

Bridgerton — 4. Sezon Bölüm 4
Kelimeler ve anlamları
668 kelime
Seviye
biraz
Sahnedeküçük bir miktar veya derece
I am a little bit tired
Biraz yorgunum
sessizlik
Sahnedegürültünün olmadığı durum
A sudden hush fell over the room
Odaya aniden bir sessizlik çöktü
susturmak
gürültüyü durdurmak veya birini sessizleştirmek
She tried to hush the crying baby
Ağlayan bebeği susturmaya çalıştı
susmak
sessiz olmak veya gürültüyü kesmek
Please hush while the baby sleeps
Bebek uyurken lütfen susun
yeterli
Sahnedegerektiği kadar
This is enough for me
Bu benim için yeterli
yeter
artık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
istenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
dünya
üzerinde yaşadığımız gezegen
The world is round
Dünya yuvarlaktır
dünyalar
gezegen veya dünya
Scientists study other worlds in space
Bilim insanları uzaydaki diğer dünyaları inceliyor
gezegenler
uzayda bir yıldızın etrafında dönen büyük gök cisimleri
Scientists study other worlds in space
Bilim insanları uzaydaki diğer dünyaları inceliyor
dünya
üzerinde yaşadığımız gezegen
The world's population is growing
Dünyanın nüfusu artıyor
bir yerde yaşamak
Sahnedebelirli bir yerleşkede veya alanda ikamet etmek
Students live on campus
Öğrenciler kampüste yaşıyor
-de yaşamak
bir yerde ikamet etmek
I live on a small island
Küçük bir adada yaşıyorum
geçinmek
hayatta kalmak için belirli bir yiyecek veya para miktarıyla yaşamak
They live on bread and water
Onlar ekmek ve suyla geçiniyorlar
canlı yayın
internet üzerinden sunulan canlı veya kayıtlı video ya da ses
The event is live on the internet
Etkinlik internette canlı yayında
varlığını sürdürmek
yok olmadan var olmaya devam etmek
The story will live on
Hikaye sonsuza dek yaşayacak
mahremiyet
Sahnedebaşkalarının dikkati olmadan yalnız olma durumu
I need some privacy to work
Çalışmak için biraz mahremiyete ihtiyacım var
mahremiyet
başkalarının müdahalesi veya dikkatinden uzak olma durumu
I value my privacy
Mahremiyetime önem veririm
mahremiyet
başkalarının gözünden uzak olma durumu
I need some privacy to work
Çalışmak için biraz mahremiyete ihtiyacım var
duran
Sahnedebelirli bir yerde bulunan
The tree is standing there
Ağaç orada duruyor
statü
bir kişinin gruptaki yeri veya itibarı
He has high standing in the community
Toplumda yüksek bir statüsü var
dik durmak
vücut dik şekilde ayaklar üzerinde olmak
He is standing in the middle of the room
O odanın ortasında dik duruyor
mevcut
şu anda var olan veya kabul edilen
This is a standing rule in our school
Bu okulumuzda mevcut bir kuraldır
yeterlilik
Sahnedebir iş için uygun olduğunuzu gösteren beceri veya deneyim
She has the right qualifications for the job
İş için doğru yeterliliklere sahip
yaşamak
Sahnedebir yerde ikamet etmek
I live in London
Londra'da yaşıyorum
yatılı
biriyle aynı evde yaşayan
They have a live-in nanny
Yatılı bir bakıcıları var
lojman kalmak
çalışılan binanın içinde ikamet etmek
The nanny lives in with the family
Bakıcı aileyle birlikte evde kalıyor
oturmak
bir yerde ikamet etmek
I live in a big house
Büyük bir evde oturuyorum
birlikte yaşayan
bir romantik partnerle aynı evde oturan
They are a live-in couple
Onlar birlikte yaşayan bir çift
diz bükerek selam
Sahnedebir kadının dizlerini büküp hafifçe eğilerek verdiği geleneksel selam
The girl gave a polite curtsy
Kız nazikçe diz bükerek selam verdi
reverans
kadının saygı göstermek için dizlerini büküp başını eğdiği resmi hareket
She did a low curtsy
Hafif bir reverans yaptı
selamlama
kadının dizlerini bükerek vücudunu hafifçe eğdiği resmi selamlaşma şekli
She greeted the king with a curtsy
Kralı bir reveransla selamladı
