

Bridgerton — Season 4 Episode 8
Kelimeler ve anlamları
804 kelime
Seviye
tutuklamak
Sahnedebirini polis gözetimi altına almak
The police arrested the man
Polis adamı tutukladı
durma
bir işlevin aniden durması
He suffered a cardiac arrest
Kalp durması geçirdi
köken
Sahnedebirinin geldiği yer veya ülke
I am curious about your origins
Kökenlerini merak ediyorum
evlenmek
Sahnedebiriyle karı koca olmak
I want to marry her
Onunla evlenmek istiyorum
evlenmek
Sahnedebirisiyle hayatını birleştirmek
They decided to marry last year
Geçen yıl evlenmeye karar verdiler
evli
eşi olan
He is married
O evli
evli
eşi olan
They are married
Onlar evli
adamak
bir şeye kendini tamamen bağlamak
He married his life to music
Hayatını müziğe adadı
koridor
Sahnedebir binada odalara açılan uzun geçit
The bedroom is at the end of the hallway
Yatak odası koridorun sonunda
koridor
bir binanın içinde kapıların yanlarda olduğu uzun ve dar alan
I walked down the hallway
Koridorda yürüdüm
onurunu kırmak
Sahnedebirinin şerefini veya saygınlığını zedelemek
He dishonored his family name
Ailesinin onurunu kırdı
kaçınmak
Sahnedebirinden veya bir şeyden uzak durmak
I try to avoid traffic
Trafikten kaçınmaya çalışıyorum
kaçınmak
Sahnedebir şeyden uzak durmak veya uzak kalmak
Try to avoid bad habits
Kötü alışkanlıklardan kaçınmaya çalış
kaçınmak
birinden veya bir şeyden uzak durmak
I try to avoid heavy traffic
Yoğun trafikten kaçınmaya çalışıyorum
kesin gözüyle bakmak
Sahnedebir şeyin doğruluğunu kanıtsız kabul etmek
I took it for granted that he would attend
Onun katılacağına kesin gözüyle baktım
alt sınıf
Sahnededüşük sosyal veya ekonomik gruba ait olan
He grew up in a lower-class family
O alt sınıftan bir ailede büyüdü
bu kadar uzun süre
Sahnedebelirli bir zamanın uzunluğu
It has been so long since we met
Görüşmeyeli çok uzun zaman oldu
hoşça kal
vedalaşırken kullanılan bir ifade
So long, see you later!
Hoşça kal, sonra görüşürüz!
nefret etmek
Sahnedebir şeyden veya birinden çok fazla nefret etmek
I despise people who lie
Yalan söyleyen insanlardan nefret ederim
talihsiz
Sahnedekötü şansa sahip olan veya üzüntüye neden olan
It was an unfortunate accident
Bu talihsiz bir kazaydı
hanımefendi
saygılı bir hitap şekli
Yes, ma'am
Evet, hanımefendi
hanımefendi
bir kadın için kullanılan nazik sözcük
May I help you, ma'am
Size yardım edebilir miyim, hanımefendi
hanımefendi
Kadınlara hitap ederken kullanılan saygılı bir söz
How can I help you maam
Size nasıl yardımcı olabilirim hanımefendi
hanımefendi
bir kadına resmi ortamda veya hizmet verirken kullanılan saygı ifadesi
Excuse me ma'am
Affedersiniz hanımefendi
başa çıkmak
Sahnedebir durumun üstesinden gelmek
She manages the stress well
Stresle iyi başa çıkıyor
yönetmek
bir şeyin sorumluluğunu üstlenmek veya kontrol etmek
He manages a large team
Büyük bir ekibi yönetiyor
yönetmek
bir şeyin sorumluluğunu üstlenmek
She manages a large company
O büyük bir şirketi yönetiyor
başarmak
zor bir şeyi yapmayı becermek
I managed to fix the car
Arabayı tamir etmeyi başardım
baş etmek
bir durum veya sorunla uğraşmak
I can manage this difficult task
Bu zor görevle baş edebilirim
değerli
Sahnedebüyük değere veya öneme sahip olan
This ring is very valuable
Bu yüzük çok değerli
benzemeyen
Sahnedebenzerliği olmayan
These two cultures are dissimilar
Bu iki kültür birbirinden farklı
duymak
Sahnedebirinin veya bir şeyin varlığından haberdar olmak
I have never heard of this artist
Bu sanatçıyı hiç duymadım
çok
Sahnedeçok derin bir sevgiyle
I love my family dearly
Ailemi çok seviyorum
yetenekli
Sahnedebir şeyi yapabilme yeteneğine sahip olan
She is capable of doing the job
