

Bridgerton — 4. Sezon Bölüm 6
Kelimeler ve anlamları
742 kelime
Seviye
hakkında yazmak
Sahnedebirinin veya bir şeyin özelliklerini yazarak anlatmak
She will write about her trip
Gezisi hakkında yazacak
yazmak
Sahnedebir belgeye veya alana bilgi eklemek
Write your name here
Adını buraya yaz
oluşturmak
Sahnedebir yüzeyde yazı meydana getirmek
She writes content for the website
Web sitesi için içerik oluşturuyor
çek yazmak
bankaya para ödemesi için verilen yazılı belge
I need to write a check for the rent
Kira için bir çek yazmam gerekiyor
kutsama
SahnedeTanrı'dan koruma veya yardım için yapılan dua
The priest gave a blessing
Rahip kutsama yaptı
nimet
mutluluk veya yardım getiren şey
This rain is a blessing
Bu yağmur bir nimet
nimet
insanın kendini şanslı veya minnettar hissetmesini sağlayan şey
Having good health is a blessing
Sağlığının yerinde olması bir nimettir
iyi dilek
birinin mutluluğu için söylenen sözler
They gave us their blessing
Bize iyi dileklerini sundular
ciddiyet
Sahnedeciddi olma durumu
His seriousness surprised everyone
Ciddiyeti herkesi şaşırttı
varis
Sahnedebiri öldüğünde mal varlığını devralacak kişi
He is the only heir to his father's fortune
O babasının servetinin tek varisidir
varis
bir unvanı mülkü veya makamı devralacak kişi
He is the sole heir to the family fortune
Aile servetinin tek varisi odur
şeyler
Sahnedebir nesne, fikir veya durum
Some things are hard to explain
Bazı şeyler açıklanması zordur
şey
nesne veya eşya
This is a useful thing
Bu yararlı bir şey
işler
insanların yaptığı eylemler veya olaylar
We have many things to do today
Bugün yapacak çok işimiz var
şeyler
türü ne olursa olsun nesneler veya durumlar
I have many things in my bag
Çantamda birçok şey var
haline gelmek
Sahnedebir duruma girmek veya o duruma geçmek
He fell into a deep sleep
Derin bir uykuya daldı
yerli yerine oturmak
bir bütün olarak organize olmak veya düzene girmek
Everything will fall into place soon
Her şey yakında yerli yerine oturacak
tuzağa düşmek
bir hile veya hata yüzünden kandırılmak
They fell into his trap
Onun tuzağına düştüler
dahil olmak
belirli bir grubun veya kategorinin parçası olmak
This item falls into that category
Bu öğe o kategoriye dahil
dikkatle incelemek
Sahnedebir şeyi çok dikkatli bir şekilde gözden geçirmek
She scrutinized the document
Belgeyi dikkatle inceledi
altın kaplama
Sahnedeince bir altın tabakasıyla kaplanmış
The picture frame is gilded
Resim çerçevesi altın kaplamadır
altın kaplama
ince bir altın tabakasıyla kaplanmış
The mirror has a gilded frame
Aynanın altın kaplama bir çerçevesi var
kesinlikle
Sahnedeşüphe olmadan veya kesin olarak
I will certainly help you
Sana kesinlikle yardım edeceğim
hemen
Sahnedebekletmeden, şu anda
Come here immediately
Hemen buraya gel
başarısız olmak
Sahnedebaşarısız olmak
He failed the test
Sınavda başarısız oldu
bozulmak
bir şeyin düzgün çalışmayı bırakması
The engine failed during the trip
Motor yolculuk sırasında bozuldu
belki
Sahnedeihtimalle veya olabilir anlamında
Perhaps it will rain today
Belki bugün yağmur yağar
sanma
Sahnedebir görüşe veya fikre sahip olma
I am thinking it will rain
Yakında yağmur yağacağını sanıyorum
düşünme
zihni bir şey üzerinde kullanma veya akıl yürütme eylemi
Deep thinking helps us learn
Derin düşünme öğrenmemize yardımcı olur
düşünmek
zihinde fikirler barındırmak
I am thinking about the answer
Cevap hakkında düşünüyorum
ciddi
Sahnedeşaka yapmayan, söylediklerinde samimi olan
Are you serious?
