

Bridgerton — Season 4 Episode 6
Kelimeler ve anlamları
742 kelime
Seviye
karşılaştırmak
Sahnedeiki veya daha fazla şey arasındaki benzerlik ve farkları incelemek
I will compare these two items
Bu iki eşyayı karşılaştıracağım
karşılaştırmak
benzerlikleri ve farklılıkları incelemek
Compare these two pictures.
Bu iki resmi karşılaştır.
karşılaştırmak
iki veya daha fazla şeyi benzerliklerini veya farklılıklarını görmek için incelemek
Please compare these two photos
Lütfen bu iki fotoğrafı karşılaştır
karşılaştırmak
benzerlik ve farklılıkları görmek için incelemek
Please compare these two pictures
Lütfen bu iki resmi karşılaştırın
dondurma
Sahnedesütten yapılan tatlı ve donmuş bir gıda
I love chocolate ice cream
Çikolatalı dondurmayı severim
dondurma
süt veya krema, şeker ve aromalarla yapılan tatlı ve soğuk yiyecek
I love to eat strawberry ice cream
Çilekli dondurma yemeyi seviyorum
günaydın
Sahnedesabahları birisiyle karşılaşıldığında kullanılan nazik bir ifade
Good morning, how are you?
Günaydın, nasılsın?
fikir
Sahnedezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
fikir
bir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
başlangıçta
Sahnedebaşlangıçta
At first, I didn't like it
Başlangıçta onu sevmedim
terk etmek
Sahnedearkada bırakmak veya vazgeçmek
He had to abandon his car
Arabasını terk etmek zorunda kaldı
terk etmek
birini veya bir yeri bırakıp gitmek
They had to abandon the ship
Gemiyi terk etmek zorunda kaldılar
kendinden geçme
kısıtlanmış veya kontrol altında hissetmeme durumu
She danced with total abandon
O tamamen kendinden geçerek dans etti
özür
Sahnedeüzgün olduğunu belirten ifade
Please accept my apology
Lütfen özrümü kabul edin
özür
bir hata sonrası pişmanlık belirtme
I owe you an apology
Sana bir özür borçluyum
özür
bir hata için üzgün olduğunu belirten sözler
She accepted his apology
Onun özürünü kabul etti
halletmek
Sahnedebir sorunu veya durumu çözmek
I will take care of the dishes
Bulaşıkları ben halledeceğim
ilgilenmek
Sahnedebirinin veya bir şeyin sorumluluğunu almak
She takes care of the children
O çocuklarla ilgileniyor
kaba
Sahnedenazik olmayan veya rahatsız edici
His joke was very vulgar
Şakası çok kabaydı
beklemek
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini beklemek
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
sabırsızlanmak
bir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
beklemek
kısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
lütfen
Sahnedenazik bir ricada bulunmak için kullanılır
Please help me
Lütfen bana yardım et
memnun etmek
birini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
istediğini yapmak
birinin kendi keyfine göre hareket etmesi
You can do as you please
İstediğini yapabilirsin
renk
Sahnedekırmızı veya mavi gibi renklerin adı
Red is my favorite color
Kırmızı benim en sevdiğim renktir
boyamak
bir şeye renk vermek
She colors the picture
Resmi boyuyor
etkilemek
birinin bir şey hakkındaki düşünce veya duygularını biçimlendirmek
His past experiences colored his view
Geçmiş deneyimleri görüşünü etkiledi
kesinlikle
Sahnedehiç şüphe olmadan
He will surely win
Kesinlikle kazanacak
şaka yapmak
Sahnedegülmek için bir şeyler söylemek veya ciddi olmadığını belirtmek
I was only joking
Sadece şaka yapıyordum
fıkra
sonu komik biten kısa hikaye
He told a funny joke
Komik bir fıkra anlattı
şaka
ciddiye alınmaması gereken şey
His excuse was a joke
Bahanesi bir şakaydı
şaka
insanları güldürmek için yapılan komik veya zekice davranış
He played a joke on his friend
Arkadaşına bir şaka yaptı
kesinlikle
Sahnedeşüphe olmadan veya kesin olarak
I will certainly help you
Sana kesinlikle yardım edeceğim
sevmek
Sahnedebir şeye karşı sevgi hissetmek
I don't care for sweets
Tatlılardan hoşlanmam
bakmak
Sahnedebirinin veya bir şeyin ihtiyaçlarını karşılamak
He cares for his sick dog
Hasta köpeğine bakıyor
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
Would you care for some coffee?