O bu işi yapabilecek yetenekte
yetenekli
bir şeyi iyi yapabilme becerisine sahip olan
She is a very capable student
O çok yetenekli bir öğrenci
kılığına girmek
SahnedeBirini kandırmak amacıyla başka birinin kimliğine bürünmek
He was arrested for impersonating a police officer
Bir polis memurunun kılığına girdiği için tutuklandı
taklit etmek
birinin davranışlarını veya sesini kopyalamak
He can impersonate the teacher
Öğretmeni taklit edebiliyor
kimliğine bürünmek
başka biriymiş gibi davranmak
He tried to impersonate a police officer
Bir polis memurunun kimliğine bürünmeye çalıştı
taklit etmek
Başka birinin davranışlarını veya konuşma tarzını sergilemek
He can impersonate famous singers perfectly
Ünlü şarkıcıları mükemmel bir şekilde taklit edebiliyor
konu dışı
Sahnedeasıl meseleyle ilgisi olmayan
What you said is beside the point
Söylediklerinin konuyla bir ilgisi yok
metin
Sahnedeyazılı veya basılı kelimeler
Read the text carefully
Metni dikkatle oku
kısa mesaj
telefondan gönderilen yazılı ileti
I sent him a text
Ona bir kısa mesaj gönderdim
mesaj atmak
telefonla yazılı mesaj göndermek
Please text me later
Daha sonra bana mesaj at
mesajlaşma
telefondan yazılı mesaj gönderme eylemi
Texting is a common way to chat
Mesajlaşma sohbet etmek için yaygın bir yoldur
mesaj atmak
telefondan birine yazılı ileti yollamak
You should text her later
Ona daha sonra mesaj atmalısın
mesaj göndermek
telefondan yazılı bilgi iletmek
I will text him the time
Ona saati mesaj göndereceğim
metin
yazılı bir eser veya içerik
Please read this text carefully
Lütfen bu metni dikkatlice oku
ancak
Sahnedebir durumu belirtirken karşıtlık bildirmek için kullanılır
I would go except I am tired
Giderdim ancak yorgunum
hariç
dahil etmemek
Everyone except Tom came
Tom hariç herkes geldi
hariç
bir şeyi dahil etmeden
Everyone came except him
O hariç herkes geldi
hariç
bir durumun veya kişinin dışında bırakıldığını belirtmek için kullanılır
Everyone came, except you
Sen hariç herkes geldi
uzak
Sahnedemesafesi çok olan
The station is far
İstasyon uzak
çok
Sahnedebüyük ölçüde
He is far better than me
O benden çok daha iyi
şimdiye kadar
şu ana kadar
So far everything is good
Şimdiye kadar her şey iyi
ilerleme
yapılması veya tamamlanması gereken kısım
How far are you with your homework
Ödevinde ne kadar ilerledin
uzak
bir noktadan veya yerden büyük mesafede
The store is too far
Mağaza çok uzak
çok daha
önemli ölçüde veya büyük derecede
This car is far better
Bu araba çok daha iyi
muhteşem
Sahnedeçok iyi veya etkileyici
The view was splendid
Manzara muhteşemdi
hasar
Sahnedebir şeyin değerini veya kullanışlılığını azaltan fiziksel zarar
The storm caused a lot of damage
Fırtına çok fazla hasara yol açtı
hesap
ödenmesi gereken para miktarı
How much is the damage for the meal
Yemeğin hesabı ne kadar
görmezden gelmek
Sahnedebirine veya bir şeye bilerek dikkat etmemek
He ignored my question
Sorumu görmezden geldi
görmezden gelmek
bir şeye dikkat etmemek
Ignore the warning signs
Uyarı işaretlerini görmezden gel
yok saymak
birini veya bir şeyi fark etmemezlikten gelmek
He ignored me at the party
Partide beni yok saydı
dikkate almamak
bir şeye bakmamak veya dinlememek
Just ignore the noise
Sadece gürültüyü dikkate alma
maalesef
Sahnedeüzüntü veya hayal kırıklığı yaratan bir şekilde
Unfortunately, I cannot come
Maalesef gelemem
maalesef
üzücü veya hayal kırıklığı yaratan bir şekilde
Unfortunately it is raining today
Maalesef bugün hava yağmurlu
maalesef
bir şeyin üzücü veya şanssız olduğunu belirtmek için kullanılır
Unfortunately the store is closed today
Maalesef mağaza bugün kapalı