Ciddi misin?
ciddi
dikkatli düşünme veya eylem gerektiren
This is a serious problem
Bu ciddi bir problem
ciddi
zarar veya tehlikeye neden olan
He had a serious accident
O ciddi bir kaza geçirdi
ciddi
miktarı veya derecesi yüksek olan
It is a serious problem
Bu ciddi bir problem
iyi günler
Sahnedemerhaba veya hoşça kal demenin kibar bir yolu
We say good day when we meet someone
Biriyle karşılaştığımızda iyi günler deriz
iyi günler
veda etmenin kibar bir yolu
He said good day and left the room
İyi günler dedi ve odadan çıktı
nefret etmek
Sahnedebirinden veya bir şeyden çok güçlü bir şekilde hoşlanmamak
I am hating this movie
Bu filmden nefret ediyorum
birleşmek
Sahnedeortak bir amaç için bir araya gelmek
The team decided to unite for the project
Ekip proje için birleşmeye karar verdi
birleşmek
tek bir bütün haline gelmek
The two companies decided to unite
İki şirket birleşmeye karar verdi
birleştirmek
iki veya daha fazla şeyi bir araya getirmek
They want to unite the two groups
İki grubu birleştirmek istiyorlar
nefret etmek
Sahnedebirinden veya bir şeyden hiç hoşlanmamak
I hate cold weather
Soğuk havadan nefret ederim
nefret etmek
Sahnedebirinden veya bir şeyden yoğun bir şekilde hoşlanmamak
I hate spiders
Örümceklerden nefret ederim
itiraf etmek
bir şeyin doğru olduğunu söylemek
He confessed the truth
Gerçeği itiraf etti
nefret
birine veya bir şeye karşı duyulan çok güçlü hoşlanmama duygusu
They have so much hate in their hearts
Kalplerinde çok fazla nefret var
teslim etmek
Sahnedebirini veya bir şeyi başka birine vermek
You must turn over all the documents to the police
Tüm belgeleri polise teslim etmelisiniz
ters çevirmek
bir şeyin diğer yüzünün yukarı bakmasını sağlamak
Turn over the page
Sayfayı çevir
üzerinde düşünmek
bir şeyi derinlemesine değerlendirmek
I need to turn this idea over in my mind
Bu fikri zihnimde tartmam gerekiyor
çalışmak
bir motorun harekete geçmeye başlaması
The engine turned over on the first try
Motor ilk denemede çalıştı
hiç kimse
Sahnedehiçbir kişi
No one is home
Evde kimse yok
hiç kimse
hiçbir kişi
No one knows the answer
Cevabı hiç kimse bilmiyor
hiç kimse
tek bir kişi bile değil
No one is at home
Evde hiç kimse yok
öğrenmek
Sahnedebir şeyi öğrenmek veya keşfetmek
I will find out the answer
Cevabı öğreneceğim
yakalanmak
birinin hatalı veya dürüst olmayan bir şey yaptığını keşfetmek
I hope he does not find out
Umarım o yakalanmaz
öğrenmek
bir bilgi veya gerçek hakkında fikir sahibi olmak
I want to find out the truth
Gerçeği öğrenmek istiyorum
bebek
Sahnedeçok küçük çocuk
The infant is sleeping
Bebek uyuyor
kıskanmak
Sahnedebirinin sahip olduğu özelliklere veya eşyalara özenmek
I envy your talent
Yeteneğini kıskanıyorum
kıskanmak
başkasının sahip olduğu bir şeye karşı duyulan huzursuzluk
I envy your new car
Yeni arabanı kıskanıyorum
elbise
Sahnedekadınlar veya kızlar için üst ve alt kısmı örten giysi
She is wearing a blue dress
Mavi bir elbise giyiyor
giyinmek
kıyafet giymek
I need to dress for work
İş için giyinmem gerekiyor
pansuman yapmak
bir yarayı temizleyip kapatmak
The nurse will dress the wound
Hemşire yaraya pansuman yapacak
süslemek
bir şeyi daha çekici hale getirmek için güzelleştirmek
We should dress the cake with fresh fruit