Biraz kahve ister misiniz?
hoşlanmamak
bir şeyi beğenmemek ya da sevmemek
I do not care for this food
Bu yemekten hoşlanmıyorum
peşine takılmak
Sahnedebirine genellikle beklenmedik şekilde eşlik etmek
Can I tag along?
Ben de gelebilir miyim?
müsait
Sahnedekullanılabilir veya elde edilebilir olan
Is this seat available?
Bu koltuk müsait mi?
mevcut
kullanıma hazır veya erişilebilir olan
The report is available now.
Rapor şu an mevcut.
müsait
kullanıma hazır veya ulaşılabilir olan
This seat is available
Bu koltuk müsait
tercih etmek
Sahnedebir şeyi diğerine karşı daha çok istemek
I prefer tea to coffee
Çayı kahveye tercih ederim
tercih etmek
bir şeyi diğerinden daha çok istemek veya sevmek
I prefer coffee to tea
Kahveyi çaya tercih ederim
unutmak
Sahnedebir şeyi hatırlayamamak
I often forget my keys
Anahtarlarımı sık sık unuturum
hatırlamak
bir şeyi tekrar akla getirmek
I remember this song
Bu şarkıyı hatırlıyorum
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I often forget where I put my keys
Anahtarlarımı nereye koyduğumu sık sık unuturum
boşvermek
bir şeyi düşünmeyi veya ona önem vermeyi bırakmak
Just forget the argument
Tartışmayı boşver
gerektirmek
Sahnedezorunlu olarak gerektirmek
This job entails a lot of travel
Bu iş çok fazla seyahat gerektirir
yararlanmak
Sahnedebir şeyden iyi bir sonuç veya avantaj elde etmek
You will benefit from this course
Bu kurstan yararlanacaksın
yardım etkinliği
bir amaç için para toplamak amacıyla düzenlenen etkinlik
They organized a benefit for the children
Çocuklar için bir yardım etkinliği düzenlediler
fayda
birine yardım eden veya iyi bir sonuç veren şey
This plan has many benefits
Bu planın birçok faydası var
fayda
bir kişinin durumunu iyileştiren olumlu şey
Exercise has many benefits for health
Egzersizin sağlık için birçok faydası vardır
belki
Sahnedebir şeyin doğru olabileceğini belirtmek için kullanılır
This is possibly the best way
Bu muhtemelen en iyi yol
hata yapabilir
Sahnedehata yapma ihtimali olan
All humans are fallible
Tüm insanlar hata yapabilir
merhum
Sahnedeartık hayatta olmayan
His late father was a doctor
Merhum babası doktordu
geç
Sahnedezamanında olmayan
I am late for work
İşe geç kaldım
sonları
bir dönemin bitişine yakın
It happened in the late nineties
Doksanlı yılların sonlarında oldu
son
yakın zamanda gerçekleşen veya yapılan
These are late reports
Bunlar son raporlar
fark etmek
Sahnedebir şeyi anlamak veya farkına varmak
I realized my mistake
Hatamı fark ettim
gerçekleştirmek
bir şeyi gerçek hale getirmek veya hayata geçirmek
She realized her dream
Hayalini gerçekleştirdi
idrak etmek
bir durumun önemini veya gerçekliğini kavramak
He finally realized the truth
Sonunda gerçeği idrak etti
iletmek
Sahnedebir duygu veya düşünceyi ifade etmek
Please convey my message to him
Lütfen mesajımı ona ilet
taşımak
bir şeyi veya birini bir yerden başka bir yere götürmek
The trucks convey goods to the market
Kamyonlar malları pazara taşır
mantık
Sahnedeaçık veya makul olma özelliği
What you said makes sense
Söylediklerin mantıklı geliyor
anlam
belirli bir mana veya yorum
This word has another sense
Bu kelimenin başka bir anlamı var
hissetmek
bir şeyin farkına varmak
I sense that something is wrong
Bir şeylerin yanlış olduğunu hissediyorum
his
bir duygu veya farkındalık
I have a sense of relief
Bir rahatlama hissi içindeyim
haberdar olmak
Sahnedebir şeyin varlığından haberdar olmak
I know of a good doctor in town
Kasabada iyi bir doktor olduğunu biliyorum
haberdar olmak
bir şeyin veya birinin varlığından haberdar olmak
I know of a good cafe here
Burada iyi bir kafe olduğunu biliyorum
açıkça
Sahnedekolayca görülebilen veya anlaşılabilen bir şekilde
He is obviously lying
Açıkça yalan söylüyor
hata
Sahnedeyanlış veya hatalı olan şey
I made a mistake
Bir hata yaptım
karıştırmak
bir şeyi olduğundan farklı sanmak
I mistook him for his brother
Onu kardeşiyle karıştırdım
hey
Sahnededikkat çekmek veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Hey, look at this!
