

Brooklyn Nine-Nine — Season 1 Episode 1
Kelimeler ve anlamları
546 kelime
Seviye
öldürmek
Sahnedebir canlının yaşamına son vermek
The hunter killed the deer
Avcı geyiği öldürdü
kırıp geçirmek
bir gösteride çok komik veya popüler olmak
The comedian killed the audience
Komedyen seyirciyi kırıp geçirdi
durdurmak
bir süreci veya çalışmayı sona erdirmek
The company killed the project
Şirket projeyi durdurdu
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am killing for a slice of pizza
Bir dilim pizzayı çok istiyorum
robot
Sahnedeotomatik olarak hareket edebilen ve görevleri yerine getirebilen makine
The robot can clean the house
Robot evi temizleyebilir
yalnızca
Sahnedebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
tek
Sahnedeeşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
sadece
daha fazlası olmayan
I have only two dollars
Sadece iki dolarım var
muhbir
Sahnedepolise veya yetkililere gizli bilgi veren kişi
The informant told the police where the criminal was hiding
Muhbir polise suçlunun nerede saklandığını söyledi
olmak
Sahnedebir şey olmaya başlamak
She wants to become a doctor
O doktor olmak istiyor
yakışmak
bir kıyafetin birinde güzel durması
That dress really becomes you
O elbise sana gerçekten yakışıyor
dönüşmek
bir şeyden başka bir şeye geçmek
Water will become ice
Su buza dönüşecek
hı-hı
Sahnedeonaylama veya kabul etme anlamında çıkarılan ses
Mm hmm, I agree
Hı-hı, katılıyorum
hı-hı
dinlediğini göstermek için çıkarılan ses
Mm hmm, go on
Hı-hı, devam et
hı-hı
evet anlamında kullanılan ses
Mm hmm, it is
Hı-hı, öyle
hı hı
bir şeyi onaylamak veya dinlediğini belirtmek için kullanılan ses
Mm hmm, I am listening to you
Hı hı, seni dinliyorum
hı hı
insanların hemfikir olduklarını veya dinlediklerini göstermek için çıkardığı ses
Mm hmm I understand what you are saying
Hı hı ne dediğini anlıyorum
hı hı
birinin bizi dinlediğini veya onayladığını göstermek için çıkardığı ses
Mm hmm I agree with you
Hı hı sana katılıyorum
hesap defteri
Sahnedefinansal işlemlerin kaydedildiği defter
He entered the transaction in the ledger
İşlemi hesap defterine kaydetti
çok uzak
Sahnedebir şeyin durumundan çok farklı veya geride olmak
The project is far from finished
Proje bitmiş olmaktan çok uzak
ciddiyetle
Sahnedeiçtenlikle veya ciddi bir tavırla
He spoke seriously about his future
Geleceği hakkında ciddiyetle konuştu
ciddi bir şekilde
çok ağır veya aşırı bir durumda
He was seriously injured in the accident
Kazada ciddi bir şekilde yaralandı
gizli Noel baba
Sahnedeinsanların birbirine isimsiz hediyeler verdiği bir oyun
We are playing Secret Santa at work
İş yerinde Gizli Noel Baba oynuyoruz
bölge
Sahnedebelirli bir alan veya bölüm
He lives in this precinct
O bu bölgede yaşıyor
polis bölgesi
şehrin tek bir karakol tarafından denetlenen bölümü
The suspect was taken to the local precinct
Şüpheli yerel polis bölgesine götürüldü
seçim bölgesi
insanların seçimlerde oy kullandığı alan
I walked to my precinct to cast my vote
Oyumu kullanmak için seçim bölgeme yürüdüm
karakol
yerel bir polis istasyonu ve hizmet verdiği bölge
The officer returned to the precinct
Polis memuru karakola döndü
tezgah
Sahnedeyemek hazırlanan veya hizmet verilen düz yüzey
Put the keys on the counter
Anahtarları tezgaha koy
sayıcı
nesneleri sayan kişi
He is a fast counter
O hızlı bir sayıcıdır
karşı çıkmak
bir fikre veya argümana ters bir görüş belirtmek
She decided to counter his claim
Onun iddiasına karşı çıkmaya karar verdi
sayaç
sayıları sayan veya gösteren bir cihaz