cesaret etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya cesareti olmak
He didn't dare to jump
Atlamaya cesaret edemedi
meydan okuma
cesaret göstermek için yapılan riskli eylem
I accepted the dare
Meydan okumayı kabul ettim
cesaret etmek
risk almaya veya yeni şeyler denemeye istekli olmak
She dared to sing on the stage
O sahnede şarkı söylemeye cesaret etti
bırakmak
Sahnedebir şeyi yapmayı bırakmak
I want to give up smoking
Sigarayı bırakmak istiyorum
pes etmek
denemeyi bırakmak veya teslim olmak
Don't give up now
Şimdi pes etme
işten çıkarmak
birini bir işi bırakmaya veya bir yerden ayrılmaya zorlamak
The company had to give up some staff
Şirket bazı personeli işten çıkarmak zorunda kaldı
vakit geçirmek
Sahnedebir şeyi yaparak zaman harcamak
I spend my weekends reading
Hafta sonlarımı kitap okuyarak geçiririm
harcamak
bir şey için para vermek
I spend money on food
Yiyeceğe para harcıyorum
harcamak
bir amaç için para zaman veya emek kullanmak
I spent all my money
Tüm paramı harcadım
ayrılmak
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
They left the house early
Evden erkenden ayrıldılar
bırakmak
Sahnedebir şeyi olduğu yerde tutmak
Leave your coat on the chair
Ceketini sandalyede bırak
bırakmak
birine bir şey devretmek
He left his money to his son
Parasını oğluna bıraktı
izin
bir şey yapma müsaadesi
He asked for leave to visit his family
Ailesini ziyaret etmek için izin istedi
yerine getirmek
Sahnedebir görevi veya sözü tamamlamak
He fulfilled his promise
Sözünü yerine getirdi
yerine getirmek
yapılması gerekeni veya söz verileni tamamlamak
She fulfilled her promise
O verdiği sözü yerine getirdi
tatmin etmek
birini mutlu veya memnun hissettirmek
This work will fulfill you
Bu iş seni tatmin edecek
buna rağmen
Sahnedeaksine veya yine de
I am tired as though
Buna rağmen yorgunum
sanki
bir şeyin doğru olduğunu düşündürecek şekilde
It looks as though it will rain
Yağmur yağacakmış gibi görünüyor
tanıdık
Sahnededaha önceden bilinen veya tanınan
Your face looks familiar
Yüzün tanıdık geliyor
tanıdık
bir kişi veya durumu önceden tanıyor olmak
This melody sounds familiar to me
Bu melodi bana tanıdık geliyor
fırsat
Sahnedeuygun bir zaman veya durum
This is a great opportunity
Bu harika bir fırsat
fırsat
bir şeyi yapabilme imkanı sağlayan iyi durum
This job is a great opportunity
Bu iş harika bir fırsat
ilişkilendirmek
Sahnedeiki şey arasında bağlantı kurmak
I associate the smell of rain with childhood
Yağmur kokusunu çocukluğumla ilişkilendiriyorum
ilişkilendirmek
zihinde iki şey arasında bağlantı kurmak
People often associate summer with holidays
İnsanlar genellikle yazı tatil ile ilişkilendirir
ile başlamak
Sahnedebir işe ilk adım olarak girişmek
Let us start with the basics
Temellerle başlayalım
ile başlamak
bir şeyi yaparak başlamak
Let's start with the first page
Hadi birinci sayfa ile başlayalım
rica etmek
Sahnedebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
sormak
Sahnedebirine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
belirtmek
bir görüşü ifade etmek
You should ask your opinion clearly
Görüşünü açıkça belirtmelisin
getirmek
Sahnedebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
Sahnedebir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
peşinden gelmek
birinin arkasından yakın bir şekilde yürümek
The dog likes to bring behind me
Köpek peşimden gelmeyi sever
suçlamak
birinin yasa dışı bir şey yaptığını resmen ifade etmek
The police decided to bring charges against him
Polis ona karşı suçlamada bulunmaya karar verdi
ılık
Sahnedeorta derecede sıcak
The weather is warm today
Bugün hava ılık
sıcakkanlı
nazik ve ilgili
She is a warm person
O sıcakkanlı bir insandır