Hey, şuna bak!
sıkışmış
Sahnedezor bir durumdan kurtulamayan
I am stuck in traffic
Trafikte sıkıştım
kalmış
bir durumda veya yerde kalmak
I am stuck in traffic
Trafikte kaldım
bıçakladı
birini bıçakla yaralamak
The criminal stuck the guard
Suçlu gardiyanı bıçakladı
üzerine kalmış
istemeden üstlenmek zorunda kalınan görev
I was stuck with this homework
Bu ödev üzerime kaldı
yapışmış
bir yüzeye sabitlenmiş olan
The paper is stuck to the wall
Kâğıt duvara yapışmış
sıkışmış
hareket edemeyen veya açılmayan
The door is stuck
Kapı sıkışmış
mahsur kalmış
bir yerde kapalı kalıp çıkamayan
We are stuck in the elevator
Asansörde mahsur kaldık
takılı kalmış
bir konumda sabitlenen
My foot is stuck in the hole
Ayağım çukurda takılı kaldı
tıkanmış
bir konuda ilerleyemeyen veya düşünemeyen
I am stuck on this answer
Bu cevapta tıkandım
sıkışmış
bir yerde veya durumda hareket edemez hale gelmiş
The door is stuck
Kapı sıkışmış
tartışmak
Sahnedebir konu hakkında biriyle konuşmak
We need to discuss the plan
Planı tartışmamız gerekiyor
kalmak
Sahnedevarlığını sürdürmek veya aynı durumda kalmak
He remained silent
Sessiz kaldı
kalmak
Sahnedebir durumda varlığını sürdürmek
The temperature will remain the same
Sıcaklık aynı kalacak
kalmak
bir yerde bulunmaya devam etmek
Please remain in your seats
Lütfen koltuklarınızda kalın
kalıntı
ölen bir kişinin bedeni veya parçası
The remains were found in the woods
Kalıntılar ormanda bulundu
belirgin
Sahnedekolayca görülebilen veya anlaşılabilen
It was apparent that she was tired
Yorgun olduğu belliydi
son
Sahnedediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
geçen
Sahnedeşimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
sürmek
bir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
kaynak
Sahnedebir şeyin çıktığı veya başladığı yer veya şey
The sun is the source of energy
Güneş enerji kaynağıdır
temin etmek
bir yerden veya kişiden bir şey elde etmek
We source materials from this factory
Malzemeleri bu fabrikadan temin ediyoruz
dikenli
Sahnedeüzerinde keskin dikenler olan
That rose bush is very thorny
O gül çalısı çok dikenli
bahsetmek
Sahnedebir şeyden kısaca söz etmek
He didn't mention the price
Fiyattan bahsetmedi
değinmek
bir konuya kısaca değinmek
Please mention your experience in the letter
Lütfen mektupta deneyiminizden değinin
bahsetmek
birinden veya bir şeyden söz etmek
He mentioned the book to me
Kitaptan bana bahsetti
mesaj
Sahnedebirine gönderilen bilgi veya ileti
I sent you a message
Sana bir mesaj gönderdim
mesaj atmak
birine bilgi iletmek
I will message him later
Ona daha sonra mesaj atacağım
mesaj
birine iletilen haber veya bilgi
She left a message for you
Sana bir mesaj bıraktı
kısa mesaj
telefona yazılı olarak gönderilen metin
He sent a message by phone
Telefondan bir mesaj gönderdi
dikkatle
Sahnededikkatli bir şekilde
Watch the screen closely
Ekranı dikkatle izle
vakit ayırmak
Sahnedebir şeyi özenle yapmak için zaman harcamak
Please take the time to read the instructions
Lütfen talimatları okumak için zaman ayırın
miktar
Sahnedebir şeyin sayısı veya büyüklüğü
A small amount of sugar is enough
Az miktarda şeker yeterli
varmak
bir şeyin sonunda belirli bir noktaya veya duruma gelmek
Her efforts amounted to nothing
Çabaları hiçbir şeye varmadı
kimlik
Sahnedebelirli bir kişi olma durumu
The police confirmed his identity
Polis onun kimliğini doğruladı
kimlik
bir kişiyi veya şeyi o yapan özellikler
She is trying to discover her true identity
O gerçek kimliğini keşfetmeye çalışıyor
eşitlik