The electric counter shows how much energy we use
Elektrik sayacı ne kadar enerji kullandığımızı gösteriyor
anladım
Sahnedebir şeyi anlamak
I got it
Anladım
en iyi
Sahnedeen yüksek kalitede veya en uygun
This is the best book
Bu en iyi kitap
yenmek
bir yarışmada birini mağlup etmek
He bested his opponent
Rakibini yendi
iyi olur
birine güçlü bir tavsiye veya uyarı vermek için kullanılır
You had best leave now
Şimdi gitsen iyi olur
en iyi dilekler
birine sunulan iyi niyet ve güzel temenniler
Please give her my best
Lütfen ona en iyi dileklerimi ilet
görev
Sahnedeyapılması gereken iş veya sorumluluk
It is my duty to help you
Sana yardım etmek benim görevim
görev
Sahnedeyapılması gereken iş veya sorumluluk
It is my duty to help others
Başkalarına yardım etmek benim görevim
görev
yapılması gereken işler
It is your duty to help him
Ona yardım etmek senin görevin
gümrük vergisi
mallar üzerinden ödenen vergi
You must pay duty on these goods
Bu mallar için gümrük vergisi ödemelisiniz
idari
Sahnedeyönetim veya organizasyonla ilgili olan
She has administrative experience
Onun idari deneyimi var
konuşabilmek
Sahnedekonuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
konuşmak
bir konu hakkında karşılıklı konuşmak
They need to talk about their plans
Planları hakkında konuşmaları gerekiyor
bonus
Sahnedeek bir avantaj veya ödül
We received a bonus at work
İş yerinde bir bonus aldık
prim
ödül olarak verilen ekstra para
He received a year-end bonus
Yıl sonu primi aldı
o zamandan beri
Sahnedegeçmişteki bir zamandan şimdiye kadar
I have lived here ever since I was a child
Çocukluğumdan beri burada yaşıyorum
o zamandan beri
geçmişteki bir noktadan şu ana kadar sürekli olarak
I have lived here ever since
O zamandan beri burada yaşıyorum
sabit fikirli
Sahnedekendi düşüncelerine aşırı bağlı olan ve bunları savunan kimse
She is very opinionated about politics
Siyaset konusunda çok sabit fikirlidir
sus
Sahnedekonuşmayı bırakmak veya birini susturmak
Please shut up
Lütfen sus
susturmak
birinin konuşmayı bırakmasını sağlamak
Just shut up and listen
Sadece sus ve dinle
susmak
konuşmayı kesmek veya birine sessiz kalmasını söylemek
Please shut up while I am working
Çalışırken lütfen sus
susmak
konuşmayı bırakmak
Please shut up and listen
Lütfen sus ve beni dinle
üzerine basmak
Sahnedeayağını bir şeyin üzerine koymak
Be careful not to step on the cat
Kedinin üzerine basmamaya dikkat et
engel olmak
birinin yapmak istediği şeyi yapmasını önlemek
Do not step on my plans
Planlarıma engel olma
binmek
gemi uçak veya trene girmek
It is time to step on the plane
Uçağa binme zamanı geldi
sahici
Sahnedegerçek ve doğru olan
This product is the real deal
Bu ürün sahici
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
hatırlamak
bir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
heyecanlı
Sahnedeçok heyecanlı ve enerjik hissetme durumu
I am really pumped for the concert tonight
Bu akşamki konser için çok heyecanlıyım
kusmuk
Sahnedehasta olunduğunda ağızdan çıkan sıvı
There is vomit on the floor
Yerde kusmuk var
kusmak
mide içeriğini ağız yoluyla dışarı atmak
The baby vomited
Bebek kustu
tutuklamak
Sahnedebirini polis gözetimi altına almak
The police arrested the man
Polis adamı tutukladı
durma
bir işlevin aniden durması
He suffered a cardiac arrest
Kalp durması geçirdi
çıkmak
Sahnedebirisiyle romantik bir amaçla görüşmek
They have been dating for two months
İki aydır çıkıyorlar
tarih
ayın veya yılın belirli bir günü
What is today's date?