ısıtmak
bir şeyi sıcak hale getirmek
I need to warm the milk
Sütü ısıtmam gerekiyor
konuşmak
Sahnedebiriyle sözlerle iletişim kurmak
I can speak English
İngilizce konuşabiliyorum
konuşabilmek
Sahnedebir dilde iletişim kurma becerisi
Do you speak Spanish
İspanyolca konuşabilir misin
konuşmak
tam şu anda bir şeyler ifade etmek
I am speaking right now
Şu anda konuşuyorum
teori
Sahnedebir durumu açıklamak için kurulan sistemli fikirler bütünü
The theory of relativity is complex
Görelilik teorisi karmaşıktır
varsayım
bir olayla ilgili öne sürülen fikir veya tahmin
I have a theory about why she left
Neden gittiğine dair bir varsayımım var
teori
bir şeyin nasıl çalıştığını açıklayan fikirler
This theory explains how the engine works
Bu teori motorun nasıl çalıştığını açıklıyor
hı-hı
onaylama veya kabul etme anlamında çıkarılan ses
Mm hmm, I agree
Hı-hı, katılıyorum
hı-hı
dinlediğini göstermek için çıkarılan ses
Mm hmm, go on
Hı-hı, devam et
hı-hı
evet anlamında kullanılan ses
Mm hmm, it is
Hı-hı, öyle
hı hı
bir şeyi onaylamak veya dinlediğini belirtmek için kullanılan ses
Mm hmm, I am listening to you
Hı hı, seni dinliyorum
hı hı
insanların hemfikir olduklarını veya dinlediklerini göstermek için çıkardığı ses
Mm hmm I understand what you are saying
Hı hı ne dediğini anlıyorum
hı hı
birinin bizi dinlediğini veya onayladığını göstermek için çıkardığı ses
Mm hmm I agree with you
Hı hı sana katılıyorum
söylenti
Sahnededoğru olmayabilecek bir hikaye
I heard a rumor about him
Onun hakkında bir söylenti duydum
söylenti
Sahnededoğruluğu kanıtlanmamış yayılan bilgi
I heard a rumor about the new project
Yeni proje hakkında bir söylenti duydum
kalmak
Sahnedebir yerde bulunmaya devam etmek
Please stay here
Lütfen burada kal
uyanık kalmak
tamamen uyanık ve net düşünebilir durumda olmak
I need to stay awake
Uyanık kalmam gerekiyor
kalmak
bir yerde belirli bir süre konaklamak
We will stay in a hotel
Bir otelde kalacağız
kalış
bir yerde geçirilen süre
We enjoyed our stay in London
Londra'daki kalışımızdan keyif aldık
şiddetle istemek
Sahnedebir şeyi çok güçlü bir şekilde istemek
I crave chocolate
Canım çok çikolata çekiyor
Bayan
Sahnedeevli kadınlar için isimden önce kullanılan unvan
Mrs. Smith is my teacher
Bayan Smith benim öğretmenim
tercih etmek
Sahnedebir şeyi diğerine karşı daha çok istemek
I prefer tea to coffee
Çayı kahveye tercih ederim
tercih etmek
bir şeyi diğerinden daha çok istemek veya sevmek
I prefer coffee to tea
Kahveyi çaya tercih ederim
bakış açısı
Sahnedebir şeye bakış veya düşünüş tarzı
We have different perspectives on this issue
Bu konuda farklı bakış açılarımız var
yazdı
Sahnedebir metni oluşturmak
She wrote a letter to her friend
Arkadaşına bir mektup yazdı
yetişkin olmak
Sahnedeyetişkin bir birey haline gelmek
I want to be a doctor when I grow up
Büyüdüğümde doktor olmak istiyorum
büyümek
yaşça büyümek
Children grow up quickly
Çocuklar çabuk büyür
kadar
bir sınıra veya miktara kadar
The price can grow up to fifty dollars
Fiyat elli dolara kadar çıkabilir
çay
Sahnedeyapraklardan yapılan sıcak bir içecek
I drink tea every morning
Her sabah çay içerim
çay
kuru yaprakların üzerine kaynar su dökülerek hazırlanan sıcak içecek
I drink tea every morning
Her sabah çay içerim
kalmak
Sahnedebir yerde bulunmaya devam etmek
Please remain in your seats
Lütfen koltuklarınızda kalın
kalmak
Sahnedebir durumda varlığını sürdürmek
The temperature will remain the same
Sıcaklık aynı kalacak
kalmak
varlığını sürdürmek veya aynı durumda kalmak
He remained silent
Sessiz kaldı
kalıntı
ölen bir kişinin bedeni veya parçası
The remains were found in the woods
Kalıntılar ormanda bulundu
çaresizce