iki ifadenin birbirine eşit olduğunu gösteren matematiksel ifade
This expression is a simple equality
Bu ifade basit bir eşitliktir
yolda
Sahnedebir yere gitmekte olmak
I am on my way to the office
Ofise doğru yoldayım
deniz yolculuğu
Sahnedeözellikle deniz yoluyla yapılan uzun seyahat
They went on a long sea voyage
Uzun bir deniz yolculuğuna çıktılar
deniz yolculuğu
özellikle deniz yoluyla yapılan uzun seyahat
The ship began its long voyage
Gemi uzun yolculuğuna başladı
nefret etmek
Sahnedebirinden veya bir şeyden hiç hoşlanmamak
I hate cold weather
Soğuk havadan nefret ederim
nefret etmek
Sahnedebirinden veya bir şeyden yoğun bir şekilde hoşlanmamak
I hate spiders
Örümceklerden nefret ederim
itiraf etmek
bir şeyin doğru olduğunu söylemek
He confessed the truth
Gerçeği itiraf etti
nefret
birine veya bir şeye karşı duyulan çok güçlü hoşlanmama duygusu
They have so much hate in their hearts
Kalplerinde çok fazla nefret var
kavga
Sahnedeiki kişi arasındaki fiziksel veya sözlü çatışma
They had a big fight yesterday
Dün büyük bir kavga ettiler
tarz
bir şeyi yapma veya ifade etme biçimi
Her fight is very unique
Onun tarzı çok özgün
azim
güçlü ve kararlı olma niteliği
She showed great fight today
Bugün büyük bir azim gösterdi
mücadele etmek
bir şeyi durdurmak veya engellemek için çok çabalamak
We must fight the disease
Hastalıkla mücadele etmeliyiz
tartışmak
biriyle öfkeli bir anlaşmazlık yaşamak
They often fight about money
Para konusunda sık sık tartışırlar
kavga
insanlar arasındaki öfkeli anlaşmazlık
I heard a fight in the street
Sokakta bir kavga duydum
savaşmak
bir kavgada veya savaşta yer almak
Soldiers fight to protect their country
Askerler ülkelerini korumak için savaşırlar
mücadele etmek
resmi bir yarışmaya veya kampanyaya katılmak
They will fight for the title
Unvan için mücadele edecekler
çabalamak
zor bir şeyi yapmak için büyük gayret göstermek
She had to fight to finish her work
İşi bitirmek için çabalaması gerekti
karşı koymak
bir şeyi durdurmak veya değiştirmek için çok uğraşmak
We must fight against climate change
İklim değişikliğine karşı koymalıyız
düğüne ait
Sahnedeevlilik töreni ile ilgili olan
The couple exchanged nuptial vows
Çift düğün yeminlerini etti
kabullenmek
Sahnedezor veya nahoş bir durumu tahammül ederek kabul etmek
You have to learn to live with it
Bununla yaşamayı öğrenmelisin
aynı evi paylaşmak
başka birisiyle aynı evi kullanmak
They live with their friends
Arkadaşlarıyla aynı evi paylaşıyorlar
yürümek
Sahnedebir ayağını diğerinin önüne koyarak ilerlemek
She likes to walk in the park
O parkta yürümeyi sever
yürüyüş yolu
insanların üzerinde yürümesi için yapılmış yol
The park has a nice walk for visitors
Parkta ziyaretçiler için güzel bir yürüyüş yolu var
eşlik etmek
bir yere giderken birine eşlik etmek
I will walk you to the station
Seni istasyona kadar yürüyerek götüreceğim
adım adım anlatmak
bir süreci aşama aşama tarif etmek
Let me walk you through the process
Süreci sana adım adım anlatayım
gün
Sahnede24 saatlik süre
I work every day
Her gün çalışıyorum
dönem
Sahnedeözellikle geçmişteki belirli bir zaman dilimi
In my grandfather's day, there were no computers
Büyükbabamın döneminde bilgisayarlar yoktu
özel gün
belirli bir şeyi kutlamak için ayrılmış gün
We celebrate a special day
Biz özel bir gün kutlarız
bir gün
gelecekteki bir zaman
I want to travel the world one day
Bir gün dünyayı gezmek istiyorum
düşkünlük
Sahnedebirine veya bir şeye karşı duyulan güçlü sevgi veya ilgi
She has a fondness for old movies