Bugünün tarihi ne?
hurma
palmiye ağacından yetişen tatlı kahverengi meyve
I like eating dates
Hurma yemeyi severim
bugüne kadar
şimdiki zamana kadar
We have learned a lot to date
Bugüne kadar çok şey öğrendik
halka açık
Sahnedeherkesin kullanımına açık olan
This park is public
Bu park halka açık
halk
sıradan insanlardan oluşan grup
The public loves the new law
Halk yeni yasayı sevdi
halka açık
herkesin kullanımına sunulmuş olan
This is a public park
Bu halka açık bir park
topluluk önünde
birçok insanın görüp duyabileceği bir ortam
She spoke in public about the problem
O sorun hakkında topluluk önünde konuştu
karakter
Sahnedebir insanı tanımlayan özellikler bütünü
He has a strong character
Güçlü bir karakteri var
karakter
hikaye, film veya oyundaki kişi
He is my favorite character
O benim en sevdiğim karakter
karakter
yazı sisteminde kullanılan harf veya simge
This password requires eight characters
Bu şifre sekiz karakter gerektiriyor
karakter
insanların bir kişinin ahlaki nitelikleri hakkındaki görüşü
He is a man of strong character
O güçlü karaktere sahip bir adam
bip
Sahnedekısa ve tiz bir ses
The machine made a meep sound
Makine bir bip sesi çıkardı
bir sürü
Sahnedebir şeyden fazla sayıda veya miktarda bulunması
I have a lotta homework tonight
Bu gece yapacak bir sürü ödevim var
çok
büyük bir miktar
I have a lotta work to do
Yapacak çok işim var
bir sürü
çok sayıda olan
She has a lotta friends
Bir sürü arkadaşı var
gömlek
Sahnedevücudun üst kısmına giyilen giysi
He is wearing a white shirt
O beyaz bir gömlek giyiyor
gömlek
vücudun üst kısmına giyilen bir giysi
He is wearing a blue shirt
O mavi bir gömlek giyiyor
unutmak
Sahnedebir şeyi hatırlayamamak
I often forget my keys
Anahtarlarımı sık sık unuturum
hatırlamak
bir şeyi tekrar akla getirmek
I remember this song
Bu şarkıyı hatırlıyorum
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I often forget where I put my keys
Anahtarlarımı nereye koyduğumu sık sık unuturum
boşvermek
bir şeyi düşünmeyi veya ona önem vermeyi bırakmak
Just forget the argument
Tartışmayı boşver
seçenek
Sahnedeseçilebilecek şey
You have two options
İki seçeneğiniz var
seçenek
birkaç olasılık arasından tercih yapma imkanı
You have the option to leave early
Erken ayrılma seçeneğin var
endişe
Sahnedebir durumdan kaynaklanan huzursuzluk hissi
She expressed her worry about the project
Proje hakkındaki endişesini dile getirdi
endişelenmek
bir şey hakkında kaygılı hissetmek
Do not worry about me
Benim hakkımda endişelenme
kaygılandırmak
birini tedirgin etmek
The news worried the family
Haberler aileyi kaygılandırdı
endişe
sizi kaygılandıran bir şey
My main worry is the weather
Asıl endişem hava durumu
endişeli
kaygılı veya huzursuz hissetme durumu
He looks worried today
Bugün endişeli görünüyor
kaygı
insanı huzursuz eden düşünce veya sorun
Money is his main worry
Para onun temel kaygısı
endişelenmek
bir şey hakkında huzursuz veya gergin hissetmek
Do not worry about the future
Gelecek hakkında endişelenme
endişelendirmek
birinin kaygılı veya üzgün hissetmesine neden olmak
Your late arrival worries me
Geç gelmen beni endişelendiriyor
sabah
Sahnedegünün güneş doğuşundan öğlene kadar olan kısmı
I wake up early in the morning
Sabahları erken uyanırım
günaydın
iyi sabahlar anlamında kullanılan kısa selamlama
Morning, how are you?