Sahnedegüçlü bir ihtiyaç veya aciliyet gösteren bir şekilde
He desperately needed help
Çaresizce yardıma ihtiyacı vardı
sadece
Sahnedesadece veya kolay bir şekilde
I simply wanted to help
Sadece yardım etmek istedim
kesinlikle
Sahnedebir ifadeyi vurgulamak için kullanılır
It is simply amazing
Bu kesinlikle harika
sadece
basit bir şekilde veya sadece
It is simply a matter of time
Bu sadece bir zaman meselesi
basitçe
basit veya anlaşılır bir biçimde
She explained it simply
Bunu basitçe anlattı
yüzme
Sahnedevücudunu kullanarak suda hareket etme eylemi
Swimming is a great exercise
Yüzmek harika bir egzersizdir
yüzme
suda hareket etme sporu veya etkinliği
Swimming is good for health
Yüzme sağlık için faydalıdır
yüzmek
vücudu kullanarak suda ilerlemek
She is swimming in the pool
O, havuzda yüzüyor
yüzme
vücudunu kullanarak suyun içinde hareket etme
Swimming is a great exercise
Yüzme harika bir egzersizdir
karar vermek
Sahnedebir konu hakkında seçim yapmak
I need to decide what to eat
Ne yiyeceğime karar vermem lazım
yaygın
Sahnedesıkça rastlanan veya birçok yerde bulunan
This is a common mistake
Bu yaygın bir hata
ortak
iki veya daha fazla kişiye ait olan veya paylaşılan
We have a common goal
Ortak bir hedefimiz var
ortak
çok sayıda insan tarafından kullanılan
English is a common language
İngilizce ortak bir dildir
nezaket
kibar davranış ve iyi görgü kuralları
It is common courtesy to say please
Lütfen demek bir nezakettir
tanıdık
Sahnedeiyi tanımadığınız ama bildiğiniz kişi
He is just an acquaintance
O sadece bir tanıdık
uzak
Sahnedebir noktadan veya yerden büyük mesafede
The store is too far
Mağaza çok uzak
şimdiye kadar
şu ana kadar
So far everything is good
Şimdiye kadar her şey iyi
ilerleme
yapılması veya tamamlanması gereken kısım
How far are you with your homework
Ödevinde ne kadar ilerledin
çok daha
önemli ölçüde veya büyük derecede
This car is far better
Bu araba çok daha iyi
minyatür
Sahnedebir şeyin çok küçük kopyası
He has a miniature car
Onun minyatür bir arabası var
niyet
Sahnedeyapmak veya başarmak istenen şey
My intention is to learn English
Niyetim İngilizce öğrenmek
sürmek
Sahnedehareket halindeki bir aracı kontrol ederek kullanmak
She wants to ride her new bike
Yeni bisikletini sürmek istiyor
lunapark aracı
eğlence parklarında insanların keyif için bindiği mekanik araç
The roller coaster is a fun ride
Hız treni eğlenceli bir lunapark aracıdır
araç yolculuğu
bir vasıta ile yapılan seyahat
The ride to the airport was long
Havaalanına araç yolculuğu uzundu
sürekli eleştirmek
birini sürekli rahatsız etmek veya eleştirmek
Stop riding me about my mistakes
Hatalarım hakkında beni sürekli eleştirmeyi bırak
alışılmadık
Sahnedenormal olmayan veya nadir görülen
It is unusual to snow here in April
Burada nisan ayında kar yağması alışılmadık bir durumdur
sıradışı
alışılmışın dışında olan
She has an unusual talent
Onun sıradışı bir yeteneği var
izin vermek
Sahnedebir şeyin yapılmasına onay vermek
They allowed us to go home
Eve gitmemize izin verdiler
izin vermek
birinin bir şeyi yapmasına izin vermek
Please allow me to explain
Lütfen açıklama yapmama izin verin
endişelenmek
Sahnedebir şey hakkında kaygılı hissetmek
Do not worry about me
Benim hakkımda endişelenme
endişe
bir durumdan kaynaklanan huzursuzluk hissi
She expressed her worry about the project
Proje hakkındaki endişesini dile getirdi
kaygılandırmak
birini tedirgin etmek
The news worried the family
Haberler aileyi kaygılandırdı
kesin olarak
Sahnededikkatli ve tam bir şekilde
Follow the rules strictly
Kurallara kesin olarak uyun
varis
Sahnedebiri öldüğünde mal varlığını devralacak kişi
He is the only heir to his father's fortune