talihsiz bir şekilde
kötü şans veya üzüntü gösteren bir tarzda
She responded unfortunately to the bad news
Kötü habere talihsiz bir şekilde tepki verdi
kimlik
Sahnedebelirli bir kişi olma durumu
The police confirmed his identity
Polis onun kimliğini doğruladı
kimlik
bir kişiyi veya şeyi o yapan özellikler
She is trying to discover her true identity
O gerçek kimliğini keşfetmeye çalışıyor
eşitlik
iki ifadenin birbirine eşit olduğunu gösteren matematiksel ifade
This expression is a simple equality
Bu ifade basit bir eşitliktir
tabii ki
Sahnedeonaylamak veya evet demek için kullanılır
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
elbette
birini onaylamak veya beklendik bir durumu belirtmek için kullanılan ifade
Can you help me? Of course
Bana yardım edebilir misin? Elbette
kiralık
Sahnedeözel kullanım için kiralanan
They traveled on a charter boat
Kiralık bir tekne ile seyahat ettiler
tüzük
haklar veya kurallar veren resmi belge
The organization signed a new charter
Kuruluş yeni bir tüzük imzaladı
kurucu
ilk veya orijinal olan
He is a charter member of the club
O kulübün kurucu bir üyesidir
unutmak
Sahnedebir şeyi hatırlayamamak
I often forget where I put my keys
Genellikle anahtarlarımı nereye koyduğumu unuturum
hatırlamak
bir şeyi tekrar akla getirmek
I remember this song
Bu şarkıyı hatırlıyorum
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I often forget where I put my keys
Anahtarlarımı nereye koyduğumu sık sık unuturum
boşvermek
bir şeyi düşünmeyi veya ona önem vermeyi bırakmak
Just forget the argument
Tartışmayı boşver
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I often forget my keys
Anahtarlarımı sık sık unuturum
unutmak
bir şeyi aklından çıkarmak
Don't forget to buy milk
Süt almayı unutma
üstesinden gelmek
Sahnedebir zorluğun veya sorunun üstesinden gelmeyi başarmak
She overcame her fear
Korkusunun üstesinden geldi
etkisi altına almak
Sahnedebirini çok güçlü bir şekilde etkilemek
She was overcome with emotion
Duygularının etkisi altına girdi
gitmek
Sahnedebir yerden ayrılmak
Run along now
Şimdi git artık
boyunca gitmek
bir şeyin yanından veya hizasından ilerlemek
The path runs along the river
Patika nehir boyunca uzanıyor
ait olmak
Sahnededoğru yerde olmak
This book belongs on the shelf
Bu kitap rafa ait
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
Sahnedebirine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
durdurmak
bir şeyin gerçekleşmesini engellemek
We must stop the spread of the virus
Virüsün yayılmasını durdurmalıyız
durdurmak
bir şeyin devam etmesini engellemek
Please stop the noise
Lütfen gürültüyü durdur
bitirmek
bir eylemi sona erdirmek
We have to stop our work
İşimizi bitirmek zorundayız
durmak
hareketin veya işin sona ermesi
You should stop here
Burada durmalısın
durak
otobüs veya trenin yolcu aldığı yer
Wait for me at the bus stop
Beni otobüs durağında bekle
son durak
yolculuğun sona erdiği yer
This is the final stop
Burası son durak
nedimeler
Sahnedekraliçe veya prenseslere hizmet eden kadın görevliler
The queen was accompanied by her ladies-in-waiting
Kraliçeye nedimeleri eşlik ediyordu
kayırmak
Sahnedebirine avantaj sağlamak veya ona daha nazik davranmak
The teacher favors some students
Öğretmen bazı öğrencileri kayırıyor
iyilik
Sahnedebirinden rica edilen yardım
Could you do me a favor
Bana bir iyilik yapabilir misin
iyilik
yardımsever veya nazik bir davranış
Can you do me a favor
Bana bir iyilik yapabilir misin
desteklemek
bir şeyi onaylamak veya ona razı olmak
Most people favor the new law
Çoğu insan yeni yasayı destekliyor
iyilik
birine yapılan yardım veya nezaket
Could you do me a favor?