Pastayı taze meyveyle süslemeliyiz
kıvranma
Sahnedeküçük ve kıvrımlı hareketlerle hareket etme
The baby was wriggling in her arms
Bebek kollarında kıvranıyordu
büyülemek
Sahnedebirinin tüm dikkatini çekmek ve onu etkilemek
Her voice captivated the audience
Sesi izleyicileri büyüledi
büyülemek
Sahnedebirinin dikkatini çekmek ve kendine bağlamak
Her performance captivated the audience
Performansı izleyicileri büyüledi
uşak
Sahnedekapıları açan ve yemek servisi yapan erkek hizmetçi
The footman opened the door for the guests
Uşak misafirler için kapıyı açtı
Allah korusun
Sahnedebir şeyin gerçekleşmemesi yönündeki güçlü dileği ifade eden söz
God forbid, we get lost
Allah korusun, kayboluruz
Allah korusun
kötü bir şeyin olmamasını dilediğimizi belirten ifade
God forbid you fail the exam
Allah korusun sınavdan kalırsan
gerektirmek
Sahnedezorunlu olarak gerektirmek
This job entails a lot of travel
Bu iş çok fazla seyahat gerektirir
nişan
Sahnedeevlilik sözü verme
They announced their engagement
Nişanlandıklarını duyurdular
randevu
Sahnedeönceden kararlaştırılmış bir etkinlik veya buluşma
I have a prior engagement tonight
Bu gece önceden ayarlanmış bir randevum var
çatışma
ordular arasındaki savaş
The first engagement lasted two hours
İlk çatışma iki saat sürdü
katılım
bir şeye dahil olma eylemi
Active engagement is key to success
Aktif katılım başarının anahtarıdır
bakıcı
Sahnedebir şeye göz kulak olan kimse
He is the keeper of the zoo animals
Hayvanat bahçesi hayvanlarının bakıcısı odur
bakıcı
bir şeyi koruyan veya ona bakan kişi
He is the keeper of the zoo
O, hayvanat bahçesinin bakıcısıdır
değerli biri
elden çıkarılmaması gereken kişi veya şey
You should marry him because he is a keeper
Onunla evlenmelisin çünkü o kaçırılmaması gereken biri
kaleci
sporda kaleyi koruyan kişi
The keeper blocked the shot
Kaleci şutu engelledi
lezzetli
Sahnedetadı çok güzel olan
This cake is delicious
Bu kek lezzetli
lezzetli
çok hoş veya tatmin edici olan
This cake is delicious
Bu kek çok lezzetli
reddetmek
Sahnedebir şeyi yapmayı veya kabul etmeyi istemediğini söylemek
He refused the offer
Teklifi reddetti
reddetmek
bir şeyi yapmayacağını belirtmek
He refused to help me
Bana yardım etmeyi reddetti
reddetmek
bir şeyi yapmayacağını veya kabul etmeyeceğini söylemek
He refused the offer
Teklifi reddetti
çöp
atılan atık malzeme
Please take out the refuse
Lütfen çöpü dışarı çıkar
yüzünden
Sahnedebir şeyin sonucu olarak
We stayed home because of the rain
Yağmur yüzünden evde kaldık
-den dolayı
bir şeyin sonucu olarak
We stayed at home because of the rain
Yağmurdan dolayı evde kaldık
yüzünden
bir şeyin sebep olduğu durum
The game was canceled because of the rain
Maç yağmur yüzünden iptal edildi
iflas ettirmek
Sahnedebir işletmenin faaliyetlerini durdurmasına yol açmak
The new store put the old one out of business
Yeni mağaza eskisini iflas ettirdi
görmek
Sahnedebir şeyi belirli bir şekilde düşünmek
I regard this as a success
Bunu bir başarı olarak görüyorum
saygı
hayranlık veya değer verme duygusu
I have high regard for her work
Onun işine büyük saygı duyuyorum
bakım
bir konunun belirli bir yönü veya ayrıntısı
In this regard, you are right.
Bu bakımda haklısın.
