeye zaman tanımak
Can you spare a minute
Bir dakikanı ayırabilir misin
bağışlamak
birine zarar vermekten veya onu öldürmekten kaçınmak
The soldier spared his enemy
Asker düşmanını bağışladı
ayırmak
bir şeyi kullanmayıp başkasına vermek için kenara koymak
Can you spare a minute to help me
Bana yardım etmek için bir dakika ayırabilir misin
esirgemek
birini bir zahmetten veya yükten kurtarmak
Please spare me the details
Lütfen detayları benden esirge
mahcup etmemek
birini utandıracak durumlardan korumak
I lied to spare him embarrassment
Onu mahcup etmemek için yalan söyledim
bağışlamak
birini zarar görmekten veya ölmekten kurtarmak
The enemy decided to spare his life
Düşman onun hayatını bağışlamaya karar verdi
tam olarak
Sahnedekesin veya eksiksiz bir şekilde
It is exactly ten o'clock
Saat tam olarak on
en azından
Sahnedebir sorun olsa da olumlu bir yanını belirtmek için kullanılır
At least it is not raining
En azından yağmur yağmıyor
en az
Sahnedebelirtilen miktardan daha az olmayan
I need at least ten dollars
En az on dolara ihtiyacım var
bari
yapılması beklenen en basit şeyi belirtmek için kullanılır
You could at least say sorry
Bari özür dileyebilirdin
en azından
hiç değilse biraz olsun
It is at least warm here
Burası en azından sıcak
çocuklar
Sahnedebirden fazla genç kişi
Many children go to school
Birçok çocuk okula gider
çocuklar
bir kişinin erkek veya kız evlatları
She has three children
Üç çocuğu var
çocuklar
insanoğlunun küçükleri
The children are playing in the garden
Çocuklar bahçede oynuyor
çocuk
henüz yetişkin olmamış insan
Every child needs love
Her çocuk sevgiye ihtiyaç duyar
küçükler
yaşça daha aşağıda olanlar
The little ones are sleeping
Küçükler uyuyor
gençler
genç yaştaki insanlar
The young people are studying
Gençler ders çalışıyor
doğum
Sahnedebir bebeğin dünyaya geldiği an
The date of birth is important
Doğum tarihi önemlidir
doğurmak
bir şeyin dünyaya gelmesini veya var olmasını sağlamak
The artist gave birth to a masterpiece
Sanatçı bir şaheser doğurdu
isim
birini veya bir şeyi çağırmak için kullanılan sözcük
What is the birth of this character
Bu karakterin ismi nedir
soy
bir kişinin dünyaya geldiği aile veya sosyal sınıf
He is of noble birth
O asil bir soydan geliyor
doğum
bir bebeğin dünyaya gelme süreci
The birth of the baby was easy
Bebeğin doğumu kolaydı
doğurmak
bir canlıyı dünyaya getirmek
The cat will birth kittens soon
Kedi yakında yavrular doğuracak
ciddi
Sahnedegüçlü bir inanç veya çaba gösteren
He made an earnest attempt to solve the problem
Sorunu çözmek için ciddi bir girişimde bulundu
gün
Sahnede24 saatlik süre
I work every day
Her gün çalışıyorum
gündüz
Sahnedegüneşin gökyüzünde olduğu zaman
It is bright during the day
Gündüz hava aydınlıktır
dönem
özellikle geçmişteki belirli bir zaman dilimi
In my grandfather's day, there were no computers
Büyükbabamın döneminde bilgisayarlar yoktu
özel gün
belirli bir şeyi kutlamak için ayrılmış gün
We celebrate a special day
Biz özel bir gün kutlarız
bir gün
gelecekteki bir zaman
I want to travel the world one day
Bir gün dünyayı gezmek istiyorum
üst kat
Sahnedezemin katın üzerindeki kat
My bedroom is upstairs
Yatak odam üst katta
işlemek
Sahnedebir suç gerçekleştirmek
He committed a serious crime
Ciddi bir suç işledi
bağlanmak
bir amaca veya sözüne sadık kalmak
I cannot commit to this project
Bu projeye bağlanamam
yatırmak
birini resmi bir kararla bir kuruma veya hastaneye kapatmak
They committed him to a mental hospital
Onu bir akıl hastanesine yatırdılar
ezberlemek
bir şeyi daha sonra hatırlamak amacıyla öğrenmek
Please commit these facts to memory
Lütfen bu bilgileri ezberle
intihar etmek
kendi yaşamına kasten son vermek
He decided to commit suicide
İntihar etmeye karar verdi
kaydetmek
bir kamera ile hareketli görüntüleri yakalamak
They committed the event to film
Olayı filme kaydettiler
özgür ruhlu
başkaları tarafından kontrol edilmeyen bir ruha sahip olan
She is a free spirited traveler
O, özgür ruhlu bir gezgindir
özgür ruhlu
geleneksel kurallara uymayan bağımsız ve canlı bir kişiliğe sahip
She is a free spirited person who loves to travel
O seyahat etmeyi seven özgür ruhlu bir insandır