Bana bir iyilik yapabilir misin?
desteklemek
birini veya bir şeyi kayırmak ya da tutmak
Many people favor this new policy.
Birçok insan bu yeni politikayı destekliyor.
yer almak
Sahnedebelirli bir konumda bulunmak
The hotel stands on the hill
Otel tepede yer alıyor
tahammül etmek
Sahnedehoş olmayan bir durumu kabul edebilmek
I can stand the noise
Gürültüye tahammül edebiliyorum
tutum
bir konu hakkındaki kesin görüş veya tavır
They took a firm stand on the issue
Bu konuda kesin bir tutum sergilediler
sehpa
bir şeyi tutmak veya sergilemek için kullanılan mobilya
Put the book on the stand
Kitabı sehpaya koy
ayakta olmak
ayaklarının üzerinde dik durmak
I like to stand while working
Çalışırken ayakta durmayı severim
engel olmak
ilerlemeyi veya hareketi önlemek
His ego stands in his way
Egosu yoluna engel oluyor
durumda olmak
belirli bir konumda veya durumda bulunmak
How do things stand now
Şu an durumlar nasıl
dik durmak
vücudun dik olacak şekilde ayaklarının üzerinde bulunmak
She stood straight to show respect
Saygı göstermek için dik durdu
bulunmak
belirli bir yerde veya konumda yer almak
The vase stands on the table
Vazo masanın üzerinde duruyor
var olmak
belirli bir yerde bulunmak
A small house stands near the lake
Gölün yakınında küçük bir ev var
dikilmek
ayaklarının üzerinde dik bir biçimde beklemek
He stood there for hours
Saatlerce orada dikildi
katlanamamak
birinden veya bir şeyden hiç hoşlanmamak
I cannot stand this noise
Bu gürültüye katlanamıyorum
ekmek
bir buluşmaya gitmemek
He stood me up at the cinema
Sinemada beni ekti
şansı olmak
başarılı olma ihtimali bulunmak
We stand a chance to win
Kazanma şansımız var
ayağa kalkmak
oturur durumdan dik duruma geçmek
Please stand when the teacher enters
Öğretmen girdiğinde lütfen ayağa kalkın
tezgah
bir şeyler satılan küçük yapı
She bought fruit at the stand
Tezgahtan meyve aldı
satış kulübesi
malların satıldığı küçük yapı
This food stand is very popular
Bu yemek kulübesi çok popüler
stant
bir şeyler satmak için kullanılan masa
They set up a stand for the fair
Fuar için bir stant kurdular
destek
bir şeyi tutmak için kullanılan yapı
The camera is on a stand
Kamera bir desteğin üzerinde
ısmarlamak
başkasının içeceğinin parasını ödemek
I will stand you a drink
Sana bir içecek ısmarlayacağım
tanık kürsüsü
mahkemede tanığın ifade verdiği yer
The witness took the stand
Tanık kürsüye çıktı
mademki
Sahnedebir durum gerçekleştiği için
Now that you are here, we can start
Madem buradasın, başlayabiliriz
mademki
yeni bir durum nedeniyle bir şeyin doğru olduğunu açıklamak için kullanılır
Now that you are here we can start
Mademki buradasın başlayabiliriz
korumak
Sahnedebirini veya bir şeyi zarardan uzak tutmak
We must protect the environment
Çevreyi korumalıyız
korumak
Sahnedebirini veya bir şeyi zarar görmekten sakınmak
The mother protected her child from the rain
Anne çocuğunu yağmurdan korudu
çözmek
Sahnedebir çözüm bulmak
They settled the argument
Tartışmayı çözdüler
durulmak
sakinleşmek ve berraklaşmak
The dust began to settle
Toz çökmeye başladı
yerleşmek
yeni bir yerde yaşamaya başlamak
They decided to settle in London
Londra'ya yerleşmeye karar verdiler
yetinmek
beklediğinden daha kötü bir şeyi kabullenmek