Günaydın, nasılsın?
sabah
günün öğleden önceki erken kısmı
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
bahis oynamak
Sahnedebir oyun veya yarış için para riske atmak
He bet on the red car
Kırmızı arabaya bahis oynadı
bahse girmek
bir şeyden çok emin olmak
I bet he is late
Bahse girerim geç kalmıştır
seçenek
en uygun veya yararlı olan tercih
Taking the train is your best bet
Trene binmek en iyi seçeneğin
bahis
yanılırsan para ödeyeceğin bir anlaşma
I made a bet with him
Onunla bir bahis yaptım
beyaz gürültü
Sahnedesürekli ve değişmeyen arka plan sesi
I use white noise to help me sleep
Uyumama yardımcı olması için beyaz gürültü kullanıyorum
sürmek
Sahnedebir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
geçen
Sahnedeşimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
son
diğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
duymak
Sahnedebir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
çıkarmak
Sahnedekıyafet gibi bir şeyi üzerinden çıkarmak
Please take off your shoes
Lütfen ayakkabılarınızı çıkarın
havalanmak
hızla ayrılmak veya uçağın yükselmesi
The plane will take off soon
Uçak yakında havalanacak
izin almak
belirli bir süre işten uzak kalmak
I want to take off next Friday
Gelecek Cuma izin almak istiyorum
popülerleşmek
hızla başarılı veya tanınır hale gelmek
The new software really took off this year
Yeni yazılım bu yıl gerçekten çok tuttu
dikkatini dağıtmak
birinin bir şeyi düşünmeyi bırakmasını sağlamak
This hobby helps take off the stress from your mind
Bu hobi zihnindeki stresi uzaklaştırmaya yardımcı olur
yükselişe geçmek
başarılı veya popüler olmaya başlamak
Her career really started to take off
Kariyeri gerçekten yükselişe geçmeye başladı
izin almak
işten bir süre uzak kalmak
I will take off next week
Gelecek hafta izin alacağım
fırlayıp gitmek
aniden ve hızlıca bir yerden ayrılmak
He took off as soon as the bell rang
Zil çalar çalmaz fırlayıp gitti
izin almak
işe ara vererek çalışmamak
I will take off next week
Gelecek hafta izin alacağım
hızla uzaklaşmak
bir yerden aniden gitmek
He took off suddenly
O aniden hızla uzaklaştı
havalanmak
yerden göğe doğru yükselmek
The plane will take off now
Uçak şimdi havalanacak
vardı
Sahnedebir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
edinmek
Sahnedebir şeye sahip olmak
He got a new car
Yeni bir araba edindi
haline gelmek
değişip yeni bir duruma girmek
It got dark outside
Dışarısı karardı
anlamak
bir şeyi doğru şekilde kavramak veya duymak
I finally got the message
Sonunda mesajı anladım
artık
Sahnedeartık veya bir daha (olumsuz cümlelerde kullanılır)
I don't live there anymore
Artık orada yaşamıyorum
artık
artık gerçekleşmeyen veya var olmayan
I don't live here anymore
Artık burada yaşamıyorum
artık
bir şeyin eskisi gibi devam etmediğini belirtir
I don't go there anymore
Artık oraya gitmiyorum
artık
günümüzde geçerliliğini yitirmiş durumları ifade eder
They don't play together anymore
Artık birlikte oynamıyorlar
lütfen
Sahnedenazik bir ricada bulunmak için kullanılır
Please help me
Lütfen bana yardım et
memnun etmek
birini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
istediğini yapmak
birinin kendi keyfine göre hareket etmesi
You can do as you please
İstediğini yapabilirsin
berbat
Sahnedeçok kötü
The weather was terrible
Hava berbattı
berbat
Sahnedeaşırı derecede hoş olmayan veya düşük nitelikli
The weather is terrible today
Bugün hava berbat
kötü
çok nahoş olan