ilgilendirmek
bir konuyla ilgili olmak veya bir şeye dair olmak
This rule regards all students
Bu kural tüm öğrencileri ilgilendiriyor
zevk almak
Sahnedebir şeyden büyük keyif almak
I relish the challenge of this project
Bu projenin zorluğundan zevk alıyorum
turşu sosu
doğranmış meyve veya sebzelerden yapılan soğuk sos
I put relish on my hot dog
Sosisli sandviçime turşu sosu koydum
düşünmek
Sahnedefikir oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think about it
Bunu düşünmem gerekiyor
üzerinde düşünmek
bir konuyu dikkatle zihninden geçirmek
I need to think about your offer
Teklifin üzerinde düşünmem gerekiyor
üzerinde düşünmek
bir şeyi dikkatlice değerlendirmek
I need to think about your offer
Teklifin üzerinde düşünmem gerekiyor
macera
Sahnedealışılmadık ve heyecan verici bir deneyim veya etkinlik
We had a great adventure in the mountains
Dağlarda harika bir macera yaşadık
yazar
Sahnedekitap veya makale yazan kişi
He is a famous author
O ünlü bir yazardır
bahane
Sahnedebir durumu açıklamak için sunulan gerekçe
He has a good excuse
Onun iyi bir bahanesi var
affedersiniz
nazikçe dikkat çekmek veya özür dilemek için kullanılan ifade
Excuse me may I pass
Affedersiniz geçebilir miyim
affetmek
bir hatayı hoşgörüyle karşılamak
Please excuse my foolish error
Lütfen aptalca hatamı affedin
bahane
bir hatayı açıklamak için sunulan neden
Do not make an excuse for being late
Geç kaldığın için bahane üretme
desteklemek
Sahnedebirini veya bir şeyi desteklemeye devam etmek
I will stand by you
Senin yanında olacağım
hazır beklemek
bir şeyin olmasını veya talimat gelmesini beklemek
Please stand by for further information
Daha fazla bilgi için lütfen hazır bekleyin
yanında durmak
birinin veya bir şeyin yakınında bulunmak
Please stand by the door
Lütfen kapının yanında dur
seyirci kalmak
yardım edebilecek durumdayken hiçbir şey yapmamak
Do not just stand by while they fight
Onlar kavga ederken sadece seyirci kalma
ürkütüp kaçırmak
Sahnedebirini veya bir şeyi korkutarak oradan uzaklaştırmak
The loud noise scared away the birds
Yüksek ses kuşları ürkütüp kaçırdı
korkutup kaçırmak
birini veya bir şeyi korkutarak oradan uzaklaşmasını sağlamak
The loud noise scared away the birds
Yüksek ses kuşları ürkütüp kaçırdı
kovmak
Sahnedebirini zorla bir yerden uzaklaştırmak
They kicked him out of the house
Onu evden kovdular
haz
güçlü bir zevk hissi
I get a kick out of this
Bundan keyif alıyorum
tekmelemek
ayağıyla bir şeye vurmak
He kicked the ball
Topa tekme attı
yormak
birini çok fazla yorgun düşürmek
This heavy work kicked me
Bu ağır iş beni çok yordu
mektup
Sahnedebirine gönderilen yazılı not
I wrote a letter
Bir mektup yazdım
harf
alfabedeki bir sembol
A is a letter
A bir harftir
harfi harfine
her detayıyla hiçbir değişiklik olmadan
He followed the instructions to the letter
Talimatları harfi harfine uyguladı
spor nişanı
spordaki başarılar için verilen ödül
He earned a letter for his performance on the team
Takımdaki performansı için spor nişanı kazandı
değer
Sahnedebir şeyin ne kadar yararlı veya önemli olduğu
This ring has great value
Bu yüzüğün büyük bir değeri var
değer vermek
bir şeyi önemli bulmak
I value your friendship
Arkadaşlığına değer veriyorum
başlamak
Sahnedebir şeye başlamak
Let's begin the lesson
Hadi derse başlayalım
dikkatle
Sahnededikkatli bir şekilde
Watch the screen closely
Ekranı dikkatle izle
koku
Sahnedeburunla algılanan özellik
I love the smell of rain
Yağmurun kokusunu seviyorum
kokusunu almak
bir kokuyu fark etmek veya tanımak
I can smell smoke
Duman kokusunu alabiliyorum
kokmak
bir koku yaymak
The fish smells bad
Balık kötü kokuyor
geri dönmek
eski bir konuma veya popülariteye yeniden kavuşmak
The trend began to smell again
Moda tekrar geri dönmeye başladı
gerçek
Sahnededoğru olduğu bilinen şey
This is a known fact
Bu bilinen bir gerçektir
aslında
bir şeyin doğru olduğunu vurgulamak veya ek bilgi vermek için kullanılır
In fact, it is very cold