He had to settle for a cheaper car
Daha ucuz bir araba ile yetinmek zorunda kaldı
yerleşmek
hareket etmeyi bırakıp bir yerde kalmak
The dust began to settle
Toz yerleşmeye başladı
karara bağlamak
bir konu hakkında nihai bir karar vermek
Let us settle the argument
Hadi tartışmayı karara bağlayalım
alıştırmak
birinin yeni bir yerde kendini rahat hissetmesini sağlamak
She helped him settle into the house
Yeni eve alışmasına yardım etti
ödemek
borçlanılan parayı vermek
We need to settle the bill today
Bugün hesabı ödememiz gerekiyor
etkinlik
Sahnedeplanlanmış toplumsal veya sosyal bir organizasyon
The music event was great
Müzik etkinliği harikaydı
olay
Sahnedegerçekleşen herhangi bir şey özellikle önemli bir durum
This event changed my life
Bu olay hayatımı değiştirdi
doldurmak
Sahnedebir şeyi tamamen dolu hale getirmek
Please fill the glass with water
Lütfen bardağı suyla doldur
doyma miktarı
doyana kadar yenen yemek
Eat your fill
Doyana kadar ye
doldurmak
bir işteki boşluğu doldurmak
Fill the position
Pozisyonu doldur
korkuyla dolmak
aşırı derecede korkmak
He was filled with dread
İçi korkuyla doldu
bilgilendirmek
birine bir şey hakkında bilgi vermek
Please fill me in on the details
Lütfen bana detaylar hakkında bilgi ver
doldurmak
vaktini bir şey yaparak geçirmek
She fills her days with reading
Günlerini kitap okuyarak dolduruyor
doldurmak
bir şeyin içini ekleyerek dolu hale getirmek
Fill the bottle with water
Şişeyi suyla doldur
arzulamak
Sahnedebir şeyi çok istemek
I desire a peaceful life
Huzurlu bir hayat arzuluyorum
arzu
bir şeyi çok güçlü bir şekilde isteme duygusu
She has a strong desire to travel
Onun seyahat etmeye karşı güçlü bir arzusu var
arzulamak
bir şeyi çok fazla istemek
He desires to see the world
Dünyayı görmeyi arzuluyor
yazık
Sahnedeüzücü veya pişmanlık verici durum
It is a shame that you cannot come
Gelemeyecek olman ne yazık
utanç
yanlış bir şey yaptığınızda hissedilen acı verici duygu
He felt a deep sense of shame
Derin bir utanç hissetti
ayıplamak
birinin yaptığı bir davranış yüzünden onu kötü hissettirmek
They shamed him for lying
Yalan söylediği için onu ayıpladılar
utandırmak
birinin kendini mahcup veya aptal hissetmesine yol açmak
He shamed her in front of everyone
Herkesin önünde onu utandırdı
utanmazlık
kötü bir şey yaptığında utanmama durumu
He felt no shame after stealing
Çaldıktan sonra hiç utanç duymadı
üzüntü
yaşanan bir durumdan dolayı duyulan keder
It is a shame that the store is closed
Mağazanın kapalı olması büyük bir üzüntü
yokluk
Sahnedebir yerde bulunmama durumu
His absence was noticed by everyone
Yokluğu herkes tarafından fark edildi
on sekiz
Sahnedeon yedi ile on dokuz arasındaki sayı
I am eighteen years old
On sekiz yaşındayım
an
Sahnedeçok kısa bir zaman dilimi
Wait a moment
Bir an bekle
an
çok kısa süre
It happened in a moment
Bir anda oldu
an
çok kısa bir zaman dilimi
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
kısa süre
az bir zaman aralığı
It took a short moment
Kısa bir süre aldı
şu an
şimdiki zaman dilimi
I am busy at the moment
Şu anda meşgulüm
hayal kırıklığına uğratmak
Sahnedebirinin umduğunu yapmayarak onu üzmek
I do not want to disappoint you
Seni hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum
hiç
Sahnedeherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
o zamandan beri
geçmiş bir zamandan bugüne kadar
I have loved it ever since
O zamandan beri bunu seviyorum
eğlenceli
Sahnedegülünç veya eğlendirici olan
The story was very amusing
Hikaye çok eğlenceliydi
inanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
şüphe duymak
Sahnedebir şeyden emin olmamak
I doubt he will come
Geleceğinden şüphe duyuyorum
şüphelenmek
Sahnedebir şeyin doğruluğuna inanmamak
I doubt that
Bundan şüpheleniyorum
müzik grubu
müzik yapan topluluk
The band is very good
Müzik grubu çok iyi
şüphe
bir şeyin doğru olup olmadığından emin olamama hissi
I have some doubt about his story
Onun hikayesi hakkında biraz şüphem var
kişi
Sahnedeinsan olan varlık
He is a good person
O iyi bir kişidir
birey
tek bir kişiyi ifade eden terim
Every person is different
Her birey farklıdır
insan
genel anlamda insan türü
A person needs sleep
Bir insanın uykuya ihtiyacı vardır
şahıs
belirli bir kimse
I know that person
O şahsı tanıyorum
çeyiz
Sahnedegelinin evlenirken beraberinde getirdiği para veya eşya
Her family prepared a large dowry
Ailesi büyük bir çeyiz hazırladı
çeyiz
Sahnedekadının evlenirken kocasına getirdiği evlilik hediyesi
The wife brought a dowry
Kadın bir çeyiz getirdi
çeyiz
evlilikte gelinin ailesinin damadın ailesine verdiği para veya eşya
The bride brought a large dowry to the marriage
Gelin evliliğe büyük bir çeyiz getirdi
tekne
Sahnedesuda seyahat etmek için kullanılan araç
The boat is on the water
Tekne suyun üzerinde
bot
suda seyahat etmek için kullanılan küçük araç
I have a small boat
Küçük bir botum var
tekne
su üzerinde seyahat etmek için kullanılan küçük araç
We took a boat to the island
Adaya tekneyle gittik
bot
su üzerinde yolculuk yapmak için kullanılan küçük taşıt
They use a small boat for fishing
Balık tutmak için küçük bir bot kullanıyorlar
konuşabilmek
Sahnedekonuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
konuşma
fikir veya bilgilerin sözlü olarak paylaşılması
We had a long talk
Uzun bir konuşma yaptık
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
konuşma
bir konu üzerine yapılan resmi sözlü sunum
She gave a short talk about history
Tarih hakkında kısa bir konuşma yaptı
konuşmak
bir konu hakkında karşılıklı konuşmak
They need to talk about their plans
Planları hakkında konuşmaları gerekiyor
ayrılmak
Sahnedebir yerden veya durumdan uzaklaşmak
We will depart from the city tomorrow
Yarın şehirden ayrılacağız
değer vermek
Sahnedebir şeyi önemli bulmak
I value your friendship
Arkadaşlığına değer veriyorum
değer
bir şeyin ne kadar yararlı veya önemli olduğu
This ring has great value
Bu yüzüğün büyük bir değeri var
değer
bir şeyin ne kadar ettiğini gösteren miktar
The value of this house is high
Bu evin değeri yüksek
değer vermek
birini önemli veya yararlı bulmak
I value our friendship very much
Arkadaşlığımıza çok değer veriyorum
değer
bir kişinin önemli bulduğu prensip veya standart
Honesty is a core value
Dürüstlük temel bir değerdir
Soru
SahnedeBilgi edinmek için sorulan cümle
He asked me a difficult question
Bana zor bir soru sordu
sorgulamak
bir şey hakkında şüphe belirtmek
I question his honesty