O babasının servetinin tek varisidir
varis
bir unvanı mülkü veya makamı devralacak kişi
He is the sole heir to the family fortune
Aile servetinin tek varisi odur
çocuklar
Sahnedebirden fazla genç kişi
Many children go to school
Birçok çocuk okula gider
çocuklar
bir kişinin erkek veya kız evlatları
She has three children
Üç çocuğu var
çocuklar
genç insan yavruları
The children are playing in the park
Çocuklar parkta oynuyorlar
gençler
gelişme çağındaki insanlar
These children are studying for their exam
Bu gençler sınavlarına çalışıyorlar
hazırlık
Sahnedebir şeyi hazır hale getirme işlemi
The preparation for the party took hours
Parti hazırlığı saatler sürdü
kesinlikle
Sahnedehiç şüphe olmadan
He will surely win
Kesinlikle kazanacak
ya da
Sahnedeiki seçenekten biri veya diğeri
Either you stay or I go
Ya sen kalırsın ya da ben giderim
da
Sahnedeolumsuz cümlelerde benzer bir durumu belirtmek için kullanılır
I do not like apples and she does not either
Elma sevmiyorum ve o da sevmiyor
de
olumsuz cümlelerde de anlamı katar
I don't like it either
Ben de sevmiyorum
kolay
Sahnedeyapılması veya anlaşılması zor olmayan
This math test was easy
Bu matematik sınavı kolaydı
yumuşak
sert veya katı olmayan
Be easy with her
Ona karşı yumuşak ol
elbette
bir isteği kabul ederken veya onaylarken kullanılan ifade
Can you do this? Easy
Bunu yapabilir misin? Elbette
rahat
endişeli olmayan ve sakin
She has an easy personality
O rahat bir kişiliğe sahip
arabacı
Sahnedeatlı arabayı süren kimse
The coachman stopped the carriage
Arabacı arabayı durdurdu
cevap
Sahnedebir şeye verilen yanıt
I am waiting for your response
Cevabınızı bekliyorum
tepki
bir cevap olarak söylenen veya yapılan şey
His response was a smile
Tepkisi bir gülümsemeydi
tepki
bir şeye karşı verilen fiziksel veya zihinsel karşılık
His body had a strong response to the medicine
Vücudu ilaca güçlü bir tepki verdi
bildirmek
Sahnedebir konu hakkında bilgi vermek
She reported the news to her boss
Haberleri patronuna bildirdi
rapor
bir olay veya durum hakkındaki anlatım
She gave a detailed report
Detaylı bir rapor verdi
bildirmek
talimat üzerine bir yere gitmek
Report to the manager immediately
Derhal müdüre başvurun
rapor
bilgi veya bulguların yazılı açıklaması
I wrote a report for school
Okul için bir rapor yazdım
her gün
Sahnedeher bir gün
I exercise every day
Her gün egzersiz yaparım
ifade edici
Sahnededüşünceleri veya duyguları açıkça gösteren
She has an expressive face
Onun ifade edici bir yüzü var
tesis
Sahnedebir binayı ve üzerinde bulunduğu araziyi kapsayan alan
Smoking is forbidden on the premises
Tesis içinde sigara içmek yasaktır
tesisler
bir işletmenin veya kuruluşun kullandığı arazi ve binalar
Smoking is not allowed on the premises
Tesislerde sigara içmek yasaktır
iş yeri
bir işletmenin faaliyetlerini sürdürdüğü arazi ve binalar
Staff must clear the premises
Personel iş yerini boşaltmalı
gözlemleme
Sahnedebir şeyi dikkatlice incelemek
He is observing the birds in the park
O parktaki kuşları gözlemliyor
hakkında konuşmak
Sahnedebir konu üzerinde konuşmak
We are talking about the exam
Sınav hakkında konuşuyoruz
hakkında konuşmak
bir konu üzerinde bahsetmek
We are talking about the weather
Hava hakkında konuşuyoruz
gerçekten
Sahnedebir ifadeyi vurgulamak için kullanılır
It is very cold indeed
Gerçekten çok soğuk
geri adım atmak
Sahnedebir tartışmada veya durumda iddiasından vazgeçmek
He refused to back down from the argument
Tartışmadan geri adım atmayı reddetti
geri adım atmak
bir anlaşmazlık sırasında yenilgiyi kabul etmek veya görüşünden vazgeçmek
He had to back down after the argument
Tartışmadan sonra geri adım atmak zorunda kaldı