The weather is terrible today
Bugün hava çok kötü
şu anda
Sahnedetam şu an veya bulunulan an
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
tamam mı
karşıdaki kişinin anlayıp anlamadığını kontrol etme
You understand right now
Anladın tamam mı
şu an
içinde bulunulan zaman dilimi
Right now is the best time
Şu an en iyi zaman
şu anda
içinde bulunulan an
I am busy right now
Şu anda meşgulüm
odaklanmak
Sahnedebir şeye dikkatini vermek
Please focus on your work
Lütfen işine odaklan
odaklanmak
dikkati veya çabayı belirli bir şey ya da etkinlik üzerinde toplamak
Focus on your studies
Derslerine odaklan
odaklanmak
bir konuya zihnini vermek
Focus on the road while driving
Araba sürerken yola odaklan
dikkatini vermek
bir şeyle yakından ilgilenmek
You should focus on the important details
Önemli detaylara dikkatini vermelisin
selam
Sahnedegündelik dilde arkadaşça selamlaşma
He hey, it is good to see you
Selam, seni görmek güzel
ha ha
gülerken çıkarılan ses
He hey, that is funny
Ha ha, bu çok komik
ikinci olarak
Sahnedeikinci sırada
Secondly, we need more time
İkinci olarak, daha fazla zamana ihtiyacımız var
hayran
Sahnedebirini veya bir şeyi çok seven kişi
He is a big fan of jazz
O, cazın büyük bir hayranıdır
vantilatör
havayı hareket ettiren kanatlı makine
Turn on the fan
Vantilatörü aç
yellemek
hava akımı oluşturmak için sallamak
She fanned herself with a book
Kitapla kendini yelledi
hoşlanmayan kişi
birinden veya bir şeyden hoşlanmayan kimse
He is a fan of no one here
Buradaki kimseden hoşlanmıyor
icat etmek
Sahnedeyeni bir şey tasarlamak veya yapmak
Who invented the telephone?
Telefonu kim icat etti?
geri çekilmek
Sahnedebir şeyden uzaklaşmak için geriye doğru hareket etmek
He backed away from the fire
Ateşten geri çekildi
dizüstü bilgisayar
Sahnedeyanında taşıyabileceğin küçük bir bilgisayar
I use my laptop for work
İş için dizüstü bilgisayarımı kullanıyorum
dizüstü bilgisayar
taşınabilir küçük bilgisayar
I work on my laptop
Dizüstü bilgisayarımda çalışıyorum
bilgisayar
Sahnedeveri işleyen elektronik makine
I use my computer every day
Bilgisayarımı her gün kullanıyorum
bilişim cihazı
Sahnedeprogramları çalıştıran veri işleme makinesi
This computer runs many programs
Bu bilişim cihazı birçok programı çalıştırıyor
bilgisayar
veri işlemek için kullanılan elektronik cihaz
I use a computer for work
İş için bilgisayar kullanıyorum
uydurma kelime
Sahnedegerçekte var olmayan veya uydurulmuş sözcük
Mlepnos is a made up word
Mlepnos uydurma bir kelimedir
başarmak
Sahnedeözellikle çaba sarf ettikten sonra bir şeyi başarmak
She worked hard to achieve her goals
Hedeflerini başarmak için çok çalıştı
başarmak
bir çaba sonucunda başarılı olmak
You can achieve anything with hard work
Çok çalışarak her şeyi başarabilirsin
başarmak
bir hedefe ulaşmak veya iyi bir sonuç elde etmek
You can achieve your goals with hard work
Çok çalışarak hedeflerine ulaşabilirsin
uzman
Sahnedebir konuda çok bilgi veya beceriye sahip kişi
She is an expert in this field
O bu alanda bir uzmandır
rehine vermek
SahnedeBir eşyayı, daha sonra geri almak üzere para karşılığında bir dükkana bırakmak
He had to pawn his watch
Saatini rehine vermek zorunda kaldı
piyon
Satranç oyununda kullanılan küçük taş
The pawn moves forward one square
Piyon bir kare ileri hareket eder
piyon
Satranç oyununda kullanılan taş
I lost my last pawn
Son piyonumu kaybettim
rehin bırakmak
ödünç para almak için bir eşyayı teminat olarak vermek