Onun dürüstlüğünü sorguluyorum
Söz konusu
Üzerinde tartışılan konu
This is the issue in question
Söz konusu olan mesele budur
sorgulamak
birine resmi olarak soru sormak
The police questioned the suspect
Polis şüpheliyi sorguladı
Soru sormak
birinden bilgi almak amacıyla bir şey sormak
She wanted to question him about the project
Proje hakkında ona soru sormak istedi
cesaretle söylemek
Sahnederiskli veya yeni olabilecek bir şeyi ifade etmek
I venture to suggest a new idea
Yeni bir fikir önermeye cüret ediyorum
cüret etmek
riskli veya tehlikeli bir şey yapmaya cesaret etmek
He ventured into the cave
Mağaraya girmeye cüret etti
girişim
yeni bir iş projesi
This new venture is very risky
Bu yeni girişim çok riskli
girişim
yeni bir iş etkinliği veya proje
They started a new business venture
Yeni bir iş girişimi başlattılar
sabah
Sahnedegünün güneş doğuşundan öğlene kadar olan kısmı
I wake up early in the morning
Sabahları erken uyanırım
günaydın
iyi sabahlar anlamında kullanılan kısa selamlama
Morning, how are you?
Günaydın, nasılsın?
sabah
günün öğleden önceki erken kısmı
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
merhum
Sahnedeartık hayatta olmayan
His late father was a doctor
Merhum babası doktordu
geç
Sahnedezamanından sonra olan
I was late for the meeting
Toplantıya geç kaldım
geç
zamanında olmayan
I am late for work
İşe geç kaldım
sonları
bir dönemin bitişine yakın
It happened in the late nineties
Doksanlı yılların sonlarında oldu
son
yakın zamanda gerçekleşen veya yapılan
These are late reports
Bunlar son raporlar
ifade
Sahnedegerçeklerin resmi bir beyanı
The witness gave her testimony in court
Tanık mahkemede ifadesini verdi
tanıklık
mahkemede verilen resmi ifade
Her testimony helped solve the case
Tanıklığı davanın çözülmesine yardımcı oldu
karşılamak
Sahnedevaran birini selamlamak
They welcomed the guests
Misafirleri karşıladılar
hoş karşılanan
memnuniyetle karşılanan veya istenen
You are welcome here
Burada isteniyorsunuz
serbest
bir şeyi yapmasına izin verilen
Questions are welcome
Sorular serbesttir
son kez
Sahnedediğer hepsinden sonra gelen
This is the last time
Bu son kez
geçen sefer
şu andan hemen önce gerçekleşen
I went there last time
Geçen sefer oraya gittim
geçen sefer
şu andan önceki en yakın zaman
I ate sushi last time
Geçen sefer sushi yedim
tür
Sahnedebenzer özelliklere sahip grup
What sort of food is this
Bu ne tür bir yemek
sıralamak
nesneleri gruplara ayırmak veya düzenlemek
Please sort these books
Lütfen bu kitapları sırala
halletmek
bir sorunu veya durumu başarıyla çözmek
I will sort this problem out soon
Bu sorunu yakında halledeceğim
yeniden birleşmek
Sahnedebir süreliğine ayrıldıktan sonra tekrar bir araya gelmek
The siblings reunited after many years
Kardeşler yıllar sonra yeniden bir araya geldi
yeniden birleştirmek
insanları veya şeyleri tekrar bir araya getirmek
The organization helped reunite the family
Kuruluş aileyi yeniden birleştirmeye yardımcı oldu
yeniden buluşmak
ayrı kaldıktan sonra tekrar bir araya gelmek
The friends reunited after ten years
Arkadaşlar on yıl sonra yeniden buluştu
temelli
Sahnedesonsuza kadar sürecek şekilde
He left town for good
O şehirden temelli ayrıldı
iyilik için