Eski filmlere karşı bir düşkünlüğü var
uzak durmak
Sahnedebir şeyden kaçınmak veya yaklaşmamak
Stay away from the fire
Ateşten uzak dur
uzakta
birinden veya bir şeyden mesafeli olmak
He lives away from the city
Şehirden uzakta yaşıyor
az kalmış
belirli bir duruma ulaşmaya çok yakın
It is weeks away from being ready
Hazır olmasına haftalar kaldı
düşünmek
Sahnedefikir oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think about it
Bunu düşünmem gerekiyor
üzerinde düşünmek
bir konuyu dikkatle zihninden geçirmek
I need to think about your offer
Teklifin üzerinde düşünmem gerekiyor
üzerinde düşünmek
bir şeyi dikkatlice değerlendirmek
I need to think about your offer
Teklifin üzerinde düşünmem gerekiyor
bakır
Sahnedekırmızımsı kahverengi bir metal
This wire is made of copper
Bu tel bakırdan yapılmıştır
bakır para
küçük madeni para
He found a copper in his pocket
Cebinde bir bakır para buldu
polis
polis memuru için kullanılan gayri resmi kelime
The copper caught the burglar
Polis hırsızı yakaladı
pratik
Sahnedekullanım için uygun ve kolay
This is a practical solution
Bu pratik bir çözüm
daire
Sahnededaha büyük bir binanın parçası olan konut
I live in a small apartment
Küçük bir dairede yaşıyorum
daire
yaşamak için ayrılmış odalar bütünü
Your apartment is very beautiful
Daireniz çok güzel
daire
daha büyük bir binanın parçası olan yaşam alanı
She lives in a small apartment
O küçük bir dairede yaşıyor
izledi
Sahnedebir şeyi dikkatlice seyretmek
She watched the film
Filmi izledi
izledi
bir şeyi bir süre boyunca seyretmek
She watched a movie
O bir film izledi
gözledi
birini veya bir durumu dikkatle takip etmek
The guard watched the gate
Güvenlik görevlisi kapıyı gözledi
izledi
birine veya bir şeye dikkatle bakmak
He watched the game
Maçı izledi
resital
Sahnedetek kişilik müzik dinletisi
She gave a piano recital
Bir piyano resitali verdi
gizlice gitmek
Sahnedekimse fark etmeden sessizce bir yere sokulmak
He tried to sneak out of the room
Odadan gizlice çıkmaya çalıştı
sinsi kimse
gizli ve dürüst olmayan işler çeviren kimse
He is a real sneak who cannot be trusted
O güvenilmeyecek tam bir sinsi
spor ayakkabı
kauçuk tabanlı gündelik ayakkabı
He is wearing his comfortable sneaks
O rahat spor ayakkabılarını giyiyor
gizlice vermek
bir şeyi birine gizli veya saklı bir şekilde ulaştırmak
She sneaked the candy to her brother
O şekeri kardeşine gizlice verdi
güvercin
Sahnedeşehirlerde yaygın olarak görülen bir kuş türü
The pigeon is eating bread
Güvercin ekmek yiyor
atıp tutmak
Sahnedeyüksek sesle ve anlamsızca tehditler savurmak
He blustered about his plans but never actually did anything
Planları hakkında atıp tuttu ama aslında hiçbir şey yapmadı
eski
Sahnededaha önce olan veya var olan
He is a former president
O eski bir başkandır
beklenen seviyede
Sahnedegereken standardı karşılayacak kadar iyi
His work is not up to the mark
Onun çalışması beklenen seviyede değil
bildirmek
Sahnedebir konu hakkında bilgi vermek
She reported the news to her boss
Haberleri patronuna bildirdi
rapor
bir olay veya durum hakkındaki anlatım
She gave a detailed report
Detaylı bir rapor verdi
bildirmek
talimat üzerine bir yere gitmek
Report to the manager immediately
Derhal müdüre başvurun
gerçekten
Sahnedebir ifadeyi vurgulamak için kullanılır
It is very cold indeed
Gerçekten çok soğuk
görmek
Sahnedegözleri kullanarak bir şeye bakmak
I am seeing the mountains from here
Buradan dağları görüyorum
madem
bir durumu açıklamak için kullanılan ifade
Seeing that you are busy I will leave
Madem meşgulsün gideceğim