He pawned his watch
Saatini rehin bıraktı
paylaşmak
Sahnedebir şeyi başkalarıyla kullanmak ya da onlara vermek
I will share my food with you
Yemeğimi seninle paylaşacağım
pay
bir şeyin bir parçası veya bölümü
This is your share
Bu senin payın
paylaşmak
bir özelliği başkasıyla aynı şekilde taşımak
We share the same hobby
Aynı hobiyi paylaşıyoruz
ortak kullanmak
bir nesneyi başkalarıyla birlikte kullanmak
I share a room with him
Odamı onunla ortak kullanıyorum
masabaşı memuru
Sahnedesıkıcı ofis işleri yapan kimse
He feels like a pencil pusher in his new job
Yeni işinde kendini masabaşı memuru gibi hissediyor
erişim
Sahnedebir yere girme veya bir şeyi kullanma imkanı
I have access to the building
Binaya erişimim var
erişmek
bir yere veya sisteme girmek
You can access the files here
Dosyalara buradan erişebilirsin
sigara içmek
Sahnedeyanan bir şeyin dumanını solumak
He does not smoke
O sigara içmez
duman
yanan maddelerin oluşturduğu görünür gaz
There is a lot of smoke
Çok fazla duman var
tütsülemek
et veya balığı dumanla korumak
They smoke the fish
Balıkları tütsülüyorlar
çok çekici
çok çekici veya güzel görünen kimse (argo)
She is a total smoke
O çok çekici biri
sigara içmek
tütün ürünlerinin dumanını soluyup geri vermek
She decided to smoke a cigarette
Bir sigara içmeye karar verdi
dumanla çıkarmak
duman kullanarak bir şeyi olduğu yerden kovmak
They smoked the fox out of the hole
Tilkiyi dumanla delikten çıkardılar
duman
yanan bir maddeden yayılan gri veya siyah gaz
There is a lot of smoke in the room
Odada çok duman var
dumanı içine çekmek
yanan tütünden çıkan dumanı solumak
It is unhealthy to smoke deeply
Dumanı derinden içine çekmek sağlıksızdır
öldürmek
birinin canına kıymak argo
The gangster planned to smoke his rival
Gangster rakibini öldürmeyi planladı
sigara kullanımı
tütün dumanını içine çekme eylemi
Excessive smoke can cause many diseases
Aşırı sigara kullanımı birçok hastalığa yol açabilir
tütün kullanmak
sigara veya benzeri ürünleri tüketmek
He stopped to smoke for a few minutes
Birkaç dakikalığına tütün kullanmak için durdu
birebir aynı
Sahnedetamamen aynı olan
The two pictures are identical
İki resim de birebir aynı
tıpatıp aynı
hiçbir farkı olmayan
The twins look identical
İkizler tıpatıp aynı görünüyor
dahil etmek
Sahnedebirini bir şeye katmak veya ilgilendirmek
We need to engage the local community
Yerel topluluğu dahil etmemiz gerekiyor
nişanlı
evlenmek üzere söz vermiş
They are engaged
Onlar nişanlı
çalıştırmak
bir makineyi veya sistemi çalışır duruma getirmek
You need to engage the machine
Makineyi çalıştırman gerekiyor
çatışmaya girmek
birine veya bir şeye karşı savaşmaya başlamak
The soldiers engaged the enemy
Askerler düşmanla çatışmaya girdi
açmak
Sahnedekapalı bir şeyi açık hale getirmek
Open up the window
Pencereyi aç
içini dökmek
özel duyguları veya sırları biriyle paylaşmak
He opened up to his friend
Arkadaşına içini döktü
kendini açmak
duygu ve düşüncelerini paylaşmak
She is starting to open up
Kendini açmaya başlıyor
iş yeri açmak
yeni bir dükkan veya şirket kurmak
They plan to open up a new cafe
Yeni bir kafe açmayı planlıyorlar
tamam
Sahnedeyeterince iyi veya kabul edilebilir
The meal was all right
Yemek idare ederdi
tamam
Sahnededinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
peki
kesinlikle veya şüphe duymadan
All right, I will come
Peki, geleceğim
vız
Sahnedekeskin ve tiz bir ses