olumlu veya yararlı bir amaçla
They are working for good
İyilik için çalışıyorlar
kalıcı olarak
sonsuza dek bir daha değişmemek üzere
They left the country for good
Ülkeden kalıcı olarak ayrıldılar
güvenle
Sahnedezarar veya risk olmadan
He arrived home safely
Eve güvenle vardı
tanımak
Sahnededaha önce görülen birini veya bir şeyi hatırlayıp kim olduğunu anlamak
I didn't recognize him at first
Onu ilk başta tanıyamadım
kabul etmek
Sahnedebir şeyin doğru veya önemli olduğunu kabul etmek
They finally recognized the need for change
Sonunda değişim gerekliliğini kabul ettiler
almaya gelmek
Sahnedebirini veya bir şeyi almak amacıyla bir yere varmak
I will come for you later today
Bugün daha sonra seni almaya geleceğim
almaya gelmek
birini veya bir şeyi almak için gelmek
I will come for you at eight
Seni saat sekizde almaya geleceğim
saldırmak
birini eleştirmek veya agresif bir şekilde yüzleşmek
Why did he come for you
Neden sana saldırdı
almaya gelmek
birini veya bir şeyi götürmek amacıyla bir yere varmak
I came for my coat
Ceketimi almaya geldim
teslim almaya gelmek
bir şeyi teslim almak için bir yere varmak
He came for the mail
Postayı teslim almaya geldi
almaya gelmek
birini bulunduğu yerden alıp götürmek için gelmek
I came for my son at school
Okuldan oğlumu almaya geldim
üstüne gelmek
birine saldırmak veya zarar vermek amacıyla yaklaşmak
The dog came for the cat
Köpek kedinin üstüne geldi
ziyarete gelmek
birini veya bir yeri ziyaret etmek için gelmek
She came for a quick visit
Kısa bir ziyarete geldi
amaçla gelmek
belirli bir işi halletmek üzere bir yere varmak
I came for an interview
Görüşme için geldim
üye
Sahnedebir gruba veya topluluğa dahil olan kişi
She is a member of the club
O kulübün bir üyesi
üye
bir gruba veya topluluğa ait olan kişi
She is a member of the club
O, kulübün bir üyesi
hatırlamak
bir şeyi unutmamış olmak
I remember your name
İsmini hatırlıyorum
anımsamak
bir şeyi zihne geri getirmek
I try to recall the answer
Cevabı anımsamaya çalışıyorum
üye
bir gruba dahil olan kişi
He is a member of the club
O kulübün bir üyesidir
tebrik etmek
Sahnedebirini başarısından dolayı kutlamak
I want to congratulate you
Seni tebrik etmek istiyorum
aramak
Sahnedebir şeyi bulmaya çalışmak
I am searching for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
elektrik çarpması
Sahnedevücuttan geçen elektriğin yarattığı ani acı hissi
I felt a shock when I touched the wire
Tele dokunduğumda elektrik çarpması hissettim
şok
ani bir şaşkınlık veya üzüntü hissi
It was a big shock
Bu büyük bir şoktu
çaba
Sahnedebir şeyi başarmak için harcanan enerji
It takes a lot of effort to learn a language
Bir dil öğrenmek çok çaba gerektirir
büyük ölçüde
Sahnedeçok fazla miktarda veya derecede
The situation has improved greatly
Durum büyük ölçüde iyileşti
doğrulamak
Sahnedebir şeyin gerçek veya doğru olduğunu resmen bildirmek
The document attests to his innocence
Belge onun masumiyetini doğrular
kanıt
Sahnedebir gerçeğin doğru olduğunu gösteren şey
Do you have any proof
Hiç kanıtın var mı
geçirmez
bir şeye karşı dayanıklı olan
This watch is waterproof
Bu saat su geçirmez
düzeltmek
hataları bulmak için dikkatlice okumak
You should proof your essay
Kompozisyonunu gözden geçirmelisin