görüşmek
birisiyle vakit geçirmek
I am seeing my friend today
Bugün arkadaşımla görüşüyorum
tartışma
Sahnedebir konu hakkında yapılan konuşma
We had a long discussion about the project
Proje hakkında uzun bir tartışma yaptık
tartışma
bir konu hakkında yapılan konuşma veya fikir alışverişi
They had a long discussion about their plans
Planları hakkında uzun bir tartışma yaptılar
yaldızlamak
Sahnedebir yüzeyi ince bir altın tabakası ile kaplamak
They decided to gild the frame
Çerçeveyi yaldızlamaya karar verdiler
kömür madeni
Sahnedekömürün yerden çıkarıldığı yer
They work in a local colliery
Yerel bir kömür madeninde çalışıyorlar
keyif
Sahnedemutluluk veya tatmin duygusu
Reading books gives me great pleasure
Kitap okumak bana büyük bir keyif verir
gıdıkladı
Sahnedebirine hafifçe dokunarak gülmesini sağlamak
He tickled her to make her laugh
Onu güldürmek için gıdıkladı
memnun
mutlu ve tatmin olmuş hissetme
I was tickled by the surprise party
Sürpriz partiden dolayı çok memnun oldum
duygu
Sahnedeiçte yaşanan duygusal durum
Love is a strong feeling
Aşk güçlü bir duygudur
hava
bir yerin genel havası veya karakteri
The room has a cozy feeling
Odada rahat bir hava var
his
bir şeyin doğru olduğuna dair düşünce veya görüş
I have a feeling it will rain
Yağmur yağacak gibi bir hissim var
duygu
yoğun bir his veya heyecan durumu
Love is a powerful feeling
Aşk güçlü bir duygudur
hissetmek
fiziksel veya duygusal bir tecrübe yaşamak
I am feeling happy today
Bugün mutlu hissediyorum
duymak
fiziksel bir algıya sahip olmak
I can feel the wind
Rüzgarı duyabiliyorum
sezmek
bir şeyin olduğuna dair düşünceye sahip olmak
I feel that we are lost
Kaybolduğumuzu seziyorum
izlenim
bir şeyin doğru olduğuna dair inanç
I have a feeling he knows
Onun bildiğine dair bir izlenimim var
sezgi
kanıt olmadan bir şeyin doğru olduğuna inanmak
She trusts her intuition
Sezgilerine güveniyor
his
fiziksel veya duygusal bir duyu
I have a strange feeling
Garip bir hissim var
duygu
yoğun bir heyecan durumu
Anger is a strong feeling
Öfke güçlü bir duygudur
duygu
güçlü bir his
Joy is a happy feeling
Neşe mutlu bir duygudur
duygu
güçlü bir duygu hali
She is full of feeling
O duygu dolu biri
umut
iyi şeylerin gerçekleşmesini bekleme hissi
I have a hopeful feeling about this
Bunun hakkında umutlu bir hissim var
farkında
Sahnedebir şeyden haberdar olan
I am aware of the problem
Sorunun farkındayım
hı-hı
onaylama veya kabul etme anlamında çıkarılan ses
Mm hmm, I agree
Hı-hı, katılıyorum
hı-hı
dinlediğini göstermek için çıkarılan ses
Mm hmm, go on
Hı-hı, devam et
hı-hı
evet anlamında kullanılan ses
Mm hmm, it is
Hı-hı, öyle
hı hı
bir şeyi onaylamak veya dinlediğini belirtmek için kullanılan ses
Mm hmm, I am listening to you
Hı hı, seni dinliyorum
hı hı
insanların hemfikir olduklarını veya dinlediklerini göstermek için çıkardığı ses
Mm hmm I understand what you are saying
Hı hı ne dediğini anlıyorum
hı hı
birinin bizi dinlediğini veya onayladığını göstermek için çıkardığı ses
Mm hmm I agree with you
Hı hı sana katılıyorum
isim
Sahnedebir kişiye veya nesneye verilen sözcük
My name is Alex
Benim adım Alex
adlandırmak
birine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
tokmak
Sahnedenesnelere vurmak için kullanılan ağır başlıklı alet
He used a mallet to shape the wood
Ahşabı şekillendirmek için bir tokmak kullandı
gerçek
Sahnedegerçek olan veya doğru olan
The actual cost was higher
Gerçek maliyet daha yüksekti
gerçek
gerçekten var olan
The actual cost was lower
Gerçek maliyet daha düşüktü