Aslında hava çok soğuk
gerçek
doğru veya gerçek olan bir şey
It is a fact that the earth is round
Dünyanın yuvarlak olduğu bir gerçektir
gerçek
doğru olan bir şey
It is a fact that the earth is round
Dünyanın yuvarlak olması bir gerçektir
tamam
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
tamam
dinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
onay veya kabullenme belirtmek için kullanılan ifade
All right I will go to the store
Tamam markete gideceğim
daire
Sahnededaha büyük bir binanın parçası olan konut
I live in a small apartment
Küçük bir dairede yaşıyorum
daire
yaşamak için ayrılmış odalar bütünü
Your apartment is very beautiful
Daireniz çok güzel
daire
daha büyük bir binanın parçası olan yaşam alanı
She lives in a small apartment
O küçük bir dairede yaşıyor
sempati
Sahnedebirinin yaşadığı üzüntüyü anlama ve ona acıma duygusu
I feel great sympathy for her loss
Kaybı için ona büyük bir sempati duyuyorum
sempati
bir görüşe veya gruba karşı duyulan destek hissi
She has sympathy for the cause
O bu davaya sempati duyuyor
kabullenmek
Sahnedezor veya nahoş bir durumu tahammül ederek kabul etmek
You have to learn to live with it
Bununla yaşamayı öğrenmelisin
aynı evi paylaşmak
başka birisiyle aynı evi kullanmak
They live with their friends
Arkadaşlarıyla aynı evi paylaşıyorlar
seyahat etmek
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
I like to travel to new places
Yeni yerlere seyahat etmeyi severim
zaman yolculuğu yapmak
farklı bir zaman dilimine gitmek
They want to travel through time
Zamanda yolculuk yapmak istiyorlar
yayılmak
bir yerden başka bir yere geçmek veya iletilmek
News travels very fast
Haberler çok çabuk yayılır
son
Sahnedediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
geçen
Sahnedeşimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
sürmek
bir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
zeki
Sahnedehızlı zekaya sahip olan
He is a smart student
O zeki bir öğrenci
sızlamak
keskin bir acı vermek
My eyes began to smart
Gözlerim sızlamaya başladı
akıllı
mantıklı ve doğru karar veren
It was a smart choice
Bu akıllıca bir seçimdi
şık
iyi giyimli veya temiz görünüşlü
He looks very smart in his suit
O takım elbisesiyle çok şık görünüyor
konuşmak
Sahnedebirisiyle sohbet etmek amacıyla konuşmak
I need to speak to you
Seninle konuşmam gerekiyor
azarlamak
birisinin kötü davranışı veya hatası hakkında ciddi şekilde konuşmak
The teacher had to speak to the student
Öğretmen öğrenciyi azarlamak zorunda kaldı
hitap etmek
birinin duygularına veya düşüncelerine seslenmek
This movie really speaks to me
Bu film gerçekten duygularıma hitap ediyor
konuşmak
biriyle sohbet etmek veya iletişim kurmak
I need to speak to you
Seninle konuşmam gerekiyor
zorlu
Sahnedeçok çaba gerektiren
The hike was arduous
Yürüyüş çok zorluydu
belirgin
Sahnedekolayca görülebilen veya anlaşılabilen
It was apparent that she was tired
Yorgun olduğu belliydi
hemfikir olmak
Sahnedebiriyle aynı görüşü paylaşmak
We agree on this point
Bu noktada hemfikiriz
hemfikir olmak
birisiyle aynı düşünceye sahip olmak
I agree with you
Seninle hemfikirim
katılmak
birisiyle aynı düşünceye sahip olmak ya da bir şeyi kabul etmek
I agree with your plan
Planına katılıyorum
önce
Sahnedeşimdiden önce veya geçmişte
I saw him two days ago
Onu iki gün önce gördüm
önce
şimdiye göre geçmişte kalmış zaman
I arrived an hour ago
Bir saat önce geldim
doğmuş
Sahnededünyaya gelmiş olan
I was born in Istanbul
İstanbul'da doğdum
doğmak
dünyaya gelmek
The baby was born yesterday
Bebek dün doğdu
ortaya çıkmak
var olmaya başlamak
A new idea was born
Yeni bir fikir ortaya çıktı
yanında olmak
Sahnededestek olmak için birinin yanında bulunmak
I will sit with her
Onun yanında olacağım
içine sinmek
bir durumun kişide belirli bir duygu oluşturması
That decision does not sit well with me
Bu karar içime sinmedi
baş başa kalmak
zor bir duygu veya durumla sakin kalarak yüzleşmek