geri adım atmak
hatalı olduğunu kabul edip tartışmayı bırakmak
He refused to back down during the argument
Tartışma sırasında geri adım atmayı reddetti
yazmak
Sahnedebir belgeye veya alana bilgi eklemek
Write your name here
Adını buraya yaz
oluşturmak
Sahnedebir yüzeyde yazı meydana getirmek
She writes content for the website
Web sitesi için içerik oluşturuyor
çek yazmak
bankaya para ödemesi için verilen yazılı belge
I need to write a check for the rent
Kira için bir çek yazmam gerekiyor
hayal etti
Sahnedezihninde bir resim oluşturmak
She imagined a beautiful garden
O güzel bir bahçe hayal etti
hayal etti
zihinde bir görüntü oluşturmak
He imagined a beautiful beach
Güzel bir kumsal hayal etti
zihninde canlandırdı
zihinsel olarak bir durumu görselleştirmek
She imagined the scene clearly
O sahneyi zihninde net bir şekilde canlandırdı
beklenmedik
Sahnedebeklenmeyen veya tahmin edilmeyen
He received an unexpected gift
Beklenmedik bir hediye aldı
son zamanlarda
Sahnedeyakın geçmişte
I have been very busy lately
Son zamanlarda çok meşguldüm
devralmak
Sahnedebir şeyin yönetimini üstlenmek
He will take over the company
Şirketi devralacak
devralma
bir şirket veya organizasyonun kontrolünü üstlenme eylemi
They decided to take over the company
Şirketi devralmaya karar verdiler
götürmek
bir şeyi bir kişiye veya yere ulaştırmak
Can you take this over to her
Bunu ona götürebilir misin
sollamak
sürüş esnasında başka bir aracı geçmek
It is dangerous to take over on a curve
Virajda sollamak tehlikelidir
söyledi
Sahnedebirine bilgi vermek
He told me the secret
Bana sırrı söyledi
anlattı
bir şeyi detaylarıyla bildirmek
She told a story
Bir hikaye anlattı
söyledi
birine bir şeyi anlatmak veya bildirmek
She told me a secret
Bana bir sır söyledi
zıt
Sahnedebir şeyin tam tersi
The result was contrary to our expectations
Sonuç beklentilerimizin tersiydi
doğru
Sahnedegerçek olan veya yanlış olmayan
It is true that she is here
Burada olduğu doğru
dürüst
yalan söylemeyen ve doğru sözlü
He is a true person
O dürüst bir insan
sadık
birine bağlı ve vefalı olan
She is a true friend to me
O benim için sadık bir dost
güvenilir
her zaman beklenen şekilde çalışan
This system is true and effective
Bu sistem güvenilir ve etkili
neredeyse hiç
Sahnedeçok az veya neredeyse hiç
I can hardly hear you
Seni neredeyse hiç duyamıyorum
biraz
Sahnedeküçük bir derecede
The movie was somewhat boring
Film biraz sıkıcıydı
biraz
bir dereceye kadar
It is somewhat cold outside
Dışarısı biraz soğuk
biraz
az bir ölçüde
I am somewhat tired
Biraz yorgunum
damak tadı
Sahnedeyiyecek veya içeceklerin tadını alma duyusu
He has a sophisticated palate
Onun gelişmiş bir damak tadı var
damak
ağzın üst kısmı
The doctor examined her palate
Doktor damağını muayene etti
benziyor
Sahnedebir şeyin görünüşünün başka bir şeye benzemesi
That cloud looks like a rabbit
O bulut bir tavşana benziyor
benziyor
görünüş olarak benzer olmak
He looks like his father
Babasına benziyor
etkinlik
Sahnedeplanlanmış toplumsal veya sosyal bir organizasyon
The music event was great
Müzik etkinliği harikaydı
olay
gerçekleşen herhangi bir şey özellikle önemli bir durum
This event changed my life
Bu olay hayatımı değiştirdi
hayal
Sahnedearzu edilen bir şeye dair kurulan hoş düşünce veya rüya
He has a fantasy of traveling the world
Dünyayı gezme hayali var
fantastik
sihir ve hayali dünyalarla ilgili hikayeler türü
I love reading fantasy novels
Fantastik romanlar okumayı severim
hayal
gerçek olmayan hoş bir durum
Living on the moon is a fantasy
Ayda yaşamak bir hayal
fantezi
gerçek olmayan hikaye veya fikir
I love reading fantasy books
Fantezi kitapları okumayı seviyorum