The machine made a loud zeep sound
Makine yüksek bir vız sesi çıkardı
yo yo
Sahnedebir ip yardımıyla aşağı yukarı hareket eden oyuncak
I have a red yo yo
Kırmızı bir yo yo'm var
uydurmak
Sahnedebir hikaye veya bahane gibi hayali bir şey yaratmak
He made up an excuse for being late
Geç kaldığı için bir bahane uydurdu
uydurulmuş
hayal ürünü olarak yaratılmış veya söylenmiş
He made up a story
Bir hikaye uydurdu
oluşturmak
bir bütünün parçası olmak veya meydana getirmek
Women make up half of the population
Kadınlar nüfusun yarısını oluşturuyor
karar vermek
bir konuda kesin karar almak
I have made up my mind
Kararımı verdim
uydurma
gerçek olmayan veya uydurulmuş
That story is made up
O hikaye uydurma
uydurma
gerçek olmayan bir hikaye veya oyun için yaratılmış
The story he told was made up
Anlattığı hikaye uydurmaydı
makyaj
yüzü renklendirmek veya değiştirmek için kullanılan ürünler
She applies her makeup every morning
O her sabah makyajını yapar
devasa
Sahnedeboyut olarak çok büyük
The building is gigantic
Bina devasa
ihtiyaç duymak
Sahnedegerekli olduğu için bir şeye gereksinim duymak
I need some help
Biraz yardıma ihtiyacım var
ihtiyaç
gerekli veya zorunlu olan şey
There is a need for water
Suya ihtiyaç var
zor
Sahnedeyapılması veya baş edilmesi kolay olmayan
This is a tough question
Bu zor bir soru
dayanıklı
Sahnedeçok güçlü veya cesur olan
He is a tough man
O dayanıklı bir adamdır
kötü şans
kötü bir durumu önemsemediklerini belirtmek için kullanılır
Tough luck for you
Senin için kötü şans
sert
insanlara karşı zorlayıcı veya katı olan
The teacher is very tough
Öğretmen çok sert
konser
Sahnedecanlı müzik performansı
I am going to a concert tonight
Bu akşam bir konsere gidiyorum
konser
Sahnedeizleyiciler önünde yapılan müzik gösterisi
I bought tickets for the concert
Konser için bilet aldım
ortaklaşa
başkalarıyla koordineli bir şekilde
They worked in concert to save the park
Parkı kurtarmak için ortaklaşa çalıştılar
konser
canlı olarak yapılan müzik gösterisi
I went to a rock concert last night
Dün gece bir rock konserine gittim
inanılmaz
Sahnedeçok şaşırtıcı veya inanması güç olan
The result of the game was unbelievable
Maçın sonucu inanılmazdı
inanılmaz
doğru veya gerçek olması zor olan
That is an unbelievable price
Bu inanılmaz bir fiyat
gizli
Sahnedegizlice çalışan veya yürütülen
He is an undercover agent
O, gizli bir ajandır
gizli ajan
bilgileri toplamak için gizlice çalışan kişi
The officer went undercover to gather facts
Memur gerçekleri toplamak için gizli görevde çalıştı
iyi
Sahnedeyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
zinde
iyi bir sağlık durumu içinde
She is feeling fine today
Bugün kendini zinde hissediyor
ufak
boyut veya miktar olarak çok küçük
There is fine sand on the beach
Sahilde ufak kumlar var
hap
Sahnedeküçük ve katı tıbbi ilaç
Take one tablet
Bir hap al
tablet
bilgisayar işlevi gören taşınabilir cihaz
I use a tablet
Tablet kullanıyorum
levha
üzerine yazı yazılan düz taş veya kil parçası
They found an ancient tablet
Eski bir levha buldular
gerçekten
Sahnedegerçek bir şekilde
I am literally exhausted today
Bugün gerçekten çok yorgunum
tam anlamıyla
kelimesi kelimesine veya tam olarak
I literally read every word of the book
Kitabın her kelimesini tam anlamıyla okudum
korkutucu
Sahnedekorku veren
This movie is very scary
Bu film çok korkutucu
en korkutucu
en çok korku veren veya ürküten
This is the scariest movie
Bu en korkutucu film