It is healthy to sit with your emotions
Duygularınla baş başa kalmak sağlıklıdır
üzerinde düşünmek
bir şey hakkında dikkatlice düşünmek veya hissetmek
I need to sit with this decision before acting
Harekete geçmeden önce bu karar üzerinde düşünmem gerekiyor
tehlikede
Sahnedezarar görme veya sorun yaşama tehlikesi olan
Many children are at risk
Birçok çocuk tehlikede
risk altında
kötü bir şeyin gerçekleşme ihtimali
The project is at risk
Proje risk altında
risk altında
zarar görme ihtimali olan bir durumda
These animals are at risk
Bu hayvanlar risk altında
sonuçlandırmak
Sahnedebir şeyi sona erdirmek
The meeting concluded at noon
Toplantı öğlen sona erdi
karara varmak
bir konu üzerinde düşünerek karara ulaşmak
We concluded that the plan was good
Planın iyi olduğuna karar verdik
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
They arrive at the hotel
Otele varıyorlar
varmak
bir yere ulaşmak
We will arrive at the station soon
İstasyona yakında varacağız
inşaatçı
Sahnedebinaları veya yapıları inşa eden kişi
The builder finished the new house
İnşaatçı yeni evi bitirdi
inşaatçı
bina yapan kişi
The builder is working on the house
İnşaatçı ev üzerinde çalışıyor
tanıdık
Sahnededaha önce karşılaşılan veya aşina olunan
This melody sounds known
Bu melodi tanıdık geliyor
bilinen
hakkında bilgiye sahip olunan
This is a known fact
Bu bilinen bir gerçektir
ünlü
birçok kişi tarafından tanınan
He is a known singer
O ünlü bir şarkıcıdır
içme
Sahnedesıvıyı vücuda alma eylemi
He is drinking water
O su içiyor
zevk
Sahnedebir şeye karşı kişisel beğeni
We have the same taste in music
Müzik konusunda aynı zevke sahibiz
tat
bir şeyi yerken veya içerken hissedilen duygu
This cake has a sweet taste
Bu kekin tatlı bir tadı var
tatmak
kalitesini anlamak için az miktarda denemek
Please taste the soup
Lütfen çorbayı tat
tat
bir şeyin kısa süreliğine yaşanması
She wanted a taste of success
Başarının tadına bakmak istedi
yetkin
Sahnedebir işi iyi yapma becerisine sahip olan
She is a competent manager
O yetkin bir yönetici
işveren
Sahnedeinsanları işe alan kişi veya şirket
He is a fair employer
O, adil bir işverendir
lütfen
Sahnedenazik bir ricada bulunmak için kullanılır
Please help me
Lütfen bana yardım et
memnun etmek
birini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
istediğini yapmak
birinin kendi keyfine göre hareket etmesi
You can do as you please
İstediğini yapabilirsin
vazgeçmek
Sahnedebir şeyi yapmayı bırakmak
Don't give it up now
Şimdi vazgeçme
iyileştirmek
Sahnedebir şeyi daha iyi hale getirmek için değişiklik yapmak
They want to reform the education system
Eğitim sistemini iyileştirmek istiyorlar
reform
bir sistemi veya yasayı iyileştirmek için yapılan değişiklik
The government planned a tax reform
Hükümet bir vergi reformu planladı
birey
Sahnedetek bir kişiyi ifade eden terim
Every person is different
Her birey farklıdır
kişi
insan olan varlık
He is a good person
O iyi bir kişidir
insan
genel anlamda insan türü
A person needs sleep
Bir insanın uykuya ihtiyacı vardır
şahıs
belirli bir kimse
I know that person
O şahsı tanıyorum
özlemek
Sahnedebirinin yokluğunu hissedip üzülmek
I miss my family
Ailemi özlüyorum
kaçırmak
bir şeye yetişememek veya orada olmamak
I missed the bus
Otobüsü kaçırdım
ıskalamak
hedefi vuramamak veya tutturamamak
He missed the target
Hedefi ıskaladı
hanımefendi
genç kadın veya kız çocuk
Miss Taylor is my teacher
Bayan Taylor benim öğretmenim
yürümek
Sahnedebir ayağını diğerinin önüne koyarak ilerlemek
She likes to walk in the park
O parkta yürümeyi sever
yürüyüş yolu
insanların üzerinde yürümesi için yapılmış yol
The park has a nice walk for visitors
Parkta ziyaretçiler için güzel bir yürüyüş yolu var
eşlik etmek
bir yere giderken birine eşlik etmek
I will walk you to the station
Seni istasyona kadar yürüyerek götüreceğim
adım adım anlatmak
bir süreci aşama aşama tarif etmek
Let me walk you through the process
Süreci sana adım adım anlatayım